<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>vahy Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/vahy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/vahy/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Sep 2017 14:04:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>VAHYİN DİLİNE VE TERİMLERİNE VÂKIF OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahyin-diline-terimlerine-vakif-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahyin-diline-terimlerine-vakif-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Aug 2017 13:47:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[âdil bir Rabb]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’tan Resulü’ne]]></category>
		<category><![CDATA[Bâtıl]]></category>
		<category><![CDATA[hâdi]]></category>
		<category><![CDATA[hakikati hatırlatma]]></category>
		<category><![CDATA[Hakk]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[hayr]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi kelam]]></category>
		<category><![CDATA[iman objesi]]></category>
		<category><![CDATA[insan nesli]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[İşaret Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[iyi ve kötü]]></category>
		<category><![CDATA[iyilik]]></category>
		<category><![CDATA[kavl]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yaşar Soyalan]]></category>
		<category><![CDATA[mevsukiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Muhatap]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[rahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Şuarâ 26:192-200]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<category><![CDATA[vahy]]></category>
		<category><![CDATA[Vahyin Dili ve Terimleri]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[zihninde hazır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=562</guid>

					<description><![CDATA[Mehmet Yaşar Soyalan’ın ilahi vahyin mahiyetine ilişkin uzun soluklu çalışmaları “Vahyin Dili ve Terimleri” isimli son eseriyle okuyucu ile buluşmuş oldu. Bu haftaki yazımızda müellifin Ağustos 2017’de ilk baskısı gerçekleştirilen eseri için son söz yerine kaleme aldığı genel değerlendirmeyi sizlerle paylaşarak sizleri bu kıymetli çalışmadan haberdar etmek istedim. Vahiy, inzal, kitap, ayet, beyan, burhan, hadis, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mehmet Yaşar Soyalan’ın ilahi vahyin mahiyetine ilişkin uzun soluklu çalışmaları “Vahyin Dili ve Terimleri” isimli son eseriyle okuyucu ile buluşmuş oldu. Bu haftaki yazımızda müellifin Ağustos 2017’de ilk baskısı gerçekleştirilen eseri için son söz yerine kaleme aldığı genel değerlendirmeyi sizlerle paylaşarak sizleri bu kıymetli çalışmadan haberdar etmek istedim.</p>
<p>Vahiy, inzal, kitap, ayet, beyan, burhan, hadis, rüşd, hidayet vb. elli farklı terimi detaylıca inceleyen eser, insanları ötekileştirmeyen bir rahmet diline sahip olan Kur’an-ı Kerim’in bir hedef ve amaca binaen vahyedildiğini, ilk muhatabının özel şartlarını ve kültürel kodlarını da hesaba katarak ilahi vahyi onun anlayacağı şekilde kendi dilinde gönderdiğini, mesajını tasvirî bir dil kullanarak muhatabına ulaştırdığını, Arap dilinin edebî teknik ve yöntemlerini nasıl kullandığını örnekleriyle açıklamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlahi Vahyin Bütünüyle Allah Tarafından “İlka” Edildiğine İnanmak</strong></p>
<p>“İncelemeye ve analiz etmeye çalıştığımız elli terim, ilahi vahyin, “ne”liği ve “nasıl”lığı yanında, onun şehadet ve gaybi alana ait <strong>konum ve yapısı</strong>nı da farklı boyutlarıyla ortaya koymaktadır. Hatta bu terimler, bir bütün olarak ilahi vahyin <strong>geçmiş, an ve gelecek</strong> <strong>tasavvuru</strong> hakkında da muhatabına temel bir bakış açısı vermekte, bir çerçeve çizmektedir.</p>
<p>Öncelikle şunu söylememiz gerekir ki, ilgili terimlerin bize gösterdiği en temel şey, bu ilahi vahyin, <strong>Resul’ün iradesi ve tasavvuru dışında</strong>, onun söz, düşünce ve konuşmalarıyla karışmadan, ondan bağımsız olarak, onun zihninde oluşmuş/oluşturulmuş ve onun diliyle Arapça bir okuma olarak ilk muhataplarına ulaşmış olduğudur. Resulullah dâhil ilk muhatapların da (inananı ve inanmayanı ile birlikte) ilahi vahyin kendi kültürlerinin bir parçası olan ana dilleriyle ve bu dile ait deyim ve terimlerle kendilerine seslendiği konusunda bir şüpheleri bulunmamaktadır. Bu nedenle onu <strong>anlama, kavrama, içselleştirme ve muhataplık</strong> konusunda bir sorunla karşılaşmamışlardır.</p>
<p>Yine bu kelime ve terimlerin Mushaf içindeki kullanımlarından anlıyoruz ki, hem Resullulah hem de inanıyla inanmayanı ile ilk muhataplar, bu ilahi vahyin Abdullah oğlu Muhammed’in (s) <strong>kendi sözü olmadığı</strong>, kendisine dışarıdan ‘<em>atılan</em>’ bir söz olduğu konusunda<strong> hemfikir</strong>dirler.” (s.500).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlahi Vahyin ‘İlahi Kelam’dan İbaret Olduğunu Kabullenmek</strong></p>
<p>“Vahiyle ilgili kelimeler, gerek ilahi kelamın kendisini ifade etsin, gerek bu ilahi kelamın iniş sürecini anlatsın, gerekse bu ilahi vahye aracılık edeni/edenleri tanımlasın veyahut ilahi vahyin muhtevası ile ilgili olsun, her zaman, <strong>Allah’tan Resulü’ne</strong>/resullerine verilen/<strong>indirilen şey</strong> olarak, yani ilahi kelam anlamında kullanılmış veya onunla ilişkilendirilmiştir. Başka bir deyişle, bu kelimelerden hiç birisi, Resullere, kendilerine verilen <strong>ilahi kelam</strong> hariç, kendileri ile herhangi bir şekilde iletişime geçildiği veya <u>başka bir vahiy/bilgi/haber/işaret verildiğini ifade edecek bir bağlamda kullanılmamıştır</u>. Hiçbirisi böyle bir olay veya olgu ile ilişkilendirilmemiş, böyle bir olayı veya olguyu anlatmada bir araç olarak kullanılmamıştır (s.501).</p>
<p>İlk muhataplar ya da incelediğimiz kelimeler nezdinde yahut ilahi vahyin hiçbir aşamasında veyahut <u>Mushaf içindeki hiçbir pasajda Kur’an dışı vahye ait bir atfa rastlamıyoruz</u>. Yani bu terimlerle veya bu terimlerden bağımsız olarak ilahi kelamın hiçbir yerinde beşer ile Yaratıcı arasında ilahi kelamın vahyedilmesi dışında farklı bir vahyin veya iletişimin varlığına yahut olgusuna ait herhangi anlayış veya bir atıf söz konusu olmamıştır.</p>
<p>Vahye ilişkin elli civarındaki bu terimler, Yaratıcı-yaratılan/beşer ilişkisinin, <u>Yaratıcı’nın rahmetinin ve inayetinin bir tecellisi</u> olarak ancak ilahi vahiy şeklinde tecelli ettiğini, ilahi vahyin de yukarıdan aşağıya doğru <strong>tek taraflı</strong> olarak resulün iradesi dışında onun zihnine <em>ilka</em>/hazır bulma şeklinde gerçekleştiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Yine bu terimlerle Resulullah’ın zihnine ilka olunan bu ilahi vahyin ilk muhatapların pek çoğunun sandığı gibi cin kaynaklı bir söz değil, kaynağı Yüce Yaratıcı olan <strong>muhkem/sapasağlam bir söz</strong> olduğu, bu söze dışarıdan herhangi bir katışma ve müdahalede bulunulmadığı, yabancı bir el değmediği, onun tertemiz/mutahhar aracılar/resuller tarafından taşındığı ifade edilmiştir… (s.501).</p>
<p>Vahye ilişkin terimlerle ilahi vahyin kalplerine ilka edildiği resullerin birer <strong>beşer </strong>oldukları, olağanüstü bir güce sahip olmadıkları, gaybı bilmedikleri, ölümlü oldukları, diğer insanlar gibi doğa kanunlarına/ilahi yasalara tâbi oldukları, toplumları içinde, işinde gücünde <strong>emin</strong> bir beşer/insan olarak yaşadıkları, özellikle Resulullah Hz. Muhammed söz konusu olduğunda kendisine ilahi vahiy dışında bir mucize verilmediği de ifade edilmektedir.” (s.502).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakkı Bâtıldan Ayıran Kur’an’ı Hayat Rehberi Olarak Benimsemek </strong></p>
<p>“Kur’an’daki vahye ilişkin terimler ve bu terimlerin geçtiği pasajlar, ilahi vahyin <strong>amaç ve hedefleri</strong>ne yönelik tespitler ortaya koymakta, onun insanlık için <strong>hakkı bâtıldan ayıran</strong> bir <em>furkan</em>/kılavuz, bir <em>beyyine</em>, bir delil/ayet, bir otorite/sultan, kendisine inananlar için bir rehber/hâdi, rahmet, nimet, bir ümit ve kurtuluş olduğunu ifade etmekte, onda muhkem ve müteşabih olarak Allah’ın iradesinin/muradının her yönü ile ortaya konduğunu ifade etmekte ve bunları örneklerle açıklamaktadır.</p>
<p>Yine bu terimler ilahi vahyin tabiatına/doğasına dair de pek çok ipucu vermektedir. Örneğin onun <strong>sözlü</strong> bir metin, bir hitabe şeklinde tecelli ettiği, Yaratıcı’nın amaç ve iradesine uygun olarak bir süreç içerisinde muhatabını karanlıklardan aydınlıklara çıkaran bir <em>hâdi</em>/<strong>hidayet rehberi</strong> olduğu ifade edilmektedir. Aynı şekilde bu terimler, gayb ve şehadet alanı hakkında konuşan bir hitabe olarak onun, muhatabını ikna etmek için pek çok yöntem kullandığı, tasvirî bir anlatım yanında <strong>tekrarlı ve karşıtlı bir anlatım</strong> diline sahip olduğunu da ortaya koymaktadır (s.502).</p>
<p>Yine bu terimler doğrudan veya dolaylı olarak, ilahi vahyin/ilahi kelamın içeriğine/<strong>muhtevası</strong>na dair tespitler de vermektedir. Öyle ki bir bütün olarak ilahi kelamın/Kur’an’ın muhtevasına dair açıklamalar ve ipuçları yanında, onun <strong>iyi ve kötü</strong> olarak gördüğü şeylerin mahiyeti ve genel ilkeleri hakkında da açıklamalarda bulunmaktadır. Ayrıca bunlara dair örneklerle muhatabından neler istediğini, nelerin yapılmasını tavsiye edip/emredip nelerin yapılmasının hoş karşılanmayıp yasakladığını ve ona neler vadettiğini de ortaya koymaktadır.” (s.502).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vahiy ile İlhamı Birbirine Karıştırmamak</strong></p>
<p>“Vahiy ve ilham çok zaman birbirinin yerine kullanılsa da, ontolojik düzlemde benzer olgulara işaret etse de vahiy hem din dili açısından hem de olgunun mahiyeti açısından daha özel ve teknik bir duruma işaret eder (s.503). Nitekim tarihi ve toplumsal bir miras ve tecrübenin bir sonucu olarak “vahiy” ve ilham”ın farklı şeyler olması gerektiğini de biliriz. Vahyi ilhamdan ayıran şey, vahiy veya ilham ürünü olarak kabul edilen söz ve metinlerin kendileri olmalıdır. Bunu biraz daha açarsak şunları söyleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Vahyi ilhamdan ayıran şey, dili, üslubu, muhtevası ile birlikte metin/hitabe/söz olarak muhatap üzerindeki <strong>etkisi ve gücü</strong>dür.</li>
<li>Vahiy ve ilhamı zihninde toplayan/meczeden ve ilk defa muhataba ulaştıran kişi/lerin konumu, ona sadakati ve onunla ilişki biçimidir.</li>
<li>Muhataplarının tutumu, yani ilhamdan farklı olarak muhatapların vahyi bir <strong>iman objesi</strong> olarak görmeleri ve ona karşı duydukları saygı ve sadakattir. (s.504).</li>
</ol>
<p>Bu durumda vahiy ister aracı olan resul ve ister ilk muhatabı tarafından <strong><em>Yaratıcı’nın, iradesini muhatabında tecelli kılması</em></strong> olarak kabul edilen şey olarak ele alınabilir. Peki, Yaratıcı’nın iradesinin bir vahiy olarak Kur’an’da tecelli kılınmasının anlamı ve bu iradenin <em>mahiyeti</em> nedir? Konuyu son ilahi vahiy Kur’an özelinde değerlendirelim. Kur’an’ın, Yüce Yaratıcı tarafından seçilmiş Resul Muhammed’e ilka edildiğine inanan bir mü’min olarak bu iradenin, bu İlahi Kelam’ın muhtevasını oluşturduğunu ifade edebilirim (s.504).</p>
<p>İlahi vahiy, Fazlur Rahman’ın da dediği gibi Resul’ün zihninde hem “<strong>anlam</strong>” hem de “<strong>lafız</strong>” olarak oluşmuş olmalıdır. Çünkü Resul’ün zihnine “ağır bir söz/<em>kavlen sakilen</em>” atılacağının/ilka edileceğinin ifade edilmiş olması, Resul’ün muhataplarına okuduğu şeyi <strong>zihninde hazır olarak bulmuş</strong> olmasını gerekli kılar… (s.504).</p>
<p>Esas olan, ilahi vahiy olan ve bugün elimizde Mushaf olarak bulunan Kur’an’ın Resulullah Muhammed’in ağzından Yüce Yaratıcı’ya ait bir kelam olarak muhataplarına ulaşmış bir metin/hitabe olmasıdır. Bu durumu, yani ilahi iradenin bir yaratılmışta/beşerde nasıl tecelli ettiğini şu ayetler de benzer bir şekilde dile getiriyor (s.505):</p>
<p>“Muhakkak ki, o (Kur&#8217;an) Âlemlerin Rabbi&#8217;nin indirmesidir. Onu, uyarıcılardan olman için, apaçık Arapça bir dil ile senin kalbine <strong>güvenilir bir vahiy</strong> olarak indirmiştir. Bu durum öncekilerin kitapları için de geçerlidir. İsrailoğulları bilginlerinin bu durumu/bu olguyu biliyor olması, onlar için yeterli bir kanıt değil midir? Onu Arap olmayan birine indirseydik ve o bunu okusaydı ona inanmazlardı.” (Şuarâ 26:192-200).</p>
<p>Bu ilahi kelamın elimizde Mushaf olarak mevcudiyeti ve kesintisiz süregelen Müslüman gelenek ve toplumsal tecrübe, Hz. Muhammed’in kendisine gelen, yani kalbinde/hafızasında bir fikir, bir söz olarak toplanan bu ilahi kelamı, geldiği gibi/olduğu gibi muhataplarına aktardığı fikri tarihi ve toplumsal bir gerçeklik olarak yaşayagelmektedir. Yine bu şahitlik, onun kendi zihnine <strong><em>ilka</em></strong> olunan bu <strong>söz</strong>ü (<strong><em>kavl</em></strong>), o dönemin ve o coğrafyanın bir geleneği ve vahyin doğasının bir gereği olarak muhataplarına/çevresindekilere yine bir <strong>söz olarak</strong> aktarmış olduğunu da ortaya koymaktadır. Aynı şekilde o, aktardığı bu sözü, -kendi söz ve tecrübesinden bağımsız olarak gerçekleştiği bilinciyle-, zihninin ve yüreğinin iman ettiği bir gerçeklik olarak muhataplarına ulaştırmıştır (s.505).</p>
<p>İşte bu ilahi <strong>vahyin</strong> inzalinin üzerinden 1500 yıl gibi bir süre geçmiş olsa da onun otantikliği/muhkemliği ve sağlamlığı/<strong>mevsukiyeti</strong> hakkında önceki yüzyıllara oranla daha net konuşabilmekte, daha net deliller ortaya koyabilmekteyiz. En temel kanıtımız da Mushaf’ın kendi varlığıdır. Dolayısıyla Mushaf’a dönmüş bu hitabenin kendisinin ve imani bir gerçeklik olarak muhataplarının varlığının başlı başına bir delil olması yanında, bugün ilahi vahyin içeriği/muhtevası ile ilgili edebî, semantik, hermenötik, dilbilimsel, tarihi okumalar/analizler yapılarak, hatta Mushaf malzemelerinin kimyasal analizleri yapılarak otantikliğinin ve muhkemliğinin ortaya konabilme imkânı söz konusudur… (s.506).</p>
<p>Yaratılışın özünün ve karakterinin <strong><em>özgürlük içinde</em> <em>uyum</em></strong>, işleyişinin <strong><em>hayr/iyilik/rahmet</em></strong>, amacının ise <strong><em>sorumluluğun tecellisi</em></strong> olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum, yani yaratılıştaki bu öz ve amaç, Yüce Yaratıcı’nın bir yaratışı, iradesinin tecellisi olan vahiy için de geçerli olsa gerektir. İşte vahiy, bu gerçekliği unutup oyun ve oynaşa dalan akıllı ve sorumlu varlığa bu <strong>hakikati hatırlatma</strong>nın en temel aracıdır.” (s.506).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vahyin Tüm İnsanlığı, Tüm Zamanları ve Tüm Mekânları Kuşatan Kapsayıcılığını Görebilmek </strong></p>
<p>“Eğer vahyi, tüm insanlığı, tüm zamanları ve mekânları kuşatan, kavrayan bir olgu olarak görürsek bu, vahyin hakikati hatırlatmanın “<strong>en temel aracı</strong>” olarak kabul edildiği anlamına gelir.</p>
<p>Eğer vahyi belli zaman ve mekânlarda, belli topluluklara bu hakikati anlatan bir olgu/tecrübe olarak görürsek, o zaman vahiy, bu hakikati anlatan “<strong>araçlardan biri</strong>”ne dönüşmüş olur.</p>
<p>Eğer amaç insana bu hakikati anlatmak, bu gerçeklik konusunda onu uyarmak ise ve Yaratıcı bu anlatma ve uyarıyı “<strong><em>vahy</em></strong>” olarak tanımlıyor, bu vahyi de kendisinin <strong>rahmetinin bir tecellisi</strong> olarak ifade ediyorsa, üstelik muhatap tüm zamanlardaki ve coğrafyalardaki <strong>insan nesli</strong> ise, o zaman, bu rahmetin tecellisinin farklı üsluplarda, tonlarda, şekil ve formatta gerçekleşmiş olabileceği imkânını da işaret eder. Bu olabilirlik, bu imkân, onun ezelden beri tüm insanlığın Rabbi olması yanında gerçekten <strong>âdil bir Rabb</strong> olması ile de ilgili olsa gerektir. Allahu a’lem.” (s.507).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<ol>
<li>Mehmet Yaşar Soyalan; <strong>Vahyin Dili ve Terimleri</strong>, İşaret Yayınları, İstanbul, Ağustos 2017, 520 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahyin-diline-terimlerine-vakif-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VAHİYLE İNŞA OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahiyle-insa-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahiyle-insa-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2015 19:05:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[16:2]]></category>
		<category><![CDATA[16:65]]></category>
		<category><![CDATA[17:82]]></category>
		<category><![CDATA[2:159]]></category>
		<category><![CDATA[21:30]]></category>
		<category><![CDATA[25:1]]></category>
		<category><![CDATA[40:15]]></category>
		<category><![CDATA[42:52]]></category>
		<category><![CDATA[6:112]]></category>
		<category><![CDATA[6:121]]></category>
		<category><![CDATA[6:122]]></category>
		<category><![CDATA[7:58]]></category>
		<category><![CDATA[70:3]]></category>
		<category><![CDATA[8:24]]></category>
		<category><![CDATA[9:124-125]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Azîz]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrâil]]></category>
		<category><![CDATA[hıfz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[Kerîm]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mecîd]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<category><![CDATA[vahy]]></category>
		<category><![CDATA[yeryüzünün halifesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=110</guid>

					<description><![CDATA[Yeryüzünün halifesi olarak seçilen insan, dünyada kaldığı süre içerisinde vahye muvafık ve Allah’ın sınırlarına mutabık bir hayat inşa etmekle görevlendirilmiştir. Ne var ki, vahye mutabık bir hayatı inşa edebilmek için önce vahiyle inşa olmak gerekir. Bu hakikatin ne denli hayati bir öneme sahip olduğunu ortaya koyma gayretiyle kaleme aldığımız yazımıza, vahyin tanımıyla başlamakta yarar var: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzünün halifesi olarak seçilen insan, dünyada kaldığı süre içerisinde vahye muvafık ve Allah’ın sınırlarına mutabık bir hayat inşa etmekle görevlendirilmiştir. Ne var ki, vahye mutabık bir hayatı inşa edebilmek için önce vahiyle inşa olmak gerekir. Bu hakikatin ne denli hayati bir öneme sahip olduğunu ortaya koyma gayretiyle kaleme aldığımız yazımıza, vahyin tanımıyla başlamakta yarar var:</p>
<p>“Sözlükte “hızlı bir şekilde ve gizlice söylemek, işaret etmek, ilham etmek” anlamındaki vahiy (<em>vahy</em>) terim olarak “Allah’ın bir emri, bir hükmü veya bilgiyi peygamberine gizli olarak bildirmesi” demektir (Lisânü’l-Arab, “<em>vhy</em>” md.). Vahiy kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de yetmişi aşkın yerde fiil kalıplarıyla, altı yerde de “<em>vahy</em>” şeklinde geçer ve bu âyetlerin çoğunda Allah’a, bunun dışında şeytana ve yardımcılarına nisbet edilir. Allah’a izâfe edilen vahyetme fiili peygamberler yanında Hz. Mûsâ’nın annesinde olduğu gibi insanlara, meleklere, arılara, yer küresine ve göklere yöneliktir. Şeytanlara atfedilen vahiy sözlük anlamındadır ve şeytanın kendi dostları olan insanlara ve cinlere, peygamberlerle müminlere düşmanlık etmeleri için gizlice telkinde bulunmasını ifade eder (el-En‘âm 6/112, 121). Bazı âyetlerde (en-Nahl 16/2; el-Mü’min 40/15) peygamberlere indirilen vahyin “<em>ruh</em>” diye anılmasının sebebi vahyin insanları, mecazi mânada ölüm demek olan bilgisizlik ve imansızlıktan kurtarıp onların gerçeği bulmasına yardım etmesi hikmetine bağlıdır. Özellikle Kur’an vahyine, insanın dünya hayatının kaynağını teşkil eden unsura benzetilerek mecazi anlamda ruh denilmiştir (eş-Şûrâ 42/52; Fahreddin er-Râzî, XXVII, 190). Vahiy meleği Cebrâil için “<em>er-rûhu’l-emîn</em>” isminin kullanılmasını mânevî hayatla ilgili vahiy getirmesiyle açıklamak mümkündür. Hz. Îsâ’nın <em>ruh</em> şeklinde nitelendirilmesi de aynı sebeple izah edilebilir (er-Râzî, XIX, 210-220). (Yusuf Şevki Yavuz, TDV İslam Ansiklopedisi, 2012, 42/440-443).</p>
<p><a name="_Toc44373854"></a><a name="_Toc44375893"></a><a name="_Toc44375972"></a><a name="_Toc44376057"></a><a name="_Toc44376134"></a><a name="_Toc44462499"></a><a name="_Toc44463255"></a><a name="_Toc44465068"></a><a name="_Toc44466194"></a><a name="_Toc44466459"></a><strong>Vahiy: hayat suyu</strong></p>
<blockquote><p>Vahye mutabık bir hayatı inşa edebilmek için önce vahiyle inşa olmak gerekir. Bunun için de önce vahyi anlayarak okumak icap eder.</p></blockquote>
<p>Vahyin hayata dönüşmesi için üstün bir çaba harcayarak teslim-i ruh eyleyen merhum Abdulcelil Candan hoca, “O, gökten su indirdi. Bu sayede vadiler hacimleri kadar suyla dolup taştı. Derken akıntı, (yüzeyde biriken ne kadar) köpüklü tortu ve atık varsa alıp götürdü. Bir tür takı ya da alet yapmak amacıyla ateşte/potada eritilen (metalin hasını, yüzeyine çıkan) köpüklü posadan arındırma işlemi gibi… İşte Allah hak ile bâtılı bu misalle açıklar. Artık bakılır: eğer köpüklü tortuysa sonuçta atılıp gider, fakat eğer insanlığın yararına bir şeyse yerli yerinde durur.” (Ra’d, 13/17) âyetini izah ederken vahyin aynen su gibi hayat bahşettiğini şöyle anlatır:</p>
<p>“Kur’an-ı Kerim, vahyin işlevini <u>su</u> ve <u>ateş</u> teşbihiyle anlatır. Çünkü su hayat kaynağı olduğu gibi, vahiy de kalplerin hayatıdır. Su ile vahiy arasındaki ortak payda diriltmektir. Nitekim ikisi de dirilticidir. Su kâinatı, insanı, bitkiyi, toprağı kısacası her canlıyı diriltmektedir; hayat kaynağıdır. Vahiy de kalbi, ruhu, düşünceyi diriltmektedir. Su ölmüş toprağı diriltmektedir. Vahiy de ölmüş kalbi ve ruhu diriltmektedir. Su ölmüş bitkiyi, yapraksız, meyvesiz bitkiyi diriltir; vahiy de bilinci ölmüş, duygusuz, bilinçsiz insanı diriltmektedir. Su hayatın kaynağıdır. Vahiy ise hayatın anlamı ve sırrıdır; ona yön ve hayatiyet verir. Bu nedenle Allah Teâlâ vahyi “ruh” olarak nitelemiştir (Şûrâ, 42/52).</p>
<blockquote><p>Göz mesabesindeki akıl ile donatılan insana, doğru yolu görebilmesi için ışık mesabesindeki vahiy de lûtfedilmiştir.</p></blockquote>
<p>Vahiyle tanışan insanın kalbinde aydınlıklar doğar, her şeye bakış açısı değişir. Vahiy sonsuz âlemlerle bağ kurdurur, hayat bahşeder, diriltir. Aydınlık, inşirah ve huzur verir. Küfür ise ıstırap ve sıkıntıdır. Vahiyden uzak insan, köksüz bitki gibidir; tüm kâinatla irtibatını kesmiştir. Hem kendisine hem de tüm kâinata yabancıdır. Vahiyle tanışan insan, önce Rabbiyle, sonra da evrenle tanışır, hayata anlam verir. Zihin, duygu ve hareketlerinde canlanma olur.</p>
<p>Toprağın yağmur ve su dışında bir şeyle dirilmemesi (Nahl, 16/65) gibi kalp de vahiy dışında bir şeyle dirilmez. “Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çıkar.” (A’raf, 7/58) âyetinde geçen güzel memleket müminin kalbidir. Kur’an’ı dinlediğinde onu kavrar, toprağın yağmurla bereketlenip dirildiği gibi vahiyle dirilip bereketlenir. İnkârcının kalbi çorak toprak gibidir, Kur’an’ı dinlediği halde, yağmurdan hayat ve yarar alamayan çorak toprak gibi onunla hayat bulamaz.</p>
<p>Vahiy de yağmur da gökten nazil olmakta, ikisi de insanlar umutsuz ve çaresiz kaldığında nazil olmaktadır. Vahiy önceki milletlerin ve kişilerin davranışlarını anlatır. Kişi vahyi okurken ona hayatını arz eder. Muvafık olan hareketlerine devam eder, uymayanları ise terk eder.</p>
<blockquote><p>“Allah’ın insana bahşettiği ‘tekâmül mertebeleri’nin/yükseliş imkânlarının en başında vahiy gelmektedir.”</p></blockquote>
<p>Su hayatın kaynağıdır; canlı her şey ondan yaratılmıştır (Enbiya, 21/30). Vahiy de manevi hayat, sağlam inanç ve ibadetin kaynağıdır. Suyun tutulması ve menedilmesi haram olduğu gibi (Ebu Davud, Zekât, 35), vahyin gizlenmesi de haramdır (Bakara, 2/159). Su necaset ve kiri giderir; vahiy de inkâr, cehalet, küfür ve nifakı dağıtır. Yağmur mümin münafık herkese iner; insanlar suda müşterektirler (Ebu Davut, Buyû’, 60). Vahiy de âlemlere rahmet olarak inmiştir, tüm insanları muhatap alır (Furkan, 25/1).</p>
<p>Kur’an, vahiyden nasibi olmayanları ölüye benzetir (En’am, 6/122). Yağmur hayat verdiği halde ondan rahatsız olanlar çıkabildiği gibi, kalpleri erozyona uğramış insanlar da vahiyden rahatsız olmaktadırlar. Yağmur sele dönüştüğünde zarara sebebiyet verebildiği gibi, vahiy de kalplerinde hastalık olanların azgınlık ve inkârlarını artırabilmektedir (Tevbe, 9/124-125; İsrâ, 17/82). Suya yabancı maddeler karışınca zehir olur, toprağı, bitkiyi ve insanı öldürür. Vahye de bid’at, hurafe, israiliyat karışınca ilahî olma özelliğini yitirir, yarar yerine zarar verir, sağlam inancı öldürür.</p>
<p>Âyette <strong>vahyin ateşe benzetilmesi</strong>, ateşin madenlerden yabancı kısımları atıp saf ve özü bırakma özelliğinden dolayıdır. Vahiy de yabancı, uydurma, ithal inanç ve bidatleri dağıtıp yok etmektedir. Her ikisinde ortak özellik, yabancı ve zararlı unsurları ayıklayıp özü bırakmaktır. Madenler eritilince yabancı maddeler atılır; ilim ve yakînle ile yabancı inanç, şüphe ve tereddütler giderilir.</p>
<blockquote><p>“Kur’an, indiriliş amacı olan hidayeti/yol göstericiliği, ancak anlamı kavrandığında gerçekleştirebilir.”</p></blockquote>
<p>Su bu dünyaya hayat verir ama, vahiy her iki dünyaya hayat ve anlam verir. Sudan yüz çevirmek bedenin ölümüne, vahiyden yüz çevirmek de imanın sönmesine sebebiyet verir. Rabbimiz son elçisine hitaben, “Kuşkusuz biz sana Kevser’i (vahyi) verdik.” (Kevser, 108/1) buyurur. Kur’an kurumuş, katılaşmış kalp ve toprakları hayat veren kevseriyle diriltir.” (Abdulcelil Candan, “Vahiy: Âb-ı Hayat”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2009, sayı: 8, s.24-28).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayatın vahiyle anlam bulması</strong></p>
<blockquote><p>“Vahiy; kavramlarıyla tasavvuru, önermeleriyle aklı, örnekleriyle şahsiyeti, bütünüyle hayatı inşa eder.”</p></blockquote>
<p>Allah’ın insana bahşettiği “tekâmül mertebeleri”nin (Me’âric, 70/3), yani yükseliş imkânlarının en başında vahiy gelmektedir. Göz mesabesindeki akıl ile donatılan insana, doğru yolu görebilmesi için ışık mesabesindeki vahiy de lûtfedilmiştir. Böylece insan, yeryüzünde varoluş amacına uygun bir hayatı inşa etmekle görevlendirilmiştir. Vahye mutabık bir hayatı inşa etmede ustalık görevi kendisine verilen insanı Kur’an’ın nasıl inşa ettiğini, “Vahiy; kavramlarıyla tasavvuru, önermeleriyle aklı, örnekleriyle şahsiyeti, bütünüyle hayatı inşâ eder.” vecizesinin sahibi müfessir Mustafa İslâmoğlu şöyle açıklar:</p>
<p>“Vahiyle inşa olmanın olmazsa olmaz şartı; önce vahyin, yani Rabbimizin ne dediğini anlamaktır. İlahi bir inşa projesi olan vahyin muhatabı insandır. Zira insan hayatın öznesi olsun diye yaratılmıştır. Hayatı inşa edecek olan insandır. Yerler ve gökler, güneş ve ay, karalar ve denizler bu yüzden insanın emrine musahhar kılınmıştır. Bu yüzden insan Allah tarafından “yeryüzünün halifesi” olarak atanmıştır. Halifeliğini hakkıyla eda edebilmek için önce bir ustaya çırak olması lazımdır. O usta vahiydir. İnsan yeryüzünün ustası olmak istiyorsa önce vahyin çırağı olmalıdır. Vahiy tarafından eğitilmeli, vahyin terbiyesinden geçmelidir. Bunun olmazsa olmaz şartı vahyi anlamaktır.</p>
<p>Kur’an’ın bir anlamı vardır, çünkü bir amacı vardır. Kur’an’a bir anlam taşımıyormuş muamelesi yapmak, onu amacından koparmaktır. Kur’an’ın amacı muhatabının aklını karanlıklardan kurtarıp ışığın kaynağına kavuşturmak, yani doğru yola yöneltmektir (hidayet). Kur’an, indiriliş amacı olan hidayeti (yol göstericiliği), ancak anlamı kavrandığında gerçekleştirebilir. Zira, anlamın kaynağı olan Allah anlaşılmasın diye konuşmaz. Bu abestir. Allah abesle iştigalden münezzehtir.</p>
<p>Kur’an’a inşa edici bir özne olarak iman eden kimse, Kur’an’ı inşa etmek için değil, Kur’an’la inşa olmak için Kur’an okur. Kur’an öznedir. Zira, kendisi için kullandığı <em>Mecîd</em>, <em>Kerîm</em> ve <em>‘Azîz</em> gibi sıfatların hepsi de özne, hem de mübalağalı özne kipidir ve bu, Kur’an’ın en üst derecede inşa edici bir özne oluşuna delalet eder. Kur’an’ı anlaması gereken insan da öznedir. Bu yüzden Kur’an okumak iki özne arasında kurulan bir diyalogdan ibarettir.</p>
<p>Anlama dönüş Rabbin tenezzülüne kulca teşekkürdür. Elbette vahiyden herkesin anladığı aynı olamaz. Herkes vahiyden aklı, imanı, ihlâsı, bilgisi, birikimi, gayreti, hikmeti, himmeti oranında istifade eder. Vahyi anlama çabası, Kur’an’ın ifadesiyle, “vahiyle hayat bulma” anlamına gelir (Enfal, 8/24). Vahiyle hayat bulma, aynı zamanda vahye hayat vermedir. Tersi de geçerlidir: Vahyin anlamını göz ardı ederek vahyi fetişleştiren her yaklaşım, vahyin dirilten damarlarını kesiyor, vahyin hayatla olan sahih ilişkisini kopartıyor demektir. Bu işlem Kur’an’ı Mushaf’a indirgeme, ilahî hitabı lafza indirgeme, tertîl ile okuma emrini tecvide indirgeme, <em>haml</em>’i (sorumluluğunu yüklenmeyi) <em>hıfz</em>’a (ezbere) indirgeme gibi hepsi de birbirinden vahim birçok sonuca yol açmaktadır. “Vahyi nesneleştirme” dediğimiz felaket işbu yaklaşımın top yekûn sebep olduğu sonuçtur.</p>
<p>Vahyi nesneleştirme, Kur’an’dan kopma değil vahyin anlamından kopmadır. Tıpkı Cuma Sûresi’nin 5. âyetinde anlatılan Yahudiler’in Tevrat’a yaptığını Müslümanlar’ın da Kur’an’a yapması demektir. Vahyin yazıldığı kâğıdı, meşk edildiği hattı, içine konulduğu kabı yüceltmek, fakat onun manasını ve o mana ile hayatı inşa talebini görmezden gelmektir. Furkan Sûresi’nin 30. âyetinde ifade buyurulduğu gibi onu <em>metruk</em> (terk edilmiş) bırakmak yerine <em>mehcur</em> (işlevsiz) bırakmak!</p>
<p>Vahyin eliyle inşa olan insanlar, yeryüzünü inşa ettiler. Vahiy onların öznesi, onlar da hayatın öznesi idiler. Öylesi zamanlarda tarihin yatağını İslam ümmeti belirledi. İslam ümmetinin belirlediği bu yatakta aktı insanlık. Fakat ne zaman ki Müslümanlar vahyi nesneleştirdiler. İşte o zaman kendileri de tarihin nesnesi olmakla cezalandırıldılar&#8230;” (Mustafa İslâmoğlu, “Vahyi Anlamaya Dair”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2009, sayı: 8, s.3-10).</p>
<p>Hayatını hevasıyla veya gaybten haber aldığını iddia eden yalancıların ilham ve rüyalarıyla değil, Allah’ın son vahyi Kur’an ile inşa çabasında olan; Kitab’a varis olmaya çalışan, Muhammed İkbal’in dediği gibi ölürken değil yaşarken Kur’an ile buluşan ve Kur’an’ı kendisine iniyormuşçasına okuyan; duygu, düşünce ve davranışlarını vahyin terbiye ettiği; tasavvurunu, aklını, şahsiyetini ve nihayet bütünüyle hayatını vahyin inşa ettiği hâlis mü’minlere selam olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/vahiyle-insa-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
