-- Diriliş Postası, Hakkın Elinden Tutmak

“2015 AVRUPA İSLAMOFOBİ RAPORU”NA HAK ETTİĞİ İLGİYİ GÖSTEREBİLMEK

Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın hazırlattığı ve 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü münasebetiyle Ankara’daki genel merkezinde düzenlediği bir panelle dünyaya duyurduğu “2015 Avrupa İslamofobi Raporu”nun (EIR: European Islamophobia Report 2015) medyada hak ettiği yankıyı bulamamış olması, başarılan işin stratejik kıymetinin toplumda yeterince kavranamadığını göstermektedir.

Bu haftaki yazımızda, yöntem, kapsam ve içerik açısından dünyada bir ilk olan raporun tanıtımı için gerçekleştirilen iki ayrı toplantıya ve özellikle Batı Avrupa ülkelerindeki İslam karşıtlığı kaynaklı hak ihlallerine ilişkin tespitlere, farklı mecralarda gündem edilmesi temennisiyle dikkat çekmek istiyorum.

 

Azınlık ve göçmenlere yönelik insan hakları ihlallerini görebilmek

‘Avrupa İslamofobi Raporu’nun medyada hak ettiği yankıyı bulamamış olması, stratejik kıymetinin yeterince kavranamadığını göstermektedir.

23 Mart 2016 tarihinde SETA’nın İstanbul’daki merkezinde gerçekleştirdiği “Batı Avrupa Ülkelerinde Azınlık ve Göçmenlere Yönelik İnsan Hakları İhlalleri” paneli de Rapor’un kapsamlı içeriğinin Türkiye kamuoyunun dikkatine sunulması için yeterli olmadı. İlk ve doğrudan muhatapları dikkate alınarak İngiliz dilinde hazırlanan raporun Türkçe nüshasının henüz yayınlanamamış olmasının da ilginin zayıf kalmasında bir etkisi olduğu düşünülebilir.

İstanbul’daki panelde konuşan SETA Avrupa Araştırmaları Direktörü Enes Bayraklı, Almanya’da emniyet ve istihbarat teşkilatlarında ırkçılığın kurumsallaştığını ve bu durumun resmi makamlar tarafından sorun olarak kabul edilmediğini ifade ederek, 2015 yılında mültecilere yönelik saldırıların 5 kat artmış olmasının, yurtları yakılmasına rağmen faillerin bulunamamasının bu tespiti doğruladığını söyledi. Almanya gibi güçlü ve gelişmiş bir ülkenin hâlâ göçmenleri ucuz iş gücü olarak gördüğüne dikkat çeken Bayraklı, temsil, vatandaşlık, eğitim, istihdam gibi alanlarda ciddi problemler yaşayan Müslümanların bu sorunlar yüzünden topluma entegre edilemediğini ifade etti.

Panelde konuşan ve Hollanda’nın insan hakları ihlallerini tespit etmek için 2012 yılında “İnsan Hakları Enstitüsü”nü kurduklarını hatırlatan Prof.Dr. Kadir Canatan, Hollanda’da Özgürlük Partisi’nin İslam ve göçmen karşıtı söylemler geliştirdiğini, ‘Ülkemizde Müslümanları istemiyoruz’, ‘camileri istemiyoruz’, ‘ülkeyi İslam’dan arındırmak istiyoruz’ gibi sloganların  parti tarafından kampanyaya dönüştürülmesini örnek olarak gösterdi (akhaber). Bu vesileyle, Canatan başkanlığında bir heyet tarafından 29 Aralık 2015 tarihinde İstanbul’da açıklanan “2014 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu”nu hatırlatmakta yarar görüyorum. Nuri Tınaz ile Doç.Dr. Erdal Akdeve’nin de birer konuşma yaptığı “Batı Avrupa Ülkelerinde Azınlık ve Göçmenlere Yönelik İnsan Hakları İhlalleri”  panelinin tamamı YouTube’dan izlenebilmektedir.

 

‘Göçmen’likten bir türlü kurtulamayan Avrupa Müslümanları

Yöntem, kapsam ve içerik açısından dünyada bir ilk olan raporun ortaya koyduğu İslam karşıtlığı kaynaklı hak ihlalleri farklı mecralarda gündem edilmelidir.

“Elli beş yılı aşkın bir süredir Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde yaşayan ve ikinci ve üçüncü neslin doğup büyüdüğü devletlerde Müslümanlar hala, kamusal ve politik alanda temsilde, vatandaşlık, eğitim, istihdam ve dini ve kültürel temel hak ve özgürlükler alanlarında pek çok engel, kısıtlama ve problemlerle karşılaşmaktadır. 11 Eylül 2001 olayının ardından Avrupa’nın farklı ülkelerinde terör ve şiddet olaylarındaki gelişmeler sonrası devreye sokulan güvenlik eksenli politik söylem ve uygulamalar Müslümanların kültürel ve dini olarak farklılığı, ülkelerin bütünlüğü ve güvenliği için potansiyel tehdit olarak algılanmaya başlanmıştır. Özellikle, yükselen aşırı sağcı ve ulusalcı partilerin program ve propagandalarıyla ve İslam-Müslüman karşıtlığı ve ayrımcılıkta artışla birlikte Müslümanların temek hak ve özgürlükleri kolayca ihlal edilir olmuştur.” (setav.org).

 

Brüksel’de Avrupa’nın Hak İhlallerini Tartışabilmek

Göçmen statüsünden yerleşik Avrupalı Müslüman konumuna evirilen Müslümanlar vatandaşlık haklarından yararlanma konusunda hâlâ problemler yaşamaktadır.

‘2015 Avrupa İslamofobi Raporu’nun tanıtımı için SETA tarafından Brüksel başta olmak üzere başlıca Avrupa başkentlerinde düzenlenmesi planlanan toplantıların ilki 3 Mayıs 2016 tarihinde Avrupa’nın kalbi Brüksel’de gerçekleştirildi. Avrupa Parlamentosu’nda AP üyeleri Prof.Dr. Josef Weidenholzer ile Afzal Khan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen panelde, Avusturya İslamofobi Raporu’nun yazarı Dr. Farid Hafez, Almanya İslamofobi Raporu’nun yazarı Dr. Anna-Esther Younes ve Belçika İslamofobi Raporu’nun yazarı Dr. Amina Easat-Daas birer tebliğ sundu.

Panelde söz alan Weidenholzer, islamofobinin önemli bir konu olduğunu belirterek Sosyalist Grup olarak bu soruna çözüm bulmak istediklerini ifade etti. Afzal Khan ise konuşmasında sorunun çözümü için Avrupa partileri arasında işbirliği ve ortak çalışmanın önemine değindi. İslamofobiyi yenmenin sadece Müslümanların önceliği olmadığını kaydeden Khan, problemin herkesi ilgilendirdiğini, nefret söylemleri ve ayrımcılık eylemleri nedeniyle Avrupa’nın temel değerleri tehlikede olduğunun altını çizdi. Terör örgütlerinin islamofobiye olan etkisinden bahseden Khan, DAİŞ’in eylemlerine bağlı olarak Avrupa’da aşırı sağın da yükselişe geçtiğini, her ikisinin de amaçlarını gerçekleştirmek için korku ve terörü yöntem olarak kullandığını ifade etti. Panelde yaptığı kısa değerlendirmede Khan, islamofobinin yükselmekte olduğunu ancak aynı zamanda politikacılar arasında bu konudaki farkındalığın da arttığını, SETA’nın raporuna benzer çalışmalarla sorunun çözümünde ilerleme kaydedileceğini söyledi (aa.com.tr).

 

Avrupa’da islamofobinin ulaştığı boyutları görebilmek

Büyük çoğunluğu Hristiyan olan Avrupa ülkelerinde İslam dini ve Müslümanlığa bakış açısının son yıllarda olumsuz yönde tırmanışını sürdürmesinde Elkaide ve IŞİD gibi örgütlerin ABD ve Avrupa’da gerçekleştirdiği saldırıların etkisi büyüktür. Doksanlı yıllardan itibaren yaygınlık kazanan islamofobinin Avrupa’da ulaştığı boyutlar, SETA’nın, 25 Avrupa ülkesinde ağırlıklı olarak siyaset bilimi, dinler tarihi, sosyoloji ve felsefe üzerine çalışmalar yapan 37 akademisyene hazırlattığı ‘2015 Avrupa İslamofobi Raporu’, sağ siyasetin giderek egemen olmaya başladığı Avrupa ülkelerinde, Suriye’den akın eden mültecilerin de etkisiyle İslâm karşıtlığının 2015 yılında daha da artmış olduğunu göstermiştir. Bu yazımızda bazı Müslümanların daha yoğun yaşadığı Batı Avrupa ülkelerinde tespit edilen ve raporda detayıyla verilen hak ihlallerine aljazeera.com sitesinden iktibasla kısaca değineceğiz.

 

Müslümanlara yönelik fiziksel saldırıların yüzde 500 arttığı Fransa

İslamofobinin “endişe verici” boyutlara ulaştığı Fransa’da Müslümanlara yönelik fiziksel saldırılar 2015 yılının ilk 6 ayında yüzde 500 oranında artmıştır. Camilere yönelik saldırıların yüzde 400 oranında yükseldiği ülkede sözlü taciz yüzde yüz artmıştır. Fiziksel ya da sözlü tacize maruz kalanların yüzde 75’ini kadınlar oluşturmaktadır.

Avrupa’da en büyük Müslüman nüfusun yaşadığı Fransa’da başörtülü kadınlar, giyimleri nedeniyle kendi toplulukları dışında istihdam edilmeyeceklerini düşündükleri için çoğunlukla başka alanlarda iş başvurusunda dahi bulunamamaktadır. Müslüman erkekler de kendi yaşadıkları topluluklar dışında iş bulmakta zorlanmaktadır. “Post Charlie” sendromu yaşayan Fransa’da Müslüman topluluklar “cihatçı teröristleri” sert bir dille kınamaya çağırılırken, Müslüman gruplardan gelen, “O kesimle hiç bir ilgimiz yok” açıklamaları da kamuoyunu tatmin etmeye yetmemiştir.

 

İslamofobinin nicelik ve nitelik olarak artış gösterdiği Almanya

Almanya’da bir çok siyasi parti, kendisini “Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar” hareketi PEGIDA’dan ayrı tutsa da, bazı siyasetçilerin Müslümanları, “suçlu, seksist, homofobik” ve “Beyaz Almanlardan bile daha terörist” diye tanımlaması, islamofobik olaylara ilişkin verilerin rahatlıkla toplanamaması, Müslüman kadınların hem kamuda hem de özel sektörde başörtüsüyle ilgili sıkıntılar yaşaması gibi göstergeler ülkede İslam karşıtlığının hem nicelik hem de nitelik açısından arttığını göstermektedir.

Mülteci krizi Almanya’da 2015 yılında İslam karşıtlığını tırmandıran bir unsur olmuştur. Bazı bölgelerde sığınmacıların yaşadığı kamplara saldırılar düzenlenmiştir.

 

Müslümanların sürekli izlendiği ülke İngiltere

Bariz şekilde artan ve günlük hayatı etkiler hale gelen güvenlik önlemleri, İngilizlerin gözündeki Müslüman profilini olumsuz yönde etkilemiştir. Oysa, BBC tarafından 2015 yılı Şubat ayında yapılan bir araştırmaya göre, Müslümanların yüzde 93’ünün kendilerini İngiltere’ye sadık olarak tanımladığı ve İngiliz kanunlarına uymaları gerektiğine inandığı tespit edilmiştir. Ancak araştırmaya katılanların yüzde 46’sı İngiltere’de önyargılardan dolayı Müslüman olmanın zor olduğunu belirtmiştir.

Ülke genelinde islamofobi kaynaklı nefret saldırılarının arttığı İngiltere’de  2015 yılında kabul edilen “Terörle Mücadele ve Güvenlik Yasası”, bu nefret ortamının genişlemesini de beraberinde getirmiştir. Müslümanlar sürekli izlendikleri endişesi taşırken; öğretmenler, anaokulu çalışanları, doktorlar vb. meslek gruplarına “radikal” olduğunu düşündükleri kişileri ihbar etme görevi verilmiştir. Radikalliğin net bir tanımı olmadığı için bu aykırı görev bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir. Mesela, bir ilkokulda kendilerine sorulan sorulara, “Pasif yaşamaktansa kahraman olarak ölmeyi tercih ederim”, “Eğer bir öğrenci benim ırkım ve dinimle dalga geçerse, canını yakmak pahasına onu durdururum” gibi cevaplar veren 7 öğrenci hakkında “radikalleşme eğiliminde oldukları gerekçesiyle” rapor tutulmuştur.

 

Başörtülü kadınların işlerini kaybettiği ülke Belçika

Nüfusunun yüzde 6’sı çoğunlukla Türk ve Fas kökenli Müslümanlardan oluşan Belçika’da 2015 yılında bazı Müslüman gruplara yönelik operasyonlar yapılmıştır. Müslüman kesimde derin kaygılara yol açan islamofobinin ulaştığı nokta ile ilgili çarpıcı bir olay örnek olarak gösterilebilir. Ürettiği bir ürüne “helâl” sertifikası almak isteyen Belçikalı bir şirket, özellikle Katolik kesimler tarafından boykot çağrılarına muhatap oldu. Dahası bu şirketi IŞİD ile özdeşleştirenler oldu. Şirketin yönetim kurulu başkanı yaşananlarla ilgili açıklamasında; “Belçika’da İslamofobi olduğunu biliyordum ama bu noktaya kadar ulaştığını bilmiyordum” demek zorunda kalmıştır.

Paris saldırılarının ardından Belçika’da, aralarında parlamenter Mahinur Özdemir’in de bulunduğu bir çok kadın başörtüsü nedeniyle hedef haline gelmiş, bazı kadınlar işini kaybetmiş, bazıları da toplu alanlara girmekten men edilmiştir.

 

Peçe takan kadına para cezası kesme kararı alan İsviçre

Farklı etnik kökenlere mensup yaklaşık 400 bin Müslümanın yaşadığı İsviçre’de Federal Konsey, radikalleşme ve terörizm ile mücadeleyi amaçlayan bir stratejiyi 2015 yılı Ekim ayında hayata geçirmiştir. Müslümanların daha iyi istihdam imkânlarına kavuşturulması, gençlerin daha iyi eğitilmesi, Müslümanların yaşadıkları gettolardan çıkarılıp toplumla bütünleştirilmesi gibi amaçlarla hazırlandığı belirtilen strateji gereğince cihat söylemleri geliştiren ve şiddeti öven internet siteleri mercek altına alınmıştır.

Ülkenin polis teşkilatının en yetkili isminin “Radikal Müslümanlar ile Müslüman toplulukların birbirinden ayrı tutulduğunu” açıklaması ve İsviçre’nin çeşitli bölgelerinde radikalleşmeyi önlemek amacıyla Müslüman topluluklarla toplantılar yapılması yanında, öbür taraftan ülkede islamofobi kaynaklı bazı ayrımcılık olayları da kayıtlara geçmiştir. Mesela, Müslümanlara ait 13 mezar tahrip edildi, İtalyanca konuşulan güney kantonu Ticino’da kadınların yüzlerini kapatan kıyafetler giymesi yasaklandı ve peçe takan kadınlara para cezası verilmesi benimsendi (aljazeera.com.tr).

 

Kaynaklar:

Share via WhatsappShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInEmail this to someonePrint this page
“2015 AVRUPA İSLAMOFOBİ RAPORU”NU İNSANLIĞIN DİKKATİNE SUNABİLMEK
AHMED EL-KÂTİB’İN SESİNE KULAK VERMEK

Yorum yap

Yorum

  1. Avrupa’da ve dünyanın diğer yerlerindeki Müslüman olmayan bazı insanların, “Müslümanlardan korkma ve onlardan çekinme” duyguları içinde oldukları gerçektir. Avrupanın değişik yerlerinde tanıdık ve akrabalarımız var. Ayrıca Almanya’da epeyce kalabalık bir akraba kolonimiz var. Onların çoğu çifte vatandaş ve artık oralı, Almanyalı Müslümanlar olduklarını söylüyorlar, bunu içselleştirmişler. Bir gün ağabeyime birisi, “İsmail ağabey, siz Almanya’dan geri dönmeyecek misiniz? dediğinda, ağabeyim şu cevabı vermişti: “Dedelerimiz, yaklaşık 135 sene önce Kafkasya’dan gelip buraya yarleşmişler, hiç geri dönen olmuş mu? Biz de artık Almanyalı olduk ve orada Müslümanlığımızı, birçok İslâm ülkesi denen yerden daha rahat yaşıyoruz. Güncel hayat da kolay ve refah var. Biz artk oralı olduk, bu Türkiyedeki yerimizi yurdumuzu, akraba, dost ve arkadaşalarımızı unuttuk, unutacağız; demek değildir. Türkiyede yaşayan akrabalarımız Avrupaya akrabalarını ziyarete gidemiyorlar, ama biz Allah’a şükürler olsun rahatlıkla gelip gidebiliyoruz, maddiyat meselesi, vs. Almanya’nın şartları farklı…” Avrupadaki ve diğer ülkelerdeki gelişen İslâmafobi duygu ve etkisinde kabahatin çoğu kimde dersiniz? Her ülkenin sokaklarında maganda ve aşırılar az ve çok vardır. Evrensel çapta meselenin bilincinde olan ve bulunduğu yerde gerçekten evrensel değer üreten kimselerin böyle bir dertleri yok, onlar çalışıyorlar, üretiyorlar ve yaşıyorlar. Lise son sınıf öğrencilerim, “Hocam neden bizim kılık kıyafetimize karışılır, 18 yaşında bir genç kendi giyeceğeni kendi seçemez mi? Hele öğretmenlere de aynı şey uygulnaması çok komik! “derlerdi. Ben onlara şunu derdim: “Siz iyi çalışın, ahlaklı ve üretken insanlar olun ve en kısa zamanda Milli Gelirimiz en az 15 bin dolar olsun, göreceksiniz kimse kimsenin giyimine, inancına, düşüncesine karışmayacak. Çünkü onların önünde daha ciddi işleri ve meşguliyetleri bulunacak…” Şimdi azıcık sözde de olsa resmi rakamlarla 10 bin dolara ulaştığımız söyleniyor. Buna bağlı olarak birçok rahatlama geldi, bir de gerçekten 15, 20, 30 bin dolar olsun daha iyi olacak. “Yokluk çekiştirir, varlık gülüştürür!” derler, bizim buralarda… Yıllar önce bir gün Bursa’nın bir çarşısında birkaç yahova şahidi, ya da Hıristiyan Misyoner diyelim, bazı genç ve esnafa İncil vermeye çalışmışlar, bir kaç esnaf almış ama az sonra esnafın çoğu birlik olup o insanları pataklayıp kovmuşlar. Bana bunu orada yaşayan bir akrabam anlattı. Kendisi de orada esnaftır. “Sen ne yaptın?” dedim. O, karışmamış, seyretmiş. Ona şunu söyledim, “keşke incil’i alsaydın ve sen de hemen oradaki bir kitapçıdan birkaç Kur’an meali alıp verseydin.” Müslüman ve ehli kitaba yaklaşanı budur… Biraz uzun oldu, ama bir araya gelip de bolca sohbetlerde de bulunamıyoruz, inşallah o da olur…

  2. Sayın Fethi hoca; sizi özellikle medyatik takılma yerine, önemli bulduğunuz konuları gündeminize alıp okuyucularınızla paylașmanızdan dolayı kutluyorum. Dilerim ki bu prensibinizden vazgeçmezsiniz.
    Türkiye’de herkesin siyaseti gündemine alıp yaygınlaștırdığı, siyaset dıșında her șeyin yok sayıldığı bir tavrın yaygınlaștırılmasının toplumda ciddi sorunlar olușturduğu inancındayım. Özellikle öğretim görevlilerinin köșe yazarlığı yapmalarını ciddi bir sorun olarak görüyorum. Öğretim görevlisi köșe yazarlığı yerine ilgi alanındaki meseleri görev bilmelidir.
    “2015 Avrupa Islamofobi Raporu” hakkında yazdıklarınız sayesinde böyle bir raporun varlığından haberdar oldum. Oysa bu görev daha çok bu raporu hazırlayan kurumun ișidir. Kurum bu anlamda görevini yapmamıșsa sorgulanması gerekir. Çünkü raporun hazırlanması kadar tanıtılması, gündem olușturacak bir ön hazırlığının da düșünülmesi elzemdir. Buna ragmen sizin de belirttiğiniz gibi Avrupa ülkelerinde böyle bir çalıșmanın yapılması ve yaygınlaștırılması önemlidir. Dilerim ki bu düzenli bir șekilde her yıl tekrarlanır.
    Raporu kısaca özetlerken dikkatimi çeken nokta Islamofobi yapanların merkeze alınarak değerlendirmelere gidilmesi. Oysa çuvaldızı bașkasına batırmadan iğneyi kendimize batırabilmektir asıl olan.
    Daha önce Malik bin Nebi’ye ve düșüncelerine dikkat çekmiștiniz. Bizim, diğerleri bize niçin böyle bir muamelede bulunuyorlar sorusunu sormadan önce, bizim böyle bir muameleye tabi olmamamız için ne yapmamız sorusunu sormamız lazım. Eğer birșeylerin değișmesi için bașkalarının değișmesini beklersek daha çok bekleriz. Oysa birinci derecede olmasını arzuladığımız șeyin olușması için kendimizi gözden geçirmemiz gerekir.
    Elimizi vicdanımıza koyup tekrardan kendimizi gözden geçirmek zorundayız. Bașkalarının hata ve çelișkilerini gündeme tașıyıp yağdan kıl çekercesine kendimizi temize çıkarmıyalım. Yanlıș ve eksikliklerimizi doğru tesbit edip doğru bir tavır geliștirdiğimiz oranda bașarılı olacağız. Aksi halde șimdiye kadar yapıldığı gibi bașkalarının bizce kötü olan yönlerini dile getirerek yanlıșlarımızdan ısrar edecek, her defasında bașımıza gelenlerden birilerini sorumlu görerek kendimize yazık etmiș olacağız.