<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 16 Nov 2019 14:07:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>AVRUPA’DA TIRMANAN İSLAM DÜŞMANLIĞINA DİKKAT ÇEKMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Nov 2019 14:07:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[2015 Avrupa İslamofobi Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA İSLAMOFOBİ RAPORU 2018]]></category>
		<category><![CDATA[EIR 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[EUROPEAN ISLAMOPHOBIA REPORT 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Hafez]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[SETA]]></category>
		<category><![CDATA[SETAV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=949</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’da tırmanmaya devam eden İslam düşmanlığını yıl boyunca izleyip durumu detaylı bir yıllık raporla dünya kamuoyuna duyuran SETA “European Islamophobia Report 2018” başlıklı çalışmasını yayımladı. 21 Eylül Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Günü münasebetiyle yeniden gündeme gelen ve çeşitli etkinliklerle tanıtılan rapor, öncelikle İslam düşmanlığına varan Müslüman karşıtı ırkçılığın ulaştığı boyutları ortaya koymak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’da tırmanmaya devam eden İslam düşmanlığını yıl boyunca izleyip durumu detaylı bir yıllık raporla dünya kamuoyuna duyuran <strong>SETA</strong> “<strong>European Islamophobia Report 2018</strong>” başlıklı çalışmasını yayımladı. 21 Eylül Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Günü münasebetiyle yeniden gündeme gelen ve çeşitli etkinliklerle tanıtılan rapor, öncelikle İslam düşmanlığına varan Müslüman karşıtı ırkçılığın ulaştığı boyutları ortaya koymak suretiyle bu olumsuz gidişata müdahil olması gereken Avrupalı karar alıcılara yardımcı olmayı amaçlıyor.</p>
<p>Yeni Zelanda’da 15 Mart 2019’da gerçekleşen ve 51 kişinin ölümüne, 49 kişinin de yaralanmasına yol açan Christchurch terör saldırısı, İslamofobi (İslam korkusu, daha doğru ifadesiyle İslam düşmanlığı) ile mücadelenin küresel barış ve hakkaniyet açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>EUROPOL tarafından yayımlanan “AB Terörizm Durum ve Eğilim Raporu” başta olmak üzere konuya ilişkin birçok araştırma, Avrupa ülkelerinde aşırı sağcı terörizmin tehlikeli yükselişine dikkat çekmektedir. Ama ne yazık ki bu çalışmalar, aşırı sağı yönlendiren “Müslüman karşıtı ideolojik yapı”dan asla bahsetmemektedir. İşte SETA’nın yayımladığı “Avrupa İslamofobi Raporu 2018”, Müslüman karşıtı ırkçılığın Avrupa’da 2018 yılındaki yükselişini doğrudan ya da besleyen temel dinamikleri kapsamlı şekilde ele almaktadır.</p>
<p>Editörlüğünü Enes BAYRAKLI ile Farid HAFEZ’ın üstlendiği SETA Avrupa İslamofobi Raporu 2018, ırkçılık ve insan hakları konularında uzmanlaşmış 39 yerel araştırmacı, uzman ve sivil toplum aktivistinden oluşan geniş bir kadroyla, İslamofobik söylemin Avrupa kamuoyunda nasıl normalleştirildiğini ve Müslüman karşıtı ırkçılığın iş yerlerinde, eğitimde ve adalet sisteminde Müslümanlara ve kurumlarına yönelik şiddet eylemlerine nasıl zemin hazırlandığını göstermektedir.</p>
<p>SETA ve Leopold Weiss Enstitüsü tarafından ortaklaşa yürütülen Avrupa İslamofobi Raporu projesi, finansal açıdan Avrupa Birliği tarafından da desteklenmiştir (<strong>1</strong>). Kapsamlı <strong>EIR 2018</strong> raporunun (<strong>2</strong>) sonuçlarını özlü biçimde önümüze koyan inografik çalışmasını esas alarak durumun vahametini birlikte görelim (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Avrupa’da İslam Düşmanlığının Boyutlarını Sayılarla Tespit Etmek</strong></p>
<p>“Avrupa ülkelerinin ezici bir çoğunluğu İslamofobi vakalarını ayrı bir nefret suçu sınıfı olarak <u>kaydetmemektedir</u>. Müslüman karşıtı/İslamofobik suçların polis tarafından ayrı bir nefret suçu sınıflandırması altında kaydedilmesi bu sorunun gerçek boyutunu açığa çıkarma ve bu sorunla mücadele için karşı stratejilerin geliştirilmesi adına önem arz etmektedir. Avrupa Birliği’nde (AB) ayrımcılığa uğrayan Müslümanların yalnızca yüzde 12’si başlarından geçen olayları yetkili makamlara bildirmektedir. Eksik raporlamanın Müslümanların farkındalığı ve bürokrasinin bu meseleleri ele alması üzerinde ciddi etkileri bulunmaktadır.” (EIR 2017).</p>
<p>“Ülkelerde değişiklik gösteren rakamlar farklı bir bilinç ve örgütlenme boyutuna işaret etmektedir:</p>
<p><strong>Belçika</strong>: 2018’de kaydedilen <strong>70</strong> İslamofobik vakada kurbanların yüzde 76’sı kadın, yüzde 24’ü erkektir. İş yerinde ayrımcılık vakalarının yüzde 84’ü İslamofobiyle ilgilidir. İslamofobinin yüzde 29’u sanal ortamda gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>Avusturya</strong>: 2018’de <strong>540</strong> İslamofobik vaka kaydedildi ve 2017 rakamlarıyla kıyaslandığında Müslüman karşıtı ırkçı eylemlerde yaklaşık yüzde 74 artış görüldü.</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Müslüman karşıtı <strong>12</strong> saldırı rapor edildi.</p>
<p><strong>Fransa</strong>: 2018’de <strong>676</strong> vaka belgelendi (yüzde 52 artış). Bu vakalar arasında 20’si fiziki saldırı (yüzde 3), 568’i ayrımcılık (yüzde 84) ve 88’i nefret suçu oldu (yüzde 13).</p>
<p><strong>Almanya</strong>: 2018 yılında polis istatistiklerine göre; Müslümanlara karşı 678 saldırı, camilere 40 saldırı, Müslüman mültecilere 1.775 saldırı, sığınma evlerine 173 saldırı ve yardım çalışanlarına karşı 95 saldırı gerçekleşti.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: Sosyal medyada nefret söylemi konulu bir rapora göre nefret içerikli tweetlerde 2017’ye kıyasla (Mayıs-Kasım, yüzde 32-45) 2018’de artış görüldü (Mart-Mayıs, yüzde 36-93).</p>
<p><strong>Finlandiya</strong>: 2017’de Finlandiya’da yaşayan yabancı vatandaşlar arasında Afganlar en sık etnik veya ulusal kökenden kaynaklı nefret suçuna maruz kalan yabancılar oldu. Din temelli nefret suçları 2016’ya kıyasla yüzde 58 artış gösterdi. En sık karşılaşılan kurbanlar Müslümanlar oldu.</p>
<p><strong>Hollanda</strong>: Düzenlenen bir ankette 18 farklı camiden 55 katılımcının 21’i camilerinin zaman zaman düşmanca saldırıların hedefi haline geldiğini bildirdi. Bu camiler toplam 47 vakayla uğraşmak durumunda kaldı; bunlardan 11’i tehdit, 7’si domuz başının bırakılması ve 6’sı da camilere çizilen hakaretamiz ifadeler ve sembollerle cami ziyaretçilerine yönelik sözlü saldırganlık oldu. Polise bildirilen toplam 151 dinî ayrımcılık vakasının yüzde 91’inin Müslümanlarla ilgili olduğu bildirildi.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong>: İngiltere ve Galler’deki dinî sebeplerle işlenen suç oranı 2011-2018 arasında <strong>yüzde 415 arttı</strong>. Dinî tahrikle işlenen 5 bin 680 suçun yüzde 52’si Müslüman kişilere yönelikti.”</p>
<p><strong>Avrupa’da Müslümanlara Karşı Artan Şiddetin Kaynağını Görmek</strong></p>
<p>“Şiddet eylemleri ırkçı canavarlaştırma esaslı şiddet ideolojisinin bir sonucudur. Müslümanlar giderek yalnızca inançlarından dolayı şiddet kurbanı olmaktadır:</p>
<p><strong>Avusturya</strong>: Temel askerlik görevini yerine getirmekte olan on sekiz yaşındaki asker Mario S. bir okulun önünde silahla ateş açtı. Arap kökenli bir öğrenci yaralanırken polis olayın arkasında ırkçı bir motivasyon aramadı.</p>
<p><strong>Belçika</strong>: Anderlues’ta 19 yaşında Müslüman bir kadın saldırıya uğradı ve tecavüz girişimine maruz kaldı. Saldırganlar mağdura yönelik ırkçı ve İslamofobik sözler sarf etti…</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Banja Luka’daki yeniden inşa edilen Ferhadiye Camii’ne birkaç el ateş edildi. Uzun bir aradan sonra memleketine dönen Bosnalı Hamed Vrazalica’nın Sokolac’taki mülkü kundaklanarak tahrip edildi.</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>: Gradnitsa köyü ve Dobriç Müslüman mezarlıkları kirletilerek mezarlara saygısızlık edildi.</p>
<p><strong>Estonya</strong>: Tallinn’deki Estonya İslam Merkezi’nin cephesine İslam karşıtı slogan yazıldı. Sloganda “Onu bombala! İslam’ı izole et, onların günahlarını hatırlamıyor musunuz? Tanrı’ya güveniriz. Neden?” ifadeleri yer aldı.</p>
<p><strong>Finlandiya</strong>: Vantaa’da Pakistanlı bir göçmen üç beyaz Finli gencin hunharca saldırısına uğradı, 20-30 kez bıçaklandı, balta aracılığıyla defalarca yaralandı ve kurbanın kafatasında kırık meydana geldi.</p>
<p><strong>Fransa</strong>: Fransız polisi Fransız Müslümanlarına yönelik helal gıdaların zehirlenmesi, yüzlerce imamın öldürülmesi, Müslüman kadınlara fiziksel saldırı, terör saldırısı ve “radikal” olduğunu düşündükleri camileri itibarsızlaştırmayı planlayan Operasyonel Güçlerin Eylemi (AFO) adlı aşırı sağcı terörist örgütün birkaç üyesini tutukladı. Bu kapsamda tutuklanan on kişinin tamamı avcı veya atıcılık sporuyla meşgul kişilerdi. Polis ayrıca patlayıcı üretim laboratuvarları gibi farklı yerlerde silah tesisleri buldu. Bazılarının yasal olarak sahiplerine ait olduğu 15 tabanca ele geçirildi. Polise göre AFO “İslam’a direnmek” üzere terör saldırıları ve eğitimi planlayan 100 üyeden oluşan bir ağdır.</p>
<p><strong>Yunanistan</strong>: Aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu Afganlı mülteciler Midilli Adası’nın kasaba meydanında toplanarak iltica kartlarının verilmesindeki gecikmeyi protesto ettiler ancak gece boyunca aşırı sağ grupların saldırısına maruz kaldılar. Bu esnada “Hepsini Yakın” gibi ırkçı sloganlar duyuldu. Olaylarda 28 kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldı.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: Bir İtalyan vatandaşı Senegalli Müslüman bir sokak satıcısını ateş ederek öldürdü. 3 Şubat’ta Macerata’da Nijeryalı 6 göçmen ateşli silahla yaralandı. Terör saldırısı neo-faşist gruplara yakınlığıyla bilinen ve seçimlere Kuzey Ligi adına katılan eski aday İtalyan Luca Traini tarafından gerçekleştirildi. Din değiştirerek Müslümanlığı kabul eden ve yerel bir caminin bekçisi olan bir İtalyan sokakta yürürken rencide edilerek acımasızca dövüldü.</p>
<p><strong>Kuzey Makedonya</strong>: Pirlepe Belediyesi [sınırları içindeki] Erekovci köyünün 350 yıllık camisi yakıldı.</p>
<p><strong>Polonya</strong>: Katowice Merkez Tren Garı’nda üç Arap öğrenci ondan fazla erkeğin saldırısına uğradı. Saldırganlar öğrencileri tren raylarına itti ancak (olay yerindeki) güvenlik görevlileri müdahalede bulunmadı.</p>
<p><strong>Sırbistan</strong>: Belgrad’daki Temyiz Mahkemesi Temmuz 1992’de Bosna Hersek’in Skocic köyünde bir caminin yıkılması ve 27 Romen sivilin katledilmesinden sorumlu “Sima’nın Çetnik’leri” isimli paramiliter grubun üyelerinin beraatını onayladı.</p>
<p><strong>İspanya</strong>: Denia’da iki Faslı erkek neo-faşistlerin saldırısına uğradı. Carrus, Hernani, Barcelona ve Valencia’da camilere barbarca saldırılar düzenlendi.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong>: Leeds’teki Ebu Hüreyre Camii ve Manchester’in Cheetham Hill bölgesindeki Felah Mescidi İslami Merkezi kundaklandı.</p>
<p><strong>Ukrayna</strong>: Bilohirsk/Karasubazar’da bir cami bilinmeyen kişilerin barbarca saldırılarına maruz kalırken duvarlara Nazilerle ilişkili yazılar yazıldı.”</p>
<p><strong>Avrupalı Siyasetçilerin İslamofobik Açıklamalarını Rapor Etmek</strong></p>
<p>“Çoğunlukla aşırı sağcılardan oluşan üst düzey siyasetçilerin Müslümanlar hakkındaki İslamofobik söylemleri Müslümanlara karşı uygulanan ırkçılığı normalleştirmektedir. Bu durum kamusal alanda ırkçı söylemlerle ilgili telaffuz edilebilirlik ve genel olarak kabul edilebilirlik eşiğini düşürmekte ve Müslümanların insan ve vatandaşlar olarak <strong>ayrımcılığa uğramasına</strong> meşruiyet kazandırmaktadır:</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Sırp Cumhuriyeti Devlet Başkanı Milorad Dodik: “Bosna’da ezan okuyan imamlar uluyor.”</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>: Savcı Nedyalka Popova: “Müslümanlar yüzde 30 olduklarında devlet tehlikeye girmiş olacaktır. Onlar seçimler sırasında manipüle edilmeleri kolay yekpare bir kitle ve neredeyse askeri bir yapı.”</p>
<p><strong>Çekya Cumhuriyeti</strong>: SPD Partisi’nin Ustecky bölgesi Başkan Yardımcısı Dominik Hanko: “Onlara göre biz günahkârız; zındık köpekleriz… Çekirgelere benziyorlar, bulundukları her yerde etraflarındaki her şeyi mahvediyorlar.”</p>
<p><strong>Fransa</strong>: Fransa eski içişleri bakanı Gerard Collomb istifa konuşmasında; “Bugün yan yana yaşıyoruz… Korkarım ki yarın karşı karşıya geleceğiz” dedi. Collomb üstü kapalı olarak Fransız Müslümanlar ile Fransızları birbirlerine düşman olarak tasvir etti.</p>
<p><strong>Macaristan</strong>: Başbakan Viktor Orban: “Rengimizin, geleneklerimizin ve ulusal kültürümüzün diğerlerininkilerle karıştırılmasını istemiyoruz. Bunu istemiyoruz. Bunu hiç istemiyoruz. Çoğulcu bir toplum olmak istemiyoruz.”</p>
<p><strong>İrlanda</strong>: Kimlik İrlanda lideri Peter O’Loughlin İslam’ın Avrupa’daki şehirleri “imha ettiğini” iddia ederek Kilkenny’de bir cami yapılması gerektiğinde “şeriat mahkemeleri”, “tecavüz çeteleri” ve “özel yetiştirilmiş çeteler” riskine karşı uyarıda bulundu.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: İçişleri Bakanı Matteo Salvini bugünlerde İslam’ın bir tehlike olduğunu ve gelecekte kendi hükümetinin İtalya’daki düzensiz İslam varlığını durduracağını söyledi.</p>
<p><strong>Hollanda</strong>: Geert Wilders arka planda korku müziği olan kampanya videosu yayımladı. Videoda kırmızı harflerle “İslam Yahudilere, Hristiyanlara, kadınlara ve eşcinsellere karşı nefretin savunucusudur” yazılı bir metin görüldü. Videonun sonunda kırmızı harflerle “İslam ölümcüldür” yazıyordu ancak kırmızı harfler bu kez damlayan kana benziyordu.</p>
<p><strong>Romanya</strong>: Senatör Vasile Cristian Lungu: “Avrupa şehirlerinde çok büyük sayılarda ‘şiddet suçları’ –özellikle tecavüz, suçlar ve soygunlar ve terör saldırıları– Müslümanlar tarafından işleniyor.”</p>
<p><strong>Slovakya</strong>: Milletvekili Stanislav Mizik, “Avrupa’nın kürtajı tanımayan İslamcı işgalcileri koruduklarını ve bu işgalcilerin şeriatı yürürlüğe koyduklarında ilk önce yok edeceklerinin kötü niyetli STK’ların temsilcileri olacağını” söyledi.</p>
<p><strong>Slovenya</strong>: Slovenya Milli Partisi Başkanı Zmago Jelincic Plemeniti mülteciler için; “Kafa keserler, her cinsiyetten küçük çocuklara tecavüz ederler, sokaklarda kan dökerler…” dedi.”</p>
<p><strong>Avrupa’da İslamofobinin Yasallaştırılmasına Zemin Hazırlandığını Görebilmek</strong></p>
<p>“Hükümetler ve siyasi partiler Müslümanları dinî bir cemaat olarak hedef alan ve onlara diğer dinî toplulukların üyelerinden farklı şekilde muamele eden yasaları talep etmekte ve uygulamaktadır:</p>
<p><strong>Avusturya</strong> hükümeti camileri ve Avusturya İslam Cemiyeti’ni (IGGÖ) kapatma girişiminde bulundu. İktidardaki ÖVP genel sekreteri öğrencilerin oruç tutmalarının yasaklanmasını talep etti.</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>’da belediyeler belli dönemlerde Cuma hutbeleri ve ezanlar için para cezası kesiyor. Bir Avrupa Parlamentosu üyesi ve VMRO Partisi başkan yardımcısı hutbe ve ezanlara yönelik kontrol ve yasaklama için resmî talepte bulundu. Eski Zağra Belediye Meclisi bölgedeki Türkçe-Arapça yer isimlerini Bulgarca isimlerle değiştirme faaliyetine yeniden geri dönülmesine karar verdi. Girişimin sonucu olarak orijinali Türkçe-Arapça olan 838 yer ismi değiştirildi.</p>
<p><strong>Kosova</strong>: Çalışma saatleri içinde polis memurlarının namaz kılma hakları sınırlandırıldı.</p>
<p><strong>Kuzey Makedonya</strong>: Radovish’teki Krste Petkov Misirkov İlkokulu, okul tesislerinde iftar yemeği düzenlemesine izin verdiği için para cezasına çarptırıldı.</p>
<p><strong>Slovakya</strong>: Dinî İnanç Özgürlüğü, Kiliselerin ve Dinî Toplulukların Statüsü başlıklı ve 308/1991 sayılı Kanun’da değişiklik: Kanun (a) Slovakya’da kiliselerin ve dinî toplulukların kayıtlı hale gelmesi için gerekli imza sayısını 20 binden 50 bine çıkardı, (b) kilise veya dinî topluluk üyesi imza sahiplerinin Slovakya Cumhuriyeti vatandaşı olmaları şartını getirdi, (c) imza sahiplerinin kişisel verileri ibraz etmek suretiyle imzalarını tasdik etmeleri şartını getirdi. Bu kayıt şartları ayırımcıdır, zira Slovakya’da halihazırda kayda geçirilmiş on sekiz kilise ve dinî topluluktan sadece dördü söz konusu şartları sağlamaktadır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong><u>Avrupa medyası</u></strong> da Müslüman karşıtı ırkçılığın yeniden üretilmesi ve İslam düşmanlığının normalleştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır:</p>
<p>“Koha Jone gazetesinde yayımlanan bir makalede Arnavutluk Devlet Arşivleri eski müdürü Gjet Ndonji, <strong>Arnavut Müslümanları</strong> “barbarlar” ve “Asya enfeksiyonu” kapmış sömürgeciler olarak tanımladı.</p>
<p>Danimarka: İran kökenli Danimarkalı Jaleh Tavakoli’nin kaleme aldığı “Bebek Seksi Bile Ana Akım İslam’dır” başlıklı blog yazısı sağ kanat Jyllands-Posten sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Fransa: Sol kanat mizah dergisi Charlie Hebdo, sol Öğrenci Birliği UNEF başkanlarından Maryam Pougetoux’nun bir karikatürünü –yüzünü maymuna benzeterek- yayımladı.</p>
<p>Magyar Idok gazetesi sözde İslam tehdidi uyarısında bulundu: “İslam Camiler İnşa Ederek Macaristan’ı İşgal Ediyor!”</p>
<p>Irish Sun gazetesi “Geçen Yıl Londra Köprüsü Saldırısına Katılan Teröristin Arkadaşı İrlanda’da En Az 150 Aşırı İslamcının Yaşadığını İddia Ediyor” başlığıyla yayımlandı.</p>
<p>Hollanda’da sağcı gazete De Telegraaf; “Müslüman bir teröristi” (!) tanıma yollarını açıklayan bir ön sayfayla yayımlandı. Aynı gazete “Cami Ziyaretçisi: &#8216;Hollanda Sürekli Gizli Gizli Dolaşan Zehirli Bir Yılandır” başlığı taşıyan bir makale yayımladı.</p>
<p>Romanya’da online (liberal/tabloid) EVZ gazetesi; “Sessiz Cihad. Gizli Bir Soruşturmada Müslüman Göçmenler Hakkında Endişe Verici Bulgular. Radikal İslam ve Avrupalılara Yönelik Nefret” başlıklı makale yayımladı.</p>
<p>Slovenya’da merkez sağ Demokracija gazetesinde yayımlanan bir makalede, göç ve İslam’ın Avrupa ile Avrupa medeniyeti için bir tehdit olduğu işlendi.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşları listesinde ilk sırada yer alan ve Ankara, İstanbul, Washington D.C., Berlin ve Kahire’deki ofislerinde güncel sorunlara ilişkin etkin faaliyetlerine devam eden SETA’nın “European Islamophobia Report 2018” isimli kapsamlı raporunun muhataplarına etkili yollarla ulaştırılması ve büyük emek mahsulü bu raporun Avrupa’da tırmanan İslam düşmanlığının kontrol altına alınmasına katkı sunması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>(2019). “<strong>Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Haftasında “Avrupa İslamofobi Raporu 2018” Yayında</strong>”. https://www.setav.org/avrupa-islamofobi-raporu-2018-yayinda-eir2018/, 27.09.2019.</li>
<li>BAYRAKLI, Enes ve Farid HAFEZ (Eds). (2019). <strong>European Islamophobia Report</strong>, SETA, Ankara, 844 s.</li>
<li><strong>EIR 2018</strong>, https://www.setav.org/kategori/<strong>infografik</strong>/, 37 s., 30.09.2019.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2016). “2015 <strong>Avrupa İslamofobi Raporu’nu İnsanlığın Dikkatine Sunabilmek</strong>”.<br />
https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2015-avrupa-islamofobi-raporunu-insanligin-dikkatine-sunabilmek/, 22.04.2016,<br />
https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/2015-avrupa-islamofobi-raporuna-hak-ettigi-ilgiyi-gosterebilmek/, 06.05.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜLTECİLERİN DENİZLERDE BOĞULMASINA MÂNİ OLMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 19:24:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1951 CENEVRE SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[20 HAZİRAN DÜNYA MÜLTECİLER GÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[4804 SAYILI KANUN]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[BODRUM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇMENLER]]></category>
		<category><![CDATA[İMKANDER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN KAÇAKÇILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN TİCARETİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM VİTALİYEV]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT ÖZER]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER E. BEZİRGAN]]></category>
		<category><![CDATA[SIĞINMACILAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİLER]]></category>
		<category><![CDATA[T.C.K. MADDE 80]]></category>
		<category><![CDATA[TEKNE FACİASI]]></category>
		<category><![CDATA[TUĞBA AYDOĞDU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=904</guid>

					<description><![CDATA[Her yıl mültecilere ilişkin farkındalık oluşturmak maksadıyla dünya çapında çeşitli etkinliklerin düzenlendiği 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü öncesinde bir mülteci teknesi faciası daha yaşandı. 17.06.2019 tarihinde Bodrum’da 12 mülteci denizde boğularak can verdi. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın çalışmaları sonucunda 31 düzensiz göçmen kurtarıldı (Genç ve Ballı, 17.06.2019). İnsanlık tarihi, bildiğimiz kadarıyla hiçbir döneminde zorunlu nüfus hareketlerinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl mültecilere ilişkin farkındalık oluşturmak maksadıyla dünya çapında çeşitli etkinliklerin düzenlendiği <strong>20 Haziran Dünya Mülteciler Günü</strong> öncesinde bir mülteci teknesi faciası daha yaşandı. 17.06.2019 tarihinde Bodrum’da 12 mülteci denizde boğularak can verdi. Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın çalışmaları sonucunda 31 düzensiz göçmen kurtarıldı (Genç ve Ballı, 17.06.2019).</p>
<p>İnsanlık tarihi, bildiğimiz kadarıyla hiçbir döneminde zorunlu nüfus hareketlerinin günümüzde olduğu kadar devasa boyutlara ulaştığına şahit olmamıştır. Evini barkını terk ederek bir meçhule kürek çeken milyonlarca insanı bu zorlu maceraya sürükleyen doğal afetler değil bizzat insan ürünü olan kirli savaşlardır. Çok katmanlı modern savaşların milyonlara baliğ olan dev mülteci kitlelerini doğuran en önemli etken olarak önümüzde duruşu, ivedilikle temizlenmesi gereken bir insanlık ayıbıdır. Çok boyutlu insan hakları ihlallerini beraberinde getiren, hayat hakkı başta olmak üzere insanların en temel haklarını, sosyal, siyasal ve ekonomik haklarını, sağlıklı bir çevrede yaşama, insanca bir hayat sürme vb. medeni haklarını hiçe sayan, insanlık şeref ve haysiyetini ayaklar altında çiğneyen, ırz ve namusları kirleten, insanlığın geleceği olan çocukların hayatını karartan kirli savaşlara büyük insanlık ailemiz ne vakit dur diyecek?</p>
<p>Hemen hiçbir küresel sorunda başarılı bir çözüm sunmayı başaramayan Birleşmiş Milletler Teşkilatı (BM), kirli çıkar savaşlarına mâni olamadığı gibi milyonlarca mültecinin %10’una bile mülteci statüsü verememektedir. Dolayısıyla zorbalıkla yerinden yurdundan edilen bu çilekeş insanlar hiçbir hak ve statü sahibi olmadan yaban ellerde tükenip gitmektedir.</p>
<p>Son yarım asırda Filistin, Afganistan, Çeçenistan, Bosna, Irak ve en son Suriye, işgal savaşları yüzünden milyonlarca mülteci vermek zorunda bırakıldı. Savaşta evi başına yıkılmadan sağ kalabilen insanlar can havliyle komşu ülkelere sığındılar. Güvenli sığınaklar arama gayretiyle sonu meçhul uzun yollara düşen mültecilerin çok azı bu muratlarına nail olabildiler.</p>
<p>Hak ve statü kazanarak güvenceli ve daha insani bir hayat sürebilmek umuduyla her yıl binlerce mülteci adayı, kaçak olarak tehlikeli deniz yolculuklarına atılmaktadır. Bir seferde 800 kişinin boğularak ölmesine sahne olan Akdeniz’de sadece 2015 yılında tekneleri batarak ölenlerin gerçek sayısı 10 bin civarındadır!</p>
<p>Denizlerdeki mülteci ölümlerine ilişkin iki kıymetli rapor hazırlayan İMKANDER’in 2016 yılı raporunda yer alan çözüm önerilerini özetle hatırlamakta yarar var:</p>
<p><strong>Mülteci Ölümlerinin Önüne Geçmek İçin Somut Adımlar Atmak</strong></p>
<p>II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da başlayan, Filistin’in işgaliyle ivme kazanan ve 2011 yılında Suriye’deki iç savaşla birlikte büyük bir faciaya dönüşen mülteci sorunu ve mülteci ölümlerinin önüne geçebilmek için tüm dünya ülkelerinin yöneticilerinin üzerine büyük sorumluluklar düşmektedir.</p>
<ol>
<li><strong>Göçmenlerin Geldikleri Ülkelerdeki Diktatörlük Rejimleri <u>Desteklenmemelidir</u></strong>:</li>
</ol>
<p>Günümüzde göç akınlarının en tehlikeli güzergâhı Akdeniz rotasını tercih eden insanların büyük bir kısmı, ekonomik nedenlerle ülkesini terk eden göçmenler değil, iç savaş, baskı, işkence vb. sebeplerle kendisi ve ailesinin hayatı tehlikede olduğu için ülkesini terk eden mültecilerdir. Suriye, Eritre, Somali ve Afganistan gibi ülkelerdeki iç karışıklıklar ve baskılar sona ermediği sürece insanlar hayatları pahasına yola çıkacaklar. Bu insanlar ölüm tehlikesini göze alarak “kurtuluş” umuduyla yola çıkmaktadırlar.</p>
<p>Çatışmaların yaşandığı bölgelerde halkların iradelerine uygun devlet anlayışı tesis edilmediği sürece bu sorunun devam edeceği açıktır. Başta Batı ülkeleri olmak üzere uluslararası kamuoyu kısa vadede mülteciler için güvenli seyahat rotalarının önünü açarak vize koşullarını kolaylaştırmalı, kitlesel göçü kaldırabilecek düzeyde kotalar belirlemeli, mültecilere temel haklarını sağlamalıdır. Uzun vadede ise göçe kaynaklık eden sebeplerin sona erdirilmesi için etkin bir politika yürütmelidir. Özellikle İslam coğrafyasında terör estiren diktatörler desteklenmemeli ve bölge halklarının iradeleri göz önünde bulundurularak politikalar geliştirilmelidir.</p>
<p>Dünya liderlerinin mültecilik sorununu bölgesel bir sorun olarak görmemeleri, sorunun bir dünya sorunu olduğunu kabul ederek adımlar atmaları gerekmektedir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Göçmenlere Mültecilik Hakkı Tanınmalıdır:</strong></li>
</ol>
<p>Ortadoğu, Orta Asya ve Afrika’dan Avrupa’ya doğru yaşanan göçlerin en temel sebebinin savaşlar olduğu açıktır. Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılı öncesinde çok az sayıda Suriyelinin sığınmak için aileleriyle birlikte tekne yoluyla Avrupa kıyılarına hareket ettiği bilinmektedir. Bu durum Ortadoğu’dan Avrupa’ya doğru yaşanan göçlerin temel sebebinin “can güvenliği” olduğu, “daha iyi bir hayat” talebinin ise ikinci sırada geldiğini göstermektedir.</p>
<p>Aynı şekilde Kuzey Afrika kıyılarından Avrupa kıyılarına doğru yaşanan göçlerde de Libyalıların birinci sırayı alması, ülkede yaşanan iç çatışmaların bir neticesi olarak görülmelidir.</p>
<p>Bir başka göçmen kitlesini Somali ve Afganistan vatandaşları oluşturmaktadır. Bu her iki ülkede de, hem gruplar arası çatışma hem de yabancı güçlerle yaşanan çatışmalar mevcuttur. Bu çatışmalardan en çok çocuk ve kadınların yoğun olarak etkilendikleri görülmektedir.</p>
<p>Birleşmiş Milletlere üye olan ve 1951 Cenevre Sözleşmesine taraf olan Avrupa ülkeleri başta olmak üzere tüm ülkeler “can güvenliği” sebebiyle kendilerine sığınan tüm insanlara gerekli kolaylığı göstermek zorundadırlar.</p>
<ol start="3">
<li><strong> İnsan Kaçakçılığı Ağır Bir Şekilde Cezalandırılmalıdır:</strong></li>
</ol>
<p>Avrupa ülkelerinin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin, sığınmacılara mülteci statüsünün verilmesi konusundaki isteksizlikleri ve çıkardıkları zorluklar, göçmenlerin yasa dışı yollara tevessül etmelerini sağlamaktadır. Göçmenlerin içinde bulunduğu bu zor durumdan istifade eden çeşitli suç örgütleri “insan onuruna yakışmayacak ve göçmenlerin hayatlarını hiçe sayan şartlardaki deniz vasıtalarıyla” insan ticareti yapmaktadırlar. Bu suç örgütleri bu “ticaretleri” sayesinde son derece büyük yasadışı paraya sahip olmaktadır.</p>
<p>Göçmenlerin kendi rızalarıyla bu teknelerle seyahat etmeleri “insan kaçakçılarının” suçunu azaltan bir unsur olarak görülmemelidir. Çünkü can güvenlikleri sebebiyle kendi ülkelerinden kaçmak durumunda kalan göçmenlere daha iyi bir alternatif sunulmamaktadır.</p>
<p>TBMM 30 Ocak 2003 yılında aldığı kararla “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın Ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına Ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol”ü imzalayarak 4804 numaralı kanunla insan ticaretini kesin bir dille yasaklamıştır. Buna kanuna göre göçmenlerin “çaresizliklerin yararlanmak” suç olarak tanımlanmıştır. T.C.K. Madde 80’de insan kaçakçılığının cezası da belirlenmiştir: “… çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri ülkeye sokan, ülke dışına çıkaran, tedarik eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden ya da barındıran kimseye sekiz yıldan on iki yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası verilir.”</p>
<p>Türkiye’de tarihi eserleri yasaya aykırı olarak yurtdışına çıkaran kişilere verilen cezaya yakın tutulan mevcut cezaların, insan kaçakçılığını önleyecek şekilde arttırılması gerekmektedir.</p>
<ol start="4">
<li><strong> Göçmenlere İnsanca Yaşayabilecekleri Bir Ortam Sağlanmalıdır: </strong></li>
</ol>
<p>BM tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin de taraf olduğu protokolde, taraf devletlerin yükümlülükleri şu şekilde ifade edilmiştir:</p>
<p>“Taraf Devlet, diğer önlemlerin yanı sıra, insan ticaretine ilişkin yargılama işlemlerini gizli yürüterek insan ticareti mağdurlarının özel hayatlarını ve kimliklerini koruyacaktır. Taraf Devletler, insan ticareti mağdurlarının fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden iyileşmelerini sağlamak için önlemler alınıp uygulanmasını değerlendirecektir. Devletler, mağdurların anlayabilecekleri bir dilde özellikle yasal haklarına ilişkin danışmanlık hizmeti ve bilgi vermek, tıbbî, psikolojik ve maddî yardım yapmak; çalışma, öğrenim ve eğitim olanaklarını sağlamak; insan ticareti mağdurlarının yaşını, cinsiyetini ve uygun barınma, eğitim ve bakım dahil, özel ihtiyaçlarını ve özellikle çocukların özel ihtiyaçlarını dikkate almak; insan ticareti mağdurlarının fiziksel güvenliğini sağlamak için çaba göstermek ve kendi iç hukuk sisteminin insan ticareti mağdurlarına gördükleri zararlar için tazminat alma olanağını veren önlemleri içermesini temin etmekle” yükümlü kılınmıştır.</p>
<p>BM tarafından hazırlanan sözleşmeye taraf olan ve göç alan devletlerden Yunanistan ve İtalya ile sınırları transit kullanılan Türkiye insan ticareti mağduru kişileri yukarıda ifade edilen haklardan yararlandırmak durumundadır. Oysa, ne yazık ki, taraf ülkeler mağdurlara <strong>suçlu muamelesi</strong> yapmakta; bu yargılayıcı dil medyada da kendini göstermektedir. Göçmenlerden “kaçaklar”, “yakalandılar” gibi ifadelerle bahsetmek, onların mağdur oldukları gerçeğini örtmeye yaramaktadır. Hem devletler hem de medya bu yargılayıcı dili terk etmelidir.</p>
<p>İnsan ticareti mağdurlarına insanca yaşayabilecekleri ortamlar hazırlanmalı, sığınma ve iltica müracaatları kolaylaştırılmalı, çocuklara eğitim alma imkânı sunulmalı, tüm mağdurların koşulsuz olarak sağlık hizmetlerinden yararlanmaları sağlanmalıdır.</p>
<p>Mültecilik olgusu her ne kadar olağan dışı bir göç sonucu oluşsa da netice de sosyal bir hareketliliği de beraberinde getirmektedir. Göç insani bir haktır ve dünya hepimize yetecek kadar geniştir. Dünyamızda illegal statüde hiç kimse olamaz. Kişi kendi doğacağı ülkeyi ve coğrafyayı kendisi seçemediği için, yaşayabileceğini düşündüğü başka ülke veya coğrafyaya göç etmek istemesi de son derece insani bir haktır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme ile bu Sözleşme’ye ek birinci Protokol’de tanınmış bulunan haklardan ve özgürlüklerden başka haklar ve özgürlükler tanıyan 4 numaralı protokolün 2. Maddesi’nde; “Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk etmekte serbesttir.” şeklinde tarif edilmektedir.</p>
<p>Dünyada yaşanan <strong>savaşlar ve iç çatışmalar</strong> devam ettiği sürece “mülteci sorununun” bitmeyeceği açıktır. Mülteci ölümlerinin önüne geçebilmek için her şeyden önce Birleşmiş Milletler Örgütü’nün daimi üyelerinin kendi ulusal çıkar ve menfaatleri yerine, <strong>insan hayatını önceleyen</strong> bir yaklaşım içerisinde hareket etmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Suriye’de 600 bine yakın sivilin hayatını yitirdiği iç savaşın sonlanabilmesi için BM daimi üyelerinin “veto hakkını”(!) bir <u>silah olarak kullanmamaları</u>, insan hayatının her şeyden daha kıymetli olduğu gerçeğine gözlerini kapatmamaları sorunu çözmede en önemli adım olacaktır. Halkların kendi iradelerinin siyasi ve sosyal hayata yansımaları taleplerine saygı duyulmalıdır. Ancak bu şekilde hareket edildiğinde “mülteci sorunu” büyük oranda çözülecektir.” (Özer vd., 2017: 50-56).</p>
<p><strong>Mülteci Ölümlerine Mâni Olmak İçin Kapsamlı Çözüm Yolları Aramak</strong></p>
<p>Denizlerde mülteci ölümlerine mâni olabilmek için, İmkander raporlarında sıralanan çözüm önerilerine ilave olarak şu hususları vurgulamakta yarar görüyorum:</p>
<ol>
<li>Kaynak ülkelerde durumu iyileştirmeye ve böylece mülteci doğuran şartları ortadan kaldırmaya yoğunlaşmak.</li>
<li>Türkiye’ye Batı’dan gelen insanlara mahsus olan mültecilik statüsünü Doğu’dan gelenlere de teşmil etmek için uluslararası sözleşmeleri güncellemek.</li>
<li>Mültecilik statüsü alma sürecini kolaylaştırmak. Bu statüyü alanların BM nezaretinde üçüncü ülkelere yerleştirilmesini hızlandırmak.</li>
<li>Mültecilik meselesini ulusdevlet yaklaşımıyla değil millet (din) yaklaşımıyla ele almak. Yüz yıl önce aynı devletin vatandaşları olduğumuz kardeş topluluklara Avrupa ve Amerikalıların gözüyle bakmamalıyız.</li>
<li>Mültecilik meselesinde geçici statüyü azami bir yıl ile sınırlamak, bu sınırı geçen mülteciler için kalıcı tedbirler uygulamak.</li>
<li>Türkiye’de 2011 yılından bu yana geçici koruma altındaki yabancı statüsünde yaşayan Suriyeli sığınmacılar için vatandaşlık vermek başta olmak üzere kalıcı çözümler üretmek.</li>
<li>03.2016 tarihinde yürürlüğe giren anlaşmaya göre Yunanistan’a kaçak yollarla giden sığınmacılar Türkiye’ye iade edilmekte olup bu anlaşma denizdeki mülteci ölümleri azaltmış olmakla beraber tüm ülkeleri kapsayan tedbirler alınmalıdır.</li>
<li>Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan ailenin bütünleştirilmesi hakkı ile başvuru anından itibaren mülteci statüsü kazanma hakkının, “çocuğun üstün yararı” ilkesini nakzederek ailelerin Avrupa’ya gidişlerinin kestirme bir yolu olarak kullanılmasını engellemek.</li>
<li>Mülteci durumuna düşmeye ve mülteci ölümlerine mâni olmanın en esaslı yolu savaşları en başından engelleyebilmektir.</li>
</ol>
<p>Sivil toplum kuruluşları yönetici, çalışan ve gönüllülerinin, kanaat önderlerinin, aydın ve akademisyenlerin, siyasi liderlerin, denizlerde mülteci ölümlerinin engellenmesi hususunda kendi görev, yetki, sorumluluk ve imkânları ölçüsünde inisiyatif almaları ve üçüncü bin yılın başında insanlık şeref ve haysiyetini rencide eden bu büyük ayıbın artık ortadan kaldırılması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Genç ve Ballı, “<strong>Bodrum&#8217;da düzensiz göçmenleri taşıyan tekne battı: 12 ölü</strong>”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/bodrumda-duzensiz-gocmenleri-tasiyan-tekne-batti-12-olu/1506093, 17.06.2019.</li>
<li>Özer, Murat, Bezirgan, Ömer E., Vitaliyev, İslam; <strong>Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında MÜLTECİ ÖLÜMLERİ RAPORU: 1 OCAK-31 ARALIK 2015 TARİHLERİ ARASINDA YAŞANAN OLAYLAR</strong>, İngilizceye Çeviren: Tuğba Aydoğdu, İMKANDER Yay., İstanbul, Şubat 2016, 96. https://www.imkander.org.tr/resim/file/2016/imkander-2016-rapor-renkli.pdf, 17.06.2019.</li>
<li>Özer, Murat, Bezirgan, Ömer E., Vitaliyev, İslam; <strong>Göçmenlerin ve Sığınmacıların Yaşadığı Tekne Faciaları Hakkında MÜLTECİ ÖLÜMLERİ RAPORU 2016</strong>, İngilizceye Çeviren: Tuğba Aydoğdu, İMKANDER Yay., İstanbul, Mart 2017, 60 s. https://www.imkander.org.tr/resim/file/2017/multeci-olumler-raporu-2017.pdf, 17.06.2019.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/multecilerin-denizlerde-bogulmasina-mani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>21 MAYIS 1864: KAFKASYA’DAN SÜRGÜN EDİLEN HALKLARIN HAKLARINI ARAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/21-mayis-1864-kafkasyadan-surgun-edilen-halklarin-haklarini-aramak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/21-mayis-1864-kafkasyadan-surgun-edilen-halklarin-haklarini-aramak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2019 07:19:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[11 MAYIS 1918]]></category>
		<category><![CDATA[21 MAYIS 1864]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET MİDHAT EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ CANİP YÖNTEM]]></category>
		<category><![CDATA[ATİLLA YAYLA]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Çerkes Sürgünü]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜK KAFKAS SÜRGÜNÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇARPITILAN KAVRAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESYA’DA HÜKÜMET ŞEKLİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞAN DUMAN]]></category>
		<category><![CDATA[EROL KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[FARUK ARSLANDOK]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH EKİM]]></category>
		<category><![CDATA[Golan]]></category>
		<category><![CDATA[GRANDÜK MİHAİL NİKOLAYEVİÇ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNSELİ ŞURDUM]]></category>
		<category><![CDATA[HOMER]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Berkok]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKAS HALKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[KİMLİK İNŞASI]]></category>
		<category><![CDATA[Kunaytıra]]></category>
		<category><![CDATA[LERMONTOV]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET HACISALİHOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[NART MİTOLOJİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT BERZEG]]></category>
		<category><![CDATA[ODİSSA]]></category>
		<category><![CDATA[RUS-KAFKAS SAVAŞLARI]]></category>
		<category><![CDATA[SETENAY NİL DOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[Şimali Kafkas Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[SSCB]]></category>
		<category><![CDATA[sürgün]]></category>
		<category><![CDATA[SÜRGÜN ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[tehcîr]]></category>
		<category><![CDATA[YUNAN MİTOLOJİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZORUNLU GÖÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=890</guid>

					<description><![CDATA[Kafkas cumhuriyetlerinde ve Türkiye başta olmak üzere Kafkas kökenli halkların yaşadığı kırkı aşkın ülkede her sene 21 Mayıs 1864 tarihinin yıldönümünde çeşitli yas/anma etkinlikleri yapılmaktadır. Neredeyse tüm Kuzey Kafkas halklarının katılımıyla 11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkas Cumhuriyeti’nin yıldönümü münasebetiyle sevinçle başlayan mayıs etkinlikleri 21 Mayıs’ta yas mahiyetindeki anma merasimlerine dönüşmektedir. SSCB’nin 1991 sonunda dağılmasının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kafkas cumhuriyetlerinde ve Türkiye başta olmak üzere Kafkas kökenli halkların yaşadığı kırkı aşkın ülkede her sene 21 Mayıs 1864 tarihinin yıldönümünde çeşitli yas/anma etkinlikleri yapılmaktadır. Neredeyse tüm Kuzey Kafkas halklarının katılımıyla 11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkas Cumhuriyeti’nin yıldönümü münasebetiyle sevinçle başlayan mayıs etkinlikleri 21 Mayıs’ta <strong>yas</strong> mahiyetindeki anma merasimlerine dönüşmektedir. SSCB’nin 1991 sonunda dağılmasının ardından dünyanın dört bir yanında artış gösteren bu anma merasimlerinin büyük sürgünün kurbanlarının tarihte çiğnenen hak ve itibarlarının iade edilmesini hedefleyen bir eylemler bütününe dönüştürülmesi icap etmektedir. Zira bu tür etkinlikler iki asrı aşkın soykırım sürecinin ardından gelen yarım asırlık sürgün sürecinde yaşanan acıları unutmamak için anlam ifade etse de soykırım ve sürgün kurbanlarına hak ve itibarlarının iadesini sağlamaya yetmeyecektir.</p>
<p><strong>Öncelikle Çarpıtılan Kavramları ve Tarih Algısını Düzeltmek</strong></p>
<p>Çarlık döneminde başlayıp sosyalist dönemde zirveye çıkan çarpıtmanın boyutlarını görmek için birkaç örnek vermek yeterli olacaktır:</p>
<p>Rus tarihçilerinin 18. yüzyılın ikinci yarısından bu yana Kafkasya’da cereyan eden soykırımlardan ‘Kafkas Savaşları’, sürgünlerden ‘göç’, Kafkas halklarından ‘dağlı’ şeklinde yanlı ve maksatlı tanımlamalarla bahsetmesi, günümüzde ise federatif yapıyı üniterleştirme politikalarının bir tezahürü olarak Kafkasya’nın ‘Güney Rusya’ şeklinde adlandırılması hakkaniyet kaygısı taşımayan, yanlı ve art niyetli tutumların sadece birkaç örneğidir. Kafkas halklarının birbiriyle savaştığı izlenimi uyandıran tamlamanın doğrusu ‘Rus-Kafkas Savaşları’dır. Tahkir amacı da taşıyan ‘dağlı’ tanımlaması yerine mazur görülebilecek en masum tanım ‘yerli’ olabilir. Abaza, Çerkes, Çeçen, Oset, Avar, Lak, Lezgi, Karaçay, Balkar gibi kavim adları tek tek anılmak istenmiyorsa en azından “Kafkas Halkları” denmelidir. Kafkasyalılar yedi bin yıl boyunca yaşadıkları cennet vatanlarını kendi irade ve tercihleriyle terk etmiş değildir ki bu büyük çaplı zorunlu nüfus hareketi ‘göç’ olarak isimlendirilebilsin! Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına yönelen ve bazı tarihçiler tarafından ‘zorunlu göç’ ya da ‘tehcir’ olarak adlandırılan cebrî nüfus hareketini ifade edebilecek en uygun kavram ‘sürgün’dür.</p>
<p><strong>21 Mayıs 1864: Büyük Kafkas Sürgününün Boyutlarını Görmek</strong></p>
<p>İnsanlığın bilinen tarihinde görülen en büyük zorunlu nüfus hareketlerinden biri, 155 yıl önce, 21 Mayıs 1864’te resmiyet kazanan ve yirmi yılı aşkın bir sürede, -büyük çoğunluğu Çerkeslerden oluşmak üzere- iki milyona yakın Kafkasyalının binlerce yıllık yurtlarından sürülerek dönemin Osmanlı coğrafyasında iskân edilmesi hadisesidir.</p>
<p>Üç asır boyunca süren zalim saldırılarda onlarca katliam gerçekleştirmiş olan Rusya’nın bir buçuk asır önce Kafkas halklarına dayatmış olduğu sürgün süreci de yeni bir katliama dönüşmüştür. Zira apar topar yurtlarını terk etmek zorunda kalan insanların büyük çoğunluğu büyük acılar ve yokluklar içinde hayata veda etmiştir. Sağ kalabilenler de kültürel ve demografik soykırıma maruz kalmıştır. Rus-Kafkas savaşlarının Kafkas halkları aleyhine mağlubiyetle sonuçlanmasının ardından Kafkasya’dan Osmanlı coğrafyasına kitleler halinde nüfusun bir kısmı yollarda bir kısmı da büyük zorluklarla ulaştığı sahillerde hastalıktan, yorgunluktan ve yoksulluktan kırılmıştır.</p>
<p>Rus Çarı II. Aleksandr’ın, “Kafkasya Orduları Başkomutanı” ve “Naip” sıfatıyla atadığı kardeşi Grandük Mihail Nikolayeviç, 1864 yazında Batı Kafkasya sakinlerine şu fermanı tebliğ etmişti: “Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya’nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir.” (Berkok, 526). İşte bu yüzden, esareti en büyük şerefsizlik addeden Kafkasyalılar, güzel vatanlarını terk etmeye mecbur kalmışlardır. Lermontov bu hakikati bir şiirinde şöyle dile getirir:</p>
<p>“Bu insanlar neden yurtlarını ve babalarının mezarlarını terk ediyorlar? Düşman kuvvetinin zoru ile mi? Hayır! Düşman kuvvetlerinin beraberlerinde getirdiği esaret zincirinin korkusuyla!” (Berkok, 524).</p>
<p>Büyük çoğunluğu Çerkeslerden oluşmak üzere Osmanlı Devleti’ne sığınan Kafkas halkları, başta Anadolu olmak üzere Balkanlar, Suriye, Ürdün ve Irak’ta yoğun şekilde iskân edilmişti. Yurtlarından büyük zulümlerle sürdüğü 2 milyon insanı gittiği yerde de rahat bırakmayan Rusya, onların nerelerde iskân edileceğine de müdahale etmişti. Rusya’nın 2 Mart 1878’de Osmanlı Devleti ile imzaladığı anlaşmada, Rus hududuna yakın yerlerde iskân edilen Çerkeslerin yeniden iç bölgelere götürülmesi istenmiştir (Berzeg). Nitekim öyle de yapılmış, 150.000 Çerkes bu sefer de Rumeli’den Anadolu’ya ve Şam havalisine göçürülmüştür.</p>
<p>1864’te yaşanan büyük sürgünde yurtlarından edilen insanların sayısı ile ilgili Rus, İngiliz, Fransız ve Osmanlı kayıtlarında 700 binden 2 milyona kadar değişen rakamlar mevcuttur. Osmanlı Devleti’nin nüfus hareketlerini inceleyen Obisni İrolitimo 1866’da muhacirlerin sayısının bir milyona ulaştığını belirtir. Osmanlı nüfusu konusunda kıymetli çalışmalara imza atmış olan Prof. Kemal Karpat, 1859-1879 arasında yurtlarından zorla çıkarılan Kafkasyalıların, çoğu Çerkeslerden oluşmak üzere 2.000.000 civarında olduğunu, sağ salim Osmanlı Devleti’ne ulaşabilen muhacir sayısının ise 1.500.000 olduğunu belirtir (Karpat).</p>
<p>Yeterli kayıtların yapıl(a)maması sebebiyle o döneme ait vesikalar noksan da olsa, 25 yıllık araştırmalarım neticesinde yurtlarından sürülen Kafkasyalıların sayısı konusunda vardığım kanaat şudur: Kafkasya’da yaşanan iç sürgünleri, 1944’te Sibirya ve Orta Asya’ya sürülenleri, Balkanlardan Anadolu’ya, Bandırma civarından Güneydoğu’ya göçürülenleri, Yahudi-Arap savaşında Suriye’de Cûlân (Golan) bölgesinin işgali üzerine Kunaytıra’dan sürülenleri de hesaba kattığımızda, kelimenin hakiki anlamıyla yurdundan sürülen Kafkasyalı sayısı 3 milyonu aşmaktadır. Bu büyük kitlenin yarısı, daha iskân edilecekleri mahallere ulaşamadan yollarda, bir kısmı da ilk iskân mahallerinde büyük gruplar halinde hayatlarını kaybetmiştir!</p>
<p>Toplumsal yapıda derin tahribatlara yol açan ‘Büyük Kafkas Sürgünü esnasında ve öncesindeki soykırımlarda yaşama hakkı başta olmak üzere birçok temel hakları ihlal edilen mağdur insanların hak ve itibarlarının iade edilmesi, bugünkü torunlarına Rusya yönetimince özür beyanlarının iletilmesi, anavatanlarına dönme ve dedelerinin topraklarında yeniden iskân edilme hakkı verilmesi, sembolik de olsa manevi tazminat ödenmesi, milyonlarca mağdurun hakkını iade etmese de bir teselli vesilesi olacaktır.</p>
<p><strong>Hak ve İtibar İadesi İçin Uluslarüstü Sürgün Araştırmaları Enstitüsünü Kurmak</strong></p>
<p>İnsanlık tarihi boyunca gerçekleştirilen sürgünlerin, bu insanlık suçuna maruz kalmış halkların temsilcilerinin de katılımıyla oluşturulacak uluslararası bir özel organizasyon tarafından derinlemesine araştırılarak ortaya konulmasını, bu insanlık suçunu işleyen devletlerin, ezdikleri ve sürdükleri halklar başta olmak üzere bütün bir insanlıktan özür dilemeleri, soyları kırılan ve sürülen halklara mümkün olabilecek en büyük bir cömertlikle hem itibarlarını hem de tarihî haklarını iade etmeleri belirlenecek bir sistemle sağlanmalıdır.</p>
<p>Çerkesler başta olmak üzere hemen tüm Kafkas halklarının sürgünü, iskânı ve uyumu gibi hayati meseleleriyle ilgili on binlerce belge barındıran Osmanlı Arşivleri ile Rus, Gürcü, İngiliz, Alman vb. devlet arşivlerini de inceleyerek Büyük Kafkas Sürgünü’nü tüm boyutlarıyla ortaya koyabilecek bir enstitü sadece Kafkas halklarının değil, kitleler halinde yerlerinden sürülen diğer halkların da sürgünlerini araştırarak insanlığa büyük bir hizmet sunacaktır. Böylece siyasi, etnik vb. kaygılar taşımadan insaniyet namına hakkaniyet zemininde yürütülecek kapsamlı bir çalışmadan sonra mazlum, mağdur ve mehcur halklara itibarlarının iade edilmesi ve yaşayan torunlarına haklarının iade edilmesi mümkün olacaktır.</p>
<p><strong>Düşünce, Kültür ve Sanatın Kimlik İnşasındaki Rolünü Kavramak</strong></p>
<p>17 Mayıs 2019 tarihinde Yıldız Teknik Üniversitesi’nde konuşmacı olarak katıldığım “1864 Sürgünü Ardından Türkiye’de Çerkesler” başlıklı panelde sunduğum tebliği özetlediğim bu kısmın ardından gazeteci <strong>Erol Karayel</strong>’in “Kimlik ve kültürün korunmasında sanat ve edebiyatın katkısı” başlıklı tebliğinden aldığım notları da paylaşmakta yarar görüyorum:</p>
<p>Millî kimliğin korunması için ekonomi, siyaset, eğitim, akademya, uluslararası ilişkiler ve sosyal hayat alanlarında yapılacak çok iş vardır. Kültürel kimliğin korunmasında bunların hepsinden öncelikli ve bu alanların hepsini besleyecek temel bir çalışma alanı bulunmaktadır: Düşünce, sanat ve edebiyat alanı. Kimlik yozlaşmasının önüne ancak bu alanda yapılacak yoğun ve verimli çalışmalarla geçilebilir.</p>
<p>Örselenen kolektif bilincin yeniden inşa edilmesi ve toplumda bir ‘var olma’ iradesinin ortaya çıkartılması için bu iradeyi üretip besleyecek entelektüel gayrete ihtiyaç vardır. Toplumu etkileyen her türlü gelişmeyi düşünce süzgecinden geçirmek ve millî yapıya uygun hale getirebilmek çok önemlidir. Bu yapılmazsa sunulana tâbi olunur, önerilen kalıba girilir ve millî dava da kaybedilir. Ünlü düşünce ve siyaset adamı Aliya İzetbegoviç; “Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir” sözüyle bu gerçeği gayet veciz bir şekilde ifade etmiştir. Peygamber Efendimizin (s) de; “Kim kime benzemeye çalışırsa ondandır” buyurmuştur… Karayel uzunca tebliğinde Kafkasya’da üretilen edebiyatın gücüne de işaret ediyor:</p>
<p>Yunan mitolojisi ikibin yıldır Batı dünyasını cezbetmektedir. Antik Yunan mitolojisinin ve özellikle bundan hayat bulan felsefesinin Rönesans düşünürleri, ressamları, şairleri ve yazarları üzerinde ilham şeklinde geniş bir etkisi olmuştur. Rönesans, Avrupa’nın kilitli zihnini açan anahtar olarak kabul edilmektedir. Bu sayede Avrupa’da bilim, insanlık, din ve siyaset alanlarında yeni bakış açıları ortaya çıkmıştır. Ali Canip Yöntem; “Bütün edebiyatların en zengini, en mümtazı eski Yunanlılarınkidir. Avrupa edebiyatlarının en mümtazları bu ananın yavrularıdır.” diyerek Avrupa’daki tüm edebî çalışmaları Yunan köküne bağlamaktadır. Yunan mitolojisi Avrupa medeniyetini hazırlayan temel kaynak olarak görülmektedir. Bu yüzdendir ki Yunanlılar bugün her konuda Avrupa toplumlarının tam sempati ve desteğini almakta, yaptığı şımarıklıklara göz yumulmaktadır.</p>
<p>Halbuki Yunan mitolojileri Nart mitolojisinin bir versiyonudur. Kökleri Kafkasya’dadır. Homer’in Odissa’sının aslında bir Kafkasya seyahatnamesi olduğunu kaç kişi biliyor? Bugün Yunanlılara büyük prestij sağlayan bu edebî metinler Kafkas halklarını anlatmaktadır. Özetle Yunan mitolojileri tamamıyla Nart Destanlarının versiyonudur…</p>
<p>Bugün dünya üzerinde geniş bir taraftar kitlesi olan liberal düşüncenin ideal toplumsal düzen için öngördüğü “devleti minimize, özgürlükleri maksimize etme” formülü Kafkasya’da başarıyla gerçekleştirilmiş, yüzyıllarca ayakta duran devletsiz bir toplum düzeni kurulabilmiştir. Liberal düşüncenin Türkiye’deki en önemli isimlerinden Prof.Dr. Atilla Yayla, kendisi de bir Çerkes olan Ahmet Midhat Efendi’nin “Çerkesya’da Hükümet Şekli ve Uygarlık Düzeni” isimli Xabze (Çerkes Töresi) toplumunu anlatan makalesini okuduktan sonra yazdığı takdimde şu değerlendirmeyi yapar: “Yazı siyaset teorisi açısından bir hayli ilginçtir. Merkezî bir siyasi yönetim olmaksızın toplumsal düzenin olamayacağı yolundaki klasik tezi yalanlayan bir örnektir.”</p>
<p>Evet, xabze toplumunda devlet yoktur ama başka bölgelerde ancak devletle sağlanabilen toplumsal düzen xabze (teâmüli kaideler bütünü) tarafından fevkalade bir şekilde sağlanmıştır. Çerkesler başka coğrafyalarda devlet gücüyle kurulabilen toplumsal düzeni, ‘devlet’ diye bir aygıt oluşturup başlarına bela etmeden kurmuşlar ve yüzlerce yıl da bu düzeni başarıyla sürdürmüşlerdir…</p>
<p>Karayel, tebliğini düşünce üretmenin önemine dikkat çekerek bitirdi:</p>
<p>Sağlam bir fikrî alt yapı ile yoğun kültürel ve sanatsal üretimler, kişilerin mensubiyet duygusunu ve özgüvenini artırır, yitirilmiş olan var olma iradesini yeniden ortaya çıkartarak pekiştirir. Düşünce üretemezsek, başkalarının üretimlerini tüketen bir topluluk haline gelir ve bu deryada kaybolup gideriz. Dilimiz, kültürümüz, çevremiz, hayat tarzımız, değerlerimiz başkaları tarafından şekillendirilir.  Nitekim Batı düşüncesinin, rasyonalist, objektivist, pozitivist, ilerlemeci vb. tezlerinin diğer toplumların neredeyse tamamını etkisi altına almış olmasının temelinde, diğer düşünce akımlarındaki bu kabızlığın rolü vardır.</p>
<p>Panelin moderatörlüğünü üstlenen <strong>Doç.Dr. Setenay Nil Doğan</strong> da her iki tebliğin vurguladığı hususları özetledikten sonra Çerkes/Kafkas soykırım ve sürgününü başka toplumlara anlatabilmenin ve onların da bu davaya destek olmalarının önemine dikkat çekti…</p>
<p>Büyük Kafkas Sürgününü anlatan bir sinevizyon gösteriminin ardından YTÜ Balkan ve Karadeniz Araştırmaları Merkezi (BALKAR) Müdürü <strong>Prof.Dr. Mehmet Hacısalihoğlu</strong>’nun açılış konuşmasıyla başlayan panel üç saat kadar sürdü. Karahindiba çiçeğinin Çerkesler başta olmak üzere Kafkas halklarına reva görülen soykırım ve sürgüne şahitliğini anlatan kısa bir video gösterimiyle tamamlanan panel, salonu dolduran öğrenci, araştırmacı, siyasetçi ve STK temsilcilerinin yoğun ilgisine mazhar oldu. Katılımcıların büyük çoğunluğu, organizasyonda aktif rol oynayan YTÜKAF Kulübü’nün ikram ettiği iftar yemeğine de katıldı…</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Bazı Türkçe Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Berkok, İsmail; Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958.</li>
<li>Berzeg, Nihat; Çerkesler, Kafkas Sürgünü, Chiviyazıları Yayınevi, İstanbul 2010, 316 s.</li>
<li>Karpat, Kemal. H.; Osmanlı Nüfusu 1830-1914, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2003, 338 s.</li>
<li>Güngör, Fethi; “Kafkasya’da Soykırım ve Sürgün -Kısa Bir Sosyolojik Tahlil-”, “Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi” içinde; Uluslararası Konferans Kitabı, Düzenleyen: Kafkas Vakfı, CRR Konser Salonu, İstanbul, 21 Mayıs 2005, s.11-38.</li>
<li>Hacısalihoğlu, Mehmet (Ed.); 1864 Kafkas Tehciri: Kafkasya’da Rus Kolonizasyonu, Savaş ve Sürgün, BALKAR-IRCICA Yayınevi, İstanbul 2013, 729 s. www.academia.edu/10546491/1864_Kafkas_Tehciri_Kafkasya_da_Rus_Kolonizasyonu_Sava%C5%9F_ve_S%C3%BCrg%C3%BCn_Caucasian_Exodus_of_1864_Russian_Colonization_of_Caucasia_War_and_Exodus_</li>
<li>Aslan, Cahit; Bir Soykırımın Adı: 1864 Büyük Çerkes Sürgünü, ASAM Yayını, Ankara 2006.</li>
<li>Bolat, Gökhan; “Kavram Tartışmaları Etrafında 21 Mayıs 1864 Çerkes Sürgünü”, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 6, Yalova, Nisan 2013, s.121-142.</li>
<li>Kumıkov, Tuğan; Çerkeslerin Türkiye’ye Sürgünü (Nalçik: Adıgi, Kültür ve Tarih Dergisi, S. 3, 1992), s. 88, Murat Papşu (der.), Vatanından Uzaklara Çerkesler, (İstanbul: Çiviyazıları, 2004) içinde.</li>
<li>Turğut, Reyhan; Kuzey Kafkas Halklarının Büyük Sürgünü (21 Mayıs 1864), Yüksek Lisans Tezi, Karabük Üniversitesi, Kabul tarihi: 21 Mayıs 2019, 180 s.</li>
<li>Berzeg, S. E. (2006) “Kafkasya’daki Yok Etme Savaşı ve Sürgünler Günümüzde de Sürüyor”, Geçmişten Günümüze Kafkasların Trajedisi, Kafkas Vakfı Yayınları, İstanbul.</li>
<li>Anavatanlarından Sürülüşlerinin 150. Yılında Çerkesler, Kafdav Yayınları, Ankara 2014.</li>
<li>Esadze, S. (1999) Çerkesya’nın Ruslar Tarafından İşgali (Kafkas-Rus Savaşlarının Son Dönemi), Kafkas Derneği Yayınları, Çev: Murat Papşu, Ankara.</li>
<li>Habiçoğlu, B. (1993) Kafkasya’dan Anadoluya Göçler ve İskânlar, Nart Yayıncılık, İstanbul.</li>
<li>Saydam, A. (1997) Kırım ve Kafkasya Göçleri (1856-1876), Türk Tarih Kurumu, Ankara.</li>
<li>www.balkar.yildiz.edu.tr/duyurular/<strong>Panel:-1864</strong>-S%C3%BCrg%C3%BCn%C3%BC-Ard%C4%B1ndan-T%C3%BCrkiye&#8217;de-%C3%87erkesler/77</li>
<li>www.yenisafak.com/dunya/<strong>buyuk-surgun-150-yilinda</strong>-649370</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/21-mayis-1864-kafkasyadan-surgun-edilen-halklarin-haklarini-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SİGARAYLA MÜCADELEDE  KAPSAMLI BİR MODEL GELİŞTİRMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigarayla-mucadelede-kapsamli-bir-model-gelistirmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigarayla-mucadelede-kapsamli-bir-model-gelistirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Feb 2019 12:54:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[171 ALO SİGARAYI BIRAKMA HATTI]]></category>
		<category><![CDATA[AKLI ÖRTENLER]]></category>
		<category><![CDATA[ALO 184. SEZAİ AKAR]]></category>
		<category><![CDATA[BIRAKABİLİRSİN]]></category>
		<category><![CDATA[EFZA EVRENGİL]]></category>
		<category><![CDATA[ELEKTRONİK SİGARA]]></category>
		<category><![CDATA[FİLİZ ÇAĞLA UYANUSTA KÜÇÜK]]></category>
		<category><![CDATA[HABÂİS]]></category>
		<category><![CDATA[İSVEÇ’TE SİGARA TAMAMEN YASAKLANACAK]]></category>
		<category><![CDATA[nargile]]></category>
		<category><![CDATA[NEVZAT ARTIK]]></category>
		<category><![CDATA[PURO]]></category>
		<category><![CDATA[RİFAT ERASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[SEYHAN US DÜLGER]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[SİGARA BAĞIMLILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[SİGARA TEDAVİ KLİNİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[SİGARA YASAĞI]]></category>
		<category><![CDATA[STED]]></category>
		<category><![CDATA[SÜREKLİ TIP EĞİTİMİ DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[TAYYİBÂT]]></category>
		<category><![CDATA[TBM]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE BAĞIMLILIKLA MÜCADELE PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[TÜTÜN MAMULLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[YASİN UĞURLU]]></category>
		<category><![CDATA[YEŞİL DEDEKTÖR]]></category>
		<category><![CDATA[YEŞİLAY]]></category>
		<category><![CDATA[YUSUF ÖZMERDİVENLİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=827</guid>

					<description><![CDATA[İçicilerin sadece kendilerine değil ailelerine ve tüm topluma zarar verdiğini bildikleri halde bir türlü terk edememeleri, sigaranın bağımlılık yapıcı etkisini inkâr edilemez biçimde ispat etmektedir. Dolayısıyla sigaranın zararlarını en aza indirebilmek için bağımlılık ve hastalık statüsünde değerlendirilerek tedavi çareleri aranmalıdır. Ülkemizde çok önemli kanuni düzenlemeler yanında sigara bağımlılığı tedavi kliniklerinin açılması ve nihayet sigara bırakma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İçicilerin sadece kendilerine değil ailelerine ve tüm topluma zarar verdiğini bildikleri halde bir türlü terk edememeleri, sigaranın <strong>bağımlılık yapıcı</strong> etkisini inkâr edilemez biçimde ispat etmektedir. Dolayısıyla sigaranın zararlarını en aza indirebilmek için bağımlılık ve hastalık statüsünde değerlendirilerek tedavi çareleri aranmalıdır. Ülkemizde çok önemli kanuni düzenlemeler yanında sigara bağımlılığı tedavi kliniklerinin açılması ve nihayet sigara bırakma tedavisi alan hastaların Sağlık Bakanlığı’nca temin edilecek ilaçlardan ücretsiz yararlanacağının duyurulması takdire şayan gelişmelerdir.</p>
<p>15 Ocak 2019’da yürürlüğe giren, ‘4736 Sayılı Kanun’un birinci maddesinin birinci fıkrası hükmünden muaf tutulacakların tespitine dair Cumhurbaşkanlığı kararı’na göre, <strong>sigarayı bırakma tedavisi alan hastalar</strong>, sayıları 300 bini geçmemek şartıyla ve herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın, Sağlık Bakanlığı’nca temin edilerek birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına dağıtımı yapılacak Nikotin Replasman Preparatları ile Bupropion HCI ve Vareniklin içerikli ilaçlardan tütün bağımlılığı tedavi ve eğitim birimleri vasıtasıyla <strong>ücretsiz</strong> faydalanabilecektir (<strong>1</strong>).</p>
<p>Türkiye’de halen 15 yaş ve üzerindeki yetişkinlerin yüzde 31,2’si sigara içmektedir. Sigara kullanımının erkeklerde %50, kadınlarda ise %15 oranına ulaştığı ülkemizde ücretsiz hizmet sunan <strong>171 Alo Sigarayı Bırakma Hattı</strong> aranarak sigarayı bırakma konusunda doğru yardım alınabilmektedir. 24 saat kesintisiz hizmet veren 15 kişilik uzman sağlık ekibi, hatta başvuran sigara bağımlılarını uygun merkezlere yönlendirmekte ve iletişim bilgilerini kişiye en yakın sigara bırakma polikliniğine bildirmektedir (<strong>2</strong>). Sigarayı bırakmaya karar vermekte zorlananların profesyonel destek alması son derece önemlidir.</p>
<p>Sigarayı bırakmaya çalışırken insanlar farklı desteklere ihtiyaç duyar. Sigarayı bırakmada yardımcı olmak amacıyla açılan <strong>birakabilirsin.org</strong> internet sitesi, kısa ve uzun vadeli ihtiyaçlara cevap verebilecek profesyonel çalışmalara yer vermekte olup sigarayı bırakmaya niyetlenenler için çok yararlı içerikler yayınlamaktadır (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Güzel Örnekleri Çoğaltmak ve Yaygınlaştırmak</strong></p>
<p>Nüfusun %11’nin tiryaki olduğu, %10’unun ise belirli zamanlarda sigara içtiği <strong>İsveç</strong>’te 2025 yılında tütün mamulleri <strong>tamamen</strong> yasaklanacak. 2005 yılında kapalı alanda sigara içimini yasaklayan İsveç, 2019 yılı temmuz ayından itibaren açık havada özellikle parklarda, tren istasyonlarında, stat, spor salonları, ev, apartman, restoran, kafe önlerinde ayakta veya oturarak sigara içilmesini yasaklayacak. Halen iş yerlerinde ve kamu sektöründe çalışanlar için <strong>sigara içme bölümleri</strong> bulunan İsveç’te 2025 yılından itibaren tütün ürünlerinin piyasaya sürülmeyeceğini ve böylece başta sigara olmak üzere puro, pipo tütünü ve elektronik sigara satışının <strong>men edileceğini</strong> 6 yıl öncesinden duyurulmuştu (<strong>4</strong>).</p>
<p>Anadolu Ajansı’na açıklama yapan Yusuf Özmerdivenli Kayseri Lisesi’nde 1960’lı yıllarda okuduğu dönemde arkadaşlarının babalarının verdiği harçlıkla sigara alırken kendisinin bu illetten nasıl korunduğunu şöyle anlattı: “Bana da ‘İç Yusuf, bir taneden, iki taneden bir şey olmaz.’ gibi telkinlerde bulundular. Ama ben ‘Sigara içmeyeceğim, o parayla kitap alacağım.’ dedim. Sigara içseydim yanıp gidecek, duman olacaktı. Sigara içmemenin bana kazandırdığı servet, <strong>10 bin ciltlik kütüphane</strong>. Çok sayıda öğrencim bundan istifade ediyor, kitap okuma alışkanlığı kazanıyor. Bundan mutluluk duyuyorum. Bu bana sigara içmemenin 70 küsur yaşında olmama rağmen kazandırdığı servettir. Sağlık yönünden kazandırdığına gelince, bunu ancak Allah bilir ancak benden en az 15-20 yaş küçük olup sigara içen arkadaşlarımla koşuya da çıkarım, merdiven de çıkarım.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Hacettepe, Bilkent ve Başkent üniversiteleri arasında tütün kullanımının önlenmesine dair iş birliğini kapsayan “<strong>Tütünsüz Üniversite</strong> İçin Adım Adım” projesi, kampüslerde sigara içilen alanları daraltmaya ve sigaranın cazibesini azaltmayı amaçlıyor. Tütün kullanan ve kullanmayan herkesin sağlık hakkının korunması bağlamında geliştirilen örnek proje Eylül <strong>2020’de</strong> her üç kampüsün <strong>tamamen sigarasız</strong> olmasını hedeflemektedir (<strong>6</strong>).</p>
<p>Yozgat’ta 180 kişinin yaşadığı <strong>Haydarbeyli</strong> <strong>köyü</strong> muhtarı Rifat Eraslan; “Köylümüz birbirine bakarak sigarayı bıraktı. Bayanlar da eşlerini destekledi. Sayın Cumhurbaşkanımızın sözünü tuttuk, sigarayı bıraktık.” dedi. Yasin Uğurlu ise şunları kaydetti: “Şu an köylülerimiz sigara içmiyor. Herkes spor yapıyor, kadınlar yürüyüş yapıyor. Şu an herkes mutlu. Evlerde ve arabalarda sigara kokmuyor. Sigara içen misafirlerimiz geldiğinde, sigara içmeyenlerden utandıkları için onlar da içmiyor. Köyümüzde bir tane sigara izmariti göremezsiniz.” (<strong>7</strong>).</p>
<p>Bilecik ili Gölpazarı ilçesine bağlı 86 nüfuslu <strong>Karaahmetler köyü</strong>nde misafirler dâhil kimse sigara içmiyor. Sigarayı bütünüyle bırakan köylüler kış aylarında tarım işlerinin azalması sebebiyle toplandıkları kahvehanede temiz hava soluyup çaylarının yanında kuru yemiş yiyorlar. “Artık köyümüzde sigara içen yok. Bu kararı vermeden önce köy nüfusunun yüzde 80-90’ı sigara içiyordu.” diyen köy muhtarı Sezai Akar, <strong>ne izmarit ne de sigara kokusunun kalmadığı</strong> köyde günde üç paket sigara içenlerin bile sigarayı bıraktığını ifade etti (<strong>8</strong>).</p>
<p>Yaklaşık 30 yıldır astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ile mücadele eden göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Mecit Süerdem, aynı sıkıntıları yaşayan hastalarına, kurucusu ve başkanı olduğu dernek çatısı altında yol gösteriyor. “Utanarak söylüyorum, 15 yıl kadar sigara bağımlılığım oldu ama öğretim üyesi olduktan sonra sigarayı bıraktım.” diyen Süerdem sözlerini şöyle sürdürdü: “KOAH’lı olduğumu öğrenen hastalarımın da bana yaklaşımı farklı oluyor. Hastalarıma ilaçlarını düzenli kullanmaları, spor yapmaları ve akciğerlerine zarar verebilecek her türlü kirli ortamdan uzak durmalarını öneriyorum.” (<strong>9</strong>).</p>
<p><strong>Kanun ve Toplum Baskısıyla Yetinmeyip Sigarayla Din ve Kültür Bağlamında Mücadele Etmek</strong></p>
<p>Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 3 Ocak 2008’de TBMM’de kabul edilmesiyle ivme kazanan, 11 Haziran 2013’te yapılan değişikliklerle kapsamı genişletilen <strong>sigara yasağı</strong> çerçevesinde, ülke genelinde sağlık, emniyet, millî eğitim, belediye gibi kamu kurum ve kuruluşlarında görevli personelden oluşan yaklaşık 1500 denetim ekibi oluşturuldu. Denetim ekipleri tarafından belirli bir plan dahilinde gerçekleştirilen rutin denetimlerin yanı sıra, <strong>Alo 184</strong> Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi ve <strong>Yeşil Dedektör</strong> mobil uygulaması üzerinden gelen ihbarlara yönelik de denetimler sürdürülüyor. Denetim ekipleri tarafından Temmuz 2009-Nisan 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilen 19 milyon denetim sonucunda sigara yasağına uymayan işletmelere <strong>241 milyon lira</strong> idari para cezası kesildi (<strong>10</strong>).</p>
<p>Ancak, bu cezaların sigara tüketimini azaltmada önemli etkisi olsa da para cezası sigara felaketiyle mücadelede yeterli bir araç değildir. İnsanların sigarayı bırakmaya niyetlenmeleri için öncelikle dinimizin ve kültürümüzün sigaraya hoşgörülü baktığı yönündeki <strong>yanlış algının yıkılması</strong> gerekmektedir. Zira zihin dünyasında sigarayı benimseyen bir kimsenin para cezası ve sosyal baskıyla onu terk etmesi kolay olmayacaktır. Mesela ramazan aylarında sigara bırakma kampanyalarının zirve yapabileceği gayet olumlu bir atmosfer oluşmaktadır…</p>
<p>Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniği sorumlusu Uzm.Dr. Seyhan Us Dülger, poliklinikte haftanın 5 günü sigarayı bırakmak isteyenlere hizmet verdiklerini söyledi. “Ramazanda insanlar, oruç tuttuğu için zaten uzunca bir süreyi sigara içmeden geçirebiliyor. Hem yapabildiklerini gördükleri hem de bu kadar saat durabildikten sonra tamamen bırakmak daha kolay olabileceği için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Ramazan bunun için bulunmaz bir fırsat. Sigara içenler, neden içtiklerini bir düşünsün ve mutlaka polikliniklere başvursunlar.” Sigarayı bırakma sebebinin kişiden kişiye değiştiğini anlatan Dülger, bazılarının çocuklarına kötü örnek olmamak için sigaradan kurtulmak istediğini de sözlerine ekledi (<strong>11</strong>).</p>
<p><strong>Sigara Bağımlılığı Konusundaki Çalışmaların Tavsiyelerine Uymak</strong></p>
<ol>
<li>Özellikle sigara içen ve uyuşturucu kullanan insanların etkili doğal bir antioksidan olan üzüm çekirdeğini çiğneyerek tüketmesi teşvik edilebilir (<strong>12</strong>).</li>
<li>Evi, arabayı ve çalışma ortamını sigara, küllük, çakmak vb. tüm materyalden temizlemenin, sigara içme isteğini tetikleyen ortam ve ürünlerden uzak durmanın sigarayı bırakmada önemli bir yardım sağladığı çeşitli biçimlerde anlatılabilir.</li>
<li>Eli ve ağzı sigara alışkanlığından kurtarmak için tesbih, sakız vb. alternatifler öneriler geliştirilebilir.</li>
<li>Derin nefes egzersizleri yapmanın ve bol su tüketmenin nikotin yoksunluğunu atlatmada yardımcı olduğu vurgulanabilir.</li>
<li>Akupunkturun, endorfin salgılayarak bedenin rahatlamasına yol açtığı için sigarayı bırakmada etkili bir yöntem olduğu anlatılabilir (<strong>13</strong>).</li>
<li>Kullanan ya da maruz kalan kişilerde bağımlığa ve solunum sistemi fonksiyonlarında bozulmaya yol açan <strong>elektronik sigaranın</strong> tütün endüstrisince daha az zararlıymış gibi gösterilmesine asla izin verilmemelidir.</li>
<li>Nargiledeki yasadışılık ve kayıtdışılığın genel tütün tüketimi üzerinde istenmeyen sonuçlar doğurmaması için nargilelik tütün mamulü (NTM) tüketiminde ticari sunum açmazını çözecek acil adımlar atılmalı, işletmelerin ruhsatlandırılmasında titiz davranılmalı, nargilenin ticari sunumunun yasal ve sosyal meşruiyet alanını gitgide daraltacak politikalar geliştirilmelidir (<strong>14</strong>).</li>
<li>Nargile tüketiminin %99’unu yasa dışı ürünler oluşturmakta olup bu kayıtdışılık sebebiyle hem tütün ürünlerinin üretimi ve ticaretini düzenleyen 4733 Sayılı Yasa ve buna bağlı NTM mevzuatının hem de tütün ürünlerinin zararlarından korunmaya yönelik 4207 Sayılı Yasa’nın alenen çiğnenmesine daha fazla göz yumulmamalı, denetim mekanizması etkin biçimde çalıştırılmalıdır. İçerdiği maddeler sebebiyle çeşitli hastalıklara yol açması yanında pasif içiciliğe de yol açan nargile kullanımı, yapısı, tütününün hazırlanış şekli ve teminiyle ilgili etkili düzenleme ve önlemlerle ivedilikle <strong>kontrol</strong> altına alınmalıdır (<strong>15</strong>).</li>
<li>Sigara kullanımının uzuv kaybının en büyük sebeplerinden olduğunu anlatan ve sigara yüzünden <strong>uzuvlarını kaybeden</strong> insanları konuşturan belgeseller hazırlanmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Sigara ve Tütün Mamulleriyle Kapsamlı Bir Mücadele Yürütebilmek</strong></p>
<p>Sigara kullanımını önlemeye, çocuklar ve gençler başta olmak üzere halk sağlığını korumaya yönelik iyi tasarlanmış ve uygulanabilir stratejik önlemler alınmalıdır. Dünyada tüketilen her 10 tütün ürünü ve sigaradan biri kaçak olup yasa dışı tütün ürünlerinin ticareti kesin şekilde engellenmelidir. Kaçak tütün ürünleri ticaretinin, büyük sağlık sorunlarının yanı sıra ekonomik ve güvenlik kaygılarına yol açtığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Yasa dışı tütün piyasasının, seyyar satıcılardan organize suç örgütlerine kadar çeşitli aktörler tarafından desteklendiği her platformda vurgulanmalıdır.</p>
<p>Din İşleri Yüksek Kurulu’nun ve ilim adamlarının; sigara ve diğer tütün mamullerinin, <strong>haram</strong> olduğu Kur’an-ı Kerim’de açıkça bildirilen kötü, pis ve zararlı maddelerden (<strong><em>habâis</em></strong>) olduğunu, helal olduğu bildirilen iyi, temiz ve yararlı maddelerden (<em>tayyibât</em>) sayılamayacağını açık ve vurgulu şekilde ortaya koymaları sigarayla mücadelede kalıcı etki doğuracak bir adım olacaktır (Bakınız: Maide 5:100 ve A’râf 7:157). Bu meyanda din ve kültür kitaplarında tütün mamullerini masum gösteren ibarelerin ayıklanması önem arz etmektedir.</p>
<p>Alkollü içeceklerle uyuşturucu maddelerin çeşitli zararları yanında haram kılınmasının asıl illeti “<strong>aklı örtmeleri</strong>” olarak açıklandığı dikkate alınarak sigaranın da bu bağlamda bilimsel yöntemlerle incelenmesi gerekmektedir. Sigara ve diğer tütün mamulleri bağımlı kişiyi esir alarak nikotin almadığında düşünemez, makul davranamaz hale gelmektedir. Bir konuya yoğunlaşma, derin düşünme, üzülme, sevinme vb. eylemler esnasında normal insanlarda kendiliğinden normal bir şekilde değişen vücut kimyası sigara bağımlılarında ancak nikotin takviyesiyle mümkün olabilmektedir. Zira <strong>enzim salgı düzeni</strong> nikotine bağımlı hale gelmiştir. Bu alanda tıbbi ve kimyasal araştırmalar yanında ilahiyat, psikoloji ve sosyoloji alanlarında da yeni çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p>Yeşilay’ın Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Programı (<strong>16</strong>) kapsamında toplanacak ilgili bilim dallarından <strong>uzmanların birlikte çalışmasıyla</strong> sigara başta olmak üzere tütün mamulleri bağımlılığından kurtulmanın en sağlıklı yöntem, model ve teknikleri geliştirilmelidir. Kur’an-ı Kerim’in alkol bağımlısı Mekke toplumunu <strong>tedricen</strong>/ aşamalı olarak rehabilite etmesi sigarayla mücadelede de bir yöntem olarak benimsenebilir…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>dirilispostasi.com/saglik/<strong>sigarayi-birakmak-isteyenler-ilaclardan-ucretsiz-yararlanacak</strong>-5c3d80610c0f01481f648d64, 15.01.2019.</li>
<li><strong>alo171</strong>.saglik.gov.tr</li>
<li><strong>birakabilirsin</strong>.org</li>
<li>cnnturk.com/dunya/<strong>2025-yilinda-isvecte-sigara-kullanimi-tamamen-yasaklanacak</strong>, 17.12.2018.</li>
<li>aa.com.tr/tr/yasam/<strong>sigaraya-para-vermek-yerine-10-bin-kitap-aldi</strong>/877871, 07.08.2017.</li>
<li>aa.com.tr/tr/turkiye/<strong>baskentte-tutunsuz-universite-icin-adim-atildi-</strong>/1315722, 19.11.2018.</li>
<li>aa.com.tr/tr/<strong>turkiye/bu-koyde-sigara-icilmiyor</strong>/1326683, 01.12.2018.</li>
<li>dirilispostasi.com/yasam/<strong>koyun-tamami-dumansiz-hava-sahasi-</strong>5c0f8bbd0c0f015e4b064848, 11.12.2018.</li>
<li>aa.com.tr/tr/saglik/<strong>koahli-doktor-hastalariyla-kol-kola-mucadele-veriyor-</strong>/1317394, 21.11.2018.</li>
<li>aa.com.tr/tr/saglik/<strong>sigara-yasagina-uymayanlara-ceza-yagdi</strong>/1160482, 30.05.2018.</li>
<li>aa.com.tr/tr/ramazan-2017/<strong>ramazani-firsat-bilen-tiryaki-sigaradan-kurtulmak-istiyor</strong>/828754, 30.05.2017.</li>
<li>Nevzat ARTIK; “<strong>Sigara, Uyuşturucu ve Hastalık Risklerine Karşı Üzüm Çekirdeği</strong>”, medikalakademi.com.tr/?get_group_doc=19/1377189751-Grape-Seed-Article.pdf, 8 s.</li>
<li>Şifa Bul; <strong>Sigarayı Bıraktıran Altı Tavsiye</strong>, youtube.com/watch?v=rzWRVGl1LJo, 02.02.2019.</li>
<li>Efza EVRENGİL; “<strong>Nargilelik Tütün Mamulü Piyasasında Kayıtdışı Ekonomi, Yasadışılık ve Ticari Sunum Açmazı</strong>”, STED (Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi), 31 Mayıs Tütünsüz Bir Dünya Günü özel sayısı, Ankara, Mayıs-Haziran 2016, Sayı: 25, s.13-22.</li>
<li>Filiz Çağla Uyanusta KÜÇÜK; “<strong>Dünyada ve Türkiye’de Nargile Kullanımı ve Güncel Durum</strong>”, STED, Sayı: 25, s.7-12.</li>
<li><strong>yesilay.org.tr</strong>/tr/bagimlilik/sigara-ve-tutun-bagimliligi, <strong>tbm.org.tr</strong></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigarayla-mucadelede-kapsamli-bir-model-gelistirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SİGARANIN KÜRESEL BİR FELAKET OLDUĞUNU GÖRMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigaranin-kuresel-bir-felaket-oldugunu-gormek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigaranin-kuresel-bir-felaket-oldugunu-gormek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2019 20:48:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[AZİZ SANCAR]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEKTRONİK SİGARA]]></category>
		<category><![CDATA[ENFİYE]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN SAĞLIĞI VE EĞİTİM VAKFI (İNSEV)]]></category>
		<category><![CDATA[JUN LV]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET MAKSUDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT ELLİ]]></category>
		<category><![CDATA[nargile]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZLEM EVLİYAOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[PURO]]></category>
		<category><![CDATA[SELAMİ ÇATALGİL]]></category>
		<category><![CDATA[SICAK ÇAY İÇMEK]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[SİGARA BAĞIMLILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[SİGARA DUMANI SOLUMAK]]></category>
		<category><![CDATA[TORAKS DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[TURGUT ÖZCAN]]></category>
		<category><![CDATA[TÜTÜN MAMULLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[YEŞİLAY]]></category>
		<category><![CDATA[ZEKİ KILIÇASLAN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=822</guid>

					<description><![CDATA[Şubat 1986’da Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin mezun olmaya hazırlanan ilk öğrencileri olarak gerçekleştirdiğimiz umre ziyaretimizde bir hafta süren karayolu seyahatimiz nihayete ermişti. “Lebbeyk” nidalarıyla Mekke-i Mükerreme’ye giren otobüsümüz bir yerde durmuştu. Binaların arasından Kâbe-i Muazzama’nın bir kısmını gören grup coşmuştu. Hayatımızda ilk kez Kâbe’yi görmenin verdiği heyecan doruktaydı. Açılan ön kapıdan elinde sigarayla bir adam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şubat 1986’da Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin mezun olmaya hazırlanan ilk öğrencileri olarak gerçekleştirdiğimiz umre ziyaretimizde bir hafta süren karayolu seyahatimiz nihayete ermişti. “Lebbeyk” nidalarıyla Mekke-i Mükerreme’ye giren otobüsümüz bir yerde durmuştu. Binaların arasından Kâbe-i Muazzama’nın bir kısmını gören grup coşmuştu. Hayatımızda ilk kez Kâbe’yi görmenin verdiği heyecan doruktaydı. Açılan ön kapıdan elinde sigarayla bir adam binmişti. Meğer Diyanet görevlisiymiş, grubumuza rehberlik yapacakmış! Grubumuzda yer alan hocalarımızdan ön sırada oturan Prof. Dr. Mehmet Maksudoğlu’nun, duygusuz ve dahi saygısız adama nerede olduğu hatırlatan tatlı sert uyarısından sonra adam sigarasını atmaya kıyabilmişti!</p>
<p>Bu acı tecrübemizden otuz dört yıl sonra nihayet Diyanet’ten beklenen sevindirici haber geldi. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, bu yıl hac ve umre organizasyonlarında sigara kullanmayan din görevlilerini tercih edeceklerini, daha sonraki yıllarda ise sigara kullananların sınava dahi alınmayacağını duyurdu. 81 il müftülüğüne gönderilen 17 Ocak 2019 tarihli DİB talimatında “kafile ve ekiplerde görev alan bazı personelin otel önlerinde ve açık alanlarda sigara içmelerinin kutsal toprakların manevi atmosferine yakışmadığı gibi hac yolcularının da örneklik ve rehberlik noktasında beklentilerine uygun düşmediği, başkanlığa sayısız şikâyet dilekçesi geldiği” belirtilerek bu kararın alındığı bildirildi (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Sigaranın Çok Boyutlu Bir Felaket Olduğunu Görmek</strong></p>
<p>Basına verdiği demeçte “Sigaranın pek çok ilim adamı ve âlim tarafından haram olduğu söyleniyor. Şahsen benim de kanaatim bu yöndedir. Bizim bu noktada çok dikkatli olmamız, hassas davranmamız gerekiyor. Din görevliliği gibi mukaddes bir vazifede imamlarımızın, bütün görevlilerimizin bu tür alışkanlıklardan uzak durmaları gerekiyor.” diyen Erbaş; “Nefis terbiyesi için gittiğimiz Arafat&#8217;ta çadırların etrafındaki sigara izmaritlerini görünce benim yüreğime sanki bir hançer saplanıyor. Arafat&#8217;ta vakfe öncesi ya da sonrası bir Müslüman kardeşimin elinde sigara gördüğüm zaman çok üzülüyorum.” ifadelerini kullandı. “Vatandaşlar elinde sigara bulunan din görevlisi görmek istemiyor” diyen Erbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Milletimizi beş konuda korumamız gerekiyor. İnsanların aklını, neslini, canını, malını ve dinini korumak. Şöyle bakıyorum, sigaranın cana, mala, nesle, akla ve dine zararı var, çünkü bir <strong>bağımlılık</strong> meydana getiriyor. Din de bağımlılıklardan insanı uzaklaştırıyor. Zararlı olan bağımlılıklardan insanların uzak olması gerekiyor, din bunu emrediyor. Dolayısıyla bizim en önemli vazifelerimizden birisi de <strong>insana zarar veren</strong> şeylerden insanı korumak. Bu açıdan sigarayla mücadele konusunu bir vazife addediyoruz.”</p>
<p>Din görevlilerini hassas davranmaya davet eden Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, sigaranın çok boyutlu bir felaket oluşuna da şu sözleriyle vurgu yaptı:</p>
<p>“Sadece bizim ülkemizde sigaraya ödenen paranın miktarı yılda 30 milyar doları buluyor. Bu, <strong>150 milyar lira</strong> anlamına geliyor. Dünyada her 3,5 saniyede bir insan açlıktan ölüyor. Sadece ülkemizde sigaraya ödenen paranın yarısı açlıktan ölecek olan insanlara verilse, o insanlar açlıktan kurtarılıyor. Sigara yerine binlerce okul, hastane yapılabiliyor. Binlerce aç ve açıkta olan mülteci insan, bulundukları konumdan kurtarılabiliyor ama maalesef sigara yüzünden ortaya çıkan hastalıkları tedavi etmek için de bir o kadar daha para harcanıyor. Dolayısıyla bu kararımızı, bu büyük felaketle mücadelenin bir başlangıcı olarak kabul ediyoruz.” (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>Sigaranın Bünyeye Verdiği Ciddi Hasarları Görmezden Gelmemek</strong></p>
<p>Sigaranın DNA hasarına sebep olup kansere, özellikle de akciğer kanserine yol açtığı biliniyor. Kuzey Karolayna Üniversitesi’nde Prof. Dr. Aziz Sancar’ın liderliğini yaptığı araştırmacılar sigara dumanındaki kanser yapıcı etkiye sahip kimyasal maddenin <strong>DNA’da sebep olduğu</strong> hasarın haritasının çıkarılması için yeni bir yöntem geliştirdi.</p>
<p>Organik maddelerin yanması sonucu açığa çıkan benzo[α]piren (BaP) -örneğin sigara dumanında ve fosil yakıtların kullanıldığı motorların egzoz gazlarında bulunur- çevre için ciddi zararları olan bir madde. Ancak bu maddenin insan dokularına ulaşmasının en etkili yolu <strong>solunan sigara dumanı</strong>. Zararlı organik maddeler insan vücuduna girdiğinde genellikle kandaki enzimler aracılığıyla daha az zararlı maddelere dönüştürülür. Ancak BaP bu tepkimeler sonucunda daha zararlı bir madde olan BPDE’ye dönüştürülüyor!</p>
<p>DNA onarım mekanizmalarının aydınlatılmasıyla ilgili çalışmaları nedeniyle 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan <strong>Aziz Sancar</strong>, sigaranın kanser oluşumundaki etkisini gösteren araştırmalarının, insanlar için ciddi zararları olan bu kötü alışkanlığı terk etme konusunda teşvik edici olmasını umut ettiğini belirtiyor (<strong>3</strong>).</p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof.Dr. Murat Elli, çocuk sahibi olmadan en az 6 ay önce hem anne hem de baba adayının sigarayı hayatından tamamen çıkarması gerektiğini söyledi. Çünkü gebelikten önceki sigara tiryakiliği doğacak <strong>çocuğun</strong> da kansere yakalanma riskini <strong>ikiye katlıyor</strong>.</p>
<p>Genellikle 5 yaşına kadar görülen <strong>çocukluk çağı kanserleri</strong>, diğer kanser tiplerinde olduğu gibi <strong>dış etkenler tarafından</strong> tetiklenebiliyor. Anne karnında radyasyona maruz kalma, yüksek gerilim hatları gibi manyetik alanlar, otobanların oluşturduğu zehirli gazlar ve tarımda sık kullanılan ilaç artıkları ilk akla gelenler olsa da anne ve bebeğin sağlığını <strong>en çok sigara dumanı tehdit ediyor</strong>!</p>
<p>Çocukluk çağı kanser türlerinin önlenebilir olduğuna dikkat çeken Murat Elli’nin şu uyarıları, bir anlık zehirli bir haz duygusu için küçücük bebeğine kıyabilen anne ve babaların kulağına küpe olsun:</p>
<ol>
<li>Doğum öncesi veya sonrasında sigara dumanına maruz kalan bebeklerde bronşit, bronşolit, orta kulak ve üst solunum yolu enfeksiyonları <strong>daha sık</strong> görülür.</li>
<li>Sigara içen baba adaylarının çocuklarında <strong>lösemi</strong> görülme riski yaklaşık <strong>iki katına çıkar</strong>.</li>
<li>Gebelikten önce veya gebelik sırasında <strong>anne-babanın içtiği sigara</strong>; beyin tümörleri, lösemi, lenfoma ve nöroblastom gibi çocukluk çağı kanserlerinin oluşma <strong>riskini arttırır</strong>.</li>
<li>Gebelik sırasında sigara içen annelerin bebeklerinde retinoblastom adı verilen <strong>göz içi tümörü</strong> görülme riski 1,5 katına çıkar.</li>
</ol>
<p>Tüm bu nedenlerden ötürü <strong>gebelikten en az 6 ay önce</strong> hem anne hem de baba adayı sigarayı kesinlikle bırakmalıdır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof.Dr. Evliyaoğlu, sigara içen kadınların içmeyenlere göre birkaç yıl daha erken menopoza girdiğini ve menopoz belirtilerini daha şiddetli yaşadığını belirterek şu uyarıyı yapmıştır:</p>
<p>“Hiç sigara içmeyenlere göre, günde yirmiden fazla <strong>sigara içen kadınlarda erken menopoz riski</strong> %50 artmıştır. Bu risk sigaranın direk yumurtalar üzerindeki toksik etkisine bağlıdır. Yapılan araştırmalarda 30&#8217;lu yaşlarda sigarayı bırakan kadınların 40&#8217;lı yaşlarda sigarayı bırakanlara göre erken menopoz riskinin çok daha düşük olduğunun bildirilmesidir. Bu durum da sigarayı üreme çağının başlarında bırakmanın avantajını ortaya koyması açısından önemlidir.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Sigaranın yol açtığı <strong>büyük acıları</strong> yakından görmek için Ecz.Dr. Erkan Yılmaz’ın anlattıklarını dinlemek gerekir (<strong>6</strong>).</p>
<p>Dr. Turgut Özcan tarafından -Prof.Dr. Zeki Kılıçaslan ile Dr. Selami Çatalgil başta olmak üzere birçok doktorun katkısıyla- hazırlanan “Sigaranın Gerçek Yüzü” belgeseli <strong>nasıl bir felaketin tehdidi altında olduğumuzu</strong> gözler önüne sermektedir. Gaziosmanpaşa Belediyesi ve İNSEV ortaklığıyla hazırlatılan, Toraks Derneği ve Yeşilay başta olmak üzere birçok kurum ve öğretim elemanınca desteklenen 1 saatlik belgesel, koruyucu hekimlik bağlamında ciddi bir eğitim kaynağı olup 21 dakikalık özeti telif hakkı talep edilmeksizin internet üzerinden istifadeye sunulmuştur (<strong>7</strong>).</p>
<p><strong>Sigaraya Her Yıl 7 Milyon Can Verme Çılgınlığını Sonlandırmak</strong></p>
<p>Sigara karşıtı önlemler birçok ülkede uygulanmasına rağmen dünyada halen bir milyardan fazla insan sigara kullanıyor ve her yıl yaklaşık <strong>7 milyon kişi</strong> sigara sebebiyle hayatını yitiriyor! Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2017 verilerine göre, dünyanın karşı karşıya olduğu <strong>en büyük kamu sağlığı tehditlerinden sigara</strong>, her yıl 6 milyon doğrudan kullanıcı ile içmediği halde sigara dumanına <strong>maruz kalan 1 milyon</strong> insanın ölümüne yol açıyor! (<strong>8</strong>).</p>
<p>Sigaranın içinde yaklaşık <u>5 bin kimyasal madde</u> bulunuyor. Bunlardan 90 madde kanseri tetikliyor. En çok sigara içilen ülkelerin başında Endonezya, Rusya ve Çin geliyor. Türkiye’de sigaranın ömrünü tükettiği insanların oranı %42 olup bu oran erkekler arasında %55! Hayatını zehirli dumana armağan edenleri vaz geçirmek için tütün karşıtı kamu spotları, sigara paketleri üzerinde yer alan ürkütücü grafik ve resimler, çıkarılan kanunlar ve uygulanan cezalar da ne yazık ki yeterli olmuyor!</p>
<p>Pekin Üniversitesi Epidemiyoloji ve Biyoistatistik Departmanı’ndan Prof.Dr. Jun Lv, sıcak çayın tütün veya alkol kullanan kişilerde kanser riskini artırdığını gözlemlediklerini açıkladı. Çin&#8217;de 500 bin yetişkinin dokuz buçuk yıl izlenmesiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre <strong>sıcak çay içmek</strong> özellikle sigara içen ve alkol tüketen kişilerde <strong>yemek borusu kanseri</strong> riskini beş kat artırmaktadır (<strong>9</strong>).</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD Ulusal Kanser Enstitüsü Ocak 2017’de yayımladıkları raporda, tütün kontrolünün milyarlarca dolar tasarruf sağlayabileceği ve milyonlarca insanın hayatını kurtarabileceği vurgulandı. “Tütün endüstrisi ve sigaranın ölümcül maliyeti, sağlık hizmetleri masraflarını artırması ve verimliliği düşürmesi nedeniyle dünya ekonomisine yıllık <strong>1 trilyon dolara</strong> mal olmaktadır.” acı tespitinin yer aldığı raporda, sigara içen 15 yaş ve üstü 1,1 milyar kişi bulunduğu, bunların yüzde 80&#8217;inin düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşadığı, tüm dünyada sigara kullananların yaklaşık 226 milyonunun yoksul olduğu belirtildi (<strong>10</strong>).</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Oğuz Kılınç, <strong>yürürken içilen sigaranın</strong> vücuda daha fazla zararlı olduğunu söyledi:</p>
<p>“Sigara içmek ya da pasif dumana maruz kalmak sağlığa zararlı. Ancak yürürken, hareket ettiğinizde nefes alma sıklığı artıyor. Nefes alma sıklığı ve derinliği arttığı için de sigaranın içindeki zehirlerin akciğerin ve vücudun diğer tüm uç noktalarına kadar gitme olasılığı güçleniyor. Daha fazla zehir soluyorsunuz.” “Hırsızdan ve katilden dost olur mu?” sorusunu yönelten Kılınç, her yıl milyonlarca kişinin ölmesine ya da sakat kalmasına yol açan sigara, enfiye, puro, elektronik sigara gibi tüm tütün mamullerinin, katilin değişik kıyafetler giymiş farklı şekilleri olduğuna dikkat çekti (<strong>11</strong>).</p>
<p>Cami avlusundan okul bahçesine, hastane önlerinden çalışma ofislerine, kaldırımlardan duraklara, yürüme yollarından dinlenme yerlerine kadar hemen her yerde insanların sağlıklı bir çevrede yaşama ve temiz hava soluma haklarını fütursuzca ihlal eden sigara bağımlılarının Yeşilay’ın yayınlarını da inceleyip (<strong>12</strong>) olayın vahametini idrak ederek, kendileri için değilse bile yakınlarının ve her gün hakkına girdikleri binlerce insanın hatırı için sigara illetinden kurtulma iradesini ortaya koymalarını bekliyorum. Niyet edip hareke geçmek neticeye vasıl olmanın yarısıdır vesselam…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>www.aa.com.tr/tr/turkiye/<strong>sigara-icen-diyanet-personeline-hac-gorevi-verilmeyecek</strong>/1370695, 21.01.2019.</li>
<li>www.aa.com.tr/tr/turkiye/<strong>vatandaslarimiz-elinde-sigara-bulunan-din-gorevlisi-gormek-istemiyor</strong>/1376025, 27.01.2019.</li>
<li>http://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/<strong>aziz-sancar-ve-arkadaslari-sigaranin-dnaya-verdigi-hasarin-haritasini-cikardi</strong>, 07.07.2017.</li>
<li>http://dirilispostasi.com/n-10922-<strong>anne-adaylarina-nikotin-uyarisi</strong>.html, 01.06.2016.</li>
<li>www.aa.com.tr/tr/saglik/<strong>sigara-erken-menopoz-nedeni</strong>/1326661, 01.12.2018.</li>
<li>Erkan Yılmaz, Sigaranın Acı Gerçekleri, www.youtube.com/watch?v=xIq6hHEQ8DE&amp;feature=youtu.be, 28.10.2008.</li>
<li>Turgut Özcan; <strong>Sigaranın Gerçek Yüzü</strong>, www.youtube.com/watch?v=CWq3L6qe0zQ, 31.10.2012.</li>
<li>http://aa.com.tr/tr/saglik/<strong>sigara-her-yil-yaklasik-7-milyon-cana-mal-oluyor</strong>/1057542, 08.02.2018.</li>
<li>www.haberturk.com/<strong>cay-ve-kahve-ses-tellerini-kurutuyor</strong>-1921380#, 30.07.2018.</li>
<li>http://aa.com.tr/tr/ekonomi/<strong>sigara-yilda-1-trilyon-dolar-masrafa-yol-aciyor</strong>/724154, 10.01.2017.</li>
<li>www.haberturk.com/saglik/haber/848899-<strong>yururken-daha-da-zarar-veriyor</strong>, 30.05.2013.</li>
<li>www.<strong>yesilay.org.tr</strong>/tr/bagimlilik/sigara-ve-tutun-bagimliligi, 28.01.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigaranin-kuresel-bir-felaket-oldugunu-gormek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VETO HAKKI: MAHVOLUŞUN REÇETESİ</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2018 17:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN HUKUKÇULAR DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL KURULU]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DİB]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ED-DÎNU WE’L-QÂNÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[GÜCÜN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİK KONSEYİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. ÂİŞE VALİDEMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[ICC]]></category>
		<category><![CDATA[INTERNATIONAL CRIMINAL COURT]]></category>
		<category><![CDATA[KABA GÜCE İNANMA]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN GÜCÜ]]></category>
		<category><![CDATA[LOW AND RELIGION]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[ORMAN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. AZÎZE EL-HİBRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[RICHMONT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE BAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[UCM]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI MEŞRUİYET]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=765</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in Diriliş Postası gazetesinde 30 Eylül, 07 ve 14 Ekim 2018 tarihli nüshalarında üç bölüm halinde yayımlanan köşe yazılarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. -I- Yaklaşık yirmi yıl önce Amerika’yı ziyaret etmiştim. (O zaman talep üzerine) Amerikan Hukukçular Dergisi için uzun bir makale yazmıştım.[1] Bu makalede Amerika için ne yazabileceğimi kendi kendime sormuştum… Dünyada 1 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in Diriliş Postası gazetesinde 30 Eylül, 07 ve 14 Ekim 2018 tarihli nüshalarında üç bölüm halinde yayımlanan köşe yazılarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. </em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Yaklaşık yirmi yıl önce Amerika’yı ziyaret etmiştim. (O zaman talep üzerine) <strong>Amerikan Hukukçular Dergisi</strong> için uzun bir makale yazmıştım.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bu makalede Amerika için ne yazabileceğimi kendi kendime sormuştum… Dünyada 1 numaralı koltukta oturan ve kendisini “Allah’ın Biricik Oğlu” zanneden bu ülke için (ne yazmam gerektiğini düşünmüştüm)…</p>
<p>O uzun makalemde, doğup büyüdüğüm köyümde şahit olduğum bir uygulamayı da anlatmıştım. Köy halkı öteden beri âdet olduğu üzere sürüden bir hayvan eksilince hemen muska yazıp üflerlerdi. Bununla kurtların ağızlarını bağlamayı amaçlıyorlardı. Böylece kurtlar sürüden eksilen kayıp hayvanı parçalayıp yiyemeyeceklerdi…</p>
<p>Bu âdeti anlattıktan sonra şu değerlendirmeyi yapmıştım: “Bu muskanın kurtların ağzını bağlama hususunda bir etkisi var mıydı onu bilmiyorum… Ama babalarımız açlıktan ölmemeleri için sabahleyin kurtların ağzındaki bağı çözüyorlardı. Ama şahsen, <strong>20. yüzyıl entelektüellerinin</strong> yazdığı muska, kitap ve makalelerle yaydıkları fikirlerin tüm dünyada <strong>insanların ağızlarını sıkıca bağladıklarını</strong> çok iyi biliyorum. Hem de o kadar sıkı bağladılar ki hiç kimse ‘veto hakkı’na(!) köklü bir eleştiri yöneltemedi. Beşeriyetin çok küçük bir azınlığının yararlandığı ayrıcalıklardan hiçbirine itiraz edemediler!</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl toplanır. Yine bu günlerde toplandılar ve bir dizi oturumlar düzenlediler. Bu vesileyle <strong>teşkilatın sorunları</strong> hakkında yüksek sesli konuşmalar yapıldı. Çatışmalarla başa çıkmada ve dünyadaki problemleri çözmede teşkilatın <strong>başarısız</strong> olduğu dile getirildi.</p>
<p>Şahsen ben Birleşmiş Milletler teşkilatının ıslah edilmesi ve (kanunun gücünü değil) <strong>gücün kanununu esas alan</strong> mevcut anlayışın ilga edilmesi için yapılan her türlü çağrıyı takdirle karşılıyorum. Bu meyanda Türkiye Başkanı’nın veto hakkını(!) bütünüyle ilga etme ve sadece beş daimî üyenin çıkarlarını gözeten bir kuruluşa dönüşen teşkilatın yapısını yeniden yapılandırma çağrısını takdir ediyorum.</p>
<p>BM Genel Kurulu’nda Fransa cumhurbaşkanı da uluslararası sistemdeki dengesizliklere değinerek bu dengesizliklerin gerektiği gibi ele alınmadığını ifade etti. Birleşmiş Milletler’in Milletler Cemiyeti’ne dönüştürülebileceğini, zira bozuk yapısıyla acziyetin sembolü haline geldiğini de sözlerine ekledi. Hakikaten <strong>Birleşmiş Milletler’in ve Güvenlik Konseyi’nin</strong> çaresizliğin sembolleri haline geldikleri ve <strong>hiçbir soruna çözüm üretemedikleri</strong>, günümüz dünyasında fiilen gördüğümüz aleni bir durumdur.</p>
<p>Bu tür eleştiriler duymak insanlık adına umut verici hayırlı bir gelişmedir. Mevcut duruma yönelik <strong>itirazların yükselerek devam etmesi</strong>nin zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bir avuç azınlığın tepe tepe yararlandığı <strong>haksız ve sahte imtiyazlarla yüzleşmek</strong> için açık ve pratik bir plan yapabilmek maksadıyla itirazların daha da yükselmesi gerekmektedir. Baskı kurmayı alışkanlık haline getirmiş ve dünyayı tahakkümü altına almış olan bu insanlık ayıbından kurtulmak için çalışacak <strong>uluslararası bir koalisyon kurulması</strong> bu aşamaya ulaşmayı hızlandırabilir.</p>
<p>Veto hakkını ilga etmeye yönelik talepler, insanlar arasında <strong>adalet, iyilik ve eşitlik temelinde ilişkiler geliştirme</strong>yi amaçlayan İslamiyet ve Hıristiyanlık değerleriyle de tutarlıdır: Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p>“Şurası kesindir ki elçilerimizi açık belgelerle gönderdik; beraberlerinde Kitab’ı ve mîzanı indirdik ki <strong>insanlar (adaletli davranarak) her şeyin hakkını versinler</strong>. Pek sağlam olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de Biz indirdik. Bunlar, dinine ve elçilerine kimin içten destek olduğunu Allah’ın bilmesi içindir. Allah güçlüdür, her işin üstesinden gelir.” (Hadid 57:25).</p>
<p>Bu meyanda İncil’de Hz. İsa’nın şöyle dediği yazılıdır: “Nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.” (Matta 7:2).<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Giriş cümlelerimi uzattım ve yazımın başlığını taşıyan asıl konuya henüz başlayamadım… ‘Veto hakkı’nın milletlerin mahvoluşuyla ve şirkle (Allah’a ortak koşmakla) alakası nedir? Kanaatimce bu ilişki çok da gizli değildir… Bu konuyu işlemeye devam edeceğiz, inşâAllah.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>İlk bölümde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında konuşulanlardan ve bu meyanda teşkilatın sorunlarını yüksek sesle dile getirenlerden bahsettim. Bu tür eleştirileri duyabilmenin insanlık adına hayırlı bir gelişme olduğunu da belirttim. Ancak özellikle peşpeşe gelen siyasi sorunların üstünü kapatıverdiği bu <strong>açıklamalar yeterli değildir</strong>. Bu toplantılardan yaklaşık bir hafta sonra, medyanın bize her gün aktardığı binlerce haber karşısında BM teşkilatına yönelik eleştirileri unuttuğumuzu görüyoruz.</p>
<p>Dünya küçük bir köydür. Ancak bu köy pratikte <strong>orman kanunuyla</strong> yönetilmektedir! Zira bu köyde güçlü olan istediğini yapmakta ve yaptığından hesaba çekilememektedir. Zayıf ise hakkını alamamakta ve hukukun korunmasından da yararlanamamaktadır. Bu gibi pek çok örnek vermek mümkündür…</p>
<p>Bu uluslararası gerçeklik Allah Rasulü’nün şu hadisini hatırlatmaktadır: “Sizden öncekiler şu sebepten dolayı helak olmuşlardır: Aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını uygulamayıp zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygularlardı.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Allah Rasulü bu sözünü kişisel bir görüş olarak ifade etmemiştir. Bilakis <strong>tarihe dayanarak</strong> (bu çıkarımı yapmış ve) ifade etmiştir. Adeta şöyle demiştir: Tarihin bize söylediği şudur ki; bu şekilde (çifte standartla) davranan toplumlar, kendilerinden öncekilerin helak olması gibi helak olup gideceklerdir.</p>
<p>Ne acı bir vakıadır ki Amerika’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM / ICC: International Criminal Court) -bazı Amerikalıları muhakeme etme konusundaki ısrarı sebebiyle- yaptırım uygulamakla tehdit ettiğini görüyoruz! Keza mahkemenin hâkimlerini de kovuşturmakla tehdit etmiştir! İşte bu şekilde her ihtiyaç duydukça <strong>uluslararası meşruiyetin dışına</strong> pervasızca çıkabilmektedir. Rusya da ondan farklı değildir, aynı pervasızlık onda da vardır. (Bu iki ülkenin uluslararası hukuku hiçe sayan uygulamalarına) Vietnam, Afganistan, Irak, Nikaragua ve Sudan’da… şimdilerde ise Suriye ve Filistin’de yaşananları örnek verebiliriz.</p>
<p>Bu ülkelerin tasarrufları Firavun düzeninin çağdaş bir kopyasını oluşturmaktadır. Nitekim “<strong>firavun</strong>” kelimesi bir şahsın adı değildir, bilakis <strong>tüm tiranların ortak adıdır</strong>. Onun hikâyesi ve sözleri Kur’an’da sıkça tekrarlanmaktadır. Bu durum ise tiranlık probleminin ne kadar önemli bir problem olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“Ama o (Firavun), yalana sarıldı ve karşı geldi. Sırt çevirdi ve işe girişti. Herkesi topladı ve haykırdı: “Sizin en yüce sahibiniz benim!” dedi!” (Nâziât 79:21-24). Keza; “Firavun dedi ki: &#8220;Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum. Size sadece doğru yolu gösteriyorum!” (Ğâfir (Mümin) 40:29). Keza dedi ki: “Ey devletliler! Sizin benden başka ilahınız olduğunu bilmiyordum!” (Kasas 28:38). Keza dedi ki: “Hele benden başka birini ilah (tanrı) edin, (o vakit) seni zindanda çürütürüm!” (Şu’arâ 26:29). “Benden izinsiz ona inandınız, öyle mi? Demek ki size bu sihri öğreten büyüğünüz oymuş. Öyleyse ben de tereddüt etmeden ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Hangimizin azabının daha ağır/ daha kalıcı olduğunu iyice öğreneceksiniz!” (Tâhâ 20:71). Onlara göre firavunların/ <strong>tiranların izni olmadan iman etmek</strong> hiç kimse için caiz değildir!</p>
<p>Gerçek şu ki, tarih bize imtiyaz sahiplerinin kendi ayrıcalıklarını gönüllü olarak terk etmediklerini, dolayısıyla bu <strong>değişim için insan emeğinin gerekli olduğunu</strong> göstermektedir. İşte bundan dolayıdır ki Allah’ın, (nebisi) Musa’ya şöyle emrettiğini görüyoruz: “Firavun’a git! O, haddini aştı. Ona de ki: “Kendini arındırıp geliştirmek hakkındır, değil mi? (Bir Elçi olarak) Sahibine giden yolu sana göstereyim; kendine çeki düzen verirsin.” Arkasından ona en büyük ayeti de gösterdi.” (Nâziât 79:17-20).</p>
<p>İmtiyaz sahipleri problemine ilave olarak <strong>insanların yeni fikirleri kolayca kabul etmemeleri </strong>ya da alaya almaları ve atalarından tevarüs edegeldikleri alışkanlıklardan hoşnut olmaları da problem oluşturmaktadır: “O (nebi), bütün ilahları (reddedip) bir (tek) ilah olduğunu mu iddia ediyor? Doğrusu, bu çok tuhaf bir şeydir!” (Sâd 28:5). Allah’ın elçilerini alaya almışlardır: “Yazık böyle kullara! Kendilerine bir elçi gelmeyegörsün, hemen (tahfif edip) alaya alırlar!” (Yâsîn 36:30). Keza kınamışlardır: “Biz, yeni itikatların hiçbirinde böyle (bir iddia) duymadık! Bu, (fani bir insanın) uydurmasından başka bir şey değildir!” (Sâd 28:7).  Ya da enbiyayı cinnet geçirmekle suçlamışlardır: “Hep öyle oldu; daha önce de hangi elçi gelse ya ‘büyücü’ ya da ‘cinlerin etkisine girmiş’ dediler.” (Zâriyât 51:52).</p>
<p>Alışkanlığa dönüşen bazı önermeleri eleştiren insanlar da aynı tepkiyle karşılaşır. Mesela <strong>veto hakkını(!) eleştirenlere</strong> şu minvalde tepkiler verildiğini duymaktayız: “İmkânsız… Bu olgu aslâ değiştirilemez! Alternatifiniz nedir? Bütün ülkelere veto hakkı mı vereceğiz?”</p>
<p>Peki akıllarda kök salmış olan bu imkânsızlık fikrinin sebebi nedir? İnsan hakları ve demokrasi söylemlerini yüksek sesle dillendiren insanların ve ülkelerin çokluğuna rağmen uluslararası düzendeki (BM teşkilatındaki) <strong>çarpıklığı eleştirenlerin sayısı</strong> neden bu kadar azdır? Veto hakkını reddedenlerin seslerini neden yeterince çok sayıda ve gür şekilde duyamıyoruz?</p>
<p>Bunun cevabını son bölümde vermeye çalışacağım, inşâAllah.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-III-</strong></p>
<p>Veto hakkı, <strong>kanunun herkes için geçerli <u>olmaması</u></strong> anlamına gelir. Dünyanın en büyük kanun ve güvenlik kurumundaki (BM) bu çarpıklık demokrasi ve insan hakları söylemine aykırıdır. Bu ırkçı anlayış dünyanın gelişip <strong>büyümesine engel olmakta</strong> ve dünyadaki büyük küçük tüm tiranlara zulümlerini pervasızca uygulamak için haklılık ve <strong>meşruluk</strong> <strong>gerekçesi</strong> sunmaktadır! Böylece birer firavuna dönüşen bu tiranlar -aynen “Ben de yaşatırım, ben de öldürürüm!” (Bakara 2: 258) diyen Nemrut gibi- otoritelerinin sınırsız olduğu zehabına kapılmaktadır!</p>
<p>Önceki iki bölümde bu soruna değinmiş, veto hakkında bazı eleştiriler duymaya başlamış olsak da bunun çok yetersiz olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Peki demokrasi ve insan hakları çağrısı yapanların çokluğuna rağmen <strong>veto uygulamasını eleştirenlerin sayısı neden bu kadar az?</strong></p>
<p>İnsanlar yeni fikirleri kolaylıkla kabul etmezler ve herhangi bir değişim projesiyle karşılaştıklarında eleştirmeyi ve reddetmeyi yeğlerler: “Böylesini eski atalarımızdan hiç duymadık!” (Kasas 28:36) derler!</p>
<p>Veto hakkı demokrasi ve insan haklarıyla taban tabana zıt olmasına rağmen, hâlâ uzmanların büyük çoğunluğu bu konuda <strong>sessiz kalmaya</strong> devam etmektedir. Dahası bu bozuk düzenin altında <strong>ezilenler de</strong> aynen çoğu düşünür ve filozof gibi duruma sessiz kalarak bu zulmün devam edip gitmesine sebebiyet vermektedir.</p>
<p>İnsanların bu yanlış duruma neden boyun eğdiği, bu zulme niçin sessiz kaldığı ve hangi sebeple bu gidişatı reddetmediği konusunu daha da derinleştirerek ortaya koymaya çalışacağım. Bunun en önemli nedeni akla ve mantığa değil <strong>hâlâ (kaba) güce inanmamızdır</strong>. Apaçık ortada olduğu üzere hâlâ gücün ve güç sahibinin (doğal olarak) hak sahibi olduğuna inanıyoruz! Bu inanç iliklerimize kadar işlemiş olduğundan bunun gayet doğal olduğu fikrini kanıksamış durumdayız!</p>
<p>Veto hakkını <strong>reddeden insanları azlığı</strong>, onu elde etmek isteyenlerin çokluğuna işaret etmektedir. Nitekim mustazaf (ezilen gariban) koltuğundan müstekbir (ezen kodaman) koltuğuna geçmek istiyorlar ve bu iki kesime mensup olmaktan başka bir seçeneğin varlığını hesaba bile katmıyorlar. Dolayısıyla amaçları mustazaf-müstekbir düzenini değiştirmek değil bu düzendeki <strong>konumlarını değiştirmektir</strong>. İşte bu yüzden insanlar uluslararası düzlemde adaletin tesis edilebileceğine inanmıyorlar, dahası bunu zihnimizde tasavvur etmeyi bile imkânsız görüyorlar! Zira insanların aklına <strong>adaleti sağlamanın imkânsız olduğu saplantısını yerleştiren</strong> mebzul miktarda söylenti, atasözü ve hikâye mevcuttur.</p>
<p>Veto hakkının insan hakları devrimi için bir dezavantaj oluşturduğunu ve demokrasiler için bir gerileme sebebi olduğunu düşünüyorum. Eğer dünya veto sistemini sürdürmeye, adaleti ve eşitliği yaygınlaştırmakta yaya kalmaya devam edecek olursa dünyanın düzeni büsbütün bozulacaktır!</p>
<p>“Ey insanlar! Bu azgınlığın zararını asıl siz görürsünüz!” (Yunus 10:23). Yani, insanlara uygulayageldiğiniz zulümler öncelikle kendinize reva gördüğünüz zulümler demektir. Zira bu zulümlerin sonuçları kesinlikle sizin aleyhinize olacaktır, <strong>asla lehinize olmayacaktır</strong>…</p>
<p>Akıllı insan başkalarının derslerinden ibret alandır. Tarih bizi adaletsizlik ve tahakküm tehlikesi konusunda uyaran ibretlerle doludur… Çok açık bir sınavla karşı karşıyayız: <strong>Ya tarihten ders alırız</strong> ya da tarih bizim yok oluşumuzu kaydeder:</p>
<p>“Zulüm (yanlış) yaptıkları için helak ettiğimiz (etkisiz bıraktığımız) o kentler… Onlar için helak ile tehdit edildikleri bir gün belirlemiştik!” (Kehf 18:59).</p>
<p>Hâlâ söylenecek söz var (her şey bitmiş, iş işten geçmiş değildir). Gençler problemleri çözmenin yollarını aramalı ve öğrenmelidir. Tüm insanlığa yardımcı olmak, kendini yeniden üreterek sürüp giden zulüm darboğazından çıkmak ve ezen-ezilen ikileminden kurtulmak için <strong>adaleti savunan bütün insanlar işbirliği yapmalıdır</strong>.</p>
<p>Çeviri: Fethi Güngör</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cevdet Said’in atıf yaptığı bu çalışması; Amerika’da Virginia eyaletinde tanıştığı Richmont Üniversitesi öğretim üyesi hukuk felsefesi hocası Prof. Dr. Azîze el-Hibrî’nin, özel sayı editörlüğünü üstlendiği Low and Religion dergisinde “İslâm’da dinî ve hukuki meseleler” hakkında bir makale yazmasını talep etmesi üzerine 10 Ocak 1997’de Montreal’de tamamlayıp dergiye teslim ettiği uzun makalesidir. Arap dilinde kaleme alınan ve daha sonra “<em>ed-Dînu we’l-Qânûn</em>” adıyla müstakil kitap halinde basılan (Dâru’l-Fikr, Şam 1998), “Low and Religion” başlığıyla İngilizceye çevrilerek adı geçen dergide yayımlanan bu çalışma “Din ve Hukuk” adıyla Pınar Yayınları tarafından Türkçeye çevrilerek yayımlanmıştır (İstanbul 2003, 176 s.).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> İncil’in Türkçe Yeni Çevirisi’nde yedinci bapta “Başkasını Yargılamayın” başlıklı pasajda Hz. İsa’nın şu mesajı yer almaktadır:</p>
<p>“1 Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.</p>
<p>2 Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.</p>
<p>3 Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin?</p>
<p>4 Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin?</p>
<p>5 Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.</p>
<p>6 “Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.” (<a href="https://incil.info/kitap/mat/7">https://incil.info/kitap/mat/7</a>, 01.10.2018). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Hz. Âişe validemizden nakledilen hadisin tamamı şöyledir: “(Kureyş kabilesinden bir grup insan, hırsızlık yapan Fatıma adlı bir kadını affetmesi için aracı olduklarında… Resûlullah (sav) ayağa kalkarak hutbe okudu ve Allah’a gerektiği gibi sena ettikten sonra şöyle buyurdu: &#8220;Sizden önceki insanların helak olmalarının sebebi, aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını vermeyip zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygulamalarıdır. Bu canı bu tende tutan (Allah)a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!&#8221; (Müslim 4411, Hudûd 9)”. <strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014, 3/536-537. http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017. (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (IV)</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2018 17:51:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[AIPAC]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN İSRAİL KAMU İŞLERİ KOMİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÛLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[GIDA GÜVENLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÛSÎLER]]></category>
		<category><![CDATA[JOHN MEARSHEIMER]]></category>
		<category><![CDATA[KAAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[KUZEY ATLANTİK ANTLAŞMASI ÖRGÜTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NORTH ATLANTIC TREATY ORGANIZATION]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST MASONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[STEPHEN WALT]]></category>
		<category><![CDATA[SYKES-PICOT]]></category>
		<category><![CDATA[THE AMERİCAN ISRAEL PUBLIC AFFAIRS COMMITTEE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=761</guid>

					<description><![CDATA[2016 yılı başında Arap yazarlar arasında sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim, kolaylıkla okunması için uygun ara başlıklar eklediğim- dördüncü ve son bölümünü okurların ve özellikle yönetim kademelerinde görevli ilgililerin dikkatine sunuyorum. Yazarın müstear isim kullanması, deşifre ettiği küresel şer düzeninin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2016 yılı başında Arap yazarlar arasında sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim, kolaylıkla okunması için uygun ara başlıklar eklediğim- dördüncü ve son bölümünü okurların ve özellikle yönetim kademelerinde görevli ilgililerin dikkatine sunuyorum.</p>
<p>Yazarın müstear isim kullanması, deşifre ettiği küresel şer düzeninin hışmından korunma tedbiri olarak düşünülürse mazur görülebilir. Ancak -yer yer kendisinin de vurgulamak zorunda kaldığı üzere- abartılı ifadeleri ve “İslam’a ve Müslümanlara savaş açmış olan ülkeler kıyamete kadar düşman kalmaya devam edeceklerdir.” vb. aşırıya kaçan yargıları olduğunu da gözden kaçırmadan kitapçığın asıl amacına odaklanıp hızla yaklaşan Türkiye savaşına karşı acil tedbirler almak icap etmektedir.</p>
<p>Yaklaşan yangını yüksek sesle duyurmak ve gereken tedbirlerin ivedilikle alınmasına dikkat çekmek maksadıyla -halihazırda elimden gelen metin çevirisi olduğu için- bu yolla görevimi yapmak ve ülkenin selametine bir nebze de olsa katkı yapmak istedim.</p>
<p><strong>Siyonist Masonların Tuzaklarını Fark Edebilmek</strong></p>
<p>“Tilkinin bir dine (değerler sistemine) sahip olduğunu zannedenler yanılmaktadır. Tarihi çok iyi okumamız gerekmektedir. Aynen Batılıların tarihi çok iyi okuması gibi. Muhammed aleyhisselama vahiy geldiğinden bu yana İslam’a ve Müslümanlara savaş açmış olan ülkeler kıyamete kadar düşman kalmaya devam edeceklerdir. Zira bu ülkeler, içlerine derin politik ve finansal kökler salmış olan <strong>siyonist masonların tuzaklarıyla</strong> kontrol edilmeye mahkûmdur. Ancak bu ülkelerin halkları, gece gündüz demeden yalan ve iftira yayan, hakikati sahte, güzeli çirkin gösteren <strong>güçlü medya makineleri sayesinde</strong> neredeyse hiç yok gibidirler. Beni gerçekten güldüren şey ise bu halkların gerçek demokrasiden yararlandıklarını ve kendi politikacılarını istedikleri gibi seçtiklerini zannetmeleridir. Oysa bu, mahzâ bâtıl (boş ve hükümsüz) bir inanıştan başka bir şey değildir.</p>
<p>Burada hiçbir kısıt koymadan meydan okuyorum! Mesela Amerika’da başkanlık için yola çıkan hangi aday, AIPAC<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> tarafından <strong>adaylığına onay verilmedikçe</strong> Beyaz Saray’a hangi plan sayesinde girebilir? Bu ancak o adayın kendisine bu örgüt tarafından dayatılan sadakat yeminini etmesi ve onlara gözü kapalı itaat etmeyi taahhüt etmesinden sonra mümkün olabilir.</p>
<p><strong>Coğrafyamızın Yeniden Daha Küçük Parçalara Bölünmesine Müsaade Etmemek</strong></p>
<p>Bölgemiz için çizilen ve yukarıdan beri anlatageldiğim plan gerçekten <strong>çok tehlikeli ve korkunç</strong> bir plandır. Bunlar, Sykes-Picot Anlaşması’yla<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> bölünmüş olan coğrafyamızı yeniden bölmek, parçalanmış olan birliğimizi <strong>çok daha küçük parçalara ayırmak istiyorlar!</strong> Üzerinden tam 100 yıl geçmiş olan eski Sykes-Picot’tan daha zorlu yeni bir Sykes-Picot’u hayata geçirmek derdindeler!</p>
<p>İsrail’in hayalini kurduğu <strong>Fırat’tan Nil’e uzanan</strong> farazi devletin gerçekleşmesi, (DAİŞ gibi bir örgüt olmadan) mümkün olmayacaktır. Bu zalim insanların karanlık odalarındaki haritalarda <strong>Türkiye</strong> üç devletçiğe bölünmüştür: Sünni, Alevi ve Kürt devletçikleri!</p>
<p>Bunu başarmak için önce <strong>Irak</strong>’ı üçe bölmekle başlamak gerekiyordu: Güneyde İran’a peşkeş çekilen bir Şii devletçiği, kuzeyde Türkiye’de kurulması tahayyül edilen Kürt devletçiğinin uzantısı niteliğinde bir Kürt devletçiği ve üçüncüsü de Irak’ın orta yerinde oluşturulacak DAİŞ yönetiminde bir Sünni devletçiği. Daha sonra İsrail’in meşru bir gerekçeyle ele geçirip kendi topraklarına katacağı göstermelik bir devletçik!</p>
<p><strong>DAİŞ’in Coğrafyamızı Parçalamak Maksadıyla Nasıl Kullanıldığını Görebilmek</strong></p>
<p>Daha sonra <strong>Suriye</strong> dört devletçiğe bölünecekti: Birincisi; kuzey ve kuzeydoğuda, Irak’taki Kürt devletçiğinin bir uzantısı olacak şekilde bir Kürt devletçiğidir. İkincisi; Suriye’nin kuzey ve kuzeybatısında kurulacak Safevi devletçiğidir. Kuzeybatı sahillerine doğru uzanan bu devletçik Türkiye’de kurulmak istenen Alevi devletçiğine bitişecektir. Üçüncüsü; güneyde, işgal altındaki Cûlân’ı ve uzantısı olan Havran Ovası’nı kapsayan ve daha sonra İsrail devletine katılacak olan bir Dürzi devletidir. Ortada kalan Sünni merkez devletçik ise İsrail’in dilediğinde çatışmalarla parçalayıp işgal edebileceği kadar zayıf bir yapı olacaktır!</p>
<p>Ardından <strong>Mısır</strong> üçe bölünecektir: İlki Sina’yı boydan boya kapsayan ve Nil’e bitişen DAİŞ devletçiği. Bu plan İsrail’e, bölgeyi terörden temizlemek gerekçesiyle tüm bölgeyi işgal etme meşruiyetini de sağlayacaktır. Bunun dışında sürekli birbiriyle boğuşan iki devletçik daha kurulacaktır, biri Sünni diğeri de Kıpti olmak üzere…</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’a gelince, orası da aynı şekilde üç devletçiğe bölünmüş olacaktır: Birincisi; kuzey ve kuzeydoğuda Yemen sınırına dayanan ve Kuzey Yemen’de kurulmak istenen Hûsî devletçiğine ve Irak’ın güneyinde kurulmak istenen devletçiğe de bitişen bir Şii devletçiğidir. İkincisi; ortada bir Sünni devletçiği, üçüncüsü de Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere bölgelerini kapsayacak olan, uluslararası vesayet altında kalmaya mahkûm bir devletçik!</p>
<p>Taksim planının tek istisnası <strong>Ürdün</strong>’dür. Çünkü işgal altındaki Filistin’de kalan Filistinlilerin sığınmak için zorlanacağı tek yer burası olacaktır!</p>
<p>Bu plan, İran’ın önderliğinde Şii, Kürt ve Alevi milisler ile bu amaç için üretilen DAİŞ militanlarınca gerçekleştirilecektir. İsrail’in komuta edip yönlendirdiği NATO<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> ülkeleri de bunlara hava desteği sağlayacaktır. Rusya’ya, aptal Rus ayısına gelince, onların Türkiye savaşına çekilmesi de Safevi İran tarafından sağlanacaktır. Aynen Suriye halkı aleyhine, daha önce de Afgan halkı aleyhine yürüttüğü savaşlarda başvurduğu mantıkla bu sefer de Türkiye savaşına katılacaktır.</p>
<p><strong>Karanlık Odalarda Çizilen Taksim Planlarına Pabuç Bırakmamak</strong></p>
<p>Türkiye savaşı kaçınılmaz olarak gelmektedir! Andolsun ki bunu apaçık görebiliyorum! Ancak bu bağlamda ortaya çıkan <strong>büyük soru</strong> şudur: Müslümanlar olarak, bizim için hazırlanan bu korkunç plan karşısında yok olmaktan kurtulmak için <strong>ne yapabiliriz</strong>?</p>
<p>Ayakta kalan Arap rejimleriyle halkları arasındaki <strong>açıklık ve şeffaflığın sağlanması </strong>kaçınılmaz ve kesin bir ihtiyaçtır. Halklar kaynıyor ama rejimler aptalca davranarak bunu görmezden geliyor! Arap rejimlerinin Amerika’ya ve Batı’ya mutlak bağımlı halde devam etmesi büyük bir vebaldir. Safevi İran’ın paralı askerleri topraklarını ele geçirdiği zaman Amerika’nın endişelerini ifade etmesi mevcut Arap liderlerine hiçbir yarar sağlamayacaktır!</p>
<p>Arap rejimlerinin kendilerine ‘İslamcılar’ denen insanlarla ilişkilerini gözden geçirmeleri ve onlara karşı <strong>anlamsız düşmanlıklarına</strong> son vermeleri gerekmektedir. Zira taşıp gelen Safevi akını karşısında ilk kalkan görevi görecek olan İslamcılardır.</p>
<p>Arap rejimleri ivedilikle güçlü İslami ittifaklar kurmaya ve <strong>ortak savunma anlaşmaları</strong> yapmaya başlamalıdır. Özellikle de Türkiye ile bu anlaşmaları yapmalıdırlar. Zira çok yakın bir gelecekte kendilerini aynı siperde bir arada bulacaklardır…</p>
<p>Burada, daha ne kadar süreyle yanlış yerlere milyarlar harcayacağımızı sorgulamak üzere geriye gidip kitabın başında bahsettiğim Amerikan subayını hatırlatmak istiyorum. Arabıyla Türküyle biz Müslümanlar, Batı halklarına hitap eden ve gerçekleri onlara olduğu gibi aktaran <strong>dev medya platformları</strong> kuramaz mıyız?</p>
<p>Toprağımızı, dinimizi ve namusumuzu savunmak için vereceğimiz savaşta muzaffer olmamızın başka yolu yoktur. <strong>İnsanlık vicdanı</strong> coğrafyaya göre farklılık göstermez. Batı ülkelerinin siyasetlerini ancak kendi halkları aracılığıyla değiştirebiliriz. Arap ekonomileri daha ne zamana kadar petrol veya gaz gibi <strong>tek bir ticari metaa bağımlı</strong> hizmet ekonomileri olarak devam edecek?!</p>
<p>Ekonomilerimiz, halkları için <strong>gıda güvenliği</strong>ni sağlayan üretken ekonomilere ne zaman dönüşecek? Kendi silahlarımızı ne zaman kendimiz yapmaya başlayacağız?</p>
<p>Dans ve süfli eğlence yayınları yapan uydu kanalları yerine ne zaman bilimsel <strong>araştırma merkezleri</strong> kuracağız? Âlimlerimizi ve aydınlarımızı tutuklayıp hapislere tıkmak yerine ne zaman onları onurlandırmaya başlayacağız? <strong>Kendi aramızda</strong> ne zaman <strong>sulh</strong> yapacağız ve ne zaman aramızdaki bağları güçlendireceğiz? Yöneticiler yüzünden ülkelerimizden nefret etmek yerine ne zaman vatanlarımızı sevmeye başlayacağız? Servetimizi ecnebi bankalarında biriktirmek yerine ne zaman <strong>Müslüman ülkelerde yatırım</strong> yapmaya başlayacağız?</p>
<p>İşte bu şekilde, ancak bu şekilde yaklaşan savaşı Allah’ın izniyle kazanacağız ve Türkiye bu zaferin odak noktasını oluşturacak…</p>
<p>Bu kitapçık Allah’ın izniyle burada tamamlanmıştır.”</p>
<p>*******</p>
<p>Türkiye’de merhum Başbakan Prof.Dr. Necmettin Erbakan Hoca’dan başlayarak eski ve yeni birçok siyasetçi başta olmak üzere asıl hedefin Türkiye olduğunu bilen çok sayıda insanımızın varlığından yazarın haberdar olduğu satır aralarından okunabilmektedir. Ancak yine kitapçığın bütününden önümüze kocaman bir soru çıkmaktadır. Cevaplanması zor bu yakıcı soruyu yazar adına ben kendi kelimelerimle tevcih etmiş olayım:</p>
<p>Peki, siz Türkiye yönetimi ve halkı olarak bu ince elenip sık dokunmuş menfur yıkım projesi karşısında hangi <strong>mücadele planını</strong> hazırladınız? Yaklaşan kaçınılmaz Türkiye savaşı için yeterli siyasi, diplomatik, ekonomik, askerî ve en önemlisi de psiko-sosyal savunma sistemini oluşturabildiniz mi? Devlet yapılanmanız ve sosyal bünyeniz bu denli zorlu bir savaşa <strong>mukavemet edebilecek düzeyde</strong> sağlıklı ve güçlü müdür?</p>
<p>Rabbim bizleri tüm vatandaşlarımızı kucaklayan gerçek bir birlik ve beraberlik kurmaya, mukavemetimizi güçlendirerek saldırıları kolaylıkla bertaraf etmeye, Müslüman toplumlar başta olmak üzere dünyadaki tüm mazlumların umudu olan güzel Türkiye’mizi elbirliğiyle salimen ileriye götürmeye muvaffak eylesin.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Resmî internet sitesinde yer alan bilgilere göre AIPAC: The American Israel Public Affairs Committee: Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi, yüz binden fazla üyesi bulunan, ABD-İsrail ilişkilerinin düzenlenmesinde, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin derinleştirilmesinde ve ortak askerî programların gerçekleştirilmesinde önemli etkilere sahip bir kuruluştur. Washington DC’de Isaiah L. Kenen tarafından 1951’de kurulan kurum milyonlarca dolar bütçeyle lobi faaliyetlerini yürütmektedir. ABD’de lobicilik yapan Yahudi kuruluşlarının çatı örgütü olarak da nitelendirilen AIPAC, temel amacını; “Amerikan desteğinin devam etmesini sağlamak suretiyle <strong>İsrail’in güvenliğini teminat altına almak</strong>” şeklinde tanımlamaktadır. Bu bağlamda örgüt, İsrail’i doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren yıllık ortalama 100 yasa taslağının hazırlanmasında ya da bu maksatla siyasi girişimde bulunulmasında etkili olmaktadır.</p>
<p>Burada yazarın bir vurgusunu doğrulayan şu iktibası yapmakta fayda görüyorum: “The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy (İsrail Lobisi ve Amerikan Dış Politikası)” isimli kitabın yazarları John Mearsheimer ve Stephen Walt, AIPAC’in sadece “İsrail yanlısı” değil, düpedüz “İsrail’in lobisi” olduğunu ifade etmektedir. Yazarlardan Mearsheimer’a göre, Beyaz Saray’ın yeni patronu kim olursa olsun, ABD’nin İsrail politikası kesinlikle değişmeyecektir: “Hiçbir Amerikan Başkanı İsrail’e baskı yapamaz. Bunun nedeni de İsrail lobisidir… Bu durumda Ortadoğu’da bir barış anlaşması imzalanması imkânsızdır.” (https://www.dw.com/tr/yahudi-lobisi-abdde-ne-kadar-etkili/a-3323396). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Sykes-Picot Anlaşması; 16 Mayıs 1916 tarihinde Londra’da imzalanan gizli bir antlaşmadır. İngiliz ve Fransız dillerinde hazırlanmış olan antlaşma, Osmanlı Devleti’nin Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasındaki topraklarını paylaşma konusunda iki ülkenin mutabakatını kayıt altına almaktadır. Antlaşma, Fransa adına imza atan François Georges Picot ile İngiltere adına imza atan Sir Mark Skyes’ın soy isimleriyle anılmaktadır. ‘Böl ve yönet’ taktiğinin başarılı(!) bir uygulaması olan antlaşmanın derin etkileri aradan geçen yüzyıla rağmen devam etmektedir. (<a href="https://antlasmalar.com/sykes-picot-antlasmasi/">https://antlasmalar.com/sykes-picot-antlasmasi/</a>, 18.07.2017). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> NATO: North Atlantic Treaty Organization (KAAÖ: Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 4 Nisan 1949’da Amerika’da Washington DC’de 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması’na dayanarak kurulan ve farklı dönemlerde 17 ülkenin daha katılmasıyla büyüyen uluslararası askerî ittifak örgütüdür. Açıklanan amacı; üye ülkelerden herhangi birinin toprak bütünlüğüne, siyasi bağımsızlığına ya da güvenliğine yönelik dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı ortak savunma yapmaktır. Genel merkezi Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulunan küresel örgüt, İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra Sovyetler Birliği’ne karşı Avrupa’nın güvenliğini korumak için Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde kurulmuştur. İlk askerî tecrübesini Kore Savaşı’yla yaşayan NATO’ya üye ülke sayısı; Amerika, İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, İtalya, Yunanistan, Kanada ve diğerleriyle birlikte 28’e ulaşmaktadır. 1950 yılında Kore’ye asker gönderdikten sonra 1952 yılında üye olan Türkiye, örgütün tek Müslüman üyesidir.</p>
<p><a href="https://www.dunyaatlasi.com/nato-nedir-ne-zaman-kuruldu-turkiye-ne-zaman-uye-oldu/">(https://www.dunyaatlasi.com/nato-nedir-ne-zaman-kuruldu-turkiye-ne-zaman-uye-oldu/</a>, 09.10.2017). (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iv/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (III)</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iii/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Sep 2018 22:11:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞDADİ]]></category>
		<category><![CDATA[BARACK OBAMA]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ ÇEKİRGELER]]></category>
		<category><![CDATA[CIA]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[DERSAADET]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[HAFIZ ESET]]></category>
		<category><![CDATA[HİLLARY CLİNTON]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD]]></category>
		<category><![CDATA[ISIS]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂMÎ HİLÂFET]]></category>
		<category><![CDATA[KASYUN]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[LONDRA LOCASI]]></category>
		<category><![CDATA[MARCA]]></category>
		<category><![CDATA[MESUT AYAR]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[NEW YORK LOCASI]]></category>
		<category><![CDATA[PARİS LOCASI]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAM ELEKTRİKLİ TRAMVAY HATTI]]></category>
		<category><![CDATA[ŞÂM-I ŞERÎF]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[TAMPON BÖLGE]]></category>
		<category><![CDATA[UÇUŞ YASAĞI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=759</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim- üçüncü bölümünü okurlarımın ve özellikle ülke yönetimini deruhte eden ilgililerin dikkatine sunuyorum: Yakın Tarihimizdeki Hatalardan Ders Çıkarabilmek İşin en garip yanı şu ki, Arap dünyasındaki çoğu siyasetçi bu gerçeği [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla <strong>2016</strong> yılı başında Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim- üçüncü bölümünü okurlarımın ve özellikle ülke yönetimini deruhte eden ilgililerin dikkatine sunuyorum:</p>
<p><strong>Yakın Tarihimizdeki Hatalardan Ders Çıkarabilmek</strong></p>
<p>İşin en garip yanı şu ki, Arap dünyasındaki çoğu siyasetçi bu gerçeği bilmiyor ya da bilmezden geliyor. Daha da kötüsü biz bunların bazen bölgemiz için çizilen çirkin plana katkı verdiğini görüyoruz. Buradaki asıl büyük ironi, (Arap siyasetçilerin) İran’ın genel anlamda Sünnilerle özellikle de devrime omuz verenlerle ilgili tamahkâr isteklerinden ve kendilerine komplo kurmasından korkuya kapılmalarıdır. Böylece bir yandan yapayalnız bırakarak perişan duruma düşürdükleri (Sünni kardeşlerinin) diğer yandan ülkelerinde iktidara gelmelerinden korktukları için öldürülmelerini de meşru gösteriyorlar! Zira âdil bir yöneticinin herhangi bir Arap ülkesinde iktidara gelmesi, diğer birçok Arap ülkesinde <strong>koltukların sallanmasına</strong> yol açacaktır. İşte bu yüzden Arap rejimlerinin büyük çoğunluğu Arap Baharı devrimlerini desteklemeye soğuk bakmakta, bazı şehirler binlerce varil bombası patlatılarak yerle bir edilirken ve yüzbinlerce masum hayatını kaybederken, bir o kadarı da dünyanın dört bir yanına dağılırken sessiz kalmaktadırlar!</p>
<p>Araplar <strong>tarihi çok iyi okumalı</strong> ve hatalarından ders çıkarmalıdırlar. Yakın tarihi yeniden inceleyip geçen yüzyılın başında Osmanlılara karşı ayaklanmalarını kışkırtan Batılı sömürgeci güçlerin kendilerini birlik ve bağımsızlık vaatleriyle nasıl aldattıklarını hatırlamalarıdırlar.</p>
<p>Sonuç, parçalanma ve güçsüz düşmek olmuştur! Arap anavatanı çok sayıda devletçiklere bölünmüştür. Esasen bu devletçiklerin çoğu genel manada bir devletin ana unsurlarından hiçbirine de sahip değildir.</p>
<p>Ardından <strong>tek tek yutulmaları</strong> aşaması gelmiştir. Bir kısmı ordularla bir kısmı da ordu bile gelmeden işgal edilmiş ve bugüne kadar süregelen vesayet yönetimleri dayatılmıştır!</p>
<p><strong>Arap Toplumlarındaki Olumsuz ‘Osmanlı’ İmajını Düzeltebilmek</strong></p>
<p>Bu bağlamda ortaokul öğrencisiyken “Osmanlılar” diye isimlendirilenlere karşı sınırsız bir nefretle dolu olduğumu hatırlıyorum. Bu nefret, Suriye’de halen devam etmekte olan müfredat yoluyla kalbime yerleştirilmişti.</p>
<p>Bu bakış açısıyla Osmanlılar hakkında yazılanların mahza yalan olduğunu gençlik yıllarımda keşfedememiştim. Osmanlılar hakkında bu çirkin yaklaşımlardan uzak yaklaşımlarla yazılan eserleri okumaya başladığımda karşıma devasa bir soru çıkmıştı: Bu denli şaibeli bir müfredatın hazırlanması tesadüf olabilir miydi? Yoksa uygulaması ülkemizdeki Hafız Eset gibi mason ajanları tarafından gerçekleştirilen önceden çizilmiş bir planın parçası mıydı!</p>
<p>Peki bu kafasız adam kimin maslahatı uğruna tarihi bu denli çirkin şekilde tahrif etmişti? Osmanlıların onca hayırlı hizmetleri kimin menfaati gözetilerek tüm kuşakların gözünde çirkin gösterilmişti! Kanaatimce bu sorunun cevabını, Osmanlıların Filistin’i ülke toprağının tüm altınları karşılığında siyonistlere satmayı reddettiğini gösteren onurlu tarihî bir vesikada gayet kolay şekilde buluyoruz.</p>
<p>Sadece tuhaf olduğu için size bu bağlamda bahse değer bir hikâye anlatacağım. İnşaat mühendisliği okumak için Şam’a, üniversiteye geldiğimde, daha ilk dönemde ağır bir alerjik hastalığa yakalanmıştım. Doktorlar bana aşırı hassas olduğumu, bu alerjiye araba egzozlarından çıkan siyah dumanın neden olduğunu söylediler. Toplu taşıma araçlarından, özellikle de “beyaz çekirgeler” diye adlandıran küçük beyaz minibüslerden uzak durmam gerektiğini tembihlediler. Bu minibüslerin büyük çoğunluğu dizel yakıtla çalışıyordu. Toplu taşıt aracı olarak bunların kullanılması, Kasyun’un yüksek tepelerine varana kadar Şam semasının siyah bir bulutla kaplanmasına yol açıyordu. O yıl Marca bölgesinde tatlı satan dükkânlardan birine girmiştim. Dükkânın sahibi, aynen Şam gibi oldukça yaşlı bir adamdı. Hemen arkasında eski Şam’ın yıllar önceki halini gösteren büyük bir resim asılıydı. Kendi dükkânının da göründüğü bu resimde asıl dikkatimi çeken şey, dükkânın önünden geçen ve içi insanlarla dolu <strong>Dımaşk (Şam) Metrosu</strong>’nun<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> fotoğrafı olmuştu. Muhterem ihtiyara bu fotoğrafın göründüğü gibi gerçek bir fotoğraf olup olmadığını sordum. O tarihlerde Şam’da metro var mıydı, dedim. Muhterem ihtiyar derinden iç çekti ve Osmanlılara hayır dua ettikten sonra bana merhum babasıyla birlikte her gün evlerine bu metroyla nasıl gidip geldiklerini anlattı. Ardından “beyaz çekirge”lere ve onları getirenlere lanet etti. Belki de ihtiyarın bu laneti, hikâyeyi bütünüyle özetliyordu…</p>
<p><strong>“İslâmî Hilâfet” Kurumunu Lekelemelerine İzin Vermemek</strong></p>
<p>Hafız Eset rejimi gibi küresel masonizmle ilişkili rejimler, tarihi çarpıtma ve bozma konusunda başarılı olmuştur. Zira bu amaç uğrunda kendilerine bahşedilen(!) devletin bütün imkânlarını seferber etmişlerdir. İnancım odur ki, bu projenin asıl amacı, merkezî bir İslam devleti ya da İslamî Hilafet mefhumuna ilişkin <strong>derin bir nefreti</strong> insanların kalplerine kalıcı şekilde yerleştirmektir! Nitekim İslamî Hilafeti insanların gözünde karanlık bir tablo olarak mutlaklaştırmak için, bu rejimlerin istihbarat örgütlerinin destekleriyle Bağdadi gibi toplum atıkları ‘İslam Halifeliği’ni ilan etmeleri şartıyla hapishanelerden çıkartılmış, ciddi miktarda para ve silah desteği sağlanarak ‘Hilafet’ mefhumuna leke sürülmüştür. Daha iki yıl önce (2014’te) hiç olmayan DAİŞ (IŞİD) adında bir örgüt bir anda ortaya çıkmış ve toplumlarımızın güvenliğini ve istikrarını tehdit etmeye, insanımızın uykusunu kaçırmaya başlamıştır.</p>
<p>Suriye, Rus, İran ve Irak istihbarat teşkilatları bu örgütü birlikte üretmeyi başarmıştır. Bu girişim elbette İsrail’den Mossad’ın, Amerika’dan da CIA’nın yaktığı yeşil ışıktan sonra gerçekleşmiştir. <strong>ISIS</strong> kısaltması, DAİŞ (<em>Dewletu’l-İslâm fi’l-İrâqi we’ş-Şâm</em>: IŞİD: Irak ve Şam İslam Devleti) kısaltmasının İngilizce karşılığı olarak kullanılmaktadır. İşin garibi bu aynı zamanda İsrail Gizli İstihbarat Servisi’nin de (ISIS: Israeli Secret Intelligence Service) kısa adıdır. Bu kısaltmanın açılımını çevirdiğimizde DAİŞ’in isminin bile açıkça kime hizmet ettiğini gösterdiğini söyleyebiliriz. Zaten Hillary Clinton, CIA aracılığıyla DAİŞ’in oluşturulmasına destek verdiklerini açıkça itiraf etmemiş miydi?!<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>DAİŞ adı verilen bu denli şaibeli bir örgütün büyük bir hızla ortaya çıkarılması, çeşitli <strong>stratejik hedeflere ulaşmak</strong> için böyle bir örgütün mutlaka gerekli olmasından kaynaklanıyordu.</p>
<p>DAİŞ gibi bir örgüt olmadan, İsrail’in hoşnut olduğu Suriye’de Eset, Irak’ta ise Maliki rejimlerinin devamı için meşruiyet zemini sağlanamayacaktı. DAİŞ olmadan Sünnilerin öldürülmesi ve yerlerinden edilmesi meşruiyet zemini kazanamazdı! Keza DAİŞ olmaksızın İslamî Hilafet kurumunu insanların gözünde korkunç bir tablo şeklinde sunma projesini tamamlayamazlardı!</p>
<p><strong>Türkiye’yi Bölme Planına Geçit Vermemek</strong></p>
<p>Tüm bunlardan çok daha önemli stratejik bir başka hedef ise <strong>Türkiye’yi kuşatmak</strong> ve bölünmesine zemin hazırlamak üzere ulusal güvenliğini tehdit etmektir. Buradaki yaman ironiyse Türkiye’yi zora sokmayı ve bölmeyi planlayanların, aynı çatı altında -üç mason locasına; Londra Locası, New York Locası ve Paris Locasına mahkûm olan- NATO örgütünde) birlikte bulunmalarıdır. Şahsen ben, Türkiye’nin bu ittifaka katılımını kuzunun kurt sürüsüne katılmasına benzetiyorum.</p>
<p>Burada tarihe not düşüyorum: <strong>NATO ülkeleri</strong>, yaklaşmakta olan kaçınılmaz savaşta <strong>Türkiye’nin en büyük düşmanları</strong> olacaktır! Üstelik bunu Türkiye ile imzalanan ortak savunma anlaşmalarında yer alan sinsi yalanlarına rağmen yapacaklar!</p>
<p>Bazılarınız beni saçmalamakla suçlayacaktır, zararı yok. Ancak beni suçlayanlara, Suriye devriminin beş yılı boyunca bu NATO ülkelerinin tutumlarını derinlemesine düşünmelerini ve analiz etmelerini rica ediyorum.</p>
<p>Bu ülkelerin Suriye halkına ve en önemli destekçilerine alenen yalan söylediklerini göreceklerdir. Burada özellikle Türkiye’yi kast ediyorum tabii ki. Sürüncemede bırakma, erteleme ve çatışma yönetimi taktikleriyle Türkiye’nin 850 kilometrelik güney sınırı, DAİŞ, Safevi ve Kürt milisleriyle doldurulmuştur. Bu da Türkiye’nin ulusal güvenliğine karşı en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Türkiye’de üç milyondan fazla Suriyeli mültecinin varlığı sonucunda ülkenin sırtına yüklenen ağır ekonomik külfetten hiç bahsetmiyorum bile.</p>
<p>Şayet NATO ülkeleri Suriye’de krizin başlangıcından itibaren Türkiye tarafından talep edilen <strong>tampon bölge</strong> kurulmasına izin vermiş olsaydı bunca kötü hadise hiç yaşanmazdı. Ama onlar yukarıda izah ettiğim önceden çizilmiş planı uygulamaya devam ettikleri için bu talebi şiddetle reddettiler. Güvenli bölge oluşturulması ve sivilleri bombardımandan korumak için <strong>uçuş yasağı konulması</strong> talebini asla kabul etmediler. Aksine sudan bahanelerle rejimin ve Rus uçaklarının Sünni şehirlerde insanların evlerini başlarına yıkmaları için mutlak özgürlük verdiler! Peki onların bakış açısına göre bunun neresinde hata var? Öldürülenler ve yerinden edilenler Sünniler olduğu müddetçe bunda (onlara göre) yanlış bir şey yoktur!&#8230;</p>
<p><em>Devam edecek… </em></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Arapça metinde metro kelimesi kullanılmışsa da bahsi geçen konu Sultan II. Abdülhamid döneminde hizmete alınan Şam elektrikli tramvay hattıdır. XIX. yüzyılın ortalarından itibaren yapılan önemli yatırımlarla yeni bir çehreye kavuşmaya başlayan Şam, XX. yüzyıl başlarında 150 bine ulaşan nüfusuyla Osmanlı Devleti’nin en büyük şehirlerinden biri ve canlı bir ticaret merkezi hâline gelmişti. 1907 yılında resmî açılış yapılarak hizmete alınan tramvay hattıyla Osmanlı topraklarında ilk kez elektrikli tramvaya ve elektrikli aydınlatmaya sahip olan şehir Şâm-ı Şerîf olmuştur. Başkent Dersaadet’te elektrikli tramvay bu tarihten yedi yıl sonra 1914’te hizmet vermeye başlamıştır. Daha geniş bilgi için bakınız:</p>
<p>Mesut Ayar; “<strong>Şam’da Elektrikli Tramvay ve Şehir Aydınlatması</strong>”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, Yıl: 2013, Sayı: 29, s. 107-144. (F. Güngör).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Amerika’nın DAİŞ’in kuruluşunda dahli olduğuna ilişkin çok sayıda haber ve analiz yayınlanmıştır. Örnek olarak adaylık döneminde şimdiki ABD Başkanı Donald Trump’ın eski başkan Barack Obama ile eski dışişleri bakanı Hillary Clinton’ı IŞİD’in kurucu ortakları olarak suçladığı şu haberi örnek olarak gösterebiliriz:</p>
<p><a href="https://www.bbc.com/turkce/37049472">https://www.bbc.com/turkce/37049472</a>, 11.08.2016. (F. Güngör).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-iii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (II)</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-ii/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-ii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Sep 2018 10:03:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALEVİ-SÜNNİ ÇATIŞMASI]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BAASÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ ÖKÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[CONDOLEEZZA RICE]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ (IŞİD)]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH SULTAN MEHMET]]></category>
		<category><![CDATA[FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Halep]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. HALİD]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN İSLAM DEVRİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSRAİL BÜYÜKELÇİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRT MİLİSLER]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[NÂSIRCILAR]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[SAFEVİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELAHADDİN EYYÜBİ]]></category>
		<category><![CDATA[sünni]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE-SURİYE SINIRI]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇ ÖKÜZ HİKÂYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[WASHINGTON POST]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ ORTADOĞU PROJESİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=754</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim- ikinci bölümünü birlikte okuyalım: Düşman Devletçiklerle Kuşatılmamıza İzin Vermemek Haklı olarak bazılarınız kitapçığın ilk bölümündeki sözlerimi garipseyerek Türkiye’yi bölme planının nasıl gerçekleşeceğini sorgulayacak, bazılarınız da yazdıklarımı onaylanması zor abartılı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla <strong>2016</strong> yılı başında Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı Arapça kitapçığın -elzem ve yararlı görerek Türkçeye çevirdiğim- ikinci bölümünü birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Düşman Devletçiklerle Kuşatılmamıza İzin Vermemek</strong></p>
<p>Haklı olarak bazılarınız kitapçığın ilk bölümündeki sözlerimi garipseyerek Türkiye’yi bölme planının nasıl gerçekleşeceğini sorgulayacak, bazılarınız da yazdıklarımı onaylanması zor abartılı sözler olarak değerlendirecektir. Ama ne yazık ki, bu tespitlerim gerçeğin tâ kendisidir.  İsterseniz Türkiye’nin çevresinde -özellikle Suriye ve Irak’ta- neler olup bittiğine bir bakalım. Bu iki büyük Arap ülkesinin taksim planı çoktan başlamış bile. Bu aşamada istenen şey, Türkiye’yi -istikrarsızlaştırmak amacıyla- düşman ülkeciklerle çepeçevre kuşatmaktır. Bu ise Türkiye’yi bölme projesinin ilk adımıdır.</p>
<p>Buyurun beraberce tahayyül edelim: Türkiye-Suriye sınırı boyunca <strong>üç devletçik</strong> kurulacak olsa durum ne olur? Kürt devletçiği, Daiş (Işid) devletçiği ve İran tarafından yönlendirilen, başkenti Halep olan bir Safevi devletçiği… Böyle bir yapılanma, Irak’taki muadillerinin bir uzantısı şeklinde gelişebilir. Nitekim Irak’ın güneyinde Safevi devleti, kuzeyinde ise Kürt devleti kurularak merkezi de dilediği gibi at koşturması için Sünni Daiş örgütüne verilmek istenmektedir. Onlar çok iyi bilmektedir ki bölgede kurulmak istenen tüm bu devletçiklerin, Türkiye’de yaşayan, tüm vatandaşlık haklarından serbestçe yararlanan <strong>destekçileri</strong> mevcuttur. Evet, Türkiye benzersiz bir demografik yapıya sahiptir. Ancak ülkenin bu özelliği taksim planlarına hizmet edebilecek son derece yüksek bir riski de bünyesinde barındırmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye-İran Savaşına Sürüklenmekten Korunabilmek</strong></p>
<p>Tarih kendini tekrar edecek ve Osmanlı-Safevi savaşı kaçınılmaz olarak tekrar gelecektir. Ancak bu sefer son derece şiddetli ve ziyadesiyle acı verici olacaktır.</p>
<p>Amerika ve Avrupa, en sadık takipçilerini -İran Şahı’nı kastediyorum- kurban vermiştir. Bu fedakârlık aslâ tesadüfi değildi. Aksine, Osmanlı-Safevi çatışmasının bölgeye geri gelmesi için büyük bir özenle hazırlanmış bir planın gereğiydi. Kimse bana, -Şahlar Şahı’nın tahtının enkazı üzerinde Safevi yönetimini devralması için- Humeyni’yi Fransa’dan İran’a taşıyan uçağın, Batı Siyonizminin rızası ve muvafakati olmadan Paris semalarında uçtuğunu söylemesin. Emperyalist yayılmacı hayalleriyle birlikte İran’daki Safevi devletinin geri dönüşü, İran Şahı’nın orada burada Amerika ve Batı’ya sunmuş olduğu hizmetlerden çok daha büyük öneme sahipti. Fiilen gerçekleşen işte budur.</p>
<p>İran’da “İslam devrimi” diye adlandırılan olay, -milliyetçilerin vehimlerinden, Baasçıların yalanlarından, Nâsırcıların hayal kırıklıklarından ve Komünistlerin acımasızlığından bunalmış olan- çok sayıda Arap aydınını aldatmıştı. Bu yüzden devrimi olanca güçleriyle desteklemişler, bunu kurtuluş olarak görmüşlerdi. Zira Tahran’ın göbeğindeki İsrail Büyükelçiliğinin söküp atıldığını<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>, buna mukabil Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ait ofislerin açıldığını görünce yeni bir şafağın eşiğinde oldukları zehabına kapılmışlardı.</p>
<p>Ama ne yazık ki, gecikmeli de olsa bu devrimin Arap dünyasına nüfuz etmek için bir Truva atı olduğunu ve Safevi Fars İmparatorluğu rüyasını gerçekleştirmek arzusuyla böyle davrandıklarını keşfettiler. Şii mezhebinin bu amaca ulaşmak için bir geçiş köprüsü olarak kullandığını anladılar. Asıl büyük felaketin ise Arap’ın Arap kardeşini İran hançeriyle öldürdüğü iç savaşlarla Arap toplumunun <strong>sosyal dokusunun parçalanması</strong> olduğunu idrak ettiler.</p>
<p>Nihayetinde Humeyni’nin tekrar tekrar vurguladığı ve ‘Filistin davasına sahip çıkmayan bir İran dış politikasının hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayacağı’ yönünde takipçilerine sürekli hatırlattığı sözün anlamını da iyice kavramış oldular.</p>
<p>Çizilen proje, tüm bölgeyi bütün zenginlikleriyle birlikte üçüncüsü olmayan iki özel gücün önünde boyun eğdirmek ya da üçüncüsü olmayan ve kotarılmak üzere olan bu iki imparatorluğa bütünüyle aktarmaktır. Bunlar, Siyonist İmparatorluğu ile Fars Safevi İmparatorluğu’dur. Bu projenin uygulanmasının önündeki tek engel ise Türkiye’dir.</p>
<p>Türkiye; hacmi, konumu ve uzun bir süredir Müslümanların birliğini sağlayan tarihiyle, bu projenin hayata geçirilmesinde büyük bir engel oluşturmaktadır. İşte bu nedenle Türkiye bölünerek -aynen Arap ülkeleri gibi- hiçbir gücü ve etkinliği olmayan devletçiklere dönüştürülmelidir!</p>
<p><strong>Yıkım Projesinin İlk ve Son Hedefinin Türkiye Olduğunu Görebilmek </strong></p>
<p>Condoleezza Rice’ın duyurduğu “Yeni Ortadoğu Projesi”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> (Allah ebediyen akim kılsın), esasen bir yıkım projesidir. Bu projenin ilk ve son hedefi Türkiye’dir. Ancak Türkiye’yi bölmek hiç de kolay sonuçlandırılacak bir iş değildir. İşte bu yüzden zayıf olanlardan başladılar. Bunu Sudan, Irak, Libya ve Yemen’de açıkça gördük. Şimdi sıranın Suriye’de olduğunu görüyoruz. Projenin ilk aşaması budur. İkinci aşaması ise Suudi Arabistan ve Mısır’ı da kapsayacaktır. Böylelikle projenin, Türkiye’yi bölmeye yeltenecekleri üçüncü ve son aşaması için şartlar hazırlanmış olacaktır.</p>
<p>Birinci ve ikinci aşamalar esnasında, Türkiye’de türlü türlü fitne ateşleri tutuşturmak ve Türk siyaset sahnesinde safları darmadağın etmek için siyasetçilerden uşaklar satın almak; -uzun zaman Türkiye’nin bağrını ateşle dağlayan askerî darbe düzeneğini yeniden kuramadıklarından- büyük önem kazanmaktadır. Kendi ürünleri olan Daiş (Işid) bu aşamada önemli bir rol oynayacak ve Türkiye’nin ülke içi istikrarını şiddetle sarsmak için mızrak ucu olarak kullanılacaktır. Böylece halk, hükümetlerinin zayıf olduğuna ve kendilerini Daiş’in terör eylemlerinden korumaya muktedir olmadığına <strong>ikna edilmek</strong> istenecektir.</p>
<p>Bütün bunlardan çok daha tehlikeli olanıysa Türkiye aleyhine iki ayrı cephede kurgulanan <strong>silahlı çatışmalar</strong>dır. Birinci cephe Kürtlerden gelecek silahlı saldırılardır ki bu zaten yıllardır mevcuttur. Ancak Suriye’nin kuzeyinde bir devletçiğe kavuşacak olurlarsa çok daha şiddetli saldırılar düzenleyeceklerdir. Nitekim bugün, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt milislerin genel olarak Amerika ile Batı’dan özellikle de İsrail’den ne kadar büyük destek aldıkları kimse için meçhul değildir.</p>
<p><strong>Alevi-Sünni Çatışmasına Zinhar Mahal Vermemek</strong></p>
<p>İkinci cepheye gelince; bu cephe Türkiye Alevileri adına açılacaktır. Onlar da Suriye’nin güneyinde ve güneybatısında kurulacağı vehmedilen ve başkenti Halep olacağı varsayılan bir Safevi devletçik tarafından desteklenme sözüyle aldatılmaktadır. Bu açıklama bize, günümüzde Safevi İran’ın Halep’i ele geçirmek için çok çeşitli araçlara başvurmasını ve on binlerce devrim muhafızı ile ordu mensubu üst düzey subaylarını bu ulu kente neden yönlendirdiğini izah etmektedir.  Bütün bunlar, Rus savaş uçakları ve güya Daiş ile savaştığını iddia eden Batı İttifakı uçakları tarafından kollanmakta ve olayların üstü kapatılmaktadır.</p>
<p>Bu satırların yazıldığı tarihte (2016 yılı başında) Rus savaş uçakları Halep şehrine sekiz binden fazla sorti yaparak yüzlerce sivilin ölmesine ve on binlerce insanın yerinden edilmesine yol açmıştır. Nüfusun topraklarından ve evlerinden uzaklaşmaya zorlanarak etnik temizlik yapılması, planlanan stratejinin önemli bir parçasıdır. Nitekim (kurulması hayal edilen) küçük bir Safevi devleti ne Suriye’de ne de Irak’ta demografik değişime yol açamayacaktır. İşte bu yüzdendir ki gerek Suriye’den gerekse Irak’tan uzaklaştırılan sığınmacıların yüzde 97’sinin Sünnilerden oluştuğunu son derece bariz bir şekilde görmekteyiz.</p>
<p>Peki onların gözünde <strong>kimdir bu Sünniler</strong>?</p>
<p>Sünniler İslam’ın müntesipleridir. Doğusundan batısına kadar tüm yeryüzüne hükmeden Hz. Ömer, Hz. Halid, Selahaddin Eyyübi ve Fatih Sultan Mehmet’in torunlarıdır onlar. İşte bu yüzden darmadağın edilmeleri vaciptir(!).</p>
<p>Onlar, Ehl-i Sünnet’i köklerinden büsbütün koparmak istiyorlar. Onların bir dine veya anavatana, hatta bir kabileye aidiyetini istemiyorlar. Dünyanın dört bir tarafına dağılmalarını ve yöre halklarının kültürleri içinde erimelerini, böylece önderlerinin önlerine düşerek yönetemeyecekleri bir yapıya dönüşmelerini istiyorlar. İşte bu yüzden Yüce Allah’tan sonra Ehl-i Sünnet’in son umudunun Türkiye olduğunu söylüyorum.</p>
<p>Araplar olarak bizim bu gerçeği iş işten geçmeden önce fark etmemiz gerekmektedir. Aksi takdirde bunun sonuçları ziyadesiyle vahim olacaktır. Ondan sonra hepimiz ağlayarak ve lisan-ı hâl ile hep bir ağızdan şunu söylemek zorunda kalacağız: “Esasen ben beyaz öküzün yendiği gün yenmiştim!”</p>
<p><strong>Düşmana Kanarak Dostunu Satmamak</strong></p>
<p>(Burada bir parantez açıp Kemal Selman’ın kitapçığından yaptığımız çeviriye ara vererek Araplar arasında çok yaygın olan bu son sözün ne anlama geldiğine değinmekte yarar görüyorum:</p>
<p>Hz. Ali’ye (r) nispet edilen ve üç öküzün hikâyesi üzerinden -tefrikaya düşmenin ve düşmana kanarak dostunu satmanın hazin neticeleri konusunda- bize verilen uyarı mesajını şu şekilde Türkçeleştirmemiz mümkündür:</p>
<p>Emîrülmüminîn İmam Ali (r) arkadaşlarıyla oturmuş, Hz. Osman’la ilgili bazı anılarını aktarıyor, onun toplumdaki konumundan bahsediyormuş. Sonra sözü onun şehâdetine getirerek;</p>
<p>“– Benim, sizin ve Osman’ın durumu neye benziyor, biliyor musunuz?” diye sormuş ve şu temsili anlatmaya başlamış:</p>
<p>Sık ağaçlı bir ormanda üç öküz birlikte yaşarmış. Birisi siyah, diğeri beyaz, öbürü de kırmızı renkliymiş. Ormanda bir de aslan varmış. Ancak, birlikte hareket ettikleri ve dayanıştıkları için öküzleri yemeye gücü yetmiyormuş. Bir gün beyaz öküzün uzaklaştığı anı fırsat bilerek siyah öküzle kırmızı öküze gelip demiş ki:</p>
<p>“– Bu ormanda bizi diğer hayvanlara farkettiren işte şu beyaz öküzdür! Onun rengi açık olduğu için hemen dikkat çekiyor ve bizi tehlikeye atıyor! Müsaadenizle onu ben yiyeyim. Böylece orman hem benim hem de sizin için daha emin bir yer haline gelir.” İki öküz birden;</p>
<p>“– Öyleyse, buyur ye, o senindir.” demişler. Aslan da beyaz öküzü bir güzel yemiş. Çok geçmeden yine gelmiş ve kırmızı öküze demiş ki;</p>
<p>“– Şu siyah öküz de ormanda bizi diğer hayvanlara karşı ele veriyor! Çünkü onun rengi hemen dikkat çekiyor! Oysa benimle senin rengin öyle değil. Onu yememe müsaade edersen orman bizim için çok daha emniyetli hale gelir, birlikte yaşar gideriz.” O da:</p>
<p>“– Buyur o halde, ye!” demiş. Böylece aslan siyah öküzü de yemiş. Bir müddet sonra aslan kırmızı öküzün yanına gelip şöyle haykırmış:</p>
<p>“– Sıra sana geldi! Şimdi de seni yiyeceğim!” Kırmızı öküz şöyle yakarmış:</p>
<p>“– Tamam. Ama bana müsaade et, üç defa böğüreyim.” Aslan;</p>
<p>“– Tamam. Dilediğince böğür.” demiş. Kırmızı öküz avazı çıktığı kadar böğürerek üç kez şöyle demiş:</p>
<p>“– Aman dikkat! Aslında ben beyaz öküzün yendiği gün yenmiştim!”).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Devam edecek… </em></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> 4 Kasım 1979 tarihinde, ülkeden kaçan devrik İran Şahı Pehlevi’nin ABD’ye kabulünü protesto eden bir grup öğrenci, Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’ni basarak çalışanları rehin almıştı. 444 gün süren rehine krizi, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin sona ermesine yol açmıştı. Tahran’da her sene 4 Kasım günü ‘casusluk yuvası’ diye tanımladıkları eski Amerikan Büyükelçiliği binası önünde gösteriler düzenlenmeye devam etmektedir. (F. Güngör).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> Amerika’da güvenlikten sorumlu başkan danışmanlığı, dışişleri bakanlığı vb. üst düzey görevler üstlenmiş olan Dr. Condoleezza Rice, 07.08.2003 tarihli Washington Post gazetesinde yayımlanan ve Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu iddia ettiği “Transforming The Middle East (Ortadoğu’yu Dönüştürmek)” başlıklı yazısında Yeni Ortadoğu Projesi’nin amaçlarını şu şekilde özetlemişti: Kendisine rakip olabilecek muhtemel bir gücün oluşmasını engellemek, Ortadoğu bölgesini kontrol altında tutmak, petrol ve doğalgaz kaynaklarının denetimini sağlamak, İsrail’in güvenliğini garanti etmek, Avrupa Birliği ülkeleriyle Çin ve Japonya’yı bölgenin kaynaklarından uzak tutmak, bölgenin tüm petrol ve doğalgaz yataklarına serbestçe ve korkusuzca ulaşmak, İslâmî terör (!) faaliyetlerini önlemek… (F. Güngör).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (I)</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 18:24:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[4. ARAPÇA KİTAP VE KÜLTÜR FUARI]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MASONLARI]]></category>
		<category><![CDATA[BEYRUT]]></category>
		<category><![CDATA[COLİN POWELL]]></category>
		<category><![CDATA[DAVOS ZİRVESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[KARAYİP ADALARI]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Saddam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’NİN DOSTLARI]]></category>
		<category><![CDATA[YENİKAPI’DA AVRASYA GÖSTERİ MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[YÜZEN ŞEHİRLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=752</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında bazı Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı kitapçık benim de gözüme ilişmişti. O zaman komplo teorisi koktuğunu düşünerek ilgilenmemiştim. Ancak Yenikapı’da Avrasya Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen 4. Arapça Kitap ve Kültür Fuarı’nı ziyaretim esnasında yeniden karşıma farklı yazarlar tarafından çıkarılan bu e-kitapçığı okuyunca Türkçeye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında bazı Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı kitapçık benim de gözüme ilişmişti. O zaman komplo teorisi koktuğunu düşünerek ilgilenmemiştim. Ancak Yenikapı’da Avrasya Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen 4. Arapça Kitap ve Kültür Fuarı’nı ziyaretim esnasında yeniden karşıma farklı yazarlar tarafından çıkarılan bu e-kitapçığı okuyunca Türkçeye çevirerek okuyucunun ve özellikle doğrudan ilgili zevatın dikkatine sunmayı vecibe addettim. Uygun ara başlıklar ekleyerek yaptığım çeviriyi birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Bir Felaket Bitmeden Diğerine Maruz Kalmak! </strong></p>
<p>Meksika Körfezi’nde suyun yoğun mavisi bana biraz güvence ve huzur vermiş ve dünyadaki tüm endişeler ve üzüntülerle birlikte Araplar olarak kötü ve külfetli gerçekliğimizi daha fazla düşünmeye itmişti. Yüzen şehirler diye isimlendirilen büyük gemilerden birinde Karayip adalarına bir seyahat gerçekleştiriyordum.</p>
<p>O vakitler, Bağdat’ın düşüşünün acısı henüz boğazımızdan aşağıya inebilmiş değildi. Zira bu büyük Arap kalesinin düşmesinin üzerinden sadece dört yıl geçmişti. Bu kadar kısa bir sürede Irak, felç kelimesinin bütün anlamlarıyla mefluç hale gelmişti.</p>
<p>Ben bu düşüncelere dalmışken Amerikalı bir genç ile karısı, oturduğum masaya oturabilmek için izin istediler. Dev gemide seyahat eden tüm yolcular, oturmakta olduğum dış güvertede kahvaltı etmeyi tercih ediyordu. Doğal olarak buyur ettim. Biz Araplar, ne kadar çabalasak da –bizi bazen hiç de övünemeyeceğimiz bir saflığa büründürse de- hayatımızda kök salmış olan başkaldırı ve gurur duygularını frenleyemeyiz. Genç çifte gülümsedim ve yüzümü -onların varlığını görmezden gelerek ve derin düşüncelerime yeniden dalarak- bayıldığım deniz mavisine doğru çevirdim.</p>
<p>Genç adamın beni yeniden bölmesi uzun sürmedi. Ülkemi ve aslımı sorarak söze başladı. Ortadoğulu eşkâlim beni zaten diğerlerinden bariz bir şekilde ayırıyordu. Esasında Amerikalıların bu tür sorular sorma âdeti yoktur. Ancak yolculuk tam üç gün sürecekti. Dolayısıyla oldukça uzun olan bu süre yolcuları diğerleriyle tanışıp konuşmaya itiyor olmalıydı.</p>
<p>Suriyeli olduğumu söylediğimde genç adam hiç şaşırmadı. Gülümseyerek Iraklı olduğumu düşündüğünü söyledi. Kendisine neden böyle düşündüğünü, Irak’ı ve Irak halkını nereden tanıdığını sorduğumda, güya Irak’ı Saddam Hüseyin’in zulmünden kurtarma operasyonuna katılan Amerikan Deniz Kuvvetleri subaylarından biri olduğunu söyledi. Ardından bu perişan ülkeye Amerika’nın demokratik değerlerini getirmede görev üstlendiği için onur duyduğunu da gururlanarak ekledi.</p>
<p>Önce uzunca gülümsedim, ardından gözlerim yaşarana kadar alaycı bir kahkaha atarak güldüm. Çift bu davranışıma ziyadesiyle şaşırmıştı. Bu aleni alayın sebebini büyük bir merakla sordular. Ayağa kalktım ve masadan ayrılmaya yeltenirken o lanetli demokrasiyi Irak topraklarına getirdikleri için alaylı bir edayla kendisine teşekkür ettim. Onun cevabıysa yerime geri oturmam için rica etmek oldu. Tekrar oturdum. Bunu da çiftin benzersiz bir açıklıkla gerçeği öğrenmek için derin bir iştiyak sahibi olduklarını hissettiğim için yaptım.</p>
<p><strong>Batı Toplumlarına Gerçekleri Bütün Yalınlığıyla Anlatabilmek</strong></p>
<p>Ve böylece onlarla aramda üç gün boyunca devam eden ve her oturumu uzun saatler süren diyaloglar başlamış oldu. Bu vesileyle Amerikalıların ne kadar saf ve iyi niyetli olduğunu keşfetmiş oldum. Ama hepsinden önemlisi, ne kadar sığ bir kültüre sahip olduklarını, hükümetlerine nasıl körü körüne boyun eğdiklerini ve medya organlarında söylenen her şeye düşünmeksizin ikna olarak mutlak bir gerçek muamelesi yaptıklarını görünce hayrete düştüm.</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da kendi ülkesinin Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, Irak’taki işgali meşrulaştırmak için Irak’ta kitle imha silahlarının varlığı konusunda tüm dünyaya yalan söylediğini ve daha sonra yalanını ve (BM’yi) bilerek yanılttığını itiraf ettiğini bilmezdi?</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da mensubu olduğu ordunun, ülkenin işgalinde zayıflatılmış uranyumdan mamul mühimmat kullandığını, bunun da etkisi binlerce yıl boyunca sürecek radyasyon sızıntısına yol açtığını, Irak’ın toprağını ve suyunu kirleten bu sızıntının binlerce Iraklı cenini olumsuz etkilediğini bilmezdi? Bundan önce, işin farkına varmadan, uluslararası belgelerle yasaklanmış bu mermileri ateşleyen yüzlerce Amerikan askerinin öldüğünü, bazılarının da hayat boyu sürecek deformasyonlara ve kronik hastalıklara maruz kaldığını nasıl bilmezdi?</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da Irak işgalini yöneten efendilerinin asıl amacının, halihazırda el koyduğu petrol olduğunu, bu büyük Arap ülkesini parçalayarak İsrail’i hoşnut etmek olduğunu ve daha sonra dilediği gibi at oynatması için İran’a hazır lokma halinde teslim edildiğini, Amerikalı yetkilinin İran’ın molla rejimine “Irak topraklarının altı bizim üstü sizin” dediğini bilmezdi?!</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay, nasıl olur da bu işgal savaşı sonucunda Irak’ta ölen meslektaşlarının sayısını bilmezdi? Ülkesindeki politikacıların, ölü sayısının gerçekte dört bin kişiyi aştığını Amerikan halkından gizlediğini, bir aktivistin ortaya çıkardığı bu gerçeği hükümetin güçlü ve hızlı bir şekilde örtbas ettiğini nasıl bilmezdi?!</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da mensubu olduğu ordunun, ülkenin istikrarı için tek garanti olan Irak ordu teşkilatını dağıtarak Irak halkı arasında etnik ve mezhebî çatışmaların tohumlarını ektiğini, böylece Irak’ı bölerek Sünniler, Şiiler ve Kürtler arasında süresiz bir iç savaş başlattığını, yüz binlerce hayatı söndüren bu savaşın halen sürdüğünü bilmezdi?! Dahası bütün bunları bilmediği gibi nasıl olur da bu kadar çok sayıda insanın lanetli Amerikan demokrasisinin tadını çıkararak mutlu şekilde öldüğü yolundaki Amerikan söylemine inanabilirdi?!</p>
<p>Yolculuk bitti ve genç çift şaşkınlık dolu bakışlarla bana veda etti. Afalladıkları yüzlerinden açıkça okunuyordu. Bu seyahatten üç yıl sonra, her ikisinin de imzasını taşıyan ve birkaç kelimeden ibaret bir mektup aldım:</p>
<p>“Size çok teşekkür ediyoruz, şimdi gerçeği biliyoruz, Iraklıların bizi affedeceğini umuyoruz.”</p>
<p>Bu sözlerin vicdanıma kazındığını ve belki de bu kitapçığı kaleme almama sebep olduğunu sizlerden gizlemeyeceğim.</p>
<p><strong>Nihai Hedefin Türkiye Olduğunu İdrak Etmek</strong></p>
<p>Bugün, sevgili ülkem Suriye’de insanlığın görmüş olduğu en büyük devrimin üzerinden geçen beş kanlı yıl dolmuş oldu. Bütün dünya bir olup bu devrimi esir almak için komplo kurdu. Sözde “Suriye’nin Dostları”nın halkımıza yaşattığı acı, düşmanlarımızın attığı varil bombalarının yol açtığı acılardan çok daha büyük oldu. Beyaz Saray’ın kara odalarında ve Tel Aviv’de büyük bir özenle tertiplenen bu komplo, Suriye halkına ağır bir bedel ödetti, hâlâ da ödetmeye devam ediyor.</p>
<p>Her ne kadar bu komplonun görünürdeki hedefi Suriye’yi yerle bir edip aynen Irak gibi bu ülkeyi de Arap-İsrail çatışması denkleminden çıkarmak olsa da ben asıl hedefin Suriye sınırlarını da aşan daha büyük bir ülke olduğuna inanıyorum. Bazıları bu sözlerimden dehşete kapılacaktır ama gerçek şu ki komplonun asıl hedefi Türkiye’dir, yine Türkiye’dir yine Türkiye!</p>
<p>Elbette birçok insan bu çıkışımı garipseyerek, “Peki, neden Türkiye?” diye soracaktır. Bu insanlara cevabım, aşağıdaki sayfalarda gizlidir.</p>
<p><strong>İki Asır Önce Belirlenen İşgal Stratejisini Geçersiz Kılabilmek</strong></p>
<p>1973 yılında sayılı Arap Masonları ya da -ben asla tasvip etmesem de &#8211; kendilerini Arapların üzerinde sayanlar, bu toplantıdan üç yıl sonra patlak verecek olan Lübnan iç savaşının ganimetlerini paylaşmak üzere Beyrut’ta bir araya gelmişlerdi. O toplantıda kan ve acı dolu iç savaştan elde edilecek kazanımları paylaşmışlardı. Hafif ve ağır silahlarla mühimmat ve teçhizat ticaretini aralarında bölüşmüşlerdi. Antik eser ve servet kaçakçılığını yürütecek mafya ve paralı asker gruplarının teşkili ve savaşın alevlenerek devam etmesi için yurt dışından gerekli malzemelerin ithal edilmesi gibi tehlikeli ve kirli görevleri aralarında taksim etmişlerdi.</p>
<p>İzninizle iki yüz yıl geri gitmek istiyorum. Mason Locası’nın resmî davetiyle 1816’da Londra’da masonluğun sembol isimlerinin katıldığı çok önemli bir toplantı düzenlenmişti. Toplantının sonunda, moderatör mason sağ eliyle tuttuğu bir kitabı başının üstüne kaldırarak tüm katılımcıların rahatça duyabileceği şekilde bağırarak şöyle demişti:</p>
<p>Tehlike bu kitaptadır! Gerçek düşmanınız işte budur! Sol eliyle de kitabı gösteriyordu. Ateşli bir genç konuşmacıya doğru hızla koşarak gözü dönmüşçesine kitabı kaptığı gibi parçalamaya başladı, paramparça edene kadar da bırakmadı. Hatip onu gülümseyerek izledikten sonra dedi ki; bu kitabı parçalayarak sorunu çözemezsin, ama <strong>ona uyanları parçalarsan</strong> sorunu çözersin! Bu kitap Kur’an-ı Kerim idi! O ahmağın bu sözleri politikalarının temeli ve terki mümkün olmayan stratejik bir yöntem olarak benimsendi. O gün bu gündür istisnasız bütün siyonist masonlar bu stratejiye sıkı sıkıya bağlı kalagelmiştir.</p>
<p>Dünyayı kontrol altında tutmak hiç de kolay bir iş değildir. Ama bu insanlar çok çalışıyor, gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Tarihi büyük bir dikkatle derinlemesine incelediler. Bu dakik çalışmalar esnasında Arapların eski imparatorluklar arasında taksim edilmiş darmadağın bir toplum olduğunu, kölenin efendisine itaatine benzer bir bağlılıkla kendilerini yönetenlere boyun eğdiklerini fark ettiler. Ancak bu insanlar İslam’ın bahşettiği büyük kuvvet sayesinde bu imparatorlukların tahtlarını sarstılar. Kısa bir süre sonra doğuda Çin’den başlayarak batıda Fransa’ya kadar neredeyse bütün bir dünya onlara boyun eğmişti…</p>
<p>İşte bu olay onların bakış açısına göre asla tekrarlanmamalıdır. Bu yüzden modern çağda sömürgeci güçler Arap dünyasını kasten parçalamıştır. Arap coğrafyasını -kendileri aksini iddia etseler de- hiçbir karar alamayan, sömürgecileri tarafından yönetilen küçük devletlere dönüştürdüler.</p>
<p>Birbirini takip eden beş yıl boyunca Suriye halkının nasıl katledildiğini, Rusya’nın ve rejimin uçaklarının Suriye’nin neredeyse tamamını nasıl yerle bir ettiğini hep birlikte gördük! Bu süre zarfında Amerika-Batı vetosunu kırmaya yeltenen, Suriye halkına uçaksavar vermeye cesaret edebilen tek bir Arap devleti çıkmadı! Oysa böylece öldürülen onca çocuğun ve heba edilen onca servetin bir kısmı kurtarılabilirdi.</p>
<p>Suriye’ye yaptıklarının aynısını Türkiye’ye de yapmak istediler ama başaramadılar. Esasen Türkiye yüzyıllar boyunca siyonist masonların sıkı kontrolü altında kalmıştır. Ülkeyi yıkmak için sayamayacağımız kadar büyük miktarda para ve insan kaynağı da tahsis etmişlerdir. Ama buna rağmen Türkiye, merkezî bir İslam devletinin geri gelmesi hususunda Yüce Allah’tan sonra son umut ve yegâne alternatif olmaya devam etmektedir. Daha dakik bir tabirle merkezî bir Sünni devletin tek garantörü ve son umududur.</p>
<p>Küresel zulüm odaklarının karanlık odalarında neler olup bittiğine bakacak olursak, dünyayı sıkı sıkıya tahakkümleri altına almak için yakın ve uzun vadeli stratejiler hazırladıklarını ve planlar çizdiklerini görürüz. Ancak bazen, dünyada meydana gelen ani değişimlerin sonucu olarak kesin ve hızlı kararlar almak durumunda kalmaktadırlar. Binaenaleyh eski stratejik kararlarının bir kısmı, bu ani değişikliklerin gerektirdiği şekilde güncellenmekte ya da öne alınmaktadır.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’de iktidara geldiğinde yaptıkları şey de işte budur. Türkiye’ye yönelik stratejilerini defalarca tadil ettiler. Ancak Türkiye’nin parçalanması ve devletçiklere dönüştürülmesi yönündeki kararlarını hızlandırma kararı almaları diğerlerinden çok farklı sonuçlar doğurmuştur. Davos Zirvesi arifesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın onurlu çıkışı olayların akışını değiştirdi. <strong>Davos sonrası Türkiye</strong>, kesinlikle Davos öncesi Türkiye değildi artık. Bu yüzden bu meseleye ziyadesiyle dikkatli bir şekilde odaklanmamız gerekmektedir. Zira bu hususu görmezden gelmemiz çok büyük tehlikelere sebebiyet verecektir.</p>
<p><em>Devam edecek… </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
