<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Dec 2019 16:58:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİNİ KORUMAK VE GELİŞTİRMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2019 16:58:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDİL ŞAHİTLER]]></category>
		<category><![CDATA[ANADOLU İRFANI]]></category>
		<category><![CDATA[AV. AYŞE AKPINAR]]></category>
		<category><![CDATA[AVUKAT AYDIN DURMUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[BAHADIR KURBANOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAĞLAR]]></category>
		<category><![CDATA[GRUP YÜRÜYÜŞ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI GECESİ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI ÖDÜLLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KADİR BAL]]></category>
		<category><![CDATA[Kardelen Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[MADIMAK OTELİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET YERALAN]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ÖKKEŞ EVREN]]></category>
		<category><![CDATA[RAMAZAN BEYHAN]]></category>
		<category><![CDATA[RECEP VİDİN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞÜKRÜ CAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMAN ARSLANTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[VEFA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=965</guid>

					<description><![CDATA[“Âdil Şahitler”i Dünyada da Ödüllendirmek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda kabul edildiği gün olması hasebiyle 10 Aralık günü her sene dünyanın dört bir yanında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu çerçevede MAZLUMDER de 07.12.2019 tarihinde İstanbul Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler” temalı bir insan hakları programı gerçekleştirdi. Acımasız zorunlu göçün ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Âdil Şahitler”i Dünyada da Ödüllendirmek</strong></p>
<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda kabul edildiği gün olması hasebiyle 10 Aralık günü her sene dünyanın dört bir yanında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu çerçevede MAZLUMDER de 07.12.2019 tarihinde İstanbul Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler” temalı bir insan hakları programı gerçekleştirdi. Acımasız zorunlu göçün ve sonu meçhul mültecilik serüveninin yol açtığı derin acıları yansıtan sinevizyon gösteriminin ardından İnsan Hakları Okulu dönem mezunlarına katılım belgeleri dağıtıldı, yılın insan hakları ödülleri sahipleriyle buluştu.</p>
<p>Recep Vidin Vefa Ödülü Süleyman Arslantaş’a, Avukat Aydın Durmuş Genç Hukukçu ödülü Av. Ayşe Akpınar’a, İnsan Hakları Basın Ödülü Bahadır Kurbanoğlu’na, Örgütlü Mücadele Ödülü Kardelen Derneği adına Şükrü Can’a, Bireysel Mücadele Dalında ilk ödül Mustafa Ökkeş Evren’e diğer ödül de Mehmet Yeralan ve Kadir Bal’a müştereken takdim edildi (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mülteci çocukların eserlerinden oluşan resim sergisi ve ev yapımı yemeklerin sunulduğu hayır çarşısıyla başlayan MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesi ve Ödül Töreni, Grup Yürüyüş’ün mülteciler için yazılmış ezgileri seslendirmesiyle tamamlandı (<strong>2</strong>).</p>
<p>28 Ocak 1991 tarihinde 54 kurucu üye ile kuruluşu gerçekleştirilen İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), “Kim olursa olsun zalime karşı mazlumdan yana” prensibiyle Türkiye içinde ve dışında insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi için faaliyet yürüten, insan haklarını insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasal, ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, kültürel ve fiili her türlü girişimi “insan hakları ihlali” ve “zulüm” olarak niteleyen, kim tarafından ve kime karşı yapılırsa yapılsın, her türlü haksız muameleye karşı çıkmanın, işkence, aşağılama ve tecavüze karşı mücadele etmenin gerekliliğinden hareketle çifte standartsız bir insan hakları mücadelesinin önemine inanan, mazluma kimliğini sormayan, zulme rıza göstermeyi zulüm sayan bir insan hakları örgütüdür (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Mazlumlara Güvenilir Bir Liman Olmak</strong></p>
<p>MAZLUMDER Genel Başkanı Ramazan Beyhan’ın, derneğin bu yılki insan hakları gecesinde yaptığı açış konuşmasında dikkat çektiği hususları geniş özet halinde aktarmakta yarar görüyorum (<strong>4</strong>):</p>
<p>“… Bu yılki insan hakları gecemizin ana fikri; “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler”dir. Çünkü dünyanın hemen her yerinde oranın yerleşik halkının hem kendi aralarında hem de mülteciler ile birlikte yaşama sorunu olduğu gibi birçok hak ihlalinin en başta gelen sebebi de budur. Avrupa Birliği ve ABD dahil tüm Batı dünyasında da aynı sorun yaşanmaktadır. Yabancı düşmanlığı, İslamafobik tutumlar ve ayrıca sığınmacılara karşı tutumları İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilkeleriyle açıkça çelişmektedir: 14. Maddenin 1. Fıkrasına göre “Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınma ve bu ülkelerce <strong>sığınmacı muamelesi görme hakkı</strong> vardır.” Ayrıca bu ülkeler, <strong>bölgemizdeki birçok çatışmanın</strong>; milyonlarla ifade edilen mültecilik durumunun ve yüz binlerle ifade edilen ölümlerin, işkence ve idamların doğrudan ya da dolaylı müsebbibidirler!</p>
<p><strong>Yeni Zelanda</strong> ve Tayland baskınları, <strong>Keşmir</strong> sorunu ve <strong>Miyanmar</strong>’daki etnik kıyım, Çin’in <strong>Doğu Türkistan</strong>’da Uygurlu Müslümanlara uyguladığı insanlık dışı yaptırımlar dünyanın gözü önünde devam etmekte olan ağır sorunlardır. <strong>Rusya</strong>’nın isteği doğrultusunda Türki cumhuriyetlerden münferiden ama azımsanmayacak sayıda insanlar ülkelerinden göç etmekte, onlarcası zindanlarda işkence görmekte ve idam edilmektedirler!</p>
<p><strong>Suriye</strong>’de rejime destek veren Rusya sivil alanları bombalamaya hâlâ devam etmekte, milyonlarca Suriyeli insanın mülteci konumuna düşmesine doğrudan sebebiyet vermektedir. Haliç Koalisyonu <strong>Yemen</strong>’de ikinci bir Suriye vakasını yaşatmakta; yaşlılar, kadınlar ve çocuklar saldırıların doğrudan hedefi olmaktadır! <strong>Suud</strong> ailesinin muhaliflere uyguladığı baskı, tutuklama, işkence ve idam gibi uygulamalar, Kaşıkçı olayında olduğu gibi herkesin gözü önünde cereyan etmektedir. <strong>Libya</strong> iç savaşı, Irak ve İran’daki gösterilerin orantısız güç ile bastırılması, <strong>Mısır</strong> darbecilerinin her taraftan destek görmeleri, işkence ve idamlara göz yumulması, Mursi’nin şehadeti… Siyonizmin <strong>Filistin</strong> halkına karşı yaptırımları… Tüm bu hak ihlalleri küresel güçlerin açık desteği ile devam etmekte olup bölgemizi yangın yerine dönüştürdüler…”</p>
<p><strong>Anadolu’nun Birlikte Yaşama Tecrübesini Güncellemek</strong></p>
<p>“Ülkemiz gelince: Çok dinli, çok dilli, çok kültürlü olup asli unsurlardan oluşan yapısı ile birlikte asırlarca dünyanın neresinde olursa olsun <strong>zulümden kaçanların sığındığı bir limandır Türkiye</strong>. Bizler, -adıyla müsemma- bir anne şefkatiyle bizi bağrına basıp kucaklayan Anadolu coğrafyasının çocuklarıyız. Renkleri, dilleri, ırkları, inançları, mezhepleri, fikirleri, düşünceleri, ideolojileri ve gelenekleri farklı olan kardeşleriz, komşularız ve hemşehrileriz. Bu kardeşliğin olmazsa olmazları var. Şöyle ki; acımız bir, sevincimiz bir… <strong>Bir vücudun organları gibi bütünleşmişiz</strong>. Bu ruh dünyasında; “insan, onuru ve haysiyeti ile birlikte dinler ve vicdanlar, canlar ve mallar, aileler ve nesiller, düşünce ve ifade hakları” bütün insanlar için dokunulmazdır. Bu dokunulmazlık, bize yolu düşen için de, bize sığınan için de aynen geçerlidir. Muhacir kardeşlerimizi külfet değil rahmet biliriz… İşimizi ve aşımızı bizden çalan değil, bilakis onları bereket vesilesi biliriz.</p>
<p>Anadolu irfanı haini affetmez, kim olursa olsun zalimden başkasına düşmanlık etmez, mazluma kimliğini sormaz… Mazlumu zalimle asla bir tutmaz. Anadolu irfanında insan “ya dinde kardeşin ya da yaratılışta eşin”dir. Ötekimiz sadece ve sadece zalimdir. Bu erdemli duruşun kaynağı imandır ve en güçlü ilkesi dürüstlüktür. Çünkü biz “<strong><em>el-Emîn</em></strong>”in ümmetiyiz: O (s) bize şunu öğretmiştir: “İmanını haykır ve dürüst ol!” Nitekim <strong>iman ve istikamet</strong> hayatımızın bütün alanlarını ve ilişkilerini belirleyen ve denetleyen, korkularımızı ve hüzünlerimizi ümide dönüştüren temel ilkelerimizdir. Kısaca değindiğim bu durum ve sayamadığım benzeri hususlar, İslam ümmetinin özellikle <strong>Anadolu coğrafyasının</strong> asırlarca yaşadığı ve yaşatmaya çalıştığı zengin <strong>tecrübesi</strong>dir. Bu tecrübenin hukukunu koruyan “adalet” ilkesidir ve sınırlarını belirleyen de yazılı olsun veya olmasın anlaşmalara ve sözleşmelere “vefa” ilkesidir. İşte bunlar Anadolu halklarının bir arada yaşama beyannamesi ya da toplum sözleşmesidir.</p>
<p>Fransız İhtilali ile ümmetin içine giren <strong>ırkçılık fitnesi</strong>, Cumhuriyet dönemiyle başlayan ulusalcı ideolojiler; devlet düzeyinde bahis konusu ettiğimiz bu teamülü kırılmaya maruz bıraksa da toplum bu sözleşmesini sürdürmek için direnmektedir. En büyük organizasyon olan devletten sivil toplum kuruluşlarına kadar, bütün organizasyonları dikey ve yatay ilişkileriyle <strong>Anadolu tecrübesini güncelleyerek</strong> insanlığı içine düştüğü bu ateş dolu çukurlardan kurtarmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Ülkemizde nefes alıp veren <strong>her insanın hak ve özgürlükleri dokunulmazdır</strong>. Hukuk, bütün özel ve tüzel kişilikler için ülkenin her bölgesinde eşit uygulanmalıdır. İnancı, rengi, dini ve dili ne olursa olsun herkes kendi kimliğiyle anayasanın eşit saydığı vatandaşlar olarak tarağın dişleri gibi eşit olmalı, efendi-uşak ilişkisine, ret, inkâr ve asimilasyon heveslilerine asla fırsat verilmemelidir. Dinî ayrımcılık ve Kürt Meselesi de bu perspektifle çözüme ulaşacaktır. Gerek farklı kimliklere ve siyasal rakiplere ve gerekse mültecilere karşı ayrıştırıcı ve ötekileştirici nefret dili terk edilmeli, diplomatik bir dil inşa edilmelidir.</p>
<p>Ülkemize sığınan insanların; vatandaşı olduğu ülkelerce terörist olmakla suçlanması, tek taraflı olarak asla kabul edilmemeli, bu insanlara ve çocuklarına ‘terör kodu’ konulmamalı ve ülkelerine geri gönderilmemelidir. Gözaltına alınmalarından temyiz aşamasına kadar hukukun temel ilkelerinden asla taviz verilmemelidir. <strong>Nezarethaneler, cezaevleri ve geri gönderme merkezleri</strong>nin şartları insani standartlara uygun hale getirilmeli, STK’ların da dahil olduğu heyetler tarafından sıkı bir şekilde denetlenmelidir. <strong>KHK ile işinden olan</strong> insanların mahkemelerce beraat kararı verilmesinden sonra işlerine ivedilikle geri dönmeleri sağlanmalıdır.”</p>
<p><strong>Adalet ve Vefa ile Davranmayı Ahlak Edinmek</strong></p>
<p>“Bu ülkede mali açıdan sıkıntıya giren spor kulüplerine ve ticari şirketlere tanınan kolaylıkların İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tanınmaması eşitlik ilkesine aykırı olup bilim yuvası olan <strong>üniversitelerin çalışmalarına devlet eliyle müdahale</strong>den vazgeçilmelidir. Şiddete bulaşmayan, şiddeti reddeden dinî, sosyal ve kültürel vakıf ve diğer STK’ların <strong>barışçıl gösteri</strong> ve basın açıklaması haklarını kısıtlamak, orantısız güç kullanmak, itibarsızlaştırılmasına sessiz kalmak toplumsal barış ve huzuru, keza bir arada yaşamayı zorlaştırdığı için bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. <strong>28 Şubat</strong> <strong>süreci</strong>nde darbeci aktörlerin mağdur ettiği Sivas mağdurları ilerlemiş yaşlarına rağmen hâlâ cezaevindedirler. Bu insanların yeniden yargılanmalarını talep ediyoruz… Alevi vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin vicdanına sesleniyorum:</p>
<p><strong>Madımak </strong>otelini yakan el ile <strong>Başbağlar</strong>’da bir o kadar insanı katleden el aynı eldir. Bir o kadar insanı ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm eden ve adeta ölüme terk eden, bu arzularına yargıyı alet eden el de aynı eldir. O halde acılarımızın üzerinden vesayet kuranlara birlikte dur demek insanı vazifemizdir.</p>
<p>İktidarıyla muhalefetiyle, resmî ve sivil kurumları ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşları olarak, aynı şekilde yeryüzünün neresinde yaşıyorlarsa yaşasınlar, devlet veya STK olsun, gelin hep birlikte <strong>Nahl</strong> Suresi’nin adaleti emreden <strong>90</strong>. ayetinden 100. ayetine kadarki bölümünü yeniden okuyalım ve üzerinde düşünelim. Orada şunu açıkça göreceğiz ki; <strong>adalet ve vefa ilkeleri</strong> şiddetle vurgulanmaktadır. Bu ayetlerde, bu iki ilkeden sapanlar ya da bu ilkeleri istismar edenler; ipini sapasağlam eğirdikten sonra tekrar bozan bunamış bir kadına benzetilmektedir. Keza çıkar ve menfaat uğruna anlaşmalara uymaktan imtina edenlerin sağlam basan ayaklarının kayacağı ve bir daha bellerini doğrultamayacakları haber verilmektedir.</p>
<p>Rabbimizin barış ve huzur dolu, erdemli ve tertemiz bir hayatı yaşatma vadine ulaşmak için; inanmış erkekler ve kadınlar olarak; adalet ve vefa ilkesine bağlı kalarak salih işler yapmak dileğiyle…”</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li><strong>Mazlumder İnsan Hakları Ödülleri Sahiplerini Buldu. </strong>https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570084363109590/, 07.12.2019.</li>
<li><strong>Mazlumder İnsan Hakları Gecesi</strong> ve İnsan Hakları Ödül Programı Gerçekleşti. https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570055799779113/, 07.12.2019.</li>
<li><a href="http://mazlumder.org/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65">http://<strong>mazlumder.org</strong>/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65</a>, 07.12.2019.</li>
<li>Ramazan Beyhan; “<strong>Mazlumder 2019 İnsan Hakları Gecesi Açış Konuşması</strong>”. Bağlarbaşı Kültür Merkezi, İstanbul, 7 Aralık 2019. https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570348476416512/, 07.12.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İYİLİK HALİNİ YÜKSELTMEK İÇİN SOSYAL DIŞLANMAYI AZALTMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Nov 2019 19:04:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[BEYZA ERKOÇ]]></category>
		<category><![CDATA[DOKTORA PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[İYİLİK HALİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜREL ENTEGRASYON]]></category>
		<category><![CDATA[MADDİ YOKSUNLUK]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL DIŞLANMA]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL HİZMET]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL KATILIMCILIK]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova Üniversitesi.]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=963</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de her yıl binlerce doktora tezi tamamlanarak arşivlerdeki yerini almakta, yazarı tarafından çekince konmadıysa YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi internet sitesinden yayımlanmasıyla yetinilmektedir. Ne yazık ki bu çok kıymetli çalışmaların çok azı kitaba dönüşebilmektedir. Oysa, en az bir yılı teorik ve/ya uygulamalı derslerden oluşan ve ortalama beş yıllık yoğun emek mahsulü olan bu doktora tezlerinin medyada [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de her yıl binlerce doktora tezi tamamlanarak arşivlerdeki yerini almakta, yazarı tarafından çekince konmadıysa YÖK’ün Ulusal Tez Merkezi internet sitesinden yayımlanmasıyla yetinilmektedir. Ne yazık ki bu çok kıymetli çalışmaların çok azı kitaba dönüşebilmektedir. Oysa, en az bir yılı teorik ve/ya uygulamalı derslerden oluşan ve ortalama beş yıllık yoğun emek mahsulü olan bu doktora tezlerinin medyada ve toplumda hissedilir yankıları olmalıdır. Bu bağlamda yeri geldikçe danışmanlığımda tamamlanan bazı tez çalışmalarını özetle sizlere aktarmaya özen göstereceğim.</p>
<p><strong>Sosyal Sağlık İçin İyilik Halini Yükseltmek</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma meselesi ‘gelişmiş’ Batı toplumlarına münhasır olmayıp ülkemizde de çeşitli veçheleriyle karşımıza çıkmakta ve bireyler üzerinde olumsuz biyo-psiko-sosyal etkiler yapmakta, böylece bireylerin toplumla ilişkilerine zarar vermektedir.</p>
<p><strong>Sosyal dışlanma</strong> ve <strong>iyilik hali</strong> kavramları günümüz dünyasında üzerinde sıkça durulan kavramlar arasındadır. Küreselleşme, iş gücü piyasalarında yaşanan sorunlar, adil olmayan gelir dağılımı, yetersiz sosyal güvenlik sistemi, iç ve dış göç olgusu, bireylere ait kişisel özellikler gibi sebeplerden ötürü kişiler hayatlarının bir döneminde sosyal yönden dışlanma yaşar duruma gelmişlerdir. Sosyal yönden yaşanılan bu dışlanma, kişilerin hayat kalitelerini, <strong>sosyal sağlıklarını</strong> bir başka deyişle iyilik hallerini olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Sosyal dışlanma algı düzeyi ile iyilik hali arasında nasıl bir ilişki bulunduğunu tespit etmek amacıyla bir doktora tez çalışması yürüttük. Yalova Üniversitesi’nde, Sosyal Hizmet Doktora Programı’nda beş yıl boyunca danışmanlığımda yürütülen ve Ocak 2019’da tamamlanan çalışma <strong>Öğr.Gör.Dr. Beyza ERKOÇ</strong>’a ait. Yalova ilinde yaşayan 18 yaş üzeri toplam 855 katılımcı ile kartopu yöntemi uygulanarak gerçekleştirilen araştırmada “Sosyal Dışlanma Ölçeği” ile “İyilik Hali Ölçeği” kullanılmış olup toplanan veriler SPSS paket programıyla analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, sosyal dışlanma düzeyinin azalmasıyla iyilik halinin artması arasında ters orantılı anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir.</p>
<p>“Sosyal Dışlanmanın Sosyal Sağlık Bağlamında İncelenmesi: Yalova İli Örneği” başlıklı bu doktora tez çalışmasından (<strong>1</strong>) ürettiğimiz; “Yalova Halkının Sosyal Dışlanma Algıları İle İyilik Halleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” başlıklı makaleyi (<strong>2</strong>) -pür akademik kısımları hariç tutarak- şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p><strong>Öncelikle Sosyal Dışlanmaya Yol Açan Sebepleri Tespit Etmek </strong></p>
<p><strong>İyilik hali</strong>; günlük hayatta sıkça karşımıza çıkan, dilimizde çok farklı kavramlarla ifade edilebilen, bireylerin değer ve inanışlarıyla şekillenen, bireylerin kişisel ve toplumsal düzlemde nasıl hissettikleri ve nasıl hayatlarını değerlendirdikleri ile ilgilenen, farklı bileşenlere sahip, dinamik, sürekli, sağlığa, refaha ve mutluluğa vurgu yapan ve öznellik özelliğinden ötürü ölçülmesi zor bir kavramdır. Değişen hayat şartları, bireylerin içerisinde bulunduğu stresör ortamların çokluğu, bireylerin baş etmek zorunda kaldığı farklı bireysel, toplumsal ve global sorunlar iyilik hali kavramına verilen değeri arttırmıştır (s.143).</p>
<p>Çalışmanın literatür incelemesi bölümünde sosyal dışlanma ve iyilik hali hakkında genel bilgiler verilmiştir. Yöntem bölümünde araştırmanın amacı, hipotezleri, veri toplama aracı ve verilerin nasıl analiz edildiğine dair bilgilere yer verilmiştir. Bulgular bölümünde yapılan analiz sonucu elde edilen bulgular verilmiş olup tartışma ve sonuç bölümünde ise çalışmadan elde edilen bulgular ışığında genel yorumlar yapılmış ve öneriler sunulmuştur.</p>
<p>Alandan derlenen veriler ışığında sosyal dışlanma ve iyilik haline ilişkin tanımlayıcı istatistikler oluşturulduğunda; katılımcıların sosyal dışlanma düzeyinin hem genel olarak hem de alt boyutlar bazında düşük olduğu belirlenmiştir. Oluşturulan tablolar alt boyutlar bazında incelendiğinde <strong>maddi yoksunluk</strong> boyutu sosyal dışlanmanın en yüksek olduğu boyuttur. Sosyal haklar boyutu ise Yalova’da sosyal dışlanmanın en düşük olduğu boyuttur. Yalova’nın güvenli, küçük ve komşuluk ilişkilerinin iyi olduğu bir şehir olmasının bu durumda etkili olduğu düşünülebilir. Nüfusunun az olması, bireylerin ulaşımının kolay olması gibi etkenler de bu boyuta dair yapılabilecek yorumlardandır. Sosyal katılımcılık boyutunda da dışlanma düzeyi düşüktür. İlin civar illere nazaran küçük ve güvenli olması yanında bireyler arası yakın ilişkiler ve sosyal katılım fırsatlarının kolayca sağlanmasının bu sonuçta etkili olduğu söylenebilir. Kültürel entegrasyon ve normlara uyma boyutunda elde edilen sonuçlar, Yalova halkının kurallara uyma konusunda hassas olduklarını, kültürel uyum sağlamaya ve toplumsal normlara önem verdiklerini ortaya koymaktadır (s.147).</p>
<p>Yalova’da soru formlarını doldurarak alan araştırmasına katkı sunan katılımcıların <strong>iyilik halinin yüksek olduğu</strong> gözlenmiştir. Çıkan sonuçlar yorumlanacak olursa, Yalova halkının genel itibarıyla mutlu olduğu, hayatlarından memnun oldukları söylenebilir. Başka bir ifade ile iyilik hali yüksek bireyler hayatlarından keyif alan, sosyal ilişkilerinde destekleyici ve ödüllendirici olan, sosyal aktivitelerde faal, kendisi dışında başkalarının mutluluğunu da düşünen, kendisine güvenen, geleceğine dair umutlu olan, mutmain kişilerdir. İl halkı genel anlamda kendisini böyle bir birey olarak görmektedir (s.148).</p>
<p><strong>Sosyal Dışlanmayı Azaltarak İyilik Halini Yükseltmek</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma ile iyilik hali ilişkisini Yalova ili örneğinde inceleyen bu araştırmanın bulgularına göre sosyal dışlanma düzeyi azaldıkça iyilik halinin arttığı söylenebilir. Yalova iliyle sınırlı bu doktora tez çalışmasında sosyal dışlanma algı düzeyi ile iyilik hali arasındaki ilişkinin tespit edilmesi amacına yönelik olarak şu hipotezler geliştirilmiştir (s.144):</p>
<ol>
<li>H1a: Maddi yoksunluk boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1b: Kurumlardan ve yardımlardan faydalanabilme alt boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1c: Uygun ev ve güvenli çevre alt boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1d: Sosyal katılımcılık boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
<li>H1e: Kültürel entegrasyon ve normlara uyma boyutu ile iyilik hali algısı arasında negatif yönlü ilişki vardır.</li>
</ol>
<p>Hipotezleri test etmek için yapılan korelasyon analizi sonucuna göre, sosyal dışlanma düzeyinin azalmasıyla iyilik halinin artması arasında ters orantılı anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuca göre H1a, H1b, H1c, H1d hipotezleri kabul edilmiş, H1e hipotezi ise ret edilmiştir. Bu araştırmanın öncü bir araştırma olması, literatürdeki diğer çalışmalar ile kıyaslanmasını zorlaştırmıştır. Ancak konuya yakın kabul edebileceğimiz bazı araştırmaların sonuçlarına göre de <strong>sosyal dışlanma düzeyinin azalması iyilik halini arttırmaktadır</strong>.</p>
<p>Bu çalışma ile aynı zamanda <strong>Yalova’da sosyal dışlanma</strong> düzeyinin hem genel olarak hem de alt boyutlar bazında <strong>düşük</strong> olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sosyal dışlanma düzeyinin düşük olması istenilen bir durumdur. Yalova’da sosyal dışlanma düzeyinin en yüksek olduğu boyut, <strong>maddi yoksunluk</strong> boyutudur. En düşük olduğu boyut ise, <strong>sosyal haklar</strong> boyutudur. Alan araştırmasında katılımcıların iyilik halinin <strong>yüksek</strong> olduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Bireylerin iyilik hallerinin yüksek olması da istenilen sonuçtur. İyilik hali yüksel bireyler hayattan zevk alan ve mutlu olan, esenlik içerisinde yaşayan bireylerdir. Bu sonuç Yalova ili ve toplumu için iyi bir göstergedir (s.149).</p>
<p>Bu araştırmanın Yalova ilinde yapılmış olması bir kısıtlılık durumudur ve bu sebepten elde edilen araştırma bulguları tüm ülkeye genellenemez. Araştırmanın daha fazla katılımcı ile ve ülkenin farklı bölgelerinde yapılarak sonuçların daha genel hale getirilmesi yararlı olacaktır. Bu yararı ya kapsamlı bir proje çalışmasıyla yahut örneklerin değiştiği benzer tez çalışmalarının birleştirilmesiyle elde etmek mümkündür.</p>
<p><strong>Sosyal Sağlığımızı Korumak ve Geliştirmek İçin Tedbirler Almak</strong></p>
<p>Sosyal dışlanma konusu özelinde bireylerin <strong>dışlanmışlık düzeylerinin azaltılması</strong> için yasal, toplumsal ve bireysel çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda çalışma sonucunda elde edilen veriler ışığında, düşük de olsa Yalova ilinde tespit edilen dışlanmanın boyutlar bazında daha detaylı şekilde araştırılması, çalışmaların farklı demografik özellikler ışığında (örneğin bekâr ve erkekler, işsiz ve erkekler) ayrı ayrı incelenmesi, nitel araştırma yöntem ve teknikleriyle Yalova halkı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek daha objektif sebepler ortaya çıkartılması gerekmektedir.</p>
<p>Yalova halkının yüksek olduğu gözlemlenen iyilik halinin daha da arttırılabilmesi maksadıyla sosyal alanların, kişisel gelişim merkezlerinin, kültürel faaliyetlerin, sosyalleşme ortamlarının, iş imkânlarının ve diğer sosyal alanların nicelik ve nitelik açısından arttırılması gerekmektedir. Bunların sağlanması yani sosyal dışlanmanın önüne geçilmesi ve iyilik halinin arttırılması için kamu, özel ve sivil toplum kurum ve kuruluşlarının, belediyelerin ve il bünyesinde bulunan üniversitenin ortaklaşa hareket etmeleri önem arz etmektedir (s.149).</p>
<p>Üç sektörün temsilcileri tarafından el birliğiyle yürütülecek projelerin gerçekleştirilmesi, daha kapsamlı nicel ve nitel araştırmalar yapılması, iyilik hali ve sosyal dışlanma konularına ilişkin detaylı yeni ölçekler geliştirilmesi, üniversite öğrencilerinin lisans, yüksek lisans ve doktora çalışmalarında bu konuları inceleyen ve birbirini tamamlar mahiyette yeni akademik çalışmalar yapmaları desteklenmelidir.</p>
<p>Kamu ve yerel yönetimler ile Sivil Toplum Kuruluşları yöneticileri başta olmak üzere tüm ilgililerin alanlarına dair yapılmış doktora tez çalışmalarını inceleyerek sosyal sağlımızı korumak ve geliştirmek maksadıyla somut adımlar atması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>ERKOÇ, Beyza. (2019). <strong>Sosyal Dışlanmanın Sosyal Sağlık Bağlamında İncelenmesi: Yalova İli Örneği</strong>. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Yalova Üniversitesi SBE, 31.01.2019, 170 s.</li>
<li>Erkoç, B. ve F. Güngör. (2019). “<strong>Yalova Halkının Sosyal Dışlanma Algıları İle İyilik Halleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi</strong>”, Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, E-ISSN: 2147-2610, Cilt: 7, Sayı: 18, Haziran 2019, s.142-150. http://www.avrasyad.com/OncekiSayilarDetay.Aspx?Sayi=18, 01.06.2019.</li>
<li>Erkoç, B. ve F. Güngör, “<strong>Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinin Sosyal Dışlanma Sebepleri:</strong> Yalova Üniversitesi Termal Meslek Yüksekokulu Örneği”, Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Dergisi, ISSN: 2459-1149, Sayı: 32, Ocak 2019, s.34-71. http://www.jshsr.org/DergiTamDetay.aspx?ID=1027, 20.01.2019.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Güngör, F. ve B. Erkoç. (2016). “Bakıma Muhtaç Kişilerin Özellikleri ve İlk Yardım”, Bakım ve Sosyal Hizmet ders kitabı içinde, İstanbul Üniversitesi AUZEF., Sosyal Hizmetler Bölümü, ders kitabı, s.308-334. (İlaveten; 28 s. PP sunumu, 10 soru, 25 dakikalık 1 canlı sunum video kaydı), İstanbul, Ocak 2016, s.308-334.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/iyilik-halini-yukseltmek-icin-sosyal-dislanmayi-azaltmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL SAĞLIĞIMIZI KORUMAK İÇİN ŞİDDETTEN UZAK DURMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/sosyal-sagligimizi-korumak-icin-siddeti-azaltmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/sosyal-sagligimizi-korumak-icin-siddeti-azaltmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Nov 2019 21:49:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[İYİLİK HALİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[NESİP YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[OĞUZ POLAT]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİDDETİN ÖNLENMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL DIŞLANMA]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMAN ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TİHEK]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=959</guid>

					<description><![CDATA[İyilik Halini Yükseltmek İçin Şiddeti En Aza Düşürmek Şiddeti azaltmak suretiyle iyilik halini yükseltmek ve böylece sosyal sağlığımızı korumak için bize reva görülmesini istemediğimiz davranışları bizim de başkalarına reva görmememiz, bize davranılmasını istediğimiz şekilde başkalarına davranmamız ve ahlakın en üstün sürümünü en güzel örnekliğiyle insanlığa öğreten Son Nebi Muhammed Aleyhisselam’ın şu hadisini kulağımıza küpe yapmamız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İyilik Halini Yükseltmek İçin Şiddeti En Aza Düşürmek</strong></p>
<p>Şiddeti azaltmak suretiyle iyilik halini yükseltmek ve böylece sosyal sağlığımızı korumak için bize reva görülmesini istemediğimiz davranışları bizim de başkalarına reva görmememiz, bize davranılmasını istediğimiz şekilde başkalarına davranmamız ve ahlakın en üstün sürümünü en güzel örnekliğiyle insanlığa öğreten Son Nebi Muhammed Aleyhisselam’ın şu hadisini kulağımıza küpe yapmamız gerekmektedir: “Hiçbiriniz kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 7).</p>
<p>Arap dilinde <strong>sertlik</strong>, kabalık, zorluk ve mihnet anlam köklerini ihtiva eden “<em>şiddet</em>” kavramı (İngilizce karşılığı: <em>violence</em>) Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından; “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik <strong>zarara yol açması</strong> ya da açma ihtimali bulunması” durumu olarak tanımlamaktadır (<strong>1</strong>). Tanımın son ibaresinin oldukça problemli olduğu kanaatindeyim. Zira sübjektif ve spekülatif yönü sebebiyle “ihtimal” muğlaklığa ve kargaşaya yol açmakta olup bu husus müstakil olarak incelenmeyi gerektirmektedir&#8230;</p>
<p>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) tarafından 15-16 Kasım 2019 tarihlerinde Ankara’da “Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı” düzenlendi (<strong>2</strong>). 12 ilden gelen 60 tebliğci şiddeti dinî, felsefi, hukuki ve uluslararası ilişkiler boyutlarıyla ele aldı. “Şiddet Toplumundan Merhamet Toplumuna” üst başlıklı iki günlük Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı tebliğlerini kitap basıldığında okuma fırsatı bulabileceğiz. Şimdilik biz TİHEK Başkanı Sayın Süleyman Arslan’ın açış konuşmasını ve sadece bir tebliği özetle aktarmakla yetinelim (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Şiddetle Topyekûn Mücadelede İnisiyatif Üstlenmek </strong></p>
<p>“… Bugün, burada, toplumumuzun ve insanlığın karşı karşıya kaldığı şiddet olgusunu konuşmak, tartışmak, şiddetin ülkemizden ve dünyamızdan uzaklaşması, her bir insanımızın onurunun korunması, yaşadığımız mekânların sevgi, rahmet ve merhametle dolması için yapılabilecekleri bir kez daha düşünmek, tespit ve önerilerimizi kamuoyuyla, tüm insanlıkla paylaşmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Başkalarının kusurlarını bulmaktan önce kendi kusur ve ihmallerimizi ortaya koymak, insanlığa sevgi, şefkat ve merhamet mücadelemizde nasıl yardımcı olabileceğimize dair fikirler üretmek niyetindeyiz. Umarız ki bu amacımız gerçekleşir, insanlık davamızın başarıya ulaşması için önemli bir katkı sağlamış oluruz.</p>
<p>Bizi toplum olarak şiddet sarmalına iten sebepleri, neyi, nasıl yaptığımızı ya da yapamadığımızı yeniden düşünmek zorundayız. Her şiddet olayına, failine ve mağduruna aynı duyarlılık ve hassasiyetle yaklaşıp yaklaşmadığımızı samimi olarak sorgulamak durumundayız.</p>
<p>İnsanların yaşam haklarına, vücut bütünlüklerine, onuruna, inanç ve düşünce özgürlüğüne yönelen her insafsızca müdahale esasen bir şiddet unsuru barındırmaktadır. Toplumun bütün kesimlerini tehdit eden şiddet kimi ülkelerde ön yargı, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yoluyla kurbanlarına yenilerini ekleyerek yayılmaktadır. Şiddet, her durum ve şartta, insanlar, kültürler, toplumlar, değerler ve inançlar arasında kavga, sürtüşme ve çatışma ortamı oluşturarak etki alanını genişletmektedir. Yeni Zelanda’da camileri ve Müslümanları hedef alan insanlık dışı saldırı hâlâ vicdanlarımızı sızlatmaktadır.</p>
<p>Son yıllarda özellikle batı dünyasında giderek yükselen İslam karşıtlığı, maalesef gerekli önlemler alınmadığı için hızla nefret hareketine ve şiddet davranışlarına dönüşmektedir. Dolayısıyla özellikle Müslümanlara yönelik sıkça yaşanan şiddet vakaları, bireysel ve istisnai olmaktan çıkarak bilinçli ve sistematik hale gelen şiddetin zalimane bir yüzüdür. Mescid-i Aksa başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde inanan insanlara yönelen şiddetin varlığı oldukça vahim bir tablodur ve bu durumu kabul etmek asla mümkün değildir.</p>
<p>Hiç şüphesiz ki, şiddetin en ağırı insanlığın en kutsal, en evrensel ve en temel hakkı olan yaşam hakkını ortadan kaldırmaya yönelik olanıdır; yani hayata kasttır. Zira diğer bütün haklar yaşam hakkının varlığına bağlıdır. Yaşam hakkı başta olmak üzere bütün temel hakların korunmasından ise, öncelikle devlet sorumludur. Devlet, ülkesinde yaşayanların yaşam hakkını ve diğer temel hak ve hürriyetlerini korumakla yükümlü olduğu gibi egemenliği altındaki insanların, insan haklarına saygılı olarak yetişmelerini sağlayacak her türlü tedbiri almakla da yükümlüdür.</p>
<p>Bununla beraber, sadece <strong>devlet</strong> değil toplum ve toplumu oluşturan ilgili bütün <strong>özel ve tüzel kişiler</strong> de kendilerini ilgilendirdiği ölçüde insan haklarından sorumludur. Bir ülkede kişiler birbirinin hayatına son veriyorsa veya diğer haklarını ihlal ediyor, şiddet uyguluyor, onurlarını zedeliyorsa başkalarının haklarına saygıyı öğretemeyen <strong>aileler</strong> sorumludur. Haklara saygıyı öğretemeyen, şiddeti bir sonraki nesle aktaran ve şiddet üreten bir <strong>eğitim sistemi</strong> sorumludur. Şiddetin önlenmesi için gerekli düzenlemeleri yapamayan bir <strong>yasama erki </strong>iktidarı ve muhalefetiyle birlikte sorumludur. Bu konuda gerekli önlemleri alamayan kolluk kuvvetleri ve <strong>yürütme gücü</strong> sorumludur. Etkin soruşturma yapamayan ve adil cezalar veremeyen <strong>yargı</strong> sorumludur. Şiddetin yayılmasına sebep olan <strong>medya</strong> ve toplum sorumludur. Şiddetin en önemli kaynaklarından biri olan terör örgütlerini gizli veya açık destekleyen, yaptıklarına ihmal suretiyle de olsa destek veren organizasyonlar ve devletler sorumludur. Toplumu ahlaki dejenerasyona sürükleyip toplumun en temel birimi aileyi parçalamaya, bireyi acziyete düşürmeye çalışan adı ne olursa olsun tüm yapı ve organizasyonlar sorumludur.</p>
<p>Başarılı bir şekilde uygulanamasa da barış içinde yaşamamızı sağlamaya yönelik uluslararası sözleşmeler ve ulusal kanunlar şiddeti önlemeye yönelik önemli kazanımlar sağlamaktadır. Bununla birlikte, yaşanan gerçekler mevcut düzenlemelerin ve uygulamaların yeterli olmadığını, olumsuz yan etkilerinin bulunduğunu, yeni düzenlemelerin ve uygulamaların yürürlüğe konulması gerekliliğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Şiddetin önlenmesi için sadece münferit olayların üzerine gidilerek veya cezalar arttırılarak bir sonuca ulaşılamamaktadır. Nitekim, kadın cinayetlerinde faillerin %16’sı cinayetten sonra kendisini öldürmekte, intihar etmektedir. Bu kişileri bu cinayetlere sevk eden saiklerin doğru belirlenmesi ve değerlendirilmesi son derece önemlidir. Kendisini öldürmeyi göze alacak kadar travma yaşayan bir kişiyi hiçbir ağır cezanın cinayetten döndüremeyeceği açıktır.</p>
<p>Bu nedenle, yaşanan şiddet olgusu acilen bütün yönleriyle ele alınmak zorundadır. Şiddete yol açan olgu ve etkenlerin ortadan kaldırılması için kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Mevcut sözleşmeler ve kanunlar gözden geçirilmeli, uygulama hataları ortadan kaldırılmalı, şiddeti üreten kaynaklar kurutulmalıdır. Çözümü sadece kanunda aramak yerine diğer normatif disiplinler de devreye sokulmalı, manevi değerlerimizden de istifade edilmelidir. Farklılıkları ahenk zemini olmaktan çıkarıp çatışmaya dönüştüren sosyo-kültürel ortam gözden geçirilmelidir. İnsan haklarının bir ahlak olduğu, bu bilinç içinde içselleştirilmesi gerektiği öğretilmeli ve insan hakları eğitim yoluyla bireysel yaşamda da uygulanabilir kılınmalıdır. Aksi takdirde insan haklarının korunup geliştirilmesi ve şiddetin önlenmesi amacı bir hayal olmaktan öteye geçemeyecektir.</p>
<p>Biz Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu olarak çalıştay logomuzda da vurguladığımız üzere, insan onurunu ve merhameti esas alıyor, bir bütün olarak insana yönelik şiddete karşı çıkıyoruz. Daha ötesi, hayvanlar ve bitkiler dâhil tüm canlılara, doğaya ve çevreye yönelik şiddete “hayır” diyoruz. Kadına, erkeğe, yaşlıya, çocuğa, engelliye, hastaya, hayvana, doğaya sevgi, şefkat ve merhamet gerek; insan onurunu korumak gerek, şiddet yok, sevgi var diyoruz. Kırma kimsenin kalbini yapacak ustası yok diyoruz. “Yaratılanı hoş gör Yaradan’dan ötürü” diyoruz.</p>
<p>Bu bakış açısıyla biz kadın ve erkeklerin birbirini destekleyerek yüceltmesini, güçlendirmesini, şiddetin yerini, sevgi, muhabbet ve merhametin doldurmasını arzuluyoruz. İnsanımızın cezaevlerinde, kadın sığınma evlerinde, çocuk yurtlarında, huzurevlerinde değil, kendi sıcak yuvalarında öz aileleriyle birlikte sevgi, şefkat ve merhametle kuşanmış olarak mutlu bir hayat sürmelerini temenni ve talep ediyoruz.</p>
<p>Zayıflara merhamet etmeyen, çocukları sevgisiz ve değersiz bırakıp geleceğe şiddet makinası hazırlayan, evliya değil de eşkıya yetiştiren kadın ve erkeklerin medeni bir dünya kurması veya sürdürmesi mümkün değildir. Bu nedenle, küreselleşen ve tek başına kurtuluşun imkânsız hale geldiği bir dünyada, gidilen yolun çıkmaz sokak olduğunu, buradan ne insanlığa ne kendilerine mutluluk çıkmayacağını söyleyen batılı düşünürlerin görüşlerinin eşliğinde, insanlığa kavramlarımızı yeniden hatırlatmalı ve geleneğin ihyası için bir teklif götürmeliyiz.</p>
<p>Merhamet olmadan adil olunamaz. Toplumdaki düzen sadece merhametten yoksun sert yasalarla sağlanamaz. Şiddet merhametsiz önlenemez. Şiddet faillerindeki kötü duyguların anlaşılıp kaldırılması için de merhamete ihtiyaç var. Şiddet mağdurlarının acısını dindirmek için faili cezalandırmak nasıl merhametin gereğiyse, şiddet faillerinin niçin bu şiddete düştüğünü anlamak ve kişileri şiddete yönlendiren ortamı ortadan kaldırmak da merhametin gereğidir. Kadim medeniyetimiz ancak ve ancak bir merhamet medeniyetidir. Bugün başımıza menfi manada ne geldiyse bu merhamet medeniyeti idealimizden uzaklaşmanın sonucudur… (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Şiddetin Önlenmesi İçin Uygulanabilir Çözümler Önermek</strong></p>
<p>TİHEK tarafından düzenlenen Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı’na STK temsilcili sıfatıyla katılan MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Av. Nesip YILDIRIM tarafından sunulan “Şiddetin Önlenmesi İçin Çözüm Önerileri” konulu tebliğini özetle aktarmakta yarar görüyorum (<strong>4</strong>):</p>
<p><strong>Ebeveynler!</strong> Çocuklarımızı ve eşimizi arabadan, kıyafetten ve kendi keyfimizden daha çok <strong>sevelim</strong>. Bizde bulamadıkları sevgiyi, başka yerde aramasınlar. İşimize nasıl zaman ayırıyorsak, eş ve çocuklarımıza da zaman ayıralım. Sosyal medyada gezerken onlara yabancılaşıyoruz. “Paylaşım” ve “durum” yapma hastalığından kendimizi kurtaralım.</p>
<p><strong>Eğitimciler!</strong> Önce iyi insan olmayı, kötülük yapmamayı, yalan söylememeyi, erdemli, ilkeli ve dürüst insan olmayı öğretelim. Sınav ve ezber odaklı eğitim yerine konuşan, tartışan ve yaşayan bireyler yetiştirelim. Güzel ahlakı yaşayarak anlatalım onlara. Şiddetin hak arama yöntemi olmadığını öğretelim.</p>
<p><strong>STK yöneticileri ve kanaat önderleri!</strong> Makam ve dünyalık için çalışmayı bırakıp sadece Allah rızası için çalışalım. Asıl vazifemiz iyi insan olmak ve iyi insan yetiştirmektir. Şeffaf, hesap verebilir olalım. Asla yalan söylemeyelim. Yalan söyleyenleri dışlayalım, dürüstlere değer verelim.</p>
<p><strong>Medyayı denetleyenler! </strong>Şiddet içeren filmlere, dizilere ve özellikle çocuk çizgi filmlerine normal kanallardan doğrudan ulaşılmasını engelleyin. Öldürme ve şiddet içerikli haberlere sınırlar getirilsin. Sosyal medyadaki hakaret ve iftiralarla etkin mücadele edilsin, failleri cezalandırılsın.</p>
<p><strong>İktidarı elinde tutanlar!</strong> Temel hak ve özgürlüklerin tanınması, korunması ve hayata geçirilebilmesi gerekir. Ayrımcılık yapılmamalıdır. Zira bu hakların sağlanmaması gerilim ve huzursuzluğun artmasına neden olacaktır.</p>
<p>Sadece kadının beyanının yeterli sayılması adalete aykırıdır. Boşanma sürecinde taraflar ölçüyü ve orantıyı kaçırıp eşini karalayabilmektedir. Yargı erkini kötüye kullanan, eşine iftira atan ve adli makamları yanıltanlara ceza soruşturması açılmalıdır. Aile içerisindeki sorunlar öncelikle “hakem/ uzlaştırmacı” müessesesine getirilmeli, boşanma öncesinde tarafların bu yapıya başvurması zorunlu tutulmalıdır.</p>
<p><strong>Yargı mensupları!</strong> Şiddetin artmasının sebeplerinden biri de <strong>cezasızlık</strong> sorunudur. Şiddeti önlemek istiyorsak, yapanın yanına kâr kalmayacağı etkin bir kolluk ve adalet mekanizmasının olması gerekir. Şiddete uğrayan birey, hak arama yoluna başvurduğunda, aylar ve hatta yıllar sürecek soruşturma ve kovuşturmaya muhatap olduğunda bıkkınlık, yılgınlıkla ve umutsuzluğa düşebilmektedir. Özellikle basit meselelerde doğrudan olay yerine giden savcı ve/ya hâkim, tarafları dinleyip, olayı yerinde görüp para cezası veya diğer yaptırımlarla meseleyi hızlıca çözebilir. Mazluma ve hatasını anlayana merhamet, ağır insan hakkı ihlali yapanlara ise etkin ceza gerekir.</p>
<p><strong>Mülki amirler ve kolluk kuvvetleri!</strong> Şiddetin önlenmesi için eğitim sürekli eğitimler alınmalı, hak temelli sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bizzat olayın mağdurları bu eğitimlerde dinlenilmelidir. Olaylara müdahale esnasında <strong>ölçülülük ve orantılılık</strong> ilkeleri ihlal edilmemeli, orantısız tepki veya tahrikle karşılaşıldığında dahi kolluk mensupları öfkelerini kontrol edebilmelidir. Müdahalelerin zulme dönüşmemesi için etkin denetim sağlanmalı, nefret söyleminden kaçınmalı, dışlamak yerine topluma kazandırmak esas olmalıdır… (<strong>4</strong>).</p>
<p>Şiddetin yaygınlaşarak insanlığı esir almasının önüne geçilebilmesin ve sosyal sağlığımızı korumak için şiddetin tüm nevileriyle en aza indirilebilmesi mücadelesinde her birimizin üzerine düşen sorumluluğu üstlenmesi niyazıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>POLAT, Oğuz. (2016). “<strong>Şiddet (Violence)</strong>”. https://dergipark.org.tr, MÜHF &#8211; HAD, C.22, S.1, s.15-34.</li>
<li>TİHEK. (2019). “<strong>Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı Basın Açıklaması</strong>”. Ankara. https://www.tihek.gov.tr/siddetin-onlenmesi-calistayi-basin-aciklamasi, 11.11.2019.</li>
<li>ARSLAN, Süleyman. (2016). “<strong>Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı Açış Konuşması</strong>”. Ankara. https://www.tihek.gov.tr/tihek-baskani-suleyman-arslanin-siddetin-onlenmesi-calistayi-acilis-konusmasi, 15.11.2019.</li>
<li>YILDIRIM, Nesip. (2016). “<strong>Şiddetin Önlenmesi İçin Çözüm Önerileri</strong>”. TİHEK Şiddetin Önlenmesi Çalıştayı Ankara: 16.11.2019. http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/seminer-panel-konferans/3/siddetin-onlenmesi-icin-cozum-onerileri/13675, 18.11.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/sosyal-sagligimizi-korumak-icin-siddeti-azaltmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSTANBUL’DA YAŞAYAN SURİYELİ AİLELERİN  PARÇALANMASINA MÂNİ OLMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Nov 2019 20:31:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLER GÜNEŞ ASLAN]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL UYUM]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ AİLELER]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ SIĞINMACILAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=955</guid>

					<description><![CDATA[Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Sessiz Kalmamak Türkiye’de “geçici koruma altındaki yabancı” statüsünde yaşayan Suriyeliler, kendilerine sunulan birçok hizmet yanında dokuz yıldır çözülemeyen problemlerle mücadele etmeye devam etmektedir. Mesela İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgesi taşımalarına rağmen, herhangi bir sebeple ülkelerine gidip geldiklerinde “çıkış” yaptıkları için kimlikleri iptal edilmektedir. MAZLUMDER’in İstanbul’daki genel merkezine yapılan başvurularda tespit [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Suriyeli Ailelerin Parçalanmasına Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>Türkiye’de “geçici koruma altındaki yabancı” statüsünde yaşayan Suriyeliler, kendilerine sunulan birçok hizmet yanında dokuz yıldır çözülemeyen problemlerle mücadele etmeye devam etmektedir. Mesela İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgesi taşımalarına rağmen, herhangi bir sebeple ülkelerine gidip geldiklerinde “çıkış” yaptıkları için kimlikleri iptal edilmektedir. MAZLUMDER’in İstanbul’daki genel merkezine yapılan başvurularda tespit edildiği üzere kişilerin Suriye’ye gitmeleri cenaze, hastalık, akraba ziyareti gibi insani gerekçelere dayanmaktadır (<strong>1</strong>). Fakat ziyaret izni için başvurdukları kurumlarda “geri dönüş” belgesi imzalatılmakta, bunun ne anlama geldiğini ancak Türkiye’ye döndüklerinde fark ederek kimlik haklarını kaybettiklerini anlamaktadırlar. Bu kişilerin tüm aile üyeleri İstanbul’da kayıtlı olup geçici koruma kimlik belgelerine de sahiptir.</p>
<p>İstanbul’a kayıtlar kapalı olduğu için, mağdurlar başka illere yönlendirilmekte ama yönlendirilen ilden başvuru yaptıklarında kayıtları İstanbul’da görüldüğü için başvuru yapamayacakları söylenerek kayıtları alınmamaktadır… Sonuç olarak kurumlar arasında çaresizlik içerisinde mekik dokuyan mağdurlar kimliksiz ve kaçak bir hayata, her an sınır dışı edilme korkusuyla yaşamaya mecbur bırakılmaktadır.</p>
<p>Örnekler üzerinden meseleyi inceleyen ve “İstanbul Valiliği tarafından Suriyelilere “kayıtlı oldukları illere gitmeleri için” verilen süre bitmiş, ancak gerçekten mazereti olanların tespit edileceği etkin bir yol gösterilmemiştir. Etkin bir araştırma yapılmadan kimliksiz olarak İstanbul’da yaşayan Suriyelilerin kamplara gönderilmesi veya sınır dışı edilmesi temel insan haklarının ihlaline yol açacak ve aileleri parçalayacaktır.” tespitini yapan MAZLUMDER, çözüm önerilerini de şu şekilde sıralamıştır:</p>
<ol>
<li>Haklı mazereti olanların başvuru yapabilecekleri bir merci acilen ihdas edilmelidir.</li>
<li>Bu mercie başvuru yapanlara, başvuru sonuçlanana kadar süre tanındığını gösteren bir belge verilmelidir.</li>
<li>Soruna kalıcı çözüm bulmak için etkin bir araştırma yapılmalıdır.</li>
<li>Ailesi İstanbul’da yaşayanlara eski kimlikleri teslim edilmelidir (<strong>1</strong>).</li>
</ol>
<p><strong>Sorunları Bilimsel Yöntem ve Tekniklerle Tespit Etmek</strong></p>
<p>Türkiye’nin hemen her şehrinde Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır. Ancak sığınmacı sorunları daha çok İstanbul’da karşımıza çıkmaktadır. Bu haftaki yazımda, İstanbul’da yaşayan Suriyeli sığınmacıların göç sonrasında yaşadıkları sorunları inceleyen bir doktora tezine dikkatlerinizi çekmekte yarar görüyorum.</p>
<p>Yalova Üniversitesi’nde, Sosyal Hizmet Doktora Programı’nda dört yıl boyunca danışmanlığımda yürütülen ve Eylül 2018’de tamamlanan çalışma <strong>Arş.Gör.Dr. Güler GÜNEŞ ASLAN</strong>’a ait. 76 Suriyeli sığınmacı ile Türkçe, Arapça ve Kürtçe bilen tercüman eşliğinde derinlemesine mülakatlar yapılarak elde edilen veriler analiz edilip temalara ayrılmıştır. Alanda belirlenen sorun temaları tartışıldıktan sonra çözüm önerileri de sunulmuştur.</p>
<p>“Sığınmacılara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: İstanbul’daki Suriyeli Sığınmacılar Örneği” başlıklı bu tez çalışmasından (<strong>2</strong>) ürettiğimiz “Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar: İstanbul Örneği” başlıklı makaleye (<strong>3</strong>) göre Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de yaşadığı sorunlar çok geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Sorun temaları temel ihtiyaçlarını karşılama, toplum tarafından saygı ve değer görme, topluma katılım gibi çeşitli alanlarla ilgilidir. Çalışmanın tartışma ve sonuç kısmını şöylece özetleyebiliriz:</p>
<p>“Savaş ve zorunlu göç sebebiyle ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplar ve travmalar karşılaşılan yeni sorunlarla baş etmeyi zorlaştırmaktadır. Farklı bir ülkeye göç etmekten kaynaklanan gelinen <strong>ülkenin dilini bilmemek</strong> diğer sorunları besleyen önemli bir ana sorundur. Katılımcıların büyük çoğunluğu Türkçe bilmemektedir ya da kısıtlı düzeyde Türkçe bilmektedir. Bu durum günlük hayatı, çalışma hayatını ve resmî dairelerle iletişimi olumsuz etkilemektedir. Sığınmacılar kendileriyle ilgili mevzuata da hâkim olmadıkları için çeşitli hak ve ödevlerinden haberdar olamamaktadır. Bu açıdan kayıt olma, kimlik belgesi edinme, hastane, okul gibi yerlerden kamu hizmeti alma hususlarında oldukça zorlanmaktadırlar. Bu durum Suriyelilere kamu hizmeti veren personeli de olumsuz yönde etkilemektedir. Tercüman bulunduran kurumlarda işler görece daha kolay olsa da tercümanı olmayan kurumlar açısından iş zorlaşmaktadır. Dil bilmemek Suriyeli kadınları daha izole bir hayata mahkûm etmektedir. Suriyeli kadınlar açısından Suriyeli erkeklerin korumacı tutumunun da bunun üzerinde etken olduğu gözlenmiştir.” (s.1618).</p>
<p>“Katılımcıların resmî dairelerdeki işleriyle ilgili yaşadıkları en önemli sorun <strong>kimlik belgesi</strong> sorunudur. Suriyeliler Türkiye’ye ilk geldiklerinde kendilerine misafir olduklarını gösteren bir kart verilmiştir. Daha sonra Suriyeliler kamu idaresi tarafından kayıt olmaya teşvik edilmiş ve bulundukları şehirde geçerli olan ve 98’le başlayan kimlik numarası olan kimlik belgesi verilmiştir. Bu uygulama yeniden değiştirilmiş ve bu sefer kamu idaresi tarafından 99’la başlayan 11 haneli kimlik numarası olan yeni bir kimlik belgesi verilmeye başlanmıştır. Bazı katılımcılar ilgili kimlik belgesine sahip değilken, bazıları farklı şehirde kayıtlı kimlik belgesine, bazıları da 98’le başlayan kimlik belgesine sahiptir. Katılımcılar, 98 ile başlayan kimlik numaralı kimlik belgesi yerine, 99’la başlayan kimlik numaralı kimlik belgesi almakta zorlandıklarını ya da kayıtlarını İstanbul’a almakta zorlandıklarını beyan etmiştir.</p>
<p>Kimlik belgesi sorunu önemli bir meseledir. Çünkü kişileri kamu hizmeti almaktan mahrum etmektedir. Bir vakada bir kadın başka bir kadının kimlik belgesi ile doğum yapmıştır. Dolayısıyla kendi çocuğunun kimlik belgesinde başka bir kadının ismi yazmaktadır. Kimlik belgesi almayı zorlaştıran önemli sebeplerden biri müracaat için <strong>istenen belgelerin bölgeden bölgeye değişmesi</strong>dir. İlaveten bazı Suriyeliler kimlik belgesi almak için müracaat ettiklerinde kendilerinden üzerlerine kayıtlı fatura ve ikametgâh istendiğini beyan etmiştir. Ancak, kimlik belgesi olmayan birinin bunları edinmesi imkânsızdır. Kimlik belgesi alırken istenen belgelerin de <strong>bölgeden bölgeye </strong>değişmesi hizmet verenler açısından <strong>uygulama farklılığı</strong> olduğunu göstermektedir. Bu durum hizmet veren ve hizmet alanlar açısından dezenformasyon olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Dil sorununun etkisiyle Suriyelilerin daha çok <strong>bedensel emeğin yoğun olarak verildiği</strong> konfeksiyon, inşaat, lokantacılık, marangozluk, ayakkabıcılık, fırıncılık, elektrikçilik gibi işlere yöneldikleri görülmüştür. Katılımcılar ve çalıştırılan çocuklar yoğun olarak konfeksiyon alanında çalışmaktadır. Konfeksiyon kayıtsız elemanların yoğun olarak çalıştığı, parça başı ücretlendirme yapıldığı ve ödemelerin zaman zaman düzensiz yapıldığı, çalışma saatlerinin zaman zaman uzayabildiği bir çalışma alanıdır… Yükseköğretim mezunu olanlar da kendi mesleklerini -dili öğrenememe ve <strong>diploma denkliği alamamak</strong>tan dolayı- yapamamaktadır.” (s.1619).</p>
<p>Suriyeli sığınmacıların aynı işi yapan Türk işçilere kıyasla daha düşük ücret alıp daha fazla süre çalıştıkları, ücretlerinin işveren tarafından eksik veya düzensiz verildiği ya da hiç verilmediği, çoğunun sigortasız ve eğitimlerine göre vasıfsız işlerde çalıştıkları, çalışma ortamında taciz ve şiddete maruz kaldıkları, Türk işçilerin de işsizlik ve iş piyasasında ücretlerin düşmesinden dolayı Suriyelileri sorumlu tuttukları başka akademik çalışmalarda da tespit edilmiştir.</p>
<p>Çoğu zaman hazırlıksız olarak gerçekleşen sığınma vakalarında <strong>ekonomik sorunlar</strong> yıpratıcı olmaktadır. İstanbul’da yaşayan Suriyeliler örneğinde daha az gelir getiren işlerde çalışma, kadınların çalışma hayatına katılamaması ya da düşük gelirli işlerde çalışması, engelli ve yaşlıların çalışma hayatına katılamaması gibi sebeplerle temel ihtiyaçlardan kısmak yaygın bir durumdur. Ekonomik sorunlar çocukların çalıştırılmak zorunda kalması ve bu yüzden eğitimden mahrum bırakılmaları sonucunu da doğurmaktadır.</p>
<p>“Ekonomik sorunların diğer uzantısı <strong>barınma sorunları</strong>dır. Bazı katılımcılar birkaç aile beraber yaşadıklarını beyan ederken, katılımcılar yaygın olarak <strong>kötü şartlardaki evlerde</strong> yaşadıklarını buna rağmen <strong>yüksek kira</strong> ödediklerini beyan etmiştir. Yakın akrabalarla <strong>birkaç aile iç içe yaşamanın</strong>, özel alan kalmaması ve çocuk yetiştirirken zorlanmak gibi <strong>ev içi sorunlara</strong> sebep olduğunu bazı katılımcılar belirtmiştir.” (s.1621).</p>
<p><strong>Suriyeli Sığınmacılara Psiko-sosyal Destek Sağlamak</strong></p>
<p>“Dil bilmemekle etkileşim halinde olan bir diğer sorun <strong>psiko-sosyal sorunlar</strong>dır. Öncelikle Türk toplumu ve Suriyeliler yeterince etkileşime girmemektedir. Katılımcılar çoğunlukla Türklerle arkadaş olmak, komşuluk yapmak ve birbirine gidip gelmek gibi sosyal etkileşimlere girememektedir. Bazı katılımcılarla etkileşim halinde olanlar genelde Arapça veya Kürtçe bilen Türk vatandaşlarıdır. Ortak dil bilmeden arkadaşlık veya komşuluk etmek, birbirine gidip gelmek gibi etkileşimler nadir olarak görülmektedir. Türk toplumundan <strong>kötü davranış ve dışlanma</strong> ile karşılaştığını belirten Suriyeliler bulunmaktadır. Kimisi de dil bilmediği için izole bir hayat sürmekte ve bu tür etkileşimlerden kaçınmaktadır. Suriyeliler genellikle aile fertleriyle ve diğer Suriyelilerle görüşmekte, yaşanılan sorunlar aile içi yardımlaşma ve diğer Suriyelilerden gelen enformasyonla halledilmeye çalışılmaktadır.</p>
<p>Yalnızlık, <strong>sosyal izolasyon</strong> yaygın olarak görülürken bununla beraber duygusal tükenmişlik, sorunlar karşısında çaresizlik yaygın olarak dile getirilmektedir.  Kayıp ve travma yaşamak yaygın olarak görülmektedir. Savaşa maruz kalmak, yaralanmak, sağlığını, sevdiklerini, evini, mal varlığını, vatanını kaybetmek gibi travmatik kayıplara ek olarak göç sonrası <strong>aile fertlerinin ve akrabalarının birbirinden ayrılması </strong>katılımcı Suriyelileri derinden etkilemektedir.” (s.1622).</p>
<p>“Vatanlarına geri dönüşle ilgili belirsizlik kişileri geçicilik ve kalıcılık arasında arafta bırakmaktadır. “Nasılsa döneceğiz” düşüncesiyle dil öğrenilmemekte, bunun yanında “evimiz yıkıldı, savaş var nereye döneceğiz” düşüncesi dile getirilmektedir. Kimisi farklı bir ülkeye gitmeyi düşünürken, kimisi de bir gün ülkesine geri dönmeyi hayal etmektedir.</p>
<p><strong>Ev içi şiddet</strong>, çocuk yetiştirme sorunları gibi ev içi sorunlar yaygın olmasa da dile getirilmiştir. Suç mağduru olmak, <strong>kaçırılma korkusu</strong> da yaygın olmasa da dile getirilen bir diğer sorundur. <strong>Sağlık sorunları </strong>ve sağlık hizmetlerine erişim sorunu dile getirilen diğer sorundur. Sağlık hizmetlerine erişimi, kimlik belgesi sahibi olmamak ve dil bilmemek etkilemektedir. <strong>Eğitimle ilgili</strong> dile getirilen <strong>sorunlar</strong>a bakılırsa maddi imkânsızlıklar yetişkinler açısından eğitim kaynağına erişememeyi, çocuk ve gençler açısından eğitimden uzak kalmayı doğurmaktadır. Katılımcılar arasında çocukların çalıştırılması çok yaygın değilse de göz ardı edilemeyecek durumdadır. Çalıştırılan çocukların erkek çocuklar olduğu görülmüştür (s.1623).</p>
<p>Katılımcıların yaklaşık beşte biri hiçbir yerden <strong>sosyal destek</strong> alamadıklarını belirtirken, azımsanmayacak bir kısmının da sosyal destek ve sosyal hizmet hakkında bilgi sahibi olmadığı gözlenmiştir. Sosyal hizmetin ne olduğu sorulduğunda katılımcıların <strong>hiçbirisi</strong> <strong>sosyal hizmeti bilmediğini</strong> beyan etmiştir. Bu durum sığınmacıların psiko-sosyal ve ekonomik sorunlarının etkisini daha da ağırlaştırmaktadır.” (s.1624).</p>
<p><strong>Sorunlara Hakkaniyet Temelinde Kalıcı Çözümler Bulmak</strong></p>
<p>“<strong>Sonuç </strong>olarak Suriyeli sığınmacıların maruz kaldığı ekonomik sorunlar, bağlantılı olarak barınma sorunlarını beraberinde getirmekte, sığınmacılar temel ihtiyaçlarından kısarak gelirlerinin çoğunu kiraya vermektedirler. Sıklıkla dile getirilen <strong>kimlik belgesi</strong> sorunu, kamudan eğitim, sağlık, sosyal yardım gibi çeşitli hizmetleri almayı doğrudan etkilemektedir. Düzenli şekilde sosyal yardım almak toplumda zannedildiğinin aksine yaygın bir uygulama değildir. Yaşanılan kayıp ve travmalar, zorlu hayat şartları ve sosyal izolasyon sığınmacılarda tükenmişlik oluşturmaktadır. Akrabalık bağlarına önem veren Suriyeliler, aile fertleri ve <strong>yakın akrabalardan uzak kalmayı</strong> önemli bir sorun olarak görmektedir. Bu durum sığınmacıların sosyal destek mekanizmalarını zayıflatmaktadır. Göç süreciyle ilgili belirsizlik, hayat şartları, kültürel farklılıklar ve vatan hasreti gelinen topluma uyumu olumsuz etkilemektedir (s.1625). Belirlenen sorun alanlarından yola çıkılarak şu <strong>öneriler</strong> getirilebilir (<strong>3</strong>):</p>
<ol>
<li>Sığınmacılar topluma katılım, yasal hak ve sorumluluklar, Türkiye’nin toplumsal yapısı ve kendileri için gerekli olan kurumsal ve sosyal kaynaklar hakkında bilgilendirilmelidir.</li>
<li>Sığınmacı ve mültecilikle ilgili toplumda dolaşan kötü propagandaya malzeme teşkil eden yanlış bilgiler ayıklanmalı, toplumda yaygın olarak kullanılan haberleşme kaynaklarında topluma doğru bilgilendirme yapılmalıdır. Sığınmacı ve mültecilerle ilgili çalışan kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları halkı doğru bilgilendirici dokümanlar yayınlamalıdır. Yine ilgili kuruluşlar tarafından göçmenlerin topluma sağladıkları faydalar da vurgulanmalıdır.</li>
<li>Sığınmacı ve mültecilerle ilgili çalışan devlet kurumları ve sivil toplum kuruluşları, bu insanlarla ilgili bilgileri içeren bir veri tabanı oluşturmalı ve çeşitli hizmetleri eşgüdüm halinde gerçekleştirmelidir.</li>
<li>Kamu çalışanları sığınmacılar ve mültecilere yönelik mevzuat ve bu kişilerin hakları konusunda bilgilendirilmelidir. Bu durum sığınmacıların teori ve uygulama arasındaki farklılıklardan kaynaklanan hak kayıplarını azaltabilecektir. Böylece ilgili yasanın hedeflediği <strong>sosyal uyum</strong> daha hızlı ve daha etkin şekilde gerçekleştirilebilir.” (s.1626).</li>
</ol>
<p>Devleti yöneten ve toplumu yönlendirenler başta olmak üzere tüm ilgililerin bu ve benzeri çalışmaları inceleyerek hakkaniyet temelinde çözüm odaklı söylem ve eylemler ortaya koyması temennisiyle… (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>(2019). “<strong>Suriyeli Aileler Parçalanmasın!</strong>”. http://istanbul.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/suriyeli-aileler-haksiz-yere-parcalanmasin/13662, 02.11.2019.</li>
<li>GÜNEŞ ASLAN, Güler. (2018). <strong>Sığınmacılara Yönelik Sosyal Hizmet Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri: İstanbul’daki Suriyeli Sığınmacılar Örneği</strong>. Doktora Tezi. Yalova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2018, 211 s. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezSorguSonucYeni.jsp, 30.09.2018.</li>
<li>GÜNEŞ ASLAN, Güler ve Fethi GÜNGÖR. (2019). “<strong>Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar: İstanbul Örneği</strong>”. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, ISSN: 2528-9527, E-ISSN: 2528-9535 Yıl: 9, Cilt: 11, Sayı: 18, s.1602-1632. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/724674, 01.06.2019.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2015). “<strong>Suriyeli Mültecilere Hakkaniyetle Davranabilmek</strong>”. https://fethigungor.net/dirilis-postasi/suriyeli-multecilere-hakkaniyetle-davranabilmek/, 08.06.2015.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/istanbulda-yasayan-suriyeli-ailelerin-parcalanmasina-mani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE REJİMİN AĞIR HAK İHLALLERİNİ GÖRMEK VE DUYMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2019 20:48:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADHAM KAKO]]></category>
		<category><![CDATA[ADRA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET HELMİ]]></category>
		<category><![CDATA[BURAK KARACAOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[BÜŞRANUR BEGÇECANLI]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞU GUTA]]></category>
		<category><![CDATA[EŞREF MUSA]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED FİRAS MANSUR SELEN TEMİZER]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED SHEKH YUSUF]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜM ETGÜ]]></category>
		<category><![CDATA[NUR HATİB]]></category>
		<category><![CDATA[RİYAD AVLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SNHR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE İNSAN HAKLARI AĞI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE İŞKENCELER]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛMLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=951</guid>

					<description><![CDATA[Nisan 2011’den bu yana savaşın tüm acımasızlığıyla hüküm sürdüğü Suriye’de, Esed rejiminin işlediği katmerli zulümlerden hastaneler bile istisna tutulmamıştır. Suriye halkının birikmiş çok çeşitli sorunlarına ve acılarına her geçen gün yenileri eklenerek devam etmiştir. Suriye’nin kuzeyini terör unsurlarından arındırarak güvenli bir bölge oluşturmak, hem dokuz yıldır Türkiye’de bulunan dört milyona yakın Suriyeli sığınmacılardan bir kısmının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nisan 2011’den bu yana savaşın tüm acımasızlığıyla hüküm sürdüğü Suriye’de, Esed rejiminin işlediği katmerli zulümlerden hastaneler bile istisna tutulmamıştır. Suriye halkının birikmiş çok çeşitli sorunlarına ve acılarına her geçen gün yenileri eklenerek devam etmiştir. Suriye’nin kuzeyini terör unsurlarından arındırarak güvenli bir bölge oluşturmak, hem dokuz yıldır Türkiye’de bulunan dört milyona yakın Suriyeli sığınmacılardan bir kısmının gönüllü geri dönüşüne hem de Suriye’de hayatın normale dönmesine katkıda bulunacaktır. Bu bağlamda Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı yanıbaşımızdaki şer girdabını kırmada önemli bir misyon üstlenmiştir.</p>
<p><strong>Suriye’de İnsanlığın Ölmesine Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>Toplu kıyımlar, fosfor bombası gibi yasak silahların kullanımı, yerleşim yerlerine hava saldırıları, bilhassa hastanelerin hedef seçilmesi gibi süreklilik arz eden sistematik saldırılar, başta hayat hakkı olmak üzere onlarca temel hakkın fütursuzca ihmaline artık kör ve sağır kalmamak gerekmektedir. Suriye’de savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamındaki ağır hak ihlallerinin cezasız kalması, hakkaniyet ve insaniyet duygusunu zedelemesi yanında ihlalci zalimlere pasif destek olma anlamı da taşımaktadır. Zira her türlü zulmüne rağmen insanlığın sessiz kalması, Suriye’deki baş zalimi cesaretlendirmekte ve zulmüne dolaylı bir onay aldığını düşünmesine yol açmaktadır. MAZLUMDER başta olmak üzere bazı insan hakları örgütlerinin Suriye’de işlenen savaş suçlarının ve ağır insan hakları ihlallerinin tespitinde ve engellenmesinde Birleşmiş Milletleri daha etkin görev almaya davet etmesi (<strong>1</strong>) takdire şayan bir davranış olmakla birlikte beş üyesine tanıdığı veto imtiyazını lağvetmekten aciz küresel bir kuruluşun bu mezalimi durduramayacağı açıktır.</p>
<p><strong>Suriye İnsan Hakları Ağı</strong> (SNHR), 26 Haziran İşkence Mağdurlarıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle yayımladığı raporda, Suriye&#8217;de halk ayaklanmasının başladığı Mart 2011&#8217;den bu yana büyük çoğunluğu Esed rejimi tarafından, 177&#8217;si çocuk, 62&#8217;si kadın toplam 14.227 sivilin <strong>işkence sebebiyle</strong> hayatını kaybettiğini açıkladı. Beşşar Esed rejimi 173&#8217;ü çocuk, 45&#8217;i kadın toplam 14 bin 70 kişiyi işkenceyle öldürdü. Terör örgütü YPG/PKK, 1&#8217;i çocuk, 2&#8217;si kadın toplam 43 sivili işkence ederek katletti. Terör örgütü DAİŞ 1&#8217;i çocuk, 14&#8217;ü kadın toplam 32 sivili işkenceyle öldürürken, kimliği belirsiz taraflar ise 15 sivili işkenceyle öldürdü. Askerî muhalifler 43, Hey’etu Tahriri’ş-Şam ise 24 sivilin işkence sonucu ölümüne sebep oldu. Raporda, bu rakamların yalnızca tespit edilmesi mümkün olanlardan ibaret olduğu, gerçek durumun çok daha ağır olabileceği vurgulandı.</p>
<p>“Rejimin cezaevlerinde yaptığı işkencelerin yanı sıra olumsuz hücre koşulları, sağlıksız ve az gıda ve düzensiz uykunun mahkumlarda psikolojik rahatsızlıklara sebep olduğu ifade edildi. SNHR 30 Nisan&#8217;da da Esed rejiminin alıkoyduğu ve akıbetleri bilinmeyen 100 binlerce kişiden 890&#8217;ının cezaevlerinde öldüğünü Mayıs 2018&#8217;den itibaren nüfus dairelerine bildirdiğini açıklamıştı. Muhalif kaynaklar, halihazırda rejimin cezaevleri ve sorgu merkezlerine en az 500 bin kişinin tutulduğunu belirtiyor.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Suriye’de Baas rejiminde hep ihlal edilen ama son 9 yılda pervasızca alenen çiğnenir hale gelen insan haklarına örnek olarak Anadolu Ajansı’nın Haziran 2019 sonunda “Suriye’nin İşkence Mağdurları” ana başlığı altında yayımlamış olduğu birkaç haberi özetle aktarmak yeterli olacaktır.</p>
<p><strong>İnsanlık Ayıbı İşkenceleri Rapor Etmek</strong></p>
<p>“Suriye&#8217;de Beşşar Esed rejimi güçlerince yaklaşık 6 ay alıkonulan ve türlü işkencelere tanıklık eden <strong>Muhammed Firas Mansur</strong>, &#8220;Esed rejiminin zindanlarında rakamlardan ibarettik. Numaram 125&#8217;ti. Bizleri rakamlarla çağırırlardı. Numaramla çağırdıklarında yanıt vermediğim için işkence gördüm.&#8221; dedi. Suriye&#8217;de Esed rejimi ve destekçilerinin, cezaevleri ve sorgu merkezlerinde sebepsiz alıkoyduğu yüz binlerce kişiden biri olan Mansur, 14 Temmuz 2013&#8217;te Şam&#8217;da tutuklandı ve 2 Ocak 2014&#8217;te serbest kaldı. Mansur, rejimin zindanlarında tanıklık ettiği işkenceleri AA&#8217;ya anlattı:</p>
<p>&#8220;Bir gün şehir merkezine dönerken beni takip eden bir güvenlik devriyesine yakalandım. 4. kolorduya sorguya götürüldüm. Orada bir gün işkenceye uğradıktan sonra başka bir güvenlik birimine (Cumhuriyet Muhafızları Birliği) aktardılar. Orada 61 gün kaldım. Daha sonra Askerî Polis Merkezi&#8217;ne oradan da Adra Hapishanesi’ne gönderildim. 4. Kolordu&#8217;da beni yere serdiler. Sonra Şebbihalar beni tekmelemeye başladılar. Şuurumu kaybedene kadar uzun süre vurdular. Cumhuriyet Muhafızları Birliği&#8217;nde ise her gün işkence ritüeli vardı. Burada işlemediğin suçları itiraf etmem için sürekli işkenceler yaparlardı. 60 gün boyunca çeşitli sert işkenceler gördüm. Günde bir defa sadece bayat ekmek kırıkları ile bayat humus verirlerdi. Daha sonra 21.00 civarında yeniden işkence başlardı.</p>
<p>Ayaktan asma, tekerde işkence, suda nefessiz bırakma, plastiği eritip cilt üzerine dökülme, kaynar yağ veya su ile yapılan işkenceler gördük. 50&#8217;li yaşlardaki bir tutuklunun derisi erimişti. İşkence ettikleri kişilere sağlık bakımı yapmazlardı. Bir tutukluyu her gün koğuşun önünde diz çöktürüp ağzına idrarlarını yaparlardı. Bu benim unutmayacağım en zor sahneydi. 16 yaşından küçük çocuklar neden tutuklandıklarını bilmeden işkenceler görüyor. Bir örnek daha vereyim. Kendine yabancılaşma, kendinden kopma sorunu yaşayan 40 yaşındaki bir tutukluya sağlık durumuna bakmaksızın sürekli işkence ettiler. Adam işkenceden dolayı kendinden geçti. Bazen kendini bakan, yetkili ya da doktor zannediyordu… Kafamıza metal ve özel aletlerle vururlardı. Birinin başına gözümüzün önünde vurdular. 48 saat kanlar içinde kaldı. Kimse yardım etmedi…&#8221; Mansur tedavi sonucu işkencenin fiziki izlerinden kurtulduğunu ancak psikolojik etkilerini atlatmanın uzun zaman alacağını kaydetti.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>“<strong>Doğu Guta</strong> bölgesinde başlayan gösterilere katıldığı iddiasıyla muhalif Suriyeli erkeklerin tutuklanarak cezaevlerine atıldığını belirten Abdullah, bunun üzerine eşleri hapishanelerde olan kadınlara ve çocuklarına yardım edebilmek için kadınlardan oluşan bir dernek kurduklarını söyledi. Erkeklerin çoğu öldüğü veya tutuklandığı için tüm yükün kadınların sırtında olduğunu ifade eden Abdullah, Doğu Guta&#8217;ya giriş ve çıkışların yasak olmasından dolayı yardım alamadıklarını anlattı: &#8220;Doktor yok, ilaç yok, mama yok, çok zor durumdaydık, size yaşadıklarımızı anlatamam. Sokaklarda elleri, kolları, kafası kesilmiş yüzlerce ceset vardı. Aileleri öldürülen çocukların sığındıkları evleri benzin dökerek yaktılar, çocuklar dahi yakılarak öldürüldü. Adeta kıyameti yaşadık diyebilirim.</p>
<p>2014 yılında Şam&#8217;a giderken Esed rejimince yakalandım. Gözlerimi kapatarak bilmediğim bir yere götürdüler. Beni 1,5 metrelik demirden yapılmış, tuvaleti içinde bir hücreye attılar. 3 ay boyunca bu hücrede kaldım. İlk 6 gün soruşturmam sürdü. Bana muhaliflerin silahları sakladığı yeri söylememi istediler. &#8216;Benim ilgim yok, sadece insanlara yardım ediyorum.&#8217; desem de inanmıyorlardı. Günde yaklaşık 8 saat işkence sandalyesinde, gözlerim kapalı bir halde işkence ederek beni sorguluyorlardı. Elektrik kablosu ve su hortumuyla beni dövüyorlardı. Bana söyledikleri kötü sözleri size anlatmam mümkün değil, çok kötüydü. Yedinci gün bir kadın geldi ve bana, &#8216;Konuşmazsan büyük kızını getirip senin önünde neler yaparız görürsün.&#8217; diye tehdit etti. &#8216;Silahların yerini söylemiyorsan bari muhaliflerin isimlerini söyle.&#8217; dediler. Sonra bir köpek getirerek üzerime saldılar. Köpek beni dişledikten sonra kendimi kaybedip bayılmışım, sonrasını hatırlamıyorum. 3 ay boyunca tek kişilik hücrede kaldıktan sonra Adra cezaevine götürüldüm.&#8221; Cezaevinde olduğu dönemde eşinin de gözaltına alındığını ve 1 ay işkence edildiğini aktaran Abdullah, &#8220;Eşimi elbiselerini çıkarıp saatlerce işkence etmişler. Eşimin göğüs kafes kemikleri ve kolu kırılmış. Benim ondan, onun benden haberi yoktu.&#8221; diye konuştu.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>“Okumak için 19 yaşında gittiği Suriye&#8217;de, Türk istihbaratı adına faaliyet yürüttüğü iddiasıyla tutuklanarak 21 yıl cezaevinde tutulan ve 2016&#8217;da serbest bırakılan Hataylı <strong>Riyad Avlar</strong>, yaşadığı acı dolu günleri ve gördüğü işkenceleri unutamıyor. Halep&#8217;te gözaltına alındıktan sonra 2 yıl hücrede tutulan Avlar, falaka, askıda elektrik, cinsel saldırı gibi işkencelere maruz kaldı. Hücredeki karanlık günlerinin ardından müebbet hapis cezasına çarptırılarak Sednaya Cezaevi’ne götürülen Avlar&#8217;a, burada da askerler tarafından işkence edildi… 2016 yılında serbest bırakıldı. Yaşadığı acılara inat hayata tutunmaya çalışan Avlar, kendi durumunda olanlara yardım edebilmek için Sednaya Derneği’ni kurdu. AA muhabirine yaptığı açıklamada Avlar, üzerinde bütün işkence yöntemlerinin denendiğini ifade etti:</p>
<p>&#8220;İki yıl boyunca kapkaranlık bir hücrede izole şekilde yaşadım. Diğer mahkumlara yapılan işkence seslerini de duyuyordum. Hiç kimseyle iletişime geçemiyordum. Arada çıkarıp zevk için işkence yapıyorlardı. İki yıl sonunda açlık grevine başladım. Beni neden tuttuklarına dair cevaplar almak istiyordum. Beni öldürmelerini ya da bırakmalarını istiyordum. Tabii yine işkence yaptılar. 15 gün grevimi sürdürdüm. Bunun üzerine beni siyasi bölüme taşıdılar…</p>
<p>2011’den sonra işkence yöntemleri değişti. Askere bakmak yasak olmuştu. Anahtar sesi duyar duymaz herkes duvara dönüp ellerini başının üstüne koymak zorundaydı. Birinin onları gördüğünden şüphelenirlerse oracıkta öldürüyorlardı. Ölüm çok ucuz bir hale gelmişti. Ölen o kadar çoktu ki günde bir iki defa gelip cesetleri taşıyacak askerî görevlilere ihtiyaç duyuldu. Yemek getirip mahkumların önüne koyuyorlardı ancak yemeleri yasaktı. Mahkûm 3-4 gün o yemeğe bakarak aç kalıyordu. Sonra asker yemeği yere veya tuvalete dökerek yemelerini istiyordu. Açlıktan ölüm artmıştı. Ayrıca doktorlar da işkence yapmaya başlamıştı. Her bölümün muayene günleri oluyordu. Hastaları teşhis edip işkenceyle öldürmeye başladılar. Askerî hastanelere götürülüp dönmeyen birçok mahkûm vardı. Bir süre sonra salgın hastalıklar başladı…&#8221; (<strong>5</strong>).</p>
<p>“Beşşar Esed rejiminin cezaevlerinde 9 ay boyunca işkencelere tanıklık eden ve kendini rejimin hak ihlallerini belgelemeye adayan <strong>Nur Hatib</strong>, rejim karşıtı gösterilerde yaralananlara yardım ettiği için henüz 19 yaşındayken tutuklandı. Yaşadıklarını AA muhabirine anlatan Hatib şöyle konuştu:</p>
<p>“Daha önce burada kalanların hikayelerini duymuştum, o yüzden işkenceden çok korkuyordum. Ölümü tercih ederdim. Karanlık, bir metrekarelik alandaydım. Günde bir defa pencereyi yemek uzatmak için açtıklarında hücreye ışık girerdi. O arada duvardaki yazıları görürdüm. Kimisi kan, kimisi tırnakla kazıyarak yazılar yazmıştı. Hücre duvarında kanla &#8216;Anne seni çok özledim&#8217; yazıyordu. Kur&#8217;an ayetleri, sabır mesajları yazılmıştı ayrıca isimler yazılıydı. Sanırım birilerini görürse, ailelerine haber verir düşüncesiyle yazmışlardı… Darp edildim. Sorgu sırasında yanımda bir Şebbiha duruyordu. Görevi, suçlamaları reddettiğimde başıma vurmaktı… Bir gence koridorda işkence ederlerken, kafasını benim hücremin kapısına vururlardı, acıdan bağırırdı, vurunca susardı. Karanlık içindesin. İşkence seslerini duyuyorsun. Bir anda kapında hızla bir çarpma sesi&#8230; İşte o sahneyi unutamıyorum.&#8221; (<strong>6</strong>).</p>
<p>Rejim karşıtı gösterilere katıldığı iddiasıyla öğrenim gördüğü Şam Üniversitesinin kapısında tutuklanan ve 3 yıl cezaevinde tutulan 29 yaşındaki <strong>Ahmet Helmi</strong>, gördüğü işkenceleri unutamıyor. Şam Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği okuyan Helmi, Daraya kentindeki gösterilere katıldığı gerekçesiyle üniversitedeki teftiş sırasında kimliğine el konularak gözaltına alındı. Mali kefaletle hapishaneden çıktıktan sonra Türkiye&#8217;ye sığınan Helmi, rejimin yeraltı hapishanelerinde 3 yıl boyunca maruz kaldığı işkenceleri AA muhabirine anlattı:</p>
<p>“Üniversitenin içinde bulunan küçük hapishanede aynı üniversitede okuduğum rejim yanlısı arkadaşlarım herhangi bir sorgulama olmadan beni darp etti. İtham edilen suçun doğruluğu ve tahkiki onlar için önemli değildi. Askerler bir yandan beni sorgularken bir yandan işkence uyguluyorlardı. İşkence yapan askerler sanki insana değil, çirkin ve cansız bir varlığa işkence yapıyorlardı. İşkenceler ilk 15 gün aralıksız devam etti. Falakaya yatırma, kanlı yaraları tuzlu suya batırma, ayakları soğuk suya batırarak vücudu hissizleştirme, elektrik verme, yüksek sesle elektrik sesi dinletme gibi işkencelere maruz kaldım. İkiye katlanan bir tahtanın ortasına mahkûmu oturtarak basınç işkencesi uyguluyorlardı. Yani mahkûm başı ayaklarına değecek şekilde ikiye katlanıyordu. Ayrıca soğuk bir zeminde günlerce bizi ayakta veya dizlerimizin üzerinde beklettiler. Zemin öyle soğuktu ki ayaklarımız soğuktan acıyordu ve o acı beynimize kadar tırmanıyordu.</p>
<p>Küçücük bir koğuşta 630 kişiydik. Odaya sığamadığımız için nöbetleşe olarak bir kısmımız 12 saat ayakta duruyor, bir kısmımız da oturuyordu. İki ay boyunca karanlıkta yaşadık. Birbirimizin hikâyelerini biliyor ancak tanımıyorduk, yüzümüzü göremiyorduk. Aylarca karanlığa gömüldükten sonra aylarca güçlü ışığa maruz kaldık. Böylece hayatımızdan gece, gündüz ve zaman kavramlarını çıkardılar. Aylarca havasız bir ortamda ve aynı kıyafetler içinde temizlenmeden yaşadık. Bir süre sonra kıyafetlerimizde insan kanını emen küçük böcekler türemeye başladı. İşkencelerin yanında hijyen eksikliği, hastalık ve ilaç yokluğu gibi sebeplerden ölümler arttı. Nefes almamız bile bir işkenceydi, çünkü her yer ölüm kokuyordu. Böyle bir ortamda dışarıyla bağımız olmadan aylarca yaşadık. Fiziksel işkencelerden ziyade maruz kaldığımız baskı ve psikolojik hasar daha büyüktü. Ardımızda bıraktığımız ailemizle ilgili endişelerimiz ise kalbimizi kemiriyordu…&#8221; (<strong>7</strong>).</p>
<p>İnsanlık haysiyetini ayaklar altında çiğneyen Esed rejimini durdurmak ve Suriye’de gizlisiyle resmîsiyle binlerce hapishanede işkence gören mazlumların serbest kalması için etkili çözüm yolları aramak vicdanı körelmemiş her bir sağlıklı yetişkin bireyin boynuna borçtur. Bu insanlık borcunun büyüğü devletleri yönetenlerin, toplumları yönlendirenlerin, kanaat önderi ve aydınların üzerine düşmektedir…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/<strong>sessiz-kalmayalim-ki-suriyede-insanlik-olmesi</strong>/13575, 23.05.2019.</li>
<li>Eşref Musa ve Burak Karacaoğlu; “<strong>Suriye&#8217;de 14.227 Sivil İşkenceyle Öldürüldü</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/suriyede-14-bin-227-sivil-iskenceyle-olduruldu/1516245, 26.06.2019.</li>
<li>Muhammed Shekh Yusuf ve Adham Kako; “<strong>Esed Rejiminin Zindanlarında Rakamlardan İbarettik</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/suriyede-rejimin-iskencesine-maruz-kalan-mansur-esed-rejiminin-zindanlarinda-rakamlardan-ibarettik/1515990, 26.06.2019.</li>
<li>Müslüm Etgü; “<strong>Esed&#8217;in İşkencecileri Elektrik Kablosu ve Hortumla Dövüyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/esedin-iskencecileri-elektrik-kablosu-ve-hortumla-dovuyordu/1516026, 27.06.2019.</li>
<li>Büşranur Begçecanlı; “<strong>Yemeği Tuvalete Dökerek Yemelerini İstiyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/yemegi-tuvalete-dokerek-yemelerini-istiyordu/1517189, 27.06.2019.</li>
<li>Selen Temizer, Burak Karacaoğlu, Eşref Musa ve Adham Kako; “<strong>Hücre Duvarlarında Kanla &#8216;anne seni çok özledim&#8217; Yazıyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/hucre-duvarlarinda-kanla-anne-seni-cok-ozledim-yaziyordu/1517029, 27.06.2019.</li>
<li>Büşranur Begçecanlı; “<strong>Nefes Almamız Bile Bir İşkenceydi</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/nefes-almamiz-bile-bir-iskenceydi/1518010, 28.06.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MURSİ’NİN ŞEHADETİNDEN GEREKEN DERSLERİ ÇIKARMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 21:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH HADDAD]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULMUNİM ABDULMAKSUT]]></category>
		<category><![CDATA[ADVE]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED ABDÜLAZİZ]]></category>
		<category><![CDATA[EBULFUTUH]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrettin Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[HEYYA]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ (MAZLUMDER)]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MEDİNETU’N-NASR]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR CUMHURBAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED MURSÎ ÎSÂ EL-EYYÂT]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[NUR PARTİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER ÇOLAKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİT MURSİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELEFİLER]]></category>
		<category><![CDATA[TAHRİR MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[TARIK ŞARKAVİ]]></category>
		<category><![CDATA[TEMERRÜD HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=908</guid>

					<description><![CDATA[“Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah&#8217;ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapan zalimlerin nasıl bir devrimle devrileceklerini er geç görecekleri (konusunda Allah&#8217;ın vaadine güvenenler) bu hükmün dışındadır!” (Şu’arâ 227). Mısır’ın seçimle başa gelen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, 17 Haziran 2019 tarihindeki duruşmada mahkeme salonundaki çelik tellerle örülü cam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah&#8217;ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapan <strong>zalimlerin nasıl bir devrimle devrileceklerini er geç görecekleri</strong> (konusunda Allah&#8217;ın vaadine güvenenler) bu hükmün dışındadır!” (Şu’arâ 227).</p>
<p>Mısır’ın seçimle başa gelen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, 17 Haziran 2019 tarihindeki duruşmada mahkeme salonundaki çelik tellerle örülü cam kafesin içinde vefat ettiği haberi İslam dünyasını hüzne gark etti.</p>
<p>“Anadolu Ajansı muhabirine konuşan Muhammed Mursi&#8217;nin avukatı Abdulmunim Abdulmaksut, Mursi&#8217;nin cenazesinin, Kahire&#8217;nin doğusunda, Medinetu’n-Nasr semtindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) mürşitlerinin defnedildiği kabristanda toprağa verildiğini, defin işlemlerine ailesi ile kendisinin katıldığını, vatandaşların katılmasına ise izin verilmediğini belirtti. Abdulmaksut, Mursi&#8217;nin defin işlemine eşi, çocukları ve iki kardeşin katılmasına müsaade edildiğini, ayrıca halen cezaevinde bulunan ortanca oğlu Usame&#8217;nin de cenazenin defni esnasında hazır bulunduğunu aktardı. Avukat ayrıca, cenaze namazının Tora Cezaevi’ndeki Leman mescidinde sabah namazını müteakiben kılındığını ve Mursi&#8217;nin naaşının cezaevinden mezarlığa götürülerek defnedildiğini kaydetti.” (Yıldız vd., 2019).</p>
<p><strong>Mursi’nin Çiğnenen Hukukuna Sahip Çıkmak</strong></p>
<p>Muhammed Mursî Îsâ el-Eyyât, “8 Ağustos 1951 yılında Mısır’ın Şarkiyye kenti Heyya ilçesi Adve köyünde doğdu. Mısır’da 2011 yılında gerçekleşen 25 Ocak Devrimi’nin ardından, Haziran 2012&#8217;de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 51,73’ünü aldı. 24 Temmuz 2012&#8217;de Mursi&#8217;nin Cumhurbaşkanlığını kazandığı resmen açıklandı ve 30 Temmuz 2012&#8217;de yemin ederek görevine başladı.</p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi’nin Başkanlığını da yapan Mursi, 2000-2005 yılları arasında Mısır Parlamentosu’nda milletvekilliği yapmıştı. Makine mühendisi olan Muhammed Mursi, evli ve 5 çocuk babasıydı.</p>
<p>Darbenin ardından hakkında açılan &#8220;Hapishaneler baskını&#8221; davasında Mursi idama mahkûm edildi. Ancak bir buçuk yıl sonra Yüksek Mahkeme kararı bozarak Mursi’nin yeniden yargılanmasına karar verdi. Mursi hakkında görevden uzaklaştırıldıktan sonra 6 ayrı dava açıldı. Mursi&#8217;nin 4 davası karara bağlanmış, 2 davasında ise yargılama süreci devam ediyordu.” (Yıldız vd., 2019).</p>
<p>17 Haziran 2019’da Mısır’da küresel şer düzeninin Mursi için hazırladığı tiyatronun son perdesi sahnelendi. Adeta biz bir şey yapmadık, gözlerinizin önünde öldü işte dercesine Mursi’nin yavaş öldürülüşüne son nokta konulmuş oldu!</p>
<p>“Babası ve erkek kardeşi Mursi ile birlikte yargılanan Abdullah el-Haddad, tanıkların Mursi yere çöktüğü zaman yetkililerden kimsenin kendisine yardım etmediğini söylediğini aktardı: “Gardiyanlar onu dışarı çıkarıncaya kadar bir süre yerde kaldı. Ambulans 30 dakika sonra geldi. Diğer sanıklar onun yere düştüğünü fark edince bağırmaya başladılar. Bazıları doktor olan sanıklar gardiyanlardan ona yardım edebilmek için izin istediler. Hiç olmazsa gardiyanların ilk yardım müdahalesinde bulunmasını istediler. Kasıtlı şekilde yardım etmediler. Gardiyanlar tutukluların bağırmaya başlamasından sonra tutuklu ailelerini mahkeme salonundan çıkardı.&#8221;</p>
<p>İsminin açıklanmasını istemeyen bir aktivist, duruşma salonunda olanları şöyle anlattı: &#8220;Mursi, konuşmasını kestikten yaklaşık 10 dakika sonra kafesin içindeki insanlar Mursi&#8217;nin bilincini kaybettiğini ve yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyerek duvarlara vurmaya başladılar. Ailelerin haykırışlarına rağmen polis 20 dakikadan fazla bir süre hiçbir şey yapmadı. Onu orada bıraktılar. Daha sonra polis, aileleri mahkemeden çıkardı ve ambulans geldi.&#8221; (Dursun, 2019).</p>
<p>“2018 yılında bir grup İngiliz avukat ve milletvekili tarafından yürütülen bir soruşturma dahilinde, Dr. Mursi’nin tutukluluk şartları değerlendirildi ve hapiste içinde bulunduğu durumun “acımasızca, insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muamele” teşkil ettiği sonucuna varıldı ve bu muamelenin muhtemel sonucunun Mursi’nin ölümü olacağı uyarısında bulunuldu. Bu nedenle, bunun soğukkanlı bir şekilde hesaplanmış bir cinayet olup olmadığı ya da ölüme sebebiyet veren ve dolayısıyla cezai bir durum teşkil eden bir ihmal olup olmadığı sorusu artık tam olarak gerekçelendirilmiş oldu. Mursi’nin alelacele defnedilmesi ise sadece yönetime olan güvensizliği artırmaya yaramıştır.” (Şarkavi, 2019).</p>
<p>“Mısırlı yetkililer; “Muhammed Mursi’nin iyi huylu bir tümörü bulunduğunu, sürekli tıbbi gözetim altında olduğunu ve ölümünün kalp krizinden kaynaklandığını” iddia etmiştir. Ancak 07.05.2019 tarihindeki duruşmada Murs’inin “ölüm tehdidi altında” olduğunu ifade etmesi, vefatı sırasında tıbbi müdahalenin geciktiğine dair iddialar ve vefatın ardından otopsi yapılmadan gömülmesi, ölümü hakkında belirgin şüphe oluşmasına yol açmaktadır.</p>
<p>BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri; “Gözaltındaki herhangi bir ani ölüm, ölüm nedenini netleştirmek için, çabuk, tarafsız, kapsamlı ve şeffaf bir şekilde bağımsız bir kurum tarafından soruşturulmalıdır.” dedikten sonra gözaltı şartları konusundaki kaygılarını belirtmiş, Mursi’nin yeterli tedavi imkânlarına erişimi olup olmadığının ve uzun süre tek kişilik hücrede tutulup tutulmadığının incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Müslüman Kardeşler hareketi ise Mısır yetkililerini 6 yıldır hapiste olan eski cumhurbaşkanını “yavaşça ve kasıtlı olarak” öldürmekle suçlamaktadır.</p>
<p>İnsan hakları hukuku açısından tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve güvenlik hakları başta olmak üzere insani yaşam koşullarına erişim hakları devletin güvencesi altındadır. Gözaltı merkezleri, cezaevi ve yargılama makamı uhdesinde olan “tutulma yerleri”ndeki ölümler “şüpheli ölüm” olup, yaşam hakkı ihlalidir. Mısır’ın meşru cumhurbaşkanı Mursi’nin ölümünün uluslararası, bağımsız ve tarafsız bir komisyon tarafından incelenmesini, ölüm nedeninin şüpheye yer vermeyecek şekilde tespiti için otopsi yapılmasını talep ediyoruz.” (MAZLUMDER, 2019).</p>
<p><strong>Azmettiricileri Görmek ve Asla Unutmamak</strong></p>
<p>“Şehit Cumhurbaşkanı Mursi’nin katillerini ararken karşımıza çıkan diğer zanlılar ise darbenin azmettiricisi ülkeler. Yani, Sisi ve Mısır ordusunun sadece perdenin önündeki fail olduğunu herkes görüyor. Mursi ve diğer Rabia meydanı şehitlerine yönelik cinayetin azmettiricilerinin ABD, BAE, İsrail, Suudi Arabistan ve diğer bazı Batı ülkeleri olduğuna kuşku yok.</p>
<p>Bu azmettiricilerin istedikleri şeyin <strong>Mısır’ın</strong> kendi halkı tarafından seçilen liderler tarafından yönetilmesini yani <strong>özgür olmasını engellemek</strong> olduğuna da kuşku yok. Zira Mısır kendi haline bırakılamayacak, kendi halkının istekleri doğrultusunda yönetilmeye müsaade edilemeyecek kadar önemli bir ülkedir onlar için. Arap dünyasının en büyük ülkesi, İslam dünyasının en önemli devletlerinden biridir. “Kıymetlileri” İsrail’in hemen yanı başındadır. Mısır’da uzun sürecek bir Müslüman Kardeşler idaresinin İsrail saldırganlığının akıbeti açısından doğurabileceği sonuçlar ortadadır. Kudüs ve Golan Tepeleri Amerikan Başkanı Trump tarafından altın tepsi ile Netanyahu’ya sunulurken Mursi yönetimindeki bir Mısır nasıl davranırdı acaba? “Görevli darbeci” Sisi ise misyonunun gereğini yaptı ve ABD’nin bu hukuksuz politikalarına ses çıkarmadı, hatta Batı Şeria’nın önemli bir kısmından Filistinlileri kovmayı öngören “Yüzyılın Anlaşması’na” destek veriyor.</p>
<p>“Yüzyılın Anlaşması’na” destek veren diğer Arap ülkeleri BAE ve Suudi Arabistan’ın İsrail’e sundukları bir başka hizmet de Mursi’ye karşı gerçekleştirilen darbenin finansal yükünü üstlenmeleriydi. Darbeci Sisi’nin ayakta kalması ve diktatörlüğü yeniden Mısır’da inşa etmesi için bütün para musluklarını açtılar. Müslüman Kardeşler hareketinin Mısır’ı ve halkını özgürleştirmesini istemiyorlardı. Zira özgürlüğün Arap dünyasında yayılması kendi halkları için de örnek oluşturabilirdi ki, bu en son isteyebilecekleri şeydi.</p>
<p>Riyad ve Abu Dabi yönetimleri Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı darbede azmettirici oldular, “Darbe görevlisi” Sisi’yi darbe sırasında olduğu gibi darbeden sonra da desteklediler. Bu destek Muhammed Mursi’nin mahkeme salonundaki kafeste şehit edilmesine kadar devam etti. Bu iki ülkenin Sisi darbesine verdikleri desteğin boyutu, darbeye karşı eleştirel bir politika izleyen Katar ve Türkiye’ye yönelik düşmanca politikalarından da anlaşılabilir…</p>
<p>ABD ve Avrupa ülkelerinin Mısır’a yönelik tavırları güç politikası üzerinden şekilleniyor. Çoğu zaman başka ülkelerin içişlerine müdahale için araçsallaştırdıkları demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin ise Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin devrilmesi sürecinde herhangi bir rolünün olmadığını ifade etmek gerekir. Darbe süreci ve sonrasında gerek demokrasi ve insan hakları gerekse hukuk devleti ve uluslararası hukukun neredeyse bütün kuralları ihlal edilirken Washington ve Avrupa başkentlerinin çoğu bazen darbeyi teşvik mahiyetindeki açıklamalarıyla bazen de sessiz kalarak bu ihlallere destek verdiler.</p>
<p>Batılılar, Müslüman Kardeşler gibi şiddetten uzak durmuş bir İslamcı hareketi bu şekilde baskılayarak DEAŞ ve El-Kaide benzeri terörist örgütlerin önünü açtıklarını fark edemeyecek kadar dar kafalı değillerse, böyle bir sonucu arzulayacak kadar <strong>kötü niyetli</strong> olmalılar.” (İnat, 2019).</p>
<p>“Mısır liderinin trajik vefatı, Orta Doğu diktatörlüklerine ve Batı’nın ikiyüzlülüğü ve ahlaki çöküşüne dair iç karartan gerçekliklerin altını yeniden çizecek şekilde ilişkiler ve tatbikatlara dair karmaşık bir ağı ortaya çıkardı. Batılı medya kuruluşları, tarihin bu karanlık dönemecini ehemmiyetsiz bir hadise gibi yansıtmakla sadece empati, adalet, insan hakları ve insani dayanışmanın genel tezahürleri konularında turnusol kâğıdı niteliğindeki çeşitli sınavları verememekle kalmadılar, aynı zamanda Mursi’nin şehit edilmesini ve Sisi rejimi tarafından işlenen cürümleri görmezden gelerek bu cürümlere bilerek veya bilmeyerek ortak olmuş oldular. Bu tür yaklaşımlar sadece nezaketten yoksun değil, aynı zamanda ana akım Batı medyasının ahlaki pusulasını yitirdiğini de gösteriyor.” (Şarkavi, 2019).</p>
<p><strong>Mursi Üzerinden Verilen Mesajı Doğru Okumak</strong></p>
<p>“Muhammed Mursi’yi idam etmeyi göze alamadılar. Onu hapishanede, tek kişilik hücresinde, gözlerden uzak bir biçimde öldürüp oradan ölümünü duyurmayı da göze alamadılar. Mursi’nin bu şekilde öldürülmesinin onu darbe düzenlerinin karşısında iyice kahramanlaştırma ve isyanın güçlü bir sembolü haline getirme ihtimalinden korktular. İdam etmeye bir yol bulamadıkları Mursi’yi kendi ölümüyle ölmüş gibi herkesin gözü önünde önceden hazırladıkları bir sonucu alarak öldürdüler.</p>
<p>Ancak bu şekilde, göstere göstere öldürmüş olmaları korktuklarını başlarına fazlasıyla getirmiş oldu. Tıpkı Kaşıkçı cinayeti gibi. Mısır’da kendi cemaati veya partisine mensup insanların kahramanı olmaktan da öte bütün dünyada istibdada karşı her tür <strong>direnişin sembolü</strong> haline geldi Mursi. Kahire’de kendi köylülerinin bile cenazesine katılmasını engellediler. Oysa onun için kılınan <strong>gıyabi cenaze namazları</strong>, başta Mescid-i Aksa ve Türkiye’de olmak üzere dünyanın her yanında onmilyonlarca insanı bir araya getirdi. Mısır’daki akıl almaz darbe rejiminin bütün insanlık dışı boyutlarını, ona destek olanlarla, ona göz yumanlarla birlikte gözler önüne serdi. Mursi’nin temsil ettiğinden korktukları ne var idiyse şimdi o onları daha fazlasıyla temsil etmeye devam ediyor.</p>
<p>Aslında Mursi’nin temsil ettiği şeylerin aynısını Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da fazlasıyla temsil ediyor. Erdoğan, bir türlü deviremedikleri bir Mursi’dir. Mursi ise Mısır’da 2013 yılında devirdikleri bir Erdoğan. O yüzden Erdoğan’a sürekli Mursi’yi bir tehdit olarak hatırlatanlar nereden konuştuklarını ve kimin adına konuştuklarını çok iyi biliyorlar… Taksim’de ve Tahrir’de hedef aynıydı. Sadece Mısır’da başardıklarını Türkiye’de başaramadılar. Ancak o gün bugün Erdoğan’ı devirme, ona zarar verme, onun iktidarın zayıflatma yönündeki hiçbir çabadan da geri durmadılar.</p>
<p>Mursi’yi öldürdüklerini zannediyorlar, ancak cenazesinden korkulan bir kişi öldürülmüş olmaz. Onu öldürdüklerini zannettiler ama onun ölümü kendi Firavuni düzenlerini yıkacak olan Musa’lara daha güçlü ilhamlar vermeye devam ediyor.” (Aktay, 2019).</p>
<p>Çağa ve insanlığa şahitlik görevini bihakkın yerine getirerek şehitlik mertebesine ulaşan Muhammed Mursi’ye hitaben dostu (ve şehide Habîbe’nin babası) Dr. Ahmed Abdülaziz’in mana ve duygu yüklü bir mesajını Hayrettin Karaman Hoca’nın çevirisinden özetle okuyalım:</p>
<p>“Sen yalnızca zindanın prangalarından değil, bütünüyle dünyadan kurtuldun; esirlikten, onun pisliğinden, rezilliğinden ve rezillerinden…</p>
<p>Her şey geride kaldı, ne o var ne bu; seni halk seçtiği zaman “Biz iktidarı ondan önce hak ediyoruz” diyenler de, kıskançlık ve kinleri yüzünden seninle meşruiyet kavgası yapanlar da yok.</p>
<p>Sayın başkanım, Filistinli Müslümanlar, Siyonist silahlarının gölgesinde, mübarek Mescid-i Aksâ’da senin için gıyâbî cenaze namazı kıldılar. Harameyn (Mekke ve Medine) dışında dünyanın her tarafında böyle namazlar kılındı. Bu iki mübarek mekânda niçin kılınmadı biliyor musun? Çünkü bu mübarek şehirler yeni bir dinden çıkma halini yaşıyorlar velakin Ebu Bekir yok!</p>
<p>Kardeşin Recep Tayyip Erdoğan özel olarak Ankara’dan İstanbul’a senin için gıyâbî namaz kılmak maksadıyla geldi. Bunun sebebini soracak olursan; Türk kardeşlerimiz, asaleti ve tarihî derinliği içinde İstanbul’u, Küçük Türkiye olarak görüyorlar ve bu özelik başka bir şehirde bulunamaz…</p>
<p>Sayın Başkanım! Mısır’ın Cumhurbaşkanı idin, şimdi İhvan’ın mürşidi oldun. İşte bu sebeple, dünyanın her tarafında milyonları bulan sevenlerin seni, Mısırlı ya da İhvan mensubu olmayı aşan bir ümmet sembolü kıldılar.” (Karaman, 2019).</p>
<p>İnsan hakları ve demokrasi söylemlerini ağızlarından düşürmeyen Batılı ülkelerin yöneticileri gibi halkı Müslüman altmış ülkeden çoğunun yöneticileri de bir insanlık ayıbı olan Mursi’nin öldürülmesi olayında üç maymunu oynama erdemsizliğini ne yazık ki hazmedebildi.</p>
<p>Tek başına tutulduğu zindanda ziyadesiyle ağır şartlar altında 6 yıl boyunca insanlık dışı bir muameleye maruz bırakılan, ağır şeker hastası olduğu bilinmesine rağmen tedavi görmesi engellenen, mahkeme salonundaki korunaklı kafesinde yığılıp kaldıktan 50 dakika sonra tıbbi müdahale yapılan ve öldüğü açıklanan ve yangından mal kaçırır gibi defnedilen, hayattayken gereken desteği veremediğimiz merhum Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı hiç olmazsa bundan sonraki insanlık vazifemizi el birliğiyle yerine getirelim.</p>
<p><strong>Mursi’nin Yavaş Yavaş Öldürülmesinde Rol Üstlenenlere Hesap Sormak</strong></p>
<ul>
<li>BM, Türkiye temsilcisinin de yer aldığı bir adli tıp heyetini görevlendirip Mursi’nin cesedini tetkik ettirerek adli tıp raporunu hazırlatmalıdır.</li>
<li>Mursi’nin duruşma esnasındaki baygınlık geçirmesine seyirci kalan ve diğer sanıkların ve salondaki tanıkların çırpınışlarına rağmen tıbbi yardımın kasıtlı şekilde geciktirilmesi suretiyle yavaş ölümüne sebebiyet verenler hakkında dava açılmalıdır.</li>
<li>İslam İşbirliği Teşkilatı ve D8 Teşkilatı dönem başkanı olan Türkiye, Mursi’nin katillerine hesap sorulması sürecini titizlikle takip etmede inisiyatif üstlenmelidir.</li>
<li>İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Mursi&#8217;nin hapishanedeki zor hayatını ve aile hasretini gözler önüne seren 19 Haziran 2017 tarihli raporu başta olmak üzere yayımlanmış tüm şahitlikler derlenerek Mursi ve diğer siyasi tutukluların maruz kaldığı bakım ve tedavi ihmalleri tespit edilmelidir.</li>
<li>Sağlıklı beslenmek, tedavi görmek, aile efradıyla ve avukatıyla görüşmek, telefon etmek, okumak, yazmak, televizyon izlemek, yürümek gibi tüm haklarından mahkûm bırakıldığı gibi tecrit edilerek tek başına sağlıksız bir hücrede tutulmak suretiyle en temel hakları bile fütursuzca çiğnenen Mursi’ye reva görülenler, insanlık ve hakkaniyet namına yapanların yanına kâr bırakılmamalı, bir raporla tespit edilerek suçlular cezalandırılmalı, Mursi’nin ailesine özür beyanı iletilmelidir.</li>
<li>17 Haziran 2012&#8217;de halkın %52 oyuyla Mısır Cumhurbaşkanı seçilen Mursi’nin 7 yıl sonra 17 Haziran 2019&#8217;da mahkeme salonunda, hem de Filistin davasına verdiği destek sebebiyle yargılandığı duruşmada ölmesinin bir tesadüf mü yoksa Siyonistlerin ironi de barındıran kirli planlarının bir sonucu mu olduğu araştırılmalıdır.</li>
<li>BM marifetiyle oluşturulacak bir heyet Mısır hapishanelerindeki hak ihlallerini ve işkenceleri yerinde inceleyip dünya kamuoyuna rapor etmelidir.</li>
<li>Sadece darbecilerin değil muhalefetin de Mursi’nin devrilmesinde ve yavaş yavaş öldürülmesinde ne düzeyde etkili olduğu araştırılmalıdır. Selefilerin Nur Partisi’nin, İhvan-ı MÜslimin’den ayrılıp yeni parti kuran Ebulfutuh ve arkadaşlarının, 2013’te darbeye zemin hazırlama planlarına Temerrüd Hareketi’nin Tahrir Meydanı’nı doldurarak katkı yapan yüzbinlerce mensubunun, keza Mursi’ye karşı yıkıcı muhalefet yapan siyasi figürlerin hepsi gelinen durumda ne kadar payları olduğunu hesap edip hatalarının büyüklüğünü itiraf etmelidir.</li>
<li>İslam medeniyetine başkentlik yapan büyük şehirlerin bir bir işgal ve tahrip edilmesine, böylece merhum Mursi’nin tabiriyle “ülkelerimizin aslanlarının öldürülerek düşmanlarımızın çakallarına zemin hazırlanmasına” elbirliğiyle dur diyebilmeliyiz.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; dünyanın hemen her ülkesinde yaşayan Müslümanlar, Allah’ın yardımına mazhar olmayı hak etmek için adil şahitlik görevini yerine getiremedikleri için tevbe etmeli, birlik ve dayanışma içinde ilkelerine sahip çıkmalı, zalime karşı mazlumun yanında yer almalı, kurşunla berkitilmiş sağlam bir yapının duvarı gibi sapasağlam kenetlenmeli, “Allah’ın ipi” Kur’an’a sımsıkı yapışmalıdır:</p>
<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da, O’nun lütfu sayesinde kardeş oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Aktay, Yasin. (2019). “<strong>Türkiye’de Gezi, Mısır’da Temerrüt: Mursi üzerinden Erdoğan’a Verilen Mesaj</strong>”. Yeni Şafak, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/turkiyede-gezi-misirda-temerrut-mursi-uzerinden-erdogana-verilen-mesaj-2051795, 22.06.2019.</li>
<li>Dursun, Ahmet. (2019). “<strong>Görgü Tanıkları: Mursi&#8217;yi Ölüme Terk Ettiler</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/gorgu-taniklari-mursiyi-olume-terk-ettiler/1508615, 19.06.2019.</li>
<li>İnat, Kemal. (2019). “<strong>Şehit Cumhurbaşkanı Mursi’nin Katilleri Kimler?</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/analiz/sehit-cumhurbaskani-mursi-nin-katilleri-kimler/1511898, 21.06.2019.</li>
<li>Karaman, Hayrettin. (2019). “<strong>Sayın Başkanım (Mürsî)</strong>”. Yeni Şafak, yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/sayin-baskanim-murs-2051768, 20.06.2019.</li>
<li>MAZLUMDER. (2019). “<strong>Mursi’nin Şüpheli Ölümü, Bağımsız ve Tarafsız Bir Komisyon Tarafından İncelenmelidir!</strong>”, http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/mursinin-supheli-olumu-bagimsiz-ve-tarafsiz-b/13590, 27.06.2019.</li>
<li>Şarkavi, Tarık. (2019). “<strong>Mursi’nin Ölümü: Batı Medyası Ahlaki Pusulasını Yitirdi</strong>”, Mütercim: Ömer Çolakoğlu, Anadolu Ajansı. www.aa.com.tr/tr/analiz/mursi-nin-olumu-bati-medyasi-ahlaki-pusulasini-yitirdi/1515262, 25.06.2019.</li>
<li>Yıldız, H., E. Canlı ve A. Kalabalık. (2019). “<strong>Muhammed Mursi&#8217;nin Cenazesi Defnedildi</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/muhammed-mursinin-cenazesi-defnedildi/1507198, 18.06.2019.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ İDAMLARI DURDURMAK-II</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 09:49:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[AİZ EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ EL-ÖMERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMLERİN İDAMINI DURDURUN]]></category>
		<category><![CDATA[AVAD EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[ENES CANLI]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN KOYUNCU]]></category>
		<category><![CDATA[İBNÜ’L-USEYMÎN]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ED-DUVEYŞ]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAHD]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ALİ BÜYÜKKARA]]></category>
		<category><![CDATA[MÜCAHİT GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED B. SAİD EL-KAHTANİ]]></category>
		<category><![CDATA[NASIR EL-ÖMER]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Yalçıntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SEFER EL-HAVALİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELMAN EL-AVDE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞUYÛHU’S-SAHVE]]></category>
		<category><![CDATA[UYANIŞ ÂLİMLERİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=900</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbim (Sahibim)! Bana lütfettiğin nimete (iyiliğe) karşılık artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas 28:17). “… (Emrini yerine getirin) ki Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mücâdele, 58:11). 2015 yılında 175 kişiyi idam eden, takip eden her yıl buna yakın insanın idam hükmünü infaz eden Suudi Arabistan yönetimi 2019’da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Rabbim (Sahibim)! Bana lütfettiğin nimete (iyiliğe) karşılık</p>
<p>artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas 28:17).</p>
<p>“… (Emrini yerine getirin) ki Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin.</p>
<p>Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mücâdele, 58:11).</p>
<p>2015 yılında 175 kişiyi idam eden, takip eden her yıl buna yakın insanın idam hükmünü infaz eden Suudi Arabistan yönetimi 2019’da bu sayıyı ikiye katlamaya azmetmiş görünüyor! Bu gidişe kör, sağır ve dilsiz kalmak Müslümanlık şöyle dursun insanlık iddiasına da mugayirdir. Merhum Âkif yüz yıl öncesinden ne kadar da beliğ tasvir etmiş hâl-i pürmelâlimizi:</p>
<p>“Müslümanlık pâk sîretten ibâretken, yazık!</p>
<p>Öyle saplandık ki levsiyyâta: Hâlâ çıkmadık!</p>
<p><strong>Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak; </strong></p>
<p><strong>Kendi âsûdeyse dünya yansa baş kaldırmamak!</strong></p>
<p>Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi,</p>
<p>Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:</p>
<p>Bir halâs imkânı var: <strong>Ahlâkımız yükselmeli</strong>,</p>
<p>Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;</p>
<p>Çünkü hem dünya gider hem din, eğer yapmazsanız.</p>
<p>20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913).” (Ersoy, 2013).</p>
<p><strong>Mutedil Söylem Sahibi Ulemanın Ortadan Kaldırılmasına Karşı Çıkmak</strong></p>
<p>22.05.2019 tarihinde bazı haber sitelerinde Riyad yönetiminin, aralarında tanınmış İslam alimi Selman el-Avde&#8217;nin de yer aldığı din adamlarını ramazandan sonra idam etmeye hazırlandığı ileri sürülmüştü. İngiltere merkezli &#8220;Middle East Eye&#8221; internet sitesinde, iki hükümet kaynağı ve alimlerden birinin akrabasına dayandırdığı habere göre, Suudi Arabistan&#8217;da 2017 yılında tutuklanan Selman el-Avde, Hatip Avad el-Karni ve televizyonda dinî program sunucusu Ali el-Ömeri ramazan sonrasında idam cezasına çarptırılacağı bildirilmişti.</p>
<p>Haberde ifadelerine yer verilen İnsan Hakları Gözlemevi (HRW) Orta Doğu Direktörü Sarah Leah Whitson, Suudi Arabistan&#8217;la ilgili gelişmelerde ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın sağladığı ortamın rolüne dikkati çekerek, Trump yönetiminin Suudi Arabistan&#8217;a adeta &#8220;kendi halkına ne zulmü uygularsan uygula biz arkandayız&#8221; mesajı verdiğini belirtmişti.</p>
<p>Twitter hesabında 13,4 milyon takipçisi bulunan Selman el-Avde, mutedil yaklaşımıyla tanınan Sünni bir alim olup 2017&#8217;de tutuklandı. Bir yıl sonra çıkarıldığı mahkemede, &#8220;terör örgütüne liderlik, Riyad&#8217;ın Katar&#8217;a uyguladığı ablukaya karşı çıkma, Müslüman Kardeşler Teşkilatıyla iş birliği, hükümetin başarılarına karşı kinayede bulunma, Katar kraliyet ailesiyle ilişki içinde olma, ulusal güvenliği tehdit, şiddeti kışkırtma&#8221; gibi 37 ayrı suçlamaya maruz kalmıştı. (Ramazan öncesinde idam edilen 37 muhalifle Avde’ye yöneltilen suç listesinin aynı sayıda oluşu da ironik bir mesaj taşıyor olmalı).</p>
<p>Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, cinayete kurban gitmeden iki gün önce katıldığı programda Avde&#8217;nin tutuklanmasıyla ilgili Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed Bin Selman&#8217;ı suçlamıştı. Kaşıkçı, &#8220;(Muhammed Bin Selman) Muhalifleri ne pahasına olursa olsun yok edecek&#8230; Selman el-Avde, idam edilirse fanatik olduğu için değil bilakis ılımlı olduğu için idam edilir. Çünkü ılımlı haliyle onu tehdit olarak algılıyorlar.&#8221; diye konuşmuştu.</p>
<p>İnsan hakları karnesi kırık notlarla dolu Suudi Arabistan&#8217;da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman&#8217;ın siyaset sahnesinde yükselmesinin ardından üst düzey aktivist, gazeteci ve din adamlarına yönelik tutuklamaların hız kazandığı herkesin malumudur. Reprieve İnsan Hakları Grubu Twitter&#8217;dan yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan&#8217;da 2019 yılı için 300&#8217;den fazla kişinin daha idam sırasını beklediğini iddia etti (Canlı, 22.05.2019).</p>
<p>Haziran 2000’de büyük mütefekkir Cevdet Said’i Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde yer alan Bi’ruAcem köyündeki evinde ziyaret ettiğimde bir açıklaması hayretimi ziyadesiyle mucip olmuştu. Amerika’da bir üniversitenin kendisini konferansa davet ettiğini ancak vize alamadığından gidemediğini söyleyince ben de; “Siz şiddet yöntemini kategorik olarak reddeden bir insansınız. Size neden vize vermesinler ki?” diye sormuştum. Cevabı küresel sömürge düzeninin çalışma sistemini deşifre eder nitelikteydi: Onlar için en büyük tehdit benim gibi düşünenlerdir. Şiddeti yöntem olarak benimseyenler onların sömürü çarkını döndürmeye yardımcı olduğu için onları çok severler…</p>
<p>Konuya bir başka zaviyeden de bakmakta yarar var: “Muhalefet potansiyelimiz, &#8216;yeni sosyal hareketler&#8217; tarafından &#8216;mikro&#8217; ve &#8216;iç&#8217; meselelere yönlendiriliyor. İsteniyor ki biz, her gün 24 bin çocuğu açlıktan öldüren küresel oligarşiyi değil, belediyelerin niçin köpek barınakları kurmadığını tartışalım. İsteniyor ki biz, Tayland, Laos, Kamboçya gibi ülkelere her yıl çocuk fuhşu için giden 500 bin Batı Avrupalı için Güneydoğu Asya&#8217;da kurulmuş &#8216;legal seks turizmi düzeni&#8217;ni değil, İslami geleneklerin kadını nasıl baskıladığını tartışalım…” (Gültekin, 21.05.2019).</p>
<p>Müslüman toplumu nasıl iç meseleleriyle meşgul ettiklerinin güncel bir numunesi olan asıl konumuza devam edelim:</p>
<p>“Murtaja Qureiris 10 yaşında iken &#8220;Arap Baharı&#8221; kapsamında Suudi Arabistan&#8217;ın doğu bölgesinde gerçekleşen protestolar sırasında abisi güvenlik güçlerince öldürüldü ve bunu protesto etmek amacıyla eylemlere katıldı. Bu eyleme 10 yaşındayken katılan Qureiris, 3 yıl sonra ailesiyle Bahreyn&#8217;e giderken Suudi güvenlik güçlerince tutuklandı. Qureiris&#8217;in, &#8220;polis karakoluna molotofkokteyli atmak, terör örgütüne üye olmak, eylemlerde şiddete başvurmak, abisinin cenazesinde yürüyüş düzenlemek ve halkı isyana teşvik etmek&#8221; suçlarından yargılandığı kaydedilirken, Suudi Arabistan yasalarına göre idam edileceği kaydedildi. Haziran 2019’da 18 yaşında olan ve 5 yıllık tutukluluk sürecinin en az 2 yılını hücrede geçirdiği belirtilen Qureiris&#8217;in, suçlamaları &#8220;ağır işkence ve stres altında&#8221; kabul etmek zorunda kaldığı öne sürüldü.” (Koyuncu, 08.06.2019).</p>
<p><strong>Âlimlere Yönelik İmha Siyasetinin Asıl Sebebini Görmek</strong></p>
<p>Eylül 2017’de Suudi Arabistan’da Ali el-Ömeri, Selman el-Avde, Avaz el-Karni, Nasır el-Ömer gibi onlarca âlim peşpeşe tutuklandı. İbn Bâz ve İbnü’l-Useymîn gibi gelenekçi Vehhabi âlimlerden farklı olarak, Selman el-Avde, Sefer el-Havali, Nasır el-Ömer, Aiz el-Karni, İbrahim ed-Duveyş, Muhammed b. Said el-Kahtani gibi isimlerden oluşan ve kendilerine “<em>şuyûhu’s-sahve</em>” (uyanış âlimleri) denilen yeni Selefi ulema kendilerine yöneltilen teröre destek olma suçunu işlemeleri mümkün olmayan âlimlerdir. Bu yeni akımın en meşhur simaları Selman el-Avde ve Sefer el-Havali olup genel tutum ve tavırlarını Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’dan okuyalım:</p>
<p>“1991 Körfez Savaşı’nda Suudi Arabistan’ın ABD yanında duruşu ve Amerikalı askerî personelin ülkede konuşlanması ve üs açması, Avde ve Havali gibi bazı Selefi âlimlerce tenkit konusu yapılmış, söz konusu sert eleştiriler karşısında rejimin kararlarını savunmak resmî görevli ulemaya kalmıştı. Söz konusu tenkitlerle beraber, bir dizi İslamîleştirme muhtevalı reform talebi, o zamanki kral Fahd ile baş müftü İbn Baz’a yazılan ve basın organlarında yayımlanan mektuplarda dile getirildi. Bu mektupların imzacıları arasında hukuk ve fetva konseylerinde, üniversitelerde, vakıflar ve hac işlerinde resmî vazifeli Selefi âlimler de bulunmaktaydı. Avde ve Havali gibi geri adım atmayan âlimler görevlerinden alındılar, yargılanarak uzun süreli hapis cezalarına mahkûm oldular.</p>
<p>Vazgeçmedikleri siyasal İslamcı ve cihatçı görüşlerine rağmen, hem Avde hem de Havali, el-Kaide çizgisindeki bir grup Selefi şeyhin varmış oldukları aşırı çizgiyi onaylamıyordu. 1994-1999 yıllarını cezaevinde geçiren Selman el-Avde, 11 Eylül üzerine yazdığı bir makalesinde, İslam’ın suçsuz insanları, kadın, çocuk ve yaşlıları hedef almayı yasakladığını belirtmekte, bu nedenle uçaklar, alışveriş merkezleri gibi mekânların savaşlarda dahi hedef alınamayacağını bildirmekteydi. Avde’ye göre bu çeşit terör eylemleri İslam ve Müslümanlar açısından bir dizi zararı beraberinde getirmektedir. Her şeyden önce Filistin, Keşmir ve Çeçenistan mücadeleleri gibi <strong>haklı davalar şaibe altında kalmaktadır</strong>. Davet faaliyetleri, kültürel aktiviteler, eğitim çalışmaları, dünya çapında olumsuz etkilenmektedir. Bu, <strong>din düşmanlarının arzu ettiği bir durum</strong> olup Müslümanlar cani damgası yemekte, bu imaj çarpıtmasıyla insanların İslam’a yönelişine set çekilmektedir.</p>
<p>Avde, orta yolculuğu İslamiyet’in önemli bir prensibi olarak gösterir. ‘Ğulüv’ yani aşırılık, fıtrata ve şeriata ters bir tutumdur. Aşırılık, tarihte Haricilerin yaptığı gibi birtakım şer’i delillere dayandırılsa bile, temel dini talimatlardan ciddi bir sapmadır.</p>
<p>Suudi Arabistanlı yüz elli kadar din âlimi, bilim adamı ve entelektüelin imza attığı “Nasıl bir arada var olabiliriz” başlıklı, “şiddet diline alternatif yaratmak” için dünyaya barış ve diyalog çağrısı yapan açık mektubun imzacıları arasında, Avde ile beraber Aiz el-Karni ve Havali gibi radikal şeyhlerin de bulunması, Sahve’nin benimsediği itidal çizgisinin somut bir göstergesiydi.</p>
<p>Kısa zamanda dünyanın en tanınmış İslam ‘davetçileri’ arasına giren Avde, mezhepçiliği ve din kaynaklı şiddeti kınadı. İntihar saldırılarının şeriatta yeri olmadığını açıkladı. Belki de arkasındaki taraftar gücüne güvenerek cesur çıkışlar yapmaktan çekinmedi. 2006’daki İsrail-Hizbullah savaşında Hizbullah’a açık destek verdi. Bir Selefi şeyhten hiç beklenmeyen bu adım, İslamcı çevrelerde takdirle karşılandı.</p>
<p>Avde’nin 2011 sonrası Arap devrimleri sürecindeki duruşu da zikre değer. Suudilerin müesses dini nizamının önemli figürlerinden Şeyh Salih el-Fevzan sokak gösterilerinin caiz olmadığını söylerken, Avde Arap halklarına sokağa çıkma çağrısı yapmıştı. Yine Mısır’daki askerî darbeye karşı çıkmıştı.</p>
<p>Anlaşılıyor ki Bin Selman, etkili muhalefeti tümüyle etkisiz hale getirmek niyetinde. İşleri ‘de facto’ eline aldığından beri ekonomide belirgin bir iyileşmenin kaydedilmemesi, Yemen’de açık bir yenilgiyle karşılaşması, Katar krizinde ABD tarafından yalnız bırakılması, 32 yaşındaki muhteris prensi daha şimdiden sıkıntıya soktu.” (Büyükkara, 15.09.2017).</p>
<p><strong>Heyet Oluşturup Kral Selman’dan İdamları Durdurmasını Talep Etmek</strong></p>
<p>Türkiye’de bazı sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve akademisyenler, Suudi Arabistan’da idamların durdurulmasına yönelik basın bildirileri yayımladılar. Fas’ta iktidarın başını çeken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (PDJ) sivil kanadı ve ülkenin en önemli sivil toplum hareketlerinden kabul edilen Tevhid ve Islah Hareketi, Riyad yönetimine, tutuklu üç din adamını ramazan ayından sonra idam etmeye hazırlandığı haberlerine açıklık getirmesi çağrısında bulundu. Suudi Arabistan&#8217;dan, söz konusu haberler doğru ise bu karardan dönmesi ve tutuklu tüm fikir ve din adamlarını serbest bırakmasını istedi. Açıklamada ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkeleri liderlerinden, bu gibi idam hükümlerinin engellenmesi ve alimlerin serbest bırakılması için gerekli tüm gayretin gösterilmesi talep edildi. Ancak ne Suudi Arabistan yönetiminden, ne de dönem başkanlığını Türkiye’nin yaptığı ancak Suudi Arabistan’ın güdümünde kalmaya devam eden İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan henüz bir açıklama gelmiş değil.</p>
<p>İİT dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin, üye ülkelerden seçerek oluşturacağı mütenasip bir heyeti Kral Selman’a idamları durdurma talebiyle göndermesi müspet netice verecektir. Nitekim 1995 yılı Ağustos ayında Kral Fahd’a özel elçi olarak gönderilen merhum Prof.Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın hikmetli yaklaşımı idam hükmü kesinleşmiş 55 tır şoförünün affedilmesiyle neticelenmişti (Yalçıntaş, 2012: 780 vd.).</p>
<p>Merhum Âkif’in tasviriyle açtığımız bahsi yine onun ikazıyla noktalayalım:</p>
<p>“Yâ İlâhî bize tevfikini gönder&#8230; &#8211; Âmin!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster&#8230; &#8211; Âmin!</p>
<p>Ey cemaat, uyanın! Yoksa, hemen gün batacak.</p>
<p>Uyanın! Korkuyorum: Leyl-i nedâmet çatacak!”</p>
<p>(Ersoy, 2013).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Büyükkara, Mehmet Ali; “<strong>Suudi Arabistan’da Sahve Şeyhlerinin Tutuklanması Ne Anlama Geliyor?</strong>” www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/suudi-arabistanda-sahve-seyhlerinin-tutuklanmasi-ne-anlama-geliyor/911197, 15.09.2017.</li>
<li>Canlı, Enes; “<strong>Suudi Arabistan&#8217;ın İslam alimlerini idama hazırlandığı iddiası</strong>”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/suudi-arabistanin-islam-alimlerini-idama-hazirlandigi-iddiasi/1484556, 22.05.2019.</li>
<li>Ersoy, Mehmet Âkif; <strong>Safahat</strong>, Çağrı Yay., İstanbul 2013.</li>
<li>Gültekin, Mücahit; https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=893950307611944&amp;id=100009909484275, 21.05.2019.</li>
<li>Koyuncu, Hüseyin; “<strong>Ağabeyi öldürüldüğü için eylem yapan Suudi çocuk &#8216;isyana teşvikten&#8217; idamla karşı karşıya</strong>”, https://tr.euronews.com/2019/06/08/agabeyi-olduruldugu-icin-eylem-yapan-suudi-cocuk-isyana-tesvikten-idamla-karsi-karsiya.</li>
<li>Sabah; “<strong>Fas&#8217;tan Suudi Arabistan&#8217;a &#8220;idam&#8221; tepkisi</strong>”, https://www.sabah.com.tr/dunya/2019/05/26/fastan-suudi-arabistana-idam-tepkisi.</li>
<li>Yalçıntaş, Nevzat; <strong>Türkiye’yi Yükselten Yıllar: Hatıralar</strong>, 2 c., İşaret Yayınları, İstanbul 2012, 968 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ İDAMLARI DURDURMAK-I</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jun 2019 06:34:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ EL-ÖMERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMLERİN İDAMINI DURDURUN]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[AVAD EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[DİN GÖREVLİLERİ BİRLİĞİ DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[EYÜP BULUŞMALARI]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrettin Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[LYNN MAALOUF]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SELMAN EL-AVDE]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE TEFSİR AKADEMİSYENLERİ PLATFORMU]]></category>
		<category><![CDATA[UAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<category><![CDATA[Zühal Demirci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=897</guid>

					<description><![CDATA[“Kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını bilen) âlimler Allah’a hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28). “Âlimler nebilerin varisleridir…” (Buhari, İlim 10). İslam dünyasının bereketli ramazan ayına girme coşkusu yaşadığı hicrî 1440 yılının şaban ayı sonunda Suudi Arabistan’da 37 kişinin “terör” suçlamasıyla verilmiş ölüm cezasının infaz edilmesi Müslüman toplumun fazlaca dikkatini çekmedi. Bu vurdumduymazlıktan cesaret alan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını bilen) âlimler Allah’a hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28).<br />
“Âlimler nebilerin varisleridir…” (Buhari, İlim 10).</p>
<p>İslam dünyasının bereketli ramazan ayına girme coşkusu yaşadığı hicrî 1440 yılının şaban ayı sonunda Suudi Arabistan’da 37 kişinin “terör” suçlamasıyla verilmiş ölüm cezasının infaz edilmesi Müslüman toplumun fazlaca dikkatini çekmedi. Bu vurdumduymazlıktan cesaret alan Suud rejimi, şimdi de itidal çizgisini savunan Selman el-Avde, Avad el-Karni ve Ali el-Ömeri gibi meşhur âlimleri idam ederek İslam âleminin bayram günlerini zehir etmeye yelteniyor!<br />
<strong>Hayat Hakkını Hiçe Sayarak Muhalefeti Ortadan Kaldırmaya Yeltenmemek</strong><br />
Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) Orta Doğu Araştırma Direktörü Lynn Maalouf, olaya ilişkin basın açıklamasında bu siyasi idamların sebebine ışık tutan bir değerlendirme yaptı:<br />
“24 Nisan 2019 tarihinde gerçekleşen ölüm cezası infazları, Suudi yetkililerin insan hayatını ne derece hor gördüğünü korkunç bir şekilde ortaya koyuyor. Bu zâlimane olay aynı zamanda ülkedeki Şii azınlığın içinden doğan muhalefeti yok etmek için ölüm cezasının siyasi bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor.<br />
Ailelerin cezaların infaz edileceğinden haberdar edilmemesi ve suç işlendiği sırada 18 yaşın altında olan birine idam cezası uygulanması, uluslararası hukukun son derecede pervasızca ihlal edilmesidir… 2019 yılının ilk dört ayında 44’ü başka ülkenin vatandaşı en az 110 kişinin ölüm cezasını uygulayan Suudi Arabistan, 2018 yılında da en az 149 kişinin ölüm cezasını infaz etmişti.” (Amnesty International, 24.04.2019).<br />
Suudi Arabistan yönetiminin kadın hakları aktivistlerine yönelik toplu gözaltılarının yıldönümünde yeni bir açıklama yapan Maalouf, başsavcının âlimlerin terörle mücadele mahkemelerinde yargılanmaları yönündeki çağrısını hatırlatarak şu ihlallere dikkat çekti:<br />
“Şeyh Selman el-Avde’ye, aralarında Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olmak ve hükümetten reform talep etmek gibi çeşitli gerekçelerle 37 ayrı suç yöneltildi. Nisan 2019 sonunda yetkililer, 37 erkeğin ölüm cezasını toplu olarak uyguladı. Bu kişilerin çoğu Suudi Arabistan’ın Şii azınlığına mensuptu ve adil olmayan yargılamalar sonucunda ölüm cezasına mahkûm edilmişlerdi. Geçen ay, en az 15 erkek, işkence altında alındığını bildirdikleri “itiraflara” dayanılarak ölüm cezasına mahkûm edildi.” (Amnesty International, 21.05.2019).<br />
<strong>Kanaat Önderlerinin ve STK’ların İtidal Çağrılarını Duymak</strong><br />
Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği (UMAD), konuya ilişkin bildirisinde âlimlerin idam edilmesinin bir devlet terörü olduğuna ve elim sonuçlar doğuracağına dikkat çekti:<br />
“Seçkin İslam âlimlerini teröre bulaştıkları gibi asılsız iddialarla idam sehpasına çıkarmaya çalışmak, doğuracağı elim sonuçlar sebebiyle terörle denk bir tutum olacaktır. Suudi Arabistan hükümetinin İslâm âlimlerine yönelik bu katliam düşüncesinden bir an önce vaz geçmesini sağlayacak her türlü tepkiyi meşru sınırlar ve Müslümana yakışır bir vakar içinde kullanmakta gecikmeyiniz. Âlimine sahip çıkmayan bir ümmet dinine ve mukaddesatına da sahip çıkamaz.<br />
Uluslararası insan hakları örgütleri ve hukuk birimleri bu süreci ciddiyetle takip etmeli, uluslararası kamuoyunun gündemine taşımalı, gerekirse bu durumu telin eden protestolar organize etmelidir. İslam dünyasındaki siyasetçiler Suudi Arabistan’ın yapmayı planladığı bu akıl almaz işi parlamentolarına taşımalı, her türlü diplomatik ve siyasi girişimde bulunarak İslam âlimlerinin idam edilmesine yönelik bu girişimi durdurmalıdırlar.” (Demirci, 24.05.2019).<br />
Din Görevlileri Birliği Derneği Genel Merkezi’nin çağrısında ise hakkı haykırmanın nebilerin varisleri olan âlimlerin temel misyonu olduğuna dikkat çekilerek görevlerini yerine getiren ulemanın idam edilmesinin büyük infiale yol açacağının altı çizildi:<br />
“İlmin haysiyetiyle hareket ederek marufu emretme, münkerden sakındırma, her zaman ve zeminde hakkı haykırma cehdi içerisinde olagelen âlimler, “en büyük cihadın, zâlim sultanın karşısında hakkı haykırmak” olduğuna gönülden iman etmişlerdir. Suudi Arabistan’ın muhalif gazeteci, yazar, ilim ve fikir adamlarına karşı başlattığı bu haksız uygulamaların daha büyük adaletsizlikler ve acılarla devamı, İslam dünyası ve insanlık nazarında bu ülkeye karşı derin bir infiale yol açacaktır.<br />
Suudi Arabistan’ın, ülkesindeki muteber ilim ve fikir adamlarını hukuki dayanaktan yoksun suçlamalarla idam etmeye hazırlanması asla kabul edilemez. Peygamberlerin varisleri olan âlimlere karşı sergilenen adaletsiz, delilsiz, ispatsız tutuklamaları ve âlimler üzerinde yürütülen baskı politikasını; adalet, insan hakları, ifade özgürlüğü, evrensel hukuk normları ve hepsinden önemlisi İslam ile bağdaşmayan idam hazırlıklarını kınıyor ve reddediyoruz!” (Din Görevlileri Birliği Derneği, 28.05.2019).<br />
Farklı bilim dallarına mensup aydınların bir araya geldiği Eyüp Buluşmaları, kanaatlerini hür bir şeklide açıklama hakları ellerinden alınarak tutuklanan âlimlerin bu sefer de idama mahkûm edilmelerini şiddetle kınadı:<br />
“Suudi Arabistan hükümetinin, fikir ve kanaatlerini hür bir şeklide açıklama hakkı olan âlimleri tutuklamasını ve haklarında idam kararı verecek bir düzeye gelmesini, İslam’ın adalet ve insaf anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir. Suudi hükümetinin bir delile ve mesnede dayanmaksızın âlimleri suçlaması, tutuklaması ve bunlarla da iktifa etmeyerek idama mahkûm etmesi asla maşerî vicdanda kabul edilemez.” (Eyüp Buluşmaları, 27.05.2019).<br />
İslam âlimlerini haksız ithamlarla suçlayıp idam sehpasına çıkartmaya çalışmanın büyük bir zulüm olduğunu hatırlatan Türkiye Tefsir Akademisyenleri Platformu, “Müslümanların birliğini temsil eden gözde âlimlerin” Suudi Arabistan hükümeti tarafından idam edilme kararının, insan hak, düşünce ve inanç özgürlüğüne yapılan en büyük saldırı olduğunu ifade etti:<br />
“Ne yazık ki insanlık dışı şartlarda hapiste tutulan, aileleriyle ve avukatlarıyla görüştürülmeyen, tedavilerine izin verilmeyen ve sayısı 100’ü bulan Suudlu âlimlerin bazılarının idamının gündemde olması içler acısı bir durumdur. Adaleti sağlaması gerekenlerin zulüm üreten kimseler olmaları kabul edilemez. İslam âlimlerini baş tacı yapıp onların haysiyetini, onurunu, özgürce konuşma hakkını ve can güvenliğini sağlaması gereken Müslüman bir devletin, bütün bunları sağlamak yerine onların hayatına kast ediyor olması bıçağın kemiğe dayandığı son nokta olarak görülmektedir.<br />
Suudlu devlet yetkilileri, âlimlerin idamını “Bizim iç meselemiz!” diye geçiştiremez. Suudi Arabistan’da idamı gündeme gelen âlimler bütün ümmete mal olmuş, kendilerini bütün ümmete kabul ettirmiş değerlerdir. Onlar ümmetin ortak hazinesidir. Bırakınız onları idam etmeyi, onların bir saat bile hapiste tutuluyor olmaları, size, bir ömrü heder edecek bir günah olarak yeter de artar bile. Bilinmelidir ki zulüm ile abat olunmaz!<br />
Âlimleri idama kalkışmaktan vazgeçmenizle yapacağınız iyilik onlara değil, bizzat kendinize olacaktır, şüphe etmeyiniz. Biz Türkiye Tefsir Akademisyenleri olarak Suudlu âlimlerin yanındayız. Bizler Suudi Arabistan Hükümeti’nin Bayram sonrası âlimlerin muhtemel idamına karşıyız.” (Türkiye Tefsir Akademisyenleri Platformu, 26.05.2019).<br />
<strong>Mütefekkir ve Âlimlerin Uyarılarını Dikkate Almak</strong><br />
Türkiye’den mütefekkir, aydın ve âlimlerin konuya ilişkin değerlendirmelerine de iki örnek vermekle iktifa edelim:<br />
Türkiye’de kurulan ve kendisinin de danışma kurulunda yer aldığı Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği’nin açıklamasını Yeni Şafak gazetesindeki köşesine taşıyarak destekleyen Prof.Dr. Hayrettin Karaman tehlikeli gidişin altını çizdi:<br />
“Suudi Arabistan, Mısır ve BAE’nin, ABD ve İsrail güdümünde girdiği gayr-i meşru ve çok tehlikeli yol üzerinde çok şey yazıldı, yazılıyor ve yazılacak. Kaşıkçı cinayetinin kanı kurumadan Suudi Arabistan’ın yeni cinayetlere hazırlandığı haberi yayılınca vicdanlı çevreler bu cinayeti engellemek için harekete geçtiler…” (Karaman, 26.05.2019).<br />
Cemal Kaşıkçı’nın görülmemiş bir cinayetle ortadan kaldırışını deşifre edenlerden biri olan Prof.Dr. Yasin Aktay ise “Hadimu’l-Harameyn” sıfatını taşıyan Kral Selman’a doğrudan çağrı yapmayı tercih etti:<br />
“Uhdenizde bulunan servetlerle dünyanın her yanında açlık ve yokluk çekmekte olan Müslümanların durumu arasındaki trajik çelişki herkesin dikkatini çekmektedir… Yaklaşmakta olan büyük tehlike dünyanızı da ahiretinizi de büyük bir felâkete doğru sürüklemektedir…<br />
Selman el-Avde’yi yakından tanıma fırsatı buldum. Kitaplarını okudum, konuşmalarını takip ettim. Vallahi ona atfettiğiniz aşırılıktan eser yok onda. Sizin resmî ulemanız Afganistan’a cihad için insanları teşvik ederken, o, “Suudi gençlerinin Afganistan’da ne işi var?” diyor ve böyle bir cihad yolunun olmadığını söylüyordu. Sizin resmî ulemanız kadınların araba kullanmasının zinhar haram olduğunu iddia ederken, o, Müslüman kadınların Peygamber Efendimiz zamanında develere, atlara bindiğini ve araba sürmenin bundan neden ayırt edildiğini anlayamadığını söylüyordu. Yine sizin resmî ulemanız, Müslümanların gayr-ı Müslimlerle asla iyi olamayacaklarını söyleyerek bir tür nefret aşılarken, o, kendilerine düşmanlık beslemeyen gayr-ı Müslimlere iyi davranmanın, onlarla iyi geçinmenin, bir ve beraber barış içinde yaşamanın yüce Allah’ın tâlimatı olduğu gerçeğini öğretiyordu.<br />
Selman el-Avde’ye aşırılık ithamı büyük bir bühtandır. Aksine o son derece makul, gençliğin ve modern insanın zihnine son derece aşina söylemiyle İslâm’ı sevdiren, alabildiğine sempatik bir İslâm âlimidir.<br />
İslâm âlimleri meselesi sizin iç meseleniz değildir. Söz konusu âlimler bütün ümmete mal olmuş, kendilerini bütün ümmete kabul ettirmiş değerlerdir. Onlar sizin teb’anız değil, tavsiyelerine kulak vereceğimiz, bize, ilimleriyle, duruşlarıyla ışık tutacak ortak hazinemizdir.<br />
Gelin zindanlarınızdaki Ahmed b. Hanbel’lere yapılan zulümleri durdurun. Siz onları idam ederseniz veya hapiste tutmaya devam ederseniz, tarihe de mal olurlar ve ruhları nesiller boyu onlara bu zulümleri yapanların peşini bırakmaz. Yapacağınız iyilik onlara değil, bizzat kendinize olacak, emin olun.” (Aktay, 27.05.2019).<br />
<strong>İdam Furyasının Muhataplarına Sesimizi Duyurabilmek</strong><br />
Ey Kral Selman! Veliaht oğlunun tutuklattığı yüzlerce âlim, mütefekkir ve muhaliflerden, hiç olmazsa prenslerden haberin mi yok? Var da bildiğin halde kifayetsiz muhteris oğlunun şerrinden emin olmak için sen de mi susmak zorunda kalıyorsun? En azından bu meyanda bir mesaj yayınla ki Müslümanlar senin de suç ortağı olmadığına inansın.<br />
Ey hukuk adamları! Adil yargılanmanın asgari şartlarını bile taşımayan göstermelik davalarda, sanıklar işkence sonucu elde edilen itiraflara dayanılarak ölüm cezasına mahkûm edilirken uzaktan seyretmekle mi yetineceksiniz yoksa görmezden gelmeyi mi tercih edeceksiniz?<br />
Ey Batı devletlerinin yöneticileri! Yağlı silah ticaretine öncelik vermek yerine, fikirlerini barışçıl biçimde ifade etmeleri sebebiyle tutuklanan ve idamla cezalandırılan insanları kayıtsız şartsız serbest bırakmaları için Suudi Arabistan yetkilileri üzerinde baskı oluşturma erdemini gösterebilecek misiniz? Yoksa “insan hakları”, “demokrasi”, “barış içinde birlikte yaşama” gibi süslü söylemlerinizi bir kez daha ayak altı etmeyi mi yeğleyeceksiniz?<br />
Ey âlimin ölümünü âlemin ölümü gibi gören mü’minler! Ey “bir insanı haksız yere öldürenin bütün insanlığı öldürmüş olacağı”na inananlar! Âlimlerle birlikte insanlığın da idam edilmesine duyarsız mı kalacağız?<br />
Ey mazlumların hamisi Türkiye’mizin yöneticileri! Dönem başkanlığını yürüttüğümüz İslam İşbirliği Teşkilatı ve D8 Teşkilatını ivedilikle toplamak için daha ne olmasını bekliyorsunuz?<br />
Ey Müslüman ülkelerin yöneticileri! Suudi Arabistan ile ilişkilerinizi hiçbir şey olmamış gibi sürdürmeyi nasıl içinize sindireceksiniz?<br />
Ey Birleşmiş Milletler’in ve diğer uluslararası kuruluşların yöneticileri! Pasif tavrınızın canilerin iştahını ve cüretini nasıl kabarttığı görmüyor musunuz? Yoksa asıl istediğiniz zaten bu mudur?<br />
Ey Muhammed Bin Selman! Yerkürenin kabadayısı Trump’a verdiğin milyarlarla kendi ülkenin sefil arka sokaklarını imar etmeyi hiç aklından geçirdin mi! Küresel sömürü çarkını uzaktan kumandayla keyifle döndüren kodamanların sana sağmal inek muamelesi yaptığını ne vakit idrak edeceksin?<br />
Suudi Arabistan yöneticilerine son çağrımız Kur’an şairi Mehmet Âkif’in bir asır öncesinden seslenen dizeleri olsun:<br />
Hiç sıkılmaz mısınız Hz. Peygamber’den?<br />
Ki uzaklardaki bir mü’mini incitse diken,<br />
Kalb-i pâkinde duyarmış o musibetten acı.<br />
Sizden elbette olur ruh-ı Nebi davacı!<br />
(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>• Aktay, Yasin; “Suudi Arabistan Kralı Sayın Selman b. Abdülaziz’e Açık Mektup”, Yeni Şafak, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/suudi-arabistan-krali-sayin-selman-b-abdulazize-acik-mektup-2050506, 27.05.2019.<br />
• Amnesty International; “Suudi Arabistan’da Bir Günde 37 Kişinin Ölüm Cezası İnfaz Edildi”, https://amnesty.org.tr/icerik/suudi-arabistan-bir-gunde-37-kisinin-olum-cezasi-infaz-edildi, 24.04.2019.<br />
• Amnesty International; “Suudi Arabistan’ın ‘Utanç Yılı’: Muhaliflere ve İnsan Hakları Aktivistlerine Yönelik Baskılar Sürüyor”, https://amnesty.org.tr/icerik/suudi-arabistanin-utanc-yili-muhaliflere-ve-insan-haklari-aktivistlerine-yonelik-baskilar-suruyor, 21.05.2019.<br />
• Demirci, Zuhal; “Müslüman Âlimlerden Suudi Arabistan’a ‘İdamları Durdurun’ Çağrısı”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/musluman-âlimlerden-suudi-arabistana-idamlari-durdurun-cagrisi/1488014, 24.05.2019.<br />
• Din Görevlileri Birliği Derneği, “Suudi Arabistan’a Çağrı”, www.dinbirder.org.tr, 28.05.2019.<br />
• Ersoy, Mehmet Âkif; Safahat, Çağrı Yay., İstanbul 2013.<br />
• Eyüp Buluşmaları; “Suudi Arabistan Yönetiminin İslam Âlimlerini İdam Etme Girişimi Durdurulmalıdır”, https://eyupbulusmalari.com, https://twitter.com/eyupbulusmalari, 27.05.2019.<br />
• Türkiye Tefsir Akademisyenleri Platformu; “Âlimlerin İdamını Durdurun!”, 26.05.2019.<br />
• Karaman, Hayrettin; “Suûdîlere Uyarı ve Çağrı”, Yeni Şafak, www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/sudlere-uyari-ve-cagri-2050488, 26.05.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇİN’İN DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ AĞIR HAK İHLALLERİNİ TESPİT ETMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2019 05:19:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULEHAD BARAT MAHSUM]]></category>
		<category><![CDATA[AI]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKAN YARDIMCISI WANG QISHAN]]></category>
		<category><![CDATA[CEMAL KAŞIKÇI CİNAYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN DEVLET BAŞKANI SHI CINPING]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN’İN HASSAS ÜLKELER HARİTASI]]></category>
		<category><![CDATA[D8 TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ERKİN AZAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÖKHAN YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[GULCA PLANLI DOĞUM KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[HEMŞİRE GU LİMU]]></category>
		<category><![CDATA[HRW]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KENNETH ROTH]]></category>
		<category><![CDATA[KIRGIZLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KOMÜNİST ÇİN HÜKÜMETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KUDRET BÜLBÜL]]></category>
		<category><![CDATA[KUMİ NAİDOO]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRTAJ KATLİAMI]]></category>
		<category><![CDATA[MBS]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED BİN SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED SALİH]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMANLARI ÇİNLİLEŞTİRME]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA BAG]]></category>
		<category><![CDATA[NİCHOLAS BEQUELİN]]></category>
		<category><![CDATA[SERT VURUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[SİNCAN]]></category>
		<category><![CDATA[STRIKE HARD]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLAMA KAMPLARI]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE MERKEZLİ İNSAN HAKLARI KURULUŞLARI]]></category>
		<category><![CDATA[UAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[URUMÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[VATANSEVERLİK EĞİTİMİ PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[YENİDEN EĞİTİM MERKEZİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=853</guid>

					<description><![CDATA[Komünist Çin Hükümeti, Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’da yaşayan Kırgız ve Kazakları toplama kamplarına cebren gönderip “vatanseverlik eğitimi”(!) programına tâbi tutarak Müslüman nüfusu 5 yıl içinde ‘Çinlileştirme’yi hedeflemektedir! Toplama kamplarında sağ kalanları devasa fabrikalarında ağır şartlar altında modern köleler olarak karın tokluğuna çalıştıran Çin Hükümeti’ni kınamak da Batılı bazı aktivistlere ve insan hakları örgütlerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Komünist Çin Hükümeti, Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’da yaşayan Kırgız ve Kazakları toplama kamplarına cebren gönderip “<strong>vatanseverlik eğitimi</strong>”(!) programına tâbi tutarak Müslüman nüfusu 5 yıl içinde ‘Çinlileştirme’yi hedeflemektedir! Toplama kamplarında sağ kalanları devasa fabrikalarında ağır şartlar altında <strong>modern köleler</strong> olarak karın tokluğuna çalıştıran Çin Hükümeti’ni kınamak da Batılı bazı aktivistlere ve insan hakları örgütlerine kalıyor!</p>
<p><strong>‘Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi’ne Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (UAÖ/AI: Amnesty International) gibi Batılı bazı sivil toplum örgütleri, Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı hak ihlallerini araştırmak için Birleşmiş Milletler nezdinde bir ‘<strong>soruşturma komisyonu</strong>’ oluşturulması çağrısında bulundu. Çin’in ekonomik gücünün arkasına gizlenmesine izin verilmemesi gerektiğini kaydeden HRW Genel Direktörü Kenneth Roth, toplama kamplarının hedefinin bir topluluğun <strong>dinî ve etnik kimliğini değiştirme</strong> çabası olduğunu söyledi.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo, yaygın bir şekilde yüz tanıma teknolojisi kullanan, DNA örneklerini toplayan ve Uygur bölgesine binlerce ek güvenlik personeli gönderen Çin’in <strong>gözetim programı</strong> hakkında şöyle konuştu: “Doğu Türkistan bir açık hava hapishanesine dönüşmüş durumda. Yüksek teknolojik gözetim, siyasi tehdit, beyin yıkama, zorunlu kültürel asimilasyon, keyfî tutuklamalar ve ortadan kaybolmalar, etnik azınlıkları kendi topraklarında yabancıya, paryaya dönüştürdü.”</p>
<p>İnsan hakları alanında faaliyet gösteren Batılı sivil toplum kuruluşları, Birleşmiş Milletler’in yanı sıra -Çin’in hak ihlallerine karşı bariz bir şekilde sessiz kalan- İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi Müslüman ülkeleri de harekete geçmeye çağırdı (<strong>1</strong>).</p>
<p>Bu çağrının hemen ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın (MbS) Çin’i ziyaret ederek Uygurlara uygulanan mezalimi “terör ile mücadele” olarak tanımlaması, Batılı insan hakları örgütlerinin çağrısına trajikomik bir cevap oldu! Hunharca işlenen Cemal Kaşıkçı cinayetinde azmettiricisi olduğu yönündeki şüphelerin kuvvetlenmesi üzerine ABD’nin açık desteğini kaybeden MbS, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Başkan Yardımcısı Wang Qishan’la 24 Şubat 2019 tarihinde görüştü ve 28 milyar dolarlık ticari anlaşmalara imza attı. Bu ekonomik ve stratejik destek karşılığında, Doğu Türkistanlılara reva görülen ağır hak ihlallerini “Çin, ulusal güvenliği için terörle mücadele ve aşırılık karşıtı çalışmaları yürütme hakkına sahiptir” ifadesiyle meşrulaştırmaya yeltenen MbS, daha önce de Filistinlilerin Doğu Kudüs’ten çekilerek bölgeyi İsrail’e bırakmaları gerektiğini savunmuştu! (<strong>2</strong>). Bu arada, Çin’in ağır hak ihlalleri konusunda İslam ülkeleri adına benzer çarpık beyanatlar veren başka yöneticilerin de varlığını esefle ifade etmeliyiz…</p>
<p><strong>Uygurları Koçbaşı ya da Kurban Etmek İsteyenleri Görmek</strong></p>
<p>Doğu Türkistan’ın Çin için herhangi bir tehdit oluşturmadığı gibi Uygurlarla derin tarihî ve kültürel bağlara sahip Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmek için önemli bir fırsat sunduğunu savunan Kudret Bülbül, küresel aktörlerin olayı maniple etmelerine fırsat vermemek için Çin’i açık bir politika izlemeye davet etti:</p>
<p>“Doğu Türkistan’da insanların mahremi olan meskenlerine, rızalarının dışında Çinlilerin yerleştirildiği Çinli yetkililerce de kabul edilmektedir. “<strong>Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi</strong>” siyaseti çerçevesinde Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dinî ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmek istendiği, toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları, kamp dışındaki Uygurların da büyük baskı altında tutuldukları iddiaları uluslararası basında sıklıkla dile getirilmektedir. Çocukların ailelerinden uzaklaştırılarak, yetim bırakılıp <strong>asimile edilmeye</strong> çalışıldığı iddia edilmektedir. Yurtdışında yaşayan Uygur Türkleri de bölgedeki akrabalarından haber alamadıklarını, yıllarca hiçbir şekilde iletişim kuramadıklarını sıklıkla ifade etmektedirler.</p>
<p>Kuşkusuz bu iddialara insan haklarına saygılı hiçbir ülke ya da kurum kayıtsız kalamaz. Vicdan sahibi hiçbir insan bunları görmezlikten gelemez. İnsan hakları ihlallerinin artık ülkelerin iç meselesi olmaktan çıktığı günümüz dünyasında, bu iddiaların üzerine gitmek, <strong>doğruluğunu araştırmak</strong> herkes için bir insanlık görevidir.</p>
<p>Meselenin bir başka boyutu ise küresel aktörlerin Kırım meselesinde Rusya’ya, Doğu Türkistan meselesinde de Çin’e vurmak için buradaki Müslüman Türkleri <strong>koçbaşı</strong> olarak kullanma istekleridir. Bu aktörler onlar üzerinden bu ülkelere zarar verme, onları bu ülkelerle hesaplaşmalarının birer aracı haline getirme çabası içerisindeler. Bu aktörlerin amaçları esasen Kırım ya da Doğu Türkistan Türklerinin karşı karşıya kaldığı sorunlar değil, Rusya ve Çin ile hesaplaşmaktır. Bu nedenle dönem dönem küresel medyada yayılan inanılması güç haberlerin bu amaca yönelik bir algı operasyonu olma ihtimalinden ciddi bir biçimde kuşku duymak gerekir. Oysa insan hakları konusunda gerçekten endişe taşıyan uluslararası kuruluşların, uluslararası toplumun ve vicdan sahibi her insanın derdi Rusya ve Çin değil, bu ülkelerde yaşayan <strong>insanlara sahip çıkmaktır</strong>. Bu nedenle genellikle Türkiye ve Çin arasında iyi ilişkilerin geliştirildiği dönemde yüksek sesle, Batılı ajanslar tarafından dile getirilen iddialar farklı bir amaca hizmet etmektedir.</p>
<p>Uyguladığı <strong>kapalılık</strong> politikaları nedeniyle uluslararası kamuoyunda Çin’in insan hakları alanında her türlü ihlali yapabileceği algısı adeta yerleşmiş durumdadır. Çin ile ilgili bir ihlal iddiası söz konusu olduğunda, insanlar artık bu durumun doğruluğunu araştırmaya gerek duymamaktadır. Çin’in açıklık politikası izlememesi en fazla Türkiye gibi ülkeleri zor durumda bırakmaktadır. Bir taraftan Çin ile iyi ilişkiler geliştirmek isteyen, diğer taraftan küresel aktörlerin Çin karşıtı propagandasının altında kalmak istemeyen Türkiye gibi ülkelere, Çin’in izlediği politika katkı sunmamaktadır. Çin’in Doğu Türkistan konusunda Türkiye ile işbirliğine gitmesi, <strong>açıklık politikası</strong> izlemesi, kendisine karşı yürütülen küresel propagandanın da kırılmasına yardımcı olacaktır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>‘Aşırılıkla Mücadele’ Adı Altında İşlenen Cinayetlere Göz Yummamak</strong></p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm’i ve Riyâzü’s-Sâlihîn’i Uygur lehçesine ilk kez çevirerek İslami mücadeleye önemli katkılarda bulunan <strong>Muhammed Salih</strong> (29.01.2018), Uygur âlimlerden <strong>Abdulehad Barat Mahsum</strong> (29.05.2018) gibi ilim ve fikir adamlarını zindanlarında şehit eden Çin Hükümeti’nin İslam’ı ve Türklüğü çağrıştıran Mücahid, Muhiddin, Türknaz gibi isimlere yasak getirdiği de unutulmamalıdır.</p>
<p>Kızıl Çin’in işgali altında tuttuğu Doğu Türkistan’ın <strong>Urumçi</strong> şehrinde <strong>5 Temmuz 2009</strong> tarihinde gerçekleştirdiği katliamın hesabı da mutlaka sorulmalıdır. Yıllardır maruz kaldıkları zulüm, haksızlık ve hukuksuzlukları protesto etmek için meydanlarda toplanan ve çoğunluğu üniversite gençliğinden oluşan Uygur halkına kurşun yağdıran Çin silahlı güçleri tarafından hunharca katledilen masumların hesabı ahirete kalmadan bu dünyada da görülmelidir. Çin Hükümeti’nin açıkladığı resmî beyanata göre ilk gün 197 kişinin öldüğü, 1721 kişinin de yaralandığı bu katliamın gerçek boyutlarının, takip eden günlerde devam eden vakalarla birlikte çok daha büyük bir sayıya baliğ olduğu dikkatten kaçırılmamalıdır.</p>
<p><strong>Uluslararası Af Örgütü</strong>’nün 24.09.2018 tarihinde yayımlanan “<strong>Çin: Neredeler?</strong>” başlıklı raporu Doğu Türkistan’daki baskı ve işkencenin geldiği boyutu çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor. Yakınlarının akıbetinden haber almaya çalışan yaklaşık <strong>100 kişiyle görüşülerek</strong> hazırlanan rapor, Sincan bölgesinde yaşayan Uygurlara, Kazaklara ve çoğunluğu Müslüman diğer etnik gruplara yönelik toplu gözaltı, izinsiz gözetim, siyasi telkin ve zorunlu kültürel asimilasyon politikalarına bir son verilmesi çağrısında bulunuyor.</p>
<p>Rapora göre; ‘Aşırılıkla Mücadele Düzenlemesi’nin kabul edildiği <strong>Mart 2017</strong>’den bu yana, Sincan bölgesinde kamplara kapatılan ve çoğunluğu Müslüman olan etnik grupların sayısı hızla artıyor. Düzenlemeye göre “normal” olmayan sakal bırakmak, peçe veya başörtüsü takmak, namaz kılmak, oruç tutmak, alkol almamak ya da İslam veya Uygur kültürüyle ilgili kitaplar veya yazılar bulundurmak da dahil olmak üzere, <strong>dinî veya kültürel aidiyetin</strong> açık veya hatta özel alanda <strong>sergilenmesi</strong> “aşırılık” olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>“Çalışma veya eğitim amacıyla özellikle Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelere gitmek ya da Çin dışında yaşayan insanlarla iletişim kurmak da insanları şüpheli konumuna düşüren temel sebepler arasında bulunuyor.</p>
<p>Yetkililer kampları “<strong>eğitim yoluyla dönüştürme</strong>” merkezleri olarak adlandırsa da birçok kişi bu merkezlere “siyasi eğitim kampları” diyor. Gözaltı merkezlerine gönderilen kişiler <strong>yargılanmıyor</strong> ve bu kişilerin avukatlara erişimleri veya haklarında verilen karara itiraz hakları bulunmuyor. İnsanlar aylar boyunca gözaltında tutulabiliyor, çünkü bir kişinin ne zaman “dönüştüğüne” yalnızca yetkililer karar verebiliyor!” (<strong>4</strong>)</p>
<p><strong>En Temel Hakları Fütursuzca Çiğnenen Uygurlara Destek Olmak</strong></p>
<p>Çin’in 1 milyondan fazla Müslümanı esir tuttuğu kamplar hakkında UAÖ Doğu Asya Direktörü Nicholas Bequelin şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Kitlesel gözaltı kampları, beyin yıkama, işkence ve cezalandırma mekânlarıdır. Yurt dışında yaşayan ailenizle mesajlaşmak gibi son derece basit bir eylemin bile gözaltına alınmanıza yol açması, Çin yetkililerinin yaptıklarının ne kadar saçma, haksız ve tamamıyla keyfi olduğunun altını çiziyor. Yüz binlerce aile, şiddetli baskılar nedeniyle parçalandı. Sevdiklerinin başına ne geldiğini bilememenin çaresizliğini yaşıyorlar. Çin yetkilileri artık bu ailelere cevap vermeli.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Kamplarda siyasi marşlar söylemeye, Çin Komünist Partisi’nin söylevlerini ezberlemeye, yemeklerden önce ‘Çok Yaşa Şi Cinping!’ diye bağırmaya zorlanan esirlerin birbirleriyle konuşması da yasak! <strong>1990</strong> yılı ortalarında Çin hükümeti tarafından başlatılan “<strong>Strike Hard</strong>” (sert vuruş) kampanyaları, Sincan bölgesinde yaşayan insanlara zulmedilmesine yasal bir zemin hazırlamıştı. 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı sonrasında da Çin hükümeti, ‘terörizme karşı küresel mücadele’ye destek bahanesiyle, Uygurların ülkede faaliyet gösteren insan hakları örgütlerini ‘terörist gruplar’ olarak yaftalamıştı! Çin hükümeti, Müslümanlara (özellikle Uygurlara) haksız yere, terörist muamelesi yapıyor. Bölgeden, her türlü yayın organına yapılan şiddetli sansüre rağmen, gelen haberler bu zulmün ne boyutlara ulaştığını kanıtlar nitelikte.</p>
<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) raporlarına göre, insanları hapse atmak için sudan sebeplere başvuran Çin hükümetinin en çok kullandığı bahaneler, gerçek olaylar üzerinden şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>1- Saatleri, -Pekin’in iki saat gerisinde yer alan- Doğu Türkistan’ın (Sincan) başkenti olan Urumçi’ye göre ayarlamak, Çin Komünist Partisi’ne karşı bir direniş biçimi olarak görülüyor ve suç sayılıyor.</p>
<p>2- Ödev yapmak için bile olsan VPN (sanal özel ağ) kullanmak.</p>
<p>3- İslam geleneklerine göre sakal uzatmak ve peçe takmak 2017’den beri kesinlikle yasak.</p>
<p>4- Lokantasında sigara ve alkol içilmesine izin vermemek.</p>
<p>5- Mevlit okutmak ya da bu merasime katılmak.</p>
<p>6- Dijital ortamda İslami mesajlar paylaşmak.</p>
<p>7- Bilgisayarda İslamiyet’le ilgili ya da Uygur dilinde yazılmış dosyalar bulundurmak.</p>
<p>8- Bölgeden -seyahat izni almadan- uzaklaşmak. Çin Hükümeti, hacca giden Müslümanların boynuna GPS takip sistemi yerleştiriyor. Çin’deki İslam Derneği de bu takip cihazlarının hacıların güvenliği için gerekli olduğunu savunuyor!</p>
<p>9- Diğer ülkelerdeki insanlarla tanışmak. Yurt dışın a giden arkadaş ya da komşuya sahip olmak!</p>
<p>10- Ülke dışındaki insanlarla WhatsApp üzerinden iletişim kurmak. Çinli yetkililer, ülkede en çok kullanılan mesajlaşma programı WeChat üzerinden gönderilen özel mesajları izin almadan takip edebiliyorlar.</p>
<p>11- Başka bir ülkeye göç etme planı yapmak ya da böyle bir izlenim vermek.</p>
<p>12- Çin Hükümeti’nin listelediği ‘hassas ülkeler’den birini ziyaret etmek. Sincan bölgesindeki insanlarla dinî bağı olan 26 ülke, Çin’in ‘hassas ülkeler’ listesinde yer alıyor. Listedeki bazı ülkelerin nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşuyor.</p>
<p>13- Tutukluluk esnasında intihar girişiminde bulunmak. HRW’ye konuşan eski tutuklu Ehmet; “Kafamı duvara vurdum; güçsüz, çaresiz ve öfkeliydim. Bilincimi kaybetmiştim ve uyandığımda bir doktorun odasındaydım. Daha sonra beni hastaneye götürdüler… Başımdan ciddi şekilde yaralandığımı söylediler. Gardiyan bana şöyle dedi: İntihar girişiminde bulunduğun için yedi yıl daha hapis cezasına çarptırıldın.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Uygur, Kazak, Kırgız, Moğol gibi yerel etnik grupların doğum yapması 2017’den bu yana neredeyse tamamen durduruldu! “Yeniden Eğitim Merkezi” adını verdikleri toplama kamplarında yemeklere katılan ilaçlarla insanlar kısırlaştırılıyor! Doğum kontrolü ve kürtaj senelerce yumuşak bir katliam modeli olarak uygulandı!</p>
<p>“Hemşire Gu Limu teyzeyi ilk gördüğümde biraz endişeliydi, ellerini sıktı ve ellerine bakıp şöyle dedi: “İnsanları öldürdüm, canlıları öldürdüm, ayrıca ben de kurbanım, kürtaj uygulamasına zorlandım.” Teyze çok heyecanlandı ve bir süre ağladı. Röportajımız henüz başlamadan bir süre beklemek zorunda kaldık. Sonra yavaş yavaş anlatmaya başladı:</p>
<p>“Hemşirelik mesleğini seçtiğimden beri insanları ve hayatı kurtarmak istedim. Gulca İlçesi Planlı Doğum Komisyonu’nda yıllarca hemşire olarak çalıştım. Buradaki çalışmalarımız baştan sona hep hayatı sona erdirmek ve doğurganlığı önlemek konusunda oldu. On yıl zarfında ben sadece bir kişinin hayatını kurtardım… Halen yeni doğan bebek sesinden çok korkuyorum. Çünkü görevlerimizden biri yeni doğan bebekleri boğmaktı! Su dolu küçük bir demir kovamız vardı. ‘Yasa dışı’ doğmuş minicik hayatı kovaya koyar ve boğulmasını beklerdik…” (<strong>6</strong>).</p>
<p>Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’daki mazlum Müslümanlara reva görülen insanlık dışı muameleleri sağlıklı raporlarla ortaya koymak ve bu mezâlimi durdurmak için İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D8 Teşkilatı dönem başkanı Türkiye’nin ve Türkiye merkezli insan hakları kuruluşlarının inisiyatif üstlenme zamanı geldi de geçiyor…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Gökhan Yılmaz; “<strong>Uygur Türklerine zulüm için MbS ‘terör ile mücadele’ dedi!</strong>”, www.dirilispostasi.com/dunya/uygur-turklerine-zulum-icin-mbs-teror-ile-mucadele-dedi-5c7242065fe82967ad31fa82, 24.02.2019.</li>
<li>Kudret Bülbül; “<strong>Doğu Türkistan Çin için tehdit değil fırsat</strong>”, Star, Açık Görüş, www.star.com.tr/acik-gorus/dogu-turkistan-cin-icin-tehdit-degil-firsat-haber-1436113/, 24.02.2019.</li>
<li>Mustafa Bag; “Batılı insan hakları örgütlerinden Müslüman ülkelere: <strong>Doğu Türkistan’a neden destek vermiyorsunuz?</strong>”, https://tr.<strong>euronews</strong>.com/2019/02/05/batili-insan-haklari-orgutleri-musluman-ulkelere-dogu-turkistan-neden-destek-vermiyorsunuz, 05.02.2019.</li>
<li>Mustafa Bag; “<strong>Uygurlara Çin işkencesi: Doğu Türkistan&#8217;da neler oluyor?</strong>” https://tr.euronews.com/2019/01/05/uygurlara-cin-iskencesi-dogu-turkistan-da-neler-oluyor, 14.02.2019.</li>
<li>Uluslararası Af Örgütü; “<strong>Çin: Neredeler? Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Toplu Gözaltılar Hakkında Cevap Verme Zamanı</strong>”, www.karar.com/dunya-haberleri/af-orgutunden-dogu-turkistan-raporu-baskilar-intihara-surukluyor-978336, 24.09.2018.</li>
<li>Erkin Azat; “<strong>Planlı Doğum Komisyonu Hemşiresi Gu Limu: Narkozsuz Katliamlara Katıldım</strong>”, www.sinoturknews.org/planli-dogum-komisyonu-hemsiresi-gu-limu-dumansiznarkozsuzkatliamlara-katildim/, 10.05.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE MAHPUS KADINLAR İÇİN HAREKETE GEÇMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 18:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. HÜMEYRA KUTLUOĞLU KARAYEL]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BAĞIMSIZ ULUSLARARASI SURİYE ARAŞTIRMA KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[CONSCİENCEMOVEMENT]]></category>
		<category><![CDATA[EL-FİRKA ER-RABİA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[EMETİ SARUHAN]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[GERÇEK HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLDEN SÖNMEZ]]></category>
		<category><![CDATA[İHAK]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIĞA KARŞI SUÇ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN MAHPUSLARIN SERBEST BIRAKILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[KADINI KORU İNSANI KORU]]></category>
		<category><![CDATA[KADINLAR İÇİN VİCDAN KONVOYU]]></category>
		<category><![CDATA[KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ SESSİZ ÇIĞLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[LÛLA EL-AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[Ruanda]]></category>
		<category><![CDATA[RUFEYDE EL-ENSARİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞ SUÇU]]></category>
		<category><![CDATA[SAVAŞLARDA KADINLARIN KORUNMASI]]></category>
		<category><![CDATA[SAYDNAYA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SULTANAHMET MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE TUTUKLU KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛM KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDAN HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[VİCDANHAREKETİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=849</guid>

					<description><![CDATA[“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Size ne oluyor da, “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler</strong> (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Vicdanı körelmemiş tüm insanları Suriye’de son kadın ve çocuk özgür oluncaya dek çeşitli etkinlikler gerçekleştirmeye davet eden <strong>Vicdan Hareketi</strong>, bir milyon katılım hedefleyen bir imza kampanyası başlattı (<strong>1</strong>). “Suriyeli tutsak kadınlara özgürlük” başlığıyla başlatılan imza kampanyasının gerekçe metninde şu hususlar vurgulandı:</p>
<p><strong>İnsanlık Vicdanını Harekete Geçirmek</strong></p>
<p>“<strong>Mart 2011</strong>’de başlayan Suriye savaşında, katliamlar, kullanılması yasak kimyasal ve biyolojik silahlar, varil bombaları ile katledilen, çırpınarak can veren çocuklar, işkence, tecavüz, infazlar, milyonlarca insanın sınır dışı edilişi ve daha <strong>nice zulüm yaşandı</strong>. Bugüne kadar Suriye rejimi tarafından, sadece resmî hapishane ve karakollarda <strong>13.500</strong>’ün üzerinde kadın hapsedildi ve <strong>7000’in üzerinde kadın</strong> hâlâ bu hapishanelerde her gün işkence görüyor, tecavüze uğruyor, türlü insanlık dışı eziyete maruz kalıyor. Suriye rejimi kadınlara tecavüzü bir silah olarak kullandı, kullanmaya devam ediyor.</p>
<p>Bizler hukukun etkisinin ve adaletin tecellisinin <strong>insanlık vicdanının harekete geçmesi</strong> ile mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bizler, dünyanın dört bir yanından farklı din, dil, renk, ırk, cinsiyet fark etmeksizin bir araya gelmiş insanlar ve sivil toplum kuruluşlarıyız.</p>
<p>Amacımız Suriye savaşı sırasında tutulan ve hapsedilen kadın ve çocukların serbest bırakılması için insanlık vicdanını temsil eden sivil bir inisiyatif olarak basın toplantıları, medya kampanyaları, diplomatik temaslar vb. <strong>sivil ve barışçıl çabalar</strong> ortaya koymaktır.</p>
<p>İnsanlık vicdanının saygıdeğer bir sesi olarak sizden; hiçbir savaş ya da çatışma ortamında sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara dokunulmaması için bir çaba ortaya koymanızı ve VİCDAN HAREKETİ’ne desteğinizi talep ediyoruz.” (<strong>imzala</strong>.<strong>vicdanhareketi.org</strong>).</p>
<p>Vicdan Hareketi’nin sözcüsü insan hakları savunucusu Av. Gülden Sönmez, <strong>geçen yıl</strong> Suriye’de mahpus kadınların kurtarılması için İstanbul’dan yola çıkıp 8 Mart 2018 tarihinde sınıra ulaşan ve dünyanın dört bir yanından gelen kadınların oluşturduğu <strong>Vicdan Konvoyu</strong> hakkında şu açıklamaları yapmıştı:</p>
<p><strong>Savaşlarda Kadınların Korunması İçin Etkili Tedbirler Almak</strong></p>
<p>“Mart 2011’den bu yana devam eden Suriye Savaşı sırasında, <strong>1 milyona</strong> yakın insan hayatını kaybetti, <strong>400 binden fazla</strong> insan hapishanelere girdi, bir kısmı ise halen hapishanelerdedir. Bazı Suriyeli kadınlar hamileyken alınmış ve hapiste doğum yapmıştır. Bazı kadınlar çocuklarıyla alınmıştır. Bazı kadınlar ise tutulan yerlerde tecavüze uğramış ve tecavüz sonucu olan çocuğu orada doğurmak zorunda bırakılmıştır. Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu damgalanma endişesi ve travma gibi nedenlerle cinsel şiddet vakalarının gerçekleşenden az bildirildiğini beyan etmiştir. Suriye’deki savaş sırasında kadınlara yönelik <strong>cinsel saldırı</strong>, işkence, hukuksuz tutulmalar, uluslararası hukuka göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliğindedir. <strong>Suriye Rejimi</strong> kadınlara tecavüz ve saldırıyı bir savaş silahı olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik yapılan ihlaller ve suçlar sadece rejim askerlerince değil <strong>Şebbiha</strong> adlı silahlı çeteler ve terör örgütlerince de işlenmektedir.</p>
<p><strong>Amacımız</strong>: Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen dramlarına dikkat çekmek, <strong>kadın mahpusların serbest bırakılması </strong>için girişim başlatmak ve <strong>savaşlarda</strong> <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler alınmasını sağlamaktır. Her görüşten, hukukçu, akademisyen, gazeteci, ev hanımı, işkadını, sporcu, sanatçı, STK temsilcisi, aktivist, işçi, memur, öğretmen, doktor, siyasetçi vb. çeşitli mesleklerden ve ülkelerden <strong>sadece kadınlar</strong> olarak oluşturduğumuz Vicdan Konvoyu’nda Bosna, Ruanda, Çeçenistan, Filistin, Iraklı kadınların yanı sıra Afrika, Latin Amerika, Asya ve Avrupa’dan kadınlar ve Suriyeli kadınlar bizimle… Vicdan Konvoyu’nu destekleyin, sadece Suriyeli değil tüm kadınları koruyalım.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (<strong>İHAK</strong>) Genel Başkan Yardımcısı Avukat Gülden Sönmez, Esed rejiminin hapishanelerinde hukuka aykırı şekilde tutulan ve her gün işkence edilen kadınların seslerini duyurmak için geçen yıl düzenledikleri “Kadınlar İçin Vicdan Konvoyu”nun hareketi öncesinde yaptığı basın açıklamasında, savaş istemeyenlerin gücünün savaşı engellemeye, uluslararası hukukun insanlık suçları işlenmesini engellemeye yetmediğinin altını çizmişti.</p>
<p>Sönmez, hareketin amacını şu ifadelerle özetlemişti: “Kadınların, Suriye’de savaşın başından bu yana işkence, tecavüz, infaz, hapis ve mültecilikle gelen <strong>dramlarına</strong> dikkat çekmek, Suriye’de savaş sebebiyle haksız bir şekilde tutulan <strong>tüm kız çocukları ve kadın mahpusların serbest bırakılması</strong> için çağrı yapmak ve girişim başlatmak, tüm insanlığı savaşlarda <strong>kadınların korunması</strong> için etkili tedbirler almaya davet etmek.”</p>
<p><strong>Savaşlarda Tecavüzün Silah Olarak Kullanılmasını Katiyen Önlemek</strong></p>
<p>Emeti Saruhan’ın Gerçek Hayat’ta yayımladığı şu yürek yakan utanç verici gerçekler vicdanımızda yankı bulsun:</p>
<p>“Uluslararası hukukta savaş sırasında sivillerin korunmasına yönelik kanunlara rağmen dünyanın birçok yerinde kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katlediliyor, saldırıya uğruyor ve işkenceye maruz kalıyor. Çok da uzak olmayan bir geçmişte, 1992-1995 yılları arasındaki Bosna savaşında <strong>binlerce Bosnalı kadın </strong>hapsedilmiş, fiziki ve psikolojik işkenceye maruz bırakılmış ve Sırp askerlerinin tecavüzüne uğramıştı. İsrail’in kadınlara ve çocuklara yönelik kabul edilemez uygulamaları da herkesin mâlumu. 50 yıl içinde 10.000’den fazla Filistinli kadın hapishanelerde tutsak edildi. Hâlen İsrail’de 52, Mısır’da 2.100, Irak’ta -DEAŞ üyelerinin eşleri oldukları gerekçesiyle- 1.400’den fazla kadın hapishanelerde, Çin’de eğitim kampları adını verilen kamplarda da en az 2.500 Uygur kadın bulunuyor.</p>
<p>Suriye’de kadınlar genellikle rejim tarafından herhangi bir zamanda barışçıl gösterilere katılmış oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıyorlar. Aile üyelerinden birinin <strong>muhaliflere katılmış olması</strong> da kadınların hapishaneye atılması için yeterli sebep. Rejim karşıtı grupları desteklediğinden şüphe edilen birine baskı yapmak için eşleri içeri alınabiliyor. Sağlık görevlisi olan kadınlar ise muhaliflere bir şekilde tıbbi destekte bulunmakla suçlanarak tutuklanıyor. Kadınlar âdeta ülkedeki muhalif sesleri susturabilmek için kullanılan bir numaralı silah haline gelmiş durumda.</p>
<p>Muhalif olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan kadınların ve kız çocuklarının erkek akrabaları, onların gözleri önünde öldürülüyor, ardından buna tanık oldukları gerekçesiyle pek çok kadın ve kız çocuğu da tecavüz edildikten sonra katlediliyor. Sadece kadınlar değil, 9 yaş altı çocuk ve yaşlı kadınlar da cinsel istismar dâhil her türlü işkenceye maruz bırakılıyorlar. Yedi aylık hamile kadınlar dahi tecavüze uğruyor, bu nedenle düşük yapanlar var. Dövme, tecavüz, aç bırakma, kurt şâhitlerin önünde çırılçıplak yürümek zorunda da bırakılıyorlar. Kadınlar hapisten kurtulduktan sonra da kirlendikleri gerekçesiyle aileleri tarafından reddediliyorlar. Eşleri ayrılıyor, bulundukları bölgede hayata tutunamıyorlar.</p>
<p>8 Mart 2019 tarihine kadar bir dizi program gerçekleştirecek olan Vicdan Hareketi, bu süre zarfında sosyal medya üzerinden de çeşitli etkinlikler yapacak ve tüm dünyada kamuoyu oluşturarak dikkatleri kanayan bu yaraya çekmeye çalışacak. “Suriye’deki kadın ve çocuk mahpuslar pazarlıksız, koşulsuz derhal serbest bırakılsın!” çağrısında bulunan Vicdan Hareketi başta Birleşmiş Milletler (BM) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) olmak üzere tüm uluslararası mekanizmaların, Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere gücü ve inisiyatifi olan tüm devlet liderlerinin bu konuda çaba sarf etmesini istiyor.</p>
<p>Suriye zindanlarından kurtulabilmiş olan kadınlar da bu harekette yer alıyorlar. Onlardan ikisi ile konuşup yaşadıklarını anlatmalarını istedik:</p>
<p><strong>Rufeyde el-Ensari</strong>: Şamlıyım, 2 yıldır Türkiye’deyim. Hapisten çıktıktan sonra huzur bulmak için Türkiye’ye geldim. 2 çocuğum ve annemle yaşıyorum. Hapse girdikten sonra eşim benden ayrıldı. Ben devrimle ilgili hiçbir şey yapmamıştım aslında. Sadece öğretmenlik yapıyordum ve çocuklarımla ilgileniyordum. Ama ağabeyim gösterilere katılmıştı. Onun yerine ben, annem ve kardeşim hapse girdik. 2 yıl boyunca hapishanede kaldım ve çocuklarımdan zorla ayırıldım. Onlardan hiçbir haber alamadım. Annem benimleydi. Füzeden gelen bir parçanın omuriliğine isabet etmesinden dolayı felçli. Vücudunda yaralar çıkıyordu. Ben onu tedavi ettiremediğim için psikolojik olarak daha çok acı çekiyordum. Yaklaşık 7 ay boyunca hiç banyo yapmadım. Tuvalete gitmek istediğimizde gidemiyorduk, sadece günde bir defa kapıyı açıyorlardı. Namazlarımızı gizli kılıyor, abdesti teyemmümle alıyorduk. Yer altında karanlık bir odada tutuyorlardı bizi. Gece mi gündüz mü anlayamıyorduk. Güneşi hiç görmedim. Diğer odalardan işkence sesleri, çığlıklar duyuyorduk. Bundan sonrası için sadece çocuklarımı düşünüyorum.</p>
<p><strong>Lûla el-Ağa</strong>: Suriye’nin Halep şehrindenim. 35 yaşındayım. Eşim 2015 yılında hapishanede işkence nedeniyle şehit oldu. 4 çocuğum var ve bir yıl dört aydır Türkiye’deyim. Savaş çocuk ve kadınları perişan etti, geleceklerini mahvetti. Erkeklerin üzerinde baskı oluşturmak için kadın ve çocukları tutukladılar. Öyle işkenceler yaptılar ki, biz <strong>haysiyet ve şeref duygusunu unuttuk</strong>! Kadın çocuk ayrımı olmaksızın tutuklamalar devam ediyor. Ben hapiste 3 yıl geçirdim. Demirlerden zincirlerle ellerimizi bağlayıp tavana asıyorlardı. Başka bir işkence çeşidi ise elektrik vermeleriydi. Sözlü ve fiilî olarak tacizler vardı. Bir kadına söylenebilecek en kötü ve en rezil sözleri söylüyorlardı. Hastalıklardan dolayı hapiste ölümler oldu. Üzerimize örtmeleri için verdikleri battaniyelerin içinden cesetlerden çıkan kurtlar oluyordu. Tuvalet ihtiyacımız için kap gibi bir şey veriyorlardı. Bazı kadınlar devrimle ve savaşla en ufak bir alakaları olmadığı halde öldürüldüler. Bazıları işkencelerden dolayı akıllarını kaybettiler. Bir kıza el-Firka er-Rabia hapishanesinde 18 kişi tarafından tecavüz edildi. Sonra Saydnaya hapishanesine gönderdiler ve orada öldürüldü. Bunun gibi birçok kadın ve kızın infazı bu şekilde oldu. Oradaki birçok kadın ve kızdan ne biz ne aileleri haber alamadık. Ben hapiste yaşadığım korkulardan, işkencelerden ve çocuklarımızın yoksulluk içinde büyümeleri korkusundan dolayı Suriye’ye dönmekten korkuyorum. Mülteci olarak kalmak istiyorum. Çünkü Suriye’de tekrar tutuklanmaktan korkuyorum. Suriyeli kadının şerefinin geri gelmesini istiyorum. Çocukların o mahrum edildiği çocukluğu yaşamalarını istiyorum. Çocuklarımı huzur ve güvenliğin olduğu bir ülkede büyütmek istiyorum.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Suriye’de Mahpus Kadınlar İçin Harekete Geçmek</strong></p>
<p>8 Mart 2019 Cuma günü İstanbul’da Sultanahmet meydanında <strong>miting</strong> düzenleyen Vicdan Hareketi’ni daha yakından tanımak için altı dilde (Türkçe, İngilizce, Fransızca, Arapça, Farsça ve Rusça) hazırlanan siteyi incelemenizi tavsiye ediyorum: <strong>www.vicdanhareketi.org</strong></p>
<p>Suriye’de tutuklu kadın ve çocukların maruz bırakıldığı türlü mezalimin detaylarına vâkıf olmak için İNSAMER’in “<strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar</strong>” başlıklı raporunu inceleyebilirsiniz (<strong>4</strong>).</p>
<p>Suriye’nin karanlık zindanlarındaki tutuklu mazlum kadın ve çocuklara umut ışığı olmak, mahpus tüm kadın ve çocukların özgürlüklerine kavuşması için sesimizi yükseltmem maksadıyla, başlatılan kampanyayı imzalarımızla destekleyelim: <strong>imzala.vicdanhareketi.org</strong> sitesinde hem imza atalım hem de üyesi olduğumuz tüm sosyal medya gruplarında ve bireysel hesaplarda altı farklı dildeki imza sayfalarının linklerini paylaşalım.</p>
<p>Rabbim bizleri mazlumlara reva görülen insanlık suçlarını uzaktan izlemekle yetinmeyip zulme son vermek ve mazlumların kurtulmasında inisiyatif üstlenmek için harekete geçen salih kullarından olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>vicdanhareketi</strong>.org, sign.consciencemovement.org, www.vicdanhareketi.org 02.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/<strong>Gulden_Sonmez</strong>/status/963839960976642048, 14.02.2018.</li>
<li>Emeti Saruhan; “<strong>Vicdanın Varsa Harekete Geç</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/vicdanin-varsa-harekete-gec, 25.02.2019.</li>
<li>Hümeyra Kutluoğlu KARAYEL; <strong>Suriyeli Mahkûm Kadınlar: Kapalı Kapılar Ardındaki Sessiz Çığlıklar</strong>, İstanbul, Ağustos 2018, İNSAMER Yay., 10 s., http://insamer.com/tr/suriyeli-mahkm-kadinlar-kapali-kapilar-ardindaki-sessiz-cigliklar_1579.html, 06.08.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-mahpus-kadinlar-icin-harekete-gecmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
