<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uygurlar Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/uygurlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/uygurlar/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Nov 2024 18:45:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>HAKKIN ELİNDEN TUTMAK -İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek-</title>
		<link>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2019 07:09:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL ŞAHİTLİK SORUMLULUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞERÎ BİLİMLER YAYIN NO: 144]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat-i İslami]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN’DE HAK İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ERİTME POLİTİKALARI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[HAKKANİYET BİLİNCİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAKKIN ELİNDEN TUTMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İHVAN-I MÜSLİMİN SURİYE]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARINI YENİDEN DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIK HAYSİYETİNİ KORUMAK]]></category>
		<category><![CDATA[ISBN: 978-605-7846-48-8]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[NOBEL AKADEMİK YAYINCILIK]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASİ İDAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[ZULME MÂNİ OLMAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=938</guid>

					<description><![CDATA[10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Hakkın Elinden Tutmak isimli kitabımı tanıtan yazımı dikkatlerinize sunuyorum. Adil Şahitlik Sorumluluğumuzu Üstlenip Zulümlere Mâni Olabilmek İnsan Olabilmek başlığını taşıyan birinci bölümde insanı anlamak, insanı tanımak, insan olabilmek, şahsiyet sahibi özgür bir birey olmak, iyi olmak ve bozulmaktan korunmak   alt başlıkları altında yeryüzünün yönetimi kendisine emanet edilen insanı, kendimizi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle <strong>Hakkın Elinden Tutmak</strong> isimli kitabımı tanıtan yazımı dikkatlerinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Adil Şahitlik Sorumluluğumuzu Üstlenip Zulümlere Mâni Olabilmek</strong></p>
<p><strong>İnsan Olabilmek</strong> başlığını taşıyan birinci bölümde insanı anlamak, insanı tanımak, insan olabilmek, şahsiyet sahibi özgür bir birey olmak, iyi olmak ve bozulmaktan korunmak   alt başlıkları altında yeryüzünün yönetimi kendisine emanet edilen insanı, kendimizi tanımaya gayret ediyoruz. İkinci bölümde <strong>Hakkın Elinden Tutmak</strong> başlığı altında tasavvuru doğru kurmanın, mevcut nakıs insan hakları söylem ve belgeleriyle yetinmeyip İslam insan hakları beyannamesini yazmak ve İslam’ın insan hakları nazariyesini ortaya koymak için nitelikli bir çaba ortaya koymanın, bunun için de insan haklarını yeniden düşünmenin lüzumunu ve hak ihlallerini belgeleyerek insanlık haysiyetini korumanın ehemmiyetini izah etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>İhlaller Karşısında Adil Şahitler Olabilmek</strong> başlıklı üçüncü bölümde; Mısır’da İhvan-ı Müslimin liderlerine yönelik siyasi idamları ve sistematik hak ihlallerini durdurmak için somut adımlar atmanın, İsrail’deki Filistinli tutsakların, özellikle tutsak çocuk ve kadınların maruz kaldığı ağır hak ihlallerini engellemenin, keza Suriye’de işkence gören tutsak kadın ve çocukların çığlıklarını duymanın, Çin’in Doğu Türkistan’da eritme politikaları kapsamında Uygurlara ve diğer Müslüman topluluklara reva gördüğü ağır hak ihlallerine mâni olmanın, son olarak Bangladeş’te Cemaat-i İslami önderine yönelik siyasi idamları durdurmanın aciliyetine dikkat çekiyoruz.</p>
<p>Eserin dördüncü ve son bölümünde <strong>İhlalleri Durdurup Zulümlere Mâni Olabilmek </strong>başlığı altında Hollanda örneğinde Batı’nın hak ihlallerini ortaya koymaya, Avrupa’da hızla yayılan İslamofobi/İslam düşmanlığı konusunda yayımlanan raporlara dikkat çekmeye, zulme maruz kalmanın zulmetmeye gerekçe teşkil edemeyeceğine ve olağanüstü hâl uygulamalarının uzaması durumunda durumun olağanlaştırılarak hakkaniyet bilincinin ve hukuk sisteminin nasıl sakatlanacağına vurgu yapıyoruz.</p>
<p><strong>Tüm İnsanlığı Kuşatan Adil Bir Evrensel İnsan Hakları Belgesi Hazırlayabilmek</strong></p>
<p>Hakkın Elinden Tutmak isimli eserimizin önsözünde okuyucuya şu hususları hatırlatıyoruz:</p>
<p>Din ve bilim, dünya ve ahiret, akıl ve inanç, Allah ve insan, insan ve kâinat gibi en temel meselelerde altın dengeyi kurabilmiş olan İslamiyet’i benimseyen bilim insanlarının, Kur’an ve Sünnet başta olmak üzere Müslüman toplumların on dört asır boyunca üretmiş olduğu müktesebat ve uygulamaları inceleyerek insanlığa mükemmel bir <strong>insan hak ve hürriyetleri beyannamesi</strong> takdim etmesi sadece mümkün değil aynı zamanda elzemdir de.</p>
<p>Bu eserde temas edilen bazı temel metinler başta olmak üzere on dört asır boyunca İslam âleminde üretilmiş olan belgeler ile Allah’ın, hukukun ve toplumun hakkını korumak için oluşturulan “Hisbe Teşkilatı” gibi kurumsal tecrübeler incelenerek bütün insanlığı kuşatan, adil bir evrensel insan hakları belgesi hazırlamak, Müslüman aydınların önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>Zulmü kendisine haram kılan, aynı şekilde insanlar arasında da haram kıldığını bildiren Allah Teâlâ modern dünyanın zalimlerine de hak ettikleri akıbeti yaşatmak üzere onları gözetim altında tutmaktadır. Hiç şüphesiz Allah Teâlâ zalim kullarına belli bir vakte değin mühlet tanır, ancak onları azabıyla yakaladığında artık bu zalimler için asla bir kaçış imkânı yoktur!</p>
<p><strong>Hakkaniyet Bilincini İçselleştirmek ve Zalime Asla Pasif Destek Vermemek</strong></p>
<p>Hakkaniyet bilincini içselleştirmiş ve haysiyet, şeref, namus gibi yüce değerleri benimsemiş insanların zulme sessiz kalarak zalime pasif destek vermeleri kabul edilemez. Beşerin insanlaşma sürecinde hakkaniyet bilincini kazanma düzeyi, hakkın elinden tutma davranışında ulaştığı seviyeyle ölçülür.</p>
<p>Müminlerin annelerinden Ümmü Seleme validemiz (r), Rasulullah’ın (s) hanesinden çıkarken şöyle dua ettiğini nakleder: “Allah’ım! Dalalete ve zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillikten ve cahilce muameleye maruz kalmaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, 5072). Son Nebi’nin izinden giden tüm müminlerin bu duayı hem kalben hem de davranışlarıyla her gün tekrar etmesi <strong>hak temelli medeni bir hayatın yeniden inşasına</strong> zemin hazırlayacaktır.</p>
<p>Elbette Allah Teâlâ’nın; “Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bilecekler!” (Şu’arâ 26:227) vaîdi/tehdidi gerçekleşecektir. Ama insanlık onurumuzu korumak için bize düşen; “Cihadın en faziletlisi zalim sultana karşı hakkı söylemektir.” (Humeydî, 752) nebevi müjdesine mazhar olmak, bedelini ödemeyi göze alarak hakkın elinden tutmaktır. İnsaniyet ve hakkaniyet timsali Mehmet Âkif, “Âsım” şiirinde ne kadar da veciz ifade etmiş insanlığın hakşinaslık ödevini:</p>
<p>“Hâlık’ın nâmütenâhî adı var, en başı: Hak.<br />
Ne büyük şey kul için <strong>hakkın elinden tutmak</strong>!<br />
Başta îmân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,<br />
Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.</p>
<p>Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;<br />
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230;<br />
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;<br />
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam!</p>
<p>Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,<br />
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.<br />
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.<br />
Çiğnerim, çiğnenirim, <strong>hakkı tutar kaldırırım</strong>!”</p>
<p>(Mehmet Âkif Ersoy, Safahat).</p>
<p>Hakkın elinden tutup onu ayağa kaldıran insanın -sırtını Hak Teâlâ’ya yasladığından dolayı- şu fani âlemde çekineceği hiç kimse olamayacağını Develili ozan Âşık Seyrani (ö. 1866) şu dizelerle dile getirmiş:</p>
<p>“Seyrani de der ki Hak benim arkam,<br />
Hak benim arkam da ben kimden korkam?<br />
Fazilet ehli ol isteme görkem,<br />
Mevlâ’dan korkmayan kuldan ırak ol!”</p>
<p><strong>Zamanlar ve Coğrafyalar Üstü Hakkaniyet Çağrısına Dikkat Kesilmek </strong></p>
<p>Bütün bir insanlık, insanlığın bekası için hep birlikte “Son Nebi”nin şu insaniyet ve hakkaniyet çağrısına kulak vermek durumundadır:</p>
<p>“İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, zulmederlerse biz de zulmederiz diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara <strong>zulmetmemeyi</strong> içinize (bir ilke olarak) yerleştirin.” (Tirmizî, Birr, 63).</p>
<p>Hakkın elinden tutmak gönüllü bir faaliyet türü değildir. Bilakis insanı akıllı ve tercih sahibi pek değerli bir varlık kılan ve sayısız nimetlerle donatan Yüce Allah’ın kesin bir emridir:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! (Gerek dosta gerekse düşmana karşı hep) <strong>âdil olun</strong>. Zira bu, takvaya (Allah’a karşı saygı ve sorumluluk bilincine) en uygun davranıştır. Artık Allah’ın emirlerine kayıtsız kalmaktan sakının! Çünkü Allah yaptıklarınızdan tümüyle haberdardır.” (Mâide 5:8).</p>
<p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah’ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!” (Âl-İmran 3:64).</p>
<p>“Doğrusu Biz elçilerimizi hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik; onlarla birlikte Kitab’ı ve <strong>insanlığı adaletle ayakta tutsun</strong> diye mizanı indirdik…” (Hadid 57:25).</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri <strong>ehil olanlara</strong> tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olsanız <strong>adaletle hükmetmenizi</strong> emreder. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>“Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz (O’nun koyduğu ilkelere riayet ederseniz), O da size (hakkı korumada) yardım eder ve adımlarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed 47:7).</p>
<p>Sorumluluk bilincinin zirvelerinde dolaşmış olan merhum Âkif’in bir asır öncesinde gözlemlediği utanç verici tabloda aradan bir asır geçmesine rağmen yeterli bir iyileşme olmamasında bizim payımız ne kadar diye nefis muhasebesi/ öz eleştiri yapmamız gerekmez mi?</p>
<p>Beşerin <strong>hakka refik olmak</strong> için vicdânı,<br />
Beşeriyyetle berâber yürümektir şânı.<br />
Yürümez dersen eğer, rûhu gider İslâm’ın;<br />
O yürür, sen yürümezsen, ne olur encâmın? (…)</p>
<p>Dâhilîdir sadme&#8230; Hâriçten değil&#8230; Aslâ değil!<br />
Sonra, olmaz ez-kazâ dünyâda bir şey, böyle bil!<br />
Nâgehânî lâfzının ma’nâsı yoktur, herzedir:<br />
En beyinsizler bu istikbâli zîrâ kestirir. (…)</p>
<p><strong>Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak;<br />
</strong><strong>Kendi âsûdeyse, dünyâ yansa, baş kaldırmamak!<br />
</strong>Ahdi nakzetmek, yalan sözden tehâşî etmemek;<br />
Kuvvetin meddâhı olmak, acizi hiç söyletmemek!</p>
<p>Mübtezel birçok merâsim: İnhinâlar, yatmalar,<br />
Şaklabanlıklar, riyâlar, muttasıl aldatmalar;<br />
Fırka, milliyet, lisan nâmıyla dâim ayrılık;<br />
En samîmî kimseler beyninde en ciddî açık;</p>
<p>Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi&#8230;<br />
Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!<br />
Hâlimiz bir inhilâl etmiş vücûdun hâlidir;<br />
Rûh-i izmihlâlimiz ahlâkın izmihlâlidir.</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:<br />
Bir halâs imkânı var: <strong>ahlâkımız yükselmeli</strong>,<br />
Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;<br />
Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız!</p>
<p>20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913)</p>
<p>(Mehmet Âkif Ersoy, Safahat).</p>
<p>Muhatapları insan haklarını yeniden düşünmeye davet ettiğimiz Hakkın Elinden Tutmak isimli eserimizi tanıtmak için hazırladığımız bu yazımızı kitabın arka kapağına yerleştirdiğimiz şu mesajla bitirelim:</p>
<p>Çıkara odaklanan ‘beşer’in değer yüklü ‘insan’a dönüşme sürecinde kat ettiği mesafe, <strong>hakkaniyet bilinci</strong>nde ve <strong>hakkın elinden tutma davranışı</strong>nda ulaştığı seviyeyle ölçülebilir. Hak sahibi ile hakkı gasp edeni ayırt etmek insanın doğuştan getirdiği yetenekleriyle başarabildiği bir merhaledir. Ancak <strong>insanlık haysiyetini koruyabilmek</strong> için bu kadarı yeterli olmayıp zalimin haksızlığını dile getirme ve mazlumun hakkını savunma erdemini de gösterebilmek gerekmektedir.</p>
<p>Mevcut nakıs insan hakları belgeleriyle yetinmemeye, insan haklarını yeniden düşünmeye, hakkaniyet duygusunu yüceltmeye ve hak ihlallerine el birliğiyle mâni olmaya dikkat çeken bu eser, ihlaller karşısında adil şahitlik yapmak suretiyle zalimin zulmüne ortak olmayı reddetmeye ve en yakınlarımız aleyhine bile olsa adaletten şaşmamaya çağırmaktadır.</p>
<p>İstisnasız bütün insanlığı kuşatan, hakkaniyeti ve adaleti içselleştirmiş yeni bir ‘evrensel insan hakları beyannamesi’ hazırlamak, özellikle Müslüman aydınların önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>İnsanlık hak ve haysiyetini koruyup kollama uğrunda içtenlikle bedel ödeyen büyük insanlara ithaf ettiğim bu eserin, hakikaten çok kısa bir süre için misafir olduğumuz yerkürede hak temelli medeni bir sosyal hayatın inşası uğrunda harcanan çabalara bir nebze olsun katkı yapmasını diliyorum.</p>
<p>Çabalarımızın ve dualarımızın nihai gayesi; “tüm övgülerin âlemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğunu” hem söylem hem de eylem düzleminde bihakkın ikrar edebilmektir.</p>
<p>Hakkın, hakikatin ve hakkaniyetin sorumluluğunu üstlenmenin insan olmanın bizatihi kendisi olduğunun bilincine varan ve her şart ve ortamda hakkı üstün tutan insanların çoğalması ve el birliğiyle yeryüzünün yönetimini üstlenmeleri niyazıyla…<strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Güngör, F. (2019). <strong>Hakkın Elinden Tutmak: İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek</strong>. Nobel Akademik Yayıncılık, 1. Basım: Ankara, Haziran 2019, Beşerî Bilimler Yayın No: 144, ISBN: 978-605-7846-48-8, 382 s. 13,5&#215;21,5 cm.<br />
https://www.nobelyayin.com/detay.asp?u=15455, 01.08.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇİN’İN DOĞU TÜRKİSTAN’DAKİ AĞIR HAK İHLALLERİNİ TESPİT ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2019 05:19:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULEHAD BARAT MAHSUM]]></category>
		<category><![CDATA[AI]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKAN YARDIMCISI WANG QISHAN]]></category>
		<category><![CDATA[CEMAL KAŞIKÇI CİNAYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN DEVLET BAŞKANI SHI CINPING]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN’İN HASSAS ÜLKELER HARİTASI]]></category>
		<category><![CDATA[D8 TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ERKİN AZAT]]></category>
		<category><![CDATA[GÖKHAN YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[GULCA PLANLI DOĞUM KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[HEMŞİRE GU LİMU]]></category>
		<category><![CDATA[HRW]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları İzleme Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KENNETH ROTH]]></category>
		<category><![CDATA[KIRGIZLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KOMÜNİST ÇİN HÜKÜMETİ]]></category>
		<category><![CDATA[KUDRET BÜLBÜL]]></category>
		<category><![CDATA[KUMİ NAİDOO]]></category>
		<category><![CDATA[KÜRTAJ KATLİAMI]]></category>
		<category><![CDATA[MBS]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED BİN SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED SALİH]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜMANLARI ÇİNLİLEŞTİRME]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA BAG]]></category>
		<category><![CDATA[NİCHOLAS BEQUELİN]]></category>
		<category><![CDATA[SERT VURUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[SİNCAN]]></category>
		<category><![CDATA[STRIKE HARD]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLAMA KAMPLARI]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE MERKEZLİ İNSAN HAKLARI KURULUŞLARI]]></category>
		<category><![CDATA[UAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[URUMÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[VATANSEVERLİK EĞİTİMİ PROGRAMI]]></category>
		<category><![CDATA[YENİDEN EĞİTİM MERKEZİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=853</guid>

					<description><![CDATA[Komünist Çin Hükümeti, Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’da yaşayan Kırgız ve Kazakları toplama kamplarına cebren gönderip “vatanseverlik eğitimi”(!) programına tâbi tutarak Müslüman nüfusu 5 yıl içinde ‘Çinlileştirme’yi hedeflemektedir! Toplama kamplarında sağ kalanları devasa fabrikalarında ağır şartlar altında modern köleler olarak karın tokluğuna çalıştıran Çin Hükümeti’ni kınamak da Batılı bazı aktivistlere ve insan hakları örgütlerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Komünist Çin Hükümeti, Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’da yaşayan Kırgız ve Kazakları toplama kamplarına cebren gönderip “<strong>vatanseverlik eğitimi</strong>”(!) programına tâbi tutarak Müslüman nüfusu 5 yıl içinde ‘Çinlileştirme’yi hedeflemektedir! Toplama kamplarında sağ kalanları devasa fabrikalarında ağır şartlar altında <strong>modern köleler</strong> olarak karın tokluğuna çalıştıran Çin Hükümeti’ni kınamak da Batılı bazı aktivistlere ve insan hakları örgütlerine kalıyor!</p>
<p><strong>‘Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi’ne Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (UAÖ/AI: Amnesty International) gibi Batılı bazı sivil toplum örgütleri, Çin’in Doğu Türkistan’da yaptığı hak ihlallerini araştırmak için Birleşmiş Milletler nezdinde bir ‘<strong>soruşturma komisyonu</strong>’ oluşturulması çağrısında bulundu. Çin’in ekonomik gücünün arkasına gizlenmesine izin verilmemesi gerektiğini kaydeden HRW Genel Direktörü Kenneth Roth, toplama kamplarının hedefinin bir topluluğun <strong>dinî ve etnik kimliğini değiştirme</strong> çabası olduğunu söyledi.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo, yaygın bir şekilde yüz tanıma teknolojisi kullanan, DNA örneklerini toplayan ve Uygur bölgesine binlerce ek güvenlik personeli gönderen Çin’in <strong>gözetim programı</strong> hakkında şöyle konuştu: “Doğu Türkistan bir açık hava hapishanesine dönüşmüş durumda. Yüksek teknolojik gözetim, siyasi tehdit, beyin yıkama, zorunlu kültürel asimilasyon, keyfî tutuklamalar ve ortadan kaybolmalar, etnik azınlıkları kendi topraklarında yabancıya, paryaya dönüştürdü.”</p>
<p>İnsan hakları alanında faaliyet gösteren Batılı sivil toplum kuruluşları, Birleşmiş Milletler’in yanı sıra -Çin’in hak ihlallerine karşı bariz bir şekilde sessiz kalan- İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi Müslüman ülkeleri de harekete geçmeye çağırdı (<strong>1</strong>).</p>
<p>Bu çağrının hemen ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın (MbS) Çin’i ziyaret ederek Uygurlara uygulanan mezalimi “terör ile mücadele” olarak tanımlaması, Batılı insan hakları örgütlerinin çağrısına trajikomik bir cevap oldu! Hunharca işlenen Cemal Kaşıkçı cinayetinde azmettiricisi olduğu yönündeki şüphelerin kuvvetlenmesi üzerine ABD’nin açık desteğini kaybeden MbS, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Başkan Yardımcısı Wang Qishan’la 24 Şubat 2019 tarihinde görüştü ve 28 milyar dolarlık ticari anlaşmalara imza attı. Bu ekonomik ve stratejik destek karşılığında, Doğu Türkistanlılara reva görülen ağır hak ihlallerini “Çin, ulusal güvenliği için terörle mücadele ve aşırılık karşıtı çalışmaları yürütme hakkına sahiptir” ifadesiyle meşrulaştırmaya yeltenen MbS, daha önce de Filistinlilerin Doğu Kudüs’ten çekilerek bölgeyi İsrail’e bırakmaları gerektiğini savunmuştu! (<strong>2</strong>). Bu arada, Çin’in ağır hak ihlalleri konusunda İslam ülkeleri adına benzer çarpık beyanatlar veren başka yöneticilerin de varlığını esefle ifade etmeliyiz…</p>
<p><strong>Uygurları Koçbaşı ya da Kurban Etmek İsteyenleri Görmek</strong></p>
<p>Doğu Türkistan’ın Çin için herhangi bir tehdit oluşturmadığı gibi Uygurlarla derin tarihî ve kültürel bağlara sahip Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmek için önemli bir fırsat sunduğunu savunan Kudret Bülbül, küresel aktörlerin olayı maniple etmelerine fırsat vermemek için Çin’i açık bir politika izlemeye davet etti:</p>
<p>“Doğu Türkistan’da insanların mahremi olan meskenlerine, rızalarının dışında Çinlilerin yerleştirildiği Çinli yetkililerce de kabul edilmektedir. “<strong>Tüm Dinlerin ve İnançların Çinlileştirilmesi</strong>” siyaseti çerçevesinde Uygur Türklerinin ve bölgedeki diğer Müslüman toplulukların etnik, dinî ve kültürel kimliklerinin tasfiye edilmek istendiği, toplama kamplarında ve hapishanelerde işkence ve siyasi beyin yıkamaya maruz bırakıldıkları, kamp dışındaki Uygurların da büyük baskı altında tutuldukları iddiaları uluslararası basında sıklıkla dile getirilmektedir. Çocukların ailelerinden uzaklaştırılarak, yetim bırakılıp <strong>asimile edilmeye</strong> çalışıldığı iddia edilmektedir. Yurtdışında yaşayan Uygur Türkleri de bölgedeki akrabalarından haber alamadıklarını, yıllarca hiçbir şekilde iletişim kuramadıklarını sıklıkla ifade etmektedirler.</p>
<p>Kuşkusuz bu iddialara insan haklarına saygılı hiçbir ülke ya da kurum kayıtsız kalamaz. Vicdan sahibi hiçbir insan bunları görmezlikten gelemez. İnsan hakları ihlallerinin artık ülkelerin iç meselesi olmaktan çıktığı günümüz dünyasında, bu iddiaların üzerine gitmek, <strong>doğruluğunu araştırmak</strong> herkes için bir insanlık görevidir.</p>
<p>Meselenin bir başka boyutu ise küresel aktörlerin Kırım meselesinde Rusya’ya, Doğu Türkistan meselesinde de Çin’e vurmak için buradaki Müslüman Türkleri <strong>koçbaşı</strong> olarak kullanma istekleridir. Bu aktörler onlar üzerinden bu ülkelere zarar verme, onları bu ülkelerle hesaplaşmalarının birer aracı haline getirme çabası içerisindeler. Bu aktörlerin amaçları esasen Kırım ya da Doğu Türkistan Türklerinin karşı karşıya kaldığı sorunlar değil, Rusya ve Çin ile hesaplaşmaktır. Bu nedenle dönem dönem küresel medyada yayılan inanılması güç haberlerin bu amaca yönelik bir algı operasyonu olma ihtimalinden ciddi bir biçimde kuşku duymak gerekir. Oysa insan hakları konusunda gerçekten endişe taşıyan uluslararası kuruluşların, uluslararası toplumun ve vicdan sahibi her insanın derdi Rusya ve Çin değil, bu ülkelerde yaşayan <strong>insanlara sahip çıkmaktır</strong>. Bu nedenle genellikle Türkiye ve Çin arasında iyi ilişkilerin geliştirildiği dönemde yüksek sesle, Batılı ajanslar tarafından dile getirilen iddialar farklı bir amaca hizmet etmektedir.</p>
<p>Uyguladığı <strong>kapalılık</strong> politikaları nedeniyle uluslararası kamuoyunda Çin’in insan hakları alanında her türlü ihlali yapabileceği algısı adeta yerleşmiş durumdadır. Çin ile ilgili bir ihlal iddiası söz konusu olduğunda, insanlar artık bu durumun doğruluğunu araştırmaya gerek duymamaktadır. Çin’in açıklık politikası izlememesi en fazla Türkiye gibi ülkeleri zor durumda bırakmaktadır. Bir taraftan Çin ile iyi ilişkiler geliştirmek isteyen, diğer taraftan küresel aktörlerin Çin karşıtı propagandasının altında kalmak istemeyen Türkiye gibi ülkelere, Çin’in izlediği politika katkı sunmamaktadır. Çin’in Doğu Türkistan konusunda Türkiye ile işbirliğine gitmesi, <strong>açıklık politikası</strong> izlemesi, kendisine karşı yürütülen küresel propagandanın da kırılmasına yardımcı olacaktır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>‘Aşırılıkla Mücadele’ Adı Altında İşlenen Cinayetlere Göz Yummamak</strong></p>
<p>Kur’ân-ı Kerîm’i ve Riyâzü’s-Sâlihîn’i Uygur lehçesine ilk kez çevirerek İslami mücadeleye önemli katkılarda bulunan <strong>Muhammed Salih</strong> (29.01.2018), Uygur âlimlerden <strong>Abdulehad Barat Mahsum</strong> (29.05.2018) gibi ilim ve fikir adamlarını zindanlarında şehit eden Çin Hükümeti’nin İslam’ı ve Türklüğü çağrıştıran Mücahid, Muhiddin, Türknaz gibi isimlere yasak getirdiği de unutulmamalıdır.</p>
<p>Kızıl Çin’in işgali altında tuttuğu Doğu Türkistan’ın <strong>Urumçi</strong> şehrinde <strong>5 Temmuz 2009</strong> tarihinde gerçekleştirdiği katliamın hesabı da mutlaka sorulmalıdır. Yıllardır maruz kaldıkları zulüm, haksızlık ve hukuksuzlukları protesto etmek için meydanlarda toplanan ve çoğunluğu üniversite gençliğinden oluşan Uygur halkına kurşun yağdıran Çin silahlı güçleri tarafından hunharca katledilen masumların hesabı ahirete kalmadan bu dünyada da görülmelidir. Çin Hükümeti’nin açıkladığı resmî beyanata göre ilk gün 197 kişinin öldüğü, 1721 kişinin de yaralandığı bu katliamın gerçek boyutlarının, takip eden günlerde devam eden vakalarla birlikte çok daha büyük bir sayıya baliğ olduğu dikkatten kaçırılmamalıdır.</p>
<p><strong>Uluslararası Af Örgütü</strong>’nün 24.09.2018 tarihinde yayımlanan “<strong>Çin: Neredeler?</strong>” başlıklı raporu Doğu Türkistan’daki baskı ve işkencenin geldiği boyutu çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor. Yakınlarının akıbetinden haber almaya çalışan yaklaşık <strong>100 kişiyle görüşülerek</strong> hazırlanan rapor, Sincan bölgesinde yaşayan Uygurlara, Kazaklara ve çoğunluğu Müslüman diğer etnik gruplara yönelik toplu gözaltı, izinsiz gözetim, siyasi telkin ve zorunlu kültürel asimilasyon politikalarına bir son verilmesi çağrısında bulunuyor.</p>
<p>Rapora göre; ‘Aşırılıkla Mücadele Düzenlemesi’nin kabul edildiği <strong>Mart 2017</strong>’den bu yana, Sincan bölgesinde kamplara kapatılan ve çoğunluğu Müslüman olan etnik grupların sayısı hızla artıyor. Düzenlemeye göre “normal” olmayan sakal bırakmak, peçe veya başörtüsü takmak, namaz kılmak, oruç tutmak, alkol almamak ya da İslam veya Uygur kültürüyle ilgili kitaplar veya yazılar bulundurmak da dahil olmak üzere, <strong>dinî veya kültürel aidiyetin</strong> açık veya hatta özel alanda <strong>sergilenmesi</strong> “aşırılık” olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>“Çalışma veya eğitim amacıyla özellikle Müslüman nüfusun ağırlıklı olduğu ülkelere gitmek ya da Çin dışında yaşayan insanlarla iletişim kurmak da insanları şüpheli konumuna düşüren temel sebepler arasında bulunuyor.</p>
<p>Yetkililer kampları “<strong>eğitim yoluyla dönüştürme</strong>” merkezleri olarak adlandırsa da birçok kişi bu merkezlere “siyasi eğitim kampları” diyor. Gözaltı merkezlerine gönderilen kişiler <strong>yargılanmıyor</strong> ve bu kişilerin avukatlara erişimleri veya haklarında verilen karara itiraz hakları bulunmuyor. İnsanlar aylar boyunca gözaltında tutulabiliyor, çünkü bir kişinin ne zaman “dönüştüğüne” yalnızca yetkililer karar verebiliyor!” (<strong>4</strong>)</p>
<p><strong>En Temel Hakları Fütursuzca Çiğnenen Uygurlara Destek Olmak</strong></p>
<p>Çin’in 1 milyondan fazla Müslümanı esir tuttuğu kamplar hakkında UAÖ Doğu Asya Direktörü Nicholas Bequelin şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Kitlesel gözaltı kampları, beyin yıkama, işkence ve cezalandırma mekânlarıdır. Yurt dışında yaşayan ailenizle mesajlaşmak gibi son derece basit bir eylemin bile gözaltına alınmanıza yol açması, Çin yetkililerinin yaptıklarının ne kadar saçma, haksız ve tamamıyla keyfi olduğunun altını çiziyor. Yüz binlerce aile, şiddetli baskılar nedeniyle parçalandı. Sevdiklerinin başına ne geldiğini bilememenin çaresizliğini yaşıyorlar. Çin yetkilileri artık bu ailelere cevap vermeli.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Kamplarda siyasi marşlar söylemeye, Çin Komünist Partisi’nin söylevlerini ezberlemeye, yemeklerden önce ‘Çok Yaşa Şi Cinping!’ diye bağırmaya zorlanan esirlerin birbirleriyle konuşması da yasak! <strong>1990</strong> yılı ortalarında Çin hükümeti tarafından başlatılan “<strong>Strike Hard</strong>” (sert vuruş) kampanyaları, Sincan bölgesinde yaşayan insanlara zulmedilmesine yasal bir zemin hazırlamıştı. 11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı sonrasında da Çin hükümeti, ‘terörizme karşı küresel mücadele’ye destek bahanesiyle, Uygurların ülkede faaliyet gösteren insan hakları örgütlerini ‘terörist gruplar’ olarak yaftalamıştı! Çin hükümeti, Müslümanlara (özellikle Uygurlara) haksız yere, terörist muamelesi yapıyor. Bölgeden, her türlü yayın organına yapılan şiddetli sansüre rağmen, gelen haberler bu zulmün ne boyutlara ulaştığını kanıtlar nitelikte.</p>
<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) raporlarına göre, insanları hapse atmak için sudan sebeplere başvuran Çin hükümetinin en çok kullandığı bahaneler, gerçek olaylar üzerinden şu şekilde özetlenebilir:</p>
<p>1- Saatleri, -Pekin’in iki saat gerisinde yer alan- Doğu Türkistan’ın (Sincan) başkenti olan Urumçi’ye göre ayarlamak, Çin Komünist Partisi’ne karşı bir direniş biçimi olarak görülüyor ve suç sayılıyor.</p>
<p>2- Ödev yapmak için bile olsan VPN (sanal özel ağ) kullanmak.</p>
<p>3- İslam geleneklerine göre sakal uzatmak ve peçe takmak 2017’den beri kesinlikle yasak.</p>
<p>4- Lokantasında sigara ve alkol içilmesine izin vermemek.</p>
<p>5- Mevlit okutmak ya da bu merasime katılmak.</p>
<p>6- Dijital ortamda İslami mesajlar paylaşmak.</p>
<p>7- Bilgisayarda İslamiyet’le ilgili ya da Uygur dilinde yazılmış dosyalar bulundurmak.</p>
<p>8- Bölgeden -seyahat izni almadan- uzaklaşmak. Çin Hükümeti, hacca giden Müslümanların boynuna GPS takip sistemi yerleştiriyor. Çin’deki İslam Derneği de bu takip cihazlarının hacıların güvenliği için gerekli olduğunu savunuyor!</p>
<p>9- Diğer ülkelerdeki insanlarla tanışmak. Yurt dışın a giden arkadaş ya da komşuya sahip olmak!</p>
<p>10- Ülke dışındaki insanlarla WhatsApp üzerinden iletişim kurmak. Çinli yetkililer, ülkede en çok kullanılan mesajlaşma programı WeChat üzerinden gönderilen özel mesajları izin almadan takip edebiliyorlar.</p>
<p>11- Başka bir ülkeye göç etme planı yapmak ya da böyle bir izlenim vermek.</p>
<p>12- Çin Hükümeti’nin listelediği ‘hassas ülkeler’den birini ziyaret etmek. Sincan bölgesindeki insanlarla dinî bağı olan 26 ülke, Çin’in ‘hassas ülkeler’ listesinde yer alıyor. Listedeki bazı ülkelerin nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşuyor.</p>
<p>13- Tutukluluk esnasında intihar girişiminde bulunmak. HRW’ye konuşan eski tutuklu Ehmet; “Kafamı duvara vurdum; güçsüz, çaresiz ve öfkeliydim. Bilincimi kaybetmiştim ve uyandığımda bir doktorun odasındaydım. Daha sonra beni hastaneye götürdüler… Başımdan ciddi şekilde yaralandığımı söylediler. Gardiyan bana şöyle dedi: İntihar girişiminde bulunduğun için yedi yıl daha hapis cezasına çarptırıldın.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Uygur, Kazak, Kırgız, Moğol gibi yerel etnik grupların doğum yapması 2017’den bu yana neredeyse tamamen durduruldu! “Yeniden Eğitim Merkezi” adını verdikleri toplama kamplarında yemeklere katılan ilaçlarla insanlar kısırlaştırılıyor! Doğum kontrolü ve kürtaj senelerce yumuşak bir katliam modeli olarak uygulandı!</p>
<p>“Hemşire Gu Limu teyzeyi ilk gördüğümde biraz endişeliydi, ellerini sıktı ve ellerine bakıp şöyle dedi: “İnsanları öldürdüm, canlıları öldürdüm, ayrıca ben de kurbanım, kürtaj uygulamasına zorlandım.” Teyze çok heyecanlandı ve bir süre ağladı. Röportajımız henüz başlamadan bir süre beklemek zorunda kaldık. Sonra yavaş yavaş anlatmaya başladı:</p>
<p>“Hemşirelik mesleğini seçtiğimden beri insanları ve hayatı kurtarmak istedim. Gulca İlçesi Planlı Doğum Komisyonu’nda yıllarca hemşire olarak çalıştım. Buradaki çalışmalarımız baştan sona hep hayatı sona erdirmek ve doğurganlığı önlemek konusunda oldu. On yıl zarfında ben sadece bir kişinin hayatını kurtardım… Halen yeni doğan bebek sesinden çok korkuyorum. Çünkü görevlerimizden biri yeni doğan bebekleri boğmaktı! Su dolu küçük bir demir kovamız vardı. ‘Yasa dışı’ doğmuş minicik hayatı kovaya koyar ve boğulmasını beklerdik…” (<strong>6</strong>).</p>
<p>Uygurlar başta olmak üzere Doğu Türkistan’daki mazlum Müslümanlara reva görülen insanlık dışı muameleleri sağlıklı raporlarla ortaya koymak ve bu mezâlimi durdurmak için İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D8 Teşkilatı dönem başkanı Türkiye’nin ve Türkiye merkezli insan hakları kuruluşlarının inisiyatif üstlenme zamanı geldi de geçiyor…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Gökhan Yılmaz; “<strong>Uygur Türklerine zulüm için MbS ‘terör ile mücadele’ dedi!</strong>”, www.dirilispostasi.com/dunya/uygur-turklerine-zulum-icin-mbs-teror-ile-mucadele-dedi-5c7242065fe82967ad31fa82, 24.02.2019.</li>
<li>Kudret Bülbül; “<strong>Doğu Türkistan Çin için tehdit değil fırsat</strong>”, Star, Açık Görüş, www.star.com.tr/acik-gorus/dogu-turkistan-cin-icin-tehdit-degil-firsat-haber-1436113/, 24.02.2019.</li>
<li>Mustafa Bag; “Batılı insan hakları örgütlerinden Müslüman ülkelere: <strong>Doğu Türkistan’a neden destek vermiyorsunuz?</strong>”, https://tr.<strong>euronews</strong>.com/2019/02/05/batili-insan-haklari-orgutleri-musluman-ulkelere-dogu-turkistan-neden-destek-vermiyorsunuz, 05.02.2019.</li>
<li>Mustafa Bag; “<strong>Uygurlara Çin işkencesi: Doğu Türkistan&#8217;da neler oluyor?</strong>” https://tr.euronews.com/2019/01/05/uygurlara-cin-iskencesi-dogu-turkistan-da-neler-oluyor, 14.02.2019.</li>
<li>Uluslararası Af Örgütü; “<strong>Çin: Neredeler? Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Toplu Gözaltılar Hakkında Cevap Verme Zamanı</strong>”, www.karar.com/dunya-haberleri/af-orgutunden-dogu-turkistan-raporu-baskilar-intihara-surukluyor-978336, 24.09.2018.</li>
<li>Erkin Azat; “<strong>Planlı Doğum Komisyonu Hemşiresi Gu Limu: Narkozsuz Katliamlara Katıldım</strong>”, www.sinoturknews.org/planli-dogum-komisyonu-hemsiresi-gu-limu-dumansiznarkozsuzkatliamlara-katildim/, 10.05.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/cinin-dogu-turkistandaki-agir-hak-ihlallerini-tespit-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DOĞRU YOLA GÜZEL SÖZ VE DAVRANIŞLARLA  DAVET ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/dogru-yola-guzel-soz-ve-davranislarla-davet-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/dogru-yola-guzel-soz-ve-davranislarla-davet-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Dec 2018 15:34:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULHALİM UŞITARU NODA]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH GULIAM]]></category>
		<category><![CDATA[BRUNEİ]]></category>
		<category><![CDATA[BUDİZM]]></category>
		<category><![CDATA[CEMİL LEE]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN MÜSLÜMANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[DAHİLİYE NEZARETİ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-FETH DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[FİLİPİNLER]]></category>
		<category><![CDATA[İNGİLİZ RAVZA]]></category>
		<category><![CDATA[İSAV]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂMÎ İLİMLER ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONYA AZINLIKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONYA MÜSLÜMAN TALEBELER CEMİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONYA’DA İSLAM’IN TEBLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONYA’DA İSLAM’IN YAYILIŞ TARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[KAMİKAZELİ]]></category>
		<category><![CDATA[KARAÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[KOGON]]></category>
		<category><![CDATA[KONFİÇYÜS]]></category>
		<category><![CDATA[KORE SAVAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[KORELİ DÖRT GENCİN İSLAM’A GİRİŞİ]]></category>
		<category><![CDATA[KORKU TANRISI]]></category>
		<category><![CDATA[MANİLA]]></category>
		<category><![CDATA[NİMETULLAH YURT]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. SALİH MEHDİ SAMARRAİ]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH MAHDİ AL SAMARRAI]]></category>
		<category><![CDATA[SON SARHOŞ]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[SULTAN SÜLEYMAN]]></category>
		<category><![CDATA[TANRININ FIRTINASI]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ USÛLLERLE İSLÂMÎ TEBLÎĞ VE TEMSÎL]]></category>
		<category><![CDATA[YUZO ITAGAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[ZÜBEYİR KOÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=791</guid>

					<description><![CDATA[“Ud’u ilâ sebîli Rabbike bi’l-hikmeti we’l-mev’ızati’l-haseneti we câdilhum billetî hiye ahsen…: (Bütün insanlığı) hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır; ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış; şüphesiz, O’nun yolundan kimin saptığını en iyi bilen senin Rabbindir; ve yine doğru yola erişenleri de en iyi bilen O’dur.” (Nahl 16:125). İslâmî İlimler Araştırma Vakfı (İSAV), [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Ud’u ilâ sebîli Rabbike bi’l-hikmeti we’l-mev’ızati’l-haseneti we câdilhum billetî hiye ahsen</em>…: (Bütün insanlığı) hikmetle ve güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır; ve onlarla en güzel, en inandırıcı yöntemlerle tartış; şüphesiz, O’nun yolundan kimin saptığını en iyi bilen senin Rabbindir; ve yine doğru yola erişenleri de en iyi bilen O’dur.<em>”</em> (Nahl 16:125).</p>
<p>İslâmî İlimler Araştırma Vakfı (İSAV), 17-18 Kasım 2018 tarihlerinde İstanbul’da, Eresin Topkapı Oteli’nde; “<strong>Yeni Usûllerle İslâmî Teblîğ ve Temsîl</strong>” konulu milletlerarası bir ilmî toplantıya ev sahipliği yaptı. Yalova Üniversitesi’nin iki günlük “uluslararasılaşma” çalıştayına katılmam sebebiyle izleyemediğim bu ilmî toplantıda sunulan kıymetli tebliğleri (<strong>1</strong>) okumak için çalışmanın kitap halinde neşredilmesini sabırla bekleyeceğiz.</p>
<p>Bu vesileyle, Eylül 2012’de İstanbul’u ziyareti esnasında kendisiyle bir mülâkat gerçekleştirdiğim Prof.Dr. Salih Mehdi Samarrai’nin yarım asrı aşan tebliğ ve davet tecrübesini sizlere aktarmak suretiyle bu pek mühim mevzuun daha çok gündemde kalmasına katkı yapmak istiyorum (<strong>2</strong>).</p>
<p>4 Kasım 1932’de Irak’ın Samarra kentinde doğan, Saddam’ın İhvân-ı Müslimîn’e uyguladığı ağır baskılar sebebiyle uzun yıllar boyunca ülkesine hiç giremeyen, ömrünün yarım asırlık kısmını Japonya’da İslam’ı tebliğ etmek için geçiren ziraat mühendisi <strong>Salih Samarrai Hoca</strong>, elliden fazla ülkede bulundu.</p>
<p>1961’de Japonya Müslüman Talebeler Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Bir süredir Cidde’de yaşayan büyük davetçi, halen kurucularından biri olduğu ve yıllarca başkanlığını yaptığı Japonya İslam Merkezi’nin fahri başkanı olarak hizmetlerine devam etmektedir.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, 2005 yılında Kore’de İslam’ın 50. Yılını Kutlama etkinlikleri çerçevesinde İslam Birliği’nin 25-26 Kasım tarihleri arasında düzenlediği sempozyumda siz de bir tebliğ sunmuştunuz. “Allah’a güzel davranışlarla davet etmenin lüzumu” başlıklı bu tebliğinizde vurguladığınız hususları hatırlatarak başlayabilir misiniz sohbetimize? </em></strong></p>
<p>Müslümanlar, Arap Yarımadası’ndan doğuya ve batıya fetihçi, tüccar, seyahatçi ve davetçi olarak hareket ederken hep şu şiarı gözetmişlerdi: Allah’a davet ederken <u>zor kullanarak değil</u>, iyilikle ve <strong>güzel davranışlarla davet etmek</strong>. Aslında onlar bu tutumlarıyla “Zorlama dinde (aslâ) yoktur.” (Bakara 2:256) ve “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et.” (Nahl 16:125) âyetlerinin talimatları doğrultusunda hareket etmiş oluyordu.</p>
<p><strong><em>Üstadım, güzel sözle davetin hikmeti aşikâr. Allah’a zorla davet eden mi olmuştu da bu davranışı reddeden bir âyet nazil oldu?</em></strong></p>
<p>Evet. Rivayet edildiğine göre Allah Rasulü (s) döneminde Medine’de, ensardan bir adamın iki çocuğu Şam’a gider ve Hıristiyan olurlar. Medine’ye döndüklerinde, babaları Müslüman olmaları için kendilerini zorlamak ister. Bunun üzerine “Zorlama dinde (aslâ) yoktur.” âyeti nazil olur. Bu konuda bir başka olay daha aktarılır: Raşit Halifelerin siretlerinde rivayet edildiğine göre, yaşlı bir Yahudi kadın Hz. Ömer’e gelip yardım talebinde bulunur, Hz. Ömer de kendisine iyi davranır ve yardım eder. Kadın yardımı alıp ayrıldığında Hz. Ömer kendisini takip ederek: ‘İslam’a girebilir misin? diye sorar. Bunun üzerine kadın: ‘Asla’ diye cevap verir. Hz. Ömer, çok üzülür. Zira, İslam’a davet ederken resmî konumunu kullanmış olabileceğini, bunun da bir nevi baskı ve zorlama olabileceğini düşünür…</p>
<p><strong><em>İslam davetçilerinin bu âyet ve rivayetlerden yeterince ders çıkardıklarını söyleyebilir miyiz?</em></strong></p>
<p>Evet, tarihte Müslümanlar, İran’ı, Afganistan’ı, Orta Asya’yı ve Hindistan’ı fethettiklerinde hep <u>zorlamadan uzak durma</u> ve hikmetle, güzel sözle davet etme yöntemini kullanmışlardır. İnsanları kutsallarıyla baş başa bırakmışlardır. Mesela, İran’daki ateşperestlerin ateşe tapmalarına karışmamışlardır, bu yüzden inançları günümüze kadar gelebilmiştir. Keza Afganistan’da 1400 yıl boyunca Bamiyan putunu olduğu gibi bırakmışlar, onu imha etme gereği duymamışlardır. En sonunda bildiğiniz gibi fanatikler gelip onu yıkmıştır. Yine Hindistan’da, Endonezya’da ve Malezya’da binlerce putu olduğu gibi bırakmışlardır. Mısır’da piramitleri ve ‘Korku Tanrısı’ heykelini yıkmadan günümüze kadar olduğu gibi bırakmışlardır.</p>
<p><strong><em>İslam dünyasında halen önemli miktarda bir gayrimüslim nüfusun varlığı da bu yaklaşımdan mı kaynaklandı?</em></strong></p>
<p>Evet, bin dört yüz yıl sonra bile hâlâ Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak’ta Hıristiyanlar eski dinlerinde kalmaya devam edebilmişlerdir. Bunlardan İslam’ı seçenlerin kâhir ekseriyeti, bu seçimlerini sadece kendi hür iradeleriyle gerçekleştirmişlerdir. Öyle ki, Mısır’ın önde gelen Kıpti din adamları, <strong>İslam’ın yüksek müsamahasının</strong> kendilerine zarar verdiğini söylemek durumunda kalmışlardır. Mısır’a hükmeden Bizanslılar, Kıptilerin kendi mezheplerine geçmeleri için baskı uygulamışlardı. Ancak Kıptiler onlara karşı sert bir direniş ortaya koymuştu. Oysa, Müslümanlar onlara müsamahayla davrandıkları için Kıpti toplum dağılarak büyük çoğunluğu İslam’a girmiştir.</p>
<p><strong><em>Ama hocam, tarihte çok sayıda büyük askerî seferler gerçekleşti. Mesela, Osmanlılar mütemadiyen batıya seferler düzenledi. Bu davet tarzı, içerisinde baskıyı ve zoru barındırmıyor mu sizce?</em></strong></p>
<p>Osmanlılar Doğu Avrupa’yı, Balkanları, Sırbistan’ı ve Bosna’yı fethettiklerinde, Osmanlı Halifesi bu ülkelerde yaşayan insanların Müslüman olmaları için baskı yapmak istemiştir. Bunun üzerine İstanbul’da bulunan Şeyhülislam’la İstişare etmiş ve Şeyhülislam kendisine, “dinde zorlama yoktur” (2:256) demiş, Halife de buna bağlı kalmıştır. Sırpları Osmanlı’ya karşı direnmeleri için eğiten İngiliz subaylardan biri, 1916 yılında “Kapı Bekçileri” adıyla yayımlanan kitabında şöyle demiştir: Osmanlı’nın dinî hoşgörüsü, tam özgürlüğe sahip kiliselerinde Sırp milliyetçiliğini ve Sırp dilini korumuştur. İşte bu İslami müsamaha, Arnavutluk, Bosna, Karadağ, Sırbistan ve Hırvatistan’da yaşayan milyonlarca insanın İslam’a girmesine neden olmuştur. Aynı durum İran, Afganistan, Hindistan, Endonezya, Malezya ve bunlara ilave olarak Afrika kıtası ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşanmıştır.</p>
<p><strong><em>Hint alt kıtası ve Malaylar da İslam’ı müsamaha sayesinde seçti, değil mi? </em></strong></p>
<p>Evet, aynen öyle, mesela Hindistan. Birçok gözlemci ve tarihçi, Hint yarımadasında Müslüman olanların büyük çoğunluğunun Budist kökenli olduğunu ortaya koymuştur. Aynı durum Endonezya ve diğer Güney Doğu Asya ve Uzak Doğu için de geçerlidir. Belki de Budizm’deki hoşgörülü davranma ruhu, özde arınma ve temizlenme çağrısı bu dine tâbi olanları İslam’a girmeye teşvik etmiştir.</p>
<p><strong><em>Peki hocam, tam bu noktada şöyle bir soru kendini dayatmıyor mu? Çin’de, Filipinler’de, Avrupa’nın ortasından Rusya’nın Asya kısmına kadar olan geniş coğrafyada milyonlarca Müslüman varken İslam’ın Uzakdoğu’ya, Kore’ye ve Japonya’ya ulaşması sizce neden gecikmiştir? </em></strong></p>
<p>Koreli Müslüman düşünür Prof.Dr. Cemil Lee ile İslam’a büyük sempati duyan Japonyalı düşünür Prof.Dr. Yuzo Itagaki bu sorunun cevabını aramışlar. Dr. Cemil Lee, ansiklopedik eserinde; “Kore’de İslam’ın Tarihi ve Bugünü” başlığı altında konuyu genişçe ele almaktadır. Şöyle ki: Müslümanlar, Arap, Fars, Buharalı ve diğer uluslar her ne kadar Kore’yi iyi tanısalar, onlarla birlikte ticaret yapsalar, ülkelerine yerleşseler ve hatta ülkeye Kore adını onlar verseler de, Kore’nin dışındaki <u>İslami merkezlerden uzak ve <strong>kopuk</strong> olmaları</u>, Kore’deki İslami azınlığın erimesine neden olmuştur.</p>
<p><strong><em>Malumunuz, Türkiye’den de hatırı sayılır bir askerî destek gücü gitmişti Kore’ye.</em></strong></p>
<p>Evet, Kore savaşı esnasında Türk tugayının yirminci yüzyılın ortalarında Kore’ye ulaşması toplumda belirgin bir işlev görmüş ve bu gidiş, o topraklarda İslam’ın kendisini etkin bir şekilde gösterdiği en son dönem olmuştur. Artık gelişen teknoloji sayesinde dünya küçük bir köye dönüştüğü için dünya ülkeleri arasında iletişim kolaylaşmış ve bu değişim Kore’deki Müslüman toplumun gelişmesini kolaylaştırmıştır. Böylece Müslümanlar, Kore halkının dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Müslüman olan ve olmayan Koreli araştırmacılar, İslam’ın Kore toprakları üzerinde parlak bir geleceği olduğu hususunda görüş birliğine varmaktadır. Endonezya, Malezya ve Brunei halklarının yaşadıkları, bu öngörü için güzel bir örnek teşkil etmektedir. Zira bu halkların düşünce ve inançları aynı kökten neşet eder.</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, Sultan II. Abdülhamid’in Japonya’da İslam’ın tebliğiyle yakından ilgilendiği anlatılır. Kıymetli araştırmalar yaptığınızı bu konu hakkında bize aktaracağınız bilgiler olmalı&#8230; </em></strong></p>
<p>Sultan II. Abdulhamid Ertuğrul gemisini göndermişti Japonya’ya. Türkler sadece Batı’ya değil, doğuya da daveti ulaştırma gayreti göstermişti. Cemil Lee’nin Diyanet’ten çıkan kitabı (<strong>3</strong>) bu konuda Türk-Japon ilişkilerine de değinmektedir. Sultan Abdülhamid’in Japonya’ya bir <strong>davet heyeti</strong> gönderdiğine dair bir söylenti hep var. Bunu çok araştırdım, ama heyetin kimlerden oluştuğunu, ne zaman gittiklerini bugüne dek bulamadım. Sadece Dahiliye Nezareti’nin Japonya’ya gönderilen iki davetçi için tahsis ettiği nakdî meblağın kaydına rastladım. Ama bu iki davetçi kimdir, gittiler mi, döndüler mi, bu konuda malumat edinemedim.</p>
<p><strong><em>Japonya’da esaslı davet çalışmaları yürütmüş olan Abdurreşid İbrahim Sultan Abdülhamid’den destek görmüş olabilir mi?</em></strong></p>
<p>Abdurreşid İbrahim’in Japonya’daki hizmetleri gerçekten büyük, ama Sultan Abdulhamid’den destek gördü mü görmedi mi, onu bilemiyorum. İsmail Türkoğlu’nun Diyanet tarafından basılan kitabında (<strong>4</strong>) bu hususta bir bilgi bulunabilir. Ben “Japonya’da İslam” başlıklı 5 bölümden oluşan bir yazı dizisi hazırlayıp yayınladım. 3. makalemde Osmanlı-Japon münasebetlerinin nasıl başlayıp nasıl geliştiğine de değinmiştim.</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, siz Japonya’da yarım asırlık bir tecrübe yaşadınız. Japonya’da İslam’ın yayılışı sizce neden gecikti? </em></strong></p>
<p>Benim kanaatime göre, İslam’ın doğuya; yani, İran, Afganistan, Hindistan, Endonezya, Brunei ve Filipinler’e yayılması coğrafi boyuta bağlı olarak zaman almıştır. Mantık, İslam’ın Filipinler’den sonra Japonya’ya ve onunla birlikte Kore’ye ulaşmasının kaçınılmaz olduğunu öngörür. Ancak, İspanya’nın Filipinler’i işgal etmesi ve başkent Manila’nın yöneticisi Sultan Süleyman’ı öldürmeleri doğal olarak İslam’ın doğuya doğru yayılmasını durdurmuştur.</p>
<p>Bu işgalin Hıristiyanlığın yayılmasına da olumsuz etkisi olmuştur. Zira Manila’da bulunan Japonyalı azınlıklar, Japonya’nın Tokyo’daki tek söz sahibi yöneticisi Kogon’a Hıristiyanlığın yayılmasının arkasında <strong>ölüm ve sömürge </strong>olduğu bilgisini verdiler. Bu da Japon lideri, Japonya’da misyonerliği durdurmaya ve iki yüz yıldan fazla bir süre ülkenin kapılarını dünyaya kapatmaya itmiştir.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, siz Japon halkını çok seviyorsunuz, onların İslam’ı sevdiğini ve İslam’a girmeye hazır olduğunu belirterek Ümmet-i Muhammed’i bu konuda üzerine düşeni yapmaya çağırıyorsunuz (5 vd.). Japonların İslam’la kucaklaşması neden bu kadar gecikti? Mülâkatımızın ilk bölümünde Japon düşünür İtagaki’den söz etmiştiniz. Onun İslam’ın Japonya’daki yayılışının gecikmesine ilişkin kanaati nedir? </em></strong></p>
<p>Bu hususta Prof.Dr. İtagaki farklı düşünmektedir. Ona göre Moğollar, Çin’i işgal edip yönetimi ele geçirdikten ve İslam âlemini tarumar ettikten sonra teorik ve pratik olarak hayatın değişik alanlarında ihtisas ve yeterlilik sahibi olan birçok Arap, Fars ve Buharalıyı <strong>devşirerek</strong> onları Çin’e yerleştirdiler. Daha çok çiftçi, mühendis vb. binlerce teknokrattan oluşan bu kitle Çin’de yerleşik düzene kavuşunca Çinli kadınlarla evlendiler ve çoğaldılar. Böylece, bölgede günümüze kadar süregelen en büyük İslam topluluğunun nüvesini oluşturdular. Nitekim, Çin’deki Müslüman toplumun %90’ı Uygurlar dışındaki topluluklardan oluşmaktadır.</p>
<p>Aynı dönemde Moğollar, Japonya’yı da işgal etmeye çalıştılar. Üzerinde elli bin savaşçının bulunduğu bir donanmayı oraya gönderdiler. Ancak donanma Japon sahillerine yaklaştığında büyük bir fırtına çıktı ve işgalcilerin tüm gemilerini alabora ederek Japonya’yı işgal etmelerini engelledi. Bunun üzerine işgal kuvvetleri geri dönmek zorunda kaldı. Japonlar, işgalcileri geri döndüren bu fırtınaya, “tanrının fırtınası” adına gelen “<strong>Kamikazeli</strong>” adını verdiler.</p>
<p>Prof.Dr. İtagaki diyor ki: Eğer Moğollar, işgal kuvvetleriyle birlikte Japonya’yı işgal etselerdi beraberlerinde milyonlarca olmasa da binlerce Arap, Fars ve Buharalı Müslüman’ı getirip oraya yerleştirirlerdi ve bunlar da Japon kadınlarla evlenirlerdi ve böylece Japonya bir İslam ülkesine dönüşürdü.</p>
<p>Her halükârda İslam’ın Kore’deki fiilî tarihi yaklaşık elli yıldır. Japonlar, yüz sene kadar önce İslam’la tanışmaya başlamışlardır.</p>
<p><strong><em>Sevgili hocam, “Japonya’da İslam’ın Yayılış Tarihi” isimli eserinizde genişçe anlatmışsınız (2), ama, daha önce duymayan okuyucularımızın haberdar olması için kısaca ilk Japon Müslümandan söz edebilir misiniz?</em></strong></p>
<p>Abdulhalim (Uşitaru) Noda ilk Müslüman Japonya olarak kabul edilir. Ertuğrul şehitlerini getiren gemiyle İstanbul’a gelmişti. Sultan II. Abdulhamid ondan bazı subaylara Japonca öğretmesini rica etmişti. İki sene kadar İstanbul’da kaldı, subaylara Japonca öğretti. Bu arada, ilk İngiliz Müslüman Abdullah Guliam’ın davetiyle Noda İslam’ı seçti. Abdullah Guliam’ın Müslüman oluşuyla ilgili Mısır’da neşredilen <em>el-Feth</em> (Fetih) dergisinde güzel yazılar çıkmıştı, o yazıların bir kopyasını muhafaza ediyorum.</p>
<p>Abdulhalim Noda bir taraftan Japonca öğretirken öbür taraftan Osmanlıca ve Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendi. Bu fırsatı verdiği için Sultan’a çok teşekkür etti. Hacca gitmek istediğini söyledi…</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, İslam’ın Uzakdoğu’da yayılmasına katkıda bulunan iletişim araçlarına ve bu bölgelerde Kur’an’ın mesajının tebliğ edilmesine yardımcı olan pratik yol ve yöntemler konusundaki kanaatlerinizi, günümüz davetçilerine de örneklik teşkil etmesi bakımından bizimle paylaşır mısınız?</em></strong></p>
<p>Japonya’daki elli yıllık tecrübemden ve Kore ile olan yakın alakamdan edindiğim kanaatlerimden hareketle şunları söyleyebilirim: Aslında benim Kore’yle ilgili ilk izlenimlerim Japonya’dan önce olmuştur. Ellili yılların ortasında Türk davetçi Zübeyir Koç’un Türk gazetelerinde yazdıklarına, 1959 yılında Karaçi’de Müslüman Kore heyetiyle bir araya gelerek elde ettiğim bilgilere ve merhum Dr. Said Ramazan’ın Cenevre’de yayımladıklarına dayanmaktadır. İşte bütün bu tecrübelerimden ve gözlemlerimden hareketle ben İslam’ın Güneydoğu Asya’da <strong>ticaret, göç ve evlilik yoluyla</strong> yayıldığı gibi Uzakdoğu’da da aynı yöntemle yayılacağına inanıyorum.</p>
<p>Ticari ilişkiler (Japonya ve Kore’de görüldüğü gibi) İslam’ın yayılmasına çok yardımcı olmuştur. Yetmişli yıllardan günümüze kadar Koreliler Arap ülkelerinde bulunmuşlar ve kârlı ticari faaliyetler yapmışlardır. Yüzlerce Korelinin Müslüman olmasında bunun büyük bir etkisi olmuştur. Aynı durum Japonya için de geçerlidir.</p>
<p>Göçe gelince, bizler binlerce Müslümanın ticaret ve çalışma amacıyla Kore’ye göç ettiğini ve o ülkenin kızlarıyla evlendiklerini, oralarda izler bıraktıklarını, mescitler inşa ettiklerini görüyoruz. İşte bu, İslam’ın o bölgede yayılmasında önemli bir faktördür.</p>
<p><strong>Turizmi</strong> de unutmamamız gerekiyor. Milyonlarca Koreli ve Japonyalı İslam dünyasını ziyaret etmekte, Müslümanlarla buluşmakta ve bu turistlerden çok sayıda insan İslam’ı benimsemektedir. Hatta bunlar, Avrupa, Amerika ve diğer ülkelerdeki Müslümanlarla da buluşmakta ve böylece İslam’ı kabul etmektedir. Buna ilave olarak Müslümanların Kore ve Japonya’ya yaptıkları turistik seyahatleri de sayabiliriz. Bu tür seyahatler de İslam’ın yayılmasını hızlandırmaktadır.</p>
<p>Aynı şekilde, Kore ve Japonya’nın İslam ülkelerinden öğrenci kabul etmeleri, keza, Koreli ve Japonyalı öğrencilerin eğitim amacıyla İslam ülkelerine gitmeleri de Uzakdoğu halklarının İslam’ı tanımasında ve kabul etmesinde önemli bir rol oynamaktadır.</p>
<p>Buna Kore ve Japon üniversite ve enstitülerinde Müslüman halkların dilleri ve kültürüyle ilgili eğitimler yapılmasını da ekleyebiliriz. Bu eğitimler, İslam’a ve İslam medeniyetine yönelmede, bu konuda bir bilinç ve anlayışın oluşmasında, bu sayede çok sayıda öğrencinin İslam’a girmesinde çok etkili olmuştur.</p>
<p><strong><em>Sevgili hocam, İslam’ın Uzakdoğu’da yayılmasında medyanın ve kitle iletişim araçlarının payı nedir sizce?</em></strong></p>
<p>Yukarıda anlattığım ilişkilerden önce, ilk zamanlarda radyoların bu konuda büyük katkısı olmuştur. Daha sonra televizyon vb. medya araçları İslam’ın Uzakdoğu’da tanınmasında etkili olmuştur. Günümüzde ise, internet devriminden sonra çok güçlü bir iletişim aracı elde etmiş bulunmaktayız. Artık, internet yoluyla, <strong>davetin sınırı ve engeli kalmamıştır</strong>.</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, siz bütün dünyayı, özellikle İslam âlemini karış karış gezdiniz. Sizce “İslam Dünyası” deyince nereleri anlamalıyız?</em></strong></p>
<p>İslam dünyası Brunei’den Fas’a kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Buna dünyanın farklı bölgelerindeki yedi yüz milyon Müslüman’ı da ekleyebiliriz.</p>
<p><strong><em>Peki hocam, sizce, İslam dünyasının, bir başka ifadeyle Müslüman halkların ya da İslam ümmetinin dünya halklarıyla sağlıklı münasebeti ne şekilde kurulmalıdır? </em></strong></p>
<p>İslam ümmetinin diğer halk ve toplumlara karşı tutumları iki çerçevede mümkün olabilir. Müslüman olan diğer halklar onların kardeşleridir. Nitekim Kur’an-ı Kerim bunu açıkça ifade eder (Hucurât 49:10). Henüz Müslüman olmayan halklarla da iyi ilişkiler kurmaya önem vermeli ve özen göstermeliyiz. Zira, <strong>bütün bir insanlık</strong> İslami davetin birinci derecede muhatabıdır, yani <strong>ümmet-i davettir</strong>.</p>
<p><strong><em>Hocam, bu söylem gayet güzel, ancak, bir de reelpolitik var. Uluslararası ilişkiler ağının Müslümanların diğer halklarla davet ilişkisi geliştirmedeki olumsuz etkileri sizce nasıl bertaraf edilebilir?</em></strong></p>
<p>Daha çok Uzakdoğu’dan konuştuk. Mesela, Kore, Japonya ve Çin halklarıyla Müslümanlar arasında ne tarihte ne de günümüzde büyük ve kalıcı savaşlar ve düşmanlıklar olmamıştır. Ben gelecekte bizimle onlar arasında davet ilişkisini zedeleyecek düzeyde büyük savaşlar ve düşmanlıklar olacağına da ihtimal vermiyorum.</p>
<p>Bizler Müslüman olarak Uzakdoğu halklarına kalplerimizi açıyoruz, ellerimizi uzatıyoruz. Onlarla her türlü ticari, iktisadi ve kültürel alışverişe büyük önem veriyoruz. Bizim tarihimiz bu ilişki tarzına şahittir. Günümüzdeki birçok uygulama da buna şahitlik etmektedir. Her ne kadar bazı çevreler İslam medeniyetiyle Budist Konfiçyüs medeniyeti arasında işbirliğinden korksalar da, bu korku yersizdir. Zira her iki medeniyet de barış ve sevgi medeniyeti olup korkuya mahal yoktur.</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, insanlar davetin çok zor olduğunu, davetçi olmanın ağır şartları bulunduğunu zannediyorlar. Bu zan onları davetten uzak tutuyor. Siz bu tespitime ilişkin değerlendirmeniz nedir?</em></strong></p>
<p><strong>Davet en kolay iş</strong>. Nimetullah (Yurt) Hoca’yla ilgili altı ayrı makale hazırladım: Son Sarhoş, İngiliz Ravza, Koreli Dört Gencin İslam’a Girişi gibi başlıklarla bunları bir araya getirdim, yayınlamayı düşünüyorum. Allah’a davet etmek gerçekten çok kolay. Allah Rasulü “Benden bir tek âyet olsun tebliğ edin, başkalarına ulaştırın.” buyurmuştur.</p>
<p>Nimetullah Hoca’yla birlikte Dubai’ye bir gidişimizde, sekiz saatlik yolculuktan sonra argın yorgun otelimize ulaşmıştık. Gidişimizi öğrenen Filipinli bir hanımın bizi beklediğini öğrendik. Birkaç dakika tebliğ yaptık, kadın İslam’a giriverdi. Adını Aişe koyduk. Bu anlattıklarım birkaç dakika içinde gerçekleşmişti.</p>
<p>Daha iki gün önce, Nimetullah Hoca’yla birlikte Şehzadebaşı’nda küçük bir mescitte namazımızı kılmış, çay ocağının önünde oturup çay içmeye başlamıştık. Biri Rus, biri Fransız, biri İspanyol üç kişi geldi. Sürekli fotoğraf çekiyorlardı. Nimetullah Hoca; “buyurun, buyurun oturun, birlikte bir çay içelim” deyip onları davet etti. Oturdular, kısa bir sohbetimiz oldu. Önce Rus Müslüman oldu. Ardından Fransız kadın, son olarak İspanyol kocası İslam’ı kabul etti. Nimetullah Hoca kadına Hatice adını verdi, kocasına Ahmet ismini koydu. Ama İspanyol adam; “Hayır, Ahmet yetmez, ben Muntasırbillah adını almak istiyorum” dedi. Bildiğiniz gibi bu isim Endülüs sultanlarından birine aittir. Bunları anlatırken demek istediğim odur ki, davet gerçekten çok kolay…</p>
<p><strong><em>Muhterem hocam, davet konusundaki sohbetimizi bitirmeden son olarak ne söylemek isterisiniz?</em></strong></p>
<p>Biz davet, tebliğ ve irşad konusunda şu iki âyeti kendimize şiar ediniyoruz:</p>
<p>“Ey iman edenler! <strong>Hep birlikte teslimiyet yoluna girin</strong> ve şeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2:208).</p>
<p>“Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbet Allah katında <strong>en üstününüz</strong>, O’na karşı en takvalı (sorumluluk bilinci en yüksek) olanınızdır; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 49:13).</p>
<p>İşte, bu şuurla gönüllerimizi, ellerimizi ve kucağımızı -inançları ve kültürleri ne olursa olsun- tüm dünya halklarına açıyor ve onları Allah’ın dinine, İslam’a davet ediyoruz.</p>
<p><strong><em>Hocam, bu yorgun ve hasta halinizle bizi kırmayıp sorularımızı iştiyakla cevapladığınız için çok teşekkür ederiz. Rabbim, ömrünüzü adadığınız davet alanındaki çabalarınızı en güzel karşılıkla, Adn cennetiyle ödüllendirsin. </em></strong></p>
<p>Âmîn. Wesselamu aleykum we rahmetullahi we berekâtuh…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>İSAV; “<strong>Yeni Usûllerle İslâmî Teblîğ ve Temsîl</strong>”, İstanbul Eresin Topkapı Hotel, 17-18 Kasım 2018. http://www.isav.org.tr/milletlerarasi_ilmi_toplantilar, 17.11.2018.</li>
<li>Fethi GÜNGÖR; “<strong>Japonya İslam Merkezi Fahri Başkanı Prof.Dr. Salih Samarrai ile Allah’a Davetin Yöntemi Üzerine…</strong>”, Söyleşi, Kur’ani Hayat Dergisi, Sayı: 27, Kasım-Aralık 2012, s.52-58.</li>
<li>Cemil LEE; <strong>Osmanlı-Japon Münasebetleri ve Japonya’da İslamiyet</strong>, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1989, 152 s.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; <strong>Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim</strong>, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1997, 172 s.</li>
<li>Salih Mahdi AL SAMARRAI, “<strong>Japanese People Ready to Enter Islam</strong>”, konuşması, https://www.facebook.com/IslamInJapanMedia/videos/dr-salih-al-samarrai-appeals-to-release-the-japanese-hostages/1540824696171669/, 11.12.2018.</li>
<li>Salih Mahdi AL SAMARRAI, “<strong>Islam in Japan (1960-1970)</strong>”, http://www.islaminjapanmedia.org/islam-japan-1960-1970/, 02.12.2018.</li>
<li>Salih M. SAMARRAİ; “<strong>Japonya Müslümanları</strong>”, http://www.turkiyegazetesi.com.tr/Genel/a87948.aspx, 23.11.2000.</li>
<li>Salih Mehdi SAMARRAİ; “<strong>Müslümanlar Uyanıp Tebliğe Başlamalı</strong>”, https://www.yeniakit.com.tr/haber/irkcilik-islam-aleminin-kefenidir-116585.html, 28.09.2012.</li>
<li>Salih Mehdi SAMARRAİ; “<strong>İslâm’ın yayılmasından korkuyorlar</strong>”, https://www.milligazete.com.tr/haber/1081728/haber-ihbar, 28.09.2012.</li>
<li>Salih Mehdi SAMARRAİ; “<strong>Irkçılık İslâm Âlemi’nin kefenidir!</strong>”, https://www.yeniakit.com.tr/haber/irkcilik-islam-aleminin-kefenidir-116585.html, 28.12.2015.</li>
<li>Salih SAMARRAİ; “<strong>Davetçi Matlub Ali, Nimetullah Hocaefendi’yi Takip Ediyor</strong>”, http://www.yenisoz.com.tr/davetci-matlub-ali-nimetullah-hocaefendi-yi-takip-ediyor-haber-12122, 12.04.2016.</li>
<li>Salih SAMARRAİ; “<strong>İnsanları İslam’a Davet Etmenin En Hızlı ve Basit Yolu</strong>”, http://www.yenisoz.com.tr/insanlari-islam-a-davet-etmenin-en-hizli-ve-basit-yolu-haber-12115, 13.04.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/caginin-sahidi-olmak/dogru-yola-guzel-soz-ve-davranislarla-davet-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANLIĞIN SOYKIRIMLARLA YÜZLEŞEBİLMESİ</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 May 2015 11:47:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[5:32]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Çeçenistan]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes Soykırımı]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni tehciri]]></category>
		<category><![CDATA[genocide]]></category>
		<category><![CDATA[Genocide Watch]]></category>
		<category><![CDATA[Gregory Stanton]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[Katlu'l-âmm]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[Nazi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Anma Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırım Gözlem Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Soykırımları Araştırma Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Stalin]]></category>
		<category><![CDATA[UHİM]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Soykırımlar Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[Vicdan Komitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yad Vaşem]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi soykırımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=86</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş  veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5/32). &#160; “Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Kim cinayet suçu işlememiş  veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse, sanki bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Buna karşılık kim de birine hayat verirse, sanki bütün insanlığa hayat vermiş gibi olur.” (Mâide Sûresi, 5/32).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Katlu’l-âmm” tamlaması Arapçada ‘genelin öldürülmesi’, topluca öldürme, kırım ve kıyım manasına gelmektedir. Türkçede Farsça tamlama formunda ‘katliam’ şeklinde ve ‘soykırım’ kelimesinin müteradifi olarak kullanılmaktadır. Bir insan topluluğunu herhangi bir sebeple bütünüyle öldürme, bir soyu tamamıyla kırma manasına gelen soykırım kelimesi yerine Türkçeye Fransızcadan geçmiş olan ‘jenosit’ ile İngilizceden geçmiş olan ‘holokost’ kelimeleri de kullanılabilmektedir. Şemseddin Sami Kamus-ı Türki’de katliam kelimesini “zapt olunan bir memleketin umum ahalisini kılıçtan geçirme” şeklinde tarif eder.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1948 yılında onayladığı, 1951 yılında yürürlüğe giren “Soykırımın Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”de soykırım “İnsanların dinî ve etnik farklılıklarından dolayı sistemli olarak yok edilmesi” olarak tanımlanmaktadır. Yunanca’da aile, ırk, kabile anlamlarına gelen ‘genos’ kelimesi ile Latince’de katletmek anlamına gelen ‘cide’ kelimelerini birleştirerek “genocide” terimini oluşturan Lemkin 1944 yılında yayınlanan “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Yönetimi” adlı eserinde soykırımı, bir ulusun üyelerini öldürerek yok etmekten öte tasarlanmış bir plana dayandırılarak çeşitli eylemlerle hedef seçilen ulusun temelinin esastan yok edilmesi olarak tanımlar (Duran, 2007: 3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırımlarla dolu bir insanlık tarihi</strong></p>
<p>Amerika&#8217;daki Soykırım Anma Müzesi’nin &#8220;Vicdan Komitesi&#8221; tarafından 7 Mart 2005’te yayınlanan son yüzyılın soykırımları listesinde; Stalin tarafından Ukrayna&#8217;da, Japonlar tarafından Nanjing’de Çinlilere, Pol Pot tarafından Kamboçya, Sırplar tarafından Bosna&#8217;da, 1994&#8217;te Ruanda&#8217;da gerçekleştirilen katliamlara yer verilmektedir. Nazi Almanya&#8217;sında 1938-1945 yılları arasında 6 milyon Yahudi’nin katledildiğini vurgulayan Vicdan Komitesi, Osmanlı Devleti’nin 1915-1918 yılları arasında 1,5 milyon Ermeni&#8217;yi katlettiğini de iddia etmektedir. Yahudi soykırımını abartarak, Ermeni tehcirini de hem miktarı hem de mahiyeti itibarıyla manipüle ederek sunan Komite, insanlığın yaşadığı bu büyük acıları politik zeminde ele almayı tercih etmekte, Kafkasya, Türkistan, Ortadoğu ve Balkanlar başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında Müslüman halklara uygulanan soykırımlardan –Bosna gibi bir iki istisna dışında- hiç söz etmemektedir.</p>
<p>Ankara Ticaret Odası’nın Mayıs 2005’te yayımladığı “Soykırımlar Tarihi: İkiyüzlü Kriterler Raporu”, elliyi aşkın soykırım öreğine yer vermekle beraber, ne yazık ki bu raporda da tarihte ve günümüzde Rusya’nın Kafkas halklarına, Çin’in Uygurlara, İsrail’in Araplara, Myanmar’ın Arakan halkına uyguladığı soykırımlardan tek kelimeyle olsun bahsedilmemiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırım suçlarına ilişkin yüz kızartıcı örnekler</strong></p>
<p>&#8211; Amerika’nın 16. Yy.’ın başından itibaren kuruluşu esnasında 8 milyon Kızılderili’yi katletmesi, ardından Meksika, Nikaragua, Guatemala, Küba, Endonezya, Vietnam, Kamboçya, Şili, Lübnan, Libya, Afganistan ve Irak’ta milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermesi,</p>
<p>&#8211; İngilizlerin 18. Yy. başında sömürgeleştirdiği Avustralya’da sağ kalabilen 31 bini dışında 750 bin Aborjin’i katletmesi,</p>
<p>&#8211; Almanların Güneybatı Afrika’da Nambiya’yı sömürgeleştirirken 1904-1907 yıllarında 132 bin kişiden oluşan Herero ve Nama halklarını, 15 bin kişi hariç bütünüyle katletmesi,</p>
<p>&#8211; Amerikan ve İngilizlerin 3 gün boyunca havadan yağdırdığı bombalarla mağlup olarak Dresden kentine sığınan 200 bin Alman’ın katledilmesi,</p>
<p>&#8211; Fransızlar’ın Cezayir’de 1830-1962 yılları arasında 1 milyon Cezayirliyi katletmeleri,</p>
<p>&#8211; Amerika’nın Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine attığı atom bombaları sebebiyle 200 bin kişinin hayatını kaybetmesi,</p>
<p>&#8211; Sovyet Ordusu’nun II. Dünya Savaşı’nın bitiminde Alman topraklarına yürümesi sebebiyle Danimarka’ya sığınan 80 bini çocuk 250 bin Alman mültecinin tel örgülü kamplar içinde hastalıktan kırılması,</p>
<p>&#8211; Eski Rus lider Joseph Stalin tarafından Ukrayna&#8217;da 1932-33 yıllarında 7 milyon kişinin katledilmesi,</p>
<p>&#8211; Japonlar tarafından 1937&#8217;de gerçekleştirilen Nanjing katliamında 300 bin Çinlinin öldürülmesi,</p>
<p>&#8211; Komünist Pol Pot yönetiminin 1975-79 yıllarında Kamboçya&#8217;da 2 milyon kişinin katledilmesi (bu mazlumların 100 bin kadarını Çam Müslümanları oluşturuyordu),</p>
<p>&#8211; 1992-95 yılları arasında Bosna&#8217;da 300 bin kişinin hür dünyanın gözü önünde katledilmesi,</p>
<p>&#8211; 1994&#8217;te Ruanda&#8217;da 800 bin kişinin katledilmesi gibi katliamlar dünya kamuoyunda az çok bilinmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu katliamların en azından ana hatlarıyla biliniyor olması takdire şayan bir durum olmakla birlikte, tarihte ve günümüzde Rusya’nın Kafkas halklarına, Çin’in Uygurlara, İsrail’in Araplara, Myanmar’ın Arakan halkına&#8230; uyguladığı katliamlardan dünya kamuoyu maalesef habersiz bulunmaktadır. Bilginin bunca yaygınlaşmasına ve çağa adını vermiş olmasına rağmen üzücüdür ki, dünya, Müslüman halkların tarihte ve günümüzde maruz kaldığı soykırımlardan bîhaber kalmaya devam etmektedir. Mesela, Rusya’nın 1994’ten bu yana Çeçenistan’da sürdürdüğü soykırıma kurban giden 40 bini çocuk olmak üzere 250 bin sivil insan için hala bir yaptırım uygulanabilmiş değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Soykırımlarla yüzleşebilmek</strong></p>
<p><strong> </strong>Bu güne kadar soykırıma uğrayıp ta hakkını arayabilen yegâne toplum Yahudiler olmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından katledilen Yahudi sayısı tüm dünyaya 6 milyon olarak kabul ettirilmiş, on binlerce kitap ve yüzlerce filmle bu katliam sürekli gündemde tutulmuş, dünyanın çeşitli yerlerinde açılmış olan yüzlerce müzeye, en son Kudüs&#8217;te açılan büyük bir soykırım müzesi eklenmiştir. 65 milyon dolar harcanarak 10 yılda tamamlandığı söylenen &#8216;Yad Vaşem&#8217; müzesinin 15 Mart 2005 tarihinde düzenlenen açılış merasimine 40 ülkenin devlet ve hükümet başkanları katılmış, daha sonra bu müze İsrail’e giden tüm devlet yetkililerinin zorunlu uğrak yeri olmuştur.</p>
<p>Güzel bir örnek olarak, Avustralya Parlamentosu 13 Şubat 2008’de aldığı bir kararla, Avustralya hükümetlerinin “derin üzüntü, acı ve kayıplara neden olan” geçmişteki uygulamalarından dolayı Aborjinlerden özür dilemiştir. Keza, 20 Mayıs 2011 tarihinde Gürcistan Parlamentosu, Çarlık Rusyası’nın Çerkeslere uyguladığı soykırımı tanımıştır. Bunun gibi bir kaç cılız gelişme, insanlığın soykırımlarla dolu tarihiyle yüzleşmesi adına son derece yetersiz adımlar olarak kalmaktadır.</p>
<p>1996’da Genocide Watch (Soykırım Gözlem Örgütü) başkanı Gregory Stanton tarafından sunulan “Soykırımın 8 Aşaması” isimli bir raporda anlatılan soykırımların “öngörülebilen fakat engellenemez olmayan” 8 aşamasını şu şekilde özetleyebiliriz:  İnsanları &#8220;bizler ve onlar&#8221; diye bölme, simgeleme, diğerinin insanlığını inkâr etme, örgütlenme, kutuplaşma, saldırıya hazırlanma, imha ve inkâr. &#8220;Failler herhangi bir suç işlediklerini inkâr ederler. İnkâra cevap, uluslararası ya da ulusal mahkemelerce verilecek cezalardır.&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Soykırımları Araştırma Kurumu” oluşturma çağrısı</strong></p>
<p>Soykırımlar insanlık suçu olup bütün bir insanlığın soykırım ayıbını birlikte temizlemesi gerekiyor. İslam İşbirliği Teşkilatı, BM, Uluslararası Ceza Mahkemesi, Lahey Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası kuruluşlar başta olmak üzere ilgili tarafların katılımıyla ortak bir kurum oluşturularak, öncelikle tarih boyunca işlenmiş soykırım ve sürgün olayları hakkaniyet zemininde dakik araştırmalarla tespit edilmelidir. Ancak, bu araştırmaların düşmanlıkları ve acıları körükleyecek siyasi bir yaklaşımla değil, insanlığın ortak geleceğini insan hakları temelinde birlikte daha sağlam inşa edebilme yaklaşımıyla yürütülmesi büyük önem arz etmektedir. Araştırmaların ve tüm taraflarca mutabık kalınacak kavramsallaştırma çalışmasının ardından, bu merkezin raporlarını esas alarak Uluslararası Ceza Mahkemesi mazlumlara itibarlarının iade edilmesi, zalimlerin mirasçılarının mağdurlardan özür dilemesi, mağdurların mirasçılarına tazminat ödemesi, mağdurların torunlarına anayurtlarına dönüş hakkı vermesi gibi insani adımların atılması için yaptırımlar uygulaması mümkündür. İnsanlık bunca birikiminden sonra bu olgunluğu gösterebilmelidir.</p>
<p>‘Ermeni soykırımı’ iddiasını kabul ederek güçlenen Türkiye’yi zayıflatmak maksadıyla bir yıpratma aracı olarak ‘kullanmak’ isteyen Batı parlamentoları samimi iseler, uluslararası bir “Soykırımları Araştırma Kurumu” oluşturulmasına destek vermelidir. İnsanlık adına bir iftihar vesilesi olabilecek bu kurumunu oluşturmak için, UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi) bir “Uluslararası Soykırımlar Konferansı” tertip ederek ilk adımı atma şerefine nâil olabilir.</p>
<p>Yazımızı, konumuzla doğrudan alakalı bazı âyet-i kerimelerin meâliyle bitirelim:<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><em>“Haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah’ın dokunulmaz kıldığı hiçbir cana kıymayın! Zira haksız yere canına kıyılan kim olursa olsun,  işte onun velisine (eşdeğer bir ceza konusunda) yaptırım yetkisi tanımışızdır; fakat o katl cezasında (belli) sınırı aşmasın;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><strong>[2]</strong></a>çünkü o, zaten yardıma mazhar olmuştur.” (İsrâ Sûresi, 17/33).</em></p>
<p><em>“Siz ey iman edenler! Cinayete kurban gidenler hakkında size âdil karşılık farz kılındı: Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><strong>[3]</strong></a>  Bunun üzerine her kim kardeşi tarafından bir şekilde bağışlanırsa, bu bağış makul bir biçimde uygulanmalı, tazminatı da ona güzellikle ödenmeli:<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a>  İşte bu, Rabbiniz katından bir kolaylaştırma ve rahmettir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[5]</strong></a> Kim ki bundan sonra haddi aşarsa, onun hakkı elem verici bir azaptır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><strong>[6]</strong></a> Bakın ey aktif akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır: sizden (artık) sorumlu davranmanız beklenir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7"><strong>[7]</strong></a>” (Bakara Sûresi, 2/178-179). </em></p>
<p>Kur’an’da MÖ. 7. yüzyılda Kudüs’ü yerle bir eden Asur ve yüz yıl sonraki Babil soykırımları (17:2), Firavun’un İsrailoğullarını köleleştirmesi ve soylarını kırması (2:49, 26:22), kendilerine soykırım uygulayan düşmanlarını gözlerinde büyüten Benî İsrail’in kendilerini onların taptığı putun anasına değil ancak danasına tapmaya lâyık görmeleri (20:88), kendilerini soykırımdan kurtarıp türlü nimetler bahşeden Allah’a şükredecekleri yerde nankörlük etmeleri (2:61) beyan buyurulmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Bazı Türkçe Kaynaklar</strong>:</p>
<ul>
<li>Amerika’nın Soykırım Tarihi. David E. Stannard; çev. Şaban Bıyıklı. İstanbul: Gelenek Yayıncılık, 2004. 438 s.</li>
<li>Bir Fransız Yalanı Bir Soykırım Soruşturması Cezayir Savaşı ve Gerçekler. Georges-Marc Benamou; Türkçesi Sonat Ece Kaya. İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı, 2006. 392 s.</li>
<li>Bosna&#8217;da Soykırım Günlüğü. Roy Gutman; trc. Şakir Altıntaş. İstanbul: Pınar Yayınları, 252+17 s.</li>
<li>Balkanlar’da Türk Soykırımı. Ali Özsoy. İstanbul: İleri Yayınları, 2012. 192 s.</li>
<li>Bulgaristan&#8217;da Soykırım. Mehmet Çavuş. İstanbul: Yaylacık Matbaası, 1984. 1. c. 80 s.</li>
<li>Çerkes Soykırımı: Çerkeslerin XIX. Yüzyıl Kurtuluş Savaşı Tarihi. Aliy Kasumov, Hasan Kasumov; trc. Orhan Uravelli. Ankara: Kaf-Der Yayınları, 1995. 310 s.</li>
<li>“Emevilerin Abbasiler Tarafından Soykırıma Uğratılması”. Ali Aksu. CÜ. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sivas: 2000. Sayı: 4, s.259-269.</li>
<li>Geçmişten Günümüze Ermeni Meselesi ve Sözde Soykırımın Uluslararası Kriterler Açısından Değerlendirilmesi. Meltem Uluada. Yüksek Lisans Tezi. Atılım Üniversitesi SBE. Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı. Ankara: 2006.</li>
<li>Haçlı Seferleri’nden Günümüze Batı’nın Soykırımcı Tabiatı. Hakan Albayrak. Ankara: Vadi Yayınları, 2007. 72 s.</li>
<li>Kızılderili Soykırımı: Kızılderili Soykırımının Amerikan Kapitalizminin Yükselişindeki Rolü. George Novack; çev. Mehmet Beyazıt. Ankara: Özgür Üniversite Kitaplığı, 2003. 160 s.</li>
<li>Modern Devlet ve Irk Söylemi İçerisinde Ruanda Soykırımı. Ebru Çoban. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi SBE. Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, 2007.</li>
<li>Modern Devlet Biyoiktidar ve Soykırım (Ruanda Örneği). Ebru Çoban Öztürk. Ankara: Adres Yayınları, 2010. 240 s.</li>
<li>Sabra ve Şatilla Katliamları. Amnon Kapeliouk; çev. Cem Sofuoğlu. İstanbul: Yalçın Yayınları, 1985.</li>
<li>Sevk ve İskanın 100. Yılında Türk-Ermeni İlişkileri, Haluk Selvi vd. İstanbul: Kültür A.Ş. Yayını, 2015.</li>
<li>Soykırım Endüstrisi. Norman G. Finkelstein; çev. Erkan Saka, Gökçe Kaçmaz. İstanbul: Söylem Yayınları, 2001. 207 s.</li>
<li>Soykırım Suçu. Arzu Beşiri. İstanbul Bilgi Üniversitesi SBE Hukuk Yüksek Lisans Tezi. 2010. 56 s.</li>
<li>Soykırım Suçu, Halil Murat Berberer. Yüksek Lisans Tezi. Adana: Çağ Üniversitesi SBE. 2007.</li>
<li>Soykırım Suçunun Uluslararası Hukukta ve Yeni Türk Ceza Kanununda Düzenlenişi. Batuhan Duran. Yüksek Lisans Tezi. Marmara Üniversitesi SBE. Hukuk Anabilim Dalı. İstanbul, 2007.</li>
<li>“Soykırım ve Soykırıma İlişkin Uluslararası Mekanizmalar”. Arzu Beşiri. Türkiye Barolar Birliği Dergisi. Ankara: 2013. Sayı: 108, s.179-210.</li>
<li>Soykırımın Perde Arkası: Siyonist-Nazi İşbirliğinin Gizli Tarihi ve Yahudi Soykırımı Yalanının İçyüzü. Harun Yahya. 2. bs. İstanbul: Vural Yayıncılık, 2000. 339 s.</li>
<li>Soykırımlar Tarihi: Geçmişten Bugüne Batının İnsanlık Suçları. Sefa M. Yürükel. Near East Publishing, 2005. c.1, 208 s.</li>
<li>Sömürgeden Soykırıma Arakan. UHİM; İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi, 2012. 32 s.</li>
<li>“Uluslararası Hukukta Soykırım Suçu ve Suça Zemin Hazırlayan Toplumsal Yapılar: Ruanda Örneği”. Ebru Çoban. Uluslararası İlişkiler Akademik Dergi. Ankara: Bahar 2008. c.5, Sayı: 17, s.47-72.</li>
<li>Yirminci Yüzyılda BM Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcisi 5 Devletin İşlediği Soykırım ve Katliamlar. Editör: Hüseyin Türkan; yayına hazırlayanlar: Fadime Türkölmez, Hüseyin Türkan. 2. bs. İstanbul: Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM), 2014. 260 s.</li>
<li>Yüzyılda Soykırım ve Etnik Temizlik. Derleyenler: Cenap Çakmak, Fadime Gözde Çolak, Gökhan Güneysu. İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2014. VIII, 342 s.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Meâlen çeviri ve notlar Mustafa İslâmoğlu’nun ‘Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meâl-Tefsir’ isimli çalışmasından iktibas edilmiştir).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> “Eşdeğer bir ceza” (kısas), Bakara 178’de kasten adam öldürme suçunun cezası olarak öngörülür. Aynı ceza türünün önceki vahiylerde de bulunduğuyla ilgili bkz: 5:45. Tanındığı ifade edilen yetkinin üst sınırı budur, fakat maktulün velisi isterse, aynı âyette diyet alarak kâtilin suçunun dengi olan cezayı bağışlama yetkisi de verilmiştir. Burada “bir cana karşılık bir can” sınırının aşılıp güçlünün güçsüze, varsılın yoksula karşı intikam amaçlı bir katliâm yapması yasaklanmaktadır (Krş: 2:178, ilgili notlar).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> İslâm adam öldürmeyi ferde veya aileye karşı işlenmiş bir suç olmaktan daha çok insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görür. Kasten ve haksız yere adam öldürme, tüm insan türüne karşı işlenmiş bir cinayettir.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Kâtil kimi öldürürse öldürsün, sonuçta öldürdüğü ya insan kardeşi ya da İslâm kardeşidir. Ceza ve affın birlikte geçmesinin anlamı şudur: Emredilen ceza değil adâlettir.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Kısas bir “intikama” dönüşmemelidir. Öldürülenin yakınlarına tanınan ve hem mağdurun acısını hem de kâtilin vicdanını teskin edecek olan “affı” tavsiye ediyor.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Bu âyet cezayı emreden değil, cezalandırmada zulmü ve taşkınlığı yasaklayan bir âyettir. Zira zayıfın güçlüden öldürdüğü bir kişiye karşılık, güçlünün zayıfa karşı soykırıma yeltenmesi, yalnızca eski dünyada değil modern dünyada da sık görülen bir vahşettir. İslâm’ın üzerinde yükseldiği üç ayaktan biri olan “adâlet”in (diğer ikisi tevhid ve özgürlük) sağlanması için cezalandırmada denkliğin sağlanması esastı. Çünkü ölümle neticelenen cinayetler bazen de hata ile işleniyordu. Bu âyette detaylandırılmayan bu problem Nisâ 92’de aydınlığa kavuşturulmuştu. Yine yaralama, bir organa zarar verme vb. gibi cinayet cezaları da “âdil bir karşılık” bulmalıydı. Bu âyet, öldürülen köleye karşılık hür kâtilin öldürülemeyeceği gibi alâkasız bir konuda delil olarak kullanılamaz.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Kısası “âdil karşılık” ve “cezada denklik” olarak açarsak, kısasın hayat olduğu aklını kullanan herkesin kabul edeceği bir gerçek olarak karşımıza çıkar. Çünkü adâlet toplumlar için hayat, zulüm ise ölüm demektir. Kısas adâletin tecellisidir. Kısasla ilgili bu iki âyetin hemen ardından vasiyetle ilgili âyetler gelmektedir. Kısas hükmü, kasti adam öldürmenin âdil karşılığını kâtilin ölüm cezasına çarptırılması olarak belirler. Vasiyet ise ölümü yaklaşıp da geride mal bırakan her insanı ilgilendiren hukukî bir düzenlemedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insanligin-soykirimlarla-yuzlesebilmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
