<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zulüm Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/zulum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/zulum/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 09 Nov 2018 17:50:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ZULME VE ZALİME MÂNİ OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ve-zalime-mani-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ve-zalime-mani-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Nov 2018 17:50:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[CEMAL ABDULMUN’İM EL-KÛMÎ]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN AŞUR]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMLAR HAKKINDA 80 HADİS]]></category>
		<category><![CDATA[RUMEYSA GÖKBAYRAK ÖMÜN]]></category>
		<category><![CDATA[ZALİMLER]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=777</guid>

					<description><![CDATA[Ekim ayının gelmesiyle yayın hayatı da canlandı. Zalimlerin akla ziyan zulümlerini hayasızca işlediği, Cemal Kaşıkçı’yı insanlık adına utanç verici bir vahşetle katlettikleri günlerde “Zulüm, Zalimler ve Mazlumlar Hakkında 80 Hadis” kitabı raflardaki yerini aldı. Beyan Yayınları’nın “İki Dil Bir Kitap” serisinin 29. kitabı olarak nefis bir cilt ve baskıyla okuyucuya sunulan bu eseri, zulme sessiz [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ekim ayının gelmesiyle yayın hayatı da canlandı. Zalimlerin akla ziyan zulümlerini hayasızca işlediği, Cemal Kaşıkçı’yı insanlık adına utanç verici bir vahşetle katlettikleri günlerde “Zulüm, Zalimler ve Mazlumlar Hakkında 80 Hadis” kitabı raflardaki yerini aldı. Beyan Yayınları’nın “İki Dil Bir Kitap” serisinin 29. kitabı olarak nefis bir cilt ve baskıyla okuyucuya sunulan bu eseri, zulme sessiz kalarak suça ortak olmamanın, pasif destek vererek zalimlere yardım ve yataklık yapmamanın önemine dikkat çekmek için kısa bir özet sunuyorum. Cemal Abdulmun’im el-Kûmî’nin editörlüğünü yaptığım bu eserinden seçtiğim pasajları birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Zalimlerin Feci Akıbetlerinden İbret Almak</strong></p>
<p>“Tarih gözler önüne sermiştir ki gelmiş geçmiş tüm zalimlerin sonları ders almak isteyen bir kimse için büyük bir ibrettir. Fertler ve toplumlar bazında görülen zulüm vahim sonuçlara yol açtığı gibi sistemler ve liderler düzeyinde de tehlikeli sonuçlar doğurmuştur (s.13).</p>
<p>Zulmü kendisine haram kılan, aynı şekilde insanlar arasında da haram kıldığını bildiren Allah Teâlâ modern dünyanın zalimlerine de hak ettikleri akıbeti yaşatmak üzere onları gözetim altında tutmaktadır. Hiç şüphesiz Allah azze ve celle zalim kullarına belli bir vakte değin mühlet tanır. Onları azabıyla yakaladığında ise artık bu kimseler için asla bir kaçış imkânı yoktur (15).”</p>
<p>“Dilbilimciler, “Zulüm; bir şeyi konulması gereken yerin dışına koymaktır.” demişlerdir (s.27). Zulüm, haksızlık ve haddi aşmaktır (s.29).</p>
<p>Allah Teâlâ’nın zalimlere yönelik tehditlerini can kulağıyla dinleyelim:</p>
<p>“Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>“Zalimlerin, azabı gördükleri zaman; “Geri dönecek bir yol var mı?” dediklerini görürsün!” (Şûra 42:44).</p>
<p>“Vay haline o zulmedenlerin ve yazık o acı Gün’de (başlarına gelecek) azap için!” (Zuhruf 43:65).</p>
<p>“Gerçek şu ki, Biz zulüm edenler için dalga dalga yükselen alev katmanlarıyla onları çepeçevre kuşatacak bir ateş hazırladık.” (Kehf 18:29).</p>
<p>“Sonra zulmedenlere; “Tadın bitmeyen azabı!” denecek, “Yapageldiğiniz işlerin karşılığından başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz sanki?” (Yunus 10:52).</p>
<p>“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18).</p>
<p><strong>Zulmetmekten ve Zulme Uğramaktan Allah’a Sığınmak</strong></p>
<p>Allah Rasulü’nün zulme, zalimlere ve mazlumlara ilişkin şu sözlerine hep birlikte dikkat kesilelim:</p>
<p>1- Abdullah bin Ömer (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sa) şöyle buyurdu:</p>
<p><em>“Zulümden kaçınınız. Zira zulüm kıyamet gününde zalime zifiri karanlık olacaktır</em>.” (Buhari, Mezâlim 3/169).</p>
<p>2- Abdullah bin Ömer (ra) Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:</p>
<p><em>“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona haksızlık yapmaz. Onu (düşmanına) teslim etmez. Kim mümin bir kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim Müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir Müslümanın kusurunu örterse, Allah da kıyamet günü onun kusurunu örter.” </em>(Buhari, Mezâlim 3/168).</p>
<p>3- Ebu Musa el-Eş’ari (ra), Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:</p>
<p><em>“Hiç şüphesiz Allah zalime mühlet verir. Onu yakalayınca da kaçmasına fırsat vermez.” Sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: “İşte Rabbin zulmeden kentleri yakaladığı zaman böyle yakalar. Doğrusu O’nun yakalaması, çok acı ve çok çetindir.” (Hûd 11:102)</em>. (Buhari, Tefsîru Sûreti Hûd: 6/93-94).</p>
<p>4- Ümmü Seleme (ra), Rasulullah (sa)’in evinden çıkarken şöyle dua ettiğini nakleder:</p>
<p><em>“Allah’ım! Dalalete ve zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillikten ve cahilce muameleye maruz kalmaktan sana sığınırım.”</em> (Ebu Davud, Kitâbu’l-Edeb (5072), 13/437).</p>
<p>5- Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Üzerinde bir din kardeşinin namusuna veya malına tecavüzden doğmuş bir hak bulunan kimse dinar ve dirhem kullanılmayacak olan (kıyamet) gününden önce bugün kardeşinden helallik istesin. Aksi takdirde zalim olanın salih ameli bulunursa zulmü oranında kendisinden alınır (da mazlum olana verilir). Salih ameli yoksa mazlumun günahlarından alınıp zalimin üstüne yüklenir.” </em>(Buhari, Mezâlim 3/170).</p>
<p>6- Enes bin Malik (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Zulüm üç türlüdür: Bir zulüm var ki Allah onu affetmez. Bir zulüm var ki Allah onu affeder. Bir zulüm var ki Allah onun mutlaka hesabını sorar: Allah’ın affetmediği zulüm şirktir. Çünkü O; “Hiç şüphesiz şirk büyük bir zulümdür.” (Lokman 31:13) buyurmuştur. Allah’ın affedeceği zulüm ise kulların kendi nefislerine zulmüdür. Rableri ile kendileri arasındaki işlerde yaptıkları hatalardır. Allah’ın takipsiz bırakmayıp mutlaka hesap soracağı zulüm de kulların birbirlerine karşı haksızlıklarıdır. Allah bunların hesabını sorar ve yapılan haksızlıkları cezalandırır (mazlum kullarına destek olur ve onların öcünü alır).”</em> (Tayalisi, Müsned (2184), 2/61).</p>
<p>7- İbni Abbas (ra)’dan şöyle rivayet edilmiştir:</p>
<p>“<strong>İmana ermiş olan ve zulüm işleyerek imanlarını karartmayanlar…” </strong><em>(En’âm 6:82) </em>ayeti indirildiğinde bu ayet Rasulullah’ın (sa) ashabına çok ağır geldi ve: “Hangimiz kendi nefsine zulmetmiyor ki? (O halde biz mahvolduk.)” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (sa): <strong>“Burada kast edilen kişinin nefsine zulmetmesi değil, şirktir. Lokman’ın oğluna; “Yavrucuğum! Sakın Allah’a şirk koşma! Hiç şüphesiz şirk büyük bir zulümdür.” dediğini işitmediniz mi?” </strong><em>(Lokman 31:13) </em>buyurdu.” (Buhari, Kitâbu’t-Tefsîr, 6/71).</p>
<p>8- Ebu Hureyre (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa)’in şöyle dediği nakledilir:</p>
<p><em>“Üç kişinin duası geri çevrilmez: Bunlar iftar edeceği vakit oruçlunun, adaletli hükümdarın ve mazlumun dualarıdır. Allah mazlumun duasını bulutların üstüne çıkarır, ona gök kapılarını açar ve: “İzzetim ve celalime and olsun ki hemen olmasa da er geç sana yardım edeceğim.” der.” </em>(Tayalisi, Müsned (1265), 1/255).</p>
<p>9- İbni Abbas (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“İki dua vardır ki bunlarla Allah arasında bir perde bulunmaz: Mazlumun duası ve kişinin yanında bulunmayan kardeşine ettiği dua.”</em> (Taberani, Mu’cemu’l-Kebîr (1132), 11/97-98).</p>
<p>10- Enes (ra)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><strong><em>“Zalim de olsa mazlum da olsa kardeşine yardım et!” </em></strong><em>Zalim olduğu halde ona nasıl yardım ederim; denildi. O da (sa): <strong>“Onu zulümden alıkoyarsın… İşte bu ona yardım etmektir.” </strong>buyurdu.”</em> (Buhari, Mezâlim 3/178).</p>
<p>11- Ebu Bekir es-Sıddık, (ra) Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu nakleder:</p>
<p><em>“İnsanlar bir zalimi görürler de onu zulmünden el çektirmezlerse Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.” </em>(Humeydî, Müsned (3), 1/3-4).</p>
<p>12- Cabir (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Zayıflarının hakkını güçlülerinden almayan bir toplumu Allah nasıl yüceltir?” </em>(İbni Mace, Sünen, Kitâbu’l-Fiten (4010), 2/1329).</p>
<p>13- Abdullah bin Amr (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle demiştir:</p>
<p><em>“Ümmetimin zalime ‘sen zalimsin’ demediğini gördüğün gün onlardan ayrıl.” </em>(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/163,190).</p>
<p>14- Ebu Said el-Hudri (ra), Nebi (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:</p>
<p><em>“Cihadın en faziletlisi zalim sultana karşı hakkı söylemektir.” </em>(Humeydî, Müsned (752), 2/332-333).</p>
<p>15- İbni Amr (ra) Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:</p>
<p><em>“Bir zulme uğrayıp bu uğurda savaşan ve bu esnada öldürülen her Müslüman şehit olarak öldürülmüştür.” </em>(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/205).</p>
<p>16- İbni Abbas (ra)’dan rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Kim kendi bâtılı ile hakkı geçersiz kılmaya çalışan bir zalime destek olursa Allah ve Rasulü’nün zimmeti o kimseden kalkar.” </em>(Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebîr (11216,11539), 11/94,172).</p>
<p>17- Ebu Said el-Hudri’den (ra) rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurur:</p>
<p><em>“(Benden sonra) başınıza insanlardan bir grubun huzurlarına girip çıktığı bazı idareciler gelecektir. Onların yalanlarını tasdik eden ve haksızlıklarına yardım eden benden değildir, ben de ondan değilim. Kim de onların yalanlarını doğrulamaz ve haksızlıklarına yardım etmezse ben ondanım, o da bendendir.” </em>(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 3/24).</p>
<p>18- Ümmü Seleme (ra), Rasulullah (sa)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:</p>
<p><em>“Sadaka vermekle mal azalmaz. Kendisine yapılan bir zulmü affeden adamın ise Allah izzetini arttırır.” </em>(Taberani, el-Mu’cemu’s-Sağîr (142), 1/102).</p>
<p>19- Ebu Hureyre (ra), Rasulullah’ın (sa) şöyle dediğini rivayet etmiştir:</p>
<p><em>“Ey Ebu Bekir! Bunlar haktır. Bunları öğren… Bir kimse zulme uğrar da intikam almaya çalışmadan alttan alırsa Allah onun izzetini arttırır. Bir kimse dostluk kurmak ve akrabalık bağlarını güçlendirmek için bir hediye verirse Allah onun rızkını çoğaltır. Kim de çokluk isteyerek dilencilik ederse onun da rızkını azaltır.” </em>(Beyhaki, Sünen, 10/236).</p>
<p>20- Abdurrahman bin el-Avf’dan (ra) rivayetle Rasulullah (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Üç şey vardır ki bunlar üzerine nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim: Sadaka verenin malı azalmaz. O halde bolca sadaka verin! Bir kul yalnızca Allah’ın rızasını umarak kendisine yapılan zulmü affederse Allah o kulu kıyamet günü yüceltir. Her kim de dilencilik ederse Allah da onu fakir kılar.” </em>(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/19).</p>
<p>21- Enes (ra)’dan rivayetle Nebi (sa) şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Birbirine söven iki kimsenin söyledikleri sözün günahı, mazlum olan saldırganlık edinceye kadar, söze ilk başlayan üzerinedir.” </em>(Buhari, Edebu’l-Müfred (424), 1/513).</p>
<p>“Biz bu eseri hazırlarken zulmün haram kılınması, dünyada işlenen her türlü zorbalıktan kurtulmaya çalışmanın gerekliliği, mazlumun duası, mazlum kimseye sahip çıkmanın ve zalime engel olmanın zarureti, affetmenin fazileti ve düşmanlık beslemenin yasaklanmış olması konularında gelmiş olan seksen hadisi bir araya getirdik. Zikretmiş olduğumuz tüm hadis-i şerifler ya sahih ya da hasen olup hadis âlimlerince kabul görmüş hadislerdir. Her birini tahric ettik ve hadis ilminin kuralları gereğince derecelerini açıkladık. İhtimaldir ki bu eser mazlumlar için bir teselli olur ve zalimlerin zulmüne karşı bir engel teşkil eder.</p>
<p>Allah’ım doğru yoldan sapmaktan ve insanları saptırmaktan, zillete düşmekten ve insanları zelil etmekten, zulmetmekten ve zulme maruz kalmaktan, cahillik etmekten ve cahil görülmekten sana sığınırız.</p>
<p>Dualarımızın sonu; “tüm övgülerin âlemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğunu” ikrar edebilmektir.” (s.57).</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cemal Abdulmun’im el-Kûmî; <strong>Zulüm, Zalimler ve Mazlumlar Hakkında 80 Hadis</strong>, Takdim ve Tahkik: Hasan Aşur, Çeviren: Rumeysa Gökbayrak Ömün, Editör: Fethi Güngör, Beyan Yayınları, İstanbul 2018, 190 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zulme-ve-zalime-mani-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLİĞİN TESİSİ VE HAKLARIN KORUNMASI İÇİN  ŞÛRÂ MECLİSİNİ TOPLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adaletle muamele]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:159]]></category>
		<category><![CDATA[Ali bin Ebî Tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[fazilet]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek mümin]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[istişare]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:8]]></category>
		<category><![CDATA[maslahat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed (s)]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebû Zehre]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Köse]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[Şûrâ 42:38]]></category>
		<category><![CDATA[tecrübe]]></category>
		<category><![CDATA[temsilciler]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:108]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=559</guid>

					<description><![CDATA[“We emruhum şûrâ beynehum: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38). “We şâwirhum fi’l-emr: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159). Türkiye’de Ebu Zehra künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974), mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We emruhum şûrâ beynehum</em>: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38).</p>
<p>“<em>We şâwirhum fi’l-emr</em>: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159).<br />
Türkiye’de <strong>Ebu Zehra</strong> künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim <strong>Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974)</strong>, mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve usulü, ceza hukuku, aile hukuku, sîret-i Nebi, İslam toplumunun özellikleri, İslam önderleri gibi konularda yüzlerce kitap ve makale telif etmiştir. Birçok eseri Türkçeye de çevrilmiş bulunan Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- basılan “<strong>En Büyük Mucize</strong> <strong>Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>” isimli eserinden bazı pasajları iktibas ederek, İslam dünyasında birliğin tesis edilmesi ve son iki asırdır sürekli çiğnenen temel haklarının yeniden ikame edilip korunması için şûrâ meclisini toplamanın önemine dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini ayırım yapmadan korumak</strong></p>
<p>“Kur’an’ın getirmiş olduğu hükümler <strong>üç ana temel</strong> üzerinde durur: Bunların ilki, <strong>adalet</strong>tir ki bu; hükümlerin temeli, düzeni ve tamamına erme aracıdır. İkincisi, <strong>maslahatın gözetilmesi</strong>dir. Üçüncüsü ise Müslümanlar arasında <strong>istişare</strong> etmektir.</p>
<p>Şüphesiz her topluluk kendi içerisinde <strong>bağlarını</strong> iki şekilde kuvvetlendirir. Bunların birincisi, insanlar arasında adaleti sağlayan, kulların maslahatını gözeten, haklarını ve sorumluluklarını düzenleyen hâkim otorite ile olan ilişkilerle ilgili düzenlenmiş <strong>kanunlar</strong>dır. İkincisi ise kalpleri süsleyen ve insanları birbirine bağlayan <strong>faziletler</strong>dir (s.169).</p>
<p>İkinci tür yargısal veya yönetimsel hükümlerle gerçekleştirilemez. O yalnızca ruhsal bir güzelleşme ve vicdani bir <strong>terbiye</strong> ile mümkündür. İlk tür ise Kur’an’ın hükmü ve adalet, insanların maslahatı ve şûra olarak zikrettiğimiz üç temel dayanağının düzenlediği bir yapıdır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, dosta ve düşmana karşı <strong>adaletle muamele</strong> etmeye çağırır. Çünkü o <u>yalnızca dostlara hasredilip daraltılamayacak</u> ölümsüz bir hakikattir. Şüphesiz o düşmanları kapsadığı vakit en yüce ve kutsal anlamlara sahip olur: “Bir topluma olan <strong>kininiz</strong>, sakın ha <strong>sizi adaletsizliğe itmesin</strong>. Âdil olun. Bu, takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının…” (Mâide 5:8).</p>
<p>Kur’an’da zikredilen <strong>adalet</strong> kavramı, dilediğine verip dilediğinden de esirgeyebilmesi için <strong>yöneticiye tanınmış bir hak değil</strong> bilakis onun <strong>üzerine yüklenmiş bir sorumluk</strong> ve boynuna asılmış bir emanettir. Şüphesiz ki adalet, korunması açısından, yöneticilere yüklenen en büyük ve <strong>en ağır emanet</strong>tir. Göklerin, yerin ve dağların taşımaktan sakındıkları ve kendisinden dolayı tedirgin oldukları, insanın ise düşünmeden üstlendiği emanet de bu olsa gerekir (s.171).</p>
<p>Adaletin birçok kısmı vardır. Her kısımda hakikat farklı bir görünüm sergilese de adaletin tüm manalarını kuşatan hakikat, <strong>her hak sahibine hakkını vermek</strong>tir. Bu hakkın kişisel, toplumsal veya siyasi olması durumu değiştirmez. Hakkın sahibine ulaştırılmasında veya adaletin sağlanması adına, ceza alması icap edenin cezalandırılmasında yaşanan her türlü aksaklık bir tür <strong>zulüm</strong> kabul edilir.</p>
<p>İslam’ın da öngördüğü gibi adalet özünde <u>her durumda eşitlik demek değil</u>dir. Bilakis eşitlik kimi zaman adaleti sağlarken kimi zaman da zulüm olur. Sebepler, işler ve üretim gücü konusunda farklılıklar söz konusu olduğunda eşitlik tam bir zulüm hâlini alır.</p>
<p><strong>Adalet</strong>, kişilerin zenginlik ve fakirlikte eşit olmaları demek değildir. Çünkü bu ikisi çoğu zaman farklılığın iki meyvesidir. Bu farklılık insanların karşılarına çıkan fırsatlardaki farklılıklar ve kaderlerin farklı yazılmasından doğar. O halde insanlar arasında zenginlik ve fakirlik konusunda görülen farklılık, ortadan kaldırılması mümkün olmayan yerleşmiş gerçeklerden biridir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim bu hakikati kabul eder ve İslam şeriatı, elde edilen gelirler ve ekonomik sonuçlarda zenginler ve fakirler arasında eşitlik düzeni kurmaya çalışmaz. Ancak fakirlikten doğan sıkıntıları hafifleterek bu sorunu çözer ve <u>fakirliğin kişinin değerini düşürmesinin önüne geçer</u>. Fakir olana da zengin için geçerli olan tüm insani, kanuni, siyasi ve sosyal hakları tanır (s.173).</p>
<p>Her ne kadar adalet ve eşitlik arasında bir bağlantı yanında fikrî bir ayrılık söz konusu olsa da geçerli olan kural, yargısal, kanuni ve siyasi eşitliğin adaletin temellerinden biri ve hakikatinden bir parça olmasıdır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, şerefli ve soylu kimselerle zayıf olanları yargı ile ilgili hükümlerde eşit tutar ve insanları iki farklı ölçekle yargılayan bir yargı anlayışını cahiliye hükmü olarak görür.” (s.175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amaç gibi aracın da meşru olması gerektiğine inanmak ve ahlaklı davranmak</strong></p>
<p>“İhlâs ve güzel ahlak bağlarıyla bağlı olan faziletin gölgesinde her yönüyle varlığını sürdüren hürriyet, şeref ve insani bir hayat tarzının manalarından olan adalet, maslahat ve bu ikisinin ihtiva ettiği her olgu insanın gerçek amaçlarıdır. Eğer herhangi bir hususta <strong>istişare</strong> gerekli olduysa ancak hedefin açıkça ortaya konmasından sonra istişarenin bir sonucu olarak hedefe ulaşmada izlenecek yol açıklanır. Çünkü <strong>şûra</strong> ancak amaçları bilerek araçlar için doğru ve dürüst bir sınır koyabilir. Hakikatte amaçların açıklanması kullanılacak araçların anlamını belirler. Nitekim bir hedefe ulaşmada kullanılacak olan araçların o hedefin cinsi ve türünden olması icap eder. Eğer amaç yüce ise ona ulaşmak için kullanılacak <u>araçların da yüce olması </u>kaçınılmazdır (s.175).</p>
<p>Aynı şekilde amaç insani olgunluğa yöneliyorsa kullanılan aracın da aynı ölçüde değerli olması gerekir. Yaratılıştan gelen hüküm açısından <u>araç ve amacı ayrı görenler ahlaksız kişilerdir</u>. Çünkü onlar kimi zaman <u>yüce bir amacın her türlü yöntemi geçerli kılacağı iddiasıyla</u> en kutsal dinî, ahlaki ve içtimai ilkeleri <strong>yıkmaktan geri durmazlar</strong>! Onlara göre ‘amaç, aracı meşru kılar’ ki, bu sözü dile getirirken kast ettikleri şey seçkin bir amacın kötü bir aracın kabul edilmesini kolaylaştıracağıdır. İşte bu, arzuladıklarına ulaşmaktan başka hiçbir şeye önem vermeyen <u>Avrupa düşüncesinin bir ürünü</u>dür. Böylece bu kimseler ‘amaç aracı meşru kılar’ iddiasıyla her türlü kutsalı ayaklar altına alır ve <u>yasakları kabul edilir hâle getirirler</u>.</p>
<p>Hakikatte bu onların günahlarını örtmek, amaçlarını gizlemek ve suçlarını meşru kılmak adına kullandıkları bir <strong>maske</strong>den ibarettir. Şüphesiz onların amaçları da kullandıkları araçlarla aynı türdendir. Gerçekten erdemli olan kimse, Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasaklar olan ahlakın emir ve yasaklarına boyun eğer ve bunların tamamını kendi içerisinde amaç olarak görür. <u>Gerçek erdeme yönelten bir yolun erdemli olması kaçınılmazdır</u>. Ali bin Ebi Talib (r) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hilekâr ve dönek bir adam, Allah’ın emir ve yasaklarından bir mânii içinde barındıran bir çıkış yolunu görebilir ve kalbinde din konusunda samimi olmayan bir kimse ise bundan istifade eder.”</p>
<p>Bu sözü, adalet ve maslahat gibi üstün amaçların, kendisine vesile olacak olan şûranın türünü belirlediğini, bizimse bu nedenle amacın açıklanmasına öncelik verdiğimizi kanıtlamak üzere zikrettik.” (s.177).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Problemlerimize Kalıcı Çözümler Oluşturabilmek İçin Şûra Meclisi’ni Toplamak</strong></p>
<p>“<strong>Şûra</strong> (<u>İslami istişare meclisi</u>) konusuna gelince… İslam’da İslam cemaatinden ayrı olarak yönetici atamak ve yöneticiyi görevden almak hususunda yetkili bir gücün bulunmadığını takdir etmek, şûra hükmünü anlatmada yeterli bir ifade olacaktır. Zira Allah Teâlâ’nın “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” (Şûra 42:38) kavli ile İslam’da tesis edilmiş olan şûra hükmü gereğince <u>ümmetin tamamı kendi yöneticilerini tayin veya azletme hakkına sahiptir</u>. Gerçek şûra, cemaatin, kendi liderini kendisinin atamasını ve ondan razı olup kendi açısından hoşnut olunan ve olunmayan her hususta bu lidere itaat etmek, lider açısından da her yönüyle adalet ve Allah’ın ve kulların haklarının gözetilmesi şartları üzerine biat etmesini gerektirir. Şûra’nın ilk ve son kaynağı şûra içerisinde temsilcileri bulunan cemaatin tâ kendisidir. Bu <strong>temsilciler</strong>, ilk olarak ve bizzat ümmetin yaptığı bir seçimle veya din, hayatın gidişatı ve siyasi deneyimler konusunda bir <strong>ilme</strong> ve ekonomi, toplum ve toplumsal meseleler hususunda kayda değer bir <strong>tecrübeye sahip</strong> insanlar olmaları nedeniyle bu görev için <strong>seçilmiş</strong> olmalıdırlar… (s.231).</p>
<p>İslam’a göre <u>hiç kimse</u> başkaları üzerinde dilediğince tasarrufta bulunacağı kendisine bağışlanmış <u>kutsal bir otorite</u>ye sahip olduğunu <u>iddia edemez</u> ve bu yetkiyi zorla ele geçiremez. Hz. Muhammed’in (s) Rabbine kavuşmasının ardından <u>vahiy kesin bir şekilde kesilmiştir</u>. Müslümanlar için geriye yalnızca onun (s) bıraktığı, kıyamet gününe değin ölümsüz bir delil olan <strong>Allah’ın Kitabı</strong> ve içinde kendisini izleyeni asla saptırmayan tertemiz bir yol bulunan şerefli <strong>Nebevi Sünnet</strong> kalmıştır.</p>
<p>Nebevi hilafetin kime verildiği hususunda bir vasiyetin varlığını ve Peygamber (s)’in bu vasiyeti nedeniyle yöneticilik kutsallığının kendilerine ait olduğunu iddia eden bazı İslami grupların bu iddiaları ise Müslümanlar tarafından dikkate alınmamıştır. Zira Müslümanlar ne Allah’ın kitabında ne de Rasulullah (s)’in sünnetinde açık veya ima suretinde buna işaret eden bir delil bulamamışlardır. Böylece gerçek İslami hilafet, <u>seçim ve tam bir biatleşme</u> temeli üzerine kurulmuştur.” (s.233).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek müminler olabilmek ve dinimizin hükümlerine uygun bir hayat sürebilmek </strong></p>
<p>“Sonuç olarak bizim çağrımız şudur: Şüphesiz bizler, gerçek müminler olabilmek; amellerimiz İslam’a ters düştüğü hâlde ‘İslam’ adıyla anılan, davranışlarımız imanla çeliştiği hâlde ‘iman’ iddiasında bulunan kimseler olmamak için dinimizin hükümlerine uygun olan hayat tarzına geri dönmek istiyoruz.</p>
<p>Allah’ın sınırlarının yeniden tesis edilmesini, farz kıldığı işlerin ve Allah’ın şeriatının hayata geçirilmesini ve Muhammed (s) ve Arapların önderleri olan raşit ashabının inşa ettiği faziletli/erdemli şehri/ülkeyi yeniden kurmayı arzuluyoruz.</p>
<p>Hiçbir müminin kendisine itiraz edemeyeceği, belirlenmiş ve sabitlenmiş olan İslami düzene göre ekonomimizin inşa edilmesini canı gönülden diliyoruz. Aksi takdirse bizim Müslümanlar olarak anılmamız, hiçbir delili bulunmayan bir iddia, sözde kalan bir isimlendirme ve şekilcilikten öteye gitmeyecektir. (s.235).</p>
<p>Şüphesiz Kur’an hukukuna göre amel etmek, her Müslümanın üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Yine bu konuda ilim sahibi olan her bir ferdin buna davet etmesi ve Kur’an’ın tüm hükümlerine sımsıkı tutunması açık bir farzdır.” (s.237).</p>
<p>“De ki: <strong>İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz</strong>.” (Yusuf 12:108).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Muhammed</strong> <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 240 s.</li>
<li><strong>Muhammed Ebu Zehra</strong>; <strong>İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2016, 208 s.</li>
<li>Muhammed <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Esra Yayınları, Konya 1996.</li>
<li>Saffet Köse; “<strong>Muhammed Ebû Zehre</strong>” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, yıl: 2005, cilt: 30, s.519-522.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’NIN FİKRÎ MİRASINA SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Nov 2016 07:56:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[cehalet]]></category>
		<category><![CDATA[doğal kaynaklar]]></category>
		<category><![CDATA[doğu ve batı]]></category>
		<category><![CDATA[Faruk Karaarslan]]></category>
		<category><![CDATA[iktidar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslami fanatizm]]></category>
		<category><![CDATA[İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut Hakkı Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Malatya Kültür A.Ş]]></category>
		<category><![CDATA[orta yol]]></category>
		<category><![CDATA[sorgulamak]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=390</guid>

					<description><![CDATA[Batı medeniyetiyle hesaplaşmaya girerken, hiçbir komplekse kapılmadan beslendiği kültürü de eleştirebilecek kadar yüksek bir özgüvene sahip olan Aliya, insanoğlunun kadim varlık meselelerine kafa yorarak evrensel ölçekte düşünce üretebilen bir çağdaş İslam mütefekkiridir. Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da. İslam dünyasında öncülüğe soyunan lider tiplerinin büyük bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı medeniyetiyle hesaplaşmaya girerken, hiçbir komplekse kapılmadan beslendiği kültürü de eleştirebilecek kadar <u>yüksek bir özgüvene sahip</u> olan Aliya, insanoğlunun <u>kadim varlık meselelerine kafa yorarak</u> evrensel ölçekte düşünce üretebilen bir çağdaş İslam mütefekkiridir. Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da. İslam dünyasında öncülüğe soyunan lider tiplerinin büyük bir kısmının entelektüel açıdan malul oldukları bir ortamda, maddi şartların tüm olumsuzluklarına rağmen fikrî ve ahlâki açıdan zengin bir bilge liderin tarihi nasıl yeniden kurabileceğine tüm dünya tanıklık etmiştir.</p>
<p>Bir düşünür ve bir özgürlük savaşçısı olarak ortaya koyduğu felsefi metinler, onu evrensel ölçekte fikir geliştirilebilen, insanlığın temel var oluş problemlerine dair düşünce üretebilen bir düşünür konumuna getirmiştir (Korkmaz ve Temel, 2014:367).</p>
<p>“Sadece soran cevap alacaktır” diyen Aliya, ömrü boyunca insanlık ve özgürlük için sorgulamaya devam etmiştir. Hayatı sorgulayan diğer düşünürlerden Aliya’yı ayıran ve onu ayrıcalıklı kılan fark ise aldığı cevapları samimiyetle hayata geçirmesidir. Aliya bu hususu şu şekilde değerlendirmektedir:</p>
<p>“Aşırı okuma bizi daha zeki kılmaz. Bazı insanlar kitapları basitçe yutarlar. Onlar bunu yaparken ‘sindirmek’, okunanı işlemek, hazmetmek gibi ‘anlam’ için gerekli olan zorunlu düşünce fasılalarına riayet etmezler. Bir arının poleni bala dönüştürmesinin dâhili çalışma ve zaman gerektirmesi gibi okuma da şahsi bir katkı gerektirir.” (İzzetbegoviç, 2011:4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Ayrıştıran Değil Birleştiren Orta Yol Olduğunu Dünyaya Anlatabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Çağına bilgece şahitlik eden Aliya, güçlü bir düşünür olduğu kadar öncü bir eylem adamıdır da.</p></blockquote>
<p>İnsanlığın değişmez değerlerinin adı olan İslam’ın temel ilkelerini derinden kavrayan ve hakkıyla kavradığı bu ilkeleri büyük bir belagatle ifade eden Aliya, Kral Faysal Ödülü’ne layık görülmesi haberi üzerine Riyad Radyo ve Televizyonu (RTV) muhabiri ile telefon aracılığıyla 16 Şubat 1993 tarihinde gerçekleştirilen mülakatında şunları söylemişti:</p>
<p>“Her şeyden önce bana acılar ve kendi halkımla birlikte geçirmekte olduğum imtihan da dâhil tüm bahşettikleri için Allah’a şükrediyorum. Allah’ın tarihi yönlendirdiğine inanıyorum. İlk gençlik yıllarımdan itibaren faaliyetlerimin ilham kaynağının İslam düşüncesi olduğu bir gerçektir. Benim için gelecekte de böyle olacaktır. İslam’da daima onun <u>insanları ayırmak yerine birle</u><u>ş</u><u>tiren</u> ve Yüce Kur’an’ın öğrettiği üzere hepimizin tek bir erkek ve kadından yaratıldığını teyit eden o evrensel değerlerinin peşine düştüm. Dolayısıyla hepimiz aynı soydanız, yine Yüce Kur’an’ın buyurduğu gibi birbirimize kötülük yapmak değil, birbirimizi tanıyabilmek için kabilelere ayrıldık. İslam ve Müslümanlara hizmet ederken aynı zamanda tüm sağduyulu insanların hizmetinde bulunuyorum.” (İzzetgegoviç, 2005:65).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aliya, ‘üçüncü yol’ dediği ‘orta yol’ konusunda da şunları söylemiştir:</p>
<p>“Birbirleriyle çatışan ideolojilerin aşırılıklarının insanlığa empoze edilmeyeceğinin ve bir senteze, orta yola doğru gitme mecburiyetinin aşikâr olduğu bu zamanda biz göstermek isteriz ki; İslam, bu tabii fikir seyrine ahenkli bir tarzda bağlanmakta, bu fikirleri kabul ve teşvik etmekte ve peyderpey onların en etkili ifadesi olmaktadır. Doğu ve Batı arasında geçmişte birçok defa köprü görevi vazifesini görmüş olan İslam’ın öz vazifesini idrak etmeliyiz. Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bu gün bu dramatik çıkmaz ve alternatifler zamanında parçalanmış dünyada, aracılık rolünü yeniden devralmalıdır. Üçüncü yol olan ‘İslamî yol’un manası işte burada yatmaktadır.” (İzzetbegoviç, 1998:22).</p>
<blockquote><p>Aliya’yı hayatı sorgulayan diğer düşünürlerden ayıran ve onu ayrıcalıklı kılan fark, aldığı cevapları samimiyetle hayata geçirmesidir.</p></blockquote>
<p>Aliya’yı değerli kılan; bireysel ve toplumsal anlamda dert edindiği meselelerde yalnızca ortaya bir düşünce koyması değil, bunu kişisel olarak yaşaması ve toplumsal hayata yönelik örnek yaşantısı ve fikirleriyle bir eylem adamı oluşudur. Onun izlediği yol <strong>orta yol</strong>dur. Aliya, hiçbir zaman şiddeti alternatif olarak görmemiştir. Problemleri her zaman itidalle çözme gayretinde olan Aliya, toplumsal hedeflerine ulaşma çabasında İslami esasları kendisine dayanak noktası olarak kabul etmiştir. İslami düzenin sağlanması için ise kontrolsüz ve <u>a</u><u>ş</u><u>ırı g</u><u>üç</u><u> kullanımıyla </u><u>İslam</u><u>’ı lekelemeye kimsenin hakkının olmadı</u><u>ğ</u><u>ı</u> düşüncesiyle düşmanlarından nefret etmeme, adalet sahibi ve affedici olma yolunu seçmiştir. Bu anlamda Aliya, “Amaca giden her yol mubahtır felsefesi”ni reddetmiştir. Şiddeti reddeden Aliya, âlicenaplık, cesaret ve tutarlılığın hedefe götüreceğini savunmuştur (İzzetbegoviç, 2012:65).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslami Yeniden Doğuşun Sorunlarını Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>‘Amaca giden her yol mubahtır’ felsefesini ve şiddeti temelden reddeden Aliya, âlicenaplık, cesaret ve tutarlılığın hedefe götüreceğini savunmuştur.</p></blockquote>
<p>En son Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan ve Ümit Aktaş’ın; “Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları” başlığıyla birlikte hazırladığı eser Malatya Kültür A.Ş. tarafından basılarak dağıtılmıştır. Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından 10-15 Mayıs 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 5. Anadolu Kitap Fuarı’nda bilge önder Aliya İzetbegoviç ana tema olarak benimsemiş, fuar etkinlikleri kapsamında düzenlenen ve Süleyman Gündüz’ün yönettiği “Aliya İzzetbegoviç: Özgürlük Mücadelecisi” başlıklı panelde eseri hazırlayan zevat birer tebliğ sunmuştu.</p>
<p>Müslümanların samimiyetle ve fedakârlıkla İslam’a dönmeye ve onu yaşamaya ihtiyaçları olduğunu haykıran, bu uğurda hayatı boyunca kesintisiz bir mücadele veren merhum Aliya’nın düşüncesinin ve hayat tarzının anlaşılmasına katkı sunmayı amaçlayan bu özgün eseri ve adı geçen panelde sunulan tebliğleri esas alarak, bilge önder Aliya İzetbegoviç’in entelektüel mirasını özetle takdim etmekte, İslam dünyasının sorunlar yumağını çözmeye ışık tutması açısından büyük yarar bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorunları Doğru Teşhis Edip Sebeplerini Dirayetle Tahlil Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Geçmişte eski medeniyetler ile Avrupa arasında tavassutta bulunmuş olan İslam, bu günkü parçalanmış dünyada aracılık rolünü yeniden devralmalıdır.”</p></blockquote>
<p>İnsanlığın yegâne alternatif nizamı olan İslam’ın hayat tasavvurunu derinden kavrayan ve bu tasavvuru dirayetle ihya eden Aliya, Müslümanların neden geri kaldığı sorusunu sorarak başladığı “İslami Yeniden Doğuşun Sorunları” isimli cesur eserinde; İslam ve çağdaşlık, Müslüman kadın, eğitim sorunlarımız, İslami yenilenmenin esasları, Kur’an’ın nasıl okunması gerektiği, hicret, İslam’ın şartları ve Müslümanların kurtuluş mücadeleleri gibi mühim konulara temas etmektedir. Aliya, bazı çağdaş mütefekkirler gibi <u>İslam’ı sadece teolojinin konusu olarak algılamanın</u> ve böylelikle onun dış âlemi düzenleyen ve değiştiren tarafının yok sayılmasının <u>İslam toplumunun gücünü ve direncini içeriden zayıflatarak</u> sömürgeci barbarlar için kolay av haline gelmesine sebep olduğunu kuvvetle vurgulamaktadır (İzzetbegoviç, 2016:12).</p>
<p>Uzun bir tarih diliminde insanlığa takdim ettiği parlak medeniyet unsurları bilindiği halde <u>İslam</u><u>’ı fanatizm, cehalet ve zul</u><u>ü</u><u>m dini olarak tanıtan yalanlar</u>ın nasıl devamlı gündemde tutulabildiğini sorgulayan Aliya bu konuda şu değerlendirmeyi yapmaktadır:</p>
<p>İslam hakkında ortaçağda oluşturulan ve gerçekle alakası olmayan tasavvur, eskiden olduğu gibi bugün de Avrupa’da bulunan çeşitli ideolojik ve siyasi güçlerin <u>menfaatlerinin lehine</u> olan bir durumdur. Bu güçler bütün diğer meselelerde birbiriyle kavgalı oldukları halde, İslam ve <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manlara zarar vermek gerekti</u><u>ğ</u><u>inde her zaman hemfikirdirler</u>. Sözde ‘ilerici unsurlar’ın ayrı, kilisenin ayrı sebepleri vardı ve emperyal devletler doğuya yönelik kendi işgal ve yağma seferlerini, barbarları medenileştirme misyonu olarak gösterebiliyorlardı. Bütün bunlara da yeni neslin <u>tarih bilgisi</u>nin neredeyse sıfır olduğu hakikati yardımcı olmuş ve gerileme dönemindeki Müslüman şehirlerin sefalet görüntüleri gerektiği şekilde bu yalancı tiyatroyu desteklemiştir. Tabii ki, aynı sonucu, denenmiş metot olan yarı gerçekleri kullanarak da elde etmek mümkündü. Bu metodun içeriği; İslam’ın geçmişindeki ve bugünündeki olumsuz hadiseleri her gün, titiz bir şekilde ve devamlı olarak tescil etmek ve ısrarla tekrarlamak, olumlu hadiseleri ise sistematik olarak <u>görmezden gelmek</u>ten ibarettir. İşte bu ‘suskunluk ihaneti’dir… (İzzetbegoviç, 2016:30-31).</p>
<p>Müslüman halkların mevcut geri kalmış ve <u>perişan durumunun sorumlusunun İslam değil Müslümanlar olduğu</u>na dikkat çeken, bu iki hususu maharetle tefrik eden Aliya, sorunun <strong>Müslümanların şahsi ve toplumsal hayatlarından İslam’ı dışlaması</strong> olduğunu tespit etmektedir. Mesela; Şûra Sûresi’nde olduğu Kur’an zulme karşı direnmeyi emrederken Müslümanlar zulme boyun eğmekte, iktidar sahiplerine yağcılık yapmaktadır. Yasak olduğu halde Müslüman ülkelerde hem üretilen hem de tüketilen alkol, binlerce aileyi parçalamaktadır. Kur’an bütün Müslümanların kardeş olduğunu açıkça beyan ettiği ve kardeşlik hukukunu gözetmelerini istediği halde Müslümanlar <u>birlik olamadıkları gibi</u> <u>düşmanlarının hesabına birbirleriyle savaşmaktadırlar</u>! İslam, komşusu açken tok uyuyanı Müslüman kabul etmezken Müslüman toplumlarda insanlar açlıktan ölmeye devam etmekte! (İzzetbegoviç, 2016:33).</p>
<p>Halklar layık olduğu tarzda yönetilir. İktidar mahiyeti gereği insanları bozar. Bu bozgunluğun yıkıcı etkisine sadece <u>Allah’a samimiyetle iman eden ve ahlâki değerleri sürekli canlı tutanlar</u> karşı durabilir. İslam batıl inançlara karşı çıkmış ve geniş bir coğrafyada bu batıl inançları temizlemiştir. Keza, din ile batıl inanç arasına kalın bir çizgi çizmiştir. Ne var ki, birçok batıl inanç Müslümanların benliklerinde ve evlerinde rahat bir sığınma bulabilmektedir! Hurafeler din ticaretine dönüşmüş durumdadır! Nitekim, din batıl inancı yok edemezse, batıl inanç dini yok eder. Hz. Muhammed (s) savaş esirlerini Müslümanlara okuma yazmayı öğretme karşılığında serbest bırakırken, günümüzde bir çok Müslüman İslam’a cehalet yoluyla hizmet edebileceğini zannetmekte, İslam ülkeleri eğitime millî gelirden düşük bir pay ayırmaktadır… Ezcümle, <u>Müslüman toplumlarda yaşanan sorunlar <strong>İslam’ın sosyal hayattan dışlanması</strong>ndan kaynaklanmaktadır</u> (İzzetbegoviç, 2016:35).</p>
<p>Sorunlarımızla cesurca yüzleşen Aliya, muazzam bir umutla dolu gönlünde, sadece Müslümanların değil bütün bir insanlığın yegâne alternatifinin İslam olduğunda zerrece tereddüt taşımamaktadır:</p>
<p>İslam dünyasının dört bir yanında yeni bir iradenin ortaya çıktığı görülmektedir. İslam düşüncesinin yol göstericiliğinde ve İslam ülkelerinin olağandışı doğal kaynaklarının maddî dayanağını oluşturacağı bu irade, yaklaşan İslami yeniden doğuş günlerinde dünyayı bir kez daha hayran bırakacaktır. Bu yeniden doğuşa katılmak her Müslümanın görevidir (İzzetbegoviç, 2016:40).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (1998). <strong>Doğu ve Batı Arasında İslam</strong>. Çev. Salih Şaban. İstanbul: Nehir Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2005). <strong>Konuşmalar</strong>. Çev. Fatmanur Altun ve Rıfat Ahmetoğlu. İstanbul: Klasik Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2011). <strong>Özgürlüğe Kaçışım: Zindandan Notlar</strong>. Çev. H. T. Başoğlu. İstanbul: Klasik Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2012). <strong>İslam Deklarasyonu</strong>. Çev. Rahman Âdemi. İstanbul: Fide Yayınları.</li>
<li>Korkmaz, Ali ve Faruk Temel. (2014). “<strong>Bir Lider ve Eylem Adamı Olarak Aliya İzzetbegoviç</strong>”. Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması. 26-28 Mayıs 2014. Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı (TDKB), s.367-378.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2016). <strong>Özgürlük Mücadelesi ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>. Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş. Malatya Kültür A.Ş. Yayını, 344 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-fikri-mirasina-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“AİLE SÖZLEŞMESİ”Nİ  İNSANLIK AİLEMİZE SUNABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-sozlesmesini-insanlik-ailemize-sunabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-sozlesmesini-insanlik-ailemize-sunabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2016 15:37:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmecid Neccâr]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[aile reisi]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[ailenin görevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ailenin hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[akrabalık]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Muhyiddîn el-Karadâğî]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Müslüman Âlimler Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[geniş aile]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[iffet]]></category>
		<category><![CDATA[III. Uluslararası Aile Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[istikrar]]></category>
		<category><![CDATA[istismar]]></category>
		<category><![CDATA[Mîsâku'l-Usra]]></category>
		<category><![CDATA[Nezihe Meâric]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Rafet Mîkâtî]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=296</guid>

					<description><![CDATA[Nisan ayı başında İstanbul’da düzenlenen dört günlük bir uluslararası konferansın ardından Dünya Müslüman Âlimler Birliği (DMAB/IUMS) tarafından hazırlanan “Aile Sözleşmesi” dünya kamuoyuna ilan edildi. Merkezi İstanbul’da bulunan ve 63 ülkeden farklı alanlarda faaliyet yürüten 312 STK’yı şemsiyesi altında toplayan İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin (İDSB/UNIW) desteğiyle 3-6 Nisan tarihlerinde İstanbul Gönen Hotel’de gerçekleştirilen III. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nisan ayı başında İstanbul’da düzenlenen dört günlük bir uluslararası konferansın ardından Dünya Müslüman Âlimler Birliği (DMAB/IUMS) tarafından hazırlanan “Aile Sözleşmesi” dünya kamuoyuna ilan edildi.</p>
<p>Merkezi İstanbul’da bulunan ve 63 ülkeden farklı alanlarda faaliyet yürüten 312 STK’yı şemsiyesi altında toplayan İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin (İDSB/UNIW) desteğiyle 3-6 Nisan tarihlerinde İstanbul Gönen Hotel’de gerçekleştirilen III. Uluslararası Aile Konferansı’nda bir buçuk gün boyunca yirmiyi aşkın tebliğ sunuldu. Bir tam gün sözleşme metni madde madde müzakere edildi. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Yemen, Mısır, Suriye, Ürdün, Irak, Çad, Tunus, Moritanya, Malezya, Bangladeş, Afganistan, Lübnan, Sri Lanka gibi otuzun üzerinde ülkeden gelen âlim ve mütefekkirler “Aile Sözleşmesi” üzerine kıymetli değerlendirmeler yaptı, eleştirilerini ve önerilerin dile getirdi. Konferansta oluşturulan “Hey’etu’s-Sıyâğa: Redaksiyon Heyeti” tüm bu müzakereleri dikkate alarak “Aile Sözleşmesi”ne son şeklini verdi.</p>
<blockquote><p>Aile; insanın yetişmesi, beşer türünün hayatta kalması ve insanlığın devamının sağlanması için gerekli olan ilk sosyal kurumdur.</p></blockquote>
<p>Hazırlık aşaması bir buçuk yıl süren “Aile Sözleşmesi”nin hazırlık heyetinde yer alan ulemaya, özellikle Dr. Abdülmecid Neccâr ile Dr. Nezihe Meâric’e; Sözleşme’nin kurumsal sahibi DMAB üyesi ulemaya ve özellikle Birliğin Genel Sekreteri Prof.Dr. Ali Muhyiddîn el-Karadâğî’ye; konferansa ev sahipliği yapan İDSB heyeti adına Genel Sekreter Av. Ali Kurt’a; metnin uzun uzun müzakere edilmesi esnasında kıymetli fikirleriyle katkı yapan tüm tebliğci ve müzakerecilere, özellikle Prof.Dr. Rafet Mîkâtî ile Dr. Kâmiliye Hilmi hanım efendiye; konferans boyunca dinleyici, gönüllü, çalışan, mütercim vb. sıfatlarla katkı yapan tüm emek sahiplerine yürekten şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>6 Nisan 2016 tarihinde İstanbul’da dünya kamuoyuna ilan edilen bu Sözleşme, Müslüman âlim ve mütefekkirlerin Batı menşeli uluslararası belgeleri eleştirmekle yetinmeyi bir kenara bırakıp somut bir alternatif ortaya koyması açısından büyük bir önem arz etmektedir. Müslüman âlimler tarafından ortaya konan “Aile Sözleşmesi”, insanlığın son adası İslam’ın temel prensipleri çerçevesinde ve mezhepler üstü bir bakış açısıyla hazırlanmış olup sadece Müslümanları değil, tüm insanlık ailemizi muhatap almaktadır. Din, mezhep, ırk, kültür vb. tüm ayrımların üstünde bir üslupla inşa edilen bu sözleşme metni, büyük ailemizin tüm fertlerini kuşatabilecek bir aile sözleşmesinin ancak İslam dininin özgürlükçü ve kuşatıcı yapısıyla ortaya konabileceğini göstermesi açısından da iyi bir örnek teşkil etmektedir.</p>
<blockquote><p>Günümüzde aile kurumu, bütünüyle çökertilmek maksadıyla her alanda büyük meydan okumalarla karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Takdimden sonra sekiz bölüm ve 29 maddeden oluşan “Aile Sözleşmesi”nin Arapça aslı ve diğer dillerdeki çevirilerine Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin ve/ya İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin internet sitelerinden erişerek, bu pek mühim belgeyi olabildiğince geniş kitlelere ulaştırmanın, benzer yeni çalışmalara örneklik edecek bu “Aile Sözleşmesi”nin ortaya çıkması için harcanan samimi emeğe saygının bir gereği olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>“Mîsâku’l-Usra” adıyla yayımlanan “Aile Sözleşmesi”ni redakte ettiğim Türkçesiyle takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p>*******</p>
<p>Bismillahirrahmanirrahim</p>
<p><strong>AİLE SÖZLEŞMESİ</strong></p>
<p><strong>Takdim</strong></p>
<p>Aile; insanın yetişmesi, beşer türünün hayatta kalması ve devamlılığının sağlanması için gerekli olan ilk kurumdur. İnsanlık âleminin, değerlerini aşılamak ve aile bağlarını muhafaza etmek için aile kurumunu dağılmaktan ve yok olmaktan korumasına ciddi anlamda ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p>Günümüzde büyük tehlikelere maruz kalan aile kurumu, bu yapının artık çökmesine yol açacak boyutta her alanda büyük meydan okumalarla karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.</p>
<p>İnsanlar arasındaki kültürel ve medeni ilişkilerin karmaşık bir hal alması yanında uluslararası sözleşme ve anlaşmalar aracılığıyla getirilen yasal düzenlemeler, farklı toplumlarda olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Bu gibi uluslararası belgeler, özellikle İslam toplumlarında dinî kültürün yücelttiği bir kurum olan ailenin gücünü ve fonksiyonlarını muhafaza eden ahlaki değerleri ve hukuki kuralları da olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Bu sözleşme, İslam dininin de teyit ettiği insan fıtratı, genel ilkeler ve semavi şeriatler çerçevesinde, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin saygı duyulmasını istediği kültürel çeşitlilikle uyumlu bir belge ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><u>Birinci Bölüm: Aile Kavramı ve Ailenin Hedefleri</u></strong></p>
<ol>
<li><strong> Madde: </strong>Aile Kavramı:</li>
</ol>
<p>Aile;  bir kadın ile bir erkeğin oluşturduğu, iki tarafı kendi rızalarıyla; adalet, ihsan, dayanışma, istişare, sevgi ve merhamete dayalı hukuki bir evlilik sözleşmesi ile birbirine bağlayan en temel sosyal birimdir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Madde: </strong>Aile; karı, koca ve varsa çocuklardan oluşur.</li>
<li><strong> Madde: </strong>Ailenin Hedefleri;</li>
</ol>
<p>3.1. Eşlerin namus, iffet ve ırzının korunması,</p>
<p>3.2. Neslin sağlık, sosyal ve psikolojik açılardan gözetilmesi ve korunması,</p>
<p>3.3. İnsan neslinin devamlılığının sağlanması,</p>
<p>3.4. Huzur, psikolojik istikrar, sevgi ve merhametin temini,</p>
<p>3.5. Güvenli ve istikrarlı bir toplumun inşası ve</p>
<p>3.6. Bir aileye mensup olma ihtiyacının yerine getirilmesidir.</p>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p><strong><u>İkinci Bölüm: Ailenin Temel</u></strong> <strong><u>İlkeleri ve Görevleri</u></strong></p>
<ol start="4">
<li><strong> Madde: </strong>Ailenin Dayandığı Temel İlkeler:</li>
</ol>
<p>4.1. Haklar ve görevler açısından eşler arasında adalet, insaf ve ihsanı gözeten bir denge sağlanması,</p>
<p>4.2. Yaratılış, insanlık onuru, toplumsal, hukuki ve mali sorumluluklar konusunda eşitlik,</p>
<p>4.3. Karşılıklı rıza ve istişare.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Madde: </strong>Ailenin Görevleri:</li>
</ol>
<p>5.1. Fikrî, sosyal, ekonomik ve siyasi alanları da kapsayan topyekun kalkınmaya katkı yapmak,</p>
<p>5.2. Gerek altsoy gerekse üstsoydan aile fertlerinin maddi ve manevi bakımlarını temin etmek,</p>
<p>5.3. Aile fertlerine huzurlu ve sağlıklı bir ortam sağlamak,</p>
<p>5.4. Aile fertlerinin akli, bedensel, psikolojik ve duygusal yeteneklerini, meşru eğitim, öğretim ve eğlence yöntemleriyle geliştirmek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>Üçüncü Bölüm: Çocuk ve Ailedeki Hakları</u></strong></p>
<ol start="6">
<li><strong> Madde: </strong>Çocuğun Tanımı:</li>
</ol>
<p>Çocukluk; cenin döneminden, reşit olma dönemine kadar olan dönemi kapsar.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Madde: </strong>Çocuğun Ailedeki Hakları:</li>
</ol>
<p>7.1. Cenin oluşumundan başlayarak; yaşama ve var olma hakkına yönelik hiçbir şekilde zarar ve saldırı görmeme hakkı,</p>
<p>7.2. Yasal anne-babaya soy bağıyla bağlanma ve dinî, kültürel ve toplumsal bir kimliğe sahip olma hakkı,</p>
<p>7.3. Kendisinin veya annenin sağlığına zarar vermediği takdirde emzirilme hakkı,</p>
<p>7.4. Eşler birbirinden ayrılsa bile, maddi ve manevi tüm bakımını kapsayacak şekilde yetiştirilme hakkı,</p>
<p>7.5. Eşler birbirinden ayrılsa bile, beslenme, giyinme, barınma, eğitim, tedavi ve eğlenme masraflarını örf ve adet ölçülerinde kapsayan nafaka hakkı,</p>
<p>7.6. Rüştünü tamamlayana kadar kendisine ve malına velisi tarafından icra edilmesi gereken velayet hakkı,</p>
<p>7.7. Maddi ve manevi saldırı çeşitlerinin tümüne; ezcümle, bedensel istismar, yasadışı çalıştırma, cinsel saldırı, insan ticareti ve zorla sınır dışı edilmeye karşı korunma hakkı,</p>
<p>7.8. Sağlam inanç ve ahlaki değerlerle yetiştirilme hakkı,</p>
<p>7.9. Ruhsal denge, vatanseverlik, yardımlaşma esaslı insani müşterek ve adil barış değerlerine dayalı eğitim görme hakkı,</p>
<p>7.10. Kişilik gelişimi, beden ve ruh sağlığı korunarak yetiştirilme hakkı,</p>
<p>7.11. İffetli olma, sapkın davranışlardan ve evlilik dışı cinsel ilişkilerden kaçınma ve bunların tehlikelerinin farkında olma bilinciyle yetiştirilme hakkı.</p>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p><strong><u>Dördüncü Bölüm: Geniş Aile</u></strong></p>
<ol start="8">
<li><strong> Madde: </strong>Geniş Aile:</li>
</ol>
<p>8.1. Geniş aile diğer akrabalar ve kan bağı olan bireylerden oluşur.</p>
<p>8.2. Geniş aile şu esaslara dayanır:</p>
<p>8.2.1.  Akrabalık ilişkilerini koruyarak onlara ihsan, muhabbet ve merhametle muamele etmek,</p>
<p>8.2.2.  Akrabalar arasında maddi, manevi ve sosyal dayanışmayı tesis etmek, özellikle ihtiyaç sahibi olan aile üyelerini, yaşlıları ve özel bakıma muhtaç olanları ihmal etmemek,</p>
<p>8.2.3.  Özel bakıma ihtiyaç duyanlara onurlu bir hayat ortamı sağlamak,</p>
<p>8.2.4.  Akrabalar arasında bozulan ilişkileri düzeltmek,</p>
<p>8.2.5.  Akrabaların tamamıyla güzel ilişkiler geliştirmek, anlaşmazlık durumunda aralarını bulmak, iyi ve kötü günlerinde onların yanında bulunmak.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><u>Beşinci Bölüm: Aile Düzeni</u></strong></p>
<ol start="9">
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik; kadın ile erkek arasında hukuki bir akit olup, aile kurmanın tek yolu budur.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik akdi, kadın ile erkek arasında özgür seçim, karşılıklı rıza, örfe uygun muamele ve karşılıklı iyi davranışa dayanır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik akdinde, eşlerin ehliyeti ve sorumluluk alma kudreti aranır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik akdinde, eşlerce yerine getirilmesi gereken karşılıklı haklar ve yükümlülükler bulunmaktadır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Koca, imkânı nispetinde ailesinin geçimini temin etmekle yükümlüdür. Varlıklı kadının aile bütçesine katkı sağlaması ise kendi iyiliğindendir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Aile, karı-kocanın ortak sorumluluğuyla yürütülen sosyal bir kurumdur. İstişare, karşılıklı rıza, adalet, sağduyu, sevgi ve iyi geçinme ilkelerine bağlı kalarak aileyi çekip çevirme sorumluluğu öncelikle kocaya aittir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Ailede işlerin yürütülmesi, rollerde denge ve birbirini tamamlama esasına dayanır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Aile içinde hakların ve görevlerin dağılımı, üyelerin fıtri farklılıklarından kaynaklanan özellikleri göz önünde tutularak eşdeğerlilik ekseninde, karşılıklı saygı çerçevesinde, eşler arasında herhangi bir aşağılama ya da küçük görme duygusu olmaksızın gerçekleştirilir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Anne babalarına karşı iyilikle muamele etmeleri, onları saygı ve sevgiyle korumaları, ebeveynlerin çocukları üzerindeki haklarıdır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Aile fertleri arasında her türlü zulüm, baskı ve zarar verme yasaktır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik akdi, hakların garanti altına alınması için belgelendirilmesi gereken bir sözleşmedir.</li>
</ol>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p><strong><u>Altıncı Bölüm: Evlilik İlişkisinin Bitirilmesi</u></strong></p>
<ol start="20">
<li><strong> Madde:</strong> Evlilik ilişkisinde asıl olan, süresiz devam etmesi niyetiyle akit yapılmasıdır. Boşanma yoluna, ancak bu ilişkiyi devam ettirmenin artık mümkün olmadığı durumlarda, çözüm aşamaları denendikten ve tüm yollar tüketildikten sonra gidilir.</li>
<li><strong> Madde:</strong> Boşanmanın kaçınılmaz olması halinde, bunun meşru ve güzel bir surette olması gerekir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik ilişkisi sürdürülemez hale geldiği takdirde erkek, karısını iyilikle boşama hakkına sahiptir. Kadının da boşanmayı veya ayrılmayı isteme hakkı vardır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Eşler arasında anlaşmazlık ve sürtüşme olduğunda, boşanma gerçekleşmeden önce, tarafların ailelerinden iki hakem, eşlerin arasını düzeltmek ve anlaşmayı sağlamak üzere müdahale eder.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Boşanma gerçekleştiğinde, icra edilen boşanma şekline göre, boşanmanın doğurduğu sonuçların yerine getirilmesine özen gösterilir ve aile fertlerinin paylarına düşen haklar korunur.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>Yedinci Bölüm: Devletin Aileyi Korumadaki Sorumluluğu</u></strong></p>
<ol start="25">
<li><strong> Madde</strong>: Devletin Sorumluluğu;</li>
</ol>
<p>25.1. Aile düzenine yönelik anayasal ve hukuki koruma sağlamak,</p>
<p>25.2. Aile problemlerinin çözümüne sivil toplum kuruluşlarını dâhil etmek,</p>
<p>25.3. Boşanma ve vefat hallerinde kadını ve çocukları ortada kalmaktan koruyacak barındırma tedbirlerini almak,</p>
<p>25.4. Eğitimleri ve maddi-manevi ihtiyaçlarının karşılaması konusunda çocukların yüksek yararını gözetmek,</p>
<p>25.5. Aile saadetini gerçekleştirerek toplumda istikrar ve devamlılığı temin edecek şekilde sağlıklı aile kültürünü yaymak,</p>
<p>25.6. Evlilik hazırlığı içinde olanların ailede sorumluluk alma konusunda eğitilmeleri için sivil toplum kuruluşlarını aktifleştirmek, aile danışma merkezleri ve arabuluculuk kuruluşları kurmak ve</p>
<p>25.7. Evlilik yollarını kolaylaştırmak ve evliliği teşvik etmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>Sekizinci Bölüm: Miras, Vasiyet ve İddet</u></strong></p>
<ol start="26">
<li><strong> Madde</strong>: Miras; adalet, bütünlük ve sorumluluk esaslarına dayanır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Ölen kişinin malı hak sahiplerine dağıtılır. Herhangi bir varisi miras ve tasarruf hakkından yoksun bırakmak geçerli değildir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Vasiyet etmek örfün bir parçası kabul edilir. Dolayısıyla, geçerli kaideler çerçevesinde yerine getirilmelidir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Boşanan veya eşi ölen kadın, nesebin ve psikolojik hassasiyetlerin korunması için iddet müddetini beklemek zorundadır.</li>
</ol>
<p>Gayret bizden, muvaffakiyet Allah’tandır.</p>
<table width="466">
<tbody>
<tr>
<td width="218"><strong>Dünya Müslüman Âlimler Birliği<br />
</strong>el-İttihâdu’l-Âlemî li Ulemâi’l-Muslimîn<br />
International Union for Muslim Scholars</td>
<td width="248"><strong>İslam Dünyası STK’ları Birliği<br />
</strong>İttihâdu’l-Munazzamâtu’l-Ehliyye fi’l-Âlemi’l-İslâmî<strong><br />
</strong>The Union of NGOs of The Islamic World</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong> </strong><strong>Kaynak:</strong></p>
<ul>
<li><a href="http://iumsonline.org">http://iumsonline.org</a></li>
<li><a href="http://iumsonline.org/ar/ndot-o-mtmrt/mythk-aalmy-gdyd-llasr-sdr-lyom-mn-stnbol-btrky/">http://iumsonline.org/ar/ndot-o-mtmrt/mythk-aalmy-gdyd-llasr-sdr-lyom-mn-stnbol-btrky/</a></li>
<li><a href="http://www.idsb.org">http://www.idsb.org</a></li>
<li><a href="http://www.idsb.org/PNRDetail/17/uluslararasi-aile-sozlesmesi-konferansi-">http://www.idsb.org/PNRDetail/17/uluslararasi-aile-sozlesmesi-konferansi-</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-sozlesmesini-insanlik-ailemize-sunabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
