<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sultan Abdülaziz Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/sultan-abdulaziz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/sultan-abdulaziz/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Nov 2018 20:30:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE DEĞİŞİM MACERAMIZI TAHLİL EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2018 20:29:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[1856 ISLÂHÂT FERMÂNI]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[ALTER]]></category>
		<category><![CDATA[CENOVA]]></category>
		<category><![CDATA[DÂNİŞMEND]]></category>
		<category><![CDATA[ERŞAHİN AHMET AYHÜN]]></category>
		<category><![CDATA[FUAT UĞUR]]></category>
		<category><![CDATA[HARB]]></category>
		<category><![CDATA[KAVALALI MEHMED ALİ PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR İSTİLÂSI]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMÛD CELÂLEDDÎN]]></category>
		<category><![CDATA[MASSİMO D’AZEGLİO]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET MAKSUDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA REŞÎD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[NAPOLİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZTUNA]]></category>
		<category><![CDATA[SALON YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[SIRMA]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülmecid]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN İKİNCİ MAHMÛD]]></category>
		<category><![CDATA[TANZÎMÂT]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH BİLİNCİ VE KÜLTÜR DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[TBDD]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇÜNCÜ SELÎM]]></category>
		<category><![CDATA[UĞUR MUMCU]]></category>
		<category><![CDATA[VENEDİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=786</guid>

					<description><![CDATA[“Zâlike biennallâhe lem yeku muğayyiren ni’meten en’amehâ ‘alâ qawmin hattâ yuğayyirû mâ bi enfusihim: Allah, bir topluma bahşettiği nimeti o toplum özbenliğine yabancılaşmadıkça asla değiştirmez.” (Enfâl 8:53). Hocam Mehmet Maksudoğlu’nun (1) Osmanlı’dan günümüze toplumsal değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği özlü eserinin (2) ikinci kısmını, değişim stratejimizi gözden geçirmemize vesile olması niyazıyla -hocamın imla tercihlerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Zâlike biennallâhe lem yeku muğayyiren ni’meten en’amehâ ‘alâ qawmin hattâ yuğayyirû mâ bi enfusihim</em>: Allah, bir topluma bahşettiği nimeti o toplum özbenliğine yabancılaşmadıkça asla değiştirmez.” (Enfâl 8:53).</p>
<p>Hocam Mehmet Maksudoğlu’nun (<strong>1</strong>) Osmanlı’dan günümüze toplumsal değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği özlü eserinin (<strong>2</strong>) ikinci kısmını, <strong>değişim stratejimizi gözden geçirmemize vesile olması </strong>niyazıyla -hocamın imla tercihlerini koruyarak- özetle paylaşıyorum. Bu özetin ardından Tarih Bilinci ve Kültür dergisi sitesinde pdf kitap halinde yayımlanan eserin tamamını okumanızı (<strong>3</strong>), Osmanlı Devleti’nin kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemlerini daha detaylı incelemek isteyenlere de Hoca’nın “Osmanlı Tarihi (1289-1922)” isimli eserini tavsiye ediyorum (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Yenilenme Çarelerini Aramak</strong></p>
<p>“Çâreler aramakta olan <strong>Sultân Üçüncü Selîm </strong>(1789-1807) tahta çıkışının ikinci yılında, <strong>1791</strong> ekiminde, 19 Türk ve 2 yabancıdan devletin niçin eski gücünü kaybettiği, bu güce erişmek için şimdi hangi reformların yapılması gerektiği hakkında birer lâyiha (rapor) istedi (Âsım I/34; Cevdet VI/3). 21 lâyiha tek noktada birleşti: Devlet eski gücünü kaybetmişti, müesseseleri bozulmuş veya işlemez hâle gelmişti, mutlaka <strong>ıslâhât</strong> (reform) lâzımdı. Ancak lâyiha sâhibleri çârede ayrılıyorlardı. Başlıca üç grup vardı:</p>
<p><strong>Muhâfazakâr idealistler: </strong>“Osmanlı, mâzide cihân devletiydi, rakıybi de yoktu. O zaman bütün müesseseleri mükemmeldi. O müesseselere dönebilir, onları canlandırabilirsek devlete eski kudretini iade ederiz.”</p>
<p><strong>Tâvizci romantikler: </strong>“Avrupa bâzı bakımlardan bir müddetten beri bizden ileri gitti. <strong><em>Toplum düzenimizi bozmadan</em></strong>, acele etmeden, Avrupa’nın bizde olmayan <strong><em>tekniğini</em></strong> alalım ve hazmedelim. Zâten Avrupa ile aramızdaki mesafe ancak 30 yıldan beri açılmıştır. Hızla onlara yetişmemiz ve gene en büyük devlet olmamız mümkündür.”</p>
<p><strong>Düzen değiştirmek isteyen radikaller: </strong>“Avrupa’nın bizi şimdilik bâzı hususlarda geçtiği ortadadır. Bu düzene devâm edersek, her sahada bizi geçecektir. Biz de <strong><em>düzen değiştirip </em></strong>onlara yetişelim ve onları geçelim. Bizim aklımız onlardan eksik, zekâmız geri midir?” (Öztuna).</p>
<p>Öztuna’nın, “tâvizci romantikler” dediği kimselerin görüşünün ne kadar haklı ve isâbetli olduğunun canlı örneği Japonya’dır. “<strong>Toplum yapısını değiştirmeden, sâdece tekniği almak” </strong>gerekiyordu! Aradan geçen 300 yıla yakın zaman sonra, hâlâ bu konu tartışılıyor ve gündemden düşmüyor. Rahmetlinin kendisi de, ağır basan üçüncü görüşün devâmı olan akımın bir ürünü olduğu için, pâdişâhın üçüncü şıkkı tatbikini haklı buluyor.</p>
<p>Gerçekten zor bir durumda idik: Dünyâda birinci, en üstün siyâsî kuruluş, <strong>Devlet-i ‘Aliyye</strong> iken, kötü bir duruma düşmüştük ve kurtuluş, yenilenme çâreleri arıyorduk. Karar vermek asla kolay değildi. Verilecek karar, devletin ve milletin geleceğini belirleyecekti.</p>
<p><strong>Muhâfazakâr idealist</strong>lerin görüşü isâbetliydi, Osmanlı müesseselerinin mükemmel ve gıbta edilir olduğunu belirten yabancılar bile vardı. Ancak, ‘insan’ unsurunda bozulma söz konusuydu: <strong>Halîl Hâmid Paşa</strong>’nın hareketi devleti oldukça iyi duruma getirecekti ama, çıkarına dokunulanların marifetiyle makamını ve hayatını<strong> 1785</strong> yılında kaybetmişti.</p>
<p><strong>Düzeni değiştirmek isteyen radikaller </strong>ise <strong><em>panik havası </em></strong>içindeydiler ve işin kolayına kaçma eğilimi gösteriyorlardı: Yakın geçmişte, iyileşme için <strong><em>düzen değişikliği</em></strong>ne, <strong><em>sosyalizm</em></strong>e bel bağlayan okur-yazarlarımız gibi… Bilinmeyen yeniliğin çekiciliği de işin cabası…”</p>
<p><strong>Yenilenirken Yapıyı Tahrip Etmemek</strong></p>
<p>“Devletin bünyesinin (yapısının) değiştirilmesinin sonuçları <u>hiç hesaplanmadı</u>, öngörülemedi.</p>
<p><strong>“Sultân Üçüncü Selîm</strong>, 21 lâyihayı okudu ve kararını verdi: <strong>Üçüncü şık uygulanacaktı, <em>düzen değişecekti</em></strong>, adını da buldu: <strong>Nizâm-ı Cedîd </strong>(Yeni Düzen).</p>
<p>… Pâdişâh’ın lehlerine karar verdiği radikaller şahsiyetleri bakımından, zâhiren aynı fikre sâhib görünüyorlarsa da gerçekte üç grup idi:</p>
<p>1- Avrupa’nın her şeyini üstün, Türk’ün, Osmanlı’nın, belki İslâm’ın her şeyinin bozulmuş olduğunu savunan, bir bakıma romantik; Türk, Osmanlı ve İslâm târihinin ilk züppeleri.</p>
<p>2- Nizâm-ı Cedîd’ci olarak yeni düzen içinde külâh kapmak ve reform adına memleketi sömürmek isteyen, mal, para ve iktidara çok harîs menfaatçiler.</p>
<p>3- Hızlı bir radikal reformla Türkiye’yi kalkındırmak isteyen gerçek devlet adamları. Ancak bu sonuncu grup radikaller makbûl idi, makbûl olmak gerekirdi. Hâlbuki Sultân Üçüncü Selîm Hân, radikalleri bir bütün olarak gördü.” (Öztuna).</p>
<p>24 Şubat <strong>1793</strong>’de Nizâm-ı Cedîd rejimi resmen bir hatt-ı hümâyûn ile ilân edildi. Sultân Selîm, yeniliğe ordudan başlamak gerektiğini, iyice bozulmuş olan yeniçeri ile bir yere varılamayacağını biliyordu. Yeniçerilere dokunmadan, onların tepkisini çekmeden, yeni bir ordu kurmağa girişti. Bu ordudaki asker, esnaflıkla uğraşmayacak, disiplinli olacak, milletine ve subayına silâh çekmeyecekti. “Kanûnî devrindeki disiplini hâiz bir ordu, ama asrın tekniği ile de mücehhez olacaktı… Avrupa’dan subaylar, mühendisler, denizciler getirildi. Avrupa kıyafetinden mülhem üniformalar giydirildi.”</p>
<p>Kültür istilâsı böylece, Devlet eliyle, farkına varılmadan, başlatılmış oluyor.</p>
<p><strong>Üniformadan etkilenmek, <em>kültür istilâsının başlangıcı </em></strong><strong><em>oluyor. </em></strong>Benzemek <strong><em>yol olunca</em></strong>, bu iş devâm ediyor ve insanlar, askerden başlayarak, <strong>başkalarına benzeye benzeye</strong> sonunda kimyâdaki târifiyle <em>renksiz, kokusuz, tatsız </em>bir hâle geliyorlar!</p>
<p>Ordu, ıslâh edilmek isteniyor, maddî her şey düşünülüyor, <strong>her gün 40 rekât namaz kılma durumunda olan askere, Allah’ın bu emrini yerine getirmesi için <u>uygun</u> kıyâfet düşünülmüyor! </strong>Demek ki Avrupa karşısındaki <em>şaşkınlık </em>ve <em>panik</em>, doğru, sağlıklı düşünmeye mâni oluyor.</p>
<p>Burada, askerî işgalden çok daha kötü ve tehlikeli olan <strong><em>kültür istilâsı</em></strong>nın ortaya çıkışı görülmektedir. Savaş usulünü almak başka (Hendek harbinde Selmân-ı Fârisî hazretlerinin teklifiyle, İran’da uygulanan hendek işi benimsenmiştir), kâfire <strong>benzemek </strong>çok başka bir iştir. “<strong>Bir kavme benzeyen onlardandır.</strong>” nebevî sözünü, o çağdaki yetkililerin bilmemesi düşünülemez; bu bilgiye rağmen, bunun aksine davranmış olmaları, İslâm’a bağlılık bilincindeki zayıflık mı, düşüncesizlik mi, Avrupa karşısındaki aşağılık duygusu ve panik havasının etkisi mi, merak ve inceleme konusu olarak durmaktadır.”</p>
<p><strong>Nasyonalizmin Osmanlı’ya Etkisini Görebilmek</strong></p>
<p>“Bir Avrupa icadı, ürünü, fabrikasyonu olan<strong> Nasyonalizm</strong>, fikir kökleri daha eskiye dayanmakla birlikte, Fransız İhtilâli’nden (<strong>1789</strong>) sonra<strong>, </strong>onsekizinci asrın sonlarına doğru bir akım olarak ortaya çıktı. İtalya’da, önce dil birliği sağlandı, Napoli, Cenova, Venedik gibi devletçikler İtalyan <em>nation</em>u olarak birleştirildi. “Dil birliğini meydana getirdik, sıra <em>İtalyan milleti</em>ni yaratmağa(!) geldi” denildi. <strong>1861</strong> yılında İtalya siyâsî birliğinin kurulmasından sonra yazar ve Piemont’un eski başbakanı<strong> Massimo d’Azeglio</strong>’nun şöyle dediği yaygındır: “İtalya’yı meydana getirdik, şimdi ‘İtalyan’ları meydana getirmemiz gerek.” (Alter).</p>
<p>“1838’de İngiltere ile yapılan ticâret anlaşması, Mehmed Ali Paşa isyanıyla ilgilidir (Öztuna). Çünkü, İngiltere, Osmanlı Devleti’ni tehdîd eder duruma gelmiş olan Mehmed Ali Paşa meselesine çözüm arayışına düşen Osmanlı’nın bu güç durumundan faydalanarak bu anlaşmayı yapmıştır (Harb).</p>
<p><strong>Kavalalı Mehmed Ali Paşa </strong>konusu, gerçekten <strong><em>ibretle </em></strong>incelenmeğe değer:</p>
<p>Allah’ın verdiği kabiliyet doğru yönde kullanılmazsa ne vahim sonuçlar verdiği görülüyor: “Ben daha iyi yaparım” diye nizâmı bozup entrikalar çevirerek eyâlet vâlisi ol, Avrupalı’dan öğrendiğin teknikle devletin ordusundan daha güçlü ordu kur, sonra devleti yönetmeye kalk, devlet senden çekindiği için <strong><em>telâşla, </em></strong>doğru dürüst değil, hemen hemen hiç <strong><em>inceleme yapmağa imkân bulamadan </em>devletin yapısını kökten değiştirme sonuçlarını getirecek olan </strong>birtakım<em> <strong>iyileştirme </strong></em>hareketlerine girişsin, artçı sarsıntılarla bunun etkisi, birkaç nesil devam etsin ve sonunda, devlet, aynı şekilde, “ben kurtarırım” heveslilerinin elinde harîtadan silinsin!</p>
<p>İngiltere ile 16 Ağustos 1838’de yapılan ticaret anlaşmasının ardından Fransızlar da Osmanlı Devleti’ni, üç ay sonra, kendileriyle, İngiltere’ninki gibi bir anlaşma yapmağa mecbûr etmiştir. Osmanlı, İspanya ile 2 Mart 1840 tarihinde, Hollanda ile de 14 Mart 1840 günü benzer anlaşmalar imzalamak zorunda kalmıştır.</p>
<p><strong>Yenileşmek niyetiyle, <em>kültür istilâsı </em></strong>devlet eliyle <strong>buyur ediliyor:</strong></p>
<p>Sultân İkinci Mahmûd’un, Pertersburg büyükelçiliğinden kapdân-ı deryâ olarak İstanbul’a gelen damadı Müşir Halîl Rif‘at Paşa’nın; “Avrupa’ya benzemezsek, Asya’ya çekilmeye mecburuz” demesi, pâdişâhı, inkılâb (devrim) hareketlerinde daha şiddetli davranmaya teşvik etti (Öztuna).”</p>
<p><strong>Sultân Abdülmecîd’den (1839-1861) Ders Almak</strong></p>
<p>“Tanzîmâtı ilân eden Abdülmecîd, 16 yaşında pâdişâh olmuştur. <strong>Mustafa Reşîd Paşa</strong>, hem hâriciye nâzırı, hem de Osmanlı Devleti’nin Londra sefiri idi. Mısır vâlisi <strong>Mehmed Ali Paşa</strong>, güçlü durumda idi, devlet, ikiye bölünme tehlikesi ile karşı karşıya idi. Mısır gailesini atlatmak için <strong><em>dış desteğe, </em></strong>yâni Avrupalı devletlerin yardımına ihtiyâc vardı (Mahmûd Celâleddîn).</p>
<p>Böylece, devletin, değişen dünyâ şartları karşısında yeniden yapılanmağa olan ihtiyâcı yanında, Avrupa devletlerinin <strong>isteklerine de uyacak, onları tatmin edecek </strong>düzenlemeler yapıldı. Sultân Abdülmecîd’in tahta çıkması üzerine İstanbul’a gelen <strong>Mustafa Reşîd Paşa</strong>, “Tanzîmât’ın hayâtî bir zaruret olduğunu genç pâdişâha <strong>gizli mülâkatlarla </strong>anlatmış” idi (Dânişmend).</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin târihî çizgisindeki müthiş kırılma <strong>Tanzîmât’la resmen başlamış </strong>oluyordu. Bu kırık çizgide gidiş, <strong>1856 Islâhât Fermânı’yla derinleşerek </strong>devâm edecek ve Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar sürecek, aydınlar ve yetkililer bu akım içinde, bu şartlarda yetiştikleri için, orada da durmayacak, ondan sonra da devlet politikası olarak sürüp gidecektir.</p>
<p>Aslında, Osmanlı Devleti, 18. Yüzyıl sonunda dinamizmini büyük ölçüde yitirmiş, kendisine hayât veren İslâmî değerlere bağlılık, bürokraside ve idârî seviyede zayıflamıştı. 19. Yüzyıl başından beri yapılan işleri, ‘her ne pahasına olursa olsun, mâddeten ayakta kalmak çabaları’ olarak nitelemek yanlış olmaz.</p>
<p>“Osmanlı Devleti’nde Batı kültürünün yerleşmesinde ana sebeb, Sultan Abdülmecid’in (m. 1839-1861) ‘Batılılaşma’ya öncülük etmesidir. Sultan ki ülkede yönetimin başıdır. Onun bu tarzda yönelişi, zorunlu olarak Osmanlı aydınlarının geleneksel kültürden uzaklaşmalarını, Avrupa tarzı eğitime ve Batı kültürüne yönelmelerini teşvik edici olmuştur.” (Dânişmend).</p>
<p>Yaşı, kültürü ve birikimi genç Sultan Abdülmecid’e, Mustafa Reşîd Paşa’nın âdetâ diktesi olan Hatt-ı Hümâyûnu ilân edip yaymasının etkilerini, vereceği sonuçları kestirme imkânı vermiyordu; gerekli olduğuna iknâ edildiği hususları, iyi niyetle ilân ediyordu.</p>
<p>“Seçkin Osmanlı aydınlarının sultanı ve Osmanlı sarayını örnek alması, Osmanlıların yaşama tarzlarının değişmesini ve Avrupa hayat tarzına yönelmeyi süratlendirmiştir. Dolayısıyla daha önce Osmanlı aydınının ikinci dili Arapça iken, onlar için ikinci dil Fransızca olmuştur. Ayrıca edebiyat alanında Osmanlı aydını için Fars edebiyâtı örnek iken artık Fransız edebiyâtı örnek olmuş, Fransızca eserlerin tercümesi de çoğalmaya başlamıştır.” (Dânişmend).</p>
<p>Tanzimât Fermânı’nın verdiği imkânla, azınlıklar ekonomi alanında kuvvetlendiler. Yabancı sermayenin memlekete serbestçe girmesi ve onları koruması, ticaret işlerinin ellerine geçmesine sebep oldu (Sırma).</p>
<p>Sanayi devrimi yapmış, yeryüzünün pek çok yerlerini kendi sömürgesi hâline getirerek iyice zenginleşmiş Avrupalıların yaşayışını yakından görüp, üç yıl boyunca onların yaşama tarzlarına iyice âşinâlık kazanmış Osmanlı yöneticileri, bürokrasisi, bu <strong>kültür şoku</strong>nun sarsıntısını geçiriyor, ‘onlar gibi’ yaşama özentisi içinde bulunuyordu!</p>
<p>Sultan Abdülazîz (1861-1876) mâlî durumu düzeltmeğe çalıştı, gereksiz masrafları kıstı, sarayda altın ve gümüş eşya kullanılmasını yasak etti, rüşveti ve nüfuz ticâretini önlemeğe çalıştı. Bâzı memurlar, rüşvet suçlamasıyla hüküm giydiler…</p>
<p>Tanzîmât’la başlayan değişiklikler zincirinin son halkası Cumhûriyet olmuştur ve bu son safhada eskilerin hayâl bile edemeyeceği, ziyadesiyle radikal işler yapılmıştır…</p>
<p>Ünlü gazeteci yazar Uğur Mumcu, günümüzdeki durumu, internette dolaşan bir konuşmasında şöyle özetliyor:</p>
<p>“Türk vatandaşı; İsviçre Medenî Kanunu’na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası’na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’na göre yargılanan, Fransız İdâre Hukuku’na göre idâre edilen ve İslâm Hukuku’na göre gömülen kişidir.”</p>
<p>Uğradığımız <strong>kültür şoku </strong>sebebiyle, <em>farkına bile varmadan, </em>kendimizi, iyi yapıyoruz, Avrupalılar <strong><em>gibi</em></strong> oluyoruz, asrî oluyoruz (çağdaşlaşıyoruz) diyerek <strong>kültür istilâsı</strong><em>na</em> mahkûm etmişiz! <strong><em>En</em> <em>keskin kırılma noktası olan</em></strong> Tanzîmât’tan beri (1839) artarak süregelen <strong>kültür istilâsı</strong>,<strong> </strong>son yüzyılda doruğuna ulaşmış, bu sebeple iş o hâle gelmiş ve devlet eliyle öyle birkaç nesil yetiştirilmiştir ki; bu tip, Fuat Uğur’un şâhâne ifâdesiyle; <strong><em>kendinin, yanlışlıkla bu ülkede doğmuş, bir talihsizlik eseri olarak Türk ve Müslüman bir âile içinde dünyaya gelmiş </em></strong>olduğu kanaatindedir.</p>
<p>“Düşman tarafından öldürüldüğünde değil, <strong>ona benzediğin zaman</strong> <em>yenilmiş olursun!</em>” der Aliya İzzetbegoviç.”</p>
<p>Bu eserin, maruz kaldığımız kültür şokunu daha derinden idrâk ederek kendimize gelme çabalarımıza müspet bir tesir yapması temennisiyle…</p>
<p>“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah (hak eden) bir toplumu cezalandırmayı murad ettiği zaman, onu engellemek mümkün olmaz; O’ndan başka sığınacak bir merci de bulamazlar.” (Ra’d 13:11).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="http://mehmetmaksudoglu.com">http://<strong>mehmetmaksudoglu</strong>.com</a>, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı’dan Günümüze Değişme Mâcerâmız</strong>, Editör: Fethi Güngör, Tarih Bilinci ve Kültür Dergisi yayını, İstanbul, Kasım 2018, 114 s.</li>
<li>http://www.<strong>tbbd.org</strong>/, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı Tarihi (1289-1922)</strong>, Yayına Hazırlayan: Dr. Erşahin Ahmet Ayhün, 5. Basım, Salon Yayınları, İstanbul 2018, 550 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İ YAKINDAN TANIYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Aug 2018 19:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[ABDURRECHID IBRAHIM]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[ABRÜRREŞİD İBRAHİMOF]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED TACEDDİN]]></category>
		<category><![CDATA[AKÇURAOĞLU YUSUF]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMCAN İDRİSÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ASYA KUVVE-İ MÜDÂFAASI CEMİYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[BAKÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞKURT]]></category>
		<category><![CDATA[BUHARA]]></category>
		<category><![CDATA[CAVA ADALARI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOBAN YILDIZI]]></category>
		<category><![CDATA[DORUNKİN]]></category>
		<category><![CDATA[ERTUĞRUL ÖZALP]]></category>
		<category><![CDATA[FATMA YEŞİLÖZ]]></category>
		<category><![CDATA[GEORGEON TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[HATANO]]></category>
		<category><![CDATA[HEE-SOO CEMİL LEE]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[HURİYE ŞEN]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[IŞIK TAMDOĞAN-ABEL]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[KAZAN]]></category>
		<category><![CDATA[KORE]]></category>
		<category><![CDATA[LOZAN]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMED ÂRİF BEY]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ÖRDEKÇİ]]></category>
		<category><![CDATA[MEKERCE (NİJNİ NOVGOROD)]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLİYETLER BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED HİLMİ NAKAVA]]></category>
		<category><![CDATA[MÛSÂ CÂRULLAH BİGİ(YEV)]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA UZUN]]></category>
		<category><![CDATA[NADİR ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[OKA NEHRİ]]></category>
		<category><![CDATA[ORENBURG]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZBEK]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA İMPARATORLUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MAHKÛMU MİLLETLER KONFERANSI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA MÜSLÜMANLARI]]></category>
		<category><![CDATA[RUSYA TÜRKLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAİNT PETERSBURG]]></category>
		<category><![CDATA[SEYFETTİN ERŞAHİN]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SİYAM]]></category>
		<category><![CDATA[Sırat-ı Müstakim]]></category>
		<category><![CDATA[STOCKHOLM]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[TARA]]></category>
		<category><![CDATA[TEŞKÎLÂT-I MAHSÛSA]]></category>
		<category><![CDATA[TOBOLSK]]></category>
		<category><![CDATA[TRABLUSGARP]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[UFA]]></category>
		<category><![CDATA[USÛL-İ CEDÎD]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=739</guid>

					<description><![CDATA[Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rusya Müslümanlarının ilk siyasi temsilcisi, büyük seyyah, gazeteci ve yazar Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da doğmuş, 17 Ağustos 1944’te Japonya’da vefat etmiştir. Ulaşım imkânlarının kısıtlı olduğu, dünyanın savaşlarla parçalandığı bir dönemde kıtalararası seyahatler yaparak ilim tahsili ve tedrisiyle uğraşan, talebe organizasyonları yapan, basın yayın araçlarının kısıtlı ve zor şartlarına rağmen onlarca süreli yayın çıkaran, irili ufaklı onlarca eser yazıp neşreden, Japon milletini İslamiyet’le tanıştıran büyük davetçi Abdürreşid İbrahim’i, Müslümanların birlik ve beraberliği uğrunda sarfettiği kıymetli fikrî ve siyasi çabalarını hatırlama sadedinde vefatının 78. yıldönümünde hayırla yâd etmek istedim.</p>
<p>Bu yazıda Mustafa Uzun Hoca’nın Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin ilk cildinde yayımlanan “Abdürreşid İbrahim (1857-1944)” maddesinin -uygun ara başlıkları ekleyerek- geniş bir özetini aktarmakla yetineceğim.</p>
<p><strong>İlmi Tahsil Edip Yayma Uğrunda Ağır Meşakkatlere Katlanmak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Sibirya’da Tobolsk ilinin Tara kasabasında doğdu. Aslen Buharalı bir Özbek aileden gelmektedir. Babası Ömer Efendi devrin siyasî hadiselerine karışmış bir vatanperver, annesi Başkurt Türklerinden Afîfe Hanım’dır. Abdürreşid İbrahim genç yaşta ailesinden ayrılarak başladığı tahsil hayatını, çevre kazalardaki medreselerde sürdürdü. Teman Medresesi’nde de bir süre okuduktan sonra devrin tanınmış medreselerinin bulunduğu Kışkar’a gitti. Burada okurken pasaportunun süresi bittiği için tahsiline ara vermek zorunda kaldı. Kırgız kabileleri arasında dolaşarak hocalık ve <strong>imamlık</strong> yaptıktan sonra Orenburg’a geldi (1879). Gizlice bir gemiye binip hacca gitmek üzere İstanbul’a kaçtı (1880). Burada iki ay kadar kaldıktan sonra hacca gitti.</p>
<p>Hacdan sonra Medine’de tahsil hayatının ikinci devresine başladı. Çeşitli âlimlerden ders okuyarak kıraat, fıkıh ve hadis ilimlerinden icâzet aldı. 1884 yılı sonunda İskenderiye üzerinden İstanbul’a, oradan da Tara’ya döndü ve <strong>medresede ders vermeye başladı</strong> (1885). Aynı yıl evlendi. Medine’ye talebe götürmek üzere İstanbul üzerinden ikinci defa hacca gitti. Öğrencileri Medine’ye yerleştirerek yine İstanbul üzerinden Tara’ya döndü. Burada bir “usûl-i cedîd” okulu açtı ve eğitim çalışmalarına başladı. Bu sırada Livâü’l-Hamd adlı risâlesini İstanbul’da bastırarak Rusya’da dağıttı.</p>
<p>1892’de Ufa şehrinde Orenburg Şer’î Mahkemesi’ne âza seçilerek <strong>kadılık yaptı</strong>. Sekiz ay kadar da bu mahkemenin reisliğinde bulunduktan sonra müftü ile arasında ihtilâf çıkınca görevinden istifa etti (1895). İstanbul’a giderek siyasî mücadelesine orada devam etti. Bu sırada Rus Çarlığının Türkler’e yaptığı baskı ve haksızlıkları ortaya koyan Çolpan Yıldızı adlı kitabını yayımlayıp gizlice Rusya’ya gönderdi. 1896’da <strong>Avrupa’ya gitti</strong>. İsviçre’de tanıştığı Rus sosyalistlerine Rusya’daki Müslümanların durumunu anlattı ve yardımlarını istedi.</p>
<p>1897 Nisan’ında İstanbul’dan başlayarak üç yıl süren bir seyahate çıktı. Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Batı Rusya üzerinden Çin Türkistanı’na gitti, oradan da Sibirya üzerinden Tara’ya döndü (1900). 1902’de Petersburg’da yayımlamaya başladığı Mir’ât adlı dergi ile Rusya’daki Müslümanların meselelerini yeniden ele aldı. İstanbul’a döndüğünde Rus elçisinin isteği üzerine tevkif edildi ve Odesa’ya gönderildi; fakat Rusya Türklerinin baskıları sonucunda serbest bırakıldı.”</p>
<p><strong>Müslümanları Bir Çatı Altında Toplayıp Haklarını Güçlü Şekilde Savunabilmek</strong></p>
<p>“1904 yılı sonunda Petersburg’a yerleşerek orada bir matbaa kurdu; dinî ve siyasî mahiyette eserler yayımlamaya başladı. Müslümanlar arasında birlik sağlamak maksadıyla Ülfet ve Tilmîz gazetelerini neşretti (1905). 1905 Rus ihtilâlinden sonra ortaya çıkan hürriyet havası içinde Rusya Türkleri de çeşitli millî-siyasî faaliyetlere giriştiler. Bu sırada Kazanlı aydınlar ve zenginlerin bütün Rusya Türklerini bir araya getirmeye yönelik faaliyetleri başlayınca, Abdürreşid İbrahim bu faaliyetlerin başına geçerek Rusya Müslümanlarına siyasî haklar tanınması ve Türkler’in bir ittifak kurması için yoğun bir çalışma içine girdi. Önce belli başlı merkezlerdeki Müslüman ileri gelenlerini bir araya topladı ve ortak kararlar alınmasını sağlamaya çalıştı. Bunun için Mekerce’de (Nijni Novgorod) bütün Müslüman liderler, âlim ve yazarlarla edipler, zenginler ve talebelerin katıldığı bir toplantı düzenledi. Ancak hükümet buna izin vermeyince toplantı Oka nehri üzerinde bir gemide yapıldı. Bu toplantıda kabul edilen, Rusya Müslümanlarının bir ittifak kurmaları fikri üzerine, Abdürreşid İbrahim Petersburg’a dönünce Müslümanlar arasında ittifak kurmanın gereğini anlatan Bin Üçyüz Senelik Nazra adlı eserini neşretti. 13 Ocak 1906’da yapılan ikinci toplantıda Abdürreşid İbrahim ve arkadaşlarının hazırladığı “ittifak nizamnamesi” oy birliğiyle kabul edildi.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in bu dönemdeki siyasî faaliyetlerine, Duma meclisi üyesi olmamakla birlikte, bilhassa Müslüman üyeler üzerindeki tesiri ve ilk iki Duma döneminde (1906-1907) Petersburg’da, bu meclisin Müslüman üyelerinden ikisi ile yürüttüğü muhtariyet hareketini ilâve etmek gerekir. Rusya’daki Müslümanların muhtariyet meselelerine ait görüşlerini, bu sırada neşrettiği Aftonomiya risâlesinde ele aldı. Ancak III. Duma döneminde Rus baskısı artınca birçok aydın hapsedildi veya sürgüne gönderilerek sıkı tedbirler alındı. Bu arada Abdürreşid İbrahim’in gazeteleri ve matbaası kapatıldı. İttifak merkez icra heyetinin önemli iki üyesi olan Abdürreşid İbrahim ve Akçuraoğlu Yusuf, programlarını dış ülkelerde gerçekleştirmeye yöneldiler.</p>
<p>Rusya’dan ayrılan Abdürreşid İbrahim ikinci büyük seyahatine çıktı. 1907 sonlarında Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisu ve civarını içine alan bir yıllık geziden sonra tekrar Tara’ya gelerek ailesini aldı ve Kazan’a yerleştirdi. 1908 Eylül’ünde buradan hareketle Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da son bulan seyahatini tamamladı (1910). Bu seyahatle ilgili hâtıralarını Âlem-i İslâm adıyla neşretti.”</p>
<p><strong>Batılı Sömürgeci Devletlere Karşı Beraberce Hareket Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in Japonya’daki faaliyetlerinin başında, Şark milletlerinin Rusya, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere Batılı sömürgeci devletlere karşı beraberce hareket etmelerini ve İslâmiyet’in Japonya’da yayılmasını temin için kurduğu Asya Kuvve-i Müdâfaası Cemiyeti’ni zikretmek gerekir. Seyahati sırasında ziyaret ettiği yerlerde gördüklerini, Kazan’da oğlunun yayımladığı Beyânülhak, İstanbul’da Sırât-ı Müstakîm gibi gazete ve mecmualara gönderdiği yazılarda anlattı. Sırât-ı Müstakîm’de, misyonerlerin Japonya’da Hz. Peygamber aleyhinde dağıttıkları bir kitaba cevap olarak yazılıp dağıtılacak bir eserin kaleme alınmasını isteyen ilk yazısı da “Japonya Mektupları” başlığıyla yayımlandı. Yanında Japon Müslüman Hacı Ömer olduğu halde İstanbul’da tamamladığı bu seyahatten sonra çeşitli konferanslar verdi, seyahat intibalarını anlattı ve bu sebeple de “Seyyâh-ı Şehîr”, “Hatîb-i Şehîr” unvanlarıyla anıldı.</p>
<p>1911’de İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmeleri üzerine Büyük Sahra’yı aşarak oraya gidip cephelerde çalıştı; halkı işgalcilere karşı harekete geçirmek için cihad fetvası dağıtarak faaliyet gösterdi. Döndükten sonra, Kuzey Afrika’daki müşahedelerini, Sırât-ı Müstkakîm’in de iktibas ettiği <strong>vaaz ve konferanslar</strong> ile anlattı. Rusların Sarıkamış’ı işgali üzerine oraya gitti (1915). Yine bu yıllarda İstanbul’da kurulan Rusya Müslüman Türk Kavimlerini Himaye Cemiyeti üyesi olarak çalıştı. Cemiyet üyeleriyle birlikte Budapeşte, Viyana, Zürih, Berlin ve Sofya’yı ziyaret ederek Rusya’da yaşayan Türk topluluklarının dertlerini ve uğradıkları baskıları dile getirdi. Bu sırada Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görevli olarak Almanya’ya gitti. Bilhassa Müslüman Rus esirleriyle konuşup onlardan halifelik saflarında çarpışacak bir birlik kurmak için çalıştı. Bu arada Milliyetler Birliği’nin (l’Union des Nationalités) Lozan’da düzenlediği Rusya Mahkûmu Milletler Konferansı’na katılarak Rusya Müslümanları adına dinî, medenî ve kültürel muhtariyetle birlikte Müslümanlar üzerindeki kanunî kısıtlamaların kaldırılmasını ve seçim sisteminin değiştirilmesini istedi. I. Dünya Savaşı başlarında Stockholm’de kurulmuş olan Rusya’daki Yabancı Milletler Cemiyeti’nde de (Ligue des Allozenes de Russie) Rusya Müslümanlarının temsilciliğini yaptı. Yine bu yıllarda bir grup Tatar ile Berlin’de Müslüman Rus savaş esirlerine hitaben Tatarca Cihâd-ı İslâm adlı bir gazete çıkardı.</p>
<p>Almanya’daki bu faaliyetlerinden sonra tekrar İstanbul’a dönen Abdürreşid İbrahim 1922-1923 yıllarında Rusya’da, 1930’da Kahire’de, 1930-1931 yıllarında da Mekke’de bulundu. 1934’te ailesiyle birlikte Japonya’ya giderek oraya yerleşti ve ölümüne kadar İslâmiyet’in burada yayılması için çalıştı. Tokyo’da bir cami inşa ettirilmesine ön ayak oldu ve bu caminin imamlığını yaptı (1937). Japonya’da İslâm dininin resmen tanınmasını sağladı (1939). 17 Ağustos 1944 günü Tokyo’da vefat etti. Ölümü Japon radyosu ile ilân edilerek cenazeye katılmak isteyenlerin gelmesi için dört gün beklendikten sonra büyük bir törenle aynı yerde defnedildi.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’in Müktesebatından Hakkıyla İstifade Edebilmek </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim pek çok eser kaleme almıştır. Bunların bir kısmı kitap ve risâle halinde yayımlanmış, bir kısmı da gazete ve dergilerde neşredilmiştir; diğer bir kısmı ise müsvedde halinde kalmıştır. Çok değişik yerlerde neşredildiklerinden yayımlanmış olan eserlerinin nüshaları nâdirdir. Eserleri, çıkardığı gazete ve mecmualarla telif ve tercüme ettiği kitap ve risâleler olmak üzere iki grupta toplanabilir.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in çıkardığı gazete ve dergiler şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong>Mir’ât yahut Gözgü</strong>: Türkiye Türkçesi ve Tatarca ile karışık olarak neşredilen, siyasî ve edebî yönü ağır basan bu dergi, 1902 yılında Petersburg ve Kazan’da belirsiz sürelerde yayımlanmış, 1909 yılında çıkan 22. sayısıyla yayımı sona ermiştir. İslâm birliğini ve Rusya’da yaşayan Müslümanların haklarını savunan Mir’ât, Abdürreşid İbrahim’in Rusya’da neşrettiği ilk süreli yayın ve yenilik fikrine karşı olanlarla mücadele etmek için yazdıklarını yayımladığı bir dergidir.</li>
<li><strong> Ülfet</strong>: Türkiye Türkçesi ile 15 Aralık 1905’te Petersburg’da yayımına başlandı; 9 Haziran 1907’de 85. sayıdan sonra Rus hükümeti tarafından kapatıldı. Mûsâ Cârullah Bigi(yev)’in önde gelen yazarları arasında bulunduğu gazete dinî meselelere ağırlık vermiş, bu sebeple bilhassa medrese talebeleri arasında çok okunmuştur. Rusya Müslümanlarının kongreleri hakkında verdiği bilgiler bakımından da önemlidir.</li>
<li><strong> Tilmîz</strong>: 1906’da Petersburg’da Arapça olarak yayımına başlandı; 1907’de kapatıldı. Rusya’daki Müslümanların kültürlerini, dinlerini ve mânevî değerlerini korumak için onları uyarmaya yönelikti.</li>
<li><strong> Necât</strong>: 1906’da Petersburg’da yayımlanan bu mecmuada dinî muhtevalı yazılar çoğunluktaydı. İlk sayısından sonra neşrine hükümet tarafından izin verilmedi.</li>
<li><strong> Şirke (Serke)</strong>: Kazak şivesiyle ve Kazak münevverlerinin yardımlarıyla Petersburg’da yayımlandı. 1907 yılı sonlarında hükümetçe kapatılan mecmua panislâmist fikirleri savunuyordu.</li>
<li><strong> Teâruf-i Müslimîn</strong>: Dinî, siyasî, tarihî, felsefî haftalık bir mecmuadır. İslâm âleminden de bahseden dergi, 1910’da İstanbul’da Ahmed Taceddin’le birlikte 32 sayı çıkarılabildi.</li>
<li><strong> Cihâd-ı İslâm</strong>: Âlimcan İdrisî ile birlikte 1916’da Berlin’de neşrettikleri Türkçe bir gazetedir. I. Dünya Savaşı sırasında Almanlara esir düşen Müslüman askerlere yönelik olarak çıkarılmıştır. Bu gazete bazı kaynaklarda Cihan Haberleri adıyla geçmektedir.</li>
</ol>
<p>İstanbul’da çıkan Basîret ve Sırât-ı Müstakîm, Hindistan’da Arapça olarak neşredilen el-Beyân, Kazan’da oğlunun çıkardığı Beyânülhak, Bakü’de çıkan Hayat dergilerinde de yazılar yazmış olan Abdürreşid İbrahim’in yayımlanmış <strong>telif ve tercüme eserleri</strong> de şunlardır:</p>
<ol>
<li><strong> Livâü’l-Hamd</strong> (İstanbul 1885). Rusya’da yaşayan Müslümanları Türkiye’ye göç etmeye teşvik maksadıyla yazılmış ve gizlice Rusya’ya sokulup dağıtılmış küçük bir risâledir.</li>
<li><strong> Çolpan (Çoban) Yıldızı</strong> (İstanbul 1895; Petersburg 1907). Abdürreşid İbrahim’in, Rus Çarlığı’nın Türklere yaptığı baskı ve zulmü protesto etmek maksadıyla kaleme aldığı yazılı ilk siyasî belgedir. Rus hükümetine karşı halkı mücadeleye çağıran bu risâlede ayrıca yazarın bir müddet reisliğini yaptığı Orenburg Şer‘î Mahkemesi’nin çalışmaları, eksikleri ve teşkilâtı hakkındaki düşünceleri de yer almaktadır. Bu sebeple Petersburg’da ikinci defa basılmıştır.</li>
<li><strong> Bin Üçyüz Senelik Nazra</strong> (Petersburg 1905). Eser, Müslümanlar arasında bir ittifak kurma zaruretini dile getiren ve daha sonra yapılan ittifak kongrelerine zemin hazırlayan, “ittifak nizamname ve programı”nın ana fikirlerini ihtiva eden bir kaynak mahiyetindedir.</li>
<li><strong> Vicdan Muhakemesi ve İnsaf Terazisi</strong> (Petersburg 1906; İstanbul 1328). Hıristiyan misyonerlerinden Dorunkin’in Tatarlar arasında Hıristiyanlığı yaymak maksadıyla yazdığı Açık Mektup adlı risâleye reddiye olarak Tatarca kaleme alınmıştır. Hıristiyanlık ile Müslümanlığı karşılaştırarak İslâm’ın üstünlüğünü ortaya koyan ve mukayeseli dinler tarihi bakımından önemli bilgiler ihtiva eden küçük bir eserdir.</li>
<li><strong> Aftonomiya yâ ki İdâre-i Muhtâriyye</strong> (Petersburg 1907). Bu risâle I. ve II. Duma’da (1906-1907) ortaya çıkan bağımsızlık eğilimleri karşısında Rusya Müslümanlarının da muhtariyet haklarını kullanmaları gerektiğini belirten bir eserdir.</li>
<li><strong> ed-Dînü’l-Fıtrî</strong> (İstanbul 1340). İslâm dininin insanın yaratılışına en uygun din olduğunu anlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Önsözündeki ifadeden iki küçük risâle olduğu anlaşılmaktadır.</li>
<li><strong> Tercüme-i Hâlim yâ ki Başıma Gelenler</strong> (Petersburg, ts.). Çocukluğunu, tahsilini ve memleketi olan Tara’ya dönüşüne kadar olan yirmi sekiz yıllık hayatını anlatmaktadır.</li>
<li><strong> Âlem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyyet</strong> (İstanbul 1328, 1329-1331). 1907-1910 yılları arasında yaptığı büyük seyahatinin hâtıralarını bu eserde neşretmiştir.</li>
<li><strong> Asya Tehlikede</strong> (İstanbul 1328). Japon Hatano’dan, Muhammed Hilmi Nakava ile beraber tercüme ettikleri küçük bir risâledir. İngiltere, Rusya ve Amerika’nın Uzakdoğu’da yapmayı düşündükleri faaliyetlere karşı Asyalı milletlerin yani Çin, Japonya, Osmanlı İmparatorluğu, Afganistan, Hindistan, İran, Siyam, Cava adaları ile Türkistan’ın birleşmesi gerektiğini anlatan bir eserdir.</li>
<li><strong> Binbir Hadîs-i Şerif Tercümesi</strong> (Petersburg, ts.). Mehmed Ârif Bey’in aynı adı taşıyan eserinin bazı ilâvelerle Tatarca tercümesidir.</li>
<li><strong> Tarihin Unutulmuş Sahifeleri</strong> (Berlin 1933). Bu ad altında, Sultan Aziz’in Şehadetine Sebep Ne İdi?</li>
<li><strong> Rusya Müslümanlarının Açlık Hallerinden Dehşetli Bir Hâtıra</strong> (Berlin 1933). Abdürreşid İbrahim’in bu son iki risâlesi Mûsâ Cârullah tarafından, ‘hâtıralarından imlâ edilmek suretiyle’ neşredilmiştir.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar: </strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Mustafa UZUN; “ABDÜRREŞİD İBRAHİM (1857-1944)”</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.1, s.295-297, İstanbul 1988. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdurresid-ibrahim, 13.08.2018.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İntişar-ı İslâmiyet 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Ahmed Saki Bey Matbaası, İstanbul 1328, 2 c., 620+243 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Âlem-i İslam ve Japonya’da İslamiyet’in Yayılması 1363/1944</strong>, Sadeleştiren: Ertuğrul Özalp, İşaret Yay., İstanbul 2003, 2 c., 556+631 s.</li>
<li>Abrürreşid İBRAHİMOF; <strong>Tercüme-i Hâlim ya ki Başıma Gelenler 1363/1944</strong>, (Osmanlıca), Elektrik Basmahanesi, Saint Petersburg (t.y.), 136 s.</li>
<li>Abdürreşid İBRAHİM; <strong>Rusya İmparatorluğu’nda Müslümanlar: Çoban Yıldızı</strong>, Hazırlayan: Seyfettin Erşahin, Ahmed Yesevi Üniversitesi Yay., Ankara 2015, 95 s.</li>
<li>CEMİL LEE, Hee-Soo, <strong>İslam ve Türk Kültürünün Uzak Doğu’ya Yayılması: Kore’de İslamiyet’in Yayılması ve Tesirleri</strong>, (doktora tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1987, 2 c., 238+207 s.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; <strong>Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim</strong>, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara 1997, 183 s.</li>
<li>Mehmet ÖRDEKÇİ; <strong>Abdurreşid İbrahim ve &#8220;Çoban Yıldızı&#8221;</strong>, (yüksek lisans tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1997, 125 s.</li>
<li>Huriye ŞEN; <strong> Yüzyıl Başlarında Abdürreşid İbrahim&#8217;in Rusya ve Japonya&#8217;daki Faaliyetleri</strong>, (yüksek lisans tezi), Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 2015, 116 s.</li>
<li>Nadir ÖZBEK; <strong>Abdürreşid İbrahim (1857-1994) The Life and Thought of Muslim Activist</strong>, (yüksek lisans tezi), Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1994, 150 s.</li>
<li>Fatma YEŞİLÖZ; <strong>Der Blick des İslamischen Denkers Abdürreşid İbrahim (1857-1944) auf Indien</strong>, (yüksek lisans tezi), Universitaet Wien, Viyana 2013, 109 y.</li>
<li>Abdürrechid IBRAHIM; <strong>Un Tatar au Japon: Voyage en Asie (1908-1910)</strong>, presente et annote par Georgeon Tamdoğan-Abel, Işık Tamdoğan-Abel, Sindbad, Paris 2004, 269 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimi-yakindan-taniyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SULTAN II. ABDÜLHAMİD’İ  YÜZ YIL SONRA MİNNETLE YÂD ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sultan-ii-abdulhamidi-yuz-yil-sonra-hayirla-yad-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sultan-ii-abdulhamidi-yuz-yil-sonra-hayirla-yad-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Feb 2018 10:40:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamîd-i Sânî]]></category>
		<category><![CDATA[Balkan Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Beylerbeyi Sarayı]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkesya]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Erbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[İttihat ve Terakki Fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat Çuhadaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Pertevniyal Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Rahîme Piristû Kadın Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Tevfik Bölükbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Nazif]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülmecid]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Mahmut]]></category>
		<category><![CDATA[Tebriknâme-i Millî]]></category>
		<category><![CDATA[Tîrimüjgân Kadın Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[Vasip Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Çağan]]></category>
		<category><![CDATA[Yalova Üniversitesi.]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Hamidiye Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldız Sarayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=634</guid>

					<description><![CDATA[“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem; Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230; Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ, boğarım&#8230; &#8211; Boğamazsın ki! &#8211; Hiç olmazsa yanımdan koğarım!” (Mehmet Âkif, Safahat 6. Kitap: “Âsım”, 18 Eylül 1919). Sağlam Bir Şahsiyetin Tesadüfen Yetişmediğini İkrar Edebilmek Yüzüncü vefat yıldönümü münasebetiyle hakkında çokça kalem oynatılan ve kelam edilen Sultan II. Abdülhamid, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;</p>
<p>Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230;</p>
<p>Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ, boğarım&#8230;</p>
<p>&#8211; Boğamazsın ki! &#8211; Hiç olmazsa yanımdan koğarım!”</p>
<p>(Mehmet Âkif, Safahat 6. Kitap: “Âsım”, 18 Eylül 1919).</p>
<h3>Sağlam Bir Şahsiyetin Tesadüfen Yetişmediğini İkrar Edebilmek</h3>
<p>Yüzüncü vefat yıldönümü münasebetiyle hakkında çokça kalem oynatılan ve kelam edilen Sultan II. Abdülhamid, Sultan Abdülmecid ile Tîrimüjgân Kadın Efendi’nin (Çerkesya 1819 &#8211; İstanbul Feriye Sarayı 1852) ikinci oğulları olarak <strong>21 Eylül 1842</strong> tarihinde dünyaya gelmiştir. On bir yaşında annesini kaybettiği için, babasının emriyle, hiç çocuğu olmayan Rahîme Piristû Kadın Efendi (Çerkesya, Soçi 1826 &#8211; İstanbul, Maçka 1904) kendisine analık etmiştir. Özel hocalar tayin edilerek eğitilen şehzade, Gerdankıran Ömer Efendi’den Türkçe, Ali Mahvî Efendi’den Farsça, Ferid ve Şerif efendilerden Arapça ve diğer ilimleri, Vak‘anüvis Lutfi Efendi’den Osmanlı tarihi, Edhem ve Kemal paşalarla Fransız Gardet’den Fransızca, Guatelli ve Lombardi adındaki iki İtalyan’dan piyano dersleri almıştır (<strong>1</strong>). Kuzey Arnavutçasını konuşabildiği ve konuşulanı anlayabilecek düzeyde Çerkesçe bildiği de malumdur. Annesi, babaannesi, zevcesi ve gelinleri yanında bazı paşaları ile Teşkilât-ı Mahsûsa’nın yönetim kadrosunun büyük oranda Çerkeslerden oluşması Sultan’ın Çerkesçeyi anlayabilecek düzeyde bilmesinin doğal olduğunu izaha kâfidir.</p>
<p>Küçük yaşta anne sevgisinden mahrum kalması ve babasının kendisine yeterince yakın davranmaması onu çocuk yaşından itibaren yalnızlığa mahkûm etmiştir. Taht için uzak bir namzet oluşu dolayısıyla saray muhiti de kendisine fazlaca ilgi göstermemiştir. Saray halkı ve devlet büyükleri zeki, fakat düşünce ve kanaatlerini asla dışa vurmayan Şehzade Abdülhamid’den pek hoşlanmazdı. Bu yüzden herkesin uzak kaldığı bu <strong>akıllı şehzade</strong>, ancak babaannesi Pertevniyal Kadın’ın (Çerkesya 1812 &#8211; İstanbul 1883) yardımı ile Sultan Abdülaziz’e yaklaşabildi. Zekâsı ve politik kabiliyeti dolayısıyla amcası Abdülaziz, onun serbest bir ortamda yetişmesine imkân verdi. Mısır ve Avrupa seyahatlerine onu da götürdü. Şehzadeliği oldukça serbest geçen Abdülhamid, Maslak çiftliğinde toprak işleriyle meşgul oldu. Burada koyun besledi, üstübeç madenleri işletti, borsada başarılı işlemler yaparak servet kazandı… (<strong>1</strong>).</p>
<p>Sultan Abdülmecid’in peş peşe Osmanlı tahtına geçen dört oğlundan ikincisi olan Abdülhamîd-i Sânî’nin anne ve babasının yakın desteğinden mahrum olmasının ona kendi kendine yetme ve <strong>hadiseleri metanetle değerlendirme</strong> yeteneği kazandırdığı söylenebilir.</p>
<p>Sultan II. Abdülhamid fikirlerini ve meramını fevkalâde güçlü bir ifadeyle ve nezaketle anlatırdı. Hafızası pek nadir insanlarda bulunabilecek kadar kuvvetli idi. Dikkati çekecek tarzda üst düzey bir zekâya sahipti. Bu sebeple görüştüğü kimseler üzerinde özel bir tesir bırakırdı. Vücutça zinde ve çevik idi. Daima sade giyinir ve hiçbir hususta gösterişten hoşlanmazdı. Erken yatıp erken kalkmayı alışkanlık edinmişti. Sabahları güneş doğmadan kalkar, duşunu alıp sabah namazını kılar ve hafif bir kahvaltı yapardı. Akşamları daima hafif yerdi. Kendisi ve ailesi için çok mütevazı harcamalar yapar, israftan titizlikle kaçınırdı.</p>
<p>Resim yapmaya, marangozluğa, yüzmeye, ava, atlara ve güvercinlere meraklıydı. Zaman zaman senaryosunu kendi yazdığı komedi tarzındaki piyesleri Saray’daki tiyatro grubuna oynatırdı. Bu oyunların hitap ettiği özel seyirciler olurdu ve bu suretle padişah seyredenlere bazı mesajlar verirdi. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’nde döneme ait 36 bin fotoğraf bulunması, Sultan’ın şehirler ya da insanlar hakkında bilgi almak maksadıyla kullandığı fotoğraflara ne kadar büyük önem atfettiğinin açık bir ifadesidir. 18 bin cilt kitaba sahip şahsi kitaplığı da onun okumaya ve düşünmeye ne kadar düşkün olduğunun delilidir.</p>
<p>Süt bankası, çoban okulu, boğaza tüp geçit projeleri gibi bugüne uzanan yüzlerce projenin mimarı olan Sultan II. Abdülhamid ilme ve fenne önem verir, devlet işlerini görürken her meseleyi öğrenmek ister, her şeyi sorar, herkesin durumunu araştırır ve bu çerçevede memur tayinlerine bizzat müdahale ederek seçilecek zevatı tespit ederdi. Özellikle mülki ve askerî büyük memurların seçilip tayin edilmelerini yakından takip ederdi. Devlet memurlarına bu kadar müdahale ettiği halde, hâkimlerin seçimine hiç karışmamıştır. İdam cezasından hiç hoşlanmadığı da onun bilinen özelliklerinden biridir. Kurmuş olduğu istihbarat örgütü sayesinde gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında meydana gelen hadiselerden hemen haberdar olur ve ona göre çözümler arardı. (<strong>2</strong>).</p>
<h3>Vefatının 100. Yıl Dönümünde Hamiyetperver Sultanı Hayırla Yâd Etmek</h3>
<p>Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra Selanik’te üç buçuk yıl kaldı. 1912 yılında Balkan Savaşı’nın çıkışı üzerine orada bulunması tehlikeli görülerek İstanbul’a getirildi ve Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirildi. Ömrünün son yıllarını burada geçiren Abdülhamid, bu arada I. Dünya Savaşı’nın çıkışına ve kötü gidişata tanık oldu. <strong>Beylerbeyi Sarayı</strong>’ndaki gözaltı süresi devam ederken, <strong>10 Şubat 1918</strong> tarihinde hayatını kaybetti. Padişahlara mahsus bir cenaze töreni ile Divanyolu’ndaki türbede, dedesi Sultan II. Mahmut ve amcası Sultan Abdülaziz’in yanlarına defnedildi. (<strong>2</strong>).</p>
<p>Üç kıtanın son hükümdarı Sultan II. Abdülhamid Hân’ı vefatının 100. yıl dönümünde hayırla yâd etmek üzere çok sayıda toplantı tertip edilmiştir. Mesela, 8 Şubat 2018 tarihinde İstanbul Kâğıthane’de Osmanlı Arşivleri Konferans Salonu’nda tertip edilen anma törenine Sultan II. Abdülhamid Hân’ın yaşayan torunları da iştirak etti. Törende onun İstanbul’a kazandırdıklarını özetleyen <u>Sultan II. Abdülhamid Hân’ın Dersaadet’i</u> adlı belgesel ve kitabının yanı sıra, 25. cülus yıldönümü vesilesiyle tüm yurtta imar faaliyetlerinin özetlendiği <u>Tebriknâme-i Millî</u>’nin <strong>tıpkı basım</strong>ının tanıtımı da yapıldı. Törende 28 Ocak’ta icra edilecek olan “Sultan II. Abdülhamid Hân’ın Dersaadeti Foto Maratonu”nun kazananlarına ödülleri takdim edildi. Ayrıca tören öncesi Sultan’ın İstanbul’daki yapı envanterine dair “Belge ve Fotoğraf Sergisi”nin açılışı yapıldı. Senaryosunu yazdığı gibi sunuculuğunu da Volkan Çağan’ın yaptığı “Sultan’ı Anlamak: II. Abdülhamid Han” isimli belgesel TRT kanallarında yayımlandı.</p>
<p>Yüzlerce köşe yazısı ve onlarca televizyon programı yanında, Sultan II. Abdülhamid Han Konferansı, Sultan II. Abülhamid Han Söyleşileri, Abdülhamid Han 100. Yıl Anma Sergisi gibi kıymetli ve nitelikli etkinlikler düzenlendi. İstanbul Okmeydanı’nda Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi’nde gerçekleşen serginin açılışında konuşan İstanbul Valisi Vasip Şahin; “Bu millet esaret görmesin, mağdur olmasın diye 33 yıl boyunca gecesini gündüzüne katan ama sonunda maalesef gadre uğrayan bir padişahın vefatının 100. yıl dönümünde hazırlanan bu nadide eserleri tüm İstanbulluların hatta diğer şehirlerimizde yaşayan vatandaşlarımızın görmesinde çok büyük bir fayda görüyorum.” diyerek serginin önemine dikkat çekti. Müzenin kurucusu Nejat Çuhadaroğlu ise; “Sergi alanında 500’e yakın eser sergileniyor. Abdülhamid Han <u>34 yaşında 34. padişah olarak 33 sene</u> bu ülkenin en önemli, en kritik dönemine imza atmış bir padişah olarak çok önemli bir kişi. O açıdan tarihe olan ilgi ve alakanın artırılması ve geçmişimizi, tarihimizi çok daha iyi öğrenip anlayabilmemiz için böyle bir sergi açma kararı aldık.” (<strong>3</strong>) diyerek tüm vatandaşlarımızı pazartesi hariç her gün açık olan ve 17 Mart’a kadar açık kalacak olan sergiyi ziyaret etmeye davet etti.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı tarafından İstanbul’da Yıldız Sarayı Silahhane Bölümü’nde açılan ve Sultan’ın özel eşyaları ile ıslahat çalışmalarına ışık tutan fotoğrafların tanıtıldığı “Vefatının 100. Yılında Sultan Abdülhamid’i Anlamak” sergisi de 25 Şubat’a kadar randevu alarak gezilebilecek.</p>
<h3>Tebrîknâme-i Millî’de Sultan II. Abdülhamid’in Çeyrek Asırlık Devasa İcraatını Görmek</h3>
<p>“Tebrîknâme-i Millî: Cülûs-i Meyâmin-i Me’nûs-i Hilâfetpenâh-ı Âzamînin Yirmi Beşinci Devr-i Senevî-i Kudsîsi” adıyla İstanbul’da 1318 (1901) yılında Malûmat &#8211; Tahir Bey Matbaası’nda basılan 110 sayfalık kitabın tıpkı basımı Durmuş Kandıra tarafından basıma hazırlanmış olup Prof.Dr. Vahdettin Engin’in önsözüyle Kültür A.Ş. tarafından yayımlanacaktır. Bu kitaba ilişkin makale çalışmaları da mevcut olmakla birlikte, merhum sultanın yüzüncü vefat yıldönümünün arifesinde geniş bir giriş kısmı da eklenerek Yalova Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Recep Çelik tarafından yayımlanmıştır. Eserin önsözündeki açıklamaları birlikte okuyalım:</p>
<p>“Son dönem Osmanlı tarihinin en kudretli Padişahı Sultan II. Abdülhamid’in 33 yıllık saltanat dönemi yeterince incelenmediğinden, hakkındaki menfi ve kasıtlı propagandalar sürmektedir. Sultan’a yönelik önyargıların Avrupa mahfillerinde destek bulması, konuyu daha da karmaşık hale getirmektedir. Dolayısıyla Sultan Abdülhamid’in kişiliği ve yönetim anlayışı hakkında yapılacak yeni araştırma ve yayınlar günümüzde karşılaştığımız birçok iç ve dış sorunun idraki bakımından önem taşımaktadır. <strong>Tebrîknâme-i Millî</strong> kitabı, Sultan’ın devlet anlayışı ile politika ve icraatlarını ortaya koyması bakımından söz konusu ön yargıların giderilmesine katkı sağlayacak önemdedir.</p>
<p>Kitapta Sultan II. Abdülhamid’in 25 yıl boyunca kendi tahsisatından İmparatorluğun her bir köşesinde yaptırdığı hayır ve hasenat, imar faaliyetleri, fakir halka kömür ve erzak dağıtımı gibi sosyal yardımlar ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur. Kitapta yer verilen o döneme ait zengin görsel malzemeler ise ayrıca önem taşımaktadır. Bu kitap sayesinde ayrıca Sultan Abdülhamid’in kendi bütçesinden başta İstanbul ve ilçeleri olmak üzere İmparatorluğun bütün vilayetlerinde inşa ve ihya ettiği cami, mektep, medrese, dergâh ve türbeler ile köprü, yol, su gibi bayındırlık, hukuk, güvenlik, tarım ve sağlık hizmetleri için yapılan yatırımlar ortaya konulmuş olacaktır. Böylece İstanbul, Mekke ve Medine öncelikli olmak üzere İmparatorluğun her köşesinde ihya edilen ve bir kısmı günümüze ulaşamayan eserlerin bir envanterine ulaşılmış olacaktır.</p>
<p>Sultanın <strong>31 Ağustos 1876</strong>’da tahta çıkışından <strong>1900</strong> tarihine gelene kadar geçen 25 senede Maliye hazinesi dışında sadece kendi tahsisatı ve bütçesinden imparatorluğun ihyası için 72 milyon kuruşu aşan miktarda bir sarfiyat yaptığı görülmektedir. Diğer taraftan Sultan’ın şahsi tahsisatından sadece Müslüman coğrafyasındaki Müslim-Gayrimüslim bütün vatandaşlara değil İran, Amerika, İtalya, İngiltere, İsviçre, İtalya, Fransa ve İngiltere gibi devletlerde doğal afetlere maruz kalan halka, bu ülkelerde faaliyet gösteren bilim, hayır ve eğitim kurumlarına cömert yardımlarda bulunduğu da dikkati çekmektedir.” (<strong>4</strong>).</p>
<h3>Yanlışı İtiraf, Hakkı Takdir ve İtibarı İade Edebilmek</h3>
<p>İttihat ve Terakki Fırkası içinde Sultan II. Abdülhamid’e düşmanlık edenler oldukça fazladır. Bunlardan daha sonra pişman olan ve hatalarını itiraf edenler de olmuştur. Burada onlardan iki ünlünün pişmanlıklarını dile getirdikleri şiirlerinden kısa birer iktibasla yetinelim:</p>
<p><strong><em>Sultan Abdülhamid Hân’ın Ruhâniyetinden İstimdat</em></strong></p>
<p>…</p>
<p>Târihler ismini andığı zaman,</p>
<p>Sana hak verecek, ey koca Sultan;</p>
<p>Bizdik utanmadan iftira atan,</p>
<p>Asrın en siyâsî padişâhına!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Pâdişah hem zâlim hem deli” dedik,</p>
<p>“İhtilâle kıyam etmeli” dedik;</p>
<p>Şeytan ne dediyse, biz “belî” dedik;</p>
<p>Çalıştık fitnenin intibâhına!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,</p>
<p>Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.</p>
<p>Sade deli değil, edepsizmişiz,</p>
<p>Tükürdük atalar kıblegâhına!</p>
<p>…</p>
<p>Rıza Tevfik Bölükbaşı</p>
<p>*******</p>
<p><strong><em>Hasret olduk eski istibdâda biz! </em></strong></p>
<p>Pâdişâhım, gelmemişken yâda biz,</p>
<p>İşte geldik senden istimdâda biz,</p>
<p>Öldürürler, başlasak feryâda biz,</p>
<p>Hasret olduk, eski istibdâda biz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dem-bedem coşmakta fakr u ihtiyaç,</p>
<p>Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç,</p>
<p>Memleket mâtemde, öksüz taht u taç,</p>
<p>Hasret olduk eski istibdâda biz!</p>
<p>Süleyman Nazif</p>
<p>Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Hikmet Erbıyık’ın Sultan’ın vefatının yüzüncü yıldönümü münasebetiyle, sağ kurtulduğu büyük bir suikasta sahne olan kendi hayratı şaheser camide kaleme aldığı medhiyeyi bir kadirşinaslık örneği olarak birlikte okuyalım:</p>
<p><strong><em>Sultan Abdülhamîd-i Sânî</em></strong></p>
<p>Bir asır mı beklenir, hakkını teslim için?!</p>
<p>Böyle azîm bir hânı tebşirde tehir niçin?!</p>
<p>Devr-i saltanatında, adalet ve maharet</p>
<p>Onunla kâim oldu, siyasette zarafet.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İttihâd-ı İslâm’ın, o mümtaz bayraktârı</p>
<p>O, Târih-i İslâm’ın, medâr-ı iftihârı</p>
<p>Çok hücumât olsa da İslâm’ın kalesine</p>
<p>Mâhir bir siyasetle, geçti otuz üç sene.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Düvel-i muazzama, açsa da beliyyeler</p>
<p>Çözüldü biiznillah, en müşkil mes’eleler</p>
<p>Bihakkın mümessili, o, âlemde salâhın</p>
<p>Dâvâsı mahzâ İslâm, cihangir Padişâh’ın!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Himmetinle başardın, vatanın imarını</p>
<p>Âbad ettin ülkenin, şevkle dört bir yanını</p>
<p>Geçti geniş çöllerden, upuzun demir raylar</p>
<p>İnşa ettin ülkede, nice kervansaraylar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Asr-ı hâzır fünûnun; hâmîsi, müessisi</p>
<p>Azîm bir inkılaptı, mekteplerin tesisi</p>
<p>Kesb-i medeniyette, çok azîm yollar açtın</p>
<p>İlim ü irfan feyziyle, kalıcı nurlar saçtın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Abdülhamîd-i Sânî! Ey müşfik ulu hakan,</p>
<p>Sana dâim duyulan; derin ta’zîm-i şükran…</p>
<p>Hikmet Erbıyık</p>
<p>Yıldız Hamidiye Camii, 10.02.2018.</p>
<p>Yazımızı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Vefatının 100. Yılında Sultan Abdülhamid’i Anlamak” programında <strong>Cumhurbaşkanı</strong> sıfatıyla yaptığı konuşmadan bir iktibasla bitirelim:</p>
<p>“Dünyanın son evrensel imparatoru olarak damgasını vuran Sultan Abdülhamid ülkemizde yıllarca görmezden gelinmiş ve karalanmaya çalışılmıştır. Bu ülkenin çoğu aydının gözünde kendisi sözüm ona 33 yıllık istibdat rejiminin başıdır. Sultanın hakkını teslim edecek birkaç tespit bile sizi bu insanların gözünde cumhuriyet düşmanı yapabilir… Tarih bir milletin sadece mazisi değil istikbalinin de pusulasıdır. Biz birileri gibi tarihimize yüz çevirenlerden olamayız… Osmanlı’nın Cumhuriyetle barışmasıdır Abdülhamid. Aleyhindeki onca kampanyaya rağmen Abdülhamid Han milletimizin hafızasında <strong>Ulu Hakan</strong> olarak kalmıştır…”</p>
<p>Allah Sultan Abdülhamîd-i Sânî’nin, onu yetiştirenlerin ve ona destek olanların mekânlarını cennet, makamlarını âlî eylesin. Bizlere de ucuz karalamalara yeltenmek yerine insanların yetenek, çaba ve samimiyetlerini görerek bunları inkâr ve israf etmekten sakınıp bilakis minnet ve şükranla takdir edebilecek hakşinaslık ve kadirşinaslık hissiyatı bahşetsin…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Cevdet Küçük; “<strong>ABDÜLHAMİD II</strong>”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1988, I/216-224. https://islamansiklopedisi.org.tr/abdulhamid-ii, 10.02.2018.</li>
<li>http://www.<strong>ikinciabdulhamidindersaadeti</strong>.com/abdulhamid/, 10.02.2018.</li>
<li>http://aa.com.tr/tr/kultur-sanat/<strong>abdulhamidle-ilgili-hazirlanan-en-kapsamli-sergi</strong>-acildi/1061364, 12.02.2018.</li>
<li>Recep Çelik; <strong>Sultan II. Abdülhamid ve İmparatorluğun İhyası (1876-1900) Tebrîknâme-i Millî</strong>, Akıl Fikir Yayınları, İstanbul, Şubat 2018, 240 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/sultan-ii-abdulhamidi-yuz-yil-sonra-hayirla-yad-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
