<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>UNESCO Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/unesco/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/unesco/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Jan 2018 15:19:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KUDÜS’Ü FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ YAPABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 09:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-İsrail savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Kültür Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bora Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Tomar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[el-Aselî]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Kudüs Şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Albayrak]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İİT Dönem Başkanı Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kâmil Cemîl]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Neden Şimdi?]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’e Apokaliptik Saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:105]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet A. Kancı]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Tellioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şu’arâ 26:227]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yola devam!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=596</guid>

					<description><![CDATA[“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.” (Mâide 5:105). &#160; Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz.<br />
Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler.<br />
Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.”<br />
(Mâide 5:105).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı İslami anlayışları çarpıştırmanın yeni bir malzemesi yapmaktan kaçınarak, aklı-ı selim ile durumu değerlendirip <strong>makul ve uygulanabilir somut adımlar</strong> atmamız gerekmektedir. Zira, mitinglerin ve hamasi nutukların sosyolojik ve siyasi bir karşılığı olmasına rağmen hakkaniyet kaygısı ve stratejik akıl bakışı taşıyan sükunetli çabalar meseleye kalıcı çözümü sunabilecek olan en isabetli mesailer olacaktır.</p>
<p>Bu bağlamda Kudüs’ün statüsü konusunda bilgi ve fikir üreten aydınlarımızın yazdıklarından edinebildiğim kanaati, meseleye kalıcı bir çözüm üretilebilmesine mütevazı bir katkı sadedinde özetle aktarmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kudüs’te Bugünkü Aşamaya Yüz Yıllık Bir Sürecin Sonunda Ulaştıklarını Gözden Kaçırmamak</strong></p>
<p>“2 Kasım 1917’de yayınladığı Balfour Deklarasyonu ile <strong>İngiltere</strong> yahudilerin bölgede <u>siyasi bir varlık</u> oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı. 11 Aralık’ta da İngiliz askerleri Kudüs’e girdi. İngiliz işgali, Kudüs’teki sadece Haçlı işgaliyle kesintiye uğrayan yaklaşık <strong>1200 yıllık müslüman yönetimi</strong>ni de sona erdirdi.</p>
<p>Aralık 1917’den itibaren Kudüs giderek <u>İslami karakterini yitirmeye</u> başladı. Bu dönemde yerli nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan müslüman ve hıristiyan Araplar’ın yerine yeni gelen <u>yahudiler yerleştirildi</u>. Kudüs 1917-1920 yılları arasında İngiliz askerî yönetiminde kaldı. 1920 San Remo Konferansı’nda İngiltere’nin manda yönetimine verilmesiyle de <u>1948</u>’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar devam edecek <u>İngiliz sivil yönetimi</u> göreve gelmiş oldu. İngiliz yönetiminin yoğun yahudi göçüne izin vermesiyle Kudüs ve daha geniş manada Filistin 1920, 1928, 1929, 1933 ve 1936’da bir dizi protesto, silahlı ayaklanma, grev ve boykota sahne oldu.</p>
<p>İngiliz yönetiminde Kudüs köklü <u>demografik, ekonomik ve kültürel değişimler</u> yaşadı. Şehir içinde yahudi nüfusu Arap nüfusunu geçti. Ekonomik olarak da Araplar kendi imkânlarıyla, dışarıdan yoğun maddi destek alan yahudilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Araplar ile yahudiler arasında dengelerin tamamen altüst olmasının doğurduğu problemleri çözemeyen İngiltere, <strong>1947</strong>’de Birleşmiş Milletler’e sunduğu <u>Filistin’i paylaştırma planı</u>nda Kudüs’e milletlerarası bir statü verilmesini önerdi. <u>1948</u> Arap-İsrail savaşında İsrail Batı Kudüs’ü <u>işgal etti</u>. Ürdün ise eski şehri yani Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. Böylece <strong>Kudüs, Batı ve Doğu olmak üzere ikiye bölündü</strong>. İsrail, Ocak <u>1950</u>’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Batı Kudüs’ü <u>başşehir</u> ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya taşıdı. 1948’de 60.000 Arap nüfusuna karşılık yahudi nüfusu 100.000 dolayındaydı. Bu rakam 1967’de 197.000’e yükseldi. 1967 Arap-İsrail savaşında şehrin tamamını işgal eden İsrail, bazen aşırı güç de kullanarak şehri <u>yahudileştirme</u> çalışmalarına hız verdi. Yeni yerleşimlerin şehri kuşatıcı şekilde planlanması ve özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşarak bölgenin Arap nüfusunu geride bırakması dikkat çekiciydi. Birleşmiş Milletler’in birçok defa kınamasına ve karşı çıkmasına rağmen İsrail, <u>Kudüs’ün Arap-İslam karakterini zayıflatma</u> politikalarına devam etti ve nihayet 21 Ağustos <strong>1980</strong>’de doğusu ve batısıyla <u>birleşik Kudüs’ün İsrail’in ebedî <strong>başşehri</strong> olduğunu</u> ilan etti. 1987’de Araplar 475.000 kişilik Kudüs nüfusunun <strong>%28</strong>’ini oluşturuyordu.</p>
<p>İsrail’in Kudüs ve Filistin’de Araplar’ın haklarını kısıtlayıcı politikaları 1987’de Batı Şeria’da “intifada”ya yol açtı. 1990’lı yıllarda da Kudüs’ün Arap-İslami yapısını değiştirmeye yönelik politikalara devam edildi. Tarihî mekânların <u>yıkılması</u>, Arap gayri menkullerine <u>el konulması</u>, çeşitli sebeplerle Araplar’ın şehri terketmesinin sağlanması gibi politikalar sonucu Kudüs’teki yahudi mülklerinin birkaç kat arttığı görülmektedir.” (1).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hamaseti Köpürtmek Yerine Uygulanabilir Planlar Geliştirebilmek </strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan provokatif Kudüs kararı üzerine <strong>13 Aralık 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi</strong> tarihî bir öneme sahiptir. Çünkü 1969’da İsrail işgali altındaki Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasının ardından kurulan ve 1970’te ihdas edilen Genel Sekreterliğin Kudüs kurtarılana kadar devam ettirilmesini karara bağlayan İİT’nın misyonuyla gayet mütenasiptir. Bu tarihî zirve öncesinde ve sonrasında Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi (2), İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) (3), “Ümmet Âlimleri Misakı” adıyla 44 maddelik bir manifesto yayınlayan girişim (4) gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve platform İİT liderlerine yol göstermeyi amaçlayan basın açıklamaları yapmıştır. Bu haftaki yazımızda benzer saygın çabalar içinden örnek olarak MAZLUMDER’in -yazımında görev üstlendiğim- çağrısını (5) esas alan bir katkı yapmaya gayret edeceğim:</p>
<p>“… Doğu Kudüs hem 1967 tarihli 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararına göre, hem de Güvenlik Konseyi’nin 1980 yılında kabul ettiği 478 sayılı karara göre Filistinlilere aittir. Mevcut uluslararası hukuka göre, işgal altında yaşayan halkların self-determinasyon hakkı vardır. Doğu Kudüs’ün 1967’de İsrail tarafından işgali öncesinde şehrin bu bölümünde nüfusun çok büyük çoğunluğu Filistinli Araplardan oluşmaktaydı. O nedenle bu halkın Doğu Kudüs üzerinde self-determinasyon çerçevesinde hükümranlık hakkı vardır.</p>
<p>İİT üye ülkelerinin liderleri şu hususları göz önünde bulunduran adımlar atmalıdır:</p>
<ol>
<li>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ifadesiyle; “ABD bu kabul edilemez kararıyla, bilinçli bir şekilde tüm barış görüşmelerinin altını oymaktadır. ABD artık Ortadoğu barış sürecinde üstlendiği <strong>arabuluculuk rolü</strong>nü terk etmiştir.”</li>
<li>İnsanlığa barış getirebilecek temel yaklaşımın “güçlünün hukuku” yerine “<strong>hukukun gücü</strong>” olduğu tüm platformlarda açıkça savunulmalıdır.</li>
<li>ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıması, yıllardır BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nce de defalarca kınanmış olan <strong>çok boyutlu hak ihlalleri</strong>ni meşrulaştıramaz. Dünya <strong>zorbalık</strong> ile <strong>hakkaniyet</strong> arasındaki farkı artık görmeli ve Amerika’nın gayr-ı meşru uygulamalarına daha fazla boyun eğmemelidir.</li>
<li>BM Güvenlik Konseyi’nin de hiçbir zaman tanımadığı Kudüs işgali sürecinde ve özellikle 30 Temmuz 1980’de kabul ettiği Kudüs Yasası’yla ‘Birleşik ve Bölünmemiş Kudüs’ü İsrail Devleti’nin başkenti’ olarak ilan eden İsrail’in bu zaman zarfındaki ihlallerini tespit etmek ve <strong>tazminat ödetmek</strong> üzere BM bünyesinde <strong>özel bir komisyon</strong> oluşturulması talep edilmelidir.</li>
<li>1982’den beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından korunan Dünya Mirası listesine kayıtlı olan <strong>Eski Kudüs Şehri</strong>’nin “dünya çapındaki olağanüstü değerini ve bu dünya mirasını koruma ihtiyacını” yeniden vurgulayan karar ivedilikle hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Hıristiyan ve Müslümanlara ait kutsal mekânların korunması ve imarı konusunda uluslararası güvencenin sağlanması için Kudüslülerin yürüttüğü çabalara <strong>hukukçular</strong> tarafından destek olunmalı, var olan uluslararası düzenlemeler işler hale getirilmelidir. Bu çerçevede; 1904 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “kutsal mekânların insanlık tarihindeki yeri dolayısıyla korunması” ve 1907 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “<strong>ibadet yerlerinin kuşatma ve bombalanmasının yasaklanması</strong>” hükümleri ile işe başlanmalıdır. Bu meyanda Kudüs’teki İslam eserlerinin korunması için, Türkiye’nin başını çektiği bir <u>uluslararası komite</u> oluşturulmalıdır.</li>
<li><strong>BM</strong> Güvenlik Konseyi’nin, 20 Ağustos <strong>1980</strong>’de <strong>478 sayılı karar</strong>ıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “<strong>geçersiz ve yasadışı</strong>” olduğunu ilan eden kararı başta olmak üzere İsrail aleyhine aldığı tüm kararlara müeyyide kazandırması sağlanmalıdır.</li>
<li>Filistin arazilerinin rüşvet, iltimas, baskı, hileli işlemler, sahtecilik, haciz vs. yöntemlerle sahiplerinden alınarak siyonistlere nasıl intikal ettirildiğini araştırmak üzere uluslararası bir <strong>inceleme komisyonu</strong> kurulmalı ve geniş araştırma yetkileriyle donatılmalıdır.</li>
<li>İİT üye ülkeleri, hiçbir anlaşma ve kararı tanımayan İsrail’e ve onun hamisi Amerika’ya karşı topyekûn hareket etmeli, diplomatik ve ticari yaptırımlar uygulamaktan çekinmemeli, bu soylu tutumlarının tüm dünya mazlumlarının desteğini ve Allah Teâlâ’nın yardımını celb edeceğine inanmalıdır.” (5).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kazanılan Psikolojik ve Stratejik Üstünlüğün Kıymetini Bilmek </strong></p>
<p>Kudüs tasarısının BM Genel Kurulunda kabul edilmesine üzerine, AK Parti 120. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; “Bir kez daha hatırlatıyoruz ki <u>dünya 5’ten büyüktür</u>. Hele hele <u>1’den haydi haydi büyüktür</u>.” diyen Cumhurbaşkanımız ve İİT Dönem Başkanı Sayın <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, dünyanın BM’den sonra en büyük uluslararası birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı bir hafta içinde toplayarak ve oy birliğiyle karar almasını sağlayarak tarihî bir hamle yapmış ve bu hamlenin neticesini de bir hafta içerisinde almıştır. Nitekim, Türkiye’nin öncülüğünde Mısır tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul ettiği” kararın ilgili BM kararlarına aykırı olması sebebiyle “<strong>hukuken geçersiz</strong>” sayılmasını öngören tasarının 18.12.2017 tarihinde ABD vetosuna rağmen daimî 4 üye ile geçici 10 üye devletin ret oyuna karşı <u>tek başına kalmakla</u> Amerika, diplomasi tarihindeki en büyük şokunu yaşamış oldu. <strong>21.12.2</strong>017 tarihinde toplanan <strong>BM Genel Kurulu</strong>’nda da -savurduğu tehdit ve şantajlarına rağmen- yalnız kalan ABD bir hafta içinde ikinci şoku yaşamıştır. Zira, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanan ve Trump’ın Kudüs kararını geçersiz saymayı talep eden karar tasarısı, 9’a karşı <strong>128</strong> oyla kabul edilmiş, çekimser oy kullanan 35 ülke ile hiç katılmayan 21 ülkeye rağmen nitelikli karar yeter sayısı olan <strong>üçte iki çoğunluk</strong> sağlanabilmiştir.</p>
<p>Dünyanın beşten de birden de büyük olduğunu çarpıcı şekilde gösteren ve hak mefhumunun dibine dinamit koyan veto uygulamasının tahkir edici ne büyük bir zulüm olduğunu oylarıyla ifade etmekten çekinmeyen 128 dünya ülkesi, 7,5 milyara baliğ olan dünya nüfusunun <strong>%82,5’lik kahir ekseriyet</strong>ini oluşturmaktadır (6,18 milyar). Kararda <strong>ret</strong> oyu kullanan Amerika ve İsrail ile, adı sanı bilinmeyen yedi devletçiğin dünya nüfusuna oranı <strong>%5,1’den ibaret</strong>tir (380 milyon)! Amerikan hegemonyasına karşı duracak cesareti henüz kendinde bulamadıklarından dolayı çekimser oy kullanan 35 ülkenin dünya nüfusuna oranı %8,6’dır (650 milyon). BM’ye üye 193 ülkeden Kudüs oylamasına katılmaya bile cesaret edemeyen 21 ülkenin toplam nüfusunun dünya nüfusuna oranı ise sadece %3,8’dir (290 milyon). İİT bu son iki kategorideki ülkelerle çok yönlü iyi ilişkiler geliştirerek onlara güven telkin etmeli ve bu ülkelerin yöneticilerini Amerikan himayesi olmadan da yaşayabileceklerine ikna etmelidir.</p>
<p>İİT Dönem Başkanı Türkiye, 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi kararlarını tavsatmadan uygulamalı, Doğu Kudüs’ün Filistin Devleti’nin başkenti olduğunu teyit etmek maksadıyla üye ülkelerin 2018 yılı içinde Doğu Kudüs’te büyükelçilik açmalarını desteklemeli, BM Barış Gücü’nün bölgede görev almasını sağlamalı, alternatif olarak da İslam Barış Gücü’nü hazır etmelidir.</p>
<p>“… Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen (dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan), Allah’ı sürekli anan/hatırda tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dahil değildirler. Nihayet <strong>zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler</strong>!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>el-Aselî, Kâmil Cemîl; “<strong>Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 334-338, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>http://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=basin-aciklamasi-7b02, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.ihak.org.tr/tr/blog/ihak-tan-t-c-cumhurbaskani-sayin-recep-tayyip-erdogan-a-acik-mektup.html, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1440953/israille-normallesmek-haramdir#, 21.12.2017.</li>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/islam-isbirligi-teskilatina-cagrimizdir/13120, 13.12.2017.</li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Ali Öner, <strong>Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail</strong>, İstanbul, Mana Yayınları 2012, 376 s.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü</strong>”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Temmuz 2015, s.6-11.</li>
<li>Bora Bayraktar; “<strong>Kudüs’e Apokaliptik Saldırı</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-e-apokaliptik-saldiri-/998466, 08.12.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudusun-statusu-ve-uluslararasi-hukukun-sefaleti/868209, 24.07.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs: Neden Şimdi?</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-neden-simdi/994377, 08.12.2017.</li>
<li>Çağrı Erhan; “<strong>Kudüs’ün Statüsü</strong>”, <a href="http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/">http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/</a></li>
<li>“<strong>Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler</strong>”, http://www.unicankara.org.tr/filistin/12.html, 10.12.2017.</li>
<li>Ömer Tellioğlu, <strong>Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm (1880-1914)</strong>, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2015, 314 s.</li>
<li>Kemal Öztürk; “<strong>Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta</strong>”, https://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/turkiyenin-kudus-stratejisinde-kritik-nokta-2041637, 21.12.2017.</li>
<li>Hakan Albayrak; “<strong>Kudüs meselesinde durmak yok, yola devam!</strong>”</li>
</ul>
<p>http://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/kudus-meselesinde-durmak-yok-yola-devam-5765, 23.12.2017.</p>
<ul>
<li>Mehmet A. Kancı; “<strong>Küresel işbirliği arayışında ‘Kudüs’ süreci</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kuresel-isbirligi-arayisinda-kudus-sureci/1017958, 29.12.2017.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖĞRETMENİN KIYMETİNİ TAKDİR EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2015 10:11:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ILO]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[mu'îd]]></category>
		<category><![CDATA[muallim]]></category>
		<category><![CDATA[müderris]]></category>
		<category><![CDATA[müteallim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen atamaları]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler günü]]></category>
		<category><![CDATA[rabbânî]]></category>
		<category><![CDATA[şakirt]]></category>
		<category><![CDATA[tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[tâlim ve terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tedris]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tilmiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulusdevlet]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yeni Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=209</guid>

					<description><![CDATA[1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl 5 Ekim günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür. Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl <strong>5 Ekim</strong> günü <strong>Öğretmenler Günü </strong>olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.</p>
<p>Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Mesela, Yemen’den Fas’a kadar uzanan 12 Arap ülkesinde her yıl <strong>28 Şubat</strong> günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmaması da ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir (tr.wikipedia.org).</p>
<blockquote><p>Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p></blockquote>
<p>Dünyada her sene öğretmenler günü olarak kutlanan ve öğretmenlere toplumca değer verildiğini göstermek üzere, onlara saygı günü olarak belirlenmiş olan Öğretmenler Günü Türkiye’de <strong>24 Kasım</strong>’da kutlanmaktadır. Bu münasebetle bu haftaki yazımızı hak ettiği itibarı yeniden kazanmasına mütevazı bir katkı sadedinde öğretmenlere tahsis ettik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmeni ve Öğrenciyi Doğru Tanımlayabilmek</strong></p>
<p>“Bir bilim dalını, bir sanatı ya da teknik bilgileri öğretmeyi meslek edinmiş, okulda öğrencilere ders veren kimse” için kullanılan “öğretmen” kelimesi “öğretme” odaklı eğitim anlayışının ürünü olarak ortaya çıkmış bir tanımlamadır. Oysa öğretim eğitimin sadece bir boyutu olup tek başına maksadın hasıl olmasına yetmez. Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin özellikle öğrenci nezdindeki itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Muallim</strong>; bir şeyi gerçek yönüyle kavramaya yardım eden bilgiyi öğreten, bu maksatla ders veren, belli bir konuyu anlatan veya okutan insan demektir. Bilgiyi öğrenene de “<strong>müteallim</strong>” denir. Hakikatin bilgisine talip olması hasebiyle öğrenciye “<strong>tâlip</strong>” (çoğulu “talebe”), “tilmiz”, “şakirt” gibi isimler de verilmiştir.</p>
<p>Öğretmenin yürüttüğü öğretim faaliyeti bilgi aktarmaktan ibaret değildir. Onun asıl görevi eğitmek, terbiye etmektir. “Korumak, ıslah etmek, gözetmek, yükseltmek” anlamlarına gelen “<em>rabv</em>” kökünden türetilmiş olan “<strong>terbiye</strong>”; “çocuğu veya ekini besleyip büyütmek ve geliştirmek” demektir.</p>
<p>İmam Buhârî, İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayetteki “<strong>rabbânî</strong>” kelimesini açıklarken bunun “öğrenim çağındakileri terbiye eden kişi” demek olduğunu belirtir (Buhârî, İlim, 10).</p>
<p>“Öğrenmek ve ezberlemek” anlamındaki <em>ders</em> kökünden türeyen “<em>tedris”;</em> “öğretmek, ders vermek” demektir. Ders veren kimseye <strong>müderris</strong>, ders okutulan yere <strong>medrese</strong> adı verilir.</p>
<p>İslam tarihi boyunca müderrisin öğrencilerin kabiliyetine göre konuşması, dersi anlatırken anlaşılır bir dil kullanması, öğrencinin derse ilgisini sağlaması, kendisinin ve yardımcısının (<em>mu‘îd</em>) öğrenciye sert davranmaması gibi eğitim psikolojisiyle ilgili birçok kuralı detaylarıyla açıklayan müstakil eserler telif edilmiştir (Bozkurt, 2006:31/467).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmenin İtibarını Koruyabilmek</strong></p>
<p>Öğretmenin itibarını iade edemez ve bu itibarı koruyamaz isek eğitim kurumunu ayağa kaldırmamız mümkün olmayacaktır. Ahlaki hasletleri, hak ve hukuk bilinci gelişmiş şahsiyetlerin inşası yoluyla toplumumuzu kalkındırmak ve ileri bir düzeye taşıyabilmek için işe öğretmene itibarını iade etmekle başlamalıyız.</p>
<blockquote><p>Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar.</p></blockquote>
<p>Nitekim, İslam tarihi boyunca muallim ve müderrisler toplumun en itibarlı kimseleri arasında yer almış, bu itibarları sebebiyle aslî görevleri olan eğitim ve öğretim faaliyetleri dışında onlara devlet tarafından zaman zaman tahkikat, teftiş, yargı, hakemlik, bilirkişilik gibi görevler de verilmiştir.</p>
<p>Bir eğitim sisteminin verimliliğini sağlamak için müfredatın kalitesi ve öğrencinin motivasyonu da önemli bileşenler olmakla birlikte insanlığın bu kadim kurumunda en önemli ayağı oluşturan öğretmendir. Toplumu oluşturan tüm tabakaların mensupları öğretmenin elinden geçen insanlar olduğu için öğretmenin kalitesine yapılacak yatırım doğrudan bütün toplumsal alanlara yapılmış olacaktır.</p>
<p>Eğitimin niteliği okul binasının sağlamlığı, ders materyalinin çeşitliliği ve müfredat programının dakikliği ile ölçülmez. Bunlar da gerekli ve önemli olmakla birlikte bir eğitim kurumunun kalitesi o kurumdaki öğretmenlerin kalitesi ile ölçülür. Esasen bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür. Aynen öğretmenlerin yeterlik ve içtenliklerine bakarak onların elinde nasıl bir toplumun inşa edilebileceğini anlamanın mümkün olduğu gibi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tâlim ve Terbiyeyi Birlikte Yapabilmek</strong></p>
<p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir. Bu ilke zamanla veya coğrafi bölgelerle sınırlı değildir. Zira ilk nâzil olan Kur’an âyeti okumayı ve öğrenmeyi emretmektedir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da hep bu doğrultuda olmuştur. Kitap ve Sünnet’in bu konudaki bağlayıcı hükmünü göz önünde bulunduran Müslümanlar daha İslâm’ın ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir.</p>
<blockquote><p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir.</p></blockquote>
<p>Öğretim işi; bilgi kazandırma, insanlığın sahip olduğu bilgileri yetişmekte olan nesillere aktarma faaliyetidir. Eğitim ise daha ziyade davranış ve karaktere esas teşkil eden beceri ve değerler kazandırmayla ilgili faaliyetleri kapsar. Tâlimden yalnız bilgi kazandırma, bunu hâfızada saklama ve yeri geldiğinde hatırlama anlaşılmaktadır. Terbiye ise insanda mevcut bütün kabiliyetlerin dikkate alınarak bunların geliştirilmesi ve yönlendirilmesidir. Buna göre terbiye kavramı tâlimden daha kapsamlı olup öğretim alanına giren bütün konuları içine almakta ve genellikle tek başına kullanıldığında öğretimi de ifade etmektedir.</p>
<p>Öğretim insana eşya ve olaylar hakkında doğru bilgiler kazandırmayı amaçlar. İnsanın öğrenimi gelişip bilgi seviyesi yükseldikçe daha tutarlı davranışlarda bulunması, tutarlı bir kişiliğe kavuşması beklenirse de eğitim yönü dikkate alınmadan yürütülecek bir öğretimle bu hedefe ulaşılamaz. Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar. Bu sebeple kişilerin öğrenim seviyelerine paralel şekilde ahlâk ve karakter eğitiminin de yapılması gerekir.</p>
<p>İslam kaynaklarındaki ortak anlayışa göre eğitim ve öğretim bütün hayat boyunca devam etmesi gereken bir süreç olup amacı bireyleri ve toplumları gerçek inanca, doğru bilgiye ve erdemli yaşayışa ulaştırmaktır. Bu sebeple eğitimciler her çocuğu ebeveynine, eğitimciye ve topluma emanet edilmiş, korunması ve geliştirilmesi gereken bir varlık olarak görmüştür. İslâm’da çocukların eğitim ve öğretimi için -birçoğu günümüz pedagoji biliminde de önemini koruyan- ilkeler ve kurallar konmuştur. Meselâ zihin ve davranış eğitimine eşit derecede önem verilmesi, eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, çocuğun eğitim yaşının dikkate alınarak zihinsel yeteneğine göre bilgi ve davranış eğitimi verilmesi, çocuğun arsızlaşmasına, dolayısıyla şahsiyetinin aşınmasına yol açacak tutumlardan sakınılması, başarının ödüllendirilmesi, başarısızlık ve yanlışlıkların pedagojik esaslara göre düzeltilmesi, cezalandırmada acele edilmemesi İslâm eğitimi kaynaklarındaki ortak ilke ve yöntemlerden bazılarıdır.</p>
<p>Müslüman eğitimciler özellikle hoşgörü, sevgi ve şefkatin eğitimde değişmez ilkeler olarak benimsenmesi, zorunlu olmadığı sürece öğrenciye sert muamele yapılmaması hususunda görüş birliğine varmış, başarısızlığın sürmesi durumunda uyarıdan başlayıp giderek sertleşen bir ceza yöntemi uygulanmasını faydalı görmüştür. (Kazıcı ve Ayhan, 2010:39/516).</p>
<p><strong>Öğretmenlerin Sorunlarını Çözecek Bir Sistem Kurabilmek</strong></p>
<p>Öğretmene saygınlık kazandıran unsurlardan birisi de ona tanınan ekonomik haklardır. Türkiye’de öğretmenin yıllık geliri on yıl gibi kısa bir süre içerisinde belirgin bir iyileşme katetmiş olmasına rağmen henüz gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında onların yarısı kadar bir seviyeye ulaşılabildiği görülmektedir.</p>
<p>Mevcut eğitim sisteminde öğretmen, Bakanlık tarafından belirlenen müfredat çerçevesinde öneriler ders kitabını öğrenciye okutan bir teknisyen olmaktan öteye geçememektedir, çünkü özerkliği yoktur.</p>
<p>Öğretmen yetiştiren fakültelerin kontenjanları toplumun ihtiyacına cevap verecek şekilde bilimsel yöntemlerle belirlenmediği için plansız, dağınık ve başına buyruk vaziyette ilerlemektedir. Bu da ciddi istihdam sorunlarına yol açmakta, bazı branşlarda öğretmen açığı had safhaya ulaşmışken diğer bazı branşlarda yığılma olduğu için on binlerce mezun öğretmen olarak atanamamaktadır.</p>
<blockquote><p>Bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür.</p></blockquote>
<p>Ulusdevlet mantalitesinin dünya toplumlarına dayattığı tektipleştirici “iyi vatandaş yetiştirme” zihniyetinden arınarak “iyi insan yetiştirme” mantalitesiyle Milli Eğitim sistemini baştan sona yeniden kurgulamamız icap etmektedir. Aksi takdirde öğretmenlerin hantal sistemin çarkları arasında rutine boyun eğen pasif memurlar olmaktan öteye geçmesi ve Yeni Türkiye’nin yeni neslini inşa etmeleri mümkün değildir. Yılda sekiz ay derse girip çıkan, hafta sonları da eklenince yılın yarısını tatil ile geçiren, günü kurtarıp bir an önce emekli olmayı hayal eden bir öğretmenin öğrencisine verebileceği ne olabilir?</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar öğretmen yetiştirmek üzere çeşitli modeller denendi. Yüksek Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Köy Eğitmenleri Projesi, Köy Enstitüleri, Edebiyat Fakülteleri, Fen-Edebiyat Fakülteleri ve nihayet Eğitim Fakülteleri çeşitli branşlarda öğretmenler yetiştirmiştir. Mevcut sistemde daha çok Yükseköğretim Kurulu’nu (YÖK) ilgilendirdiği için yükseköğretimi ve sorunlarını ayrı bir yazıda ele almak daha uygun olacaktır.</p>
<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”nda (PISA) Finlandiya’nın neden altı dalda birinci, bir dalda ikinci olarak dünyanın bu alanda öncü ülkesi olduğunu bir de öğretmenin bu ülkedeki yüksek itibarı nokta-i nazarından değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Öğretmenlerimizin ekonomik durumunu iyileştiren, onlara mesleki özerklik alanı tanıyan ve kendilerini geliştirmelerini destekleyen, özgürlük ve özgünlüklerine imkân tanıyan, istihdam daralmasına veya yığılmaya sebebiyet vermeyen, tek tip ve durağan değil çok çeşitli, çok katmanlı ve dinamik bir eğitim sistemi geliştirmemiz, Yeni Türkiye’nin sadece 78 milyon insanımızın değil, 2 milyarlık İslam âleminin mevcut perişan durumundan bir çıkış yolu bulmasına da vesile olacaktır.</p>
<p>Elbette öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan kadrolu memurlardan ibaret değildir. On binlerce vakıf ve dernekte yıl boyunca gönüllü eğitim faaliyetleri yürüten öğretim gönüllülerini de hayırla yâd ediyor, toplumun terbiyesinde büyük bir görev ifa eden bu gönüllü kadrosuna da bir sistem dahilinde yasal statü verilmesini Yeni Türkiye’nin yeni eğitim bakanından talep ediyorum.</p>
<p>Tüm yaratıkları mükemmelen terbiye eden, insana aynı zamanda terbiye etme görevini de bahşeden Rabbimize hamd, insanlığın başöğretmenleri peygamberlerimize salât, ilk doğal öğretmenlerimiz olan ebeveynimiz başta olmak üzere yetişmemizde emeği geçen tüm öğretmenlerimize selam olsun&#8230;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Bozkurt, Nebi; “Müderris” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2006, c.31, s.467-468.</li>
<li>Kazıcı, Z. ve Ayhan, H.; “Tâlim ve Terbiye” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2010, c.39, s.515-523.</li>
<li>https://tr.wikipedia.org</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
