<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Aug 2019 18:13:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SELAHADDİN KİP EFENDİ’NİN İLMİNDEN VE FİKİRLERİNDEN İSTİFADE ETMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/selahaddin-kip-efendinin-ilminden-ve-fikirlerinden-istifade-etmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/selahaddin-kip-efendinin-ilminden-ve-fikirlerinden-istifade-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 18:13:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ASR SURESİ’NDEN TAVSİYELER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKES DİN ÂLİMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[EDEBÜ’D-DÜNYA VE’D-DÎN]]></category>
		<category><![CDATA[FATİHA-İ ŞERİFTEN TALİMAT]]></category>
		<category><![CDATA[HADR]]></category>
		<category><![CDATA[HUCURAT SURESİ ETRAFINDA İNSAN VE TERBİYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM MAVERDİ]]></category>
		<category><![CDATA[İMAN VE İNKÂR]]></category>
		<category><![CDATA[KASTEN ÖLDÜRME]]></category>
		<category><![CDATA[KİP SELAHADDİN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[PINARBAŞI MÜFTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[SALAHATTİN KİP]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİBHÜ’L-AMD]]></category>
		<category><![CDATA[TAAMMÜDEN]]></category>
		<category><![CDATA[TEKÂSÜR SURESİ’NİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[TERESSÜL]]></category>
		<category><![CDATA[UZUNYAYLA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=930</guid>

					<description><![CDATA[Medrese usulü din eğitimi almış Çerkes din âlimlerinin Uzunyayla’daki son temsilcisi Selahaddin Kip Efendi’yi (1930-2013) geçen haftaki yazımızda kısaca tanımıştık. Bu haftaki yazımızda merhum “Müftü Efendi”nin ilmî derinliğine ışıt tutmak için henüz birçoğu yayımlanmamış bazı çalışmalarından kısa iktibaslar yapmakta yarar görüyorum. İmam Maverdi’nin “Edebü’d-Dünya ve’d-Dîn isimli eseri başta olmak üzere on kadar tercümesi yanında; Hucurat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Medrese usulü din eğitimi almış Çerkes din âlimlerinin Uzunyayla’daki son temsilcisi Selahaddin Kip Efendi’yi (1930-2013) geçen haftaki yazımızda kısaca tanımıştık. Bu haftaki yazımızda merhum “Müftü Efendi”nin ilmî derinliğine ışıt tutmak için henüz birçoğu yayımlanmamış bazı çalışmalarından kısa iktibaslar yapmakta yarar görüyorum.</p>
<p>İmam Maverdi’nin “Edebü’d-Dünya ve’d-Dîn isimli eseri başta olmak üzere on kadar tercümesi yanında; Hucurat Suresi Etrafında İnsan ve Terbiyesi, Fatiha-i Şeriften Talimat, İman ve İnkâr, Tekâsür Suresi’nin Düşündürdükleri ve Asr Suresi’nden Tavsiyeler gibi matbu eserleri, keza henüz basılmamış çalışmaları ve onlarca Arapça şiiri bulunan Kip Selahaddin Efendi’nin ilim ve fikir dünyasından bir demet sunmamız onun eserlerinin ehemmiyetine dikkatleri çekmeye yeterli olacaktır.</p>
<p><strong>İnsanların Dertlerine Deva Olmak</strong></p>
<p>“Resûlullah (s.a.v.): “O Mü’min ki; insanlara karışır ve onların eziyetlerine katlanır sabreder. Böylesi bir kişi, insanlara katılmayan ve onların sıkıntılarını omuzlamayan, onlardan gelen eziyetlere sabretmeyen kişiden daha hayırlıdır.” buyurdu.” (İbnu Mâce, 4033).</p>
<p>Her kim bir şeyi ister, talep eder ve üzerinde ciddiyetle durursa Allah (c.c.) onu boş bırakmaz, aradığını bulur. Hatta batıl yolda da olsa ciddi hizmet edenin emeğini Allah boşa çıkarmamaktadır. Bunun teminatını Allah (c.c.) şöyle beyan etmektedir:</p>
<p>“Bizim için ceht ederek çalışanı elbette yolumuza kavuşturur, hidâyete erdirir, maksada ulaştırırız ve gerçekten Allah (c.c.) muhsinlerle beraberdir.” (Ankebût 29:69).</p>
<p>Bu mesajları Kur’ân’ın muhatabı olan insanlar mutlaka doğru bir şekilde anlamalıdır. Bu bir <strong>kanun</strong>dur, şartların tevafür etmesi (tamamlanması) halinde aynen tahakkuk ettiği görülür. Allah’ın hükümlerini esas alarak hayatına tatbik etme niyetinde olanları Allah mükâfatlandırır. Tabii olarak da, bunun aksine hareket edenler ise cezalandırılacaktır. Allah’ın hükümlerine uymayan kimseler isyandadır ve Allah ile ipini koparmış demektir. Onun için Cenâb-ı Hak:</p>
<p>“Dilimize geldi diye, yalan yere rasgele; ‘Bu helaldir, bu haramdır’ demeyin; Allah’a (c.c.) iftira etmiş olursunuz,” buyurmaktadır. (Nahl 16:116)…</p>
<p>Şüphesiz ki; Allah (c.c.) yarattığı kullarını, <strong>insan hakları</strong> kisvesi altında feryat ederek ahlâksızı, zalimi ve caniyi müdafaa ederek onlara sahip çıkanlardan daha çok sever ve onların maslahatlarına uygun olan hükmü herkesten daha iyi bilir. Bunu kabullenemeyen İslam Dini’ni kavramamış ya da benimsememiştir…</p>
<p><strong>Hidâyet</strong>in iki türlü anlamı vardır: Biri hedefi göstermek, diğeri ise hedefe ulaştırmaktır. Hedefi gösterme hidâyetini herkes yapabilir, yapmalıdır. Doğru olarak bildiği şeyi başkalarına söylemeli, yol göstermelidir. Bunun için farklı bir imtiyaz ve üstünlük de aranmaz, şart da değildir. Yol göstermeye çalışan kişinin bilhassa kendisinin insanlara gösterdiği yolun doğru olduğuna inanması ve bilgisine güvenmesi kâfidir. Ama hedefe ulaştırma hidâyetini Allah’tan başka kimse yapamaz:</p>
<p>“Sen istediğine hidâyet veremezsin, ancak Allah dilediğine hidâyet verir.” (Kasas 28:56). Bunun ötesinde kim ne diyebilir ki?</p>
<p>İnsanın, bilhassa Müslüman’ın boşa geçirecek zamanı yoktur.  Bir Müslüman için doğru ve güzel olan her türlü iş ve eylem meşrudur, hatta bu işlerin ibadete dönüşen bir tarafı vardır. Onun için diyoruz ki; İslam Dini hayat dinidir. İçinden çıkılmaz zorluk ve sıkıntılar getiren bir din değildir.</p>
<p>İnşirâh Sûresi’nde de: “<strong>Bir işi bitirdikten sonra başka bir işe giriş</strong>.” şeklinde açıklamaya çalıştığımız âyetin manasını da böyle anlamak istiyorum: Bir hayra muvaffak oldunsa o muvaffakiyette bulduğun haz, inşirah ve rahatlık seni rehavete götürmesin; çünkü hayat onunla bitmedi. Ömrünün sonuna kadar yapacağın ve yapman gereken işlerin ve meşgalelerin vardır. Onları takip et. Bir hayrın peşinden başka hayırlar da yapma gayretinde ol. Eğer olumsuz bir işe ve eyleme bulaştınsa yine hayatın sonu değildir; bunun telafisi ve fevt olan (elden çıkan, kaybolan) şeyin tedariki için yapılabilecek bir şeyler vardır, ye’se ve bunalıma kapılmak seni kurtarmaz. Yapman gereken şeyleri düşün ve gerçekleştir.</p>
<p>Bunlar Kur’anî mesajlar olarak Hz. Muhammed’in şahsında bütün bir insanlığa sunulan, herkesi ilgilendiren, herkese gerekli olan ilahi talimatlar ve terbiye yöntemleridir. Rabbim Kur’ân-ı Kerîm’in mesajlarını doğru anlayıp kavramayı ve gereğince amel etmeyi cümlemize nasip ve müyesser kılsın!” (Kip, “İnşirah Sûresi”, 07.09.2011).</p>
<p><strong>Problemle Yüzleşmek ve Çözüm Üretmek</strong></p>
<p>“Bir Müslüman hatayla, elinde olmayarak birinin ölümüne sebebiyet vermiş olursa ne yapılmalıdır? Üzerinde durmak istediğimiz bu konu günümüzde birçok kişiyi ilgilendirmekte ve her gün yaşanmaktadır. Trafik kazaları hakkında açıklama yapılmasının zaruretine inandığım için gündeme getirmek, ilgilileri uyarmak, belki bu vesile ile birtakım insanların Allah katında sorumluluktan kurtulmalarına vesile olmak maksadıyla düşüncelerimi toplumla paylaşmak istedim.</p>
<p>Rabbim bir insanın ölümüne sebebiyet vermekten cümlemizi korusun! Ama hep görüyoruz ki; istesek de istemesek de bu tür olaylarla iç içeyiz. Bunları görmezlikten gelirsek Allah’a ve içinde yaşadığımız topluma karşı sorumluluktan kendimizi kurtaramayız. Bu dünyada kendilerini sorumluluktan ve cezadan kolaylıkla sıyıranlar olabilir. Ama unutulmasın ki; âhirette verilecek bu cezanın mürûr-u zamanı (zaman aşımı) yoktur. Bu dünyanın bir de âhireti vardır.</p>
<p>Beş türlü katillik vardır. Bunlar: 1- Taammüden (kasten), 2- Şibhü’l-amd (kaste benzer), 3- Hata olarak, 4- Hata hükmünde olan, 5- Ölüme sebebiyet vermek…</p>
<p>Tabiî ceza diyettir (kan bedeli) ki; bu bedel katilin akîlesi yani yakın akrabaları arasında paylaşılır. Varis olabileceği yakın akrabasını öldüren birisine verilecek ceza aslî cezası olup kefaret ve mirastan mahrum olmaktır ve bu ceza sadece öldürene ya da ölüme sebebiyet verene aittir.</p>
<p>Haklar, kısımlara ayrılır. Bazı haklar sadece Allah’a ait olduğundan orada kulun müdahalesi yoktur. Zina ve iftira suçlarına uygulanan had cezaları bu gruptandır. Bazı haklar da kul ile Allah arasında müşterektir. Katillikte olduğu gibi kul hakkı daha ağır basan “kısas” hakkı bu kısımdan olduğundan tercih kul tarafına havale edilmiştir ki; öldürülenin velileri isterlerse bağışlar, isterlerse kısas uygulanır.</p>
<p>Kasten katilliğin cezası kısas veya diyettir. Bu ikisi arasından birini tercih etme hakkı maktulün (öldürülenin) velilerine aittir. Eşit yakınlıkta olan veliler kısas üzerinde karar verirlerse cezanın icrasını ve infazını devlet yapar. Bunu infaz etmek insan haklarına aykırı olmadığı gibi adaletin yerine getirilmesidir. Fakat velilerden birileri diyet isterse o takdirde kısas düşer. Bu durumda sadece diyet alınır. Veliler arasından diyetten payını bağışlamak isteyen olursa kendi hakkını bağışlayabileceği gibi isterlerse bütününü de bağışlayabilirler ki; Kur’ân-ı Kerim bağışlanmasını tavsiye ve teşvik etmektedir.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm’de: “Her kim kardeşine bir şey bağışlarsa insanlığı tercih etmiş ve ihsanda bulunmuş olur. Bu da Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir.” buyrulur. (Bakara 2:178).” Rabbim cümlemizi her türlü kaza ve musibetlerden korusun! Bilhassa dînî müsibetlerden muhafaza buyursun Rabbim! (Kip, “İnsan Hayatının Önemi ve Trafik Kazaları”, 13.02.2012).</p>
<p><strong>İnsan Olmak ve İnsan Kalmak</strong></p>
<p>“Râgıb el-İsfehanî “<em>Tafsîlün-Neş’eteyn</em>” isimli eserinde, Rahman suresinin ilk ayetine dayanarak; “Allah, Kur’an’ı öğretti de insanı yarattı.” biçimindeki ifadeyi tefsir ederlerken, insanın ancak Kur’an ile insan olacağını beyan etmişlerdir. Yani Kur’an’ın ruhundan ve terbiyesinden nasibini, en azından bir pay almamış insanın insan olamayacağını çok dokunaklı bir biçimde ortaya koymuşlardır.</p>
<p>Yani dini ve daveti duyacak olanlar ancak hayatta olanlardır, ölüler duymazlar: “Sen ölülere duyuramazsın, arkasını dönüp yürüyünce sağırlara da duyuramazsın.” (Neml 27:80). “Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse karanlıklar içinde kalmış, ondan hiç çıkmayacak durumdaki kimse gibi olur mu?! İşte kâfirlere, yaptıkları şey böylece kendilerine süslü gösterilmiştir…” (En’âm 6:122). Demek ki dînî hayatı olmayan insan ölülerden sayılmıştır, kendilerine de yol gösterilemez.” (Kip, “Şeriat”, 15.12.2009).</p>
<p><strong>Yanlışa Göz Yummayıp Güzellikle Uyarmak</strong></p>
<p>“Şahsen fıkhi konulara karşı aşırı derecede duyarlıyım. Genellikle bu konular üzerinde okumayı, araştırmayı, müzakere etmeyi sever, doğrusu ne ise öğrenip Müslüman kardeşlerimle paylaşmaktan hoşlanırım. Bu konuda haklı olduğumu da düşünüyorum.</p>
<p>Zira: “Bir fakih, şeytan üzerinde bin âbidden daha etkilidir.” Ve: “Fakihler, dünyaya aldanıp sultanın (âmirin) tesiri altına girmedikleri müddetçe peygamberlerin eminidirler; şayet bunu yaparlarsa siz siz olun da onlardan sakının.” dendi. Zira, Kur’an-ı Kerim’in Maide Suresi’nin 62-63. ayetlerinde kitap ehlinden haber verilirken: “Onlardan çoğunun günahta, düşmanlıkta ve haram yemede koşuştuklarını görürsün; onlar ne de kötü iş yaparlar. Eğer onları, Allah’a inananlar ve ilim sahipleri uyarmamış olsa ne kötü şeyler işlerlerdi.” buyrulmaktadır.</p>
<p>Onun için birtakım insanların işledikleri yanlış ve eksik amelleri bildiği ve görüp durduğu halde uyarmayan, eksik ve noksanlıklarını gidermekte yardımcı olmayan ilim sahiplerinin sorumlulukta ortak olduklarını düşünüyorum. Hatta bu ayetleri, Kur’an’da en dokunaklı ayetler olarak gören büyük âlimlerimiz olmuştur. Bazı hatalar cehaletle işlenirken bazen de iyi niyetlerle yapılabilmektedir. Oysa Hak ve istikametin yolu birdir. <strong>Bunun artısı da eksisi de hata ve yanlıştır</strong>. Bilhassa ibadet konuları tamamen rayına oturtulmuş ve kalıbını almıştır; ne bir şey ilave edilebilir, ne de bir şey kısıtlanabilir. Olduğu gibi ve ölçüsü dâhilinde alıp tatbik edilmelidir. Bunu da bilecek ve uygulayacak olanlar ilim ehli olan fakihlerdir. İfrat ile tefrit, sünnet ile bid’at arasında itidali temin edecek olan onlardır. Bir yerde sünnet ile bid’at ta’aruz ederse bid’atı terk etmek adına sünneti terk etmek tercih edilmiştir. Bunlar sabit kurallardır, riayet edilmesi gerekir…</p>
<p>Bazı müezzinlerimizin çoğu kere de kamet getirirken ezan okuyor gibi uzattıkları görülmektedir. Bu da nassan sabittir ki: “Ezan ‘<em>teressül</em>’ (acele etmeden, uzatılarak), kamet ise ‘<em>hadr</em>’ (kısa kesilerek) okunur,” denmiştir. Bazen de imam efendiler selamı uzatır. Selamın da uzatılmaması bildirilmiştir. Ayrıca camilerde gerek vaazlarda ve gerekse hutbe ve müezzinlikte mikrofonun ses ayarları çok ölçüsüz kullanılmaktadır. Bunlar da ibadetteki huşu, hudû ve ihlâsı zedelemektedir. Her yerde ve her şeyde hormon görülen günümüzde hiç olmazsa ibadetlerimize böyle bir şey sirayet ettirmeyelim! Bu vesileyle bütün namaz kılan kardeşlerimin namaz ve dualarının kabulünü, hizmet edenlerin ve yardımcı olanların tesirli olmasını diler, günah ve taksiratımızın bağışlanmasını Allah(c.c.)’dan niyaz ederim. Vesselamü aleyküm ve rahmetüllah!” (Kip, “Namaz İbadetinde Bazı Önemli Hususlar”, 24.05.2011).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/selahaddin-kip-efendinin-ilminden-ve-fikirlerinden-istifade-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SELAHADDİN KİP EFENDİ’Yİ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/selahaddin-kip-efendiyi-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/selahaddin-kip-efendiyi-yakindan-tanimak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Aug 2019 11:07:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALMANYA MİLLÎ GÖRÜŞ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[ASHAB EFENDİ (ŞEŞEN HOCA)]]></category>
		<category><![CDATA[BESLENEY TARKAN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[BEZIR ZABİT EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKES DİN ÂLİMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[DAĞISTANLI ABDULLAH EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[DİKİLİTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-EZHER ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH PALA]]></category>
		<category><![CDATA[FIRA AZİZ EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[G’UEN JAMBOLET EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[H. AKKAYA]]></category>
		<category><![CDATA[HAJKASIM FUAD EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAMIKO İSA EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAMİT YÜKSEL]]></category>
		<category><![CDATA[HAŞUK MAHMUT EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HATSUK HAMİD EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HEJ HACI ŞUAYİB EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKAS KÖKENLİ DİN ÂLİMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KASIM OKUT]]></category>
		<category><![CDATA[KAYNAR BUCAĞI]]></category>
		<category><![CDATA[KIP HACI ADİL EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KİP SELAHADDİN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KOŞİ HACI YAKUP EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURJI HACI HAMİT EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURJI KEMAL EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KUŞHA ERDAL ÖZDEN]]></category>
		<category><![CDATA[L’UP HACI ASHAD EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[LOKMAN BAYKALDI EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMED GÖKTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[MERKEZÎ VAAZ SİSTEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜFTÜ ŞENIBE ALİ EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[OFLU TAYYİP DİNGİLOĞLU HOCA]]></category>
		<category><![CDATA[SALAHATTİN KİP]]></category>
		<category><![CDATA[ŞET MIRZABEK EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ŞOCEN JAMBOLET FAHRİ EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ŞORTEN JAMBOT EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[TOK HACI ÖMER BEY]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE LİSANSÜSTÜ ÇALIŞMALAR KONGRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[UZUNYAYLA]]></category>
		<category><![CDATA[YAHYABEY]]></category>
		<category><![CDATA[YUKARI BORANDERE]]></category>
		<category><![CDATA[ZANİLE ŞEMSETTİN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZOGANE HACI HASAN EFENDİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=928</guid>

					<description><![CDATA[Erdal Özden’in, ilk bölümünü geçen hafta tanıttığımız “XX. Yüzyılda Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri” isimli çalışmasında ikinci bölüm, Mısır’a gitmemiş ancak Kafkasya’da veya Türkiye’de eğitim almış âlimlere tahsis edilmiş olup bu hafta Çerkes toplumunda bu din âlimlerinin ne denli etkili olduğunu göstermek ve 20. Yüzyılda medrese usulüyle eğitim almış Çerkes din âlimlerini yakından tanımak için [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erdal Özden’in, ilk bölümünü geçen hafta tanıttığımız “XX. Yüzyılda Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri” isimli çalışmasında ikinci bölüm, Mısır’a gitmemiş ancak Kafkasya’da veya Türkiye’de eğitim almış âlimlere tahsis edilmiş olup bu hafta Çerkes toplumunda bu din âlimlerinin ne denli etkili olduğunu göstermek ve 20. Yüzyılda medrese usulüyle eğitim almış Çerkes din âlimlerini yakından tanımak için ulema zincirinin son halkasını teşkil eden bir âlimi örnek olarak tanıtmak istiyorum.</p>
<p><strong>Kanaat Önderi Âlimleri Hayırla Yad Etmek</strong></p>
<p>Önce eserin ikinci bölümünde hayat hikâyelerine yer verilen âlimlerin isimlerini –Uzunyayla’daki etkili kanaat önderliği hizmetlerine karşılık vefa borcu sadedinde- zikrederek ardından bu halkanın son temsilcisi merhum Selahaddin Kip Efendi’yi yakından tanımaya gayret edeceğiz:</p>
<ol>
<li>Koşi Hacı Yakup Efendi (1860?-1924?)</li>
<li>Şet Mırzabek Efendi (1873-1957)</li>
<li>Dağıstanlı Abdullah Efendi (1874-1955)</li>
<li>Bezır Zabit Efendi (1880-1956)</li>
<li>Kıp Hacı Adil Efendi (1880?-1960?)</li>
<li>Lokman Baykaldı Efendi (1876-1970)</li>
<li>Besleney Tarkan Efendi (1881-1959)</li>
<li>L’up Hacı Ashad Efendi (1887-1944)</li>
<li>G’uen Janbolet Efendi (1888?-1960?)</li>
<li>Hamıko İsa Efendi (1889-1964)</li>
<li>Hacı Canbolat Fahri Şucan Efendi (1885-1972)</li>
<li>Şorten Jambot Efendi (1896-1982)</li>
<li>Hajkasım Fuad Efendi (1898-1965)</li>
<li>Fıra Aziz Efendi (1901-1972)</li>
<li>Hej Hacı Şuayib Efendi (1901-1992)</li>
<li>Ashab Efendi (Şeşen Hoca) (1905-1961)</li>
<li>Zanile Şemsettin Efendi (1918-2002)</li>
<li>Haşuk Mahmut Efendi (1847-1925)</li>
<li>Zogane Hacı Hasan Efendi (1931-1990)</li>
<li>Kurjı Kemal Efendi (1927-2002)</li>
<li>Kip Selahaddin Efendi (1930-2013)</li>
</ol>
<p><strong>Kip Selahaddin Efendi’yi Yakından Tanımak (1930-2013)</strong></p>
<p>Klasik usulde din eğitimi almış Çerkes din âlimlerinin Uzunyayla’daki son temsilcisi Kip Selahaddin Efendi 1930 yılında Kayseri -Pınarbaşı-Uzunyayla-Dikilitaş Köyü’nde dünyaya gelmiştir.</p>
<p>“Altı yaşında iken ilk Arapça derslerini ve yanı sıra fıkıh, akait, tefsir, usul bilgilerini medrese eğitimli babasından almıştır. Ayrıca kendi köyünde Hatsuk Hamid Efendi tarafından başlatılan Kur’an kursuna gitmiştir. Ardından 1939-42 yılları arasında eğitmen okulunda okumuştur.” (Akkaya, 1999: 50).</p>
<p>“Babadan dedesi H. Seyyit Efendi, anneden dedesi el-Ezher ulemasından Kurjı Hacı Hamdi Efendi’dir. Soyu her iki taraftan da kıymetli âlimlere yaslanmaktadır. 1948 yılına kadar babası ile devam ettiği dinî eğitiminin yanısıra babasının hacda vefatı üzerine Oflu Tayyip Dingiloğlu Hoca’dan feraiz dersleri almıştır. 1951 yılında Pınarbaşı’na bağlı Yukarı Borandere köyünde ilk imamlık görevine başlamış ve üç yıl bu görevi icra etmiştir. Ardından 1954-56 yılları arasında askerlik görevini ifa etmiş ve dönüşte Pınarbaşı’na bağlı Kaynar bucağında imam-hatipliğe başlamıştır. Kaynar’da görev yaparken Ginaz Bedriye Hanım ile evlenmiş ve bir kızları dünyaya gelmiştir.</p>
<p>Beş yıl süren Kaynar bucağındaki görevi esnasında bir taraftan öğrenciler yetiştirirken diğer taraftan da müftülük ve vaizlik sınavlarına hazırlanmış ve başarılı olmuştur. 1961 yılında Pınarbaşı ilçe vaizliğine atanmıştır. 1966 yılında Çerkes Müftü Şenıbe Ali Efendi’nin vefatıyla boşalan makama, Tok Hacı Ömer Bey’in de teşviki ve ısrarı ile ya da başka bir ifade ile geleneksel teamül gereği Kip Selahaddin Efendi geçmiştir. On dört yıl süren ilçe müftülüğü görevi boyunca birçok hizmetleri yanında ilçe müftülük binasının ve İmam-Hatip Okulu’nun inşasına öncülük etmiştir. Ayrıca Pınarbaşı Adliyesi mahkemelerinde feraiz konusunda bilirkişi olarak da görev almıştır.</p>
<p>Kip Selahaddin Efendi emeklilik sonrası, 1981 yılında Almanya Millî Görüş Teşkilatı’nın dinî irşat ve tebliğ çağrısı ile hizmet amacıyla Almanya’ya gider. Teşkilatın Fetva Komisyonu’na seçilir… 1991 yılında Türkiye’ye geri döner. Fetva komisyonu üyeliği görevi Türkiye’ye döndükten sonra da uzun yıllar sürer. İhtilal sonrası Türkiye’de sular durulup siyasi yasaklar kalkınca Refah Partisi’nden Kayseri milletvekili adayı olur. Bu, Kip Selahaddin Efendi’nin siyasal arenaya ilk ve son katılma girişimidir.” (Yüksel, 2014: 15-16).</p>
<p>“Selahaddin Efendi, önceki kuşak din âlimlerimizde göremediğimiz, görmek istediğimiz birçok konuya cevap vermiş olma özelliğini taşımaktadır. Zira hem yazmış hem konuşmuş hem de anavatan (Kafkasya) ile bağlantı kurmuştur. Bu arada ana dilini de işlevsel hale getirmiş, sınırlı çapta, ilmihal düzeyinde de olsa dinî konuları şifahi olarak kasetlere de okumuştur. Bunları yazıya dökmek için Kiril alfabesini bilmediğine de hayıflanırdı.” (Özden, 2018: 173). “Kur’an-ı Kerim’in Kaberdey diyalektindeki mealini inceleyebilmek için altmışlı yaşlarda Kiril alfabesini öğrenir ve konuşa geldiği Çerkescenin vücut bulmuş haliyle okumanın tadına varır.” (Yüksel, 2014: 17).</p>
<p>“Kurjı Kemal Efendi ile birlikte anavatana giderek oradaki soydaşlarına kendi anadiliyle hitap etme ve hizmet verme bahtiyarlığına da ermiştir. Bu hizmeti her iki hoca efendi de hayatlarının en duygulu ve en anlamlı anıları olarak yâd ederlerdi.</p>
<p>Selahaddin Efendi’nin bir diğer özelliği de; Kafkas derneklerinde, Çerkes STK’larında her zaman boy göstermiş, bu konudaki taleplere ziyadesiyle karşılık vermiş, üşengeçlik göstermemiş olmasıdır. Thamade olma işlevini her toplumsal faaliyette hakkıyla ifa etmiştir. Sosyaldir, aktiftir. Bir din âlimi olarak yüklendiği misyonunu ifa ederken din-gelenek çatışmasına mahal vermemiş, her zaman, kuşatıcı ve hoşgörülü olmuş, ayrıştırıcı olmamış, uç yorumlara pirim vermemiş ve topluma pozitif katkı sunmuştur. Bundan dolayı da ayrı bir saygınlık kazanmıştır. Dinin özünden, nass’lardan da asla taviz vermemiştir. Dolayısıyla Çerkes din âlimi olarak toplumumuza örneklik teşkil etmiştir.</p>
<p>Selahaddin Efendi’yi, 16.05.1965 tarihinde Yahyabey köyünde yapılan meşhur toplantıda Dikilitaş köyü delegesi olarak, 1968’deki Karakuyu toplantısında ise Pınarbaşı Müftüsü sıfatıyla aktif görev üstlenmiş olarak görmekteyiz.</p>
<p>Selahaddin Efendi klasik-gelenekçi bir din âlimi olarak, zamanın ruhunu kavrayabilen, yaşadığı çağın ve döneminin dilini konuşabilen bir şahsiyet olarak, iki kültür ve iki anlayış arasında köprü görevini de başarıyla yönetmiştir.</p>
<p>Sadece Çerkes toplumunun değil, genelde ülkenin meselelerine, hatta ümmetin meselelerine duyarsız kalmamıştır. Gerek hacda gerek Almanya’da ve gerekse Türkiye’de kendisine sunulan imkânları değerlendirerek irşat faaliyetlerinde bulunmuştur. Bu faaliyetlerinde gayet samimi, heyecan dolu olduğu gibi anlatımları da oldukça hisli ve coşkuluydu.” (Özden, 2018: 174).</p>
<p>“Kip Selahaddin Efendi radyo ve televizyon programları yoluyla kitlelere, doğrudan hitap yoluyla camilerde cemaate yaptığı sözlü irşatları yanında, hayli yazılı eser de bırakmıştır.</p>
<p>Selahaddin Efendi, -tıpkı sosyal fonksiyonerliği ve âlimliği gibi- eserlerinde hem klasik hem modern eser geleneğinin; hem muhteva hem de anlatım tarzı açısından her ikisinin buluştuğu ve harmanlandığı, kendine has bir üsluba sahiptir.” (Özden, 2018: 175).</p>
<p><strong>“Ümmet-i Muhammed”i Ayrım Yapmadan Kucaklamak</strong></p>
<p>Vefatından sonra Kip Selahaddin Efendi hakkında yazılanlardan kısa bir seçkiyle yazımızı sonlandıralım:</p>
<p>“Merhum Selahattin Kip Hoca Efendi’nin üstün zekâsını, ilim ve hikmetteki üstün derecesini anlatmaktan acizim. 70 yıllık hayatım içerisinde tanıdığım en mümtaz şahsiyetlerden biridir. Onun nezaketi, edep ve hayâsı, İslam davasına olan azmi müstesna idi. Ne acıdır ki Onun ilminden gereği gibi faydalanamadık. Merkezî vaaz sistemi yüzünden nice değerli hoca efendiler vaaz kürsülerinden mahrum edildiler…” (Okut, 2013).</p>
<p>“Kayseri’nin önemli değerlerinden birisi olan Selahattin Kip Hoca, güzel işlere imza atan, pek çok programda halkı irşad eden, dava sahibi bir adam idi, medrese eğitimi almış ve pek çok seneler müftülük yapmıştı.</p>
<p>Kendisini, genellikle ümmetin bütününü ilgilendiren organizasyonlarda sunduğu konuşmalarından ve apayrı bir lezzet alarak ‘âminler’ eklediğimiz dualarından bilir ve tanırız. Öylesine içten, öylesine samimi ve ihlâslı dualar ederdi ki… İlminin de verdiği ağırlıkla, hemen hemen bütün cümleleri önemli bir gediği doldururdu. Mehmed Göktaş Hoca gibi Kayseri’nin bir başka değerinin, Selahattin Hoca’nın bulunduğu ortamlarda, konuşmaktan ve mikrofon başına geçip dua etmekten imtina ettiğine çok kere şahit olmuşumdur. Duaları tüm müminleri kapsar, ümmet coğrafyasını güneyinden kuzeyine, doğusundan batısına kuşatırdı. Uzaktan takip etmeme rağmen, çok ama çok sevgi beslediğim bir büyüğümüzdü, razı olduğum bir Müslümandı…” (Pala, 2013).</p>
<p>83 yıllık bir ömre onlarca tercüme ve telif eser, binlerce vaaz ve hitabe, öğrenciler, şiirler ve sosyal faaliyetler sığdıran, Allah’ın kendisine bahşettiği emanetleri hakkıyla muhafaza edip çağına ve toplumuna şahitlik vazifesini bihakkın yerine getirerek teslim-i ruh eyleyen merhum Kip Selahaddin Hocaefendi’yi hayırla yad ediyoruz. Mekânı Cennet, makamları âlî olsun.</p>
<p><strong> </strong><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Akkaya, H. (1999). <strong>Kayseri ve Çevresindeki Kafkas Kökenli Din Âlimleri.</strong> Yayımlanmamış bitirme tezi, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Kayseri.</li>
<li>Okut, Kasım. (2013). “<strong>Üstat Selahaddin Kip Hocaefendi</strong>”. Kayseri Gündem gazetesi, http://www.kayserigundem.com.tr/-ustat-selahaddin-kip-hocaefendi-makale,1384.html, yayım tarihi: 29 Ekim 2013, erişim tarihi: 18.08.2019.</li>
<li>Özden, Erdal. (2018). “<strong> Yüzyılda</strong> <strong>Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri</strong>”. Aydın, 200 s.<br />
https://www.kafdavyayincilik.com/20-yuzyilda-uzunyayla-da-yasayan-cerkes-din-alimleri erişim tarihi: 05.08.2019.</li>
<li>Pala, Fatih. (2013). “<strong>Selahattin Kip Hoca da Mevlasına Kavuştu</strong>”. https://www.dunyabizim.com/portre/selahattin-kip-hoca-da-mevlasina-kavustu-h14832.html, yayım tarihi: 23.10.2013, erişim tarihi: 18.08.2019.</li>
<li>Yüksel, Hamit. (2014). “<strong>Çerkes Din Adamı ve Bir Yazar Olarak Kip Selahaddin Efendi</strong>”. III. Türkiye Lisansüstü Çalışmalar Kongresi Bildiriler Kitabı – I (Sosyoloji &#8211; İlahiyat &#8211; Eğitim), Sakarya Üniversitesi-İLEM, İstanbul 15-18 Mayıs 2014, s.13-23.<br />
tlck.org.tr/wp-content/uploads/2018/09/III_TLCK_1_kitap_BASKI.pdf, yayım tarihi: 18.05.2014, erişim tarihi: 18.08.2019.</li>
<li><a href="http://www.kipselahaddin.com"><strong>www.kipselahaddin.com</strong></a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/selahaddin-kip-efendiyi-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UZUNYAYLA DİN ÂLİMLERİNİ YENİ NESLE TANITMAK-II</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/uzunyayla-din-alimlerini-yeni-nesle-tanitmak-ii/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/uzunyayla-din-alimlerini-yeni-nesle-tanitmak-ii/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Aug 2019 20:19:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADEMEY ALİ HAFİZ EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[AŞKHOT HACI MECİT EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[AZİZİYE]]></category>
		<category><![CDATA[BENEŞ’EJ MANSUR EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[BENEŞ’EJ MUHAMMED EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞTOK HIZIR EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[BEYKALDI KADI MESUD EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKES DİN ÂLİMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEGUNE HACI NUH EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[DURMUŞ ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[DZIĞO HÜSEYİN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-EZHER ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ESKİYASSIPINAR]]></category>
		<category><![CDATA[GÖKSUNLU MEHMET EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HACIKASIM FUAD EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAKUN HACI HARUN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HARTOKO HACI İSHAK EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HATTAT LOKMAN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HEJ HACI YAHYA EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KAŞIRĞA HACI MUHAMMED EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KORAY KUL]]></category>
		<category><![CDATA[KOŞİ HACI ASHAD EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KOŞİ HACI YAKUP EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURIJE HACI ABDÜLHAMİT RÜŞTÜ GÖRÜCÜ EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURMEN HASAN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[KUŞHA ERDAL ÖZDEN]]></category>
		<category><![CDATA[L’IŞE YAKUP EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[L’UP HACI ASHAD EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEREYMKUL HACI ALİ MAKSUD EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[METHİYE]]></category>
		<category><![CDATA[MUDAREY]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED BEYYÛMÎ EL-MİNYÂVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[NIBEJ LOKMAN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[PINARBAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[RECEP YAŞAR]]></category>
		<category><![CDATA[SALAHATTİN KİP]]></category>
		<category><![CDATA[ŞENIBE ALİ EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ŞENIBEY]]></category>
		<category><![CDATA[SULTAN REŞAT (V. MEHMET)]]></category>
		<category><![CDATA[TEVFİK ÇİPER BEY]]></category>
		<category><![CDATA[UZUNYAYLA]]></category>
		<category><![CDATA[VERIL’ SUFYAN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZANİLE HACI YUSUF EFENDİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=925</guid>

					<description><![CDATA[Ezher Üniversitesi’nde ilim tahsil etmek için 20. Yüzyıl boyunca Uzunyayla’dan Mısır’a giden ilim talipleri hakkında emekli öğretmen Kuşha Erdal Özden’in 2018 yılı sonunda yayımladığı “XX. Yüzyılda Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri” isimli çalışmasını geçen hafta kısaca tanımıştık. Bu hafta, bir asır kadar önce Ezher’de tahsil görmüş Çerkes din âlimlerinden üçünün kısa hayat hikâyelerini özetle aktararak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ezher Üniversitesi’nde ilim tahsil etmek için 20. Yüzyıl boyunca Uzunyayla’dan Mısır’a giden ilim talipleri hakkında emekli öğretmen Kuşha Erdal Özden’in 2018 yılı sonunda yayımladığı “XX. Yüzyılda Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri” isimli çalışmasını geçen hafta kısaca tanımıştık. Bu hafta, bir asır kadar önce Ezher’de tahsil görmüş Çerkes din âlimlerinden üçünün kısa hayat hikâyelerini özetle aktararak eserin ehemmiyetine dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Hayırlı Bir Çığır Açmak: İlim Taliplerine Öncülük Etmek</strong></p>
<p>Uzunyayla’da yetişen Çerkes âlimlerinin büyük ekseriyeti öncü insan <strong>Kurıje Hacı Abdülhamit Rüştü Efendi</strong>’nin (1860-1923) öğrencisidir. Uzunyayla’da yürüttüğü eğitim faaliyetine baktığımız zaman onun misyon ve vizyon sahibi bir âlim olduğunu anlıyoruz. Ezher’den en üst düzeyde ilmî donanımla dönüyor ve bu birikimini, kendisine mevki, şan ve şöhret, belki de servet sağlayacak olan Payitaht İstanbul’da değil de sürgün ve vurgun yemiş, yoksul ve “yetîm-i tarih” olan kendi halkının çocuklarının eğitimi için, mütevazı köyünde bir medrese açıp eğitim faaliyeti başlatmak suretiyle değerlendiriyor.</p>
<p>Kurıje Hacı Hamit Efendi’nin öğrencilerine kuvvetli bir İslami bilgi verdiğinde hiç şüphe yok. Buna, en başarılı ve parlak öğrencilerinden Karahalkalı Hacı Harun Efendi’nin şu sözü tanıklık etmektedir: “Biz Mısır’a Hacı Hamid Efendi’nin öğrettikleriyle gittik, onunla geri döndük.” (Özden, 2018: 31).</p>
<p>Hacı Hamid Efendi, Büyük Çerkes Sürgünü esnasında, Karadeniz’in azgın dalgaları arasında 1860 yılında gemide dünyaya gözlerini açtı. Türkiye’ye sağ salim ulaşan ailesi, Kayseri İli Pınarbaşı (o zamanki adayla Aziziye) ilçesine bağlı Eskiyassıpınar (Şenıbey) köyüne yerleştiler.</p>
<p>Çocuğun okuma ve öğrenme arzusunu keşfeden ailesi iyi bir tahsil görmesi için onu Maraş’a gönderir. Oradan Mısır’a, Ezher Üniversitesi’ne gider. Burada 24 yıl kadar kalır. Bir süre aynı üniversitede hocalık yapar. Hocalarının üniversitede kalması yönündeki ısrarlarına rağmen memleketine döner. Ama amaçsız dönmemiştir. Belli ki ideali ve hedefi vardır (Özden, 2018: 32).</p>
<p>“Abdülhamit Rüştü Efendi köyüne döndükten sonra işe koyulmuş, zamanın Osmanlı Padişahı Sultan (V. Mehmet) Reşat’ın kendisine verdiği fermanın sağladığı yetki ile köyünde talebe okutmaya müsait, içinde bir medrese bölümünün de yer aldığı büyük bir cami inşa ettirmiştir. Köyün imamlığı ile birlikte o, çevreden gelen istekli ve zeki talebelerini yetiştirmeye başlamış, böylece köyünün hem imamı hem de müderrisi olmuştur.” (Aslan, 2011: 419).</p>
<p>Uzunyayla’yı aydınlatacak birçok âlim ilk eğitimini bu medresede alır. Abdülhamit Rüştü Efendi bu öğrencileri bizzat yetiştirir. Bununla da kalmaz onlara referans olur ve Mısır’a, kendisinin okuduğu Ezher Üniversitesi’ne gönderir. Gönderdiği öğrencilerinin hiçbiri onun yüzünü kara çıkarmaz, okullarını neredeyse hepsi üstün dereceyle bitirirler. Bazıları da tıpkı kendisi gibi orada bir süre hocalık yapar ve hepsi de tekrar ülkesine, halkının arasına döner (Özden, 2018: 32).</p>
<p>Hamid Efendi yazılı bir eser bırakmadı. Ancak, O’nun geride bıraktığı öğrencilerinin her biri birçok yazılı eser değerindedir. Onların en ünlüleri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Karahalka Köyü’nden Harun Efendi</li>
<li>Alamescit Köyü’nden Ademey Hafız Efendi</li>
<li>Eskiyassıpınar Köyü’nden Mehmet Nuri Efendi (oğlu)</li>
<li>Methiye Köyü’nden Koşi Hacı Ashad Efendi</li>
<li>Hayriye Köyü’nden Aşkhot Hacı Mecit Efendi (Eski Pınarbaşı Müftüsü)</li>
<li>Eskiyassıpınar Köyü’nden Şenıbe Ali Efendi (Eski Pınarbaşı Müftüsü)</li>
<li>Dzığo Hüseyin Efendi (Eski Pınarbaşı Müftüsü)</li>
<li>Göksunlu Mehmet Efendi</li>
<li>Tevfik Çiper Bey (Hukukçu)</li>
<li>L’up Hacı Ashad Efendi</li>
<li>Aşağıhüyük Köyü’nden Hacıkasımlardan Fuad Efendi</li>
</ol>
<p>“диныри-дунери (dinıri duneyri)” adlı Çerkesçe internet sitesinde Kurıje Hacı Hamid Efendi’yi tanıtan yazıda şu vurgular dikkat çekmektedir:</p>
<p>“İnsanlara birçok konuda yardımcı oluyordu. İlmî konularda hep kendisiyle istişare ediliyor olması hasebiyle, onun hakkında şöyle denildiği anlatılır: “Bizim de Ebu Hanife’miz budur.”</p>
<p>Kendileri güzel ahlak sahibi, nüktedan, gönül alan, insanların dertlerini dinleyen, dertlerine derman olmaya çalışan, bildiklerini başkalarına öğretmek için de hiçbir çabadan geri durmayan bir insandı.</p>
<p>İlim tahsili, gurbet hayatı ve ilim öğretmekle meşguliyet, onu geç yaşlara kadar yuva kurmaktan alıkoydu. Kırk yaşından sonra evlendi. Evlendikten sonra üç erkek bir de kız evladı oldu. Ancak çocuklarına çok arzu ettiği yüksek düzeyde ilim tahsil ettirme imkânına ömrü vefa etmedi (Özden, 2018: 33).</p>
<p>Ezher Üniversitesi, Hamid Efendi’yi dört mezhebe göre ders ve fetva verebilme icâzetiyle/diplomasıyla yetkili kılmıştı. Bu şekilde köyü Eskiyassıpınar’da medrese açarak öğrenci yetiştirmeye başladı.</p>
<p>Hacı Hamid Efendi’nin açtığı medrese, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra da Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkartılıp medreseler kapatılıncaya kadar açık kaldı.”</p>
<p>“Abdülhamit Rüştü Efendi’nin ilmî yeterliliğini belgeleyen iki icâzetnamesi elimizde bulunmaktadır. Bunlardan birisi Ezher Ulemasından Muhammed Beyyûmî el-Minyâvî’den almış olduğu Asım Kıraati Hafs Rivâyeti’nin Şâtıbiyye Tarîkinden Kıraât İlmi dalındaki icâzeti, diğeri de yine diğer Ezher ulemasından almış olduğu Sünnet/Hadis alanında hem rivâyet hem de dirâyet için genel icazetidir…” (Özden, 2018: 34-43).</p>
<p><strong>Bütün Bir Ömrü İslam’ı Hakkıyla Öğrenmeye ve Öğretmeye Adamak</strong></p>
<p>Methiye (Mudarey) köyünden çıkıp Mısır’a giden ve Ezher’de tahsil gören <strong>Mereymkul Hacı Ali Maksud Efendi</strong> (1822-1889) tefsir yazacak kadar büyük bir âlimdi. Müderrislik yapmış ve yüz kadar öğrenci okutmuştur. Torunu Koray Kul dedesini şöyle anlatmaktadır:</p>
<p>Hacı Ali Maksud Efendi 1822 yılında Kafkasya’da doğdu. İlim tahsiline babası derviş Mehmed’in yanında başlamıştır. 9 yaşında hafızlığını bitirip 21 yaşına kadar Kafkasya’da fıkıh, tefsir, hadis, kelam derslerini almıştır. 1843 yılında Mısır’a vapur yoluyla gitmiş ve Ezher Üniversitesi’nde 13 yıl ilim tahsil etmiştir. Yazdığı çok sayıda eser günümüzde korunmaktadır. Methiye’de açmış olduğu medresede her yıl çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Onun eserleriyle vaaz ve fetva veren nice âlimler vardır. Hafiz Efendi’nin onun kitaplarıyla cuma vaazı ve fetva verdiği bilinmektedir. Salahattin Kip Hoca Efendi’nin de onun kitaplarından haftalık ilim dergisinde yazılar yayınladığı bilinmektedir. Uzunyayla’nın ünlü hattatı Lokman Efendi, hattatlığı da meşhur olan Hacı Ali Maksud Efendi’nin yetiştirdiği bir zattır.</p>
<p>Ömrünü İslam’a, Kur’an’a ve sünnete adamış, ilmiyle âmil bir zat idi. Merhum hakkında, Hafiz Efendi’nin bizzat kendisinin worşer(sohbet) ortamlarında söylediği ve herkes tarafından bilinen şu sözü çok meşhurdur:</p>
<p>“Biz Ezher’e gittiğimiz zaman, bize oradaki müderrisler şunu söylüyorlardı: Hacı Ali Maksud Efendi burada ilim bırakmadı, hepsini aldı ülkenize götürdü zaten; buraya kadar geleceğinize gidip ondan öğrenseydiniz ya…”</p>
<p>Gözlerini kaybedecek seviyeye gelinceye kadar eğitim hizmetine devam etmiştir. Gözleri tamamen görmez olunca en büyük oğlu Mereymkul Ashad Efendi’ye vekâletini vermiş ve tedrisata o devam etmiştir. 1889 yılı arife günü 77 yaşında ruhunu Rahman’a teslim etmiştir (Özden, 2018: 45-47).</p>
<p><strong>Vefa ve Fedakârlık Timsali Olmak</strong></p>
<p>Çerkeslerin Hatıkoy boyundan Kaynar doğumlu<strong> Hej Hacı Yahya Efendi</strong>’nin (1877-1956) Mısır’a gidiş hikâyesi oldukça ilginçtir. Gençlik aşkı o günün sosyal sınıf algısına takılır ve sülalelerine denk olmadığı gerekçesiyle aile büyükleri onun sevdiği kızla evlenmesine onay vermezler. O da yanına bir ‘koyeplıj’den (Çerkes kaşar peyniri) başka bir şey almadan ikinci aşkının peşinden gider. Kahire’de Ezher Üniversitesi’ni başarıyla tamamladıktan sonra memleketine dönmez. Mısır’da 17 yıl kalır, bir süre Ezher’de ders verir.</p>
<p>Mısır üzerinden hacca Hicaz’a giden köylüleri ona memlekete dönmesi ve ailesinin başına geçmesi için ricada bulunurlar. Derler ki: “kardeşlerin seferberlikte şehit oldular ailenin başında büyük kalmadı, gel de ailenin başına geç, aileyi toparla, aksi halde aile perişan olacaklar.” Bunun üzerine köyüne (Kayseri-Pınarbaşı-Kaynar) döner. Bu arada yaşı kırklara merdiven dayamıştır. Derler ki, seni artık everelim. O da eğer kaşenım (sevdiğim) ile everecekseniz olur der. Ancak acı haberi alır, sevdiği kızın artık hayatta olmadığını, bekâr olarak öldüğünü öğrenir. O da başka birisiyle evlenmeden ömrünü bekâr olarak sürdürür. Yeğeni Hej Receb Yaşar, “Kendisi evlenmedi ama kız kardeşlerini ve kardeşlerinin çocuklarının hepsini everdi ve ömrünü onların hayata tutunmalarına ve ailenin geçimine adadı” diyerek hayırla yad ediyor amca dedesini.</p>
<p>Şunu da ilave ediyor sözlerine: “Onun fetvasının üstüne kimse fetva koyamazdı. Hafiz Efendi bile o hayatta olduğu sürece hep ona gönderirdi fetva soranları. Yahya Efendi bir fetva verdiyse onun üstüne asla söz söylemezdi.” (Özden, 2018: 73-75).</p>
<p>İlk kısmını geçen hafta yayımladığımız eser tanıtım yazımızı “Erdal Özden’in “XX. Yüzyılda Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri” isimli çalışmasında hayat hikâyeleri anlatılan “Mısır tahsilli” âlimlerin listesiyle sonlandıralım:</p>
<ol>
<li>Kurıje Hacı Abdülhamit Rüştü Görücü Efendi</li>
<li>Mereymkul Hacı Ali Maksud Efendi</li>
<li>Hakun Hacı Harun Efendi</li>
<li>Zanile Hacı Yusuf Efendi</li>
<li>Verıl’ Sufyan Efendi</li>
<li>Hej Hacı Yahya Efendi</li>
<li>Beneş’ej Mansur Efendi</li>
<li>Beneş’ej Muhammed Efendi</li>
<li>Beykaldı Kadı Mesud Efendi</li>
<li>Kurmen Hasan Efendi</li>
<li>Koşi Hacı Yakup Efendi</li>
<li>Hartoko Hacı İshak Efendi</li>
<li>Degune Hacı Nuh Efendi</li>
<li>L’ışe Yakup Efendi</li>
<li>Nıbej Lokman Efendi</li>
<li>Koşi Hacı Ashad Efendi</li>
<li>Kaşırğa Hacı Muhammed Efendi</li>
<li>Aşkhot Hacı Mecit Efendi</li>
<li>Beştok Hızır Efendi</li>
<li>Dzığo Hüseyin Efendi</li>
<li>Şenıbe Ali Efendi</li>
<li>Ademey Ali Hafiz Efendi</li>
</ol>
<p>Kayseri-Sivas-Maraş üçgeninde yer alan ve seksen kadar Çerkes köyünü barındıran Uzunyayla platosunda yaşamış ancak eserleri ve etkileri daha geniş coğrafyalara ulaşan Çerkes din âlimlerini hayırla yad ediyoruz. Mekânları Cennet, makamları âlî olsun.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Aslan, Durmuş. (2011).<strong> “Abdülhamid Rüştü (Görücü) Efendi ve İcazetnameleri”</strong>. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2011, Cilt: XV, Sayı: 1, s.403-426.<br />
https://dergipark.org.tr/cuifd/issue/4279/57678, yayım tarihi: 15.06.2011, erişim tarihi: 12.08.2019.</li>
<li>Özden, Erdal. (2018). “<strong>XX. Yüzyılda</strong> <strong>Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri</strong>”. Aydın, 200 s.<br />
https://www.kafdavyayincilik.com/20-yuzyilda-uzunyayla-da-yasayan-cerkes-din-alimleri erişim tarihi: 05.08.2019.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/uzunyayla-din-alimlerini-yeni-nesle-tanitmak-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UZUNYAYLA DİN ÂLİMLERİNİ YENİ NESLE TANITMAK-I</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/uzunyayla-din-alimlerini-yeni-nesle-tanitmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/uzunyayla-din-alimlerini-yeni-nesle-tanitmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Aug 2019 10:59:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[11. ULUSLARARASI KAFKAS ÖDÜLLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ADEMEY HAFIZ EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ADIGE KHABZE]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKES DİN ÂLİMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKES TÖRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESLER]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkesya]]></category>
		<category><![CDATA[EL-EZHER ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FIRA AZİZ EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HARUN EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[HINZIR DAĞLARI]]></category>
		<category><![CDATA[KANGAL]]></category>
		<category><![CDATA[KAYSERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KUŞHA ERDAL ÖZDEN]]></category>
		<category><![CDATA[METHİYE KÖYÜ]]></category>
		<category><![CDATA[MOLE LEVENT KAPLAN]]></category>
		<category><![CDATA[PINARBAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. M. KEMAL ATİK]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİMALİ KAFKAS DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[SİVAS]]></category>
		<category><![CDATA[TAHTALI DAĞLARI]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI KAFKAS DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[UZUNYAYLA]]></category>
		<category><![CDATA[XABZE]]></category>
		<category><![CDATA[ZANİLE HACI YUSUF EFENDİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=922</guid>

					<description><![CDATA[“Kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını bilen) âlimler Allah’a hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28). “Âlimler nebilerin varisleridir…” (Buhari, İlim 10). Ezher Üniversitesi’nde din ilimlerini tahsil etmek için 20. Yüzyıl boyunca Mısır’a giden ilim talipleri arasında Uzunyayla’dan da onlarca genç vardı. Kayseri-Sivas-Maraş üçgeninde yer alan Uzunyayla* platosunda iskân edilen yetmiş kadar Çerkes köyünden çıkıp Kahire’ye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını bilen) âlimler Allah’a hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28).</p>
<p>“Âlimler nebilerin varisleridir…” (Buhari, İlim 10).</p>
<p>Ezher Üniversitesi’nde din ilimlerini tahsil etmek için 20. Yüzyıl boyunca Mısır’a giden ilim talipleri arasında Uzunyayla’dan da onlarca genç vardı. Kayseri-Sivas-Maraş üçgeninde yer alan Uzunyayla<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">*</a> platosunda iskân edilen yetmiş kadar Çerkes köyünden çıkıp Kahire’ye giden ve eğitimini tamamladıktan sonra köyüne dönüp topluma rehberlik eden 21 âlimin kısa kısa tanıtıldığı bir kitap bu haftaki konumuzu oluşturmaktadır.</p>
<p>Emekli öğretmen Kuşha Erdal Özden’in 2018 yılı sonunda yayımladığı “XX. Yüzyılda Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri” isimli çalışması ilk bölümde 20. Yüzyılda Ezher’de tahsil görmüş âlimlerden 21’inin kısa hayat hikâyelerini aktarmaktadır. İkinci bölümde ise bu âlimlerden ve Türkiye’nin muhtelif illerinde başka hocalardan dinî ilimler tahsil etmiş 18 âlimi bizlere tanıtmaktadır. Ehemmiyetine ve özgünlüğüne dikkat çekmek için uygun ara başlıklar ekleyerek eserin giriş kısmını özetle aktarmakta yarar görüyorum:</p>
<p><strong>Milletin ve Medeniyetin Terakkisine Önderlik Etmek</strong></p>
<p>Eserin takdim yazısını kaleme alan <strong>Prof.Dr. M. Kemal Atik</strong>, ilk dinî tahsilini aldığı köyü ve hocasını şu şekilde anlatmaktadır:</p>
<p>“Çerkesler, Çerkesya’dan getirdikleri kültürel değerleri yanında İslamiyet’i de vazgeçilmez değerler arasında kabul etmişlerdir… Bu bağlamda Uzunyayla Çerkeslerinin 150 yıllık Osmanlı topraklarındaki tarihî süreçleri incelendiğinde birçok din adamının toplum önderi olarak görev aldığını görürüz.</p>
<p>İşte bunlardan bazıları o dönemde İslam dünyasının bilim merkezi olan Kahire’deki “el-Ezher Üniversitesi”ne de giderek buradan icazet alarak kendilerini en üst seviyede ispat etmişlerdir. İşte bu âlimlerden bazıları da bu kitabın yazılmasına sebep olmuştur.</p>
<p>Bunların başında yetiştirdiği pek çok öğrenciler arasında bendenizin de hayatımın baharında gözlerimi ve gönlümü Kur’an ilimlerine henüz açtığım zaman diliminde rahle-i tedrisinde üç yıl süreyle Tefsir, Hadis, Fıkıh, Mantık ve Kelam derslerini okuduğum ve kendisinden feyz aldığım Uzunyayla Methiye Köyü İmam Hatibi, Ezher ulemasından Müderris <strong>Ademey Hafız Efendi</strong>’dir. Üstün bir zekâya, güçlü bir hafızaya sahip, bilge bir insan olan bu zat İslami ilimler üzerinde derin bir kültüre sahip onurlu, itibarlı ve mütevazı kişiliği ile de maruf olmuştur (Özden, 2018:7).</p>
<p>Bilim ve marifet ile bu değerlerin kaynağı olan bilim adamları bir milletin fertleri içinde ne derece yayılırsa o millet de o kadar yücelir, terakki eder; medeniyette de o derece ileri gider. Derslerinde sık sık; “Bilgi edininiz, bilgi sizi kölelikten kurtaracaktır” sözünü tekrarlayan Ademey Hafız Efendi’nin de vurgulamak istediği buydu. Yani “geri kalmışlıktan, cehaletten kurtulup ileriye gidebilmeniz, dünya ve ahiret saadetine erişebilmeniz için ilim öğrenin” derdi.” (s.8).</p>
<p><strong>Baskı ve Yasaklara Boyun Eğmemek</strong></p>
<p>Şimdi de eserin müellifi Erdal Özden’in uzun önsözünden bazı pasajları birlikte okuyalım:</p>
<p>“Uzunyayla; Anavatanları Kafkasya, büyük bir vahşet ve zorbalıkla terk ettirilen Çerkeslerin dil, din, kültür ve gelenekleriyle kendilerine özgü millî varlıklarıyla daha uzun soluklu hayata tutunabildikleri ender bir coğrafya parçası olmuştur.</p>
<p>Uzunyayla’da kültürümüzün korunmasında, Çerkes olarak/ kalarak daha uzun soluklu hayat sürmemize büyük katkıları olan, halkımızın maneviyatını besleyen, gönlünü aydınlatan büyük din âlimlerimiz vardı. Bu konu hep ilgi alanımdaydı… (s.9).</p>
<p>İmam Hatip ve sonrasında ilahiyat eğitimi almış bir Çerkes genci olarak bu konuyu merak edişimin iki sebebi vardı. Birinci sebep, onlara olan duygusal ve mesleki yakınlığım, ikincisi ise İslam dünyasının en önemli, en köklü, İslami ilimlerin derinliğine ve bütün boyutlarıyla tahsil edildiği Ezher Üniversitesi’nden mezun olan büyüklerimizin, <strong>Çerkeslerin tarihî ve güncel meselelerine</strong> İslami referanslarla nasıl baktıklarını bilmek arzusu idi (s.10).</p>
<p>Bu değerli hocalarımızın büyük ekseriyeti, bir iki istisna haricinde Ezher Üniversitesi’nin müfredat programı çerçevesinde tahsillerini tamamlayıp, diplomalarıyla, eski tabirle icazetnameleriyle döndüler. Hem de hemen hepsi okulun en parlak ve başarılı öğrencileri olarak… Bazıları da üniversitede bir süre hocalık yaptılar. Yani akademik kariyer sahibi idiler. Bu demektir ki, bu hocalarımız günümüzün yaygın deyimiyle entelektüel insanlardı. Ancak bu birikimlerine ve ilmî formasyonlarına eşdeğer bir entelektüel çabanın içinde olmuşlar mıydı? Zamanın ruhunu kavramak ve ona göre söylem geliştirmek hususunda kendilerinden beklenen entelektüel bir çaba içinde olduklarına dair bilgilere ulaşamadık maalesef. (Bizim ulaşabildiğimiz tek istisna, <strong>Zanile Hacı Yusuf Efendi</strong>’nin TBMM’ye sunduğu dinî eğitim içerikli, Diyanet ile ilgili bir arizadır) (s.16).</p>
<p>O günün Türkiye’sinde dine karşı konumlanan yasakçı, çok ağır baskıcı ve diktatöryal bir siyasi yapı mevcuttu… Bu durum, bu âlimlerimizi negatif anlamda iki türlü baskı altında bırakmıştır. Birincisi ulusal kimlikleriyle ilgili… Yeni kurulan devletin varoluşsal hedef olarak belirlediği, temellerini üzerine inşa ettiği <strong>katı ulusalcı paradigma</strong>… İmparatorluk bakiyesi diğer bütün halkları yok sayan ya da Türkleştirmeyi vazgeçilmez bir gaye edinen bir zihniyet… (s.18).</p>
<p>Diğeri ise dinin en temel, en vazgeçilmez sembolü olan ezanı tahrif edip, asli hüviyetinden koparacak, dinin olmazsa olmaz temel kaynağı olan Kur’an’ı okumayı ve öğretmeyi yasaklayacak, ibadethaneleri işlevsiz kılacak, hatta amaç dışı kullanacak kadar gözünü karartmış, halkı sindirmiş, cüretkâr, kelimenin tam anlamıyla <strong>ceberut bir siyasi erk</strong>, despotizm söz konusuydu. İşte bu konjonktürel yapı, döneminin bu münevver insanlarını en verimli çağlarında maalesef birer köy imamı mesabesinde âtıl ve işlevsiz bırakmıştır. Beyinlerine pranga vurmuş, ellerini kollarını bağlı hale getirmiştir. Bununla ilgili yaşanmış trajik birçok öyküyü biyografilerin satır aralarında göreceksiniz (s.18).</p>
<p><strong>Toplumla Hemhal Olmak</strong></p>
<p>Bu âlimlerimizin İslami konulara vukûfiyetleri ve bu konudaki yetkinlikleri hakkında kimse aksi yönde söz edemez. Hatta bu konudaki ilmî yeterlilikleri sebebiyle şöhretlerinin Uzunyayla sınırlarını aşıp çevre illerde hayranlık uyandırdığı maruftur. Uzunyayla âlimleri toplumun birçok sosyal problemine, özellikle hukuki meselelere (miras, nikâh, evlenme-boşanma vb.) tamamen İslam hukukuna (şeriata) göre çözüm getiriyorlardı. Hatta bu konularda zaman zaman birinin diğerinin fetvasını doğru bulmadığı ve arada muhalif görüşlerin serdedildiği, bazen de köylerin kendi hocalarının yeterlilik ve yetkinliklerini yarıştırdıkları şeklinde hayli rivayetler anlatılmaktadır (s.17).</p>
<p>Bu âlimlerimizin sadece dinî bilgilerle mücehhez olmadığını, aynı zamanda bazılarının çok yönlü olduğunu ve sanatkârlık yönlerinin de bulunduğunu biliyoruz. Mesela <strong>Harun Efendi</strong> ve <strong>Fıra Aziz Efendi</strong>’nin marangozlukta maharetlerini yakınları ve görev yaptıkları köy halkının anlatımlarından öğreniyoruz.</p>
<p>Kendi dönemlerinin en yaygın ve popüler edebî sanatı olan şiir konusunda söz sahibi olduklarını görüyoruz; hepsinin olmasa bile büyük ekseriyetinin şiirlerine rastlıyoruz. Bu âlimlerimiz edebî zevkten de uzak değillerdi.</p>
<p>20. Yüzyıl Uzunyayla Çerkes âlimleri, Osmanlı ulema geleneğinde olduğu gibi Ehl-i Sünnet çizgisindedirler ve Hanefi mezhebine/ ekolüne bağlıdırlar.” (s.19).</p>
<p><strong>İlmin Haysiyet ve İtibarını Korumak </strong></p>
<p>“Bu çok geç kalmış, kısa ve sınırlı sürede ve çoğunlukla sosyal medya imkânlarıyla yapabildiğimiz araştırmamızın neticesinde şunu da gördük ki, hayatlarını mevzubahis ettiğimiz bu âlimlerimizin ve hocalarımızın <strong>ortak özellikleri</strong> vardır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:</p>
<ol>
<li>Hepsi <strong>halktan biri</strong>, halkın her türlü sosyal meselelerinin çözümünde onların yanında ve onlarla beraberdir. Yani halkın içindedirler. Fildişi kulelerinden/ tepeden bir bakışları yoktur.</li>
<li>Hepsi halk nezdinde oldukça <strong>itibarlı</strong> ve saygıdeğerdir. Ama asla (yakın zamanda ülkemizde yaşadığımız çirkin örneklerde olduğu gibi) tabu değildirler.</li>
<li>Gözleri de gönülleri de <strong>tok</strong> ve istiğna sahibidirler. Halkın sırtından geçinmek gibi asalak tavır içinde olmadılar. İlmî haysiyetlerini ve onurlarını hep korudular. Halk nazarında yaygın olan, ‘hep almayı seven din adamı’ halleri onlarda hiç olmamıştır.</li>
<li>Çoğu <strong>elinin emeğiyle geçinmiş</strong> ya da imamlık maaşından fazlasına tamah etmemiştir. Bazıları, Kur’an taliminden aldıkları ücreti de hayır ve hayrat işlerinde sarf etmişlerdir.</li>
<li>Halkın örf ve adetlerine (‘xabze’ye<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">**</a>) <strong>hürmetkâr</strong> olmuşlardır. Uç ve marjinal, toplum tabanında karşılık bulmayacak söylemlerde bulunmamışlardır.</li>
<li>Çoğu tasavvuf/tarikat ehli olmamakla birlikte, tasavvufa saygılı ve hoşgörülüydüler (s.20).</li>
</ol>
<p>Bu âlimlerin hepsi bizim değerlerimizdir. Bu değerlerimizi tanımakta ve tanıtmakta çok geç kaldık. Biz bir çığır açmaya çalıştık. Bu çığır, ilahiyatçı gençlerimiz için bir motivasyon kaynağı olur da bizim eksiklerimiz tamamlanırsa ziyadesiyle mutlu oluruz. Bu çalışmamızı Uzunyayla’da yetişen din âlimleriyle sınırlı tuttuk. Sebebi de, bu çok ihmal edilmiş konuyu bir an evvel gündeme taşımak ve görünür hale getirmektir.” (s.21).</p>
<p>Uluslararası Kafkas Derneği‎ tarafından 9 Mart 2019 tarihinde Kayseri’de düzenlenen 11. Uluslararası Kafkas Ödülleri kapsamında “yılın kitabı” ödülünü alan eseri sebebiyle Kuşha Erdal Özden Hoca’ya tebrik ve şükranlarımı sunar, bu eserin <strong>Muhaceretteki Çerkes Âlimleri</strong> başlığı altında Kafkasya dışındaki tüm coğrafyalarda yetişen ve topluma önderlik eden daha kapsamlı ansiklopedik bir çalışmaya öncülük etmesini temenni ederim.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Özden, Erdal. (2018). “<strong> Yüzyılda</strong> <strong>Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri</strong>”. Aydın, 200 s. https://www.kafdavyayincilik.com/20-yuzyilda-uzunyayla-da-yasayan-cerkes-din-alimleri.</li>
</ul>
<ul>
<li>Özden, Erdal. (2018). “<strong> Yüzyılda</strong> <strong>Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri</strong>”. Tebliğ. I. Pınarbaşı (Aziziye) Sempozyumu, Kayseri, 10-12 Mayıs 2018.</li>
<li>Erdal Özden ile XX. Yüzyılda Uzunyayla’da Yaşayan Çerkes Din Âlimleri adlı kitabı hakkındaki söyleşi. Yer: Şimali Kafkas Derneği. Videoyu yayınlayan: Mole Levent Kaplan, 1.17.46 dk. Ankara, 29.12.2018.</li>
<li>Uluslararası Kafkas Derneği‎. (2019). 11. Uluslararası Kafkas Ödülleri. https://www.facebook.com/UluslararasiKafkasDernegi/photos/20-y%C3%BCzy%C4%B1lda-uzunyaylada-ya%C5%9Fayan-%C3%A7erkes-din-alimleri-kitab%C4%B1n%C4%B1n-yazar%C4%B1-say%C4%B1n-erdal/2095357287423186/, Kayseri, 09.03.2019.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> 38°-39° kuzey enlemleri ile 36°-27° doğu meridyenleri arasında uzanan Uzunyayla, Sivas’ın Kangal ilçesi ile Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi arasındaki bölgedir. Kuzeybatıda Hınzır Dağları ve güneydoğuda Tahtalı Dağları ile çevrili olan plato, yaklaşık 1650-m yükseklikte, 60-km uzunluğunda ve 50-km genişliğindedir.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">**</a> Çerkes kültürünün omurgasını ve Kafkasya’da binlerce yıllık uzun bir süreçte oluşan teamülleri ifade eden “Adıge khabze/xabze” kavramı “Çerkes töresi” olarak tercüme edilebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/uzunyayla-din-alimlerini-yeni-nesle-tanitmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ERDEMİ ŞİDDETE BOĞDURMAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 09:41:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[38. KİTAP VE KÜLTÜR FUARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDETLERE KÖRÜ KÖRÜNE YAPIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[AF YÖNTEMİNİ BENİMSEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ATALAR MİRASINI KUTSAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[BATILA BULANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Bİ’RU’L-ACEM]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜK ÇAMLICA CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN SONUNCUSU]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[GELENEKLER]]></category>
		<category><![CDATA[GELİŞMEK]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İLERLEMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNLARI KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Kuneytıra]]></category>
		<category><![CDATA[NEBİLERİN YOLU]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİDDET ERDEMİ ÖLDÜRÜR]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HASTALIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[YASAYA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=893</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’da 15 Mayıs 2019 tarihinde açılan ve 1 Haziran’a kadar saat 11.00-24.00 arasında kitapseverleri ağırlayacak olan fuarlara, Sultanahmet’te 200, Büyük Çamlıca Camii’nde ise 120 yayınevi katılıyor (1). Kitabın ve okumanın önemini Prof.Dr. Yasin Aktay’ın fuara özgü iki yazısına havale ederek, (2) üstat Cevdet Said’in 38. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Şiddet Erdemi Öldürür” isimli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’da 15 Mayıs 2019 tarihinde açılan ve 1 Haziran’a kadar saat 11.00-24.00 arasında kitapseverleri ağırlayacak olan fuarlara, Sultanahmet’te 200, Büyük Çamlıca Camii’nde ise 120 yayınevi katılıyor (<strong>1</strong>). Kitabın ve okumanın önemini Prof.Dr. Yasin Aktay’ın fuara özgü iki yazısına havale ederek, (<strong>2</strong>) üstat Cevdet Said’in 38. Kitap ve Kültür Fuarı’nda okuyucuyla buluşan “Şiddet Erdemi Öldürür” isimli eserini tanıtmak istiyorum (<strong>3</strong>). Bu vesileyle kitap imza günlerimde destek olan, tebriklerini ileten ve telif ve tercüme kitaplarımı alıp okuyarak geri bildirim mesajlarını paylaşan dostlarıma yürekten teşekkür ederim.</p>
<p><strong>Şiddetin Erdemi Boğmasına Seyirci Kalmamak</strong></p>
<p>Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Cûlân tepesinin eteğinde kurulu Bi’ru’l-Acem köyünde doğan Çerkes asıllı mütefekkir Cevdet Said’i, Suriye’de Nisan 2011’den itibaren devam eden kirli savaş sebebiyle muhacir olarak geldiği İstanbul’da doksana yakın sohbet ve konferansını eş zamanlı tercüme ederken yakından tanıdım. Mayıs 2017’den itibaren de Diriliş Postası gazetesinde haftada bir yayımlanan 95 köşe yazısını Arapçadan Türkçeye tercüme ettim. Elinizdeki bu eser üstadın işte bu köşe yazılarından seçilen kırk kadar makalenin gözden geçirilerek birleştirilmesinden oluşmuştur. Tercümelerin hem Arapça aslına sadık hem de okuyucuyu yormayacak şekilde akıcı ve anlaşılır olmasına gayret ettim. Konuların daha iyi anlaşılmasında yardımcı olacağını düşündüğüm kısa açıklamaları dipnotlar halinde ekledim.</p>
<p>Eserde özgün bir bakış açısıyla <strong>incelenen konuları</strong> şu şekilde özetleyebiliriz: Şiddete karşı ilim yolunu tutmak, batılın değil hakkın güçlü ve kalıcı olduğuna inanmak, insanlığı adaletle ayakta tutma farzını el birliğiyle ifa etmek, olağanüstü hâl uygulamalarını olağanlaştırmamak, toplumsal işlerde “şûra” emrine riayet etmek, İslâmî hareketi şiddet sarmalından çıkarmak, silahların ve savaşın sorun çözme kabiliyeti kalmadığını anlamak, kötülüğe iyilikle karşılık vermek, barış, güven ve huzur için Allah’ın tavsiyelerine güvenip uygulamak, düşünme ve öğrenme kültürünü yaygınlaştırmak, iyilik, fedakârlık, af ve barışçıl eylem yöntemini benimsemek, tarihin tecrübesinden ve ibadetlerin kural oluşturma rolünden istifade etmek, tevhidin ve şirkin sosyal boyutunu görmek, uyanışı gerçekleştirip Müslüman halkların birliğini tesis etmek…</p>
<p><strong>Atalar Mirasını Kutsama Hastalığından Kurtulmak</strong></p>
<p>Doksanına merdiven dayamış Cevdet Said’in Arapçadan çevirdiğim makalelerini kitaplaştırırken esere yazdığım takdimi dikkatinize sunuyorum:</p>
<p>Allah’ın kitabına inanan ve Son Nebi’nin izinden giden çoğu Müslümanların bile şiddete başvurmanın etkili bir sorun çözme yöntemi olduğunu peşinen varsaydığı bir dünyada Kur’an’ın en iyi yöntem olarak insanlığa takdim ettiği <strong>af yönteminin işe yarayacağını</strong> içtenlikle kabul edenlerin azlığı yadırganmamalıdır.</p>
<p>Atalarından miras kalan davranış kalıplarını kutsal bir emanet gibi muhafaza etme tutumları, insanlara dosdoğru yolu gösterme vazifesiyle aralarından seçilerek vahiyle desteklenen enbiyanın önüne çıkan en katı psikososyal duvarı oluşturmuştur. Bu olgu maalesef tarihte kalmış da değildir. Günümüzde de Son Nebi Muhammed Aleyhisselam’ın tebliğ etmiş olduğu Kur’an vahyinin insanlığın çok boyutlu problemlerine kalıcı çözümler sunan diriltici mesajlarına bireyleri ve toplumları kör ve sağır eden etkenlerin başında aynı <strong>sosyal hastalık</strong> gelmektedir.</p>
<p>Bırakınız diğer toplumları Müslüman toplumlar bile Allah’ın âfak ve enfüse (dış ve iç âleme) vazetmiş olduğu <strong>kanunları keşfedip</strong> onlara uygun davranmak suretiyle birey ve toplum olarak <strong>gelişmek ve ilerlemek</strong> yerine, babalarından görüp alışkanlık halinde sürdüregeldikleri âdetlere körü körüne yapışıp geri kalmayı yeğlemektedir! Oysa kurtuluşumuz ecdadımızın değil <strong>nebilerin yolunda</strong> “Enbiyanın Sonuncusu”nun güzel örnekliğinde yürümektedir:</p>
<p>“Ve onlara “Allah’ın indirdiğine ve Rasûl’e gelin!” denildiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz inanç bize yeter!” diyorlar. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyse de mi?” (Mâide 5:104). Dahası insanlar ecdadından tevarüs eden <strong>gelenekleri</strong> Allah’ın emri zannetmektedirler:</p>
<p>“Ve ne zaman çirkin bir iş işleseler, (hemen) “Biz atalarımızı da bu iş üzerinde bulduk; demek ki bunu bize Allah emretmiş” derler. De ki: “Şu kesin: Allah çirkin bir şeyi emretmez! Yoksa Allah’a hiç bilmediğiniz bir şeyi mi yakıştırıyorsunuz?” (A’râf 7:28).</p>
<p>“(Yönetici seçkinler Musa’ya) dediler ki: “Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulup izlerini takip ettiğimiz yoldan çevirmeye ve bu şekilde kendinize ülkede iktidar yolunu açmaya mı geldin? Fakat biz, her ikinize de asla inanacak değiliz.” (Yunus 10:78).</p>
<p>“Onlar şöyle dediler: “Ey Sâlih! Doğrusu sen, bundan önce içimizde (hep) gelecek vaat eden biriydin. Şimdi kalkıp sen bizi atalarımızın kulluk ettiği şeylere tapmaktan mı alıkoyacaksın? Ama şunu iyi bil ki, biz senin davet ettiğin şeye dair şüphe içindeyiz” demişlerdi; mütereddit bir hâlde…” (Hud 11:62).</p>
<p>“Ey Şuayb, dediler, “Atalarımızın taptıklarını ya da mallarımız üzerinde isteğimize göre tasarrufta bulunmayı terk etmemizi, senin salâtın mı emrediyor? Oysa (bizce) sen oldukça uyumlu/hoşgörülü ve olgun/akıllı bir adamsın!” (Hud 11:87).</p>
<p>“… Onlar şöyle cevap verdiler: “Atalarımızı onlara (heykellere, putlara) kulluk eden birileri olarak bulduk!” Dedi ki: Doğrusu siz de atalarınız da başından beri açık bir sapıklık içindeymişsiniz!” (Enbiyâ 21:53-54).</p>
<p>“(Onlar): “Hayır, ama biz atalarımızı böyle yapar bulduk.” dediler!” (Şu’arâ 26:74).</p>
<p>“İşte böylelerine “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiğinde; “Asla! Biz sadece atalarımızın hayat tarzına uyarız!” derler. Ne yani, şeytan onları dehşetli bir ateşin azabına çağırmış olsa da mı (bunda ısrar edecekler)?” (Lokman 31:21).</p>
<p>“Mesajlarımız onlara bütün açıklığıyla aktarıldığında, (hakikati inkâra şartlanmış olanlar birbirlerine:) “Bu (Muhammed) sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmeye çalışan biridir sadece!” derler. Ve “Bu (Kur’an, insan tarafından) uydurulmuş bir safsatadan başka bir şey değildir!” d(iye de ekl)erler. Ve (son olarak) hakikati inkâra kalkışanlar, hakikat kendilerine ulaştığında, onun için; “Bu, büyüleyici güzel bir sözden başka bir şey değildir!” derler.” (Sebe’ 34:43).</p>
<p>“Ama hayır! Onlar, “Atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; kesinlikle biz de onların izinden giderek doğru yolu bulabiliriz” diyorlar. İşte böyle: Biz senden önce hangi beldeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın refah içinde <strong>şımarmış seçkinleri</strong> hep şunu söylediler: “Biz atalarımızı geleneksel bir inanç üzerinde bulduk; şu hâlde bize düşen onların izini takip etmektir.” (O nebiler de): “Ne yani, ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz yoldan daha doğrusunu göstersem de mi?” dedi(ler)…” (Zuhruf 43:22-24).</p>
<p><strong>Hak Gelince Batılın Yok Olup Gitmeye Mahkûm Olduğuna İnanmak</strong></p>
<p>Büyük mütefekkir Cevdet Said’in olayları yorumlayış tarzına örnek olarak kitaptaki ikinci makalesinden kısa bir iktibas yapmamız yeterli olacaktır:</p>
<p>“İnsanlar üzerinde baskı kurmadan onların hakkı benimsemeyeceğini zannetmeye başladığımız andan itibaren iltibas yani hakkı batılla karıştırma hastalığına yakalandık! Hakikat hakkında ne kadar kötü zanlara kapılmışız! O kadar ki, hak ile batıla fırsat eşitliği tanındığında batılın üstünlük kuracağına inanır olduk! Kâinat ve varoluş yasalarını yanlış anlayarak; batıl ortaya çıkarsa hakkın yok olup gitmeye mahkûm olduğunu zannetmeye başladık! Hem de Kur’an çok açık bir ifadeyle; “Yine de ki: Hak geldi, (sahte ve tutarsız olan) batıl ise yıkılıp gitti.” buyurduğu hâlde! Hepsi bu kadar da değil, Rabbimiz şunu da ilave edip dururken biz yanlış inanışlara saplandık:</p>
<p>“Çünkü her batıl zaten yıkılıp gitmeye mahkûmdur!” (İsra 17/81). Zira batılın hakkın karşısında durabilme kabiliyeti yoktur. Aynı şekilde karanlığın da ışık geldiğinde var kalabilme kabiliyeti yoktur. Allah’ın kâinata koyduğu <strong>yasa budur</strong>. İliklerimize kadar işlemiş olan bilinçsiz anlayış, nazarımızda hak ile batılın karışmasına yol açmıştır. Oysa Allah Teâlâ bize açıkça şu uyarıyı yapmaktadır:</p>
<p>“Hakkı batılla karıştırmayın ve bildiğiniz hâlde hakkı gizlemeyin!” (Bakara 2/42). (Bu uyarıya kulak asmayan) insanları da Allah Teâlâ şu şekilde kınamaktadır: “Niçin hakka batıl elbisesi giydirip de bildiğiniz hâlde hakikati gizliyorsunuz?” (Âl-i İmran 3/71). (s.15).</p>
<p>Şayet hakkın baskı ve zulme maruz kaldığını görüyorsak, ortada saf bir hak değil hakkın <strong>batıla bulanmış</strong> bir şekli duruyor demektir. Bu karışıklığı ruhumuzdan söküp atmalıyız. Zira öz benliğimizde ortaya çıkmayan değişim dış gerçekliğimizde de ortaya çıkmayacaktır. Biz, insanlara seçme özgürlüğü verilirse Allah’ın seçimleri kaybedeceğini zannediyoruz! Oysa seçimleri kaybedecek olan biziz, Allah değil hâşâ! Ne var ki, batıl arzularımız yüzünden hak algımız bulandı ve Allah hakkında suizanda bulunduk, ona yalan isnat ettik, Rabbimize iftira attık! İşte böylece Allah’ın dosdoğru yolundan saptık ve saptırdık! (s.16).</p>
<p>Mademki batıl yıkılıp yok olmamış, bilakis onu iktidar koltuğuna ya da minbere kurulmuş görüyoruz, bu demektir ki onun karşı karşıya kaldığı şey kesinlikle hak değil, bilakis başka kılığa girmiş batıl ya da batıla bulanmış haktır! Çünkü hak; Allah’ın izniyle ve onun koymuş olduğu kanunlar gereğince karşısında batılın asla duramayacağı bir gerçekliktir.</p>
<p>Zanna kapılıp karıştırdığımız bir başka husus; hakkın daima kendisine yardımcı olan bir kuvvete muhtaç olduğu, kas gücü desteği bulmaksızın açığa çıkamayacağı ve ayakta kalamayacağı kuruntusudur!</p>
<p>Nebilerin getirdiği yöntem; silahın ve gücün kitaba ve ilme mahkûm olmasıdır, kitabın ve ilmin silaha değil! Hak, güç karşısında üstün ve öncelikli konumdadır. Güç ve silah kullanarak hak ve doğruluk toplumu inşa etmek isteyenlerin zannettiği gibi güç; hak karşısında üstün ve öncelikli değildir.</p>
<p>Biz bugün hakkı layık olduğu konumuna iade etmeye muktedir değiliz. Çünkü hakkı çiğneyip gücü üstün tuttuk! Hakkı çiğnediğimiz için gerek yerel gerekse küresel planda gücün rezil rüsva ettiği kimseler olduk! Bir an olsun hakkın saygınlığının bilincine eremiyoruz. Bilakis, gücün hakkı üreteceği hayal ve kuruntusu altında ezilmiş durumdayız. Düşüncelerinin gücün desteği olmadan başarılı olamayacağını sananlar, güç olmadan hakkın salt hurafeden ibaret olduğuna inanıyor demektir (s.17).</p>
<p>Kendimize rağmen yakında uyanacağız; afaki ve enfüsi ayetlerin Kitab’ın ayetlerini nasıl doğruladığına şahitlik edeceğiz:</p>
<p>“Vakti geldikçe insana, kâinatın uçsuz bucaksız ufuklarında ve bizzat kendi iç dünyasında mesajlarımızı göstereceğiz. Ta ki bu vahyin tartışmasız bir gerçek olduğu herkes için ortaya çıksın. Her şeye şahit olan senin Rabbin (insana) yetmedi mi?” (Fussilet 41/53). (s.18).</p>
<p><strong>Bilgi, Erdem ve Ahlakı Kuşanmak, Af Kültürünü Yerleştirmek</strong></p>
<p>Cevdet Said’in Türk dilinde yayımlanan son eserini tanıtan bu yazımızı, yayınevi editörünün arka kapak yazısıyla noktalayalım:</p>
<p>“Cevdet Said, <em>Şiddet Erdemi Öldürür</em> kitabında ele aldığı konuyu anlatmak açısından kendine özgü bir yorum tarzı sunuyor. Dünyadaki gelişmeleri eleştirel bir gözle değerlendirerek kısa ve özlü bir anlatı sunuyor. Savaş, silahlı mücadele, devrim, terör eylemleri vb. şiddetin siyasi gerekçelerini, örgütlü suçları da içerecek biçimde, şiddet sarmalının çeşitli boyutlarını irdeliyor.</p>
<p>Aktüelliğin içinden yola çıkarak şiddetin dünyadaki mevcut siyasi, ekonomik ya da kültürel düzenle bağlantısı ve nasıl ortadan kaldırılması gerektiği üzerinde de duruyor. Şiddetin ortadan kaldırılmasına odaklanan kitabın temel vurgusu, bilginin, erdemin, ahlakın ve af kültürünün yerleştirilmesidir. Şiddeti normalleştirmek yerine afaki ve enfüsi ayetlerin okunmasına dayanan yeni bir kavrayışın icat edilebilirliğini tartışıyor. Böylece şiddeti anlamaya ve ondan kurtulmaya yönelik sağlam bir kılavuz ortaya koyuyor.</p>
<p>Tek hamlede cevaplanması sanıldığından daha zor sorularla ilerleyen <em>Şiddet Erdemi Öldürür</em>, bakış açımızı tekrardan sorgulamamıza ve değiştirmemize neden olan kısa ama etkili fikrî uyarılarla dolu. Kitap, hem günümüz dünyası için bir ilham kaynağı hem tartışmanın odağı hem de yazarın farklı yönlerdeki açılımları için önemli duraklardan biri.”</p>
<p>Cevdet Said’in Pınar Yayınları’ndan çıkan bu on birinci (Türk dilinde on üçüncü) eserinin; hakikati ‘sâbık olan’da değil Allah’ın vahyine ‘sâdık olan’da bulabileceğimizi, atalar geleneğini körü körüne taklit etmekle hiçbir değer üretemeyeceğimizi, öncekilerin yanlışlarının sonrakilere mazeret teşkil etmeyeceğini ve şiddet yoluyla hiçbir sorunumuzu çözemeyeceğimizi derinden idrak etmemize katkı sağlamasını ümit ediyorum.</p>
<p>Allah’ın dosdoğru yolunda ve elçilerinin tertemiz izinde sürdürmemiz gereken yürüyüşümüzde istifadeye medar olması duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>https://tdv.org/tr-TR/2019/05/15<strong>/38-turkiye-kitap-ve-kultur-fuari-</strong>istanbulda-acildi/</li>
<li>Yasin AKTAY, “<strong>Okumakla Göze Alınan Risk</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/okumakla-goze-alinan-risk-2050449, 22.05.2019.</li>
<li>Cevdet SAİD, <strong>ŞİDDET ERDEMİ ÖLDÜRÜR</strong>, Çeviren: Fethi Güngör, Pınar Yay., İstanbul 2019, 160 s. https://www.kitapbulut.com/kitap/siddet-erdemi-oldurur/504414</li>
<li>Cevdet SAİD kitapları: http://<strong>pinaryayinlari</strong>.com/arama.php</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/erdemi-siddete-bogdurmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM MEDENİYETİNİN SADIK MUHAFIZI MÂLİK BİN NEBÎ’Yİ ANLAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 May 2019 08:46:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ÂFAK VE ENFÜS ÂYETLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ANTİ-SÖMÜRGECİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[CELALEDDİN RÛMÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[el-qâbiliyye li’l-isti’mâr]]></category>
		<category><![CDATA[ES-SAHMERANÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HULVAN]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM MEDENİYETİNİN SADIK MUHAFIZI MÂLİK BİN NEBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER MİSKÂVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEMSEDDİN TEBRİZÎ]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürüye Elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[YENİDENDOĞUŞUN ŞARTLARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=886</guid>

					<description><![CDATA[“İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ” adıyla Çıra Genç Yayınları arasından çıkan kitabımızı, birkaç paragrafını iktibas ederek sizlere tanıtmak istiyorum. Sorunların zemininde ‘sömürülebilirlik’ olgusunun bulunduğunu tespit eden Bin Nebî, insanların kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacağına dikkat çeker. Toplumsal dönüşüm için önce kişilerin düşüncelerinde değişimin gerektiğine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ” adıyla Çıra Genç Yayınları arasından çıkan kitabımızı, birkaç paragrafını iktibas ederek sizlere tanıtmak istiyorum. Sorunların zemininde ‘sömürülebilirlik’ olgusunun bulunduğunu tespit eden Bin Nebî, insanların kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacağına dikkat çeker. Toplumsal dönüşüm için önce kişilerin düşüncelerinde değişimin gerektiğine vurgu yapan Bin Nebî, Batı’nın ayak izlerini takip etmenin ve çözüm için onların modelini taklit etmenin yanıltıcı olduğunu belirtir. İslam medeniyetinin yılmaz savunucusu büyük mütefekkir Bin Nebî hakkındaki bu kitap, üstadın fikir dünyasını daha yakından tanımaya ve hazine değerindeki tahlil ve tekliflerinden hakkıyla yararlanmaya hizmet etmeyi hedefliyor.</p>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî’yi Cevdet Said’den Dinlemek</strong></p>
<p>Yaşayan en kıdemli temsilcisi olan Cevdet Said’i 2017 Ağustos’unda Beykoz’daki fakirhanesinde ziyaret edip Mâlik Bin Nebî (Cezayir, 28 Ocak 1905-31 Ekim 1973) hakkında bir kitap hazırladığımı söyleyerek takdim sadedinde kendisinden bir katkı talep ettiğimde, öncelikle bazı hatıratını anlattı, ardından yazılı bir metin gönderdi. Öncelikle hatıratına ilişkin kısmı özetle aktaralım:</p>
<p>“Mısır’da okurken, henüz fakülteyi bitirip ayrılmadan Lübnanlı bir arkadaşım bana Mâlik Bin Nebî’nin <em>Şurûtu’n-Nahda</em> isimli eserinden bir nüsha getirmişti…</p>
<p>Fransa’dan sıkılıp Hulvan’a yerleşen Mâlik, kitaplarını orada yazmaya devam ediyordu. Bu haberi aldığımda Kahire’den Hulvan’a gidip Mâlik’i ziyaret ettim. Beni onunla Av. Ömer Miskâvi tanıştırmıştı.</p>
<p>Fransızcası iyi mütercimler Mâlik’in kitaplarını Arapçaya çevirmeye başlamışlardı. Biz de Arapçaya çevrilip basılan bu eserleri okumaya başlamıştık. Mesela, kız kardeşimle birlikte <em>Fikratu’l- İfrîkıyyeti’l- Âsyeviyye</em> kitabını satır satır ders işler gibi okumuştuk. Beşeriyetin yeryüzüne dağılışını o kitap sayesinde öğrenmiştim. Kitap insanlık tarihine kuvvetli bir ışık tutuyordu. İnsanların ten rengiyle değil ilim dereceleriyle diğerlerinden üstün olabileceklerini bu okumalardan sonra daha derin öğrendim…</p>
<p>Hacdan dönerken Mâlik, hanımıyla birlikte Şam’a uğramıştı. Evime davet edip kendisine<em> Hattâ Yuğayyirû mâ bi Enfusihim</em> isimli kitabımdan bir bölüm okumuştum. El yazısıyla, ‘Hatt-ı Meğâribe’ tarzında, önce Fransızca bir takdim yazmıştı, bu takdimi yine kendisi Arapçaya çevirip yazmıştı. Her iki yazı suretini de kitabımın giriş kısmına koymuştum…</p>
<p>1973’te vefat ettiğini ben hapisteyken öğrendim. Tedavi için Fransa’ya gitmiş ama deva bulamamış. Daha sonra mezarını ziyaret ettim Cezayir’de…” (s.11-12).</p>
<p>Şimdi, İslam âleminin yaşayan en büyük düşünürlerinden Cevdet Said’in, üstadı Mâlik Bin Nebî için hazırladığımız bu kitaba takdim sadedinde bana gönderdiği yazısından bir bölüm okuyalım:</p>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî’nin Özgün Fikirlerini Kavrayabilmek</strong></p>
<p>“Geçen yüzyılda, ellili yılların ortasında <em>Şurûtu’n-Nahda</em> (Yenidendoğuşun Şartları) isimli eserini okuyarak Mâlik Bin Nebî’nin fikirleriyle tanıştığımda, onun özellikle “sömürüye elverişli olma durumu”nu ifade eden <strong><em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong> (sömürülebilirlik) kavramsallaştırmasıyla karşılaştığımda entelektüel şoka uğramıştım. Bu kavram hakikaten çarpıcıydı, çünkü olayları/ dünyada olup bitenleri anlamak için aykırı bir yorum içermekteydi.</p>
<p>O tarihlerde İslam âlemi olarak <strong>anti-sömürgecilik</strong> ve sömürgecilere karşı nefret duyguları içinde yüzüyorduk. Maruz kaldığımız tüm musibetleri onlara fatura ediyorduk. Bu adam çıktı ve sorunlarımıza yeni bir tasavvurla yaklaştı, bu yeni yaklaşımına da “<em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em>” adını koydu. Sorunlara yaklaşım tarzı ve üslubu kelimenin tam anlamıyla “yeni” olmakla birlikte, Kur’an ile sıkı irtibatım sebebiyle bu kavramı hiç yadırgamamıştım.</p>
<p>Benim bu karşılaşmadaki durumum aynen Celaleddin Rûmî’nin Şemseddin Tebrîzî ile karşılaşması gibi oldu. Zira o da ilk karşılaşmalarında Rûmî’nin düşüncelerinde derin bir değişime yol açmıştı. Nitekim Rûmî bu durumu şu şekilde ifade etmişti: Bu ateş eski yazılarımızı yakıp kavurdu!</p>
<p>Mâlik Bin Nebî’nin gerçekleştirdiği bu fikir inkılabının tezahürleri kısa zamanda alanda görülmeye başlandı. Zaman geçtikçe kıymeti ve kudreti daha iyi anlaşılan bu yeni fikri eleştirenler olduğu gibi savunan kalemler de oldu. Bin Nebî daha o zaman <strong>soyut fikirler</strong>den ve <strong>kişilere bağlı fikirler</strong>den söz ediyordu. Israrla fikirlerin sahiplerinden soyutlanmasını istiyordu. İnsanın, kendisi buna bizzat boyun eğmedikçe/ benimseyip <strong>içselleştirmedikçe</strong> düşmanın gücüyle asla zelil/hor duruma düşürülemeyeceğini ve <strong>sömürülemeyeceği</strong>ni savunuyordu.” (s.13-14).</p>
<p>… Bütün bu derin düşünceler, insanın gücünün/ otoritesinin, yeryüzüne <strong>halife/yönetici </strong>olarak atandığının ispatıdır. Aynı şekilde, insan onlara teslim olmadığı sürece <strong>şer güçleri</strong>nin insan üzerinde gerçek bir otoritesi olmadığını da göstermektedir. Allah’ın kulları üzerinde güç ve otorite kurabilecek kimse yoktur, bilakis onlar kendilerine <strong>tâbi olanlar</strong>ın üzerinde otorite kurarlar.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Ben İkbal’in ve Mâlik’in fikirlerinden ziyadesiyle mutlu oluyorum. Ancak, onların fikirlerini beğenenler çok olsa da gerçekten bu fikirleri anlayanlar maalesef azınlıktadır. İkbal’in fikirlerini şatahat olarak görenler olduğu gibi Mâlik’in analizlerini de muğlak bulanlar mevcuttur. Ancak, Mâlik ile İkbal’in fikirleri artık âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünya gerçekleri) tarafından desteklenir olmuştur. Tarih alanında araştırma yapan uzmanların ortaya koyduğu sonuçlar ve yasalar da bu iki düşünürün fikirlerini doğrulamaktadır.</p>
<p>İnsanın yeryüzünde birçok alandaki geleceğine ilişkin projeksiyonlar Allah’ın vaatleriyle örtüşmektedir. Her gün farklı düşünürlerin ortaya koymuş olduğu ve sağlam adımlarla ilerleyen, yüce himmet sahibi, parlak ve gerçek fikirler göstermektedir ki; Allah Teâlâ’nın âdemoğluna üflemiş olduğu ruhi kudret sebebiyle insan zillete asla boyun eğmeyecektir… Allah zelil/ düşkün bir varlığı veli/vekil olarak yeryüzüne atamaz!<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Veli olarak atadığı birini de zelil etmez. Ona düşmanlık edeni de aziz (saygın ve güçlü) kılmaz…” (s.14-15).</p>
<p>İnsanın bilme/öğrenme ve yaratılmışlara boyun eğdirme/kendine hizmet ettirme gücünü, kuvvetini ve otoritesini elbette keşfedeceğiz. İşte o zaman bizi hiç kimse zelil duruma düşüremeyecektir! Ne sömürge düzeni ne de yeryüzünün diğer müstekbirleri/ kodamanları… <strong>Tevhidi yeniden keşfedeceğiz</strong>. İşte o zaman tüm evrenlerin Rabbi Allah dışında hiç kimse bize kendisine kulluk etmemizi dayatamayacaktır vesselam…” (s.19).</p>
<p><strong>Müslümanların Dünyadaki Rolünü ve Misyonunu İdrak Etmek</strong></p>
<p>Cezayirli ünlü düşünür Mâlik Bin Nebî, 1972 yılında Suriye’nin başkenti Şam’da “20. yüzyılın son otuz yılında Müslümanların rolü ve misyonu” başlığı altında bir dizi konferans vermişti. Bu sunumlar aynı başlık altında kitaplaştırıldı. Batı kapitalizmi ve sosyalizmin dışında bir üçüncü yol ideolojisi arayışının temsilcilerinden biri olan Mâlik Bin Nebî’nin bu kitabında önemli bir döneme ışık tutulmaktadır. Düşünür neden yirminci yüzyılın son dönemini ele aldığını şu iki sebebe dayandırmaktadır:</p>
<p>Birincisi; bu yüzyılın insanlığın <strong>radikal değişimler</strong> gösterdiği bir yüzyıl olmasıdır. İkincisi ise; bu yüzyılın bilim, psikoloji, din ve ahlak alanında büyük değişimlerin yaşandığı ve insan hayatının özelliklerinin değiştiği bir yüzyıl olmasıdır. Kitapta üzerinde durulan konulardan bir diğeri de Washington ile Moskova’nın dünya üzerinde karar, güç, medeniyet ve bilim alanlarındaki iki ayrı güç ekseni oluşturmalarıdır (s.21).</p>
<p>Buradan hareketle Batı medeniyeti eleştirisine yönelen Bin Nebî, bu eserinde Batı’nın ruhunu nasıl kaybettiğini anlatmaktadır. Batı medeniyetinin ikliminde yetişen insanların problemleriyle medeniyetleri arasında ilişki kuran mütefekkir, problemlerin çözümü için çarpıcı tahliller ortaya koymaktadır. Batı, eserde ele alınan 20. yüzyılda edebiyat alanında varoluşçu yaklaşımlara, siyaset alanında kendi köklerine dönme girişimlerine, ekonomi alanında yeni sömürü arayışlarına yönelmeye devam etmektedir. Mâlik Bin Nebî tam bu noktada Müslümanların dünyaya nasıl bir mesajı olacağını ve nasıl bir rol üstleneceklerini sorgulamaktadır.</p>
<p>Dini, bütün ıslah ve uyanış faaliyetlerinin temeli olarak gören Mâlik Bin Nebî’ye göre günümüz Müslümanları Kur’an’ı anlamada hem fıtrî hem de ilmî zevki kaybettikleri için ondan gerektiği şekilde yararlanmaları mümkün olmamaktadır. Saf Sûresi’nin; “Elçisini bu Hidayet Rehberiyle, gerçek din ile gönderen Allah’tır. Allah’ı ikinci sıraya koyanlar (müşrikler) hoşlanmasa da Allah Rehberini; bu dini, bütün dinlerin üzerine çıkarmak için göndermiştir.” mealindeki ayeti (61:9) ışığında Müslümanlara yeni bir ideoloji haritası çizmeyi önerir. Bu haritada İslam’ın ve diğer dinlerin nerede ve nasıl duracağı üzerine önemli fikirler öne sürer. Düşünür, temel bir fikir olarak <strong>İslam medeniyetinin Kur’an’dan hareketle yeniden güçlendirilmesi</strong> gerektiğini savunur (s.22).</p>
<p><strong>İslâm Dünyasının Vicdanı Olabilmek</strong></p>
<p>Bu haftaki yazımızı Mâlik Bin Nebî hakkında Türkiye’de ilk biyografi kitabını yazan (1998) İslam Hukuku doktoru Fatih Okumuş’un yeniden basılan eserinden iktibasla noktalayalım:</p>
<p>“Kahire’de kaldığı süre içinde Meadi Caddesi’ndeki evi paylaştıkları Fevzi Hasan ondan şöyle söz eder: “Onunla aynı evde kalırken onu iki halden birinde görürdüm: Ya ibadet halinde ya da düşünme ve yazma halinde. Odasının penceresi açıksa yazıyordur. Pencere kapalıysa Allah’ı anma ve ibadetle meşguldür. Mâlik, eğlence yerlerine gitmez, herhangi bir oyun oynamazdı. Sigarayı içmeyi de kendisine yasaklamıştı.” (es-Sahmeranî, s.20).</p>
<p>Bin Nebî’nin, kitaplarının yayın hakkını kendisine bıraktığı avukat Ömer Miskavi ise onun hakkında şunları söylemektedir: “Bin Nebî’nin görüşleri İslâm toplumunun fıkıh bilgisine yeni bir şey eklemez. Yahut ona, çağdaş medeniyet tecrübesinden süzülmüş bir bilgi sunmaz. Bin Nebî’nin görüşleri mevcut bilgi dağarcığını, insana ileriye yönelik adımlar attıracak eğitsel kavramlar olarak düzenler.” (Nazarât, s.26).</p>
<p>31 Ekim 1973’te Cezayir’deki evinde Rabbine kavuşan Mâlik Bin Nebî’nin mezar taşının dış yüzüne şu ibare yazılmıştır: “Sağlığında İslâm dünyasının vicdanı idi.”</p>
<p>Mâlik Bin Nebî medeniyeti “şeyler”in değil, fikirlerin inşa ettiğini; sömürgeciye küfretmenin değil, bilakis “sömürüye elverişlilik”ten kurtulmanın özgürlüğü mümkün kıldığını gördü ve gösterdi. O, “ölü fikirler”in öldürücü fikirlerden daha tehlikeli olduğu; sömürgecilerin usturuplu yöntemlerle sömürge aydınlarını satın aldığını, manipüle ettiğini veya susturduğunu; İslam dünyasındaki dikta rejimlerinin dinin özünden değil bozuk tarihî mirastan kaynaklandığını cesaretle haykırdı.</p>
<p>Mâlik Bin Nebî tarihi yapan, sadece Cezayir’i değil, İslam dünyasının dört bir yanında gören gözlerin önünü aydınlatan bir kahraman, bir öncü…” (Okumuş, 2018).</p>
<p>Yüksek düzeyde sorumluluk bilincine sahip, çağının tanığı, dava sahibi bir düşünür olarak Mâlik Bin Nebî’nin Müslümanlara rolünü hatırlatma çabasını bir ömür azim ve sebatla sürdürdüğüne biz de şahitlik ediyoruz. Bu iki kitap onun fikir dünyasını daha yakından tanımaya, pek kıymetli tahlil ve tekliflerinden daha iyi istifade etmeye medar olursa kendimizi bahtiyar addederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Fethi Güngör;<strong> İslam Medeniyetinin Sadık Muhafızı MÂLİK BİN NEBÎ</strong>, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 112 s. www.babil.com/malik-bin-nebi-kitabi-fethi-gungor, 11.05.2019.</li>
<li>Fatih Okumuş; <strong>Çağa İz Bırakan Önderler: MÂLİK BİN NEBÎ</strong>. İlke Yay., İstanbul 2008, 128 s. www.ilkeyayincilik.com/yayinlar.aspx?id=168&amp;t=malik-bin-nebi, 12.12.2018.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Bu cümle şu âyet-i kerimeden iktibas edilmiştir: “Kullarım üzerinde senin bir üstünlüğün (gücün, yetkin) yoktur. Rabbinin onlara vekil olması yeter.” (İsra 17:65). (FG).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bu ibare şu âyet-i kerimeden iktibas edilmiştir: “… Yetki kullanmada ortağı yoktur. İhtiyaçtan dolayı edindiği bir velisi de yoktur. O’nun büyüklüğünü iyi kavra. O’nu yücelttikçe yücelt.” (İsra 17:111). (FG).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/islam-medeniyetinin-sadik-muhafizi-malik-bin-nebiyi-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR CEVDET SAİD’İ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETİN YOK OLMASI]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETLE HÜKMETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL BİR TOPLUMSAL SİSTEM]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[ANLAMI DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKALARINA HİZMET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BASKISIZ TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞRULUK]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN ÇAĞRISINA UYMAK]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİTLER TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIRLARDA YARIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İBADETLERİN DEĞERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İLKELERİ KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN ÜZERİNDE OLMAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KORKU]]></category>
		<category><![CDATA[KURAL]]></category>
		<category><![CDATA[MESAJIN YAYILMASI İÇİN MÜCADELE ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[RAHMET TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SÜNNETULLAHA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<category><![CDATA[YASALARA RİAYET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[YOK OLUŞ YASALARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=875</guid>

					<description><![CDATA[Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan 2019’da durdurmak zorunda kaldık. Ramazan ve yaz dönemi bittikten sonra belki arada yine yazılarını alabilirsek ben memnuniyetle tercümelerini yaparak yayınlamaya devam ederiz.</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Topluma Ulaştırmak</strong></p>
<p>Cevdet Said’in, köşesinde iki yıl boyunca yayımlanan 95 yazısından üç kitap oluşturduk. İlki “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” adıyla Çıra Genç yayınları arasından çıktı. Diğer iki kitap da yakında Pınar Yayınları tarafından yayımlanacak. Kur’an’ın kendisini nasıl özgürleştirdiğini anlattığı bir makalesinde; “Bilgilerimin noksanlığını ve delillerimin zayıflığını yeniden itiraf ediyor ve bundan dolayı özür beyanımı yineliyorum.” diyen mütevazı, müttaki ve gerçek mücahid Cevdet Said’in; mülteci olarak İstanbul’a geldiği Aralık 2012’den bu yana 80 kadar konferans ve sohbetini, yüze yakın da makalesini Arapçadan Türkçeye tercüme ettim.</p>
<p>Üstadın gerek yazılarını gerekse konuşmalarını Türkçeye aktarırken kendime hep şu soruyu sordum: “Cevdet Said Türkçe konuşan ve yazan bir mütefekkir olsaydı bu fikrini ya da cümlesini nasıl ifade ederdi?” Bu soruya cevap teşkil edecek nitelikte ‘anlam odaklı’ bir tercüme yapmaya, ‘manaya sadakat’ yanında ibarenin güzel olmasına çok özen gösterdim. Ama buna rağmen üstadın derin fikirlerini Türkçeye aktarırken bazı anlam kayıpları olabileceğini de hatırda tutmakta yarar görüyorum. Nitekim hiçbir ibarenin mutlak tercümesi yapılamayacağı gibi hiçbir tercüme de aslî ibarenin yerini tutamaz. Zira farklı olan sadece kaynak ve hedef diller değil bilakis bu dillerin bir parçası olduğu kültürlerdir.</p>
<p>Sorunların silahla çözülebileceğini zannedenlerin derin bir yanılgı içinde olduğuna dikkat çeken üstat, cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve <strong>ilahi mesajın yayılması için mücadele etmek</strong> olduğunu yetmiş yıldır anlatmaya devam ediyor. Yazılarında ve konuşmalarında ‘suçu başkalarına atma’nın Kur’ani bir yöntem olmadığına vurgu yapan üstat, şiddete başvurmaktan kaçınmaya, bireyi ve toplumu ilim, barış ve ikna yöntemiyle ıslaha, kâinat ve Kur’an âyetlerini tefekküre, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu <strong>yasalara riayet etmeye çağırıyor</strong>.</p>
<p>Cevdet Said’in hayatını, eserlerini, etkilendiği şahsiyetleri ve temel fikirlerini konu edinen beş yazımın ardından yirmi kadar makalesinin tercümesine yer verdiğimiz “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” kitapçığından birkaç pasajı örnek kabilinden iktibas ederek hacmi küçük bu eserin önemine dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p><strong>Toplumların Yok Oluş Yasalarını Kavramak</strong></p>
<p>“Ey insanlar! Sizden önceki toplumlar, saygın birisi hırsızlık yaptığında ona dokunmadıkları, bilakis zayıf birisi hırsızlık yaptığında ona had/ceza uygulamaları sebebiyle helak olup gitmiştir.” hadis-i şerifi medeniyetlerin ve toplumların yok oluş yasasını açıklamaktadır. Efendiler, yüce hedef ve esas gaye adalettir. Temel problem <strong>adaletin yok olması</strong>dır. Problemlerin tamamı adaletin tesis edilmesiyle çözüme kavuşacaktır.</p>
<p>Günümüzde dünyayı menfaatlerini korumak için her yola başvuran zengin bir küçük grup yönetmektedir. Kendi çıkarlarını garanti altına almak için adına “Güvenlik Konseyi” dedikleri bir düzen kurdular. Konseye üye devletlerin tamamının müttefik olmadığı bir kararın bu konseyden geçmesi mümkün değildir. Böyle bir ‘meclis’ten dünya devlerinin ve suça bulaşmış ortaklarının çıkarlarına uymayan bir ‘güvenlik’ kararı çıkması nasıl beklenebilir?! (s.60).</p>
<p>Dünyamızda yürürlükte olan ve her türlü alçakça eylemin fitilini ateşleyen formel terör örgütlerinin birinci kaynağı, küresel güç odaklarının çıkarlarına hizmet eden bu bozuk düzen ve standartlardır.</p>
<p>Toplum genelinde uygulanmayan bir kanun kanun sayılmaz. İnsanların bir kanunu kabullenmesi, o kanunun özünde mevcut olan adalet oranından ziyade o kanunun toplum geneline uygulanma oranına bağlıdır. İnsanlar kanunun ağırlığına katlanabilir, ancak, ortada <strong>kanunun üzerinde olan</strong> birileri varsa buna saygı duymazlar ve bu durumu kaldıramazlar. Önceki medeniyetlerin helak olup gitmesinin sebebi işte budur. Mevcut medeniyetin yok olmasına sebep olacak olan da budur. Bu yasa gelecekte de geçerli olacaktır. Bu şekilde batan toplum ve medeniyetler için ne yerde ne de gökte göz yaşı döken kimse de olmayacaktır.</p>
<p>Dünyanın en büyük küresel kurumu olan BM’de <strong>veto hakkı</strong>(!) kullanılması bu kurumun helakine yol açacaktır. Çünkü bazı üyelere veto hakkı tanıyarak derin bir uçurumun eşiğinde durmayı kabul etmiştir. Geçmiş toplumları helak eden bu zulüm, birilerine imtiyaz tanıyan mevcut ülkelerin de yıkılmasına sebebiyet verecektir. Zira bu düzen, adaleti bütün insanları kuşatacak şekilde eşit dağıtmıyor. (s.61).</p>
<p>Oysa Kur’an-ı Kerim, sadece bir toplum ya da grup içinde değil yönetim ilişkisi kurulan bütün insanlar arasında adaletin eşit dağıtılmasını emretmektedir:</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri ehil olanlara tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız <strong>adaletle hükmetmenizi emreder</strong>. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>İnsanlar arasında adaletin uygulanmasından korkanlar mutlaka tepe taklak olacak, düzenleri temelinden sarsılacak, tavanları başlarına çökecektir.</p>
<p>İnsanlar arasında eşitliğin yokluğu küfür ve şirk anlamına gelmektedir. Bazı Müslüman fakihler “Allah’ın kâfir ama âdil bir devlete yardım edebileceğini, ancak Müslüman da olsa zalim bir devlete asla yardım etmeyeceğini” ifade etmiştir. Zira, enbiyanın çağrısına uygun hareket eder de adaletli davranırsa bir devlet kâfir de olsa ayakta kalır, tarihi inşa eder, insanlığın enerjisini en güzel şekilde ve olabilecek en eşit biçimde kullanır…” (s.62).</p>
<p><strong>Duygusal Değil Sünnetullaha Uygun Davranmak</strong></p>
<p>“Duygusal tepkiler bizi Allah’ın toplumlar için vazetmiş olduğu <strong>yasalar</strong>dan (<em>sünnetullah</em>) uzaklaştırmamalıdır. Bu olaylar <strong>teenni</strong> ile analiz edilmelidir. Heyecana kapılıp reaksiyoner tavırlar ortaya koymamalıyız. Tenha bir yerde İslam’ın ve enbiyanın getirmiş olduğu <strong>ilkeleri</strong> -âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünyamızdaki gerçekler) çerçevesinde- <strong>keşfetme</strong> çabası içindeki bir şahıs, bütün dünya gibi bizim de tekrar edip durduğumuz üzücü olaylarla meşgul olmaktan çok daha önemli bir misyon üstlenmiş demektir. (s.64).</p>
<p>Değişimi bizzat kendimizde başlatmalıyız. Evet, <strong>değişim</strong> öncelikle bende ve sende başlamalıdır. Çünkü sünnetullah böyledir, Allah’ın beşer topluluklarına koyduğu yasa budur. Keşfetmekte ve yasasına uygun davranmakta zorlandığımız mesele işte budur.</p>
<p>Sorun bizdedir. İsrailliler, <strong>hilafet kurumu yıkıldıktan</strong> ve İslam dünyası çözüldükten sonra Filistin’de güçlenebildiler. Bugün de Mescid-i Aksa’yı ele geçirmeye yeltenebiliyorlar, çünkü Müslümanlar birbirlerini boğazlamakla meşgul! İsrail’i Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini çiğnemeye cesaretlendiren şey bizim <u>cahilliğimiz, geri kalmışlığımız ve yaşadığımız kaos</u>tur! (s.65).</p>
<p><strong>Nefret ve kibir dolu ruh yapısı</strong> hem bizim hem Amerika’nın hem de İsrail’in ortak problemidir. Esasen bütün bir dünyanın temel problemi karşılıklı <strong>nefret ve korku</strong>dur. Çünkü insanlık olarak hâlâ müstekbirler ya da müstazaflar toplumu olmaktan çıkamadık! Oysa başka bir toplum modeli daha var: Nebiler toplumu, <strong>rahmet toplumu</strong>, ezen güçlüler ya da ezilen zayıflar değil <strong>eşitler toplumu</strong>… Ezilenler toplumu olmaktan çıkıp olayları net bir şekilde anlamaya başladığımızda <strong>baskısız toplumu baskı olmadan oluşturabilme</strong> imkânı elde edeceğiz. (s.66).</p>
<p>Bütünüyle bozuk bu durum karşısında savaşı değil ilmi bir mücadele yöntemi olarak benimsemeliyiz. Önemli olan savaşçıları ülkemizden kovmamız değildir. Nitekim yakın zamanda o işgalcileri Cezayir’den defettik. BM’i Somali’den kovduk, keza Beyrut’tan uzaklaştırdık. Azgın tağutlarla çok kez savaştık, bazılarını da bertaraf ettik. Ama ne yazık ki bu ülkelerimizin toplumları toplumsal düzen kurma ilim ve sanatından yoksun olduğu için şımarık müstekbirlerin olmadığı <strong>adil bir toplumsal sistem</strong> oluşturamadılar.</p>
<p>Esasında temel sorun, bütün dünyanın, tüm toplumların tek bir toplum modelini benimsemiş olmasıdır: Müstekbirlerden/ ezenlerden ve mustazaflardan/ ezilenlerden oluşan toplum modeli! Çünkü bu toplumsal modelde şımarık müstekbirler sürekli bir gün mustazaf konumuna düşme korkusu yaşamakta, mustazaflar ise müstekbir olacakları günün hayalini kurmaktadır! (s.70).</p>
<p>Konuşmalarımda zaman zaman enbiyanın mesajlarının henüz yeryüzüne inmediğini, bugüne dek gökte asılı kaldığını vurguluyorum. Çünkü nebilerin mesajı <strong>hayırlarda yarışma ve başkalarına hizmet etme</strong> hususuna odaklanır. Oysa onca enbiyanın tâbileri bu mesajı ‘eziyet etmede yarışma ve başkalarını dışlama’ şekline dönüştürmüştür! (s.73).</p>
<p>Nebilerin çağrısı, hükümleri değiştirmeye ve yeni yaptırım türleri uygulamaya değil, toplumu ıslah edip <strong>adaleti sağlam bir şekilde yerleştirme</strong>yedir. Bu siyasal reform, tevhit unsurlarının bir boyutudur. Zira <strong>tevhit</strong>; insanlığın müstekbir kodamanlara itaat etmekten kurtulup sadece Allah’a ve yasalarına boyun eğmesidir. Tevhit gayba ilişkin metafizik bir mesele değildir. Aksine <strong>tevhit;</strong> <strong>sosyal ve siyasal bir meseledir</strong>.” (s.103).</p>
<p><strong>İbadetlerin Kural Oluşturma Rolünü Fark Etmek</strong></p>
<p>“Hacca gitme, bayram ve cuma namazları vd. tüm ibadet ve dinî sembollerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece <strong>bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturma</strong>da büyük önemi vardır. Dahası bu süreç hayatı yaratanla, gökleri ve yeryüzünü var edenle bağlantı kurmayı sağlamaktadır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına’ bir ritüel olarak görmemek gerekir.</p>
<p>Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve raşid bir <strong>Müslüman toplum</strong> inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira <strong>ibadetlerin değeri</strong> aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmakta ya da seyahat etmekte değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz <strong>anlam</strong>dan kaynaklanmaktadır. Mesela kıraat ibadeti: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir. (s.100).</p>
<p>Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken <strong>anlamı düşünme</strong> olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “<em>Birr</em>; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).</p>
<p>Çok rica ediyorum, ne okuduğunuzu anlamanız ve mesajı düşünüp öğrenebilmeniz için Kur’an’ı lütfen en iyi bildiğiniz dilde okuyun. İşte o zaman yukarıda anlattığım ve keşfedilmeyi bekleyen ilkeleri, kuralları ve sonuçları anlayabilmeniz mümkün olacaktır. İşte o zaman namazlarımız başka bir anlam kazanacak, haccımız başka bir anlama kavuşacak, orucumuz başka bir anlam bulacak ve bayramımız başka bir anlam boyutuna ulaşacaktır. Bu anlayış bizi <strong>ilke ve kural, bilim ve akıl, doğruluk ve olgunluk</strong> çağına taşıyacaktır. İşte o zaman bayramlarımız gerçekten mübarek/bereketli olacak ve şu tebrik sözünü içtenlikle söyleyebileceğiz: Hayır dolu nice yıllara…” (s.101).</p>
<p>88 yıllık hayatının 70 yılı boyunca ilme, barışa, şiddetten kaçınmaya, bireyin ve toplumun ikna yöntemiyle ıslahına, kâinat ve Kur’an âyetlerinin tefekkürüne, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu yasalara uygun davranmaya davet eden üstat Cevdet Said’in fikirlerinden daha çok istifade edebilmek duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD</strong>”, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 128 s.</p>
<p>https://www.kitapyurdu.com/kitap/cevdet-said-amp-muttaki-mutefekkir/502829.html, 05.05.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SÖMÜRÜYE ELVERİŞLİLİKTEN KURTULABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/somuruye-elverislilikten-kurtulabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/somuruye-elverislilikten-kurtulabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 04:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALİGARH KÜLLİYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CEZAYİR EMİR ABDÜLKÂDİR]]></category>
		<category><![CDATA[DÂRU’L-MUSANNİFÎN]]></category>
		<category><![CDATA[DÂRU’L-ULÛM DİYOBEND ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FAS ABDÜLKERİM HATTÂBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[İNGİLİZ CASUSU LAWRENCE]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD (DAİŞ) TERÖR ÖRGÜTLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKASYA İMAM ŞAMİL]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[NEDVETU’L-ULEMÂ]]></category>
		<category><![CDATA[NEDVÎ DÂRU’L-ULÛMU]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. AZİZ SANCAR]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİBLÎ NUMANÎ]]></category>
		<category><![CDATA[SİR SEYYİD AHMED HAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÖMÜRÜYE ELVERİŞLİ OLMA DURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[SUDAN EL-MEHDÎ]]></category>
		<category><![CDATA[TUNUS ZERKÂVÎ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=871</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce şahsiyeti, hâtıratı, gözlemleri, değerlendirme ve tahlilleri konusunda örnek pasajlar yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslam âleminin temel problemlerinin başında gelen “sömürülmeye elverişli olma durumu”na ve bu zaaftan kurtulabilmenin yoluna ilişkin tespit ve önerilerinden birkaç paragrafı “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden iktibas ederek dikkatinize sunmak istiyorum. Sömürünün Mahiyetini ve Sömürüye Elverişlilik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce şahsiyeti, hâtıratı, gözlemleri, değerlendirme ve tahlilleri konusunda örnek pasajlar yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslam âleminin temel problemlerinin başında gelen “sömürülmeye elverişli olma durumu”na ve bu zaaftan kurtulabilmenin yoluna ilişkin tespit ve önerilerinden birkaç paragrafı “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden iktibas ederek dikkatinize sunmak istiyorum.</p>
<p><strong>Sömürünün Mahiyetini ve Sömürüye Elverişlilik Durumunu Kavramak </strong></p>
<p>“Malik Bin Nebi -Cezayir’de yaşadığım esnada sıkça görüşüp fikir teatisinde bulunduğum bu muhterem zât-, bir eserinde şöyle demektedir:</p>
<p>“Filistin’den bir Yahudi heyeti Mısır’da hükümran olan İngiltere’nin genel valisiyle görüşmek için Kahire’ye giderek vali ile görüşür. Bu görüşme esnasında heyetin başkanı <strong>Yahudi hahamı </strong>valiye hitaben şöyle der (s.321):</p>
<p>“Ekselansları, bizim bu mülakattaki hedefimiz ve isteğimiz sizce malumdur. Sizin arzunuz ve hedefiniz de bizce malumdur. İkimiz de ölüm döşeğinde olan şu ‘hasta adam’ın ölümünü hızlandırmak ve ondan kurtulmak istemekteyiz. Zira o varken varmak istediğimiz hedeflere istediğimiz süratle yetişmek mümkün olmamaktadır. Bizim isteğimiz Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması, sizinki ise başta Hindistan olmak suretiyle bütün Âlem-i İslâm’ın hükümranlığını elde ederek tarafınızdan sömürülmesidir. Ancak, şu var ki; biz hedefimize sizsiz varabiliriz. Ama siz hedefinize bizsiz varamazsınız. Zira her ikimizin de hedefinin gerçekleşmesi için gereken <strong>para ve maddi güç</strong> bizdedir. Onun için biz hedefimize ne yapıp edip sahip olduğumuz bu güç dolayısıyla varabiliriz. Ama siz bizim yardımımız olmadan hedefinizi gerçekleştiremezsiniz.”</p>
<p>Meşhur İngiliz casusu Lawrence, Birinci Dünya Savaşı hakkında fikir beyan ederken şöyle demektedir: “Bu savaşın neticesi, İslâm âleminin <strong>hilafet idaresi altında</strong> bir daha İngiltere’nin ve Batı’nın karşısına çıkmamasının mutlak şekilde temin edilmesidir.”</p>
<p>Bu iki görüşten anlaşılan netice şudur: Gerek beynelmilel Yahudi teşkilatı ve gerekse o zamanın Amerika’sı sayılan İngiltere’nin hedeflediği şey Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılmasıdır. Zira bu iki gücün amacına ulaşmasını engellemekte olan yegâne güç, o (zayıfladığı) zaman dahi olsa Osmanlı Devleti’ydi. Onun için ne yapıp edip Osmanlı Devleti’nin tasfiyesini temin etmek gerekmekteydi. Bundan dolayı diyorum ki; Birinci Dünya Savaşı’nın sebebinin esas itibarıyla beynelmilel <strong>Yahudi teşkilatının arzu ettiği neticeyi</strong> elde etmek olduğuna inanmaktayım. Diğer tâli derecedeki sebepler pek önemli sayılmaz. İşte Lawrence’in dediği gibi Birinci Dünya Savaşı’nın neticesi bu güçlerin arzu ettiği şekilde tecelli etmiştir. Ve Osmanlı Devleti, altı asırlık İslâm âlemi hâkimiyetinden sonra bu beynelmilel güçler tarafından hezimete uğratılarak İslâm bayraktarlığına veda etmiştir (s.322).</p>
<p>Bugünkü manzaraya baktığımız zaman; o zamanki durumla bugünkü durum arasında pek <strong>fark bulunmamaktadır</strong>. O gün dünyaya hâkim olan güç İngiltere idi. Bugün ise Amerika’dır. O gün ve bilhassa Osmanlı Devleti yok edildikten sonra İslâm âlemi paramparça olmaktan kendini kurtaramamıştır. O büyük coğrafya, sömürgeci devletler tarafından teker teker yutuldu ve köleleştirildi. Kuzey Afrika’da Cezayir, Tunus, Libya, Fas gibi devletler Fransızlar tarafından sömürgeleştirildi. Hindistan 1856’da… Bilhassa Hint Müslümanlarının karşı koyma hareketi hezimetle neticelenince İngiltere bütün Hindistan’a el koydu. Ve o koca kıta İngiltere’nin sömürgesi durumuna geldi. Sadece Hindistan’a değil, Hindistan’daki <strong>hâkimiyetini sağlamlaştırmak</strong> için Hindistan’a açılan bütün yollara da hâkim oldu. Arabistan’a ve Körfez devletlerine, Irak’a, Yemen’e hâkimiyetini ilan etti. İran aynı şekilde İngiltere’nin hâkimiyetine boyun eğmek mecburiyetinde kaldı. Osmanlı bakiyesi Türkiye’de ise sadece Anadolu’da birkaç vilayet müstakil bir şekilde kaldı. İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, Maraş ve daha birçok vilayet <strong>ya</strong> <strong>İngilizler ya Fransızlar ya da Ruslar</strong> tarafından sömürgeleştirildi. Ve bu şekilde İslâm âlemi parçalanmış oldu. Bugün de hemen hemen durum aynıdır. Bugün de vaziyet içler acısıdır. Bilhassa çeşitli devletçikler IŞİD (DAİŞ) ve çeşitli İslâm devletlerinde kurulan <strong>terör örgütleri</strong> gibi güçler bugün İslâm âlemini perişan bir duruma getirmiştir.</p>
<p>İşte böyle bir zamanda (Osmanlı Devleti) başta İngiltere olmak suretiyle Batılı güçler ve her zaman onları destekleyen Rusya tarafından paylaşıldığı gibi Türkiye’de durumun büyük çapta değişmesine sebep oldu.” (s.323).</p>
<p><strong>Batı’nın Topyekûn Saldırısı Karşısında İslâm Âlemini Müdafaa Etmek</strong></p>
<p>“Başta İngiltere olmak suretiyle sömürgeci Batı devletleri İslâm âlemine bu şekilde saldırırken İslâm âlemi bu durumu nasıl ve ne şekilde karşıladı? Yani, İslâm âlemi Batı’nın birlik içindeki bu saldırısına karşı birlik içinde bir müdafaa ve <strong>mukavemet</strong> gösterebildi mi, yoksa gösteremedi mi? İşte bu çok önemli bir konudur. Zira o zaman İslâm âlemi böyle bir karşı saldırıya geçebilecek durumda değildi.</p>
<p>Bazı coğrafyalarda bölük pörçük münferit bazı hareketler olsa da bunlar pek müessir olmamıştır. Mesela, Kafkasya’da İmam Şamil hareketi, Fas’ta Abdülkerim Hattâbî, Sudan’da el-Mehdî hareketi, Cezayir’de Emir Abdülkâdir hareketi, Tunus’ta Zerkâvî hareketi gibi münferit hareketler zuhur etse de bunların fazla tesiri olmadığı gibi esas davanın da seviyesinde (bir mukavemet) olmamıştır.</p>
<p>Doğu-Batı mücadelesinde Hindistanlı meşhur mütefekkir allâme Şiblî Nu’mânî’nin bir görüşünü yansıtmak istiyorum. O, Hindistan’da İngiliz sömürgesine son vermek için yapılması gereken mücadelenin nasıl olması gerektiği hususunda şöyle demektedir:</p>
<p>“Hint Müslümanları bu mücadeleyi vermek için yapması gereken şeyin sömürge devletinin Hindistan’ı sömürmesi için kullandığı aracı ve vasıtaları kullanmak mecburiyetinde olduğudur. Yani, İngiltere Hindistan’ı zapt etmek, sömürmek, zenginliğine ve servetine sahip olmak için kullanmış olduğu aynı silahı kullanmak mecburiyetinin oluşması ve yapılması gerekenin aynı silahla mücadele etmenin gerektiğidir. Bu ise o zamana kadar Müslümanlar tarafından devam ettirilen zihniyetin bırakılarak “sömürüye elverişli olma durumu”ndan kurtulmak için ne gerekiyorsa onu yapmanın şart olduğu ve hem dinî hem de insani bir vecibe olduğu inancına varmak mecburiyetinde olduklarını beyan etmektedir. Ki, benim her zaman savunduğum konu işte budur. Yani, <strong>sömürüye elverişli olmaktan kurtulmak</strong>. Zira, böyle bir fikrî reform tahakkuk etmediği müddetçe sömürü ve köleleşme kabullenilmiş demektir. Bu ise kurtuluş ve hürriyet kapılarının kapanması anlamına gelir.” (s.324).</p>
<p><strong>Şiblî Nu’mânî’nin Mücadelesini Sürdürmek</strong></p>
<p>“Şiblî Nu’mânî bu inançla, bütün düşünce kabiliyetiyle ilme ve irfana yönelerek Hindistan’ın bütününde, çeşitli vilayetlerinde yeni medreseler, ilim ve irfanla mücehhez yeni eğitim sistemleri çerçevesinde bir ilmî hamlenin yapılması gerektiğini bütün gücüyle savunmuş ve savunmakla da yetinmeyerek bu sahada arzu edilen neticeleri elde etmek için çeşitli ilmî müesseseler meydana getirmiştir. Mesela, daha önce Hindistan’da dinî eğitim veren âlimler iki taifeye ayrılmışlardı. Biri eğitimde tamamen Batı sistemini uygulamak isteyen <strong>Sir Seyyid Ahmed Han grubu</strong> ki bunlar sonradan üniversiteye dönüşen Aligarh külliyesini açmışlar ve modern bir şekilde hem dinî bilgiler hem de tarih, coğrafya, matematik gibi Batı eğitim sistemine dâhil olan eğitim sistemini kabullenmiş ve o şekilde hizmet vermişlerdir.</p>
<p>Diğeri ise, eski eğitim sistemine bağlı kalmış ve Batı’dan gelen her şeye karşı çıkmış ve eski sistem üzerine devam etmiştir. Hindistan’ın meşhur <strong>Dâru’l-Ulûm Diyobend</strong> Üniversitesi bu eski sistemi takip eden bir müessesedir. Ama Şiblî bu ikisine de muhalefet ederek hem Batı sisteminin faydalı olan eğitim metotlarını kabul etmiş ve bu metotlar dâhilinde gereken tarih, coğrafya, matematik, fizik gibi ilimleri ders programına koymuş, hatta İngilizceyi bile büyük bir mücadele neticesinde resmî ders olarak kabul ettirmiş ve bu şekilde, bugün Hindistan’da en meşhur olan ve bütün Nedvîlerin mensup olduğu Nedvetu’l-Ulemâ’nın dâhil olduğu Nedvî Dâru’l-Ulûmu’nu kurmuş, ayrıca bütün Hindistan’ı kapsayan bir ilim hamlesi olarak <strong>Dâru’l-Musannifîn</strong> müessesesini meydana getirmiştir.</p>
<p><strong>Şiblî</strong>’nin bu mücadelesi benim de kabul ettiğim <strong>tek mücadele metodudur</strong>. Ancak ve ancak böyle bir mücadele neticesinde sömürüye elverişli olmaktan kurtulabiliriz. Sadece biz değil, bütün İslâm âleminin kurtulması, hem bu dünyada hem öte dünyada refah ve saadetinin temini için böyle bir mücadelenin kabul edilmesi ve bunun inanç haline getirilmesi gerekmektedir. Şiblî’nin kendisi Ahmed Han’ın zengin kütüphanesinden istifade ederek Batı’ya açılan bütün kitapları okumuş, Farsçada büyük şair olduğu gibi Arapçada da aynı güce sahip, zaten kendisi Aligarh’ta Arapça hocalığı yapan bir kimse idi. O yüksek düzeyli külliye daha sonra üniversiteye çevrildi (s.325).</p>
<p>Bunun yanında <strong>Şiblî</strong> orada hocalık yapan bir Fransız’dan Fransızca öğrenmiş, İngilizcesi iyi derecede, eski Hint dillerinin ders programına alınması için mücadele verecek kadar açık fikirli, Batı’yı çok iyi anlayan, bununla beraber Batı’dan gelen her şeyi kabul etmeyen, güzel, iyi ve makul olanı seçen, <strong>seçici bir zihniyete sahip olan</strong>, eskiyi eskidir diye reddetmeyen, yeniyi de yenidir diyerek hemen kucaklamayan, <strong>itidal dairesi içerisinde</strong> dünya fikir hareketine iştirak eden, katkı sağlayan bir ilim adamı olarak memleketine, milletine, bütün İslâm âlemine, hatta insanlık âlemine hizmet etmiştir.</p>
<p>İşte, birlik ve beraberlik içinde saldırılarına devam eden Batı’ya karşı durmanın metodu, amacı ve gayesi bu olması gerekirken maalesef İslâm âlemi Osmanlı Devleti tasfiye edildikten bugüne kadar yüz seneye yakın bir zamandır elle tutulur hiçbir şey yapmamıştır! Amerika’da bilim ödülünü alan Prof.Dr. Aziz Sancar bir beyanat verdi: ‘İslâm âlemi beş yüz seneden beri Batı teknik hareketine, Batı’daki ilmî harekete hiçbir katkıda bulunmamıştır’, diyor. Bu çok doğru bir tespittir. Bu <strong>ilmî hareketin şartlarını temin</strong> için çalışmamak, sömürüye elverişlilik durumunu, yani açıkçası, güçlü devletlerin boyunduruğu altına girmeyi sağlamaktan başka hiçbir şeye yaramayacaktır. Bu şekilde geçen zaman hebadır, boştur.” (s.326).</p>
<p><strong>Birliği Sağlamak, Teknolojik ve Ekonomik Gücü Elde Etmek</strong></p>
<p>“Bugün bakıyoruz ki, Osmanlılarla aynı talihi paylaşan Rusya, Japonya, Çin ve daha sonradan ortaya çıkan Kore ve Vietnam gibi Asya devletleri artık sömürüye elverişli olmaktan çıkarak Batı’yı tehdit etme durumuna gelmişlerdir. Aynı zaman içinde yaşadığımız halde biz hâlâ sömürüye elverişlilik zihniyetinden kurtulamadık, hâlâ ciddi olan her şeyimizi Batı devletlerine yaptırmaktan iftihar duymaktayız. Bunun bir zül olduğunun farkında bile değiliz! (s.326).</p>
<p>Irak parçalandı, şayet sömürüye elverişlilik durumundan kurtulamazlarsa yarın İran’ı, öbür gün Türkiye’yi <strong>parçalayacaklar</strong>! Çaresi; birliği sağlamak ve teknolojik ve ekonomik gücü elde etmek. Bu ikisi olmazsa gece gündüz dua etseler de fayda etmez!</p>
<p>Kur’an’da: “<em>We e’iddû lehum mesteta’tum min quwwe…</em>: Siz de onlara karşı gücünüz oranında <strong>kuvvet</strong> ve atlı birlik hazırlayıp, bu yolla hem Allah düşmanlarını, hem kendi düşmanlarınızı, hem de bunlar dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği daha başkalarını yıldırıp caydırabilesiniz. Ve Allah yolunda her ne harcarsanız size tümüyle geri ödenecektir ve siz asla zulme uğramayacaksınız.” buyurulmaktadır (Enfâl 8:60). Dua budur…” (s.327).</p>
<p>83 yıllık hayatı boyunca İslam dünyasını yakından tanımak için büyük çaba harcayan, tarihte ve günümüzde ortaya çıkan ilim ve fikir hareketlerini derinlemesine mütalaa eden, çocuk yaşta başlattığı ilim yolculuğunu vefatına kadar sürdüren merhum Fikri Tuna hocamıza Yüce Allah’tan gani gani rahmet niyaz ediyorum. Mekânı cennet, makamı âlî olsun…</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul 2019, ciltli, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/somuruye-elverislilikten-kurtulabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FİKRÎ SORUNLARIMIZIN TEMELİNE İNEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AKLI]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÂBİRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[CORC TARÂBİŞÎ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVALİBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HİSBE Fİ’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[EL-İSTİŞRÂQ WE’L-MUSTEŞRİQÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EL-UMMETU’L-ARABİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[ET-TEBŞÎR WE’L-MUBEŞŞİRÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZHERLİLER]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİRDE VAHDET]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN FEYLESOFLARI İŞRAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM SOSYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA DEMOKRASİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA SOSYALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[İŞTİRÂKİYYETU’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBU’L-EMWÂL]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBUL-HARAC]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAYSAL]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR PROBLEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURTUBA FEYLESOFLARI AKILCI]]></category>
		<category><![CDATA[MACAR MÜSTEŞRİK GOLDZİHER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK VE MİSYONERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ABDURRÂZIK]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEŞRİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT KEKLİK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER FERRUH]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM VE ORYANTALİSTLER]]></category>
		<category><![CDATA[SAFA MÜRSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYATÇILIK]]></category>
		<category><![CDATA[SÂTI BEY]]></category>
		<category><![CDATA[SIBÂ’Î]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL ADALET]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=869</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum. Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum.</p>
<p><strong>Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek</strong></p>
<p>Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı ırkçılık, oryantalizm ve misyonerlik meselesine dair üstat Fikri Tuna şu açıklamaları yapar:</p>
<p>“Sömürge düzeni sadece yeraltı ve yerüstü maddi servetleri elde etmekle yetinmez. Nitekim çok disiplinli ve çok kapsayıcı bir şekilde girmiştir İslâm âlemine. Askerî harekâta başlamadan önce ‘oryantalizm; şarkiyatçılık’ başladı. Amaç İslâmî ilimlerdi.</p>
<p>Bir taraftan sosyalizm, diğer taraftan Arap milliyetçiliği yayılıp giderken, ‘Arap Sosyalizmi’ni savunanlar da olmuştur, Amâra gibi. Câbirî de bunlardan olup bilhassa Fransız oryantalizmiyle sıkıfıkı idiler. Hasan Hanefi, Halepli Corc Tarâbişî gibi yazarlar hem Arap milliyetçiliğini hem de sosyalizmi birleştirip savunmuşlardır. Şimdi Türkiye’de Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizminin yayılış tarihi pek bilinmediğinden, bu adamların mazilerini ve gayelerini bilmedikleri için kitapları çevrilip yayınlanmıştır. Câbirî; “Arap aklı kavramını kullanmak aklımdan bile geçmedi.” diyor bir mektubunda. O, Sâtı Bey mezhebindedir. Tarâbişî; Arap olmadığını bildiğiniz hâlde onların etnisitesini nasıl inkâr eder, tamamen Batı emperyalizminin oyununa nasıl gelirsiniz?” diye soruyor Câbirî’ye. Bu yüzden <strong>onlardan yapılan tercümeler</strong> bir taraftan fayda sağlarken, diğer taraftan meseleleri karıştırdıkları için zarar vermiştir (s.283).</p>
<p>Câbirî sosyalist blokun en güçlü temsilcilerinden olduğu gibi Arapçıdır da. Tarâbişî ile Paris’te görüştüğümde üç ciltlik eserini vermişti bana. Bu eserinde Tarâbişî Câbirî’yi yerden yere vuruyor.</p>
<p>Sadece Câbirî değil, Ezherliler bile Abdünnâsır’ın etkisi altında kalmıştı. Bizde de Turancılıkla başlayan bir akım var. Nihat Keklik ofisime gelip <em>Türk-İslâm Ahlakı</em> başlıklı bir risale getirdiğinde bu şekilde bir başlık kullanmasını tenkit etmiştim (s.50).</p>
<p>Türk, Arap, Berberi, Kürt, Çerkes vb. ırkçılıkları dinin yerine ikame edilirse İslâm kardeşliğine ve birliğine zarar verir. <strong>Irkçılık üstünlük iddiasına dayanır</strong>. Bu ise ilmî esaslara muhalefet etmektir. “<em>Kullukum min Âdeme we Âdemu min turâb</em>: Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır.” diyerek Rasulullah (s) ırkçılık meselesini tamamen kapatır ve İslâm kardeşliğini savunur. Hangi ırk olursa olsun, ırkçılık ve sosyalizm İslâm birliğini bölmeyi amaçlar (s.283).</p>
<p><strong>Şarkiyatçılık</strong> hareketinin asıl gayesi Müslümanlar arasında şüphe yayarak onları İslâm’dan uzaklaştırmak ve İslâmiyet’i zayıflatmaktır. Güçlü Macar müsteşrik Goldziher gibi birkaç istisna dışında, Malik Bin Nebi’nin <em>el-İstişrâq we’l-Musteşriqûn</em> (Oryantalizm ve Oryantalistler) adlı eserinde de vurguladığı gibi <strong>İslâm’ı çarpıtarak anlatan</strong> kimselerdir. Hem şarkiyatçılık hem de misyonerlik faaliyetleri İslâm’ı zayıflatarak <strong>İslâm âlemini yıkmak</strong> hedefini gütmüş, fıkhi ve tasavvufi mezhepleri ayrı bir dinmiş gibi takdim etmişlerdir. Müslümanların içinden çeşitli bölgelerde bu müsteşriklerin etkisinde kalarak benzer fikirler savunanlar da çıkmıştır.</p>
<p>Bugünkü İslâm âleminin perişan durumu ve İslâm’dan uzak düşmeleri öncelikle Müslümanların kendi sorunudur. Ancak Amerika ve Rusya başta olmak üzere şarkiyatçılık ve misyonerlik hareketiyle kavram kargaşasına yol açmalarının bunda önemli bir payı vardır.” (s.265).</p>
<p><strong>Irkçılık, Misyonerlik ve Oryantalizm Üçlüsüne Karşı Dikkatli Olmak</strong></p>
<p>“Bu üç önemli hususu daha detaylı ele almak icap eder:</p>
<p><strong>1) Irkçılık</strong>: Batı İslâm’ı ırkçılıkla parçalamak istemiştir. İslâm’ı kaldırıp ırkçılığı bir ideoloji olarak yerleştirmek istemiştir. Bizde Turancılık… Akçuraoğlu Yusuf’un Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserinde bu husus çok net anlatılır. Osmanlıcılığı ve İslâmcılığı bertaraf edip Türkçülüğü savunuyor. Aynı şekilde Arap ırkçılığı… ‘Arap devletleri’ ve ‘Müslüman devletler’ diye kullanıyorlar şimdi Araplar. Birçok toplantıda bu yaklaşımı tenkit etmek zorunda kaldım, buna niye ihtiyaç duyuyorsunuz diye. ‘İslâm milleti’ niye yetmiyor diye (s.279).</p>
<p><strong>2) Misyonerlik:</strong> Kültür hareketlerinin dışında oluşan Türkçülük, Arapçılık, Berberilik gibi ırkçılık hareketleri şarkiyatçılığın ve misyonerliğin sonucu olmuştur. Dostum Ömer Ferruh <em>et-Tebşîr we’l-Mubeşşirûn</em> (Misyonerlik ve Misyonerler) isimli eserinde Lübnan, Suriye, Anadolu gibi yerlerde yetmiş adet okul açıldığını anlatır. Ajanlık yapan, sömürgeye öncülük eden kültürel kılıklı müesseselerdi bunlar. Misyonerlikten maksat sadece Hristiyanlaştırmak değildir. Lübnan’da ekalliyet ile çok uğraştılar, Berberilerle uğraştılar, ama başaramadılar.</p>
<p>İslâm’da ‘fikirde vahdet’ vardır. Bölge tanımaz. İslâm medeniyetinin simgesi, siması, ruhu birdir, çeşitli taksimler yoktur. Şimdi Kurtuba feylesoflarının akılcı, İran feylesoflarının işraki tarafları gibi parçalama yaklaşımları görülmektedir… (s.280).</p>
<p>Massignon, Gibb gibi müsteşriklerin amaçlarını Mustafa Abdurrâzık, eserinde çok açık anlatmıştır. Yani, sömürge sistemi, sadece maddi zenginlikleri değil, fikrî, ilmî ve medeni güçlerini de yok etmek, Müslümanları maziden koparmak ve kendi kendilerini tanımamalarını sağlamak ister. Tarihlerini, isimlerini, şahsiyetlerini değiştirmek… Buna <strong>fikir ve kültür emperyalizmi</strong> denir. Müslüman şahsiyetini yok ederek, bir daha İslâmî bir hareket ve güç doğmamasını temindir gaye. Sömürüde ‘fikir emperyalizmi’ çok büyük zarar verdi. Bizde bazı ilahiyatçılar bile bu tuzağa düşmüştür. İslâm düşüncesindeki düzgünlük ve dürüstlüğü yok etmek istediler.</p>
<p><strong>Irkçılık</strong> da kültür emperyalizmine girer. Turancılık alanında meşhur isimlerin bilinmesi gibi Arap milliyetçiliği denince bazı isimler akla gelir. Mesela, Sâtı Bey, Osmanlı Devleti’nde yüksek bir bürokrat ve üniversite hocası idi… Osmanlı Devleti çökünce Suriye’de, başka yerlerde bakanlık, müdürlük vb. görevler yapmıştır. Arap âlemi onu ‘Arapçanın ve Arapçılığın peygamberi’(!) kabul eder, bizdeki Ziya Gökalp gibi.</p>
<p>Sâtı Bey’in ana fikri şudur: ‘Irkı, sülâlesi, memleketi ne olursa olsun, Arapça yazan, Arapça konuşan herkes Arap’tır’. Arap milliyetçiliğini ortaya atıp disiplinize eden Sâtı Bey’dir. “<em>el-Ummetu’l-Arabiyye</em>: Arap Milleti”ni oluşturmak için çeşitli dilleri kat’i surette kabul etmiyor… (s.281).</p>
<p>… Başka tarafa kaymasın diye Cemal Abdünnâsır başkanlığında Arap milliyetçiliği teşvik edilmiştir. O, Arap milliyetçiliğini İslâm’ın yerine koymaya ve Müslüman Kardeşler’i bertaraf etmeye gayret etmiştir. Mısır’da Çerkes, Türk kim yaşadıysa Sâtı Bey herkesi Arap kabul eder. Sanırım Turancılardan etkilenmiştir.</p>
<p>İşin en tehlikeli boyutu, Arap milliyetçiliğinin İslâm’ın yerine geçirilmesidir. Onun için “Arap devletleri ve İslâm devletleri” diyebiliyorlar (s.282).</p>
<p><strong>3) Şarkiyatçılık:</strong> Batı gibi Doğu Avrupa da müdahil oluyor bu meseleye: <em>el-İştirâkiyye we’l-Arabiyye</em>; Sosyalizm ve Arapçılık. İslâm’ı da sosyalizm ile açıklıyorlar. Bu modaya uyan Şevkî: <em>el-iştirâkiyyûn we ente imâmuhum</em>: Sosyalistler… Sen onların önderisin.” demiştir Hz. Peygamber’e hitaben! “İslâm’da sosyal adalet var…” fikri, mal ve mülkiyetle, taksim ve idareyle ilgili bazı meseleleri cımbızla çıkarıp bir Arap sosyalizmi inşa ederek, bunu da İslâm’ın yerine geçirme projesi idi. Rusya burada çok etkin olmuştur. Ama İngiltere ve Batı da buna destek olmuştur.” (s.282).</p>
<p><strong>Arap Irkçılığına ve Eski Sosyalistlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p>“Ezher gibi dinî müesseselerde bile sosyalizm gayet normalmiş gibi karşılandı. Zamanın Ezher Şeyhi, Evkaf Bakanı Bakuri <em>iştirakiyye</em> ile ilgili makaleler yazdı. Ezher külliyelerinden mezun olanlar sosyalizm fikirleriyle meşbu şekilde mezun olmaya başladılar (s.282).</p>
<p>“İslâm’da sosyalizm”, “İslâm’da demokrasi” gibi kavramlara hiçbir zaman pirim vermedim. Sosyal adalet demek daha doğrudur. İktisadi mezheplerde İslâm’ın yaklaşımı diğer nizamlardan farklıdır, bir olayda benzeşmesi önemli değildir. <strong>İslâm kapitalizmle de komünizmle de bağdaşmaz</strong>. Safa Mürsel, Said Nursi’nin mutedil sosyalizmin İslâm’a yakın olduğunu söylediğini aktarır. Ama küll hâlinde mutabık değildir. Ebu Zerr’i, Hz. Ömer’i sosyalist yapmanın anlamı yoktur! Mustafa Sıbâ’î <em>İştirâkiyyetu’l-İslâm</em> (İslâm Sosyalizmi) adlı eseri sebebiyle ölürken ağlıyordu. Devalibî anlatır; “<em>İştirakiyye</em> kelimesini kullanmakla bütün hayır işlerimin sevabını kaybettim.” demiştir Sıbâ’î (s.283).</p>
<p>“İnsanlar üç şeyde ortaktır; su, ateş, otlak.” hadisini esas almıştı Sıbâ’î. Aslında <em>Kitâbul-Harac</em>, <em>el-Hisbe fi’l-İslâm</em> ve <em>Kitâbu’l-Emwâl</em> gibi üç eserin bir arada ele alınmasından ibaretti onun çalışması. Ancak, “Parlamenter olarak Moskova’ya gittiğimde <strong>sosyalizmin bir Yahudi tuzağı olduğunu</strong> anladım, onun için bu kelimeyi (<em>el-İştirâkiyye</em>) kullandığım için ağlıyorum.” diyerek pişmanlığını belirtmişti.” (s.284).</p>
<p><strong>Sahte Baharlara Aldanıp Ayazda Kalmamak</strong></p>
<p>“Arap sosyalizminin etkisi 1967 savaşına kadar devam etti. Arap-İsrail savaşında mesele değişti. Hep İsrail galip gelince, Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizmin hiçbir mana ifade etmediği, dışarıdan sokulduğu anlaşıldı. Bu sebeple Arap milliyetçiliğine karşı bir hareket başladı. Mesela, <strong>Kral</strong> <strong>Faysal İslâm birliğini savundu</strong>, o kazandı, Nâsır’ın hareketi söndü gitti. Arap dünyası büyük bir çoğunlukla İslâm’a dönüyor artık. Mısır’da kadınlar çok açıktı. Kahireli Fikri Abaza Şam’a geldiğinde “Şam’da Allah’ı arıyorum.”(!) diye yazmıştı. Suriye ve Güney Yemen tamamen komünist olmuştu. Batı’nın desteğiyle İsrail’in gücü, Arap milliyetçiliğinin zilletini gösterdi, kendilerine geliyorlar artık.</p>
<p>Tunus’ta başlayıp birçok Arap ülkesini saran ‘Arap Baharı’ hareketi, bu ezikliğin, bu mağlubiyetin, bu despot idarelerin bir neticesi olarak karşımıza çıktığı görüşü savunulduysa da sonunda bunun da <strong>Amerika ve Batı’nın tuzağı</strong> olduğu ortaya çıkmıştır. Batı’da her gün değişiklik olduğu halde İslâm âleminde Birinci Dünya Savaşı’ndan beri <strong>değişim olmadı</strong>, sosyal haklarda bir adım ilerleme olmadı. İnsanların tahammül gücü kalmadı. Amerika’nın Cibuti’de, Afrika’da… dünyayı ihata etmek için kurduğu tuzaklar var, acaba bu hareketlerde onun parmağı var mı? ‘Anarşiye boğulan insan hangi değneği uzatsan sarılır’ mantığı mı kullanılıyor? (Suriye de) Libya gibi yem mi olacak yine, diye bir tedirginlik de var. Çok gizli ve hasis bir plan varsa, sömürüye elverişlilik devam ediyor mu diye düşünmeden duramıyor insan (s.284).</p>
<p>Malik Bin Nebi’nin Kültür Problemi isimli kitap serisinde büyük bir maharetle açıkladığı üzere hiçbir sömürünün ‘sömürülmeye elverişlilik&#8217; durumu olmadan tahakkuk edemeyeceğine dikkat çeken Fikri Tuna’nın; birliği temin edemeyen milletlerin parçalanmaya ve güçlü devletler tarafından sömürülmeye mahkûm olduğunu, Allah Rasulü’nün (s) “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.” hadisi gereğince, düşmanlarımızdan yardım beklemeyi bırakıp, fedakârca bütün imkânları seferber edip yapabileceğimizin en iyisini yaparak sömürüye elverişlilikten nasıl kurtulabileceğimize ilişkin tespit ve önerilerini inşâAllah gelecek haftaki yazımızda aktaracağız.</p>
<p>Üstat Fikir Tuna’nın; yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve tahlillerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslâm, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden okuyarak bu mühim tecrübe ve tahlillerden en iyi düzeyde istifade etmenizi temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul 2019, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E İSLAM ÂLİMLERİNİ TANIMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 18:07:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH HERERÎ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLEMİN ALLÂMESİ ZAHİD KEVSERİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYETULLAH HUMEYNİ]]></category>
		<category><![CDATA[BEYHAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[CEMALETTİN AFGANİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cüveynî]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[EBU’L-HASEN NEDEVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMİR ŞEKİB ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[FAHREDDİN RAZİ]]></category>
		<category><![CDATA[FERDÎ DİRENİŞLER]]></category>
		<category><![CDATA[FERİD VECDİ]]></category>
		<category><![CDATA[GAZÂLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[HAYAT DÜSTURU KUR’AN]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldûn]]></category>
		<category><![CDATA[İBN MEYMUN]]></category>
		<category><![CDATA[İBN TEYMİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[MAĞLUPLAR GALİPLERİ SÜRATLE TAKLİT EDER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Mevdudi]]></category>
		<category><![CDATA[MEZHEPSİZLİK DE BİR MEZHEPTİR]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[NAZM-I CELÎL]]></category>
		<category><![CDATA[NECİP FAZIL]]></category>
		<category><![CDATA[SADREDDİN YÜKSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİBLÎ NUMANÎ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=865</guid>

					<description><![CDATA[Geçen haftaki yazımızda, Cezayir ve Yemen’de tanınmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’de yeterince tanınmayan âlim ve mütefekkir merhum Fikri Tuna’nın birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek için önemli bir katkı sunduğuna vurgu yapmış, üstadı daha yakından tanımak için “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen haftaki yazımızda, Cezayir ve Yemen’de tanınmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’de yeterince tanınmayan âlim ve mütefekkir merhum Fikri Tuna’nın birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek için önemli bir katkı sunduğuna vurgu yapmış, üstadı daha yakından tanımak için “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını aktarmıştım (<strong>1</strong>).</p>
<p>Eserin birinci bölümünü oluşturan çocukluk hatıraları ile Maraş’tan Şam’a, Libya’dan Cezayir’e, Marakeş’den Yemen’e uzanan uzun ilim yolculuğuna ilişkin bir yazımı (<strong>2</strong>) ve eserin ikinci bölümünü oluşturan seyahatleri, gözlemleri ve analizlerini konu alan bir başka yazımı daha Fikri Hoca hayattayken yayımlamıştım (<strong>3</strong>).</p>
<p>Bu haftaki yazımda “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” (<strong>4</strong>) isimli eserimizden üstadın İslâm âleminin tanınmış âlim ve mütefekkirlerine ilişkin değerlendirmelerine örnek teşkil edecek bir demet iktibas etmek istiyorum.</p>
<p><strong>Mehmet Akif’in Teşhisine ve Çözüm Önerisine Katılmak</strong></p>
<p>“İslâm âlemi Batı karşısında önceden veren el konumundaydı. Mesela, İslâmiyet Batı ilerlemesinde en büyük pay sahibi olan Rönesans’a ilham olmuştur. Bağdat, Kurtuba vb. kentler en şaşaalı dönemini ‘alan el’ değil, ‘veren el’ olarak yaşamıştır.</p>
<p>Müslümanlar aynı kaynaklara bugün de sahiptir: Kur’an, sünnet, icma, kıyas. Kurtuba’da, Nişabur’da, Tahran’da, İstanbul’da o zaman aydınlığı yaşatan kaynaklar bugün de Müslümanların elindedir. Ama Müslümanlar bu kaynaklardan uzak düşmüş durumda, onları anlamıyorlar (s.165).</p>
<p>Sömürü sisteminin kanlı ayakları altında inleyen ve o sisteme karşı direnmeyi düşünemeyen Müslümanlar birinci kaynak olan Kur’an-ı Kerim’i, Akif’in dediği gibi mezarlarda okunmak, duvarlara asılmak için indirilmiş zannediyorlar. Ya açıp fal bakıyoruz ya da mezarda ölülerimiz için okutuyoruz. Hâlbuki <strong>Kur’an bir hayat düsturudur</strong>. Ama ne yazık ki, Kur’an’a Müslümanların dirliğini koruyan bir kitap olarak bakma anlayışı yok olmuştur:</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde?</p>
<p>Lâfzı muhkem yalnız, anlaşılan Kur’ân’ın,</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına!</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>(Safahât, İkinci Kitap, s.170).</p>
<p>Oysa Müslümanlık insanın yirmi dört saatini düzenleyen bir sistemdir. Bir Müslüman toplumun başka bir toplumla, insanın Allah’la ve nefsiyle olan ilişkilerini tanzim etmiş, beşeriyetin saadetini ve mutlak adaleti temin için gelmiş bir kitaptır Kur’an. <strong>Böyle bir düsturu ihmal etmek</strong>, İslâm’a en büyük ihanettir.</p>
<p>Avrupa küll halinde İslâm’a hücum ederken, her yönüyle İslâm’ı yok etmek, yapamazsa karıştırmak ve zayıflatmak için geliştirdiği <strong>sömürge sistemine karşı</strong> çıkan güçler; Kafkasya’da İmam Şamil, Hindistan’da, Fas’ta, Mısır’da Müslüman Kardeşler, Türkiye’de İstiklal Harbi gibi mücadeleler birbiriyle tesanüdü bulunmayan <strong>ferdî direnişler</strong> olmuştur. Batı’nın küll hâlindeki saldırısına külliyen bir direnişle karşılık verilememiştir.</p>
<p>İslâm âleminin zayıflamış ve kendisine olan güveni yitirmiş olması, Batı’dan gelen her şeyi güzel kabul etmesi, İbn Haldun’un ‘mağluplar galipleri süratle taklit eder’ tezini doğrulamaktadır.” (s.166).</p>
<p><strong>Suriye Meselesinde Said Ramazan el-Bûtî’yi Anlamak</strong></p>
<p>“Ramazan el-Bûtî’nin öldürülme şekline çok üzüldüm. Mısır’a vize alamayınca Suriye’ye gitmiştim. Benim hocamdı, nahvi çok güzel anlattı bize. Doktora yaptı, Şam Üniversitesi’nde çalıştı, kurucu dekan Mustafa Sıbai vefat edince o dekan olmuştu… (s.168). Ramazan el-Bûtî, mutekit bir Müslümandı. Babası Şam fakihi denilecek kadar iyi bir İslâm hukukçusu idi… (s.172).</p>
<p>Ramazan el-Bûtî, babası gibi kendisi de tetebbuat sahibi, gerçek bir araştırmacı. Eserlerini temin edip inceledim, İslâm fıkhına derinlemesine vâkıf bir kimse olduğunu ispat etmiş biridir. Gerek Cezayir’de gerek Şam’da kendisiyle karşılaşıp sohbet etmişliğim vardır. Onda anlayamadığım tek şey, Beşşar ve babası hakkındaki tutumudur. Cezayir’de bu konuda kendisine sordum, Hama ve Humus zulmü ortadayken Esad’a niye destek olduğunu sordum, “fitne” deyip geçiştirdi. Gazetelerde Beşşar’ı desteklediğine dair fetvalar verdiğini okudum, acaba bunu da mı fitne diye geçiştirdi? En son Beşşar hakkındaki tutumunu değiştirdiğini, aile efradını Türkiye’ye gönderdiğini, Beşşar’ın zalim olduğunu söylediğini Yeni Şafak gibi bazı gazetelerde okudum. Bu doğru ise Beşşar’ın zalim olduğunu kabullenmiş olabilir.</p>
<p>Türkiye’de Bûtî’ye saldıranlar olmuştur. (İstanbul’a gelen) Cevdet Said’i ziyaretten dönerken, Hayrettin Karaman’ın ona bir itirazını okumuştum. Anlamadan itiraz etmiş. Bûtî’yi de anlamadan hemen saldıranlar var. Ben o kanaatte değilim. Bûtî Eş’ari’dir. Gerçi o mezhep meselelerini aştı. Ehl-i Sünnet’e mensuptur (s.173).</p>
<p>Bûtî şöyle düşünmüş olabilir: Suriye’de ekseriyet tarafından kabul edilen bir nizam var. Karşı çıkanlar; Müslüman Kardeşler, Vahhabiler, Selefiler. Dolayısıyla mevcut nizamın çökertilmesinin fitne ve kargaşa getireceğini, var olandan daha iyi bir durum ortaya çıkmayacağını, bir İslâm devleti kurulması için dengelerin uygun olmadığını, mevcut düzenin korunmasının ehven-i şer olduğunu mu kabul ediyordu acaba?</p>
<p>Bûtî’nin dediği gibi, çeşitli yerlerden gelen teröristler de var muhalifler arasında. Bunların İslâmî nizam kurmak istediği nereden malum? Mevcut düzenin teröristler tarafından getirilecek kargaşadan daha ehven olduğunu mu düşünüyordu acaba Bûtî? Bûtî hakkında hüküm verirken bunlara dikkat etmek gerekiyor.</p>
<p>Her ne olursa olsun, Bûtî de bir insandır, insanlar hatadan hâlî değildir, o da hata işlemiş olabilir. Ama, o gerek Arap gerekse İslâm âleminde yazdığı eserlerle ehliyetini tescil etmiş bir ilim adamı, bir İslâm mütefekkiri idi. Yazdığı eserleri derinlikli, konuları zaruri, sıradan bir âlim olmayıp gerçek anlamda ictihad edebilen, kaynaklardan istifade etme yeteneği olan bir insandı. Sadece kendi memleketine değil tüm İslâm âlemine mâl olmuş, inançlı bir âlimin bu şekilde, camide talebelerine ders verirken bombalanarak hayatına son verilmesi, esas itibarıyla ilme, irfana, barışa, huzura yakışmadığı gibi ilme, hikmete, fikre, hürriyete, barışa hürmetsizlikten başka bir anlam ifade etmez. Böyle kanlı bir saldırıyı hangi taraftan gelirse gelsin kınıyorum, hiçbir şekilde tasvip etmiyorum.” (s.174).</p>
<p><strong>Zahid Kevseri’nin İlmî Kudretini ve Mücadelesini Takdir Etmek</strong></p>
<p>“Zahid Kevseri sadece Türkiye için değil, sadece Mısır ve Suriye için değil, bütün İslâm âlemi için ilmi neşreden, gerçekleri yayan, İslâmî gerçekleri temsil eden büyük bir şahsiyet, büyük bir allâmedir. O bakımdan meşgul olduğu konular da âlemîlik (küresellik) vasfını taşımaktadır. O dünya çapında problemlerle meşgul olmuştur. Çünkü kendisine her yerden konular sorulur ve Kevseri’nin ağzından bu soruların cevapları öğrenilmek istenirdi.</p>
<p>Mesela Hindistan’dan gelen konular, sorulan sorular yani yazılan kitaplar. Nitekim Kevseri çeşitli coğrafyalarda yazılan kitaplara mukaddime yazardı. Gerek Mısır gerek İran gerek Suriye, her İslâm bölgesinde çıkan İslâmî konulara mutlaka bir cevap verir, o meseleyi tahkik eder, o mesele hakkında görüş bildirirdi. Onun için Kevseri’nin makaleleri bu şekilde toplanmış oldu. Aynı zamanda mukaddimeleri de öyledir. Beyhaki’ye yazdığı gibi, İbn Meymun’un kitabına yazdığı gibi. Ebu Hanife ile ilgili kitap yazan Cüveyni, Gazâli, Fahreddin Razi -ki bunların üçü de feylesof sayılır- gibi ulemaya çok sert cevaplar verdi.</p>
<p>İşte bu şekilde Kevseri, <strong>âlemin allâmesi</strong> kabul edildiği gibi, üzerinde durduğu konular da İslâm âlemine, hatta insanlık âlemine taalluk eden meselelerdi. Çünkü İslâmiyet, ‘risale’si yani mesajı bütün insanlar için gönderilen bir dindir. Konuları da tabii ki âlemşümul olacaktır. Kevseri de mevzulara bu şekilde yaklaşmakta idi. Onun için Kevseri meselesi üzerinde daha uzun durmak istedim. Esasında Kevseri’nin hayatı, kitapları, makaleleri, mukaddimeleri hakkında bir kitap hazırlamak istiyorum… (s.175).</p>
<p>… İç ve dış sömürülerin tümüne son verilmelidir. İşte o vakit, İslâm’ın gerçek prensiplerini savunduğumuzu ispat etmiş oluruz. Gerçek manada Müslüman oluruz. Allah, Peygamber’in şemsiyesi altında buluşan, İslâm’ı bu şekilde bütün beşeriyete ulaştıran Müslümanlardan eylesin hepimizi.</p>
<p>İşte hayatı boyunca yazdığı bütün makaleler, kitaplar, mukaddimeler ile İslâm dininin hakikatini göstermeye çalışan İmam Kevseri’nin gayesi de bu temas ettiğim noktalardı. Bunun için büyük mücadeleler verdi.</p>
<p>Kendisine hücum eden kimselere karşı tahammül ederek, İslâm’ı savundu. Bilhassa İbn Teymiyye’yi örnek gösteren kişiler tarafından -ki Kevseri bunları putçular diye anar haklı olarak-, bir taraftan hadisi, sünneti inkâr edenlere, ictihad hareketi dolayısıyla oluşan İslâm hukukuna saldıranlara karşı müthiş bir mücadeleye girişmişti ki bununla da İslâm’ın ana amaçlarını savunmuş oldu.</p>
<p>Mezhepler kaldırıldıktan sonra neyi tatbik edeceğiz? İctihad hareketini mi inkâr edecekler? Kevseri diyor ki: “Mezhepsizlik davası dinsizliğe açılan bir köprüdür.” Suriye’deki kargaşada öldürülen Bûtî ise; “Mezhepsizlik de bir mezheptir.” demişti. Ona göre mezhepsizler Hz. Ömer’in ve Hz. Ali’nin ictihadını reddetmektedirler. Bilhassa dört imamı, hadisi ve diğerlerini reddetme hareketini başlatan onlardır. Tamamen İslâm’ı yıkmaktan başka amaç taşımayan bu mezhepsizlik hareketini kabullenmek mümkün değildir. Zira bu hareketler dinsizliğe götürür (s.193).</p>
<p>Kevseri’nin, cihanşümul bir şekilde vermiş olduğu mücadelede kastı ve arzusu İslâm fıkhını tatbik etmek ve <strong>ictihad hareketini koruyarak</strong> buna ictihad eklemekti. Birtakım inkâr hareketleri, Allah’ı ‘halk’a benzetmek, Allah’ı ‘halk’laştırmak, ‘mahlûk’ ile ‘Hâlik’ arasında fark gözetmemek suretiyle İslâmiyet’i parçalamaktan başka bir amaca hizmet etmezler. İşte İmam Kevseri, bu amaçlara karşı çıkarak İslâm’ın bütünlüğünü ve gerçekliğini savundu. Nasıl Kevseri, cihanşümul bir şekilde kabul gördü ise, hukuk birliğini, inanç birliğini savunduysa, bugün de İslâm devletlerinin İslâm şemsiyesi altında yaşamalarını savunanlar Kevseri’nin çizgisindedirler. İnşâAllah Kevseri’nin çizgisinde gidenlerden oluruz.” (s.194).</p>
<p>Üstat Fikri Tuna’nın İmam Gazâlî, İbn Teymiyye, Şiblî Numanî, Cemalettin Afgani, Malik Bin Nebi, Abdullah Hererî, Mustafa Sıbai, Mustafa Sabri, Ayetullah Humeyni, Ebu’l-Hasen Nedevî, Emir Şekib Arslan, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi, Ferid Vecdi, Muhammed Abduh, Said Nursi, Sadreddin Yüksel ve Necip Fazıl gibi yüzlerce âlim ve mütefekkir hakkındaki hâtırat ve değerlendirmelerini kitabın indeksinden yerini bularak okuyabilirsiniz.</p>
<p>Merhum üstadın ilminden ve fikirlerinden istifade etmeyi, hatıratını ve fikirlerini anlattırıp yazmayı, hayatının hasılası mesabesindeki bu kıymetli çalışmayı vefat etmeden hemen önce prova baskı da olsa kitap hâlinde basıp takdim ederek ölüm döşeğinde büyük huzur ve memnuniyet duymasına vesile olmayı nasip ettiği için Yüce Allah’a hamd ediyorum. Zaten bütün çabalarımız en sonunda “elhamdülillah” diyerek sahip olduğumuz tüm nimetleri bize bahşeden Rabbimize hamd edebilmek değil midir?</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>1- Fethi Güngör; “<strong>Fikri Tuna Hoca’yı Yakından Tanımak</strong>”, www.dirilispostasi.com/makale/fikri-tuna-hocayi-yakindan-tanimak-5cabbc42c0d1c563a6401b8b, 09.04.2019.</p>
<p>2- Fethi Güngör; “<strong>Saklı Ulemâyı Keşfedebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1581-sakli-ulemyi-kesfedebilmek.html, 09.11.2015.</p>
<p>3- Fethi Güngör; “<strong>Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1835-mutefekkir-ulemdan-istifade-edebilmek.html, 16.11.2015.</p>
<p>4- Fethi Güngör; <strong>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul, Mart 2019, ciltli, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
