<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yemen Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/yemen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/yemen/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 06 Jun 2018 10:29:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>MÜSLÜMAN AZINLIKLARIN DERTLERİNE DERMAN OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/musluman-azinliklarin-dertlerine-derman-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/musluman-azinliklarin-dertlerine-derman-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2018 13:11:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[AZINLIK MÜSLÜMANLAR]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[BOKO HARAM]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOKKÜLTÜRLÜLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[DEAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[EŞ-ŞARK FORUMU BAŞKANI WADAH KHANFAR]]></category>
		<category><![CDATA[EŞ-ŞEBAB]]></category>
		<category><![CDATA[eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM BİLGİ VAKFI BAŞKANI DR. JAMAL BADAWİ]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Aksâ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMANLARIN AZINLIKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[SÖMÜRGECİLER]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM BAŞKANI İSMAİL KAHRAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI MÜSLÜMAN TOPLULUKLARLA DAYANIŞMA VAKFI (MÜSDAV)]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=668</guid>

					<description><![CDATA[“… Ve hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde ezilen bir azınlıktınız; insanların sizi etnik temizliğe tâbi tutmasından endişe ederdiniz! Böyleyken O size sığınak oldu, sizi yardımıyla güçlendirdi ve size güzel ve temiz rızıklar bahşetti: Belki şükredersiniz.” (Enfâl 8:26). “Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede yalnız başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“… Ve hatırlayın ki bir zamanlar siz yeryüzünde <strong>ezilen bir azınlıktınız</strong>; insanların sizi etnik temizliğe tâbi tutmasından endişe ederdiniz! Böyleyken O size sığınak oldu, sizi yardımıyla güçlendirdi ve size güzel ve temiz rızıklar bahşetti: Belki şükredersiniz.” (Enfâl 8:26).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu <strong>tehlikede yalnız başına bırakmaz</strong>, onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da o kimsenin bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın <strong>sıkıntısını giderirse</strong>, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın <strong>ayıbını örterse</strong>, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir ayıbını örter.” (Buhârî, Mezâlim 3 ve İkrâh 7; Müslim, Birr 58; Ebû Davud, Edeb 46; Tirmizî, Hudûd 3).</p>
<p>19. ve 20. asırlarda dünya nüfusunun büyük bir kısmını açlık, yoksulluk ve sefalete mahkûm eden <strong>sömürgeciler</strong>, bilhassa Müslümanların <strong>azınlık</strong> olarak yaşadığı coğrafyalarda ırkçılık, sosyal dışlama, ötekileştirme, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, İslamofobi gibi söylem ve uygulamalarla <strong>insan hayatını ve onurunu hiçe saymaya</strong> devam etmektedirler.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanında Müslümanların hareket ve özgürlük alanlarını kısıtlayan uygulamaların engellenmesi için <strong>bireysel, kurumsal ve toplumsal</strong> <strong>sorumluluklarımızı</strong> üstlenmemiz gerekmektedir. Hem Müslüman toplumların hem de bütün insanlığın temel sorunlarına ışık tutacak çözümler üreterek daha güzel bir dünyanın inşasına katkı sunmak maksadıyla; Avrasya, Afrika, Avrupa, Latin Amerika, Asya Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi gibi önemli küresel organizasyonlara ev sahipliği yapmış olan Diyanet İşleri Başkanlığı, <strong>16-19 Nisan 2018</strong> tarihleri arasında İstanbul’da “Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi: Temel Sorunlar, Çözüm Önerileri ve İş Birliği İmkânları” başlığıyla çok önemli bir zirve toplantısı daha gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>“Özeleştirel Yaklaşımla Azınlık Müslümanlar: Tefrika, Yetersiz Eğitim, Siyasi Temsil Eksikliği, Radikalizm, İçe Kapanıklık”, “Müslüman Azınlıkların Din Hizmetleri, Din Eğitimi ve Dinî Yayınlara İlişkin İhtiyaç ve Talepleri” gibi başlıklarla farklı oturumların düzenlendiği zirve toplantısı 16 Nisan 2018 Pazartesi günü Dolmabahçe Sarayı’nda başladı.</p>
<p>Açılış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş; insanlığa huzur, barış ve refah getirme iddiasıyla denenen tüm ideoloji ve politikaların inandırıcılığını yitirdiğine, insanların neredeyse yarısını açlık ve sefaletle boğuştuğuna, 100 milyondan fazla insanın ülkesini terk etmek zorunda kaldığına dikkat çekerek, son iki asırdır İslam coğrafyasında etnik ve mezhebî farklılıklar üzerinden fitne ve tefrika üretenlere karşı uyanık olunması gerektiğini hatırlattı. 1400 yılı aşkın bir süredir ilim ve medeniyet birikimiyle, genç ve dinamik nüfusuyla, yer altı ve yerüstü zenginlik kaynaklarıyla dünyanın <strong>en büyük imkânlar</strong>ına sahip Müslümanların, bütün insanlık için barış, adalet, huzur, refah ve onurlu bir hayatın teminatı olacağının altını çizen Erbaş, büyük dirilişin arifesinde olduğumuzu müjdeledi. (<strong>1</strong>).</p>
<p>Protokol konuşmaları çerçevesinde söz alan <strong>Başbakan Binali Yıldırım</strong>, hâlen dünyadaki Müslüman nüfusun yaklaşık üçte birinin, yaşadığı ülkelerde azınlık muamelesi gördüğüne dikkat çekerek, Müslümanlara karşı temelsiz korku, düşmanlık ve nefret söylemini ifade eden İslamofobinin -din özgürlüğü, çalışma hakkı, eğitim hakkı, ifade özgürlüğü gibi temel hakları ihlal etmesi sebebiyle- ırkçılık ve yabancı düşmanlığı kapsamında değerlendirilmesini talep etti. (<strong>1</strong>).</p>
<p>Âdemoğulları arasında üstünlüğün ırk ya da cinsiyet esaslı olmadığının Allah Rasulü (s) tarafından Veda Hutbesi’nde çok açık şekilde ifade edildiğini hatırlatan <strong>TBMM Başkanı İsmail Kahraman</strong>, dünya üzerindeki 1,8 milyar Müslümanın bir araya gelerek büyük bir güç oluşturmasını önlemek için türlü hile ve desiseler tertip edildiğine dikkat çekti. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Azınlıkların ve Mazlumların Her Daim Hâmisi Olabilmek</strong></p>
<p>Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi’nde yaptığı konuşmada <strong>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan</strong>; “Batı dünyası, İslam karşıtlığı üzerinden kendi ideolojisini, kendi hayat biçimini tahkim etmek istiyor. Modern insanın buhranlarına cevap verebilecek yegâne din olan İslam, proje mahsulü teröristler üzerinden yaftalanmaya, lekelenmeye çalışılıyor.” dedi. 11 Eylül terör saldırılarından bu yana Müslümanların çok taraflı, çok katmanlı bir saldırı dalgasıyla yüzleştiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, eli kanlı çeteler üzerinden istikbalimizin karartılmaya çalışıldığına, hak ve hürriyetlerimizin gasp edilmek istendiğine dikkat çektikten sonra sözlerini şöyle tamamladı: “Bizler Suriyeli mazlumların, açlıktan kırılan Yemenli çocukların, Filistinli <strong>yetimlerin hukukunu da korumakla mükellefiz</strong>. Bizler; İslam ümmetinin harim-i ismeti, namusu, gözbebeği olan Kudüs’ün hakkını, canımız pahasına savunmak zorundayız.” (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>Eş-Şark Forumu Başkanı Wadah Khanfar</strong>, Müslümanların tek ümmet ve tek saf olarak bir araya gelemediğini, oysa Son Nebi’nin ümmeti olarak sorumluluğumuzun büyük olduğunu, eski kuvvetimizi elde ederek uygarlığa katkı yapabilmemiz için kendimizi yenilememiz ve ıslah etmemiz gerektiğini söyledi. <strong>İslam Bilgi Vakfı Başkanı Dr. Jamal Badawi</strong> ise bugün Müslüman azınlıkların bir kısmının asimilasyon tehlikesi ile karşı karşıya kaldıklarını hatırlatarak, İslami değerlerle donatılmazlarsa zamanla kimliklerini kaybedebileceklerine, bulundukları çoğunluğun ahlakına, ilkelerine ve inancına sahip yeni bir nesil halinde ortaya çıkabileceklerine dikkat çekti… (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>103 ülke</strong>den <strong>211 temsilci</strong>nin katıldığı toplantının sonuç bildirgesini -erken seçim tartışmaları arasında kaynayıp gitmemesi için- paylaşmayı vecibe addediyorum. (<strong>4</strong>).</p>
<p>“Dört gün süren müzakereler ve istişarelerle gerçekleşen “Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi” toplantısı neticesinde aşağıdaki hususların dünya kamuoyu ile paylaşılmasında fayda mülahaza edilmektedir:</p>
<p>1- Tarih boyunca İslam dininin ve medeniyetinin temsilcileri olarak Müslümanlar yaşadıkları coğrafyalarda ve kurdukları medeniyetlerde <strong>hukuk, adalet, eşitlik, merhamet ve güzel ahlak</strong>ın en seçkin örneklerini sunmuşlar, azınlıkların, mazlum ve mağdurların her daim hâmisi olmuşlardır. Bugün bireysel, sosyal ve küresel boyutta yaşanan sorunlar ve krizlerin çözümü ve aşılması, İslam’ın hak, hukuk, rahmet ve merhamet ilkelerinin insanlıkla yeniden buluşturulması ile mümkündür.</p>
<p>2- Din, dil, ırk, renk, cinsiyet ve coğrafya ayrımı yapılmaksızın kendilerini korumak, kültürlerini, inançlarını, dillerini muhafaza etmek, sosyal ve geleneksel yapılarını geliştirmek, genç nesillerini bu bilinçle eğitip yetiştirmek <strong>bütün azınlıkların en tabii hakları</strong>dır. İslam’ın her insana doğuştan tanıdığı can, mal, akıl, din ve neslin dokunulmazlığı hakkı, insani hak ve özgürlüklerin her durum ve şartta korunması yeryüzünün barış, güvenlik, huzur ve istikrarı için elzemdir.</p>
<p>3- Yeryüzünün hangi coğrafyasında olursa olsun hiçbir azınlık toplumun, milliyet, cinsiyet, renk, kültür, din ve dil temelinde aşağılanması, zulüm ve haksızlığa uğraması, eziyet görmesi, içinde bulunduğu zor şartlar ve çaresizlikler sebebiyle dinini, adını, kimliğini değiştirmeye, kültürel değerlerini terk veya inkâra zorlanması, asimilasyon ve/veya soykırıma maruz kalması <strong>insanlık suçu</strong>dur. Her türlü insani hak ve temel özgürlüklerin uluslararası anlaşmalarla teminat altına alındığı günümüzde, etnik ve dinî azınlıkların hak ve özgürlüklerine yönelik ihmal, istismar, ihlal ve saldırıların devam ediyor olması medeni dünya adına kabul ve izah edilemez.</p>
<p>4- Etnik ve dinî azınlıkların, eğitim, sağlık, çalışma vb. alanlarda devletçe sağlanan her türlü sosyal hak ve imkânlardan <strong>adalet ve eşitlik </strong>temelinde yararlanma hakları vardır. Çokkültürlülük ve bir arada yaşama hukuku, insan onuruna ve haklarına saygılı, gerçek manada demokratik toplumların ve ülkelerin olmazsa olmazıdır. Bunu ihlale yeltenen her türlü gizli veya açık söylem, propaganda, faaliyet ve oluşum caydırıcı hukuki müeyyidelerle mutlak surette engellenmelidir.</p>
<p>5- 11 Eylül 2001 terör saldırılarını bahane ederek Müslümanları hedef alan çok yönlü baskı ve saldırılar dünyanın pek çok bölgesinde artarak devam etmektedir. Hak ve özgürlükleri hiçe sayan bütün yaklaşım ve uygulamalar, faili ve amacı ne olursa olsun reddedilmeli, bilhassa <strong>inanç ve ibadet özgürlüğü</strong>ne yönelik her türlü şiddeti engellemek istisnasız bütün devletlere, uluslararası kurum ve kuruluşlara düşen ertelenemez bir sorumluluk olarak görülmelidir.</p>
<p>6- Din kisvesi altında dinî değer ve kavramları süfli emellerine alet ederek insanların temiz duygularını istismar edip, onları şiddetin nesnesi ve mağduru kılan, gerçekte hepsi birer proje ürünü olan <strong>terör örgütlerinin</strong> yüce dinimiz İslam ve onun samimi müntesipleriyle hiçbir bağı yoktur. Kaba, sığ, katı, lafızcı, tekfirci ve şiddet eğilimli anlayış ve uygulamaların sevgi, şefkat, merhamet ve adalet dini olan İslam’dan referans bulması asla söz konusu olamaz. Kaldı ki, bu tür anlayış, yaklaşım ve oluşumların en büyük zararı, İslam’a ve Müslümanlara verdiği de açıktır.</p>
<p>7- Bir İslam düşmanlığı projesi olan İslamofobi, ardında kirli çıkar ilişkileri ve ırkçılık barındıran ciddi bir insan hakları sorunudur. <strong>İslamofobi</strong>, İslam’ı, şiddet ve terörü besleyen bir ideolojiden ibaret göstererek, bunu sun’î bir korku ile dünya kamuoyunda yaymak için çalışan hain ve karanlık bir projedir. Bu kavramı literatüre sokmaya çalışanların gerçek amacı, her durum ve şartta, kültürler, toplumlar, dinler ve medeniyetler arasında kavga, sürtüşme ve çatışma ortamı oluşturarak bundan çıkar sağlamaktır. Dolayısıyla farklı inançlara mensup kişi ve toplumlar arasına husumet tohumları ekmekten başka hiçbir amaca hizmet etmeyen İslamofobik faaliyetlerin <strong>insanlık suçu sayılması</strong> zaruridir.</p>
<p><strong>İşgal, Saldırı ve Savaşları Engelleyebilmek</strong></p>
<p>8- Sömürge ve istila politikalarından ve sonrasında ortaya çıkan küresel ölçekli sorunlardan en fazla İslam coğrafyasının etkilendiği açıktır. Arakan, Filistin, Irak, Suriye, Afganistan, Somali, Libya, Yemen gibi ülkelerde süregelen terör ve savaş, milyonlarca Müslüman’ın hayatına kastetmiş, yurtlarını terk etmelerine, açlık ve sefaletin pençesine düşmelerine sebep olmuştur. Bu acı ve utanç verici tablonun en büyük mağdurları ne yazık ki <strong>masum çocuklar, kadınlar ve yaşlılar</strong>dır. Yeryüzünü yaşanmaz kılan her türlü <strong>işgal, saldırı, terör ve savaşı sona erdirmek</strong>, insanlık onuru ve haysiyeti adına bütün kişi, kurum, kuruluş, toplum, devlet ve uluslararası örgütler için acil bir görev ve sorumluluktur.</p>
<p>9- Başta Batı’da olmak üzere dünyanın muhtelif yerlerindeki göçmen ve mülteci topluluklarına, etnik ve dinî azınlıklara yönelik ötekileştirici, nefret uyandırıcı, ayrıştırıcı söylemlerin yanında, bütün bu toplulukların evlerini, ibadet mekânlarını ve işyerlerini hedef alan <strong>ırkçı saldırı</strong> ve tecavüzlerde de ciddi bir artış gözlenmektedir. Söz konusu suçların faillerinin bulunarak adaletin uygulanmasında gösterilen ihmal ırkçı tecavüzleri ve suç potansiyeli taşıyanları cesaretlendirdiği gibi hukuka güveni zedelemekte ve söz konusu ülkelerde ayrımcı ve çifte standarda dair politikaların varlığı algısını güçlendirmektedir. Bu <strong>ikiyüzlü, çelişkili ve gayrihukuki</strong> tavrın toplumların barış ve huzurunda tamir edilemez yaralar açması kaçınılmazdır.</p>
<p>10-  Son zamanlarda Kudüs’ü bir işgalci topluluğun başkenti yapmaya yönelik çalışmalar fitne, kavga ve kaosu büyütmekten öteye geçmeyecek beyhude bir çabadır. İnsanlığı, kadim geleneği, uluslararası hukuku hiçe sayan, barışı engelleyip kavgayı körüklemekten başka bir işe yaramayacak bu pervasız yaklaşımı şiddetle kınıyor ve reddediyoruz. Bütün Müslümanlar için <strong>Kudüs Filistin’in başkentidir</strong> ve ilelebet öyle kalacaktır. Müslümanlar tarih boyunca işgal ve zulmün karşısında ve bütün mazlumların yanında olduğu gibi Mescid-i Aksa’nın ve Filistin’in de her zaman yanındadır.</p>
<p><strong>Umudumuzu ve Güvenimizi En Zor Şartlarda Bile Koruyabilmek</strong></p>
<p>11- Tüm dünyadaki Müslüman azınlıklar, her şeyden önce, kendi aralarında dostluğu, dayanışmayı, muhabbeti ve işbirliğini güçlendirmeli, sorunların ortak çözümü için istişari metotlar ve stratejiler geliştirmelidirler. <strong>İç sorunlar</strong> bir fitne ve kavgaya dönüştürülmeden çözülmeli, Kur’an ve Sünnet’in rehberliğinde sağduyu ile hareket edilmelidir.</p>
<p>12- İslam’da ilim, irfan, hikmet ve ahlak bir bütündür. Tarih boyunca <strong>Müslümanlar</strong>, vahyi esas alan, akla değer veren, mutedil ve kucaklayıcı bir yaklaşımla dünyaya <strong>umut ve güven</strong> aşılamıştır. Bugün de birlik ve beraberliği zedeleyen, barış ve huzuru bozan, fitne ve tefrikaya sebep olan, suçlayıcı, ötekileştirici her türlü söz, anlayış ve davranıştan bütün Müslümanlar özenle kaçınmalıdır.</p>
<p>13- Esasında birer <strong>rahmet vesilesi</strong> olan etnik, mezhep, meşrep <strong>farklılıklar</strong>ının fitne ve tefrika vesilesi kılınmasının, kardeşliği ve birliği zedelemesi kaçınılmazdır. İslam toplumlarındaki sorunların karmaşa, kaos ve kavgaya dönüşmesi, <strong>dış müdahaleler</strong> için uygun birer bahane olmakta ve meseleleri büsbütün içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Dolayısıyla Müslüman topluluklar, gerektiğinde <strong>özeleştiri</strong> yapmaktan ve kendileriyle yüzleşmekten çekinmeden kendi meselelerini usulü dairesinde, karşılıklı hoşgörü ve anlayış çerçevesinde çözmenin metotlarını bulmak zorundadır.</p>
<p>14- Müslüman Azınlıklar yaşadıkları ülkelerin idari ve hukuki normlarına saygılı biçimde ve medenice <strong>haklarını talep ve takip etmeli</strong>dir. Bu anlamda yerel, ulusal ve küresel düzeyde kuruluşlarla örgütlü, donanımlı, açık, şeffaf, kuşatıcı, huzur ve barışa katkı sağlayıcı bir yapının oluşturulması önemlidir.</p>
<p>15- Müslümanlar bulundukları her yerde yardımlaşma, paylaşma, nezaket, zarafet, güzel ahlak gibi değerleri yaşamalı, yaşatmalı ve insanlığı İslam’ın müşfik ve aydınlık ilkeleriyle tanıştıran birer <strong>barış elçisi</strong> olmalıdırlar. Aynı şekilde, sosyal, siyasi, iktisadi ve eğitimsel hayatın her alanında örnek ve <strong>başarılı çalışmalar</strong>, umut ve güven veren adımlarla var olmalıdır.</p>
<p><strong>Gençlerimizi Terör Örgütlerine Malzeme Olmaktan Kurtarabilmek</strong></p>
<p>16- Küresel derin yapıların, İslam coğrafyasında, fitne, tefrika ve terör aracı olarak kurduğu sinsi ve karanlık bir yapı olan <strong>FETÖ terör örgütü</strong>, 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye’de giriştiği hain darbe teşebbüsüyle ifşa olmuştur. Allah ve Peygamber tasavvurunu, İslamî kavramları, insani ve vicdani değerleri tahrif ve tahrip eden bu din istismarcısı terör örgütü hem İslam dini için hem de yeryüzündeki bütün Müslüman varlığı için küresel bir tehdit ve musibettir. Elebaşılığını Fetullah Gülen’in yaptığı bu karanlık örgüt, küresel şer odaklarının desteğiyle, din hizmeti kisvesine bürünerek hain faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadır. Bugün özellikle Müslüman azınlıkları hedef kitle olarak seçen FETÖ terör örgütüne karşı dikkatli ve duyarlı olunmalı, propagandalarına asla itibar edilmemelidir. Bu konuda, bütün Müslümanların da bilinçli ve özverili biçimde işbirliği yapmaları ve mücadeleye devam etmeleri önemlidir.</p>
<p>17- Özellikle İslam coğrafyalarında ortaya çıkan ve İslam’ın muazzez kavramlarını istismar ederek şiddet ve terör uygulayan <strong>DEAŞ, Boko Haram, eş-Şebab</strong> ve benzeri örgütlerin arkasında <strong>kirli çıkar ilişkileri</strong>nin olduğu aşikârdır. Güç ve iktidar savaşlarının, sinsi küresel projelerin ürettiği bu kukla terör yapıları, şehirleri harabeye çevirmekte, İslam medeniyetinin tarihî, kültürel, estetik ve mimarî mirasını da yok etmektedir. İslam diyarlarına kan ve gözyaşından başka bir şey getirmeyen ve sürekli Müslümanları katleden söz konusu terör örgütleri, özellikle işgal coğrafyalarının, göçmen veya azınlık kitlelerinin <strong>gençlerini kandırmakta</strong> ve hain emellerine alet etmektedir. Bütün Müslümanların, gençlerin taşeron terör örgütlerinin eline düşüp heba olmaması için işbirliği içinde çalışmaları hayati bir sorumluluktur. Bu bağlamda, İslam’ın hak, hakikat, rahmet ve merhamet ilkeleri, medeniyetimizin ilim, hikmet, ahlak, hukuk mefkûresi yeni nesillere iyi anlatılmalı ve öğretilmelidir.</p>
<p><strong>Sorunlarımızı Araştıracak Bir Merkez Kurabilmek</strong></p>
<p>18- Dünyadaki İslam toplumlarının ayrılmaz bir parçası olan Müslüman azınlıkların, <strong>ümmet bilinci</strong>, kardeşlik ahlakı ve hukuku gereği sürekli <strong>iletişim</strong> halinde olmaları ve <strong>birlik</strong> beraberlik içinde hareket etmeleri, sorunlar ve ihtiyaçlara yönelik <strong>işbirliği</strong> yapmaları ve ortak çalışmalar geliştirmeleri oldukça önemlidir. Bu bağlamda özellikle din eğitimi, dinî yayınlar ve din hizmetleri alanlarında yapılan tecrübe paylaşımı ve ortak çalışmalar daha güçlü ve kapsamlı hale getirilmeli ve kurumsallaştırılmalıdır.</p>
<p>19- Müslüman azınlıkların bulundukları toplum içerisinde temel hak ve özgürlükleriyle var olmalarının, yaşadıkları ülke ve dünyaya olumlu katkılar sunmalarının, <strong>nitelikli insan</strong> varlığı ile mümkün olduğu açıktır. Nitelikli insan gücünün ise, etkili ve kaliteli bir eğitimle sağlanacağı muhakkaktır. Bu anlamda, Müslüman topluluklar, özellikle eğitim ve kültür alanındaki işbirliğini güçlendirecek yeni adımlar atmalı, daha iyi ve huzurlu bir hayatın ve dünyanın inşasına katkı sunacak uluslararası eğitim müesseseleri ve <strong>araştırma merkezleri</strong> kurmalıdırlar. Ayrıca bu müesseseler, Müslüman azınlıkların temel <strong>sorunlarının ve çözümlerinin tespiti</strong> sadedinde çalışmalar, analizler yapan, ilmî-edebî yayınlar, projeler, stratejiler üreten ve geliştiren birer merkez olmalıdır.</p>
<p>Bu çerçevede, yukarıda işaret edilen alanlarda çalışmalar yapmak üzere Ankara’da Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “<strong>Uluslararası Müslüman Topluluklarla Dayanışma Vakfı (MÜSDAV)</strong>” kurulmuştur. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Zirve toplantısını tertip eden Diyanet İşleri Başkanlığı yönetici ve çalışanlarına, en yüksek düzeyde tam katılım gösteren Türkiye Devleti’nin tepe yönetimine, mazlum coğrafyaların temsilcilerine ve emeği geçen tüm insanlara yürekten teşekkürü borç bilir, MÜSDAV’ı Müslüman azınlıkların derdine derman olacak çalışmalara muvaffak etmesini Yüce Allah’tan niyaz ederim.</p>
<p>Yeryüzünün neredeyse tamamına yayılmış olan Müslümanların, lüzumsuz tefrika ve tarafgirliklerden kurtularak; “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71) ilâhi buyruğuna muvafık davranacak bir bilinç düzeyine erişmesi duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>http://www.<strong>gov.tr</strong>/tr-TR/Kurumsal/Detay/11480, 16.04.2018.</li>
<li>https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/92171/<strong>bati-islam-karsitligi-uzerinden-kendi-ideolojisini-tahkim-etmek-istiyor</strong>.html, 16.04.2018.</li>
<li>http://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/11482/<strong>gecmis-ve-gelecek-perspektifinde-azinlik-muslumanlar-paneli-yapildi</strong>, 16.04.2018.</li>
<li>https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/11489/<strong>dunya-musluman-azinliklar-zirvesi-sonuc-bildirgesi</strong>nin-okunmasiyla-sona-erdi, 19.04.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/musluman-azinliklarin-dertlerine-derman-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAK VE ADALET MERKEZLİ YENİ BİR DÜNYA KURABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 12:25:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL DÜZEN]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[ARZ-I MEV’UD]]></category>
		<category><![CDATA[BALFOUR DEKLARASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[BANGSMORO İSLAM TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER (BM)]]></category>
		<category><![CDATA[BÖLÜNMÜŞLÜK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 (DEVELOPING-8)]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞAL KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (ESAM)]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[GELİR DAĞILIMI ADALETSİZLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GERİ KALMIŞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KEŞMİR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR EMPERYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRESEL KRİZLER]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET RECAİ KUTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Millî Görüş]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[NATO]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[SİYONİST KONGRE]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[YALTA KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=651</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103). İslam âleminin özellikle son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p>İslam âleminin özellikle son iki asırda yüzyüze kaldığı ziyadesiyle yoğun ve çok katmanlı sorunlar tahlil edilip çıkış yolu arandığında, hem sebebin hem de çözümün aynı noktada buluştuğu görülmektedir. Farklı tür ve boyutlarıyla tefrikanın zayıf düşürdüğü Ümmet-i Muhammed’in mevcut perişan vaziyetinden kurtulması için öncelikle <strong>ittihad</strong> (birlik ve beraberlik) için gereken şartları sağlaması gerekmektedir. Bu meyanda İslam âleminin farklı bölgelerinde çeşitli zamanlarda ulema, mütefekkir ve teşekküller birliğin nasıl oluşturulacağını araştırmış olup bu amaca yönelik çabalar günümüzde de devam etmektedir.</p>
<p>Ülkemiz başta olmak üzere bölgemizin ve dünyamızın sorunlarına kendi değerler sistemimizi esas alan çözüm önerileri sunabilmek için Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN’ın öncülüğünde bir grup teknokrat, ilim adamı, siyasetçi ve iş adamının 1969 yılında kurmuş olduğu Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (<strong>ESAM</strong>) (<strong>1</strong>), kırk yıla yaklaşan faaliyet tarihi boyunca Adil Düzen, D-8 (Developing-8), Müslüman Topluluklar Birliği gibi büyük çaplı projelere imza atmıştır. (<strong>2</strong>).</p>
<p>27 Şubat 2011 tarihinde vefat eden 54. Hükümet Başbakanı merhum Necmettin Erbakan Hocamızın 1969 yılında başlattığı ve dünyadaki hemen tüm ülkelerden Müslüman topluluk temsilcilerinin en üst düzeyde iştirak ettiği <strong>Müslüman Topluluklar Birliği</strong> toplantılarının (<strong>3</strong>) sonuncusu yoğun sıcak gündemde araya kaynadığından sonuç bildirgesini yeniden kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong></p>
<p>“Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği <strong>26. Uluslararası M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>man Topluluklar Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i Kongresi</strong> 14-15 Kasım 2017 tarihlerinde İstanbul’da yapıldı. Bu yıl 26.’sı gerçekleştirilen Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi, “<strong>K</strong><strong>ü</strong><strong>resel Krizler, </strong><strong>İ</strong><strong>slam D</strong><strong>ü</strong><strong>nyası ve Batı</strong>’ teması ile gerçekleştirildi.</p>
<p>İslam dünyasından <strong>81 </strong><strong>ü</strong><strong>lkeden 172 katılımcı</strong>nın iştirakiyle gerçekleştirilen kongrede, dünyada insanlığın geleceğini tehdit eden küresel krizler, söz konusu krizlerin nedenleri, krizlerin İslam dünyasına etkileri ve mevcut krizlere ilişkin çözüm önerileri ile ilgili müzakereler gerçekleştirildi. Yapılan müzakereler ve sunumlar neticesinde ortaya çıkan tespit ve öneriler, toplantının sonuç bildirgesi çerçevesinde aşağıda maddeler halinde ifade edilmiştir.</p>
<p><strong>I. Mevcut Küresel Krizler</strong></p>
<ol>
<li>Bugün dünyanın dört bir yanında özellikle de İslam coğrafyasında yaşanan <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> sonucunda <u>milyonlarca insan </u><strong><u>hayatını kaybetmekte</u></strong>, mülteci durumuna düşmektedir. Bugün hâlihazırda <u>65 milyon insan </u><strong><u>m</u></strong><strong><u>ü</u></strong><strong><u>lteci</u></strong> durumundadır. <strong>250 milyon </strong><strong>ç</strong><strong>ocuk</strong> savaş ve çatışma ortamının içinde bulunmaktadır. Son 10 yılda <u>2,5 milyondan fazla </u><u>ç</u><u>ocuk</u> bu çatışmalarda hayatını kaybetmiştir.</li>
<li><strong>Söm</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong> esasına dayalı mevcut iktisadi sistem sürekli olarak küresel bazda finansal ve <strong>ekonomik krizler</strong>e neden olmaktadır. İnsanlığı olumsuz etkileyen, ülkelerin ekonomik iflasına neden olan, krizler doğuran <u>mevcut iktisadi sistem</u> sürdürülebilir değildir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistemde çok büyük <strong>gelir da</strong><strong>ğ</strong><strong>ılımı adaletsizli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> söz konusudur. Zira dünyanın en zengin <u>y</u><u>ü</u><u>zde bir</u>lik kesiminin serveti, geri kalan <u>y</u><u>ü</u><u>zde 99</u>’luk kesimin servetinin toplamına <u>e</u><u>ş</u><u>it</u> Dünyanın en zengin <u>62 ki</u><u>ş</u><u>i</u>sinin varlıkları son 5 yılda 500 milyar dolardan <u>1,76 trilyon dolar</u>a çıkmış durumdadır. Buna karşın 1,5 milyara yakın insan <strong>g</strong><strong>ü</strong><strong>nl</strong><strong>ü</strong><strong>k 1 doların altında</strong> bir kazançla hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. İnsanlığın saadeti için bu gelir dağılımı adaletsizliğinin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir.</li>
<li>Hâlihazırda dünyada milyonlarca insan <strong>gıda ve i</strong><strong>ç</strong><strong>ecek su</strong> bulamamaktan dolayı ağır hastalıklar ve <strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>m riski</strong> ile karşı karşıya kalmaktadır. Yapılan çalışmalar önümüzdeki birkaç yıldan itibaren küresel anlamda daha büyük çaplı içilebilir su ve temiz gıda krizinin ortaya çıkacağına işaret etmektedir.</li>
<li>Ayrıca nesilleri ifsat eden <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu, alkol, e</u><u>ş</u><u>cinsellik</u> ve benzeri ahlaki ve <strong>toplumsal hastalıklar</strong> yaygınlaştırılmaktadır. Yayınlanan raporlara göre, dünyada <u>uyu</u><u>ş</u><u>turucu</u> sorunu olan insan sayısı <u>250 milyo</u>nu aşmıştır.</li>
</ol>
<p><strong> II. </strong><strong>Mevcut Krizlerin Nedenleri</strong></p>
<ol start="6">
<li>Bugün insanlığı tehdit eden krizlerin temeli İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen <u>Yalta Konferansı</u> sonucunda kurulan <strong>Yeni D</strong><strong>ü</strong><strong>nya D</strong><strong>ü</strong><strong>zeni</strong>’ne dayanmaktadır.</li>
<li>İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra küresel sorunların çözümüne yönelik olarak oluşturulduğu ifade edilen kurumlar (Birleşmiş Milletler, NATO, IMF vb.), kuruluş esasları ve uygulamaları bakımından <strong>kuvveti </strong><strong>ü</strong><strong>st</strong><strong>ü</strong><strong>n tutan</strong> bir zihniyeti temel aldıkları için <u>sorunları </u><u>çö</u><u>zmek bir yana daha da derinle</u><u>ş</u><u>mesine</u> neden olmuştur.</li>
<li>Son 300 yıldır maddi gücü elinde bulunduran Batı Medeniyeti maddi menfaatlerini gerekçe göstererek <strong>sava</strong><strong>ş</strong><strong>lar</strong> başlatmakta, <strong>i</strong><strong>ş</strong><strong>galler</strong> gerçekleştirmekte ve çatışmaları körüklemektedir. Bugün yaşanan savaşların ve çatışmaların nedenleri araştırılırsa temel nedenin <strong>Batı’nın menfaat</strong> <strong>anlayı</strong><strong>ş</strong><strong>ı</strong> olduğu görülecektir. Aynı şekilde <strong>Siyonist</strong> anlayış <u>Arz-ı Mev’ud</u> hedefini gerçekleştirmek için her türlü savaş, işgal ve katliamı meşru görmektedir.</li>
<li>Bugün savaş, çatışma ve krizlerin genel anlamda İslam dünyasını <strong>hedef</strong> almasının temel nedeni Siyonizm ve Batı’nın menfaatlerini elde etme ve hedeflerini gerçekleştirme konusunda <u>en b</u><u>ü</u><u>y</u><u>ü</u><u>k engel olarak İ</u><u>slam’ı ve M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manları g</u><u>ö</u><u>rmeleridir.</u></li>
<li>Bugün Ortadoğu’da yaşanan sorunların temeli 100 yıl önce İngiltere tarafından ilan edilen ve daha sonra ABD, Fransa ve İtalya tarafından desteklenen Balfour Deklarasyonu’na dayanmaktadır. <strong>Balfour Deklarasyonu</strong>, 1897 yılında yapılan Siyonist Kongre’de alınan kararların siyasi zemine taşınmasını sağlamıştır. Bu deklarasyon ile başlayan süreç, İsrail’in İslam coğrafyasının kalbine hançer gibi saplanması ile sonuçlanmış ve o günden sonra Ortadoğu’da hiçbir zaman huzur ortamı sağlanamamıştır.</li>
<li>Askerî işgallerin ağır maliyetleri nedeniyle İslam ülkeleri işgal yerine mezhepsel, ırksal ve siyasi ayrılıkları körüklenerek <strong>birbirine d</strong><strong>üşü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>lmektedir.</strong> <u>Son 30 yılda</u> öldürülen Müslümanların çok büyük bir bölümü Müslümanların kendi aralarında yaşadığı çatışmalar ve Batı tarafından finanse edilen örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir.</li>
<li><strong> Batı</strong>, İslamofobiyi artırmak ve işgale zemin hazırlamak üzere <strong>ter</strong><strong>ö</strong><strong>r yapılarını desteklemektedir.</strong> Bu türde örgütlerin Batı tarafından finanse edildiğini gösteren çok sayıda delil ve bilgi mevcuttur.</li>
<li>İslam ülkelerine yönelik saldırılar sadece işgalle kalmamış, <strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>r emperyalizmi</strong> ile değerlerinden koparılmış, ümmetin ve insanlığın sorunlarına <u>duyarsız nesiller</u>in yetişmesine sebep olmuştur. Bu durum İslam ümmetinin ayağa kalkmasının önündeki en büyük engellerden birini teşkil etmektedir.</li>
<li>Batı’nın İslam ve Müslümanlar aleyhine çalışmalar yürüttüğü muhakkaktır. Ancak Müslümanlar olarak bizlerin de <strong>b</strong><strong>ü</strong><strong>y</strong><strong>ü</strong><strong>k hatalarımız</strong> vardır. Müslümanların mezheplere, meşreplere, ırklara, coğrafyalara mensubiyeti <u>İ</u><u>slam’a mensubiyetin </u><u>ö</u><u>n</u><u>ü</u><u>ne geçirmeleri</u>, kendileri gibi olmayanları <strong>tekfir</strong> etmeleri, tekfir ettikleri kardeşleriyle savaşmaları, Allah’ın (cc) emrettiği İ<u>slam Birli</u><u>ğ</u><u>i’nin olu</u><u>ş</u><u>masına engel</u> olmuştur. Birlik olacak şekilde irade ortaya konulamaması Müslümanların gücünün bölünmesine ve küresel <strong>s</strong><strong>ö</strong><strong>m</strong><strong>ü</strong><strong>r</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong>n hedefi</strong> olmaları sonucunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır.</li>
<li>Müslümanlar sadece <strong>b</strong><strong>ö</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>nm</strong><strong>üş</strong><strong>l</strong><strong>ü</strong><strong>k </strong>sorunu ile değil <strong>geri kalmı</strong><strong>ş</strong><strong>lık</strong> sorunu ile de karşı karşıyadır. Müslümanların içerisine sürüklendiği <u>atalet ve tembellik</u> İslam dünyasının mevcut potansiyelinin değerlendirilememesine, İslam ülkelerinin ekonomik açıdan geri kalmışlığına neden olmuştur. Müslüman ülkelerin kendileri tarafından kullanılmayan ekonomik <u>potansiyelleri</u> ülke yönetimlerinin hataları sebebiyle Batı tarafından <u>s</u><u>ö</u><u>m</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>lmektedir</u>.</li>
<li>Müslümanların İslam inancının gereklerini hayatlarına <strong>tatbik</strong> <u>etmemeleri</u> İslam coğrafyasının insan hakları, adalet, temel hak ve özgürlükler gibi konular bakımından da <u>geri kalmı</u><u>ş</u><u>lı</u><u>ğ</u><u>ına</u> neden olmuştur.</li>
</ol>
<p><strong>III. Küresel Sorunlara </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Ç</strong><strong>ö</strong><strong>z</strong><strong>ü</strong><strong>m </strong><strong>Ö</strong><strong>nerileri </strong></p>
<ol>
<li>Müslümanlar bir an evvel şahsi, etnik ve mezhebî <strong>ihtiraslardan kurtulmalı</strong>, bölgesel taassuplardan arınıp bir araya gelmelidir.</li>
<li><strong>İslam Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> tesis edilmelidir. <u>a) İslam </u><u>Ü</u><u>lkeleri Birleşmi</u><u>ş</u><u> Milletler Te</u><u>ş</u><u>kilatı</u> kurulmalıdır. Bu çerçevede <strong>D-8 </strong>bütün İslam ülkelerini kapsayacak şekilde geniş b) İslam Ülkeleri <u>Ekonomik </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. c) İslam Ülkeleri <u>Ortak Para Birimi</u> oluşturulmalıdır. d) İslam Ülkeleri <u>Savunma </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır. e) İslam Ülkeleri <u>Bilim ve K</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>r </u><u>İş</u><u>birli</u><u>ğ</u><u>i</u> Teşkilatı kurulmalıdır.</li>
<li>Gelinen noktada <strong>ekonomik ve teknolojik kalkınma</strong>, her İslâm ülkesinin en öncelikli meselesi olmalıdır. Ekonomik, teknolojik, siyasi ve askerî alanlarda <u>ortak ve gü</u><u>ç</u><u>l</u><u>ü</u><u> m</u><u>ü</u><u>esseseler</u> oluşturulmalıdır. İslam ülkeleri dünyanın <strong>en zengin do</strong><strong>ğ</strong><strong>al kaynaklar</strong>ına sahiptir. Bu kaynaklardan cüzi bir kısmı, ülkelerimizin sanayileşmesine, teknolojik ilerlemesine, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine ayırılırsa çok hızlı bir kalkınma gerçekleştirilebilir.</li>
<li>Mevcut iktisadi sistem sömürüye dayanmaktadır ve miadını doldurmuştur. Mevcut sistemin yerine İslam’ın İktisadi esaslarına dayalı, <strong>faizsiz yeni bir adil sistem</strong>inin uygulamaya konulması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Bu amaca yönelik olarak üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin, kamuda görev yapan bürokratların ve uzmanların <strong>adil ekonomik d</strong><strong>ü</strong><strong>zen</strong>in gereksinimleri, esasları ve işleyişi üzerine çalışmalar yapması teşvik edilmelidir.</li>
<li>Nesillerin ifsadının önüne geçmek ve insanlığı içine sürüklendiği büyük buhrandan kurtarmak amacıyla kadın, <strong>aile</strong> <strong>ve gen</strong><strong>ç</strong><strong>li</strong><strong>ğ</strong><strong>in korunması</strong>na yönelik uluslararası teşkilatların oluşturulması, <u>planlı ve kararlı bir çalı</u><u>ş</u><u>ma y</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u>tülmesi</u> çok büyük önem ifade etmektedir.</li>
</ol>
<p><strong>IV. İslam Co</strong><strong>ğ</strong><strong>rafyasındaki Sorunlu B</strong><strong>ö</strong><strong>lgelere </strong><strong>İ</strong><strong>li</strong><strong>ş</strong><strong>kin Tespit ve </strong><strong>Ö</strong><strong>neriler</strong></p>
<ol>
<li>İslam ülkeleri, başta Suriye, Irak, Libya, Yemen, Mısır olmak üzere kendi içinde ihtilaf bulunan bölgelerde yaşanan <u>kriz ve çatı</u><u>ş</u><u>maların ortadan kaldırılmasına y</u><u>ö</u><u>nelik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapılması ve sorunların ortadan kaldırılması için <strong>ortak bir irade</strong> ortaya koyarak sorumluluk almalıdır.</li>
<li>Balfour Deklarasyonu ile başlayan sürecin sonunda kurulan işgalci <strong>İ</strong><strong>srail</strong> devleti işgal ettiği Filistin topraklarında hukuksuz yerleşim politikalarını sürdürmekte ve Filistinli Müslümanlara yönelik <strong>ş</strong><strong>iddet politikası</strong>nı her geçen gün dozunu artırarak devam ettirmektedir. İşgalci İsrail devleti aynı zamanda Kudüs’ü başkent ilan etmekte ve Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’yı tahrip etmeyi de sürdürmektedir. İslam ülkelerinin İsrail’in hukuksuz ve insanlık dışı uygulamalarını sonlandırması, Kudüs’ü başkent ilan etme çabasından vazgeçmesi için <strong>uluslararası baskı</strong> oluşturması gereklidir.</li>
<li>Hindistan devleti <strong>Keşmir</strong>’de, Myanmar hükümeti <strong>Arakan</strong>’da Müslümanlara karşı sürekli ve <u>sistematik bir </u><u>ş</u><u>iddet</u> uygulamaktadır. Müslümanlara yönelik olarak uygulanan şiddeti lanetliyor ve İslam âlemini bu konularda daha <strong>duyarlı</strong> olmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Ayrıca İslam dünyası <strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>u T</strong><strong>ü</strong><strong>rkistan</strong>’da Çin yönetiminin Müslümanlara yönelik uyguladığı asimilasyon politikaları ve inançlarını yaşama noktasında yaptığı baskılar konusunda da daha duyarlı olmalıdır. İslam ülkeleri, Çin yönetimi ile Müslümanların inançlarını yaşama hakkını tanıması konusunda <u>diplomatik m</u><u>ü</u><u>zakereler</u> yapmalıdır.</li>
<li>Filipinler’de <strong>Bangsmoro</strong> <strong>İ</strong><strong>slam Toplumu</strong> ile hükümet arasında anlaşma imzalanmasına rağmen anlaşmanın gerekleri yerine getirilmemektedir. ABD ve Batı destekli terör örgütleri ülkedeki Müslüman gençleri kandırarak saflarına çekmektedir. Bu durum hem çatışmaları artırmakta hem de Müslümanları zor duruma düşürmektedir.</li>
<li>İslam ülkeleri yöneticilerini, Müslümanların karşı karşıya oldukları <u>ş</u><u>iddet, ayrımcılık ve baskılar</u>ın ortadan kaldırılması için <strong>uluslararası farkındalık</strong> oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapmaya davet ediyoruz.</li>
<li>Müslüman ülkelerde başta sendikal yapılar olmak üzere <strong>sivil toplum kuruluşlarının g</strong><strong>üç</strong><strong>lendirilmesi</strong>, temel insan hakları, adalet ve sosyal konularda yaşanan sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır. Bu nedenle İslam ülkelerinde başarılı olan sivil toplum kuruluşları desteklenerek İslam dünyasına örnek teşkil etmesi sağlanabilir.</li>
</ol>
<p>26. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi bugün dünyada yaşanan krizlerin çözümü için <strong>“Hak ve Adalet Merkezli Yeni Bir D</strong><strong>ü</strong><strong>nya”</strong>nın kurulmasının gerekli olduğunu ifade etmektedir. İnsanlığın bugün içerisinde bulunduğu buhranlardan kurtulması gerektiğine inanan herkesi bu amaç uğruna çalışmaya davet ediyoruz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Açış konuşmasında İslam’ın terörle asla bağdaşmayacağını, dünya barışı için tehdit değil, bilakis teminat olduğunu belirterek, “Barış ve Hakk’a teslim olmak anlamına gelen İslam, nereye ulaşmış ise oraya barış götürmüştür. İslamofobi, Batı dünyasının bilinçaltında Haçlı Seferleri’nden kalma İslam korkusunun güncelleştirilmiş bir yansımasıdır.” diyen ESAM Genel Başkanı Mehmet Recai <strong>Kutan</strong> başta olmak üzere kongreye emeği geçen yöneticilere, gönüllülere, konuşmacılara, dünyanın dört bir yanından gelen tüm katılımcılara şükranlarımı arz ediyorum. Rabbimiz bu samimi çabalarının tesirini halkeylesin. (<strong>5</strong>).</p>
<p>Yazımızı “İslam Birliği”ni tesis etmek Müslümanların keyfî tercihine kalmış bir mesele değildir. Muttaki ulema önderliğinde ve iman kardeşliği temelinde sağlam ve kuşatıcı bir birliğin tesis edilmesinin kaçınılmaz bir vecibe olduğunu, bu vecibenin ihmali durumunda dünyada ve ukbâda yaptırımı olduğunu hatırlatarak sonlandıralım:</p>
<p>“… Erdemi ve takvayı (sorumluluk bilincini) geliştirmede <strong>birbirinizle yardımlaşın</strong>, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” (Mâide, 5:2).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://www.<strong>esam</strong>.org.tr/<strong>tarihce</strong>_k36.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>misyon</strong>_k35.html</li>
<li>http://www.esam.org.tr/<strong>mtb</strong>_k51.html</li>
<li>ESAM; “<strong> Uluslararası MTB Kongresi Sonuç Bildirgesi</strong>”, http://www.esamistanbul.org/haberler/335, 26.11.2017.</li>
<li>https://aa.com.tr/tr/turkiye/esam-genel-baskani-kutan-<strong>islam-dunya-barisi-icin-tehdit-degil-teminattir</strong>/964819, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1420807/musluman-liderler-toplantisi-basliyor, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.star.com.tr/yerel-haberler/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi-166243/, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.haberler.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-10239277-haberi/, 14.11.2017.</li>
<li>http://www.dunyabulteni.net/gunun-haberleri/411608/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-777410, 14.11.2017.</li>
<li>https://www.timeturk.com/26-uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongresi/haber-778561, 15.11.2017.</li>
<li>http://www.islamianaliz.com/haber/uluslararasi-musluman-topluluklar-birligi-kongre-sonuc-bildirgesi-yeni-dunya-duzenini-muslumanlar-kuracak-60187#sthash.9CIVUbBb.dpbs, 16.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hak-adalet-merkezli-yeni-bir-dunya-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİNİN BİLGİ ZEMİNİNİ OLUŞTURABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 09:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:103]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:105]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[ASDER]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik savaş]]></category>
		<category><![CDATA[ASSAM]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Teşkilâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Cebel-i Tarık]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:63]]></category>
		<category><![CDATA[fasit]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Haşhaşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hint Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Coğrafyası]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ülkeleri Konfederasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Ülkeleri Parlamentosu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul boğazları]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul WOW Kongre Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Külünk]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MısırTunus]]></category>
		<category><![CDATA[Müddessir 74:37]]></category>
		<category><![CDATA[Mülk 67:2]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ali Karadaği]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Süveyş Kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[vekalet savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=588</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.” (Âl-i İmran 3:105). “Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:105).</p>
<p>“<em>Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû</em>…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).</p>
<p>“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a güvenip inanırsınız. Eğer kitap ehli de güvenip inansaydı, haklarında hayırlı olurdu. Onlardan (Allah’a) güvenip inananlar varsa da çoğunluğu yoldan çıkmıştır.” (Âl-i İmran 3:110).</p>
<p>“(O inanmış kimseler ki) kalplerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların kalplerini birbirine ısındırıp kaynaştıramazdın, ama Allah onları bir araya getirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:63).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliğini Tesis Edebilmek İçin Nitelikli Çabalar Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<p>Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASSAM) Derneği, 2023’e kadar kesintisiz olarak her yıl bir “Uluslararası İslam Birliği Kongresi” düzenleme kararı alarak bunun ilkini de <strong>23 Kasım 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdi. İslam ülkeleri başta olmak üzere dünya siyasetinin önemli güncel sorunlarına ilişkin akademik ve siyasal tespitler yapma ve karar vericilere çözüm önerileri sunma amacını güden “Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri”nin ana konuları; “yönetim şekil ve organları, ekonomik işbirliği, savunma sanayi, ortak savunma sistemi, müşterek dış politika, müşterek adalet sistemi ve ortak güvenlik sistemi” şeklinde tespit edilmiştir.</p>
<p>İslam ülkelerinin bir irade altında toplanması için gereken müesseseler ile tâbi olacakları mevzuatın bir hareket tarzı olarak ortaya çıkarılmasını hedefleyen İslam Birliği Kongrelerinin birincisi, “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla 23 Kasım 2017 tarihinde İstanbul WOW Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Halkı Müslüman ülkelerin ortak irade altında toplanabilmeleri için geçmişten günümüze yönetim şekillerini inceleyerek İslam Birliği yönetim şeklinin nasıl olabileceğini istişare etmek üzere toplanan “Birinci Uluslararası İslam Birliği Kongresi”nde yaptığı açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve ASSAM Başkan Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, detaylı bir sunu eşliğinde İslam Coğrafyası’nın mevcut durumunu özetleyerek çözüm önerilerini dile getirdi:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlk Adımda Durumun Net Bir Fotoğrafını Çekebilmek </strong></p>
<p>“Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na üye 193 devletin 60’ına (üye sayısının %31’i), 7,145 milyarlık dünya nüfusunun 1,6 milyarına (dünya nüfusunun %22,5’u), 150 milyon Km<sup>2</sup> olan dünya karalarının 19 milyon Km<sup>2</sup>’sine (dünya karalarının %12,8’i) sahip olan 60 İslâm Ülkesini bünyesinde barındıran İslâm Coğrafyası, kendi aralarındaki sınırlar yok sayıldığında oluşturdukları blok ile;</p>
<ol>
<li>Dünya adası olarak bilinen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının merkezinde bulunan;</li>
<li>Dünyanın en büyük iç denizi konumundaki Akdeniz, Kızıl Deniz ve Karadeniz’in giriş kapıları sayılan Cebel-i Tarık, Babu’l-Mendeb, Çanakkale ve İstanbul boğazları ve Süveyş Kanalı’nı kontrol eden;</li>
<li>Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi’ne kıyıları olan;</li>
<li>Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına, Avrupa Birliği, Rusya, Hindistan, Çin gibi süper güç sayılan dünyanın büyük devletlerine kara ve denizden, Amerika Birleşik Devletleri’ne denizden sınır komşusu olan;</li>
<li>Dünya kara, hava ve deniz ulaşım yollarının alternatifsiz merkezi olma imkânına sahip bulunan;</li>
<li>Dünya petrol rezervlerinin %55,5’ine, üretiminin %45,6’sına, doğalgaz rezervlerinin %64,1’ine, üretiminin %33’üne, sahip olan;</li>
<li>Jeopolitik konumu, ortak medeniyet değerleri ve tarihî birikimi ile imkân, gayret ve hedeflerini birleştirerek geleceğin süper gücü olmaya namzet potansiyel bir güce sahip bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p>Egemen olması gerektiği coğrafyasında İslâm Dünyası, her bir İslam Ülkesinin üniter yapılarının içindeki etnik ve mezhepsel farklılığa sahip unsurlarının birbirleri ile savaştırıldığı, ilan edilmemiş, gizli, sinsi, kirli ve asimetrik Üçüncü Dünya Savaşının alanı haline getirilmiştir.</p>
<p>Sahip olduğu avantajlara rağmen İslam ülkeleri, emperyalist batı devletlerinin müdahaleleri ile büyük bir <strong>kargaşa</strong> içine düşmüştür. Bu kargaşanın sonucu olarak İslam coğrafyasında büyük acılar ve yıkımlar yaşanmaktadır. Milyonlarca Müslüman evlerini, yurtlarını terk etmek veya ölmek arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadır. Göç yollarında binlerce Müslüman çeşitli şekillerde ölmekte, göç etmeyi başaranlar ise yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm bırakılmaktadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 2016 verilerine göre sadece <strong>5 milyon</strong> Suriye vatandaşı göç etmiştir. Kayıt altına alınamayan mültecilerle bu rakam daha da yükselmektedir <strong>Suriyeli mülteci</strong>ler, Türkiye (2.749.140), Irak (249.726), Ürdün (629.128), Mısır (132.275), Lübnan (1.172.753) ve Kuzey Afrika’da diğer yerlere göç etmiştir. Bu rakamların dışında yoğun bir şekilde Avrupa’ya göç girişimleri olmakta ve büyük bir kısmı Akdeniz’de yaşamlarını yitirmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen Avrupa’ya yapılan sığınmacı başvuru sayısı 270.000’den fazla olmuştur.</p>
<p>Üçüncü Dünya Savaşı İslam Ülkelerine karşı ilan edilmemiş bir savaş olarak sürdürülmektedir. Osmanlı’nın yıkılmasından sonra yönetimsiz kalan Müslümanlar küçük devletler kurarak varlıklarını devam ettirmeye çalışmış, ancak birlik ve beraberliğini kaybettiklerinden küresel güçler için kolay lokma haline gelmişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Bağımsız Devletler Topluluğu İslam Coğrafyasını ele geçirmek için İslam Ülkelerinde, kontrol ettikleri <strong>terör örgütleri</strong> vasıtasıyla vekalet savaşları (asimetrik savaş) yürüterek otorite tesis etmeyi amaçlamaktadır…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Hastalıklarımızla Yüzleşmek ve Vahdetin Yasasını Keşfetmek</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan; ümmetin en büyük problemi olan <strong>yalan</strong> hastalığından kurtulursak, “ittifak edelim” derken bile ihtilaf etmeye kadar varan parçalanmışlığımıza bir son verebilirsek, martının kuyruğu suya değdi-değmedi mesabesinde kalan anlamsız kavgalarımızı geride bırakabilirsek önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmak için gereken altyapıya sahip olduğumuzun altını çizdi.</p>
<p>Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi dönemi bakanlarından Dr. Salah Bey; İslami köklerimizi, varlığımızı, beşerî ve tabii zenginliklerimizi hedef alan çok boyutlu saldırılarla karşı karşıya bulunduğumuzu, bazı Arap devletlerinin “<em>vasatiyye ve tecdid</em>: ortayol ve yenilenme” imamı Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi’yi bile teröristler listesine yazabildiğini, ortalığı nifakın kapladığını, mesela Mısır’da halkının aleyhine çalışan bir darbeci hükümetin işbaşında olduğunu anlattıktan sonra vahdetin İslam şeriatinde bir vecibe, tefrikanın da nankörlük ve haram olduğunu hatırlattı. Zatında ve sıfatında Allah’ı bir ve tek kabul etmek anlamında inanmamız elzem olan tevhid gibi ümmetin tevhidine de inanmamız gerektiğinin altını çizen Dr. Salah, esasen bütün ihtilafların bu iki konu etrafında odaklandığını, gözümüzün önündeki başarılı örnekleri inceleyerek bu ihtilafların üstesinden gelebileceğimizi belirtti.</p>
<p>Avrupa’da da aynen bugün bizim aradığımız gibi yıllar önce yaşamış oldukları büyük kavim ve din savaşlardan sonra düşünürlerin çıkış için çare aradığını ve problemin kaynağını siyaset, eğitim, din alanlarında tespit ettiklerini, bizim de çözüm için öncelikli olarak bu üç alanı ıslah etme amacını güden projeler geliştirerek işe başlamamız gerektiğini, gelişme ve ilerlememizin bu sayede mümkün olacağını anlatan Dr. Salah, Japonya’nın 1946’da yeniden sıfırdan başladığını, doğruluk, vefa, çalışkanlık gibi değerleri sayesinde parçalanmışlıktan kurtulup ilerlediklerine vurgu yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Orta Yolun ve Dengenin Temsilcisi Olabilmek  </strong></p>
<p>Kongrenin önemli konuşmacılarından Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin Genel Sekreteri Prof.Dr. Ali Karadaği de tebliğinde şu hususları dile getirdi:</p>
<p>“Allah Rasulü toplumu ıslah etmiştir. Kimseyi yerine halef bırakmadığı gibi kimse için vasiyet de bırakmamış, yöneticilerini seçme işini ümmete bırakmıştır. Allah Rasulü raşid bir idare sistemi kurmuştu. Haram uygulamaları kaldırmıştı. Kur’an bize sürekli bir bir şekilde en iyi ve en özgün olanı ortaya koymamızı emretmektedir: “<em>Liyebluwekum eyyukum ahsenu amela</em>: hanginizin daha güzel iş ve eylemler ortaya koyacağını sınamak için…” (Mülk 67:2) ayet-i kerimesi en güzel işi ortaya koymayı hedeflememiz gerektiğini bize öğretmektedir. Hayatı inşa sanatı, savunma sanatı vb. tüm alanlarda en iyi ürün ve modeli ortaya koyan biz olmalıyız. Elbette öncelikle dinimizi en iyi anlayan biz olmalıyız. Bugün dünden, yarın bugünden daha iyi durumda olmayı hedeflemeliyiz. Durmaksızın ilerlemeliyiz. Zira Kur’an-ı Kerim şöyle demektedir: “<em>Limen şâe minkum en yeteqaddeme ew yeteahhar</em>: içinizden öne geçmeyi veya arkada kalmayı dileyen/seçen herkes için…” (Müddessir 74:37).</p>
<p>Akıl ve hikmet yöntemiyle, kitaba ve mizana uygun davranmalıyız. Vahdeti gerçekten istiyorsak <strong>feragat</strong> etmeden olmaz. Nureddin Zengi Kudüs’ün fethi hususunda çok acele ediyordu… Bu vesileyle bir kavramı da tashih etmek istiyorum. “Salîb; haç/lı savaşları” kavramı yanlış kullanılmaktadır. Zira bunlar din savaşı değildi, kitaplarımızda “Frenc savaşları” tamlaması kullanılmakta olup bu çok daha doğru bir kullanımdır. Salahuddin Zengi’ye şöyle cevap yazıyor: “Frenklerle savaşıp ümmeti kurtarmamız için önce ümmeti birleştirmemiz gerekiyor!”</p>
<p>Kendimizi, fıkıh ve hadis müktesebatımızı, kültür alanımızı, fikriyatımızı ıslah etmeliyiz. Amerikan ilerlemesinden de alabileceğimiz dersler var Türkiye ilerlemesinden de. Türkiye coğrafi açıdan aynı Türkiye, ama son 15 yılda özellikle askeri, toplumsal, ekonomik ve sanayi alanlarında belirgin şekilde ilerlemiştir. 80’li yıllarda Vatan caddesinde bir büro kiralamıştık, sularımız kesikti. Bugün maşaAllah Türkiye hem cemal hem de celal itibarıyla çok ilerlemiş durumda.</p>
<p>Arap baharı sürecinde Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Suriye itidal/denge fikrinde ittifak etmişti, halk barışçıl yöntemle değişimi istemişti. Ancak akbabalar bu fikri ve hareketi maalesef fena halde sömürdüler.</p>
<p>Kitap ile hikmet, kitap ile mizan arasında dengeyi kurabilmeliyiz. İnsan arzı imarla mükelleftir. Çünkü Allah Teâlâ; “<em>Huwe enşeekum mine’l-ardi westa’merakum fîha</em>: Sizi topraktan inşa eden ve size orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur.” (Hûd 11:61) buyurmuştur. İçtihad kurumunu yeniden işler hâle getirerek sorunlarımızı çözme ve İslam Birliği’ni birlikte tesis etme şerefini paylaşmalıyız…”</p>
<p>İstanbul Milletvekili Metin Külünk de; “Son ikiyüzyılda İslam dünyası hangi bilgiyi üretti? İnsanımız neden Batı’ya hicret ediyor? Yer altı kaynaklarımız nerede? Üç din nerede insanlık ile buluştu?” gibi sorularla başladığı konuşmasında her an yaşamakta olduğumuz fiziki yenilgi yanında asıl yenilgiyi akıl/düşünce alanında yaşadığımızı fark etmemiz gerektiğini anlattı. “Bilginin iktisadi güce, iktisadi gücün siyasi güce, siyasi gücün askerî güce dönüştüğünü neden görmüyoruz?” sorusunu yönelten Külünk, akıl yenilgisini anlayacak hikmeti üretemezsek çaresizlik içinde kıvranmaya devam edeceğimizi, dolayısıyla akıl teri döküp akıl galibiyetini elde etmek durumunda olduğumuzu belirtti. Akılda galibiyeti başarmak zorunda olduğumuzu, zira Allah azze ve cellenin bizi düşünmekle sorumlu tuttuğunu, defalarca “akletmez misiniz” buyurduğunu hatırlatan Külünk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yenilgiyi galibiyete dönüştürmek ve insanlık için yeniden sevgi, merhamet ve adalet üretmek için akletmeliyiz. İslam medeniyetinin yeniden inşası sorumluluğu bizim omuzlarımızdadır. Medeniyetin bin yıl sonra yeniden güncellendiği bir dönemdeyiz. Dün Haşhaşiler vardı, bugün Fetö, Daiş, Bokoharam gibi örgütler üzerinden İslam çökertilmek isteniyor. Akıl ile yeniden tarih yapıp tarih yazmalıyız. Dönem akıl içtihadı, akıl yenilenmesi vaktidir…”</p>
<p>Malezya’da görev yapan Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah; “Mevcut haliyle İslam ülkelerinin vahdet oluşturma kabiliyeti var mıdır?” sorusuyla başladığı konuşmasında siyaset, ekonomi, eğitim… hemen tüm alanlarda fesat durumu yaşandığını, servetin belli aile ve kişilerde biriktiğini anlatarak bu durum değişmedikçe İslam ülkelerinde birleşme ihtimalinin oldukça düşük olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>“Biz Mısır’da okurken, Sudan’da doğal kaynaklar, Libya’da ise para vardı, Mısır’ın da ortada bir ülke olarak bu iki imkânı organize edeceği söyleniyordu, biz yetişkin insanlar olduk ama böyle bir birlik göremedik. Çünkü fesatçılar ıslah için birleşmez, onlar ifsat için birleşir ancak!</p>
<p>İslam ülkelerinin ekonomik bir birlik kurabilmesi için; uygun bir taksimatla iş bölümü yapmaları, birliğin ilke ve çerçevesi ile aşamaları net bir şekilde ortaya koymaları, hükümet dışı ekonomik işbirliği girişimlerini teşvik etmeleri gerekmektedir. Çünkü Araplar başta olmak üzere İslam ülkeleri yönetimlerinin çoğu fesat/bozulma durumu yaşamaktadır. Adım atmak için sömürgecilerin yakamızı bırakmasını ya da fasit/bozguncu yöneticilerin kendiliğinden çekip gitmesini mi bekleyeceğiz? Karşılıklı ihtiyaç alanlarımıza uygun düşen yatırımlar yapmalıyız. Stratejilerimizi birleştirdikten sonra ekonomik birliği sağlayabiliriz…”</p>
<p>23 Kasım 2017 tarihinde ASSAM, Üsküdar Üniversitesi, ASDER ve İDSB işbirliğiyle İstanbul’da ilki “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla gerçekleştirilen İslam Birliği Kongrelerinin, “İslâm Ülkeleri Parlamentosu”nun teşkili ve her İslam ülkesinde yeni bir &#8220;İslam Birliği Bakanlığı&#8221; ihdas edilmesi yoluyla nihayetinde İslam Ülkeleri Konfederasyonu oluşturulmasına hizmet etmesi niyazıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html">http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html</a>, 23.11.2017.</li>
<li><a href="https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html">https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html</a>, 23.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAKLI ULEMÂYI KEŞFEDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2015 10:04:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1864]]></category>
		<category><![CDATA[1934]]></category>
		<category><![CDATA[35:28]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Emîrî]]></category>
		<category><![CDATA[ayetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Bahâîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[ed-Dirasâtu’l-Ulyâ]]></category>
		<category><![CDATA[el-Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Güneydoğu Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ibâdihi'l-ulemâ]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıyânîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kütüphaneler ve Arşiv Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Malik b. Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş Müftüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Muammer Kazzâfi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Rus-Kafkas savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Tebliğ Cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[Temurağa köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik el-Medeni]]></category>
		<category><![CDATA[Tûme]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen Eski Eserler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeydiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=200</guid>

					<description><![CDATA[“İnnemâ yahşallâhe min ‘ibâdihi’l-‘ulemâ’; Allah&#8217;a kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını) bilenler hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28). &#160; Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının dört bir yanında saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, Ümmet-i Muhammed’in ıslahı ve ihyası çabaları açısından pek mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır. Yazma kabiliyetlerinin hitabetleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“<em>İnnemâ yahşallâhe min ‘ibâdihi’l-‘ulemâ’</em>;<br />
Allah&#8217;a kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını)<br />
bilenler hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının dört bir yanında saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, Ümmet-i Muhammed’in ıslahı ve ihyası çabaları açısından pek mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır. Yazma kabiliyetlerinin hitabetleri kadar gelişmemiş olması, kendilerini ve fikirlerini yayacak organizasyonlara sahip olmamaları, medya araçlarına mesafeli durmaları gibi sebeplerden dolayı toplumda yeterince tanınmayan, fikirlerinden haberdar olunmayan, saklı bahçe gibi keşfedilmeyi büyük bir vakarla bekleyen ulemâ ve mütefekkirlerimiz hazine değerindeki müktesebatıyla dâr-ı bekâya intikal etmeden onları keşfetmeli, fikirlerini ve hatıralarını kayıt altına almalıyız.</p>
<blockquote><p>Saklı kalmış âlimlerimizi ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, ihya çabaları açısından son derece önemlidir.</p></blockquote>
<p>Bu meyanda bir farkındalık oluşmasına ve duyarlılık gelişmesine katkı yapmak maksadıyla, saklı bir âlim ve derin bir mütefekkire kendi anlatımları çerçevesinde dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna’nın İlim Yolculuğu </strong></p>
<blockquote><p>Fikri Tuna, “Sen büyük bir âlim olacaksın ve İslam’a hizmet edeceksin” diyerek küçük yaşta ilim aşkını kendisine aşılayan annesinin duasını gerçekleştirmek için uzun bir ilim yolculuğuna çıkmıştı.</p></blockquote>
<p>1864’te Rus-Kafkas savaşının elem verici bir mağlubiyetle neticelenmesi sebebiyle cennet misali güzel yurtlarından sürülerek Osmanlı Devleti’nin çeşitli vilâyetlerinde iskân edilen Çerkeslerden Tûme ailesinin çocuğu olarak 1934 yılında Maraş&#8217;ın Göksün ilçesine bağlı Temurağa köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu tefsir sohbetlerinin yapıldığı, kadın erkek herkesin okuma yazma bildiği kültür düzeyi yüksek bir köyde geçti.</p>
<p>“Sen büyük bir âlim olacaksın ve İslam’a hizmet edeceksin” diyerek küçük yaşta ilim aşkını kendisine aşılayan annesinin duasını gerçekleştirmek için uzun bir ilim yolculuğuna çıkan üstat Fikri Tuna, ilköğrenimi köyünde, ortaöğrenimi Halep’te tamamladı. 1957 yılında Kahire’ye giderek el-Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu. Bu bölümü dört yılda bitirerek Türkiye’ye dönen Fikri hoca, 1962 yılında KahramanMaraş müftüsü olarak tayin edildi. İki yıl boyunca il müftülüğü yanında İmam-Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmenliği de yapan Fikri Tuna, İslam’ın içtimai adalete dayanan iktisadi anlayışı üzerinde hassasiyetle durması sebebiyle, asla tasvip etmediği bir partiye mensup olmakla suçlandı. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı merkezine alındı ve bir süre Tetkik Kurulu Başkanı olarak hizmete devam etti. 1965’te Kırşehir Müftülüğüne atandı. Ancak üç yıl sonra istifa ederek Libya’ya gitti ve ihtisas eğitimi için ed-Dirasâtu’l-‘Ulyâ’nın Kelam ve Felsefe Bölümü’ne intisap etti.</p>
<p>Üstadın içtimai ruhu Şam’da uyanmıştı. Mustafa Sıbaî gibi üstatların sohbet ve konferanslarını izleyerek fikrî gelişimini orada başlatmıştı. Hiçbir zaman okuldaki dersleriyle yetinmeyen üstadın ilmî inkişafı daha ziyade binlerce kitabı mütalaa etme imkânı bulduğu Libya-Cağbub’da gerçekleşti. Zira orada kütüphane ve kumdan başka kendisini meşgul edecek hiç bir şey yoktu&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cezayir’de Eğitim ve Araştırma Faaliyetleri</strong></p>
<blockquote><p>Üstadın fikrî inkişafı Şam’da, ilmî inkişafı da binlerce kitabı mütalaa etme imkânı bulduğu Libya-Cağbub’da gerçekleşti.</p></blockquote>
<p>Albay Muammer Kazzâfî darbesini gerçekleştirip ed-Dirasâtu’l-‘Ulyâ’nın doktora kısmını lağv edince, Fikri Tuna doktora çalışmasını Sorbon Üniversitesi’nde tamamlamak niyetiyle Cezayir yoluyla Fransa’ya gitmek üzere yola çıktı. Cezayir onun için kahramanların yaşadığı bir ülkeydi. Ezher’de okurken bir taraftan da Mısır Radyosu’nda Türkçe servisinde spikerlik yaparken Mısır’da kurulan Cezayir Muvakkat Hükümeti’nin saygın üyeleriyle tanışma fırsatı bulmuş olan üstat, Malik b. Nebi, Tevfik el-Medeni, Ferhad Abbas gibi birçok önderle yakından tanışarak Cezayir konusunda geniş malumat sahibi olmuş ve Cezayir’in kahramanca tutumuna ve yiğitçe savaşına hayran kalmıştı. İşte bu yüzden, Fransa’ya giderken yolunu Cezayir’den geçirmeyi tercih etmişti.</p>
<p>Cezayir’e gittiğinde ilk ziyaret ettiği şahsiyet İslam dünyasının meşhur simalarından olan büyük mütefekkir Malik b. Nebi olmuştu. Malik b. Nebi, Fikri Tuna’nın Fransa’ya gitmesini pek uygun bulmamış, Cezayir’in kendisine ihtiyacı olduğunu, icap ederse yarıda kalan doktorasını Cezayir’de tamamlama imkânı bulabileceğini, bu hususta kendisine yardım edeceklerini söyleyerek Cezayir’de kalmasını teşvik etmişti.</p>
<p>Eğitim Bakanlığı’na bağlı Yüksek Öğretmen Okulu’nda Arapça ve İslam Felsefesi hocası olarak tayin edilen üstat bir taraftan da Cezayir Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Osmanlıca okutmuştur. Aynı zamanda hükümet sözcülüğü ve büyükelçilik gibi önemli görevler ifa etmiş olan Evkaf Bakanı Tevfik el-Medeni ile uzun sürecek bir çalışma içine girmiştir. 1974’te kurulan Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi’nin başkanlığına getirilen Tevfik bey üstada; “Bu Osmanlıca belgeler bana bakıyor, ben de onlara bakıyorum, ancak, birbirimizi anlamıyoruz. Ben seni gökte ararken yerde buldum. Artık seni bırakmam imkânsızdır, hayatımın sonuna kadar beraber çalışacağız.” diyerek Fikri Tuna’nın Merkez’e araştırmacı olarak atanmasını sağladı. Bir taraftan bu göreve başlayan üstat, öbür taraftan üniversitedeki Osmanlıca derslerini de 17 yıl boyunca sürdürdü.</p>
<p>1987’ye kadar Cezayir’deki hizmetlerini sürdüren Fikri Tuna, Tevfik beyin vefatından sonra Türkiye’ye döndüğünde Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi’nde Osmanlı dönemi Cezayir tarihiyle ilgili yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapan 40 kadar lisansüstü öğrencisi bırakmıştı. Osmanlıcayı uzman düzeyinde öğrenmeleri için 4 öğrencinin İstanbul’a gönderilmesine vesile olan üstat, Arapça’ya çevirdiği beş bine yakın Osmanlı belgesi aracılığıyla, Cezayir halkının Fransızca belgelere mahkûmiyetini de kırmış oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlim Yolculuğunda Beşinci Durak: Yemen</strong></p>
<p>Yüksek bir vefa duygusuyla vefatına kadar Tevfik el-Medeni ile birlikte çalışan Fikri Tuna, 1987’de Türkiye’ye döndüğünde Yemen’den ikinci kez aldığı davete icabet etti. Yemen Eski Eserler, Kütüphaneler ve Arşiv Genel Müdürlüğü ile bir mukavele yaparak 400 senelik Osmanlı-Yemen ilişkilerinin tamamını kapsayan genel bir araştırma başlattı. Yemenli yöneticilerin beklentileri siyasi olmakla beraber, üstat; arşiv belgeleri, kitaplar, haritalar, resimler gibi Yemenle ilgili bütün materyali kapsayan bir çalışma gerçekleştirdi.</p>
<p>Böylece Yemen’de her yönüyle mütekâmil bir Osmanlı Arşivi meydana getiren üstat Fikri Tuna, bu arşiv çalışması sayesinde Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki Asîr ihtilafının çözümüne de büyük katkı yapmıştır. Suudlular son derece mümbit olan Asîr mıntıkasını Yemen’e iade etmeyi reddetmişse de, Yemen’e geniş kapsamlı ve uzun bir süreye yayılmış iktisadi yardımı kabul etmişler ve o şekilde tarafeyn arasında meşhur Asîr ihtilafı çözüme kavuşturulmuştur.  Meselenin uhdesine tevdi edildiği uluslararası arabuluculuk şirketinin genel müdürü Yemen Dışişleri Bakanı Dr. Eryani’ye “Yemen meselesini Yemenlilerden daha iyi bilen, Arapçayı bu kadar güzel konuşan, belgelere derinlemesine vakıf bu adamı nereden buldunuz?” diye sormaktan kendini alamamıştı&#8230;</p>
<p>Yemen’de iki sene kadar defterdarlık yapmış ve gelirken de Yemen’den hatırı sayılır derecede kitap getirerek İstanbul Fatih’te kurmuş olduğu Ali Emîrî Kütüphanesi diye de anılan Millet Kütüphanesi’ne bırakmış olan Ali Emîrî’nin Yemen Hâtırâtı adlı eserini de Fikri Tuna Osmanlıca’dan Arapçaya <em>Hâtırâtu’l-Yemen</em> adıyla çevirmiştir.</p>
<p>Üstat Fikri Tuna, Ali Emîrî’nin Yemen’deki Osmanlı idaresinin istikrar içinde devam edebilmesi için bir layiha şeklinde Osmanlı Hükümeti’ne sunmuş olduğu bu takririn, sadece kendisinin mollavari taassubane görüşünü yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda Osmanlı Hükümeti tarafından Yemen’e gönderilen bazı valilerin ve teftiş heyetlerinin de dar görüşlülüklerini belirtmesi bakımından çok önemli bir belge olduğu kanaatindedir.</p>
<p>Zeydiye mezhebinin esas itibarıyla ehl-i sünnete ne kadar yakın olduğunun yeterince bilinememesi, son Yemen imamı İmam Yahya’nın müspet tutumunun ve Osmanlı Devleti ve hilafeti hakkındaki görüşünün yeterince anlaşılamaması, Yemen’deki isyan hareketi başladığında meseleyi hal imkânı bulunduğu halde, liyakatsiz, dar görüşlü ve menfaat düşkünü valilerin yanlış tutumları sebebiyle bir çözüm bulunamayışı, Nakîbu’l-Eşraflık uygulamasının yetmiş kadar mehdinin çıkmasına yol açması sebebiyle menfi bir işlev görmesi gibi fikirleriyle üstat Fikri Tuna Yemen meselesinde de son derece özgün yaklaşımlar ortaya koymaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âlem-i İslam Seyahatleri</strong></p>
<p>Üstat Fikri Tuna, tıpkı Âkif, İkbal ve Şiblî gibi İslam dünyasını gezip görmek, İslam beldelerini ve topluluklarını yerinde incelemek, çeşitli alanlarda geliştirmiş oldukları uygarlıkları bizzat müşahede etmek için seyahatlere çıkmıştır.</p>
<p>Dünyanın en önemli medeniyetlerinden birine sahne olan Hindistan’ı ziyaret eden üstat, medeniyet tarihinin parlak örneklerini yerinde görmüş, tanınmış Müslüman âlimler ile görüşmüş, Pakistan’ın ayrılması hakkındaki kanaatlerini kendilerinden dinlemiş, Tebliğ Cemaati başta olmak üzere Bahâîlik, Kadıyânîlik gibi hareketleri daha yakından tanıma fırsatı bulmuştur.</p>
<p>İran seyahati esnasında özellikle Kum şehrinde bir çok âyetullah ile görüşen üstat, İran medeniyeti, İran’ın İslam medeniyetine katkıları ve İslam’ın İran’a kazandırdıkları, Şia mezhebinin teşekkülüyle İslam dünyasında vuku bulan ilk büyük ayrışım, bu ayrışımın taassuba dönüşmesinde Batı’nın harcadığı mesai, Humeyni’nin inkılabı ve görüşleri gibi konularda kanaatlerini pekiştirmiştir.</p>
<p>SSCB’nin dağılmasının ardından Azerbaycan, Gürcistan, Kuzey Kafkasya gibi komşu ve akraba coğrafyalara da seyahatler gerçekleştiren üstat gittiği yerlerde gözlemler yapmış, önde gelen şahsiyetlerle görüşmüş, konferanslar vermiş, radyo ve televizyon konuşmaları yapmıştır.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu bölgesine gerçekleştirdiği seyahati esnasında tanınmış şeyhler ve ağalar ile görüşerek bölgenin sosyal yapısını derinden kavrayan Fikri Tuna’nın yurt içinde ve yurt dışında yetmiş yıldır sürdürdüğü gözlemleri ve analizleri, İslam âleminin hâl-i pürmelâlini kendine dert edinmiş ve bir çıkış yolu arayan şahsiyetlerin ve kurumların istifade etmesi gereken bir saklı âlim ve derin mütefekkir olarak kûşe-i uzletinde vakarla keşfedilmeyi beklemektedir.</p>
<p>Biz kendi çapımızda bu muhteşem birikimi insanımızın istifadesine sunabilmek için bir gayret içindeyiz. 2008 yılı Mart’ından bu yana otuzu aşkın oturumda üstat Fikri Tuna’dan dinlediklerimizi not etmeye çalıştık. Üstadın yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve analizlerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslam, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini bir kitap halinde istifadeye sunmayı da arzu ediyoruz.</p>
<p>Yetmiş yıldır İslam dünyasını yakından tanımak için büyük çaba harcayan, tarih boyunca ortaya çıkmış ilim ve fikir hareketlerini derinlemesine mütalaa eden, çocuk yaşta başlattığı ilim yolculuğunu ilerlemiş yaşına rağmen sürdürmeye devam eden Fikri Tuna üstadımıza Yüce Allah’tan sağlıklı uzun ömürler niyaz ediyoruz. İnşaAllah gelecek hafta üstadın ümmetin temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin görüşlerini kısaca paylaşacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
