<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sosyal hayat Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/sosyal-hayat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/sosyal-hayat/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 24 Sep 2017 13:47:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ALLAH’IN KADINA BAHŞETTİĞİ FITRATA RAZI GELMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Aug 2017 10:40:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah bin Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[Ahzâb 33:59]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:195]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Elçisi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Buhari ve Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Buhayra]]></category>
		<category><![CDATA[Ebû Ümâme]]></category>
		<category><![CDATA[erkekler]]></category>
		<category><![CDATA[güzel bir hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:13]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kadının hak ve vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[kadının yararı]]></category>
		<category><![CDATA[kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmudiye]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:97]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:1]]></category>
		<category><![CDATA[Nur 24:30-31]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Rum 30:21]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi ve merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Taberâni]]></category>
		<category><![CDATA[Tahrim 66:6]]></category>
		<category><![CDATA[yol gösterici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=549</guid>

					<description><![CDATA[“Ey insanlık!&#8230; Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1). “Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari vd.). &#160; 14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen ve 12 Şubat 1949 günü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey insanlık!&#8230; Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1).</p>
<p>“Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari vd.).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen ve 12 Şubat 1949 günü akşamı Kahire’deki teşkilat merkezinden evine dönerken uğradığı suikast sonucunda şehid düşen Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna, 43 yıllık kısa ömrüne -yoğun sosyal faaliyetleri yanında- yüzlerce konferans, makale ve kitap sığdırabilmiştir. Müslüman şahsiyetin iman, ahlak, ibadet ve bilgi donanımı açısından layık olduğu yeri gösteren risaleleri yıllar boyunca Arapçadan başka dillere de çevrilmiştir.</p>
<p>Şehid el-Benna’nın Türk dilinde son yayımlanan eseri “Müslüman Kadın” isimli risalesi olup metnin yazıldığı 1940’lı yılların hayat şartları da göz önünde bulundurularak okunduğunda, Müslüman kadının evini, eşini ve çocuklarını merkezde tutarak toplumsal hayata “kişiliğiyle” dâhil olmasının taşıdığı önem daha iyi anlaşılmış olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın sosyal hayatı en sağlam kurallar üzerine inşa ettiğini kabul etmek</strong></p>
<p>“İslam insanlık için bir ışık ve <strong>yol g</strong><strong>ö</strong><strong>sterici</strong> olarak gelmiş, hayati işleri insanlar için en dikkatli tertiple, en erdemli kurallar ve normlarla düzenlemiştir. Evet, İslam bunların hiç birisini ihmal etmemiş, insanları vadi vadi dolaşsınlar diye kendi hallerine bırakmamıştır. Tersine, onlara işi <strong>tam olarak</strong> açıklamış, hiçbir kimseye ekleyecek bir şey bırakmamıştır.</p>
<p>Gerçek şu ki, İslam’ın kadın-erkek görüşünü, bu iki cinsin birbirleriyle olan münasebetlerini ve her birinin diğerine karşı yükümlülüklerini bilmemiz değildir asıl önemli olan. Bu neredeyse herkes tarafından bilinen bir konudur çünkü. Fakat asıl önemlisi kendimize şu soruyu sormamızdır: <strong>Biz </strong><strong>İslam</strong><strong>’ın h</strong><strong>ü</strong><strong>km</strong><strong>ü</strong><strong>ne uymaya hazır mıyız?</strong> (s.31).</p>
<p>Durum şudur ki; bölgemiz ülkelerini ve diğer İslam ülkelerinin tamamını, boğazlarına kadar gömüldükleri o <strong>Avrupa’ya </strong><strong>ö</strong><strong>zenme sevdası</strong>nın gürültülü ve sert dalgası sarmış durumdadır.</p>
<p>Bazı insanlara, içine düştükleri bu taklit (bataklığı) da yeterli gelmediği için, kendilerini kandırmaya yöneliyorlar; İslam’ın hükümlerini Batılı arzular ve Avrupai düzenler doğrultusunda değiştirmek istiyorlar. Bu dinin hoşgörüsünü ve esnekliğini kötü niyetle sömürerek onu kendi İslami suretinden tam olarak çıkarmak, onu hiçbir şekilde İslam’la buluşamayacağı başka bir düzene dönüştürmek istiyorlar. Öte yandan kendi arzularına uymayan birçok nassı ve İslam şeriatının ruhunu ihmal ediyorlar (s.33).</p>
<p>Önemli olan İslami hükümlere arzularımızdan sıyrılarak bakabilmemiz, kendimizi Allah’ın emir ve yasaklarını kabullenme konusunda hazır hâle getirmemizdir. Özellikle de şu mevcut uyanışımıza hayati önemde temel teşkil eden kadın konusunda… Bu esaslara göre, insanlara, bu konuda zaten bildikleri ve bilmeleri gereken İslami hükümleri hatırlatmakta yarar görüyoruz.” (s.35).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadının hak ve vazifelerini fıtratına uygun şekilde tanzim etmek</strong></p>
<p>“Birinci olarak: İslam kadının değerini yüceltmiş, onu haklar ve yükümlülükler bakımından <strong>erkekle ortak</strong> yapmıştır. Bu, neredeyse hiç dikkate alınmayan bir husustur. İslam kadının konumunu yüceltmiş, onu erkeğin kız kardeşi ve hayat ortağı yapması itibarıyla derecesini yükseltmiştir. Kadın erkekten, erkek de kadındandır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Bazınız bazınızdan türediniz…” (Âl-i İmran 3:195).</p>
<p>İslam kadının gerek özel, gerek medeni, gerekse siyasi haklarını <strong>tam olarak</strong> tanımış, ona insanlığın zirvesinde olan bir insan muamelesi yapmıştır. İnsan olmak hak ve yükümlülük sahibi olmak demektir; yükümlülüklerini yerine getirince kendisine teşekkür edilen insan, tüm haklarına da ulaşmak zorundadır. Kur’an ve hadisler bu anlamı destekleyen ve onu açıklayan ayetlerle dolup taşmaktadır (s.37).</p>
<p>İkinci olarak: Erkekle kadın arasında görülen <strong>farklı hukuki muameleler</strong>, erkekle kadın arasında var olan doğal ve kaçınılmaz farklılıktan kaynaklanmaktadır. Bu farklılık, her birisinin taşıdığı önemli ayrıcalıklara uygunluk ve her ikisine verilen hakları korumak için gereklidir.</p>
<p>İslam’ın pek çok durum ve şartlarda erkekle kadını birbirinden ayrı tuttuğu ve aralarında tam bir eşitlik sağlamadığı doğrudur. Ancak öte yandan şunun da üzerinde durmak gerekir: İslam bir açıdan kadının hakkına kısıtlama getirmişse, ona bedel olarak başka bir açıdan <strong>daha iyisini</strong> mutlaka yerine koymuştur. Bu kısıtlamanın başka bir şey için değil, <strong>kadının yararı ve </strong><strong>iyiliği</strong> için olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Kadının bedensel ve ruhsal oluşumunun erkeğin oluşumuyla tıpatıp aynı olduğunu kim, nerede iddia edebilir? Eğer ortada bir babalık ve annelik olacağına inanıyorsak, kim nerede çıkıp kadının hayatta üstlenmesi gereken rolle, erkeğin hayatta üstlenmesi gereken rolün aynı olduğunu söyleyebilir? (s.39).</p>
<p>İnancım odur ki, kadın ile erkeğin <strong>yaratılı</strong><strong>ş</strong><strong>ları farklı</strong> olduğu için <strong>g</strong><strong>ö</strong><strong>revleri</strong> de doğal olarak <strong>farklı</strong>dır. Bu farklılığın, her ikisi için hayat tarzlarında da farklılığa neden olması gerektiğine inanıyorum. İşte İslam’ın getirdiği, kadın-erkek arasında hukuk ve yükümlülüklerdeki farklılığın sırrı budur.</p>
<p><strong>Ü</strong><strong>çü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong><strong> olarak</strong>: Kadınla erkek arasında birincil, temel, ilişki belirleyici olan güçlü bir <strong>fıtri </strong><strong>ç</strong><strong>ekim</strong> vardır. Hoşlaşmak ve ardından gelecek her şeyden önce bu çekimin amacı, “<strong>nesli korumak</strong>” ve hayatın yükünü <strong>birlikte omuzlamak</strong>tır (s.41).</p>
<p>İslam bu nefsî eğilime işaret etmiş, onu arındırmış, onu gayet güzel bir şekilde hayvani anlamından ruhsal anlamına kaydırmıştır. Bu ruhsal anlam, (bu çekimin) maksadını açıklamakta, onu salt eğlence olmaktan çıkarıp <strong>tam bir yardımla</strong><strong>ş</strong><strong>ma</strong> modeline kavuşturmaktadır:</p>
<p>“Yine sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza <strong>sevgi ve merhamet</strong>i yerleştirmesi de O’nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21).</p>
<p>İslam’ın belirlediği metot budur. İslam kadına bakışını bu metotla belirlemiş, onun hikmetli yasaları bu esasa göre gelmiş, iki cins arasında kurduğu tam dayanışmaya garanti vermiştir; her biri diğerinden faydalanacak ve hayatın tüm alanlarında birbirlerine yardımcı olacaklardır.” (s.43).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadını eğitmek, zarafetini ve mahremiyetini muhafaza etmek</strong></p>
<p>“Kadınlar toplumun yarısı, hattâ gelecek nesillerin ilk öğretmenleri ve ilk tasarımcıları olduğu için, toplum hayatına <strong>en yüksek etkiyi yapan kesim</strong>i oluştururlar. Toplumun ve milletin gidiş istikameti ve eğilimi, çocuğun annesinden aldığı tarz ve surette şekillenir. Bundan sonraki aşamalarda da kadın, yine eşit derecede gençlerin ve erkeklerin hayatında etkilidir (s.29).</p>
<p>Kadının toplumdaki yeri konusunda söylenebilecek sözler şu iki nokta etrafında özetlenebilir:</p>
<p>Birincisi;<strong> kadını e</strong><strong>ğ</strong><strong>itmenin gereklili</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong>dir. İslam başından beri kadının erdemlerle, nefse olgunluk kazandıracak hasletlerle donatılması için ahlaki güzellik eğitimi almasını ve terbiye edilmesini gerekli görür. İslam babaları ve genç kız velilerini bu konuda yüreklendirmiş, onlara Allah’tan bolca sevap vadetmiş, bu konuda kusurlu davrananları cezayla uyarmıştır. Bir ayette şöyle buyrulur:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Kendinizi ve yakınlarınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan tarifsiz bir ateşten koruyunuz! Ona memur melekler kararlı ve tavizsizdirler; hiçbir buyruğunda Allah’a karşı gelmezler ve kendilerine emredileni yaparlar.” (Tahrim 66:6). (s.45).</p>
<p>Abdullah bin Ömer’den (r) aktarılan sahih bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz; imam (lider) çobandır ve sürüsünden sorumludur, adam ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur, kadın eşinin evinde çobandır ve sürüsünden sorumludur, hizmetçi efendisinin malına çobandır ve sürüsünden sorumludur; hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz.” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan rivayet edildiğine göre Allah’ın Elçisi (s) şöyle buyurdu: “İki kızı olup da onlarla güzelce arkadaşlık yapan veya onlara sahip çıkan hiçbir Müslüman yok ki, o kızlar onu cennete götürmesin!” (İbn-i Mace ve İbn-i Hibban). (s.47).</p>
<p>İkincisi;<strong> kadın ve erke</strong><strong>ğ</strong><strong>i ayrı tutmak</strong>tır. Zira İslam kadın-erkek karışımını kesin olarak sakıncalı görür ve evlilik dışında onları birbirinden uzak tutar. Bundan dolayı İslam toplumu karma bir toplum değildir…” (s.49).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kadını da erkeği de yaratan Allah’ın onlar için belirlediği konumlara razı olmak</strong></p>
<p>Kadın-erkek münasebetleri konusunda Allah Teâlâ’nın buyruklarına ve Son Elçisi’nin açıklamalarına kulak verelim:</p>
<p>“Ey insanlık! Sizi bir tek canlı varlıktan yaratan, ondan da eşini yaratan ve her ikisinden de birçok erkek ve kadın var eden <strong>Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!</strong> Kendisi adına birbirinizden (hak) talebinde bulunduğunuz Allah’a ve bu akrabalık/insanlık bağına karşı sorumluluk duyun. Kuşkusuz Allah, üzerinizde daimî bir gözetleyicidir.” (Nisa 4:1).</p>
<p>“Ey insanlık! Elbet sizi bir erkekle bir dişiden yaratan Biziz; derken sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki tanışabilesiniz. Elbet Allah katında en üstününüz, O’na karşı <strong>sorumluluk bilinci en güçlü olanınız</strong>dır; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât 49:13).</p>
<p>“Kim imanlı olarak bir iyilik ortaya koymuşsa; -erkek ya da kadın (fark etmez)- kesinlikle ona <strong>güzel bir hayat</strong> yaşatacağız; dahası elbet onları işlediklerinin en iyisiyle ödüllendireceğiz.” (Nahl 16:97).</p>
<p>“Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler ve <strong>iffetlerini korusunlar</strong>; tertemiz kalabilmeleri için en uygun davranış şekli budur: unutmasınlar ki Allah, ortaya koydukları her bir şeyden haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, bakışlarını (yasak) olandan çevirsinler, <strong>iffetlerini korusunlar</strong>, <strong>cazibe ve güzelliklerini</strong>, bunlardan görünen kısımlar dışında, <strong>(kamuya) açmasınlar</strong>; bunun için de, başörtülerini yakalarının üzerine sıkıca tuttursunlar; cazibe ve güzelliklerini yalnızca kocalarına, babalarına, kayınbabalarına, oğullarına, üvey oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, kendi (evlerindeki) kadınlara, meşru şekilde malik oldukları kimselere, ya da emirleri altındaki cinsel arzudan yoksun erkek hizmetlilere, veya kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklara açabilirler; bir de yürürken, gizli olan ziynetlerini teşhir etmek için <strong>ayaklarını yere vurmasınlar</strong>. Siz ey iman edenler! Topyekûn günahları terk edip Allah’a yönelin ki, mutluluk ve kurtuluşa erebilesiniz.” (Nur 24:30-31).</p>
<p>“Sen ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına, (bütün) mü’minlerin hanımlarına (toplum içine çıktıklarında) üzerlerine (tesettürü tam sağlayan) giysilerini almalarını söyle: bu onların (mü’min ve saygın kadınlar olarak <strong>tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri</strong> için daha uygundur: Ve Allah zaten tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.” (Ahzâb 33:59).</p>
<p>Ebû Ümâme (r)’dan rivayet edildiğine göre Allah Rasulü (s) şöyle buyurmuştur: “Ya gözlerinizi sakınır, ırzlarınızı korursunuz yahut Allah yüzünüzü kara çıkarır!” (Taberâni).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s) şöyle buyurmuştur: “Hiçbiriniz, yanında bir mahremi bulunmayan kadınla yalnız kalmasın!” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İbn-i Abbas (r)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışanlara; kadınlardan da erkeklere benzemeye çalışanlara lanet etti.” (Buhari, Ebû Davud, Tirmizi, Nesâi, İbn-i Mace ve Taberâni).</p>
<p>Ebû Hureyre (r)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s) kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına lanet okudu.” (Ebû Davud, Nesâi, İbn-i Mace ve İbn-i Hibban).</p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bu önemli doğal görevleri dışında, kadını başka bir görev yapmaya iten sosyal zorunlulukların var olması durumunda, uyması gereken yükümlülüklerden birisi de İslam’ın kadın fitnesini erkekten, erkek fitnesini de kadından uzak tutmak için koyduğu şartlara riayet etmek olur. Uyması gereken başka bir yükümlülük de bu görevi her kadının temel haklarından birisi olarak alelade bir uygulamaya dönüştürmeden, <strong>zorunluluk</strong> düzeyinde tutmak olur. Özellikle de işsizliğin ve erkek nüfusun boşta olmasının her toplumda ve her devlette, insanlığın çözülmesi zor sorunlardan birisi haline geldiği şu “mekanik” çağda… (s.91).</p>
<p>İslam’ın, kocanın karısı üzerindeki haklarına ve kadının da kocası üzerindeki haklarına ilişkin çok değerli başka kuralları da vardır. Keza ebeveynlerin çocuklar üzerindeki haklarına, çocukların da ebeveynler üzerindeki haklarına ilişkin haklar belirlenmiştir… Yine İslam’ın, sıkıca sarılmaları halinde İslam ümmetine kullukta başarı ve iki dünyada mutluluk kazandıracak kuralları vardır…</p>
<p>Son sözümüz: Hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır.” (s.93).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna; <strong><em>el-Mer’etu’l-Muslime</em>: Müslüman Kadın</strong>, Çeviri: Sıbğatullah Kaya, Beyan Yayınları, İstanbul, Nisan 2017, 96 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/allahin-kadina-bahsettigi-fitrata-razi-gelmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSANI ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Mar 2015 11:31:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[10:14]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[15:28-29]]></category>
		<category><![CDATA[15:29]]></category>
		<category><![CDATA[16:78]]></category>
		<category><![CDATA[17:13-14]]></category>
		<category><![CDATA[17:70]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[2:39]]></category>
		<category><![CDATA[21:30]]></category>
		<category><![CDATA[22:5]]></category>
		<category><![CDATA[25:44]]></category>
		<category><![CDATA[25:54]]></category>
		<category><![CDATA[31:20]]></category>
		<category><![CDATA[32:9]]></category>
		<category><![CDATA[35:39]]></category>
		<category><![CDATA[36:77]]></category>
		<category><![CDATA[37:11]]></category>
		<category><![CDATA[38:71-72]]></category>
		<category><![CDATA[38:72]]></category>
		<category><![CDATA[6:165]]></category>
		<category><![CDATA[66:6]]></category>
		<category><![CDATA[7:129]]></category>
		<category><![CDATA[76:1]]></category>
		<category><![CDATA[76:29]]></category>
		<category><![CDATA[76:3]]></category>
		<category><![CDATA[91:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[95:4]]></category>
		<category><![CDATA[95:5]]></category>
		<category><![CDATA[96:1]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alak]]></category>
		<category><![CDATA[antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[beşer]]></category>
		<category><![CDATA[çift kutup]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[halifetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanın görevi]]></category>
		<category><![CDATA[insanın yaratılışı]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[kâfir]]></category>
		<category><![CDATA[mâ]]></category>
		<category><![CDATA[mükerrem]]></category>
		<category><![CDATA[şâkir]]></category>
		<category><![CDATA[salsâl]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhit Mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[Turâb]]></category>
		<category><![CDATA[ünsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[yaratılış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=25</guid>

					<description><![CDATA[‘İnsan’ isminin Arapçada ‘unutmak’ anlamına gelen ‘n-s-y’ kökünden türediğini ileri sürenler de olmakla beraber; ‘ünsiyet peyda etmek, kaynaşmak, uyum sağlamak, samimi olmak’ anlamlarını veren ‘e-n-s’ kökünden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, unutkanlık vasfından bir isme sahip olması insanın şanına yaraşmamakta, onun sosyalleşme ihtiyacı ve vasfıyla tam bir mutabakat arz eden ‘ünsiyet kurma’ kökünden mülhem bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>‘İnsan’ isminin Arapçada ‘unutmak’ anlamına gelen <em>‘n-s-y’</em> kökünden türediğini ileri sürenler de olmakla beraber; ‘ünsiyet peyda etmek, kaynaşmak, uyum sağlamak, samimi olmak’ anlamlarını veren <em>‘e-n-s’</em> kökünden türemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Zira, unutkanlık vasfından bir isme sahip olması insanın şanına yaraşmamakta, onun sosyalleşme ihtiyacı ve vasfıyla tam bir mutabakat arz eden ‘ünsiyet kurma’ kökünden mülhem bir isim kazanmış olması insanın hakikatine daha münasip düşmektedir. Nitekim, ünsiyet, munis, nisa gibi aynı kökten türeyen kelimelerde olduğu gibi “insan” kelimesi de, Sevan Nişanyan’ın etimolojik sözlüğüne göre “iyi huylu ve yumuşak başlı olma, evcilleşme” (Sözlerin Soyağacı, 2009:267) anlamlarına gelmektedir.</p>
<blockquote><p>Akidenin değil bilimin konusu olan ‘insanın yaratılışı’ meselesinde Yahudi ilahiyatından İslam kültürüne taşınmış sorunlu bir kaç rivayetle yetinmek doğru değildir.</p></blockquote>
<p><strong>İnsanın ilk yaratılışı</strong></p>
<p>Akidenin değil bilimin konusu olan ‘insanın yaratılışı’ meselesinde Yahudi ilahiyatından İslam kültürüne taşınmış sorunlu bir kaç rivayetle yetinmek insanın hakikat arayışına mugayirdir. Kur’an&#8217;ın bir çok yerinde insanın hangi özden yaratıldığı konusunda değişik ifadeler kullanılır: <em>Turâb</em>; toprak (22:5), <em>salsâl</em>; pişirilmiş çamur (55:14), <em>hamein mesnûn</em>; şekil verilmiş çamur (15:28), <em>tîn</em>; çamur (37:11), <em>mâ’</em>; su (21:30), <em>alak</em>; embriyo (96:1)&#8230; Bütün bu kelime ve  kavramlar, insanın tabiatın bağrından çıktığını ve onun birbirinin devamı ve mütemmimi olan uzun bir süreçte en güzel kıvama getirildiğini göstermektedir.</p>
<blockquote><p>Rabbimiz insana güvendiğini, bahşettiği yüksek yetenek ve emanetler sayesinde onun hakkaniyet temelinde gelişmiş sosyal sistemler kurabileceğini beyan buyurmuştur.</p></blockquote>
<p>İlgili ayetleri incelendiğimizde görmekteyiz ki, insanın hammaddesi toprak ile suyun (25:54; 36:77) buluşmasıyla karılmış, beşerin yaratılışı bir süreç dâhilinde ortaya çıkmıştır. Nitekim, insan bedenini inceleyen fizik, kimya ve biyoloji bilimleri vücudumuzun yüzde 65’inin oksijen, 18’inin karbon, 10’unun hidrojen, 3’ünün azot, 1.5’inin kalsiyum, 1’inin fosfor, geri kalan yüzde 1.5’inin de nitrojen vb. diğer organik ya da inorganik bileşenlerden oluştuğunu ortaya koymuştur. Rabbimizin ilahi bir sanat eseri olarak mükemmelen bir araya getirdiği bu bileşenlerin oluşturduğu kas, sinir ve bağ gibi dokular sayesinde, bedenimizin solunum, sinir, hareket, üreme, dolaşım ve sindirim gibi hayati sistemleri muhteşem bir uyum içerisinde işlerlik kazanmaktadır.</p>
<p>Ne var ki, insanı “<em>mükerrem</em>; çok değerli” kılan, ona ‘ilahi ruh’tan üflenmesidir (38:71-72). Allah Teala, yaratılışını en düzgün hale getirdikten ve ruhundan üfledikten sonra diğer yaratılmışların ona saygılarını sunup insana boyun eğmesini ferman buyurmuştur (15:28-29, 31:20). İşte beşer, üflenen bu ruh sayesinde ‘insan’ mertebesine yükselmiştir. Zira, ruh üflendikten sonra insanın kendisini hayvandan ayıran üstün yetenekleri ortaya çıkmıştır (32:9, 15:29, 38:72).</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu “<em>halifetullahi fi’l-ard</em>; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” değil, “<em>halâife fi’l-ard</em>; yeryüzünde birbirlerinin halifesi” olarak görevlendirilmiştir.</p></blockquote>
<p>Yüce Yaratan insanı yeryüzünde halife atayacağını beyan buyurduğunda, melekler, zaten yeryüzünde var olan ve sorumsuzca yaşayan, kan dökerek istediğini elde eden, mal kavgası yapan, güçlünün zayıfı ezdiği bir beşer hayatını müşahede etmekte oldukları için beşer türünün halife seçilmesinin hikmetini o an idrak edememiş ve “biz seni överiz, yüceltiriz”, hikmetini idrak edemesek de senin tayinin ve takdirin elbette en güzelidir mealinde bir tepki vermişler, Rabbimiz de “Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim.” (2:30) buyurarak insana güvendiğini, bahşettiği yüksek yetenek ve emanetler sayesinde onun hakkaniyet temelinde gelişmiş sosyal sistemler kurabileceğini beyan buyurmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın değil, yekdiğerinin halifesi</strong></p>
<p>Ayet-i kerimede sarahaten beyan buyurulduğu üzere insanoğlu “<em>halifetullahi fi’l-ard</em>; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” değil, “<em>halâife fi’l-ard</em>; yeryüzünde birbirlerinin halifesi” olarak görevlendirilmiştir (6:165, 7:129, 10:14, 35:39&#8230;). Hâşâ, Allah’ın halifeye ihtiyacı olmadığı gibi ona vekâlet edebilecek bir varlık da yoktur. İnsanlar gibi gruplar ve toplumlar da birbirinin ardılı olarak hayat sürüp gitmektedir. Dün yaşayan seleflerimizin yerini dolduran bizler, bu yerleri bizden sonra gelecek haleflerimize devretmek durumundayız. Kıyamete kadar dünya bu şekilde deveran edip duracaktır.</p>
<blockquote><p>İnsanın yeryüzündeki temel misyonu, kendi nefsini, ailesini, toplumunu ve bütün bir insanlığı <em>tezkiye</em> etmek, ıslah temelli bireysel ve toplumsal değişimi gerçekleştirmektir.</p></blockquote>
<p>Halife tayin edilen insanın yeryüzündeki temel misyonu, kendi nefsini (91:7-10), ailesini (66:6), toplumunu ve bütün bir insanlığı <em>tezkiye</em> etmek, böylece Allah’ın koyduğu ilkeler doğrultusunda ıslah temelli bireysel ve toplumsal değişimi (13:11) gerçekleştirmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âdemoğlunun çift kutuplu yapısı</strong></p>
<p>“<em>Ahsen-i takvim</em>” üzere, en güzel kıvamda yaratılan (95:4), çok değerli kılınan (17:70) insan, yaratıkların büyük çoğunluğundan daha üstün bir konuma yüceltilen çok şerefli bir varlıktır. Tahammülkâr, kendini kontrol edebilen, affedebilen, Yaratan başta olmak üzere -sınırlı düzeyde de olsa- varlık bilgisi ve bilincine sahip olan insanın; yığma tutkusu, nankörlük, zalimlik, cahillik, müstağnilik, zayıflık, acelecilik, hasislik, cedelcilik, hasım olmaya yatkınlık, hırs, yaygaracılık, bile bile yanlış yapma gibi terbiyeye muhtaç derin zaafları da bulunmaktadır. Nitekim, zaaflarını ve meziyetlerini terbiye ederek yönetebilmesi, insanın tabi tutulduğu imtihanın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.</p>
<p>Bütün varlıklar “<em>ma hulika leh</em>; yaratılış amacı” doğrultusunda hayatını sürdürürken; insan, kendisine bahşedilen irade ve hürriyet emanetini kötüye kullanarak yanlış yola sapabilmekte, şirazeden çıkabilmektedir. İnsan, iki uçlu yapısı sebebiyle meleklerden üstün bir mertebeye erişebileceği gibi hayvanlardan daha aşağı bir derekeye de inebilecek özellikte bir varlıktır (25:44, 95:5).</p>
<blockquote><p>Allah, bahşettiği akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sebebiyle yolu seçme hakkını tanıdığı insana, tercihini kullanırken hiç bir baskı uygulamamıştır.</p></blockquote>
<p>İşte bu sebeple Allah, “annesinin karnından hiç bir şey bilmez halde çıkardığı” (16:78) insana “yolu gösterdi” (76:3) ama <em>şâkir</em> ya da <em>kâfir</em> olmak, cennetin ya da cehennemin yolunu tutmak konusunda onu serbest bıraktı. Bahşettiği akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi yüksek meziyetler sebebiyle yolu seçme hakkını tanıdığı insana tercihini kullanırken hiç bir baskı da uygulamadı (2:256). Ancak, sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz elbette kullarının doğru yolu tutmasını ve ebedi saadete nail olmasını istemekte, onların yanlışa sapmasına asla razı olmamaktadır: “Bütün bunlar bir öğüt ve uyarıdır. Şu halde, dileyen Rabbine varan bir yol tutsun.” (76:29).</p>
<blockquote><p>İnsanın hakikatini kavrayarak ona fıtratına muvafık muamele edersek ferdi, ailevi ve sosyal huzuru temin etmenin kanununu keşfetmiş oluruz.</p></blockquote>
<p><strong>İnsana fıtratınca davranmak</strong></p>
<p>İnsanın hakikatini kavrayarak ona fıtratına muvafık muamele edersek ferdi, ailevi ve sosyal huzuru temin etmenin kanununu keşfetmiş oluruz. İnsanlarla birlikte yaşarken, onlarla iletişim kurarken, birlikte iş yaparken Allah’ın insan kullarının ortak davranış özelliklerini göz önünde bulundurursak sağlıklı, etkili bir iletişimin zeminini yakalamış, bozuk iletişimden kaynaklanan ve bütün bir hayatı, hattâ kalıcı ahiret hayatını etkileyen kin ve düşmanlıkları baştan engellemiş oluruz.</p>
<blockquote><p>İnsanoğlu baskı ve zorbalıkla değil, izah ve ikna yöntemiyle yola getirilebilecek bir fıtratta yaratılmıştır.</p></blockquote>
<p>İnsanoğlu baskı ve zorbalıkla değil, izah ve ikna yöntemiyle yola getirilebilecek bir fıtratta yaratılmıştır. Bu yüzden Allah’a iman konusunda bile insana baskı yapmak caiz değildir. Zira, Yüce Yaratan insanın özgürlük alanını bu denli geniş çizmiştir.</p>
<p>Gelişmiş bir kopyalama yeteneği olan insan iyi davranışlar gibi kötü davranışları da taklit ederek çoğaltır. Bu yüzden insana sözlü mesaj iletme yanında ona güzel örnek olarak doğru davranışı göstermek daha büyük önem arz eder.</p>
<p>Bazı belgesel çalışmalarında günümüze kadar yerkürenin 110 milyar civarında insanı misafir ettiği belirtiliyor. Halen dünyada yaşamakta olan 7 milyar insan, toplam sayının %6’sına tekabül etmektedir. En başından günümüze kadar yaşayan insanların ortak davranış özelliklerini merak eden psikologlar şu hususların altını çizmiştir:</p>
<p>İnsanlar, aile ve iş hayatları başta olmak üzere bütün bir sosyal hayatta reddedilme korkusu duyar. Kişiliğinin, düşünce, davranış ve kararlarının kabul görmesini bekler. İzzetinefsinin/özsaygısının saldırıya uğramasına direnir. Maddi ya da manevi bir karşılık bekler. Söylenene değil anladığına göre hüküm verir. Hoşlandığı şeylerden konuşulmasını ister. Kendisinden hoşlanan insandan hoşlanır ve ona güvenir. Davranışlarında görünen sebepler dışında gizli sebepler güdebilir. En önemli insanlardan bile basit davranışlar sadır olabilir. Birden çok rol ve statüyü eşzamanlı olarak üstlenebilir. Burada tehlikeli olan rolleri karıştırmaktır. Bu bilgileri aktarırken, insanın ruh yapısı hakkında henüz işin başında sayılabilecek psikoloji biliminin tespitlerine ihtiyatla yaklaşmakta yarar olduğunu da unutmamak gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanın farkı</strong></p>
<p>İnsanlar gibi bitkiler ve hayvanlar da can sahibi iken, akıl, irade, vicdan, iman, ahlak, şeref ve haysiyet, hak ve adalet duygusu, sorumluluk bilinci, varlıklara isim verebilme yeteneği gibi yüksek emanetleri bünyesinde  barındıran ‘ruh’ sadece insana üflenmiştir. Yeryüzünün halifesi seçilip ruh üflenerek bu emanetlerin kendisine tevdi edilmesinden önce insan zaten yeryüzünde hayat süren canlı bir varlıktı. Ancak, sorumlu bir varlık değildi. İnsan suresinde bu beşer döneminin çok uzun bir zaman sürdüğü açıkça beyan edilmiş (76:1), arkeoloji, antropoloji ve tıp başta olmak üzere çeşitli bilim dalları da bu hakikati tescil etmiştir.</p>
<p>Hayvanlar hakimiyetin meşruiyetinin gücün üstünlüğünde olduğunu benimserken, insanlar hakkın üstünlüğünü benimser. Hayvanlarda hakimiyet çekişmesi güçlü erkekler arasında geçerken insanlarda erkek, kadın, güçlü, zayıf ayrımına bağlı olmadan tüm insanlar arasında gerçekleşmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanın görev ve sorumluluğu</strong></p>
<p>Halife seçilen ve emanet uhdesine tevdi edilen insan, dünyadaki eylemlerinin, duygu, düşünce ve davranışlarının, inanç ve tercihlerinin karşılığını büyük imtihan gününde en ince detayıyla bulacak (17:13-14), son derece adil bir muhakemeden sonra ebedi mutluluk evine ya da ebedi ceza evine yerleştirilecektir. Dolayısıyla insan, tutum ve davranışlarını ilahi mesaja uygun biçimde ortaya koymalı, sınav salonu mesabesindeki bu dünyada hayatını vahiyle inşa etmelidir. Allah&#8217;tan başkasına ilahi sıfatlar yakıştıran, yaratılmışlara mabut muamelesi yapan, böylece kendini küçük düşüren, değerini ucuzlatan insanların dünyadaki bütün çabaları boşa gidecek, ahirette iflas edenlerden olacaktır.</p>
<p>Şûrâ Sûresi’nin 11. ayetini Hasan Elik hocanın özlü tefsiriyle aktararak yazımızı noktalayalım: “Allah yerin ve göğün yaratıcısıdır, üreyip çoğalabilmeniz için sizleri de, hayvanları da erkekli ve dişili çiftler halinde yaratan da O’dur. Hiçbir şey O’na benzemez, O’na denk olmaz. Öyleyse nasıl olur da diğer bazı varlıklardan medet umar, âdeta Allah’ı tazim eder gibi onlara tazimde bulunursunuz? Doğrusu O, sizin bu yaptıklarınızı görmekte, hakkında söylediğiniz asılsız sözleri işitmektedir ve hesap günü hepinize gereken cezayı verecektir.” (Tevhit Mesajı, 2013:1030).</p>
<p>Yeryüzünü yönetme görevini bihakkın yerine getirebilmesi için beşeri akıl, irade, vicdan, iman, haysiyet, varlıklara isim verebilme gibi yüksek kabiliyetlerle donatarak onu insan kılan Rabbimize hamdolsun. Vahyin insanı inşa etmesine en güzel örnek olan sevgili Efendimiz’e salât olsun. Hak ve hürriyet temelinde vahye mutabık bir hayat inşa etmeye gayret eden tüm insanlara selam olsun&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
