<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>terbiye Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/terbiye/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/terbiye/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 20 Sep 2017 15:26:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>BİRLİĞİN TESİSİ VE HAKLARIN KORUNMASI İÇİN  ŞÛRÂ MECLİSİNİ TOPLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adaletle muamele]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:159]]></category>
		<category><![CDATA[Ali bin Ebî Tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[fazilet]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek mümin]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[istişare]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:8]]></category>
		<category><![CDATA[maslahat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed (s)]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebû Zehre]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Köse]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[Şûrâ 42:38]]></category>
		<category><![CDATA[tecrübe]]></category>
		<category><![CDATA[temsilciler]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:108]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=559</guid>

					<description><![CDATA[“We emruhum şûrâ beynehum: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38). “We şâwirhum fi’l-emr: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159). Türkiye’de Ebu Zehra künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974), mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We emruhum şûrâ beynehum</em>: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38).</p>
<p>“<em>We şâwirhum fi’l-emr</em>: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159).<br />
Türkiye’de <strong>Ebu Zehra</strong> künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim <strong>Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974)</strong>, mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve usulü, ceza hukuku, aile hukuku, sîret-i Nebi, İslam toplumunun özellikleri, İslam önderleri gibi konularda yüzlerce kitap ve makale telif etmiştir. Birçok eseri Türkçeye de çevrilmiş bulunan Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- basılan “<strong>En Büyük Mucize</strong> <strong>Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>” isimli eserinden bazı pasajları iktibas ederek, İslam dünyasında birliğin tesis edilmesi ve son iki asırdır sürekli çiğnenen temel haklarının yeniden ikame edilip korunması için şûrâ meclisini toplamanın önemine dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini ayırım yapmadan korumak</strong></p>
<p>“Kur’an’ın getirmiş olduğu hükümler <strong>üç ana temel</strong> üzerinde durur: Bunların ilki, <strong>adalet</strong>tir ki bu; hükümlerin temeli, düzeni ve tamamına erme aracıdır. İkincisi, <strong>maslahatın gözetilmesi</strong>dir. Üçüncüsü ise Müslümanlar arasında <strong>istişare</strong> etmektir.</p>
<p>Şüphesiz her topluluk kendi içerisinde <strong>bağlarını</strong> iki şekilde kuvvetlendirir. Bunların birincisi, insanlar arasında adaleti sağlayan, kulların maslahatını gözeten, haklarını ve sorumluluklarını düzenleyen hâkim otorite ile olan ilişkilerle ilgili düzenlenmiş <strong>kanunlar</strong>dır. İkincisi ise kalpleri süsleyen ve insanları birbirine bağlayan <strong>faziletler</strong>dir (s.169).</p>
<p>İkinci tür yargısal veya yönetimsel hükümlerle gerçekleştirilemez. O yalnızca ruhsal bir güzelleşme ve vicdani bir <strong>terbiye</strong> ile mümkündür. İlk tür ise Kur’an’ın hükmü ve adalet, insanların maslahatı ve şûra olarak zikrettiğimiz üç temel dayanağının düzenlediği bir yapıdır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, dosta ve düşmana karşı <strong>adaletle muamele</strong> etmeye çağırır. Çünkü o <u>yalnızca dostlara hasredilip daraltılamayacak</u> ölümsüz bir hakikattir. Şüphesiz o düşmanları kapsadığı vakit en yüce ve kutsal anlamlara sahip olur: “Bir topluma olan <strong>kininiz</strong>, sakın ha <strong>sizi adaletsizliğe itmesin</strong>. Âdil olun. Bu, takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının…” (Mâide 5:8).</p>
<p>Kur’an’da zikredilen <strong>adalet</strong> kavramı, dilediğine verip dilediğinden de esirgeyebilmesi için <strong>yöneticiye tanınmış bir hak değil</strong> bilakis onun <strong>üzerine yüklenmiş bir sorumluk</strong> ve boynuna asılmış bir emanettir. Şüphesiz ki adalet, korunması açısından, yöneticilere yüklenen en büyük ve <strong>en ağır emanet</strong>tir. Göklerin, yerin ve dağların taşımaktan sakındıkları ve kendisinden dolayı tedirgin oldukları, insanın ise düşünmeden üstlendiği emanet de bu olsa gerekir (s.171).</p>
<p>Adaletin birçok kısmı vardır. Her kısımda hakikat farklı bir görünüm sergilese de adaletin tüm manalarını kuşatan hakikat, <strong>her hak sahibine hakkını vermek</strong>tir. Bu hakkın kişisel, toplumsal veya siyasi olması durumu değiştirmez. Hakkın sahibine ulaştırılmasında veya adaletin sağlanması adına, ceza alması icap edenin cezalandırılmasında yaşanan her türlü aksaklık bir tür <strong>zulüm</strong> kabul edilir.</p>
<p>İslam’ın da öngördüğü gibi adalet özünde <u>her durumda eşitlik demek değil</u>dir. Bilakis eşitlik kimi zaman adaleti sağlarken kimi zaman da zulüm olur. Sebepler, işler ve üretim gücü konusunda farklılıklar söz konusu olduğunda eşitlik tam bir zulüm hâlini alır.</p>
<p><strong>Adalet</strong>, kişilerin zenginlik ve fakirlikte eşit olmaları demek değildir. Çünkü bu ikisi çoğu zaman farklılığın iki meyvesidir. Bu farklılık insanların karşılarına çıkan fırsatlardaki farklılıklar ve kaderlerin farklı yazılmasından doğar. O halde insanlar arasında zenginlik ve fakirlik konusunda görülen farklılık, ortadan kaldırılması mümkün olmayan yerleşmiş gerçeklerden biridir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim bu hakikati kabul eder ve İslam şeriatı, elde edilen gelirler ve ekonomik sonuçlarda zenginler ve fakirler arasında eşitlik düzeni kurmaya çalışmaz. Ancak fakirlikten doğan sıkıntıları hafifleterek bu sorunu çözer ve <u>fakirliğin kişinin değerini düşürmesinin önüne geçer</u>. Fakir olana da zengin için geçerli olan tüm insani, kanuni, siyasi ve sosyal hakları tanır (s.173).</p>
<p>Her ne kadar adalet ve eşitlik arasında bir bağlantı yanında fikrî bir ayrılık söz konusu olsa da geçerli olan kural, yargısal, kanuni ve siyasi eşitliğin adaletin temellerinden biri ve hakikatinden bir parça olmasıdır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, şerefli ve soylu kimselerle zayıf olanları yargı ile ilgili hükümlerde eşit tutar ve insanları iki farklı ölçekle yargılayan bir yargı anlayışını cahiliye hükmü olarak görür.” (s.175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amaç gibi aracın da meşru olması gerektiğine inanmak ve ahlaklı davranmak</strong></p>
<p>“İhlâs ve güzel ahlak bağlarıyla bağlı olan faziletin gölgesinde her yönüyle varlığını sürdüren hürriyet, şeref ve insani bir hayat tarzının manalarından olan adalet, maslahat ve bu ikisinin ihtiva ettiği her olgu insanın gerçek amaçlarıdır. Eğer herhangi bir hususta <strong>istişare</strong> gerekli olduysa ancak hedefin açıkça ortaya konmasından sonra istişarenin bir sonucu olarak hedefe ulaşmada izlenecek yol açıklanır. Çünkü <strong>şûra</strong> ancak amaçları bilerek araçlar için doğru ve dürüst bir sınır koyabilir. Hakikatte amaçların açıklanması kullanılacak araçların anlamını belirler. Nitekim bir hedefe ulaşmada kullanılacak olan araçların o hedefin cinsi ve türünden olması icap eder. Eğer amaç yüce ise ona ulaşmak için kullanılacak <u>araçların da yüce olması </u>kaçınılmazdır (s.175).</p>
<p>Aynı şekilde amaç insani olgunluğa yöneliyorsa kullanılan aracın da aynı ölçüde değerli olması gerekir. Yaratılıştan gelen hüküm açısından <u>araç ve amacı ayrı görenler ahlaksız kişilerdir</u>. Çünkü onlar kimi zaman <u>yüce bir amacın her türlü yöntemi geçerli kılacağı iddiasıyla</u> en kutsal dinî, ahlaki ve içtimai ilkeleri <strong>yıkmaktan geri durmazlar</strong>! Onlara göre ‘amaç, aracı meşru kılar’ ki, bu sözü dile getirirken kast ettikleri şey seçkin bir amacın kötü bir aracın kabul edilmesini kolaylaştıracağıdır. İşte bu, arzuladıklarına ulaşmaktan başka hiçbir şeye önem vermeyen <u>Avrupa düşüncesinin bir ürünü</u>dür. Böylece bu kimseler ‘amaç aracı meşru kılar’ iddiasıyla her türlü kutsalı ayaklar altına alır ve <u>yasakları kabul edilir hâle getirirler</u>.</p>
<p>Hakikatte bu onların günahlarını örtmek, amaçlarını gizlemek ve suçlarını meşru kılmak adına kullandıkları bir <strong>maske</strong>den ibarettir. Şüphesiz onların amaçları da kullandıkları araçlarla aynı türdendir. Gerçekten erdemli olan kimse, Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasaklar olan ahlakın emir ve yasaklarına boyun eğer ve bunların tamamını kendi içerisinde amaç olarak görür. <u>Gerçek erdeme yönelten bir yolun erdemli olması kaçınılmazdır</u>. Ali bin Ebi Talib (r) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hilekâr ve dönek bir adam, Allah’ın emir ve yasaklarından bir mânii içinde barındıran bir çıkış yolunu görebilir ve kalbinde din konusunda samimi olmayan bir kimse ise bundan istifade eder.”</p>
<p>Bu sözü, adalet ve maslahat gibi üstün amaçların, kendisine vesile olacak olan şûranın türünü belirlediğini, bizimse bu nedenle amacın açıklanmasına öncelik verdiğimizi kanıtlamak üzere zikrettik.” (s.177).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Problemlerimize Kalıcı Çözümler Oluşturabilmek İçin Şûra Meclisi’ni Toplamak</strong></p>
<p>“<strong>Şûra</strong> (<u>İslami istişare meclisi</u>) konusuna gelince… İslam’da İslam cemaatinden ayrı olarak yönetici atamak ve yöneticiyi görevden almak hususunda yetkili bir gücün bulunmadığını takdir etmek, şûra hükmünü anlatmada yeterli bir ifade olacaktır. Zira Allah Teâlâ’nın “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” (Şûra 42:38) kavli ile İslam’da tesis edilmiş olan şûra hükmü gereğince <u>ümmetin tamamı kendi yöneticilerini tayin veya azletme hakkına sahiptir</u>. Gerçek şûra, cemaatin, kendi liderini kendisinin atamasını ve ondan razı olup kendi açısından hoşnut olunan ve olunmayan her hususta bu lidere itaat etmek, lider açısından da her yönüyle adalet ve Allah’ın ve kulların haklarının gözetilmesi şartları üzerine biat etmesini gerektirir. Şûra’nın ilk ve son kaynağı şûra içerisinde temsilcileri bulunan cemaatin tâ kendisidir. Bu <strong>temsilciler</strong>, ilk olarak ve bizzat ümmetin yaptığı bir seçimle veya din, hayatın gidişatı ve siyasi deneyimler konusunda bir <strong>ilme</strong> ve ekonomi, toplum ve toplumsal meseleler hususunda kayda değer bir <strong>tecrübeye sahip</strong> insanlar olmaları nedeniyle bu görev için <strong>seçilmiş</strong> olmalıdırlar… (s.231).</p>
<p>İslam’a göre <u>hiç kimse</u> başkaları üzerinde dilediğince tasarrufta bulunacağı kendisine bağışlanmış <u>kutsal bir otorite</u>ye sahip olduğunu <u>iddia edemez</u> ve bu yetkiyi zorla ele geçiremez. Hz. Muhammed’in (s) Rabbine kavuşmasının ardından <u>vahiy kesin bir şekilde kesilmiştir</u>. Müslümanlar için geriye yalnızca onun (s) bıraktığı, kıyamet gününe değin ölümsüz bir delil olan <strong>Allah’ın Kitabı</strong> ve içinde kendisini izleyeni asla saptırmayan tertemiz bir yol bulunan şerefli <strong>Nebevi Sünnet</strong> kalmıştır.</p>
<p>Nebevi hilafetin kime verildiği hususunda bir vasiyetin varlığını ve Peygamber (s)’in bu vasiyeti nedeniyle yöneticilik kutsallığının kendilerine ait olduğunu iddia eden bazı İslami grupların bu iddiaları ise Müslümanlar tarafından dikkate alınmamıştır. Zira Müslümanlar ne Allah’ın kitabında ne de Rasulullah (s)’in sünnetinde açık veya ima suretinde buna işaret eden bir delil bulamamışlardır. Böylece gerçek İslami hilafet, <u>seçim ve tam bir biatleşme</u> temeli üzerine kurulmuştur.” (s.233).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek müminler olabilmek ve dinimizin hükümlerine uygun bir hayat sürebilmek </strong></p>
<p>“Sonuç olarak bizim çağrımız şudur: Şüphesiz bizler, gerçek müminler olabilmek; amellerimiz İslam’a ters düştüğü hâlde ‘İslam’ adıyla anılan, davranışlarımız imanla çeliştiği hâlde ‘iman’ iddiasında bulunan kimseler olmamak için dinimizin hükümlerine uygun olan hayat tarzına geri dönmek istiyoruz.</p>
<p>Allah’ın sınırlarının yeniden tesis edilmesini, farz kıldığı işlerin ve Allah’ın şeriatının hayata geçirilmesini ve Muhammed (s) ve Arapların önderleri olan raşit ashabının inşa ettiği faziletli/erdemli şehri/ülkeyi yeniden kurmayı arzuluyoruz.</p>
<p>Hiçbir müminin kendisine itiraz edemeyeceği, belirlenmiş ve sabitlenmiş olan İslami düzene göre ekonomimizin inşa edilmesini canı gönülden diliyoruz. Aksi takdirse bizim Müslümanlar olarak anılmamız, hiçbir delili bulunmayan bir iddia, sözde kalan bir isimlendirme ve şekilcilikten öteye gitmeyecektir. (s.235).</p>
<p>Şüphesiz Kur’an hukukuna göre amel etmek, her Müslümanın üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Yine bu konuda ilim sahibi olan her bir ferdin buna davet etmesi ve Kur’an’ın tüm hükümlerine sımsıkı tutunması açık bir farzdır.” (s.237).</p>
<p>“De ki: <strong>İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz</strong>.” (Yusuf 12:108).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Muhammed</strong> <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 240 s.</li>
<li><strong>Muhammed Ebu Zehra</strong>; <strong>İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2016, 208 s.</li>
<li>Muhammed <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Esra Yayınları, Konya 1996.</li>
<li>Saffet Köse; “<strong>Muhammed Ebû Zehre</strong>” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, yıl: 2005, cilt: 30, s.519-522.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖĞRETMENİN KIYMETİNİ TAKDİR EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2015 10:11:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ILO]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[mu'îd]]></category>
		<category><![CDATA[muallim]]></category>
		<category><![CDATA[müderris]]></category>
		<category><![CDATA[müteallim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen atamaları]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler günü]]></category>
		<category><![CDATA[rabbânî]]></category>
		<category><![CDATA[şakirt]]></category>
		<category><![CDATA[tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[tâlim ve terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tedris]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tilmiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulusdevlet]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yeni Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=209</guid>

					<description><![CDATA[1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl 5 Ekim günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür. Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl <strong>5 Ekim</strong> günü <strong>Öğretmenler Günü </strong>olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.</p>
<p>Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Mesela, Yemen’den Fas’a kadar uzanan 12 Arap ülkesinde her yıl <strong>28 Şubat</strong> günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmaması da ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir (tr.wikipedia.org).</p>
<blockquote><p>Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p></blockquote>
<p>Dünyada her sene öğretmenler günü olarak kutlanan ve öğretmenlere toplumca değer verildiğini göstermek üzere, onlara saygı günü olarak belirlenmiş olan Öğretmenler Günü Türkiye’de <strong>24 Kasım</strong>’da kutlanmaktadır. Bu münasebetle bu haftaki yazımızı hak ettiği itibarı yeniden kazanmasına mütevazı bir katkı sadedinde öğretmenlere tahsis ettik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmeni ve Öğrenciyi Doğru Tanımlayabilmek</strong></p>
<p>“Bir bilim dalını, bir sanatı ya da teknik bilgileri öğretmeyi meslek edinmiş, okulda öğrencilere ders veren kimse” için kullanılan “öğretmen” kelimesi “öğretme” odaklı eğitim anlayışının ürünü olarak ortaya çıkmış bir tanımlamadır. Oysa öğretim eğitimin sadece bir boyutu olup tek başına maksadın hasıl olmasına yetmez. Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin özellikle öğrenci nezdindeki itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Muallim</strong>; bir şeyi gerçek yönüyle kavramaya yardım eden bilgiyi öğreten, bu maksatla ders veren, belli bir konuyu anlatan veya okutan insan demektir. Bilgiyi öğrenene de “<strong>müteallim</strong>” denir. Hakikatin bilgisine talip olması hasebiyle öğrenciye “<strong>tâlip</strong>” (çoğulu “talebe”), “tilmiz”, “şakirt” gibi isimler de verilmiştir.</p>
<p>Öğretmenin yürüttüğü öğretim faaliyeti bilgi aktarmaktan ibaret değildir. Onun asıl görevi eğitmek, terbiye etmektir. “Korumak, ıslah etmek, gözetmek, yükseltmek” anlamlarına gelen “<em>rabv</em>” kökünden türetilmiş olan “<strong>terbiye</strong>”; “çocuğu veya ekini besleyip büyütmek ve geliştirmek” demektir.</p>
<p>İmam Buhârî, İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayetteki “<strong>rabbânî</strong>” kelimesini açıklarken bunun “öğrenim çağındakileri terbiye eden kişi” demek olduğunu belirtir (Buhârî, İlim, 10).</p>
<p>“Öğrenmek ve ezberlemek” anlamındaki <em>ders</em> kökünden türeyen “<em>tedris”;</em> “öğretmek, ders vermek” demektir. Ders veren kimseye <strong>müderris</strong>, ders okutulan yere <strong>medrese</strong> adı verilir.</p>
<p>İslam tarihi boyunca müderrisin öğrencilerin kabiliyetine göre konuşması, dersi anlatırken anlaşılır bir dil kullanması, öğrencinin derse ilgisini sağlaması, kendisinin ve yardımcısının (<em>mu‘îd</em>) öğrenciye sert davranmaması gibi eğitim psikolojisiyle ilgili birçok kuralı detaylarıyla açıklayan müstakil eserler telif edilmiştir (Bozkurt, 2006:31/467).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmenin İtibarını Koruyabilmek</strong></p>
<p>Öğretmenin itibarını iade edemez ve bu itibarı koruyamaz isek eğitim kurumunu ayağa kaldırmamız mümkün olmayacaktır. Ahlaki hasletleri, hak ve hukuk bilinci gelişmiş şahsiyetlerin inşası yoluyla toplumumuzu kalkındırmak ve ileri bir düzeye taşıyabilmek için işe öğretmene itibarını iade etmekle başlamalıyız.</p>
<blockquote><p>Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar.</p></blockquote>
<p>Nitekim, İslam tarihi boyunca muallim ve müderrisler toplumun en itibarlı kimseleri arasında yer almış, bu itibarları sebebiyle aslî görevleri olan eğitim ve öğretim faaliyetleri dışında onlara devlet tarafından zaman zaman tahkikat, teftiş, yargı, hakemlik, bilirkişilik gibi görevler de verilmiştir.</p>
<p>Bir eğitim sisteminin verimliliğini sağlamak için müfredatın kalitesi ve öğrencinin motivasyonu da önemli bileşenler olmakla birlikte insanlığın bu kadim kurumunda en önemli ayağı oluşturan öğretmendir. Toplumu oluşturan tüm tabakaların mensupları öğretmenin elinden geçen insanlar olduğu için öğretmenin kalitesine yapılacak yatırım doğrudan bütün toplumsal alanlara yapılmış olacaktır.</p>
<p>Eğitimin niteliği okul binasının sağlamlığı, ders materyalinin çeşitliliği ve müfredat programının dakikliği ile ölçülmez. Bunlar da gerekli ve önemli olmakla birlikte bir eğitim kurumunun kalitesi o kurumdaki öğretmenlerin kalitesi ile ölçülür. Esasen bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür. Aynen öğretmenlerin yeterlik ve içtenliklerine bakarak onların elinde nasıl bir toplumun inşa edilebileceğini anlamanın mümkün olduğu gibi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tâlim ve Terbiyeyi Birlikte Yapabilmek</strong></p>
<p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir. Bu ilke zamanla veya coğrafi bölgelerle sınırlı değildir. Zira ilk nâzil olan Kur’an âyeti okumayı ve öğrenmeyi emretmektedir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da hep bu doğrultuda olmuştur. Kitap ve Sünnet’in bu konudaki bağlayıcı hükmünü göz önünde bulunduran Müslümanlar daha İslâm’ın ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir.</p>
<blockquote><p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir.</p></blockquote>
<p>Öğretim işi; bilgi kazandırma, insanlığın sahip olduğu bilgileri yetişmekte olan nesillere aktarma faaliyetidir. Eğitim ise daha ziyade davranış ve karaktere esas teşkil eden beceri ve değerler kazandırmayla ilgili faaliyetleri kapsar. Tâlimden yalnız bilgi kazandırma, bunu hâfızada saklama ve yeri geldiğinde hatırlama anlaşılmaktadır. Terbiye ise insanda mevcut bütün kabiliyetlerin dikkate alınarak bunların geliştirilmesi ve yönlendirilmesidir. Buna göre terbiye kavramı tâlimden daha kapsamlı olup öğretim alanına giren bütün konuları içine almakta ve genellikle tek başına kullanıldığında öğretimi de ifade etmektedir.</p>
<p>Öğretim insana eşya ve olaylar hakkında doğru bilgiler kazandırmayı amaçlar. İnsanın öğrenimi gelişip bilgi seviyesi yükseldikçe daha tutarlı davranışlarda bulunması, tutarlı bir kişiliğe kavuşması beklenirse de eğitim yönü dikkate alınmadan yürütülecek bir öğretimle bu hedefe ulaşılamaz. Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar. Bu sebeple kişilerin öğrenim seviyelerine paralel şekilde ahlâk ve karakter eğitiminin de yapılması gerekir.</p>
<p>İslam kaynaklarındaki ortak anlayışa göre eğitim ve öğretim bütün hayat boyunca devam etmesi gereken bir süreç olup amacı bireyleri ve toplumları gerçek inanca, doğru bilgiye ve erdemli yaşayışa ulaştırmaktır. Bu sebeple eğitimciler her çocuğu ebeveynine, eğitimciye ve topluma emanet edilmiş, korunması ve geliştirilmesi gereken bir varlık olarak görmüştür. İslâm’da çocukların eğitim ve öğretimi için -birçoğu günümüz pedagoji biliminde de önemini koruyan- ilkeler ve kurallar konmuştur. Meselâ zihin ve davranış eğitimine eşit derecede önem verilmesi, eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, çocuğun eğitim yaşının dikkate alınarak zihinsel yeteneğine göre bilgi ve davranış eğitimi verilmesi, çocuğun arsızlaşmasına, dolayısıyla şahsiyetinin aşınmasına yol açacak tutumlardan sakınılması, başarının ödüllendirilmesi, başarısızlık ve yanlışlıkların pedagojik esaslara göre düzeltilmesi, cezalandırmada acele edilmemesi İslâm eğitimi kaynaklarındaki ortak ilke ve yöntemlerden bazılarıdır.</p>
<p>Müslüman eğitimciler özellikle hoşgörü, sevgi ve şefkatin eğitimde değişmez ilkeler olarak benimsenmesi, zorunlu olmadığı sürece öğrenciye sert muamele yapılmaması hususunda görüş birliğine varmış, başarısızlığın sürmesi durumunda uyarıdan başlayıp giderek sertleşen bir ceza yöntemi uygulanmasını faydalı görmüştür. (Kazıcı ve Ayhan, 2010:39/516).</p>
<p><strong>Öğretmenlerin Sorunlarını Çözecek Bir Sistem Kurabilmek</strong></p>
<p>Öğretmene saygınlık kazandıran unsurlardan birisi de ona tanınan ekonomik haklardır. Türkiye’de öğretmenin yıllık geliri on yıl gibi kısa bir süre içerisinde belirgin bir iyileşme katetmiş olmasına rağmen henüz gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında onların yarısı kadar bir seviyeye ulaşılabildiği görülmektedir.</p>
<p>Mevcut eğitim sisteminde öğretmen, Bakanlık tarafından belirlenen müfredat çerçevesinde öneriler ders kitabını öğrenciye okutan bir teknisyen olmaktan öteye geçememektedir, çünkü özerkliği yoktur.</p>
<p>Öğretmen yetiştiren fakültelerin kontenjanları toplumun ihtiyacına cevap verecek şekilde bilimsel yöntemlerle belirlenmediği için plansız, dağınık ve başına buyruk vaziyette ilerlemektedir. Bu da ciddi istihdam sorunlarına yol açmakta, bazı branşlarda öğretmen açığı had safhaya ulaşmışken diğer bazı branşlarda yığılma olduğu için on binlerce mezun öğretmen olarak atanamamaktadır.</p>
<blockquote><p>Bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür.</p></blockquote>
<p>Ulusdevlet mantalitesinin dünya toplumlarına dayattığı tektipleştirici “iyi vatandaş yetiştirme” zihniyetinden arınarak “iyi insan yetiştirme” mantalitesiyle Milli Eğitim sistemini baştan sona yeniden kurgulamamız icap etmektedir. Aksi takdirde öğretmenlerin hantal sistemin çarkları arasında rutine boyun eğen pasif memurlar olmaktan öteye geçmesi ve Yeni Türkiye’nin yeni neslini inşa etmeleri mümkün değildir. Yılda sekiz ay derse girip çıkan, hafta sonları da eklenince yılın yarısını tatil ile geçiren, günü kurtarıp bir an önce emekli olmayı hayal eden bir öğretmenin öğrencisine verebileceği ne olabilir?</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar öğretmen yetiştirmek üzere çeşitli modeller denendi. Yüksek Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Köy Eğitmenleri Projesi, Köy Enstitüleri, Edebiyat Fakülteleri, Fen-Edebiyat Fakülteleri ve nihayet Eğitim Fakülteleri çeşitli branşlarda öğretmenler yetiştirmiştir. Mevcut sistemde daha çok Yükseköğretim Kurulu’nu (YÖK) ilgilendirdiği için yükseköğretimi ve sorunlarını ayrı bir yazıda ele almak daha uygun olacaktır.</p>
<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”nda (PISA) Finlandiya’nın neden altı dalda birinci, bir dalda ikinci olarak dünyanın bu alanda öncü ülkesi olduğunu bir de öğretmenin bu ülkedeki yüksek itibarı nokta-i nazarından değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Öğretmenlerimizin ekonomik durumunu iyileştiren, onlara mesleki özerklik alanı tanıyan ve kendilerini geliştirmelerini destekleyen, özgürlük ve özgünlüklerine imkân tanıyan, istihdam daralmasına veya yığılmaya sebebiyet vermeyen, tek tip ve durağan değil çok çeşitli, çok katmanlı ve dinamik bir eğitim sistemi geliştirmemiz, Yeni Türkiye’nin sadece 78 milyon insanımızın değil, 2 milyarlık İslam âleminin mevcut perişan durumundan bir çıkış yolu bulmasına da vesile olacaktır.</p>
<p>Elbette öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan kadrolu memurlardan ibaret değildir. On binlerce vakıf ve dernekte yıl boyunca gönüllü eğitim faaliyetleri yürüten öğretim gönüllülerini de hayırla yâd ediyor, toplumun terbiyesinde büyük bir görev ifa eden bu gönüllü kadrosuna da bir sistem dahilinde yasal statü verilmesini Yeni Türkiye’nin yeni eğitim bakanından talep ediyorum.</p>
<p>Tüm yaratıkları mükemmelen terbiye eden, insana aynı zamanda terbiye etme görevini de bahşeden Rabbimize hamd, insanlığın başöğretmenleri peygamberlerimize salât, ilk doğal öğretmenlerimiz olan ebeveynimiz başta olmak üzere yetişmemizde emeği geçen tüm öğretmenlerimize selam olsun&#8230;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Bozkurt, Nebi; “Müderris” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2006, c.31, s.467-468.</li>
<li>Kazıcı, Z. ve Ayhan, H.; “Tâlim ve Terbiye” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2010, c.39, s.515-523.</li>
<li>https://tr.wikipedia.org</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
