<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>VETO HAKKI!! Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/veto-hakki/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/veto-hakki/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 May 2019 02:42:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR CEVDET SAİD’İ YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:02:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETİN YOK OLMASI]]></category>
		<category><![CDATA[ADALETLE HÜKMETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL BİR TOPLUMSAL SİSTEM]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[ANLAMI DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKALARINA HİZMET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[BASKISIZ TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[BİLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[ÇIRA GENÇ YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞRULUK]]></category>
		<category><![CDATA[ENBİYANIN ÇAĞRISINA UYMAK]]></category>
		<category><![CDATA[EŞİTLER TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIRLARDA YARIŞMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İBADETLERİN DEĞERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ilke]]></category>
		<category><![CDATA[İLKELERİ KEŞFETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN ÜZERİNDE OLMAMAK]]></category>
		<category><![CDATA[KORKU]]></category>
		<category><![CDATA[KURAL]]></category>
		<category><![CDATA[MESAJIN YAYILMASI İÇİN MÜCADELE ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[MÜTTAKİ MÜTEFEKKİR]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[olgunluk]]></category>
		<category><![CDATA[RAHMET TOPLUMU]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL TEVHİT]]></category>
		<category><![CDATA[SÜNNETULLAHA UYGUN DAVRANMAK]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<category><![CDATA[YASALARA RİAYET ETMEK]]></category>
		<category><![CDATA[YOK OLUŞ YASALARI]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=875</guid>

					<description><![CDATA[Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgün fikirleriyle İslam düşüncesine önemli katkılar yapmış olan Cevdet Said, insanları Kur’an’ın hakikatleriyle buluşturma çabasını ilerlemiş yaşına rağmen büyük bir aşkla sürdürdü. İki yıldır konferanslara gidemese de internet üzerinden katıldığı haftalık derslerle Diriliş Postası’na gönderdiği haftalık köşe yazılarını aksatmadı. Hocanın son dönemde iyiden iyiye mecalsiz düşmesi sebebiyle 5 Mayıs 2017’de başlayan köşe yazılarını 28 Nisan 2019’da durdurmak zorunda kaldık. Ramazan ve yaz dönemi bittikten sonra belki arada yine yazılarını alabilirsek ben memnuniyetle tercümelerini yaparak yayınlamaya devam ederiz.</p>
<p><strong>Diriliş Muştularını Topluma Ulaştırmak</strong></p>
<p>Cevdet Said’in, köşesinde iki yıl boyunca yayımlanan 95 yazısından üç kitap oluşturduk. İlki “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” adıyla Çıra Genç yayınları arasından çıktı. Diğer iki kitap da yakında Pınar Yayınları tarafından yayımlanacak. Kur’an’ın kendisini nasıl özgürleştirdiğini anlattığı bir makalesinde; “Bilgilerimin noksanlığını ve delillerimin zayıflığını yeniden itiraf ediyor ve bundan dolayı özür beyanımı yineliyorum.” diyen mütevazı, müttaki ve gerçek mücahid Cevdet Said’in; mülteci olarak İstanbul’a geldiği Aralık 2012’den bu yana 80 kadar konferans ve sohbetini, yüze yakın da makalesini Arapçadan Türkçeye tercüme ettim.</p>
<p>Üstadın gerek yazılarını gerekse konuşmalarını Türkçeye aktarırken kendime hep şu soruyu sordum: “Cevdet Said Türkçe konuşan ve yazan bir mütefekkir olsaydı bu fikrini ya da cümlesini nasıl ifade ederdi?” Bu soruya cevap teşkil edecek nitelikte ‘anlam odaklı’ bir tercüme yapmaya, ‘manaya sadakat’ yanında ibarenin güzel olmasına çok özen gösterdim. Ama buna rağmen üstadın derin fikirlerini Türkçeye aktarırken bazı anlam kayıpları olabileceğini de hatırda tutmakta yarar görüyorum. Nitekim hiçbir ibarenin mutlak tercümesi yapılamayacağı gibi hiçbir tercüme de aslî ibarenin yerini tutamaz. Zira farklı olan sadece kaynak ve hedef diller değil bilakis bu dillerin bir parçası olduğu kültürlerdir.</p>
<p>Sorunların silahla çözülebileceğini zannedenlerin derin bir yanılgı içinde olduğuna dikkat çeken üstat, cihadın ‘insanları öldürmek’ değil, Kur’an’ın anlaşılması ve <strong>ilahi mesajın yayılması için mücadele etmek</strong> olduğunu yetmiş yıldır anlatmaya devam ediyor. Yazılarında ve konuşmalarında ‘suçu başkalarına atma’nın Kur’ani bir yöntem olmadığına vurgu yapan üstat, şiddete başvurmaktan kaçınmaya, bireyi ve toplumu ilim, barış ve ikna yöntemiyle ıslaha, kâinat ve Kur’an âyetlerini tefekküre, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu <strong>yasalara riayet etmeye çağırıyor</strong>.</p>
<p>Cevdet Said’in hayatını, eserlerini, etkilendiği şahsiyetleri ve temel fikirlerini konu edinen beş yazımın ardından yirmi kadar makalesinin tercümesine yer verdiğimiz “Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD” kitapçığından birkaç pasajı örnek kabilinden iktibas ederek hacmi küçük bu eserin önemine dikkat çekmek istiyorum.</p>
<p><strong>Toplumların Yok Oluş Yasalarını Kavramak</strong></p>
<p>“Ey insanlar! Sizden önceki toplumlar, saygın birisi hırsızlık yaptığında ona dokunmadıkları, bilakis zayıf birisi hırsızlık yaptığında ona had/ceza uygulamaları sebebiyle helak olup gitmiştir.” hadis-i şerifi medeniyetlerin ve toplumların yok oluş yasasını açıklamaktadır. Efendiler, yüce hedef ve esas gaye adalettir. Temel problem <strong>adaletin yok olması</strong>dır. Problemlerin tamamı adaletin tesis edilmesiyle çözüme kavuşacaktır.</p>
<p>Günümüzde dünyayı menfaatlerini korumak için her yola başvuran zengin bir küçük grup yönetmektedir. Kendi çıkarlarını garanti altına almak için adına “Güvenlik Konseyi” dedikleri bir düzen kurdular. Konseye üye devletlerin tamamının müttefik olmadığı bir kararın bu konseyden geçmesi mümkün değildir. Böyle bir ‘meclis’ten dünya devlerinin ve suça bulaşmış ortaklarının çıkarlarına uymayan bir ‘güvenlik’ kararı çıkması nasıl beklenebilir?! (s.60).</p>
<p>Dünyamızda yürürlükte olan ve her türlü alçakça eylemin fitilini ateşleyen formel terör örgütlerinin birinci kaynağı, küresel güç odaklarının çıkarlarına hizmet eden bu bozuk düzen ve standartlardır.</p>
<p>Toplum genelinde uygulanmayan bir kanun kanun sayılmaz. İnsanların bir kanunu kabullenmesi, o kanunun özünde mevcut olan adalet oranından ziyade o kanunun toplum geneline uygulanma oranına bağlıdır. İnsanlar kanunun ağırlığına katlanabilir, ancak, ortada <strong>kanunun üzerinde olan</strong> birileri varsa buna saygı duymazlar ve bu durumu kaldıramazlar. Önceki medeniyetlerin helak olup gitmesinin sebebi işte budur. Mevcut medeniyetin yok olmasına sebep olacak olan da budur. Bu yasa gelecekte de geçerli olacaktır. Bu şekilde batan toplum ve medeniyetler için ne yerde ne de gökte göz yaşı döken kimse de olmayacaktır.</p>
<p>Dünyanın en büyük küresel kurumu olan BM’de <strong>veto hakkı</strong>(!) kullanılması bu kurumun helakine yol açacaktır. Çünkü bazı üyelere veto hakkı tanıyarak derin bir uçurumun eşiğinde durmayı kabul etmiştir. Geçmiş toplumları helak eden bu zulüm, birilerine imtiyaz tanıyan mevcut ülkelerin de yıkılmasına sebebiyet verecektir. Zira bu düzen, adaleti bütün insanları kuşatacak şekilde eşit dağıtmıyor. (s.61).</p>
<p>Oysa Kur’an-ı Kerim, sadece bir toplum ya da grup içinde değil yönetim ilişkisi kurulan bütün insanlar arasında adaletin eşit dağıtılmasını emretmektedir:</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri ehil olanlara tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olursanız <strong>adaletle hükmetmenizi emreder</strong>. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>İnsanlar arasında adaletin uygulanmasından korkanlar mutlaka tepe taklak olacak, düzenleri temelinden sarsılacak, tavanları başlarına çökecektir.</p>
<p>İnsanlar arasında eşitliğin yokluğu küfür ve şirk anlamına gelmektedir. Bazı Müslüman fakihler “Allah’ın kâfir ama âdil bir devlete yardım edebileceğini, ancak Müslüman da olsa zalim bir devlete asla yardım etmeyeceğini” ifade etmiştir. Zira, enbiyanın çağrısına uygun hareket eder de adaletli davranırsa bir devlet kâfir de olsa ayakta kalır, tarihi inşa eder, insanlığın enerjisini en güzel şekilde ve olabilecek en eşit biçimde kullanır…” (s.62).</p>
<p><strong>Duygusal Değil Sünnetullaha Uygun Davranmak</strong></p>
<p>“Duygusal tepkiler bizi Allah’ın toplumlar için vazetmiş olduğu <strong>yasalar</strong>dan (<em>sünnetullah</em>) uzaklaştırmamalıdır. Bu olaylar <strong>teenni</strong> ile analiz edilmelidir. Heyecana kapılıp reaksiyoner tavırlar ortaya koymamalıyız. Tenha bir yerde İslam’ın ve enbiyanın getirmiş olduğu <strong>ilkeleri</strong> -âfak ve enfüs âyetleri (iç ve dış dünyamızdaki gerçekler) çerçevesinde- <strong>keşfetme</strong> çabası içindeki bir şahıs, bütün dünya gibi bizim de tekrar edip durduğumuz üzücü olaylarla meşgul olmaktan çok daha önemli bir misyon üstlenmiş demektir. (s.64).</p>
<p>Değişimi bizzat kendimizde başlatmalıyız. Evet, <strong>değişim</strong> öncelikle bende ve sende başlamalıdır. Çünkü sünnetullah böyledir, Allah’ın beşer topluluklarına koyduğu yasa budur. Keşfetmekte ve yasasına uygun davranmakta zorlandığımız mesele işte budur.</p>
<p>Sorun bizdedir. İsrailliler, <strong>hilafet kurumu yıkıldıktan</strong> ve İslam dünyası çözüldükten sonra Filistin’de güçlenebildiler. Bugün de Mescid-i Aksa’yı ele geçirmeye yeltenebiliyorlar, çünkü Müslümanlar birbirlerini boğazlamakla meşgul! İsrail’i Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini çiğnemeye cesaretlendiren şey bizim <u>cahilliğimiz, geri kalmışlığımız ve yaşadığımız kaos</u>tur! (s.65).</p>
<p><strong>Nefret ve kibir dolu ruh yapısı</strong> hem bizim hem Amerika’nın hem de İsrail’in ortak problemidir. Esasen bütün bir dünyanın temel problemi karşılıklı <strong>nefret ve korku</strong>dur. Çünkü insanlık olarak hâlâ müstekbirler ya da müstazaflar toplumu olmaktan çıkamadık! Oysa başka bir toplum modeli daha var: Nebiler toplumu, <strong>rahmet toplumu</strong>, ezen güçlüler ya da ezilen zayıflar değil <strong>eşitler toplumu</strong>… Ezilenler toplumu olmaktan çıkıp olayları net bir şekilde anlamaya başladığımızda <strong>baskısız toplumu baskı olmadan oluşturabilme</strong> imkânı elde edeceğiz. (s.66).</p>
<p>Bütünüyle bozuk bu durum karşısında savaşı değil ilmi bir mücadele yöntemi olarak benimsemeliyiz. Önemli olan savaşçıları ülkemizden kovmamız değildir. Nitekim yakın zamanda o işgalcileri Cezayir’den defettik. BM’i Somali’den kovduk, keza Beyrut’tan uzaklaştırdık. Azgın tağutlarla çok kez savaştık, bazılarını da bertaraf ettik. Ama ne yazık ki bu ülkelerimizin toplumları toplumsal düzen kurma ilim ve sanatından yoksun olduğu için şımarık müstekbirlerin olmadığı <strong>adil bir toplumsal sistem</strong> oluşturamadılar.</p>
<p>Esasında temel sorun, bütün dünyanın, tüm toplumların tek bir toplum modelini benimsemiş olmasıdır: Müstekbirlerden/ ezenlerden ve mustazaflardan/ ezilenlerden oluşan toplum modeli! Çünkü bu toplumsal modelde şımarık müstekbirler sürekli bir gün mustazaf konumuna düşme korkusu yaşamakta, mustazaflar ise müstekbir olacakları günün hayalini kurmaktadır! (s.70).</p>
<p>Konuşmalarımda zaman zaman enbiyanın mesajlarının henüz yeryüzüne inmediğini, bugüne dek gökte asılı kaldığını vurguluyorum. Çünkü nebilerin mesajı <strong>hayırlarda yarışma ve başkalarına hizmet etme</strong> hususuna odaklanır. Oysa onca enbiyanın tâbileri bu mesajı ‘eziyet etmede yarışma ve başkalarını dışlama’ şekline dönüştürmüştür! (s.73).</p>
<p>Nebilerin çağrısı, hükümleri değiştirmeye ve yeni yaptırım türleri uygulamaya değil, toplumu ıslah edip <strong>adaleti sağlam bir şekilde yerleştirme</strong>yedir. Bu siyasal reform, tevhit unsurlarının bir boyutudur. Zira <strong>tevhit</strong>; insanlığın müstekbir kodamanlara itaat etmekten kurtulup sadece Allah’a ve yasalarına boyun eğmesidir. Tevhit gayba ilişkin metafizik bir mesele değildir. Aksine <strong>tevhit;</strong> <strong>sosyal ve siyasal bir meseledir</strong>.” (s.103).</p>
<p><strong>İbadetlerin Kural Oluşturma Rolünü Fark Etmek</strong></p>
<p>“Hacca gitme, bayram ve cuma namazları vd. tüm ibadet ve dinî sembollerin, varoluşun anlamını kavramada ve enerjileri kontrollü şekilde aynı hedefe yönlendirmede, böylece <strong>bireysel ve toplumsal iletişim ağını oluşturma</strong>da büyük önemi vardır. Dahası bu süreç hayatı yaratanla, gökleri ve yeryüzünü var edenle bağlantı kurmayı sağlamaktadır. Dolayısıyla hiçbir ibadeti bağlamından kopuk, amaçlarından ve işlevlerinden bağımsız ‘tek başına’ bir ritüel olarak görmemek gerekir.</p>
<p>Müslümanları yok olmaktan kurtaranın ibadetler olduğuna şüphe yoktur. Lakin akıllı ve raşid bir <strong>Müslüman toplum</strong> inşa etmek için ibadetler tek başına yeterli değildir. Zira <strong>ibadetlerin değeri</strong> aç ve susuz kalmada, yorgunluk çekmede, ayakta durmakta ya da seyahat etmekte değildir. Bilakis ibadetlerin son derece büyük olan değeri bu kulluk etkinliklerine atfettiğimiz <strong>anlam</strong>dan kaynaklanmaktadır. Mesela kıraat ibadeti: Düşünerek ve anlayarak okumakla sadece ölüler için -Kur’an’ı mehcûr (metruk) bırakmak anlamına gelen- ‘hatim okumak’ arasında çok fark vardır. İnsanlar ölüleri cennete girsin diye Kur’an okumaktadır. Oysa bu kitap insanlar hayatlarına onunla nizam versinler diye gelmiştir. (s.100).</p>
<p>Kıraat ibadetine eşlik etmesi gereken <strong>anlamı düşünme</strong> olmaksızın şekil, organizasyon ve merasimlere gösterilen bu ehemmiyet, Kur’an’ın şu ikazıyla ifade buyurmuş olduğu yanlış bir tutumdur: “<em>Birr</em>; iyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir…” (Bakara 2:177).</p>
<p>Çok rica ediyorum, ne okuduğunuzu anlamanız ve mesajı düşünüp öğrenebilmeniz için Kur’an’ı lütfen en iyi bildiğiniz dilde okuyun. İşte o zaman yukarıda anlattığım ve keşfedilmeyi bekleyen ilkeleri, kuralları ve sonuçları anlayabilmeniz mümkün olacaktır. İşte o zaman namazlarımız başka bir anlam kazanacak, haccımız başka bir anlama kavuşacak, orucumuz başka bir anlam bulacak ve bayramımız başka bir anlam boyutuna ulaşacaktır. Bu anlayış bizi <strong>ilke ve kural, bilim ve akıl, doğruluk ve olgunluk</strong> çağına taşıyacaktır. İşte o zaman bayramlarımız gerçekten mübarek/bereketli olacak ve şu tebrik sözünü içtenlikle söyleyebileceğiz: Hayır dolu nice yıllara…” (s.101).</p>
<p>88 yıllık hayatının 70 yılı boyunca ilme, barışa, şiddetten kaçınmaya, bireyin ve toplumun ikna yöntemiyle ıslahına, kâinat ve Kur’an âyetlerinin tefekkürüne, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu yasalara uygun davranmaya davet eden üstat Cevdet Said’in fikirlerinden daha çok istifade edebilmek duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Muttaki Mütefekkir CEVDET SAİD</strong>”, Çıra Genç Yay., İstanbul 2019, 128 s.</p>
<p>https://www.kitapyurdu.com/kitap/cevdet-said-amp-muttaki-mutefekkir/502829.html, 05.05.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/muttaki-mutefekkir-cevdet-saidi-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EN BÜYÜK İMAM KİMDİR?</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Dec 2018 09:36:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDİ KESKİNSOY]]></category>
		<category><![CDATA[AZÎZE EL-HİBRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DÂRU’L-KÜTÜBİ’L-MISRİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[ED-DÎNU WE’L-QÂNÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EN BÜYÜK İMAM]]></category>
		<category><![CDATA[HAYFA]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-ı Azam]]></category>
		<category><![CDATA[KÖPÜK KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[KÖPÜK YASASI]]></category>
		<category><![CDATA[Lâ ikrâhe fîd dîn]]></category>
		<category><![CDATA[LOW AND RELIGION]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR MİLLÎ KÜTÜPHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[RICHMONT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SANDALYE MUAMELESİ]]></category>
		<category><![CDATA[TEHİYYAT]]></category>
		<category><![CDATA[TEŞEHHÜD]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<category><![CDATA[Zorlama dinde yoktur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=793</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in 9 ve 16 Aralık 2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. -I- Kitaplarımda, makalelerimde, derslerimde ve (konferansa) gittiğim her yerde, fikrî ürünlerimi muhataplarıma sunuyorum. Yirmi yıl önce Amerika’ya yaptığım bir ziyarette, bir üniversite din ile hukuk (arasındaki ilişki) hakkında bir yazı kaleme almamı istemişti.[1] Bütün sadeliğiyle şu hususu yazmıştım: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in 9 ve 16 Aralık 2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. </em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Kitaplarımda, makalelerimde, derslerimde ve (konferansa) gittiğim her yerde, fikrî ürünlerimi muhataplarıma sunuyorum. Yirmi yıl önce Amerika’ya yaptığım bir ziyarette, bir üniversite din ile hukuk (arasındaki ilişki) hakkında bir yazı kaleme almamı istemişti.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bütün sadeliğiyle şu hususu yazmıştım: <strong>Hukuk iki insanın karşılaşmasıyla doğar</strong>… Eğer insan (sahipsiz ve içinde) kimsenin bulunmadığı bir mağaraya girmişse, mağaranın istediği yerinde oturma hakkına sahiptir. Ancak başka birinin bulunduğu bir mağaraya girmişse, gidip bu kişinin yerine oturma hakkına sahip olamaz. Aksi takdirde gidip o kişinin üzerine oturarak ona <strong>sandalye muamelesi</strong> yapmış olur!</p>
<p>Günümüzde dünyaya hükmeden müstekbir kodamanlar insanları sandalye gibi kullanmaktadırlar! Birleşmiş Milletler’in ‘veto hakkı’ uygulaması, tüm dünyayı bir sandalyeye dönüştürmüştür. Bu, demokrasiyle asla bağdaşmayacak bir <strong>azgınlık</strong>tır. ‘Veto hakkı’ insan haklarına, dinlere ve nebilere (getirdikleri mesajlara) aykırıdır. Bütün bu hususlar apaçık gerçekler olmakla birlikte hiç kimse bunları konuşmamaktadır.</p>
<p>Benim bu konulardan bahsetmemi sağlayan ise çeşitli aşamalardan geçmiş ve <strong>sorgulamalar</strong> yapmış olmamdır. Bu sorgulamalarım daha küçük bir çocukken okuldan eve döndüğümde anneme ‘bugün din dersini anlamadım’ diyerek başlamıştı. Derste namazın kılınışı anlatılırken teşehhüd (oturunca okunan et-tehiyyâtü) duasının iki ayrı nüshası bulunduğu söylenmişti. Neden iki ayrı nüshası olduğuna bir türlü anlam veremiyordum! Öğretmenlerden korktuğumuz için bunu onlara <strong>sormaya cesaret edemiyorduk</strong>. Bu yüzden anneme sormuştum. Annem (sorumun cevabına) kitaptan dikkatlice bakmıştı… Sonra bana da (parmağıyla) göstererek; “Duanın doğru nüshası budur. Çünkü İmam-ı A’zam’ın (‘En Büyük İmam’ın) itimat ettiği nüsha budur.” demişti.</p>
<p>Bu konu (ona göre) burada bitmişti. Ama aklımda yeni bir soru belirmişti. Bu kez o soruyu anneme bile sormaya cesaret edememiştim: “En büyük imam”ı <strong>nasıl</strong> bilecektik? <strong>Doğru dini</strong> yanlış dinden nasıl ayırt edecektik?!</p>
<p>Birkaç yıl sonra, eğitim almak için Ezher’e gitme imkânı bulmuştum. İlmi çok seven annemin de bunda rolü vardı. Köy işlerinde yardımıma ihtiyaç duymasına rağmen babamı beni göndermesi için ikna etmişti. Üstelik toplumumuzda ilim tahsili pek de takdir görmüyordu. Hatta bilimden korkuyorlardı. Çünkü yaygın fikir; eğitim görenlerin <strong>dini terk edip laikleştiği</strong> yönündeydi.</p>
<p>Babamın terkisinde tren istasyonuna doğru at sürerken bir ara dedi ki: “Seni Mısır’a din ilmini öğrenmen için yolluyorum. Sana tavsiyem asla vahhabi olmamandır!” Bunun üzerine bu yolculuğun <strong>değişmemin</strong> ve farklı biri olmamın yolunu açacağını düşünmüştüm.</p>
<p>Önce Şam’a sonra Hayfa’ya gittim (İsrail henüz kurulmamıştı). Oradan da trene binerek Mısır’a doğru yol aldık. (Kahire’ye) varıp bir camiye girerken kapıya yapıştırılan ve üzerinde şu uyarının yazıldığı pankartı görünce şok olmuştum: “Yankesicilerden sakının!”… Allah’ın evlerinden birinin kapısında böyle bir uyarı yazılmasına gerçekten çok şaşırmıştım.</p>
<p>Mısır’a gittiğimde henüz <strong>on beş yaşındaydım</strong>. “Buhari” kelimesini ilk kez orada duymuştum. Bu kelimenin bir tür silah adı olduğunu sanmıştım… Daha sonra hadis, fıkıh, tefsir ve siyer kitaplarını tanıdım… Ezher Üniversitesi’nde (orta ve lise dâhil) on sene okudum. Kültürel, siyasi ve İslami hareketlere orada muttali oldum… <strong>Farklı mezhep ve akımları orada tanıdım</strong>.</p>
<p>En büyük imamın kim olduğuna ilişkin sorgulamamın etkenleri nelerdi, onu bilmiyorum. Ancak <strong>bu</strong> <strong>ilk ve erken sorgulamam</strong>, halen dünyayı meşgul eden <strong>temel felsefi sorgulama</strong> olmaya devam etmektedir. Bu soru sonraları daha da gelişti: Sadece Sünni ya da Şii mezheplerin alt kollarından hangisinin en doğru olduğu değil farklı dinlerden hangisinin, (bir dine) inananlardan ya da inanmayanlardan hangilerinin <strong>en doğru</strong> olduğu, dahası, hakikati nasıl bilebileceğimiz sorusuna evirildi…</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>Önceki bölümde küçücük bir çocukken anneme ‘<em>et-tehiyyâtü</em>’ duasının iki ayrı nüshasını sorduğumdan, onun da birisini göstererek en doğru nüshanın bu olduğundan, zira bunun “İmam-ı A’zam: En Büyük İmam” nüshası olduğunu söylediğinden söz etmiştim.</p>
<p>Bu cevabı işittiğimde ilk aklıma gelen, (sınıfımızdaki bir) diğer çocuk olmuştu. O da evine gidip annesine soracak ve o da kendisine “Büyük İmam”ın başka bir imam olduğunu söyleyecekti! İşte o vakit “en büyük imam”ın kim olduğunu <strong>nasıl bulabileceğimi</strong> kendi kendime sorgulamıştım.</p>
<p>İşte bu yüzden, eğitim almak için Ezher’e gitmem gündeme geldiğinde, kendi kendime şöyle demiştim: Madem ki din ilimlerinin kaynağına gidiyorum, bu, gerçeği keşfetmem ve sorularımın cevaplarını öğrenmem için bu iyi bir fırsat…</p>
<p>Mısır’daki eğitimim esnasında, zamanımın büyük kısmını “<em>Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye</em>: Mısır Millî Kütüphanesi”nde geçiriyordum. Kataloglardan İslamiyet hakkındaki kitapları araştırıyordum. Hem lehte hem de aleyhte yazılanları inceliyor, bunlara yazılan reddiyeleri de okuyordum… Kitabevinin kapısından her çıkışımda; “Aah, bu mekânda ihtiyacım olan ne kadar da çok fikir ve bilgi varmış!?” diyordum.</p>
<p>Her insanın zaman zaman baş ağrıtan ve kafa karıştıran soruların hücumuna uğradığını biliyorum: <strong>Gerçeği</strong> nasıl bilirim? Eğitimsiz sade bir insan bu sorularla karşılaştığında şöyle der: Şayet falan ülkede doğmuş olsaydım filanca dine mensup olurdum…!!</p>
<p>Hem yerel hem de küresel büyüklerimizi araştırmaya, en büyük imamın kim olduğunu sorgulamaya başladığımdan bu yana tam üç çeyrek asır geçmiş… Çocukça başlayıp felsefi boyutta devam eden sorgularım, bilgi edinme konusunda beni iki kaynağa götürdü: <strong>Kur’an-ı Kerim</strong> ve <strong>dünya tarihi</strong>.</p>
<p>İncil’de anlatıldığına göre İsa aleyhisselam takipçilerini, -hakikatte yırtıcı kurtlar olduğu halde- kuzu postuna bürünen yalancı peygamberlere karşı uyardığında öğrencilerinden biri şöyle sorar: Ey öğretmen! Kurtlarla kuzuları nasıl ayırt ederiz? Onlara tek cümlelik kısa bir cevap verir: “Onları meyvelerinden tanıyabilirsiniz. Hiç dikenden üzüm, devedikeninden de incir toplanabilir mi?”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">*</a></p>
<p>Akıbetleri, neticeleri ve geri dönüşleri (verimliliği) araştırmak… <strong>Tarihsel yöntem</strong> ve <strong>bilimsel üslup</strong> işte budur. Bu, ince ve hassas bir dengedir ve ne kadar zor olursa olsun, başvuru kaynağıdır. Kur’an, <strong>sonuçlar dengesini</strong> değişim yasasının hemen ardından dile getirir. Bu yasa ise olayları doğru okumak ve önce kendini değiştirmekle işlemeye başlar. Bunun ardından su ve ateş ile bunlara karışan çerçöpün durumu sözkonusu edilir:</p>
<p>“… Köpük (yanlış) kaybolur gider, insanlara yararı olan (doğru) da yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle örnek verir.” (Ra’d 13:17).</p>
<p>‘Köpük yasası’ “<em>Lâ ikrâhe fi’d-dîn</em>: zorlama dinde (aslâ) yoktur.” (Bakara 2:256) ayetiyle ilişkilidir. Kâfirlikten korkmayın, siz asıl düşünce ve bilgi darlığından korkun! Dünyayı ve tarihi öğrenin. İnsanoğlunun neler geliştirdiğini, ne gibi bâtıl inançlar ve ne gibi değerler ürettiğini öğrenin… Bu, kaosa adım atmak değildir. Çünkü tüm bunlar <strong>köpük yasası</strong> kapsamındadır ve yasa hiç kimseye acımaz. Hatalı ve bâtıl fikirleri yok eder. Kimin büyük imam olduğunu kimin de olmadığını ortaya çıkarır.</p>
<p>“Zorlama dinde (aslâ) yoktur.” fikri ahiretteki hesapla da ilişkilidir. Zira o gün kimse başkasının yükünü (sorumluluğunu) yüklenmez (En’âm 6:164). Çünkü o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından ve çocuklarından kaçar (Abese 80:34-36)… Büyük imamına sığınmak istese de nafile… Çünkü o ‘büyük imam’ı da ondan kaçacaktır:</p>
<p>“Arkasından gidilen kişiler o gün, <strong>kendilerine uyanları terk ederler</strong>. Artık azabı görmüşler ve aralarındaki bütün bağlar kopmuştur.” (Bakara 2:166).</p>
<p>Belki bu konuyu daha sonra bir başka makalede yine ele alırım, Allah izin verirse.</p>
<p>Çeviri: Fethi Güngör</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cevdet Said’in atıf yaptığı bu çalışması; Amerika’da Virginia eyaletinde tanıştığı Richmont Üniversitesi öğretim üyesi hukuk felsefesi hocası Prof. Dr. Azîze el-Hibrî’nin, özel sayı editörlüğünü üstlendiği “Low and Religion” dergisinde “İslâm’da dinî ve hukuki meseleler” hakkında bir makale yazmasını talep etmesi üzerine 10 Ocak 1997’de Montreal’de tamamlayıp dergiye teslim ettiği uzun makalesidir. Arap dilinde kaleme alınan ve daha sonra “<strong><em>ed-Dînu we’l-Qânûn</em></strong>” adıyla müstakil kitap halinde basılan (Dâru’l-Fikr, Şam 1998), “<strong>Low and Religion</strong>” başlığıyla İngilizceye çevrilerek adı geçen dergide yayımlanan bu çalışma “<strong>Din ve Hukuk</strong>” adıyla Abdi Keskinsoy tarafından Türkçeye çevrilerek yayımlanmıştır (Pınar Yayınları, İstanbul 2003, 176 s.).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">*</a> Matta İncili’nde (7:15-23) anlatılan “Ağaç ve Meyve” başlıklı pasajın tamamını okumak için bakınız: https://incil.info/kitap/mat/7, 12.12.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>D-8 TEŞKİLATINI GÜÇLENDİREBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2018 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[18 EKİM 2017]]></category>
		<category><![CDATA[54. REFAHYOL HÜKÜMETİ]]></category>
		<category><![CDATA[9. ZİRVE TOPLANTISI]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAKAN PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜKELÇİ CAFER KUŞARİ]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL BİLDİRİSİ 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL EYLEM PLANI 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ORGANIZATION FOR ECONOMIC COOPERATION]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 SUMMIT MEETING (9)]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ÜLKELERİ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[DATO’ KU JAFAAR KU SHAARİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVELOPING EIGHT]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[ISTANBUL DECLARATION 2017]]></category>
		<category><![CDATA[KALKINMAKTA OLAN SEKİZ ÜLKENİN EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA BİLGEN]]></category>
		<category><![CDATA[NİJERYA]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[PAKİSTAN BAŞBAKANI ŞAHİD HAKAN ABBASİ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[SEYYİD ALİ MUHAMMED MUSAVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI BİRLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=709</guid>

					<description><![CDATA[İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve mağdur tüm coğrafyalarda memnuniyetle karşılanan bu zaferin şükrünü eda etmek için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ciddiyetle üzerine eğilmesi gereken konulardan biri de D-8 birliğini güçlendirmektir.</p>
<p>Hâlen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D-8 Ülkeleri (Developing 8 Countries) Birliğinin başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Kuruluş Yıldönümüne kadar yönetimi elinde bulunduracak olan Ak Parti ile ülkemiz yanında dünyanın en büyük küresel teşkilatlarından ikisinin de başkanlığını üstlenen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, sorumluluklarını üstlendiği bu geniş İslam coğrafyasının insani gelişmişlik düzeyi sıralamasında layık oldukları üst sıralara tırmandırılması için ehliyetli, liyakatli, merhametli, davasına ve insanlığa muhabbetli fedakâr ve diğerkâm bir kadro oluşturabilmesi, bu denli uzun soluklu takibin, yaygın desteğin, yürekten duaların hak ettiği bir beklentidir.</p>
<p><strong>D-8 Ülkeleri Birliğinin Önemini Yakından Tanıyarak Kavramak </strong></p>
<p>“Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela; ‘Bu yolu ben nasıl aşarım?’ korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflen yere gidilmiştir. İşte o zaman insanların yüreklerinde aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.” Bizzat tecrübe ettiği bu stratejiyi bizlere tavsiye eden merhum Başbakan Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın liderliğinde kurulan D-8 birliğini yakından tanımamız gerekir. Erbakan, “D-8’lerin kurulması baştan sona harplerle ve çatılmalarla geçen 20’nci Asrın sonunda, aydınlığa açılan bir kapı gibidir. Dünyada artık huzur, barış ve saadetin tesisi için, bir an evvel yanlışlardan vazgeçilmesi doğrulara dönülmesi ve Yeni bir Dünyanın kurulması gerekmektedir ve D-8 hareketi bu manada bir çalışma olarak değerlendirilmelidir.” diye konuşmuştu. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>D-8</strong>; Developing Eight Organization for Economic Cooperation (Kalkınmakta Olan Sekiz Ülkenin Ekonomik İşbirliği) adını taşıyan uluslararası birlik kuruluşu, 54. Refahyol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan önderliğinde 15 Haziran 1997 yılında kurulmuştur. D-8 üyelerinin tamamı aynı zamanda İslam İşbirliği (eski adıyla İslâm Konferansı) Teşkilatı’nın da üyesidir. (<strong>2</strong>).</p>
<p>D 8 Ülkeleri’ni yaklaşık nüfuslarıyla birlikte incelediğimizde ne kadar büyük ve önemli bir topluluk oluşturduklarını daha kolay kavrayabiliriz:</p>
<ol>
<li>Endonezya (262 milyon),</li>
<li>Pakistan (211 milyon),</li>
<li>Nijerya (193 milyon).</li>
<li>Bangladeş (164 milyon),</li>
<li>Mısır (97 milyon),</li>
<li>İran (82 milyon),</li>
<li>Türkiye (81 milyon),</li>
<li>Malezya (33 milyon), toplam <strong>1 milyar 123 milyon</strong>.</li>
</ol>
<p>15 Haziran 2018’de 21. yılına giren D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın; savaş, çatışma, yoksulluk, mültecilik, kötü yönetim gibi müzmin sorunlarıyla yüzleşerek İslam Âleminin 21. yüzyıla damgasını vurabilmesi, dünya mazlumlarını küresel Yahudi-İngiliz sömürge düzeninin cenderesinden kurtarabilmek ve özgürleştirebilmek açısından hayati önem taşımaktadır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın <strong>dengeli ümmet</strong> olarak tanımladığı Müslümanların, <strong>yeryüzünü imar</strong> ve <strong>insanlığa adil tanıklık</strong> görevlerini hakkıyla yerine getirebilmesi, yeryüzünde fitne ve fesada gem vurup barışı ve huzuru yaygınlaştırabilmesi için, akıllı ve gerçekçi çok yönlü bir birlik ve dayanışmayı gerçekleştirebilmesi, güçlerini keşfedip birleştirebilmesi gerekmektedir. D-8 oluşumu bu bağlamda son derece anlamlı ve potansiyel açıdan güçlü bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>Nitekim D-8 Teşkilatı’nın bayrağında yer alan <strong>6 yıldız</strong>da sembolize edilen temel ilkeleri bu hedefe hizmet edecek şu bileşenlerden oluşturulmuştur:</p>
<ol>
<li>Savaş değil, <strong>barış</strong>,</li>
<li>Çifte standart değil, <strong>adalet</strong>,</li>
<li>Sömürü değil, <strong>adil düzen</strong>,</li>
<li>Çatışma değil, <strong>diyalog</strong>,</li>
<li>Üstünlük değil, <strong>eşitlik</strong>,</li>
<li>Baskı ve tahakküm değil, <strong>insan hakları, hürriyet ve demokrasi</strong>.</li>
</ol>
<p>Yeryüzünde mevcut doğal kaynaklar, nüfus/insan serveti ve pazar büyüklüğü açısından dünyanın ağırlık merkezini oluşturan D-8 Ülkeleri birliği, 22 Ekim 1996 tarihinde gerçekleştirilen ‘Kalkınmada İşbirliği Konferansı’nı izleyen bir dizi hazırlık toplantısının ardından <strong>15 Haziran 1997</strong> günü İstanbul’da yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kurulduğu resmen dünyaya ilan edilen D-8’in stratejik önemi, ancak hakkında yapılacak birkaç doktora teziyle ortaya konabilecek kadar büyüktür.</p>
<p>D-8 grubunun zirve toplantıları, üyelerin devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla iki yılda bir kez düzenlenmektedir. 15 Haziran 1997’da İstanbul’da gerçekleştirilen ilk zirvede, faaliyetlerin koordinasyonu <strong>sektörlere göre</strong> üye ülkelere paylaştırılmıştır. Bu kapsamda sanayi ve sağlık sektörleri Türkiye’ye, ticaret sektörü Mısır’a, kırsal kalkınma Bangladeş’e, insan kaynaklarının geliştirilmesi Endonezya’ya, telekomünikasyon ve teknoloji sektörleri İran’a, finans, bankacılık ve özelleştirme Malezya’ya, enerji sektörü Nijerya’ya ve tarım sektörü Pakistan’a verilmiştir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>D-8 Zirve Toplantıları, kararlaştırıldığı üzere günümüze dek düzenli olarak toplanmış ve kuruluş hedeflerini takip ederek birçok önemli karara ve projeye imza atmıştır. Mesela, 14 Mayıs 2006’da Endonezya’da gerçekleştirilen D-8 Ülkeleri 5. Zirve Toplantısı’nda imzalanan ‘Tercihli Ticaret Anlaşması’, belirli ürünler üzerindeki gümrük vergileri azaltılarak üye ülkeler arasında serbest ticaretin önündeki engellerin aşama aşama azaltılması amaçlanmıştır. Birliğin kurulduğu 1997 yılında üye ülkelerin toplam 20 milyar dolar olan ticaret hacminin 2014’te 150 milyar dolara ulaşmış olması, sekiz ülke arasındaki alışverişin muazzam bir büyüme potansiyeli olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı’nın organları şunlardır: </strong></p>
<p><strong>Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi</strong>: Üye devlet/hükümet başkanlarının iki yılda bir gerçekleştirdikleri toplantılardır. D-8’in en üst düzeydeki karar alma organıdır.</p>
<p><strong>Konsey</strong>: Üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarının katılımı ile gerçekleştirilen toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Komisyon</strong>: Üye ülkelerin kıdemli uzmanlarından oluşan ve eşgüdüm çalışmalarını yürüten kurul toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Genel Sekreterlik</strong>: D-8 Grubunun çalışmalarına sekretarya hizmetleri sunan ve üye ülkeler arasındaki iletişimi sağlayan İcra Direktörlüğüdür. D-8 Genel Sekreterliğini, dört yıldır bu görevi yürüten Seyyid Ali Muhammed Musavi’nin ardından 20.10.2017 tarihinde Cafer Kuşari (Büyükelçi Dato’ Ku Jafaar Ku Shaari) üstlenmiştir. (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı&#8217;nın temel özelliklerini de şu şekilde özetlemek mümkündür:</strong></p>
<ol>
<li>Haziran 2018 itibarıyla dünyada mevcut 197 ülkeden sekizi G-8 (Kalkınmış 8 Ülke) ve sekizi de D-8 (Kalkınmakta Olan 8 Ülke) şeklinde yüksek düzeyli küresel bir kuruluşta yer almakta, geriye kalan 5 milyarı aşkın nüfusa sahip 161 ülke böyle bir teşkilata dahil olmaktan mahrumdur.</li>
<li>D-8’ler; G-8’ler gibi sadece üye ülkelerin çıkarlarını değil bütün insanlığın çıkarlarını gözeterek yeni ve adil bir dünyayı birlikte kurmak için oluşturulmuş bir küresel birliktir.</li>
<li>D-8’ler; az gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerle işbirliği yapmak niyetiyle kurulmuştur. Bu yüzden Afrika Birliği, Arap Birliği, Uzakdoğu Asya Birliği, Güney ve Orta Amerika Birliği gibi bölgesel kuruluşlarla işbirliğini önemsemektedir.</li>
<li>D-8’ler; üye ülkelerin iç işlerine karışmamak ve her birinin bölgesel anlaşmalarındaki taahhüt ve haklarına halel getirmemek gibi hakkaniyetli bir prensibi esas almaktadır.</li>
<li>D-8’ler; gelişmekte olan bütün ülkelerin birlikte ve hızla kalkınmalarını, uluslararası ilişkileri düzenleyen mekanizmalara katılımlarını güçlendirmeyi ve dünya ekonomisindeki etkinliklerini artırmayı, böylece halklarının daha iyi ve onurlu bir hayat standardına ulaşmasını sağlama amacını gütmektedir.</li>
<li>2014’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “Gözlemci Statüsü” verilen D-8 ülkeleri, sanayileşme (ekonomik gelişmişlik) açısından şöyle sıralanmaktadır: Türkiye, Endonezya, İran, Mısır, Pakistan, Malezya, Nijerya ve Bangladeş. Toplam ekonomik büyüklüğü 4 trilyon dolara yaklaşan D-8 Ülkelerinin Haziran 2018 itibarıyla toplam nüfusu 1.1 milyarı aşmıştır.</li>
</ol>
<p>Birleşmiş Milletler’in veto hakkı(!!) kullanan beş üyesi sebebiyle zulüm ve sömürü kuruluşu olduğunu, sömürgecileri kollamaktan başka bir işlevi bulunmadığını tüm dünyanın açık bir şekilde kavramış olduğu, ‘dünyanın beşten büyük olduğu’ söyleminin sömürülen ülkeler tarafından benimsendiği üçüncü bin yılın başında, D-8 birliğinin geliştirilerek kapsamlı bir “İslâm Birliği”ne dönüşmesi için öncelikle mevcut çerçevesiyle etkili şekilde çalıştırılması önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>D-8 Dönem Başkanlığını Hakkıyla Yürütebilmek </strong></p>
<p>“İş Birliğiyle Fırsatları Çoğaltmak” ana temasıyla 18 Ekim 2017 tarihinde İstanbul’da toplanan D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirvesi’nde, D-8 dönem başkanlığı, ikinci kez teşkilatın fikir babası Türkiye’ye geçti. Zirve öncesinde, 17-18 Ekim’de D-8 Komisyonu’nun 39. oturumu, 19 Ekim’de de D-8 Konseyi’nin 17. oturumu gerçekleştirildi.</p>
<p>Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen zirvenin açılışında, dönem başkanlığını Türkiye’ye devreden Pakistan Başbakanı Şahid Hakan Abbasi ile dönem başkanlığını alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birer konuşma yaptı. Zirvenin açılışında yaptığı konuşmada teşkilatın üye sayısını 8’den 20’ye çıkarabileceğini açıklayan Erdoğan, zirvenin önemini şu sözleriyle vurguladı: “Cumhurbaşkanları olarak D-8 Liderler Zirvesi’nin önemi iyi kavranmalı. Hepimiz <strong>D-8’e sahip çıkmalı</strong>, daha etkin, daha verimli, daha güçlü olması için azami gayret göstermeliyiz.” (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>“D-8; Adil, Huzurlu ve İstikrarlı Dünya Talebinin Mücessem Hâlidir”</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, geride kalan 20 yılda dünyada meydana gelen gelişmelerin, D-8’in o zamanki endişelerinde ne kadar haklı olduğunu gösterdiğini belirtti: “Son yıllarda savaşların, terör eylemlerinin, ekonomik kriz ve doğal felaketlerin ne denli büyük yaralar açtığına hep beraber şahit olduk. Afganistan’tan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye, Arakan’dan Endonezya’ya, Nijerya’ya kadar kardeşlerimizin, dostlarımızın yaşadıkları ıstıraba bizzat şahitlik ettik. İkinci Dünya Savaşı akabinde kurulan, soğuk savaş sonrasında ise tahkim edilen mevcut <strong>küresel sistem</strong>; çıkarları garanti altına alınmış <strong>bir avuç mutlu azınlık</strong> dışında hiç kimseyi tatmin etmedi. Neredeyse her 10 yılda bir tekrarlanan ekonomik krizlerle bugünlere geldik. Bu kadar üretimin olduğu, bu kadar zenginliğin olduğu bir dünyada hâlen Afrika’daki kardeşlerimiz en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Küresel adaletsizlik azalmak yerine daha da arttı.” (<strong>4</strong>),</p>
<p>“D-8, salt çıkarlar etrafında buluşan bir ülkeler topluluğu değil; bunun çok daha ötesinde adil, huzurlu ve istikrarlı bir dünya talebinin mücessem hâlidir. Bizler D-8 üyeleri olarak dünyada pek az ülkeye nasip olan coğrafî ayrıcalıklara sahibiz. Üç kıtaya hâkim durumdayız. Zengin doğal kaynaklarımız, hepsinden önemlisi dünyanın yaklaşık yedide birini teşkil eden genç ve dinamik nüfusumuz var.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirve Toplantısı’nın kapanış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvede kabul ettikleri <strong>İstanbul Bildirisi</strong> ve <strong>İstanbul Eylem Planı</strong>’yla (<strong>5</strong>) önümüzdeki dönemde yapacakları çalışmalara bir çerçeve çizeceğini söyledi. (<strong>6</strong>).</p>
<p>D-8 ile İslam Kalkınma Bankası arasında mutabakat muhtırasının imzalanması, karşılıklı ticarette yerel para birimlerinin kullanılması için takas odası kurulması, sömürü yerine özgürlüğün esas alınması, Akdeniz’in mülteci kabristanına dönüşmesinin sonlandırılması, üye ülkeler arasında vize kolaylığı sağlanması gibi adımların atıldığı, Hanımefendi Emine Erdoğan’ın zirveye katılan liderlerin eşlerini teknede ağırladığı D-8 Ülkeleri 9. Zirve Toplantısı’nda Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerin düşük düzeyli katılım sağlamasına neden olan hususların titizlikle aşılması ve iki milyara yakın Müslüman dünyası yanında tüm dünya mazlumlarına umut olabilecek D-8 birliğinin, Ak Parti’nin ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden yönetime getirildiği yeni dönemde hak ettiği etkinliğe kavuşturulması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mustafa Bilgen; “Uluslararası Birlikler-7: <strong>D-8 Gelişen 8 Ülke</strong>”, http://www.tv5haber.com/yazar_6987_618_uluslararası-bırlıkler-7-d-8-gelısen-8-ulke.html, 10.02.2014.</li>
<li><strong>D-8 Organization for Economic Cooperation</strong>, http://developing8.org/about-d-8/brief-history-of-d-8/, 15.06.2018.</li>
<li>Recep Tayyip Erdoğan; “<strong>D-8 Zirvesi Konuşması</strong>”, https://www.youtube.com/watch?v=MgksR-vmjzg, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84994/<strong>d-8-adil-huzurlu-ve-istikrarli-dunya-talebi</strong>nin-mucessem-hlidir.html, 20.10.2017.</li>
<li>D-8 Summit Meeting (9), <strong>Istanbul Declaration 2017</strong>, http://developing8.org/d-8-meeting-reports/, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84995/cumhurbaskani-erdogan-<strong>d-8-zirvesi-kapanis-oturumu</strong>na-katildi.html, 20.10.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
