<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zayıflık Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/zayiflik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/zayiflik/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Jan 2017 18:03:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>İSLAM’DAN NİÇİN KORKTUKLARINI ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 09:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. Alba]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:139]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça konuşan halkların]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[batılı adam]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli insan]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[George Sarton]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Gustave Young]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği yaygınlaştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Komunizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Laurence Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Leopold Weiss]]></category>
		<category><![CDATA[Lothrop Stoddard]]></category>
		<category><![CDATA[Marmaduke Pickthall]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir ve Ensar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu'nun Batı Kültürünü Kucaklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeysa Ömün]]></category>
		<category><![CDATA[Salazar]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin-i Eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[William E. Gladstone]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın DoğuTarihi Üzerine Dersler]]></category>
		<category><![CDATA[Yakındoğu]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[zalimlik]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<category><![CDATA[zulmü önlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=421</guid>

					<description><![CDATA[“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.” (Âl-i İmran, 3:139). &#160; Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir Cevdet Said’in 1961 yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.”<br />
(Âl-i İmran, 3:139).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir <strong>Cevdet Said</strong>’in <strong><u>1961</u></strong> yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu eserin altmış yıl kadar önce irdelediği konuların ifade ve işaret ettiği hakikatlerin İslam dünyası için ne anlam ifade ettiğini bugün daha iyi anlayabiliyoruz. İlk kısmını kendi çevirimi esas alarak iki yazı halinde sizlere sunduğum kitabın ikinci kısmını konunun tamamlanması açısından Rumeysa Ömün çevirisinden özetle iktibas ediyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>“  1. Batılı araştırmacıların ve gelecekle ilgili tahmin yürüten raportörlerin araştırma sonuçlarını ve bunlardan elde edilen düşünceleri bilmek bizim için de faydalı olacaktır. Hattâ, ulaşılan sonuçlar isabetli olsun hatalı olsun bize fayda verecektir.</p>
<p>Geçen yüzyılın başlarından günümüze kadar Avrupa ve Amerika’da “Doğu” hakkında pek çok araştırma ve inceleme çalışması yapıldı. Bu çalışmalar ister Uzakdoğu ister Ortadoğu ister Yakındoğu isterse de Asya veya Afrika adı altında yapılmış olsunlar, ortak noktaları aynıydı. Araştırma konularının, üslup ve tarzlarının farklılığına rağmen önemli <strong>ortak noktaları İslam</strong>’dı. Bundan, gerek mevcut durumu rapor eden araştırmaların, gerekse de gelecekle ilgili tahmin yürüten araştırmaların İslam olgusuna ne kadar önem verdiği anlaşılmaktadır. Bir kısmı uyanıklıkla korku ve endişe yaratmaya çalışan, bir kısmı gerçekleri saptırarak alaycılık üreten, bir kısmı da doğrudan saldırı içeren tüm bu yaklaşımlar, aslında İslam’a verilen önemi göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Batılıların nerede durduğundan ve durdukları yerin dip akıntılarından <strong>Muhammed Esed</strong> (Leopold Weiss) şöyle söz eder:</li>
</ol>
<p><em>“Onların insanın içine sinmeyen bu farklı duruşlarının sebebi, bilinçsiz de olsa <u>İslam düşüncesinin çağdaş düşünce karşısında durabilecek vakarlı ve denk bir düşünce olduğunu bilmelerinden</u> kaynaklanıyor. Çağdaş düşünceyi hatır gönül saymadan, ama haksızlık da etmeden, hak etmediği değeri vermeden, ama kelepire de düşürmeden <u>ancak İslam düşüncesi</u> layık olduğu yere oturtabilir. Bundan dolayı öfkeleniyorlar ve kendileriyle aynı seviyede olana karşı <u>büyüklük taslıyorlar</u>. Ancak bu konuda duygularını gizlemekten de aciz kalıyorlar.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>George Sarton</strong>, “<em>Ortadoğu’nun Batı Kültürünü Kucaklaması”</em> adını verdiği tezinde şöyle demektedir:</li>
</ol>
<p><em>“9 ve 12. yüzyıllar arasında Arapça konuşan halkların gösterdiği başarılar, <u>tüm bildiklerimizi alt üst edecek kadar yüksek seviyede</u>dir. Ortadoğu halkları, geçmişte de Yunan medeniyetinden önce 2 bin yıl kadar <strong>dünyaya önderlik etmişlerdi</strong>. Ortaçağda da yaklaşık 400 yıl önderlik ettiler. Yakın ve uzak gelecekte bu kavimlerin <u>dünyaya (yeniden) önderlik etmesinin önünde bir engel yoktur</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="4">
<li>Amerikalı <strong>Lothrop Stoddard</strong>, koparmaktan hep aciz kaldıkları Müslümanlar arasındaki <strong>sağlam bağlar</strong> hakkında Avrupalıların ve Amerikalıların dikkatini çekmiş; bu <u>birliği yıkmak</u> için önerilen görüşlere de değinmiştir. Bu görüşlerden birisi, <u>siyasi bir sistem olarak inançla iç içe girmiş olan </u><em><u>“hilafet”</u></em><u> konusudu</u> Ancak yazara göre İslam birliğinin gerçek nedeni, dinin beşinci rüknü olan <strong>Hac</strong>’dır:</li>
</ol>
<p><em>“İslam toplumu, genel anlamı ve kapsamı itibarıyla, birlik bilincini ve İslam yurdunda yaşayan her Müslümanın kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa sımsıkı yapışmasını ifade eder. Bu birlik bilinci, kökleri itibarıyla kadimdir ve Risalet’in sahibi zamanında ortaya çıkmıştır. Birliğin tarihi, Peygamber cihadı başlattığında Muhacir ve Ensar’ın onun etrafında kümelendikleri yıllara kadar uzanır… 13 yüzyıldan fazladır, uğradığı hamleler İslam toplumunu herhangi bir yönden zayıflatmış ve onu bir anlığına da olsa yere yıkabilmiş değildir. Tersine gün geçtikçe <u>gücü, direnci, bağışıklığı ve kendine olan <strong>güveni artıyor</strong></u>.” </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="5">
<li>İngiliz oryantalist “<strong>Gibb</strong>” önce şu soruyu ortaya atar:</li>
</ol>
<p><em>“Acaba günün birinde İslam tehlikesi yeniden başımıza gelebilir mi?”</em> Sonra bu tehlikenin gerçekleşme ihtimaline karşı çeşitli cevaplar verir ve şunu ilave eder:</p>
<p><em>“Evet, Müslümanlar bugün zayıf ve parçalanmış durumdadırlar. Ne gençlerinde kendilerini feda edecek bir azim görebiliyoruz ne de görüş ve itibar sahibi olanlarında. <u>Bunlar bırakınız sorun çözmeyi, ciddi oturumlar tertip edip sorunlarını konuşacak gücü dahi kendilerinde göremiyorlar</u>.” </em>Sonra İslam âleminde 1900’lerden bu yana düzenlenen konferansların muhtemel hedeflerine değindikten sonra der ki:</p>
<p><em>“İslam âleminin eninde sonunda bu sistemde kendi halklarının sahip olduğu müthiş kaynaklara yatırım yapma imkânı bulacağını ve bundan mükemmel üretimler elde edeceğini iddia etsek bile, bu konferanslar ve benzeri çalışmalar bu amaçlara ulaşmaya asla hizmet etmeyecektir. Ancak, İslam toplumundaki pek çok hareket noktasının araştırmacılar tarafından ihmal edildiğini hesaba katmalıyız. Hattâ bu noktalar -Massignon’un da işaret ettiği gibi- bazen kimsenin tehlikesine dikkat çekmediği anlarda, müthiş bir hızla olgunlaşarak birdenbire ortaya çıkar ve tüm dünyayı korkutabilir. Asıl büyük mesele <u>“liderlik” meselesi</u>dir. <strong><u>İslam yeniden “Selahaddin-i Eyyubi’sini bulursa</u></strong><u>, bu adam büyük siyasi tecrübeyle İslam mesajı bilincini bir araya getirebilir</u>. Ancak böyle bir dinî bilinç ruhların derinliklerine inmeyi başarabilir.”</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="6">
<li><strong>Salazar</strong> bazı gazetecilerle yaptığı bir konuşmasında Müslümanların ortaya çıkıp dünyayı değiştirmeleri olasılığının <u>gerçek bir tehlike</u> olduğunu söylemiştir. Birileri, ‘Müslümanlar bunu düşünmekten çok kendi anlaşmazlıkları ve kendi iç çatışmalarıyla meşguller’ dediğinde Salazar, ‘ben de onların tüm bu <u>anlaşmazlıklarını bize yöneltmesinden korkuyorum</u>’ diye cevap vermiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="7">
<li><strong>Marmaduke Pickthall</strong><em>,</em> konuyu başka bir açıdan yorumlar:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların kendi medeniyetlerini tüm dünyaya yayma imkânları vardır. Müslümanlar, ilk çıktıklarında taşıdıkları </em><em>“<u>ahlaka” geri dönerlerse, daha önce yayıldıkları hızın aynısıyla yayılırlar</u>. Çünkü bu <u>boş dünyanın, onların medeniyet ruhunun önünde durmaya gücü yetmeyecektir</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="8">
<li><strong>Laurence Brown</strong> da bu konuyu açıklıkla dile getirenlerdendir: <em>“Daha önce değişik uluslardan çekiniyorduk. Ancak bunları test ettikten sonra bu korkuların meşru gerekçesini bulamadık. Yahudi tehlikesinden, sarı ırk tehlikesinden, Japonya’nın Çin’e hükmetme arzusundan ve Bolşevizm tehlikesinden korkardık. Ancak bu korkuların hiç birisi hayal ettiğimiz gibi çıkmadı… <u>Gerçek tehlike Müslümanların içkin oldukları o yayılma ve boyun eğdirme gücüyle, sahip oldukları o dehşet verici ve sıkı canlılıktır</u>. <u>Avrupa sömürgeciliğine karşı set olabilecek tek güç onlardır</u>.” </em></li>
</ol>
<p><em> </em></p>
<ol start="9">
<li>İngiliz siyasetçi <strong>William</strong> E. <strong>Gladstone</strong> 20. Yüzyıl başlamadan hemen önce Batı’yı şöyle uyarmıştı:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların taşıdığı şu Kur’an var olduğu sürece, Avrupa Doğu üzerinde egemenlik kuramayacak, kendine bağladığı yerlerde asla güvende olamayacaktır.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="10">
<li><strong>Gustave Young</strong>’ın kitabında anlattığı İslam aleminin sömürgeci Avrupa’ya ve ona özenen Siyonizm’e karşı ortaya koyacağı hesaplaşmanın özeti şudur:</li>
</ol>
<p><em>“İslam dünyası, sömürgeci Avrupa’nın kendisi için hazırladığı ve kefenlerini dizdiği ölümün pençesinden kurtulmuştur. İslam âlemi Avrupa sömürgeciliği ve Siyonizm’le hesaplaşmak için hızlı adımlarla kendi gençlerine yönelmektedir. Bu <u>korkunç ve çetin bir hesaplaşma olacaktır</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="11">
<li><strong>A. Alba</strong>’nın kaleme aldığı <em>“Yakın Doğu Tarihi Üzerine Dersler” </em>adlı kitapta şöyle bir diyalog yer alır:</li>
</ol>
<p><em>“(Soru:) Günün birinde Müslümanlar bizi yenerlerse dünyanın durumu ne olur? (Cevap:) O zaman bu günkü Cezayirli veya Faslı Müslümanların durumuna düşeriz.” </em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="12">
<li>1952 yılında bir Fransız yetkilinin verdiği dikkate değer ayrıntılarla iktibaslara son verelim:</li>
</ol>
<p><em>“Komünizm Avrupa için bir tehlike değildir. Çünkü o sadece ortaya çıkmış olgular zincirinin bir halkasıdır. Bundan gelecek tehlike, yalnızca siyasi veya askeri tehlike olur. Ancak hiçbir zaman insani ve düşünsel varlığımızı sonlandırma ve yok etme tehdidine maruz bırakacak bir karşı uygarlık tehlikesi değildir. Bizi tüm şiddetiyle doğrudan tehlikeye maruz bırakan gerçek tehdit İslam tehlikesidir. İslam dünyası, kelimenin tam anlamıyla bizim batı dünyamızdan kopuk, bağımsız bir dünyadır. Kendilerine has bir <u>ruhsal dirence sahipler ve tarihsel bir medeniyetten beslenmektedirler</u>. Onlar, sahip olduklarıyla batılılaşma gereği duymadan, <u>kurallarını koydukları yeni bir dünyayı hak ediyorlar</u>. Yani kendi medeniyetlerinin ruhunu ve kişiliğini özel bir biçimde batı medeniyetinin potasında eritmek zorunda değiller. Onlara, rüyalarını gerçekleştirme fırsatı verecek olan, daha önce Batılının yaptığı gibi, kendisine ait endüstriyel ilerlemeyi gerçekleştirmektir. Bu bilgi seviyesine ulaştıklarında ve geniş çerçeveli bir sanayi üretiminin altyapısını kurduklarında, kendi uygarlıklarının sanatsal ve kültürel kalıplarını dünyaya taşıyabilirler. Yeryüzünde yayılır, <u>Batı’nın ruhunu ve kurallarını ortadan kaldırır, Batı medeniyetini ve mesajını tarihin müzesine kaldırabilirler</u>…</em></p>
<p><em>O halde haydin bu dünyaya istediğini verelim ve üretim arzusunu güçlendirelim. Ama çağdaş üretim adına, istediği ve ihtiyaç duyduğu her şeyi <u>onun için biz üretelim</u>. Onu bilimsel, sanatsal ve endüstriyel üretim alanından uzak tutmamızın şartı budur. Bu planı yapmaktan aciz kalırsak ve bu dev bağlarından kurtulmayı başarırsa, hele bir de Batı mahallesiyle üretim konusunda baş edemeyeceği bilinçsizliğinden kurtulursa, kendi ani ölümümüzü hazırlamış oluruz. Bu durum sürekli baskın yeme tehlikesiyle bizi karı karşıya bırakacaktır. Batı kültür ve medeniyeti, tarihsel bir felakete maruz kalacak, sonunda <u>Batı da onun liderlik görevi de sona erecektir</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bütün bu iktibaslardan <strong>uygar Batılı adamın özelliklerini ve anlayışını</strong> net olarak anlayabiliyoruz. <u>Batılı adamın anlayışında</u> hak, adalet ve saygıdeğer olma haklarının insana sırf insan olduğu için verilmediğini, <u>elinde silah olduğu için ve kendisine verilmezse onu zaten alacağı için verildiğini görüyoruz</u>. Batı uygarlığının insanını sarmış olan bu anlayış onu <strong>korkutuyor</strong>. Bu durum, başkaları da bu haklara aynısıyla veya fazlasıyla sahip olduğunda; kendisinin hak, adalet ve saygınlık gibi haklarını kaybetmekten korkmasına sebep oluyor. Hattâ bu tablo oluştuğunda <strong>kontrolü kaybedeceğini</strong> düşünüyor. Avrupa uygarlığının insanı, kendi tarihini unutamaz. O, 300 yıl boyunca <u>insanlara nasıl terbiye edilecek vahşiler gibi muamele ettiğini çok iyi bilir</u>. Şimdi günahlarının farkına varmış, psikolojik yönden ıstırap çekmektedir. Vicdanı ona işlediği günahlardan ötürü musallat olurken, bir yandan da <u>kısas edilmekten korkmaktadır</u>. Çünkü güç, onun elinden başka ellere geçmeye başlamıştır ve kendisi yarın hangi konumda olacağını bilmemektedir.</p>
<p><u>Batı artık suç işleme özgürlüğü günden güne kısıtlanan ve artık bir gün adaletin de karşısına çıkarılabileceğini düşünen bir suçlu gibidir</u>. Bu tip bir insanı “normal” addetmek yanlış olur. Çünkü kendisi zaten <u>normal olmayan bir medeniyetin ürünü</u>dür. Bu insan hayatı ancak <u>zalimlik, zayıflık ve mazlumluk</u> olarak tasavvur edebilir. Çünkü onun uygarlık felsefesinde bu vardır. Onun var olma mücadelesinden anladığı da budur. Böyle yaşamıştır ve böyle yaşamaya da devam edecektir.</p>
<p>Günümüz dünyası yeni bir ‘<strong>bilinçli insan</strong>’ modeli yetiştirecek farklı bir medeniyete muhtaçtır. Bu insan modeli, insanlar arasında yürürken varlığını taşıdığı silaha dayandırmayacak, başkaları da silah taşıdıkları için var olmayacaklar, herkes varlığını ‘<strong>güvenilir’</strong> olmaktan alacaktır. Bu insan tipinin silaha, güce ve insan haklarına bakışı, batmaya yüz tutmuş Batı medeniyetinin anlayışından çok farklı olacaktır. Bu yeni medeniyetin üreteceği insan da belki, silahı çok önemseyecektir. Ancak verdiği bu önem zulmetmek için değil, <strong>zulmü önlemek ve güvenliği yaygınlaştırmak</strong> için olacaktır.</p>
<p>Müslümanlar olarak güçlendiğimiz gün kendilerine; <em>“</em><strong>Gidiniz, artık serbestsiniz</strong><em>!” </em>diyeceğimizi Batılılara şimdiden hatırlatmanın bir faydası da olmayacaktır. Önemli olan bu serbest bırakma kararını vereceğimiz güne kadar <strong>canla başla çalışmak</strong>tır. Davamızın sonu <em>“Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a.”</em> diyebilmektir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cevdet Said. (2016). <strong>İslam’dan Neden Korkuyorlar?</strong> (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?)</em>, çev. Rumeysa Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.73-121.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AMERİKA’YI SEYYİD KUTUB’UN GÖZÜYLE GÖRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/amerikayi-seyyid-kutubun-gozuyle-gormek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/amerikayi-seyyid-kutubun-gozuyle-gormek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2016 09:10:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Adnan Demircan]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[barışseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[batı medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[el-İslâm ve Muşkiletu’l-Hadâre]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[George Washington]]></category>
		<category><![CDATA[ilkeler ve haklar]]></category>
		<category><![CDATA[ilkellik]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz Krallığı]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm ve Medeniyetin Problemi]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[kızılderililer]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yaşar]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[yerliler]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=363</guid>

					<description><![CDATA[Batı Medeniyetini Mümin Ferasetiyle Gözlemlemek Seyyid Kutub’un yirminci yüzyılın ortasında gözlemlediği Amerika’yı anlatan hatıratı Beyan Yayınları’nın Arapça-Türkçe karşılaştırmalı risaleler dizisi arasında yayına hazırlandı. Mehmet Yaşar’ın “İnsanî Değerler Terazisinde Gördüğüm Amerika” başlığıyla Türkçeye çevirdiği esere yazdığı takdiminde Adnan Demircan, geçen yüzyıldan bugünün ABD’sini anlatan Seyyid Kutub ve eseri hakkında şu tespitleri yapmaktadır: “İlim adamı olmasının yanı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Batı Medeniyetini Mümin Ferasetiyle Gözlemlemek</strong></p>
<p>Seyyid Kutub’un yirminci yüzyılın ortasında gözlemlediği Amerika’yı anlatan hatıratı Beyan Yayınları’nın Arapça-Türkçe karşılaştırmalı risaleler dizisi arasında yayına hazırlandı. Mehmet Yaşar’ın “İnsanî Değerler Terazisinde Gördüğüm Amerika” başlığıyla Türkçeye çevirdiği esere yazdığı takdiminde Adnan Demircan, geçen yüzyıldan bugünün ABD’sini anlatan Seyyid Kutub ve eseri hakkında şu tespitleri yapmaktadır:</p>
<p>“İlim adamı olmasının yanı sıra Doğu’yu da Batı’yı da bilen bir düşünür ve aksiyon adamı olan Seyyid Kutub, Türkiye insanının da tanıdığı, kitaplarını okuduğu ve etkilendiği şahsiyetlerden birisidir. 1948-1950 yılları arasında ABD’de bulunduğu dönem, onun Batı toplumunun zihin kodlarını çözmesine imkân vermiştir. Seyyid Kutub, onu ABD’ye gönderenlerin beklentilerini boşa çıkarmış, Batı’ya hayran gözlerle bakmamış; bilakis ciddi bir kritiğe tâbi tutmuş; yer yer Doğu ile karşılaştırmalar da yaparak Batı’nın içine düştüğü çıkmaza işaret etmiştir.</p>
<p>Amerikan toplumuyla ilgili tespitlerine ABD’nin maddî gücü ile insanî değerlerin varlığı arasındaki tezada değinerek başlayan Kutup, manevî değerlerden oldukça yoksun olan Amerikan toplumunun maddî çıkarları önceleyen bir toplum olduğuna vurgu yapar. ABD’nin inşasında ilme dayanan ve sadece ona güvenen Amerikalı, yeni bir memleket inşa etmiştir. Olabildiğince zenginlik elde etmek, elindekinden daha fazlasına sahip olmak, Amerikalının hayat felsefesi olmuştur. ABD’ye ilk gelen Batılılar, bu hâlet-i rûhiye ile memleketlerini kurdular.</p>
<blockquote><p>“Amerikalı, barışa ilişkin söylemlerinde samimi değildir. Çünkü savaşa tutkundur ve kavgacıdır. ABD tarihi, savaşlar, kavgalar ve gözyaşı tarihidir.”</p></blockquote>
<p>Seyyid Kutub’un ABD dönüşünde yayımlanan “<em>el-İslâm ve Muşkiletu’l-Hadâre</em>: İslâm ve Medeniyetin Problemi” isimli kitabında da insanlığa medeniyetin zirvesi olarak sunulan Batı ve ABD eleştirisi yapmış ve onun yazdıkları, dönemin ABD hayranı Mısırlı aydınlar arasında şaşkınlıkla karşılanmıştır.</p>
<p>Seyyid Kutub’un altmış beş yıl önce yayımladığı gözlem ve tespitleri adeta bugün yazılmış gibi güncelliğini korumaktadır. Merhum Kutub, bir mümin ferasetiyle Batı medeniyetinin kalbi sayılan ABD’nin durumunu ortaya koyan hayatî gözlemlerde bulunmuştur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Medeni Olmanın Ölçütünü Doğru Koymak</strong></p>
<blockquote><p>“Amerikan toplumu bilgi ve çalışmada zirveye ulaşmışken, bilinç ve davranış yönüyle ilkel kalmıştır.”</p></blockquote>
<p>Mümin ferasetiyle Amerikan toplumunu gözlemleyen ve tespitlerini ikna edici izahlarla eserinde paylaşan üstat Seyyid Kutub, öncelikle medeni olmanın ölçütünü doğru koyuyor, ardından müşahede ve tahlillerini paylaşıyor:</p>
<p>“İnsanlığın şahit olduğu uygarlıklardan hiçbirinin tüm değeri, ne insanın icat ettiği aletlerle, ne emre amade kıldığı güçle, ne de eliyle çıkardığı ürünle sınırlıdır. Bilakis bu uygarlıkların değerinin çoğu, insanın doğruyu aradığı kâinatın hakikatlerinde, hayatın biçim ve değerlerinde ve bu rehberliğin onun bilincine bıraktığı yükselmede, gönlünde bıraktığı ahlâkta ve hayatın değerleri üzerine derin düşünmededir.</p>
<p>İnsanın icat ettiği aletlere, emrine aldığı kuvvetlere, ürettiği eşyalara gelince; bunların insanî değerler ölçüsünde tek başına bir ağırlığı yoktur. Bilakis bunlar, başka bir temel değer için konulmuş bir işaretten ibarettir: Bu değer, insanlık unsurunun insanda ne denli yükseldiğinin, eşya ve hayvan âleminden de ne denli uzaklaştığının bilinmesidir. Yani, hayatı düşünme ve anlama hususunda insanî değerler sermayesine ne kadar zenginlik kattığıdır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amerika’nın İlerleme Yanında İlkelliğin de Zirvesi Olduğunu Görmek</strong></p>
<blockquote><p>“Bir kısmı maceraperest ve suçlulardan oluşan Amerikalıların ataları, sahip oldukları düşünce ve duygularla vahşi bir medeniyetin inşasını gerçekleştirmiştir.”</p></blockquote>
<p>“Amerika’nın tüm dehasının <u>çalışma ve üretim</u> alanlarında geliştiği ve toplandığı görülmektedir. Öyle ki geriye diğer insanî değer alanlarında üretim yapılabilecek bir şey bırakmamış, bu alanda hiçbir milletin ulaşamadığı seviyeye ulaşmış ve mucizevî işler başarmıştır. Ama insan, alet karşısında dengeyi muhafaza edemedi. Hattâ neredeyse kendisi alete dönüşecekti. Yorgun hayatın yükünü taşıyıp, insanlığın yolunda ilerlemeye güç yetiremediğinde, hayvanî arzuların taşıyıcısına yorgunluk çöktü. Hem iş yükünü hem de insan yükünü taşımada zayıflığa mahkûm oldu.</p>
<p>Amerikan toplumu bilgi ve çalışmada en zirveye ulaşmışken, bilinç ve davranış yönüyle ilkel kalmıştır. İlk beşeriyetin seviyelerinden kopamamıştır. Hattâ bilinç ve davranışları bir yönüyle ilkellikten bile geridir!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amerikalılardaki Kişilik Bozukluğunun Sırrını Keşfetmek </strong></p>
<blockquote><p>“Amerika’nın örnekliğini kendi hayat tarzı ve bilinci olarak görmekle insanlık tarihinin hatasını yapmakta ve sahip olduğu değerleri tehlikeyle atmaktadır.”</p></blockquote>
<p>“Grup grup, nesil nesil bu topraklara akın eden Amerikalıların ruhsal durumlarını unutmamamız gerekiyor. Bu durum, eski çağlarda hayata duyulan öfke ile gelenek ve prangalardan kurtulup özgürleşme arzusunu yansıtıyordu. Ve bu yapı, her türlü çaba ve araçla, ısrarla zenginliği ve malda en büyük paya sahip olmak için her türlü bedeli ödeme gayretini de barındırıyordu.</p>
<p>İlk akın edenlerin büyük çoğunluğunu oluşturduğu bu yeni çekirdek toplumun, içtimaî ve fikrî yapısını da unutmamak gerekir. Bu gruplar, maceraperest ve suçlulardan oluşmaktaydı. Maceraperestler; zengin öğrencilerle, eğlence ve maceralarla geldiler. Suçlular ise, üretim ve yapı çalışmaları için İngiltere İmparatorluğu’ndan getirildiler.</p>
<p>Amerikalılar tabiatı, ilim silahı ve beden gücüyle karşıladılar. Kuru bir zihin ve azgın bir duygu gücü dışında onları harekete geçiren bir şey olmadı. İlk insanların ruhunda açıldığı gibi onlara düşünce, ruh ve kalp pencereleri açılmadı. O ilk insanlar, bilim çağında o değerlerin çoğunu korudu ve bu değerleri de zamanla insanî değerler sermayesine kattı.</p>
<p>İnsanlık, iman pencerelerini din ile sanatı ve tüm manevi değerleri iman ile kapatmaya başladı, pratik bilgi, çalışma, lezzet hissi ve dünyalık arzular dışında onun canlılığı için bir şeyler yapan kimse kalmadı. İşte Amerika’nın dört yüz senedir geldiği nokta budur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsani Değerlerde İlkelliğin ve Şiddet Düşkünlüğünün Sebeplerini İrdelemek</strong></p>
<p>“Amerikalı, bilgide bu denli ilerlemesine ve yoğun çalışmasına rağmen hayata ve diğer insanî değerlere karşı insanı dehşete düşürecek kadar ilkel görüşlüdür. Amerika’daki bu muhteşem endüstriyel medeniyet hayatı ile işleri ve hayatı kontrol eden sistematik düzenin yanında, ormanlarda ve mağaralarda yaşanan dönemleri hatırlatan davranış ve bilinçteki ilkellik arasındaki bu çelişkiyi anlamak yabancıları zor durumda bırakmaktadır.</p>
<p>Amerikalı, iş hayatı, maddi ve iktisadi ilişkileri hariç hem bireysel hayatında hem de ailevi ve toplumsal hayatında, her türlü maddi güce tutkulu olmasının yanında, değerleri, ilkeleri ve ahlâkı küçümsemesiyle de ilkel bir görünüme sahiptir.</p>
<p>Aynı şekilde kitleler, Amerikalıların sert yapısını yansıtan ve futbol ile hiçbir ilgisi olmayan Amerikan futbolu karşılaşmalarını seyrederken aynı ilkelliktedir! Zira bu oyunda her türlü vahşilik, şiddetle göğse vurma, kol ve dize zarar verme serbesttir. Kitleler, bu oyuna, boks maçlarına, vahşi, kanlı dövüşleri izlemeye odaklanmıştır. Bu görüntü, hayvanî coşkulardan gelen yıkıcı şiddete olan tutkudan ve spor kural ve usullerini umursamamaktan kaynaklanmaktadır. Zira sporun ilkeleri onları; akıtılan kanlar, kırılan uzuvlar ve destekledikleri takım için yaptıkları “kafasını ez, kemiklerini kır, ez onu…” çığlıkları kadar etkilememektedir. Bu görüntü, şüphesiz ki, beden gücünü yücelten tutkulu duyguların ilkelliğini apaçık göstermektedir.”</p>
<p><u>Amerika’nın barış sevgisi uydurmadır</u>! Amerikalı, yapısı itibariyle savaşçıdır, kavga etmeyi sever. Savaş ve kavga düşüncesi, hem yapısında hem de davranışlarında baskındır. Bu durum, tarihiyle de uyumlu bir gerçekliktir. Zira Amerika’ya akın akın gelen ilk Amerikalılar, sömürme, kavga ve rekabet fikri için vatanlarından çıkmışlardı. Ardından bunlar, kendi aralarında cemaatler ve gruplar halinde birbirleriyle savaştılar. Sonrasında ise hep birlikte yerli halkla (Kızılderililer) savaştılar. Ve bu savaş onları yok etmek için hâlâ devam etmektedir. Ardından ise, Beyaz Anglo Saksonlar, Latin Amerikalılarla savaştı ve onları Güney ve Orta Amerika’ya kadar sürdü. Sonrasında, amansız bir savaşla George Washington’un komutasında, kökenlerinin dayandığı İngiltere ile savaştılar. Bu savaş, İngiliz Krallığına karşı bağımsızlıklarına kavuşana kadar devam etti… Amerika, birinci dünya savaşına katılarak uzlet süreci siyasetini bitirdi. Sonra ikinci dünya savaşının sorumluluğunu aldı. Şimdi de Kore’de savaşı üstlenmektedir. Üçüncü dünya savaşı da uzakta değildir. Bu durumda ben, tarihi savaşlarla dolu olan böyle bir halk için, “barışseverlik” uydurmasının nasıl karşılık bulduğunu anlayamıyorum!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ölüm, Din ve Cinsellik Alanındaki İlkelliklerini Ortaya Koymak</strong></p>
<p>“Amerikalı için maddi güç kutsaldır. Zayıflık, sebebi ne olursa olsun suçtur, hiçbir mazeretin geçerli olmadığı, iyilik ve dayanışmayı da hak etmeyen bir suçtur. Amerikalının vicdanında <u>ilkeler ve haklar</u>, karşılığı olmayan bir hikâyeden ibarettir, bunlar onu mutlu etmez. <u>Güçlüysen, her şey senin içindir</u>; zayıfsan, hiç kimse sana yardım etmez! Bu durumda, tüm genişliğine rağmen hayatta sana yer yoktur. Ölüye gelince, o zaten ölerek suç işlemiştir. Onun için hiçbir ilgi ve ihtiram söz konusu olamaz. O zaten ölmüştür!</p>
<p>Ölümün kutsallığı neredeyse fıtrî bir duygudur. Amerikalının gönlünde bu duyguyu silen onun ilkelliği değildir. Bilakis bunun sebebi, hayattaki karşılıklı vicdanî sevginin durgunluğu, ilişkilerdeki karşılıklı maddi çıkarlar, hayatın; bedenin istekleri ve dürtüleri üzerine kurulması, geçmişe ait kutsal bilinen her şeyi bilerek küçümsemesi ve insanların kabul ettikleri değerlere muhalefet isteğinden kaynaklanıyor.</p>
<p>Amerikalılar kadar <u>kilise inşa eden</u> yoktur. Öyle ki nüfusu on bini geçmeyen bir kasabada yirmiden fazla kilise saydım. Onlar kadar Pazar günleri, Noel kutlamaları ve Azizler yortusunda kiliseye giden kimse yoktur. Ama <u>Amerikalı kadar dinî duygu, değer ve kutsiyetten uzak kimse de yoktur</u>. Hiç kimse, Amerikalının düşünce tarzı, bilinci ve davranışları kadar dine uzak değildir.</p>
<p><u>Kilise yöneticisi</u>, kendi işini bir tiyatro sahnesi yönetmeninden veya ticaret müdüründen farklı görmez. Zira her şeyden önce <u>önemli olan başarıdır, araç önemli değildir</u>. Bu başarı ona güzel sonuçlarla; mal ve şöhretle döner. Kilisesindeki katılımcı sayısı arttıkça kazancı da artar. Bu da memleketinde itibar ve nüfuzunun artması demektir. Zira Amerikalı, yapısı itibariyle büyüklük ve sayıdan etkilenir. İşte bunlar, onun duygu ve değerlendirme yetisini etkileyen ilk ölçütlerdir. Bu yüzden Amerikalılara göre <u>amaca giden her yol mubahtır</u>!</p>
<p>Amerikalı, gerek cinsel hayatında, gerekse <u>aile ve evlilik ilişkilerinde de ilkeldir</u>. Kadınlar erkeklere, sadece bedenlerinin arzuları için, tüm örtülerinden sıyrılmış, her türlü hayâdan soyutlanmış bir şekilde yönelmektedir. Erkekler kızları, beden ve kol güçleri oranında etkilemektedir. Koca, haklarını bu beden gücüyle kazanır. Şayet bir gün bu güçten mahrum kalırsa tüm Amerikalıların gözünde haklarını kaybeder.</p>
<p>Amerika’da cinsellik meselesi biyolojik bir mesele kabul edilir. Bu yüzden utanma ve çekinme (<em>bashful</em>) kelimeleri ayıp ve küçümsenen kelimeler halini almıştır. Cinsel ilişkiler, hayvan ilişkileri gibi tüm kayıtlardan uzaklaşmış durumdadır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığın Bekası İçin Amerika’ya Yanlış Konum Biçmekten Kaçınmak</strong></p>
<p>“Amerika’daki hiçbir şey sakin bir zihne işaret etmemektedir. Hayatı kolaylaştıracak tüm rahat vesilelere, güven veren emniyete, kolay ve rahat bir şekilde harcanan bol enerjilere rağmen bu böyledir.</p>
<p>Amerika’nın dünyadaki temel rolü, pratik ilmi araştırmalar, düzen ve güzelleştirme ile üretim ve idare alanlarındadır. Akla ve güce dayalı her şeyde Amerika’nın dehası ön plandadır. Ruh ve duyguya ihtiyaç duyulan alanlarda ise Amerikan ilkelliği görülmektedir.</p>
<p>Elbette insanlık, Amerika’nın kendi alanındaki dehasından istifade edip onun üzerine yeni unsurlar ekleyebilir. Fakat <u>insanlık büyük hata yapmakta</u> ve insanlığın sahip olduğu değerleri büyük bir tehlikeyle baş başa bırakmaktadır. Çünkü insanlık, Amerikan hayat tarzını ve bilincini kendine örnek almaktadır!…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>Seyyid Kutub; <strong>İnsanî Değerler Terazisinde Gördüğüm Amerika</strong>, Çeviri: Mehmet Yaşar, Beyan Yayınları, İstanbul 2016. (Basım aşamasında).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/amerikayi-seyyid-kutubun-gozuyle-gormek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
