<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SNHR Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/snhr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/snhr/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Nov 2019 20:51:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>SURİYE’DE REJİMİN AĞIR HAK İHLALLERİNİ GÖRMEK VE DUYMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2019 20:48:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ADHAM KAKO]]></category>
		<category><![CDATA[ADRA HAPİSHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET HELMİ]]></category>
		<category><![CDATA[BURAK KARACAOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[BÜŞRANUR BEGÇECANLI]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞU GUTA]]></category>
		<category><![CDATA[EŞREF MUSA]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED FİRAS MANSUR SELEN TEMİZER]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED SHEKH YUSUF]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSLÜM ETGÜ]]></category>
		<category><![CDATA[NUR HATİB]]></category>
		<category><![CDATA[RİYAD AVLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SNHR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE İNSAN HAKLARI AĞI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’DE İŞKENCELER]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ MAHKÛMLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=951</guid>

					<description><![CDATA[Nisan 2011’den bu yana savaşın tüm acımasızlığıyla hüküm sürdüğü Suriye’de, Esed rejiminin işlediği katmerli zulümlerden hastaneler bile istisna tutulmamıştır. Suriye halkının birikmiş çok çeşitli sorunlarına ve acılarına her geçen gün yenileri eklenerek devam etmiştir. Suriye’nin kuzeyini terör unsurlarından arındırarak güvenli bir bölge oluşturmak, hem dokuz yıldır Türkiye’de bulunan dört milyona yakın Suriyeli sığınmacılardan bir kısmının [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nisan 2011’den bu yana savaşın tüm acımasızlığıyla hüküm sürdüğü Suriye’de, Esed rejiminin işlediği katmerli zulümlerden hastaneler bile istisna tutulmamıştır. Suriye halkının birikmiş çok çeşitli sorunlarına ve acılarına her geçen gün yenileri eklenerek devam etmiştir. Suriye’nin kuzeyini terör unsurlarından arındırarak güvenli bir bölge oluşturmak, hem dokuz yıldır Türkiye’de bulunan dört milyona yakın Suriyeli sığınmacılardan bir kısmının gönüllü geri dönüşüne hem de Suriye’de hayatın normale dönmesine katkıda bulunacaktır. Bu bağlamda Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı yanıbaşımızdaki şer girdabını kırmada önemli bir misyon üstlenmiştir.</p>
<p><strong>Suriye’de İnsanlığın Ölmesine Sessiz Kalmamak</strong></p>
<p>Toplu kıyımlar, fosfor bombası gibi yasak silahların kullanımı, yerleşim yerlerine hava saldırıları, bilhassa hastanelerin hedef seçilmesi gibi süreklilik arz eden sistematik saldırılar, başta hayat hakkı olmak üzere onlarca temel hakkın fütursuzca ihmaline artık kör ve sağır kalmamak gerekmektedir. Suriye’de savaş suçu ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamındaki ağır hak ihlallerinin cezasız kalması, hakkaniyet ve insaniyet duygusunu zedelemesi yanında ihlalci zalimlere pasif destek olma anlamı da taşımaktadır. Zira her türlü zulmüne rağmen insanlığın sessiz kalması, Suriye’deki baş zalimi cesaretlendirmekte ve zulmüne dolaylı bir onay aldığını düşünmesine yol açmaktadır. MAZLUMDER başta olmak üzere bazı insan hakları örgütlerinin Suriye’de işlenen savaş suçlarının ve ağır insan hakları ihlallerinin tespitinde ve engellenmesinde Birleşmiş Milletleri daha etkin görev almaya davet etmesi (<strong>1</strong>) takdire şayan bir davranış olmakla birlikte beş üyesine tanıdığı veto imtiyazını lağvetmekten aciz küresel bir kuruluşun bu mezalimi durduramayacağı açıktır.</p>
<p><strong>Suriye İnsan Hakları Ağı</strong> (SNHR), 26 Haziran İşkence Mağdurlarıyla Uluslararası Dayanışma Günü vesilesiyle yayımladığı raporda, Suriye&#8217;de halk ayaklanmasının başladığı Mart 2011&#8217;den bu yana büyük çoğunluğu Esed rejimi tarafından, 177&#8217;si çocuk, 62&#8217;si kadın toplam 14.227 sivilin <strong>işkence sebebiyle</strong> hayatını kaybettiğini açıkladı. Beşşar Esed rejimi 173&#8217;ü çocuk, 45&#8217;i kadın toplam 14 bin 70 kişiyi işkenceyle öldürdü. Terör örgütü YPG/PKK, 1&#8217;i çocuk, 2&#8217;si kadın toplam 43 sivili işkence ederek katletti. Terör örgütü DAİŞ 1&#8217;i çocuk, 14&#8217;ü kadın toplam 32 sivili işkenceyle öldürürken, kimliği belirsiz taraflar ise 15 sivili işkenceyle öldürdü. Askerî muhalifler 43, Hey’etu Tahriri’ş-Şam ise 24 sivilin işkence sonucu ölümüne sebep oldu. Raporda, bu rakamların yalnızca tespit edilmesi mümkün olanlardan ibaret olduğu, gerçek durumun çok daha ağır olabileceği vurgulandı.</p>
<p>“Rejimin cezaevlerinde yaptığı işkencelerin yanı sıra olumsuz hücre koşulları, sağlıksız ve az gıda ve düzensiz uykunun mahkumlarda psikolojik rahatsızlıklara sebep olduğu ifade edildi. SNHR 30 Nisan&#8217;da da Esed rejiminin alıkoyduğu ve akıbetleri bilinmeyen 100 binlerce kişiden 890&#8217;ının cezaevlerinde öldüğünü Mayıs 2018&#8217;den itibaren nüfus dairelerine bildirdiğini açıklamıştı. Muhalif kaynaklar, halihazırda rejimin cezaevleri ve sorgu merkezlerine en az 500 bin kişinin tutulduğunu belirtiyor.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Suriye’de Baas rejiminde hep ihlal edilen ama son 9 yılda pervasızca alenen çiğnenir hale gelen insan haklarına örnek olarak Anadolu Ajansı’nın Haziran 2019 sonunda “Suriye’nin İşkence Mağdurları” ana başlığı altında yayımlamış olduğu birkaç haberi özetle aktarmak yeterli olacaktır.</p>
<p><strong>İnsanlık Ayıbı İşkenceleri Rapor Etmek</strong></p>
<p>“Suriye&#8217;de Beşşar Esed rejimi güçlerince yaklaşık 6 ay alıkonulan ve türlü işkencelere tanıklık eden <strong>Muhammed Firas Mansur</strong>, &#8220;Esed rejiminin zindanlarında rakamlardan ibarettik. Numaram 125&#8217;ti. Bizleri rakamlarla çağırırlardı. Numaramla çağırdıklarında yanıt vermediğim için işkence gördüm.&#8221; dedi. Suriye&#8217;de Esed rejimi ve destekçilerinin, cezaevleri ve sorgu merkezlerinde sebepsiz alıkoyduğu yüz binlerce kişiden biri olan Mansur, 14 Temmuz 2013&#8217;te Şam&#8217;da tutuklandı ve 2 Ocak 2014&#8217;te serbest kaldı. Mansur, rejimin zindanlarında tanıklık ettiği işkenceleri AA&#8217;ya anlattı:</p>
<p>&#8220;Bir gün şehir merkezine dönerken beni takip eden bir güvenlik devriyesine yakalandım. 4. kolorduya sorguya götürüldüm. Orada bir gün işkenceye uğradıktan sonra başka bir güvenlik birimine (Cumhuriyet Muhafızları Birliği) aktardılar. Orada 61 gün kaldım. Daha sonra Askerî Polis Merkezi&#8217;ne oradan da Adra Hapishanesi’ne gönderildim. 4. Kolordu&#8217;da beni yere serdiler. Sonra Şebbihalar beni tekmelemeye başladılar. Şuurumu kaybedene kadar uzun süre vurdular. Cumhuriyet Muhafızları Birliği&#8217;nde ise her gün işkence ritüeli vardı. Burada işlemediğin suçları itiraf etmem için sürekli işkenceler yaparlardı. 60 gün boyunca çeşitli sert işkenceler gördüm. Günde bir defa sadece bayat ekmek kırıkları ile bayat humus verirlerdi. Daha sonra 21.00 civarında yeniden işkence başlardı.</p>
<p>Ayaktan asma, tekerde işkence, suda nefessiz bırakma, plastiği eritip cilt üzerine dökülme, kaynar yağ veya su ile yapılan işkenceler gördük. 50&#8217;li yaşlardaki bir tutuklunun derisi erimişti. İşkence ettikleri kişilere sağlık bakımı yapmazlardı. Bir tutukluyu her gün koğuşun önünde diz çöktürüp ağzına idrarlarını yaparlardı. Bu benim unutmayacağım en zor sahneydi. 16 yaşından küçük çocuklar neden tutuklandıklarını bilmeden işkenceler görüyor. Bir örnek daha vereyim. Kendine yabancılaşma, kendinden kopma sorunu yaşayan 40 yaşındaki bir tutukluya sağlık durumuna bakmaksızın sürekli işkence ettiler. Adam işkenceden dolayı kendinden geçti. Bazen kendini bakan, yetkili ya da doktor zannediyordu… Kafamıza metal ve özel aletlerle vururlardı. Birinin başına gözümüzün önünde vurdular. 48 saat kanlar içinde kaldı. Kimse yardım etmedi…&#8221; Mansur tedavi sonucu işkencenin fiziki izlerinden kurtulduğunu ancak psikolojik etkilerini atlatmanın uzun zaman alacağını kaydetti.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>“<strong>Doğu Guta</strong> bölgesinde başlayan gösterilere katıldığı iddiasıyla muhalif Suriyeli erkeklerin tutuklanarak cezaevlerine atıldığını belirten Abdullah, bunun üzerine eşleri hapishanelerde olan kadınlara ve çocuklarına yardım edebilmek için kadınlardan oluşan bir dernek kurduklarını söyledi. Erkeklerin çoğu öldüğü veya tutuklandığı için tüm yükün kadınların sırtında olduğunu ifade eden Abdullah, Doğu Guta&#8217;ya giriş ve çıkışların yasak olmasından dolayı yardım alamadıklarını anlattı: &#8220;Doktor yok, ilaç yok, mama yok, çok zor durumdaydık, size yaşadıklarımızı anlatamam. Sokaklarda elleri, kolları, kafası kesilmiş yüzlerce ceset vardı. Aileleri öldürülen çocukların sığındıkları evleri benzin dökerek yaktılar, çocuklar dahi yakılarak öldürüldü. Adeta kıyameti yaşadık diyebilirim.</p>
<p>2014 yılında Şam&#8217;a giderken Esed rejimince yakalandım. Gözlerimi kapatarak bilmediğim bir yere götürdüler. Beni 1,5 metrelik demirden yapılmış, tuvaleti içinde bir hücreye attılar. 3 ay boyunca bu hücrede kaldım. İlk 6 gün soruşturmam sürdü. Bana muhaliflerin silahları sakladığı yeri söylememi istediler. &#8216;Benim ilgim yok, sadece insanlara yardım ediyorum.&#8217; desem de inanmıyorlardı. Günde yaklaşık 8 saat işkence sandalyesinde, gözlerim kapalı bir halde işkence ederek beni sorguluyorlardı. Elektrik kablosu ve su hortumuyla beni dövüyorlardı. Bana söyledikleri kötü sözleri size anlatmam mümkün değil, çok kötüydü. Yedinci gün bir kadın geldi ve bana, &#8216;Konuşmazsan büyük kızını getirip senin önünde neler yaparız görürsün.&#8217; diye tehdit etti. &#8216;Silahların yerini söylemiyorsan bari muhaliflerin isimlerini söyle.&#8217; dediler. Sonra bir köpek getirerek üzerime saldılar. Köpek beni dişledikten sonra kendimi kaybedip bayılmışım, sonrasını hatırlamıyorum. 3 ay boyunca tek kişilik hücrede kaldıktan sonra Adra cezaevine götürüldüm.&#8221; Cezaevinde olduğu dönemde eşinin de gözaltına alındığını ve 1 ay işkence edildiğini aktaran Abdullah, &#8220;Eşimi elbiselerini çıkarıp saatlerce işkence etmişler. Eşimin göğüs kafes kemikleri ve kolu kırılmış. Benim ondan, onun benden haberi yoktu.&#8221; diye konuştu.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>“Okumak için 19 yaşında gittiği Suriye&#8217;de, Türk istihbaratı adına faaliyet yürüttüğü iddiasıyla tutuklanarak 21 yıl cezaevinde tutulan ve 2016&#8217;da serbest bırakılan Hataylı <strong>Riyad Avlar</strong>, yaşadığı acı dolu günleri ve gördüğü işkenceleri unutamıyor. Halep&#8217;te gözaltına alındıktan sonra 2 yıl hücrede tutulan Avlar, falaka, askıda elektrik, cinsel saldırı gibi işkencelere maruz kaldı. Hücredeki karanlık günlerinin ardından müebbet hapis cezasına çarptırılarak Sednaya Cezaevi’ne götürülen Avlar&#8217;a, burada da askerler tarafından işkence edildi… 2016 yılında serbest bırakıldı. Yaşadığı acılara inat hayata tutunmaya çalışan Avlar, kendi durumunda olanlara yardım edebilmek için Sednaya Derneği’ni kurdu. AA muhabirine yaptığı açıklamada Avlar, üzerinde bütün işkence yöntemlerinin denendiğini ifade etti:</p>
<p>&#8220;İki yıl boyunca kapkaranlık bir hücrede izole şekilde yaşadım. Diğer mahkumlara yapılan işkence seslerini de duyuyordum. Hiç kimseyle iletişime geçemiyordum. Arada çıkarıp zevk için işkence yapıyorlardı. İki yıl sonunda açlık grevine başladım. Beni neden tuttuklarına dair cevaplar almak istiyordum. Beni öldürmelerini ya da bırakmalarını istiyordum. Tabii yine işkence yaptılar. 15 gün grevimi sürdürdüm. Bunun üzerine beni siyasi bölüme taşıdılar…</p>
<p>2011’den sonra işkence yöntemleri değişti. Askere bakmak yasak olmuştu. Anahtar sesi duyar duymaz herkes duvara dönüp ellerini başının üstüne koymak zorundaydı. Birinin onları gördüğünden şüphelenirlerse oracıkta öldürüyorlardı. Ölüm çok ucuz bir hale gelmişti. Ölen o kadar çoktu ki günde bir iki defa gelip cesetleri taşıyacak askerî görevlilere ihtiyaç duyuldu. Yemek getirip mahkumların önüne koyuyorlardı ancak yemeleri yasaktı. Mahkûm 3-4 gün o yemeğe bakarak aç kalıyordu. Sonra asker yemeği yere veya tuvalete dökerek yemelerini istiyordu. Açlıktan ölüm artmıştı. Ayrıca doktorlar da işkence yapmaya başlamıştı. Her bölümün muayene günleri oluyordu. Hastaları teşhis edip işkenceyle öldürmeye başladılar. Askerî hastanelere götürülüp dönmeyen birçok mahkûm vardı. Bir süre sonra salgın hastalıklar başladı…&#8221; (<strong>5</strong>).</p>
<p>“Beşşar Esed rejiminin cezaevlerinde 9 ay boyunca işkencelere tanıklık eden ve kendini rejimin hak ihlallerini belgelemeye adayan <strong>Nur Hatib</strong>, rejim karşıtı gösterilerde yaralananlara yardım ettiği için henüz 19 yaşındayken tutuklandı. Yaşadıklarını AA muhabirine anlatan Hatib şöyle konuştu:</p>
<p>“Daha önce burada kalanların hikayelerini duymuştum, o yüzden işkenceden çok korkuyordum. Ölümü tercih ederdim. Karanlık, bir metrekarelik alandaydım. Günde bir defa pencereyi yemek uzatmak için açtıklarında hücreye ışık girerdi. O arada duvardaki yazıları görürdüm. Kimisi kan, kimisi tırnakla kazıyarak yazılar yazmıştı. Hücre duvarında kanla &#8216;Anne seni çok özledim&#8217; yazıyordu. Kur&#8217;an ayetleri, sabır mesajları yazılmıştı ayrıca isimler yazılıydı. Sanırım birilerini görürse, ailelerine haber verir düşüncesiyle yazmışlardı… Darp edildim. Sorgu sırasında yanımda bir Şebbiha duruyordu. Görevi, suçlamaları reddettiğimde başıma vurmaktı… Bir gence koridorda işkence ederlerken, kafasını benim hücremin kapısına vururlardı, acıdan bağırırdı, vurunca susardı. Karanlık içindesin. İşkence seslerini duyuyorsun. Bir anda kapında hızla bir çarpma sesi&#8230; İşte o sahneyi unutamıyorum.&#8221; (<strong>6</strong>).</p>
<p>Rejim karşıtı gösterilere katıldığı iddiasıyla öğrenim gördüğü Şam Üniversitesinin kapısında tutuklanan ve 3 yıl cezaevinde tutulan 29 yaşındaki <strong>Ahmet Helmi</strong>, gördüğü işkenceleri unutamıyor. Şam Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği okuyan Helmi, Daraya kentindeki gösterilere katıldığı gerekçesiyle üniversitedeki teftiş sırasında kimliğine el konularak gözaltına alındı. Mali kefaletle hapishaneden çıktıktan sonra Türkiye&#8217;ye sığınan Helmi, rejimin yeraltı hapishanelerinde 3 yıl boyunca maruz kaldığı işkenceleri AA muhabirine anlattı:</p>
<p>“Üniversitenin içinde bulunan küçük hapishanede aynı üniversitede okuduğum rejim yanlısı arkadaşlarım herhangi bir sorgulama olmadan beni darp etti. İtham edilen suçun doğruluğu ve tahkiki onlar için önemli değildi. Askerler bir yandan beni sorgularken bir yandan işkence uyguluyorlardı. İşkence yapan askerler sanki insana değil, çirkin ve cansız bir varlığa işkence yapıyorlardı. İşkenceler ilk 15 gün aralıksız devam etti. Falakaya yatırma, kanlı yaraları tuzlu suya batırma, ayakları soğuk suya batırarak vücudu hissizleştirme, elektrik verme, yüksek sesle elektrik sesi dinletme gibi işkencelere maruz kaldım. İkiye katlanan bir tahtanın ortasına mahkûmu oturtarak basınç işkencesi uyguluyorlardı. Yani mahkûm başı ayaklarına değecek şekilde ikiye katlanıyordu. Ayrıca soğuk bir zeminde günlerce bizi ayakta veya dizlerimizin üzerinde beklettiler. Zemin öyle soğuktu ki ayaklarımız soğuktan acıyordu ve o acı beynimize kadar tırmanıyordu.</p>
<p>Küçücük bir koğuşta 630 kişiydik. Odaya sığamadığımız için nöbetleşe olarak bir kısmımız 12 saat ayakta duruyor, bir kısmımız da oturuyordu. İki ay boyunca karanlıkta yaşadık. Birbirimizin hikâyelerini biliyor ancak tanımıyorduk, yüzümüzü göremiyorduk. Aylarca karanlığa gömüldükten sonra aylarca güçlü ışığa maruz kaldık. Böylece hayatımızdan gece, gündüz ve zaman kavramlarını çıkardılar. Aylarca havasız bir ortamda ve aynı kıyafetler içinde temizlenmeden yaşadık. Bir süre sonra kıyafetlerimizde insan kanını emen küçük böcekler türemeye başladı. İşkencelerin yanında hijyen eksikliği, hastalık ve ilaç yokluğu gibi sebeplerden ölümler arttı. Nefes almamız bile bir işkenceydi, çünkü her yer ölüm kokuyordu. Böyle bir ortamda dışarıyla bağımız olmadan aylarca yaşadık. Fiziksel işkencelerden ziyade maruz kaldığımız baskı ve psikolojik hasar daha büyüktü. Ardımızda bıraktığımız ailemizle ilgili endişelerimiz ise kalbimizi kemiriyordu…&#8221; (<strong>7</strong>).</p>
<p>İnsanlık haysiyetini ayaklar altında çiğneyen Esed rejimini durdurmak ve Suriye’de gizlisiyle resmîsiyle binlerce hapishanede işkence gören mazlumların serbest kalması için etkili çözüm yolları aramak vicdanı körelmemiş her bir sağlıklı yetişkin bireyin boynuna borçtur. Bu insanlık borcunun büyüğü devletleri yönetenlerin, toplumları yönlendirenlerin, kanaat önderi ve aydınların üzerine düşmektedir…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/<strong>sessiz-kalmayalim-ki-suriyede-insanlik-olmesi</strong>/13575, 23.05.2019.</li>
<li>Eşref Musa ve Burak Karacaoğlu; “<strong>Suriye&#8217;de 14.227 Sivil İşkenceyle Öldürüldü</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/suriyede-14-bin-227-sivil-iskenceyle-olduruldu/1516245, 26.06.2019.</li>
<li>Muhammed Shekh Yusuf ve Adham Kako; “<strong>Esed Rejiminin Zindanlarında Rakamlardan İbarettik</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/suriyede-rejimin-iskencesine-maruz-kalan-mansur-esed-rejiminin-zindanlarinda-rakamlardan-ibarettik/1515990, 26.06.2019.</li>
<li>Müslüm Etgü; “<strong>Esed&#8217;in İşkencecileri Elektrik Kablosu ve Hortumla Dövüyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/esedin-iskencecileri-elektrik-kablosu-ve-hortumla-dovuyordu/1516026, 27.06.2019.</li>
<li>Büşranur Begçecanlı; “<strong>Yemeği Tuvalete Dökerek Yemelerini İstiyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/yemegi-tuvalete-dokerek-yemelerini-istiyordu/1517189, 27.06.2019.</li>
<li>Selen Temizer, Burak Karacaoğlu, Eşref Musa ve Adham Kako; “<strong>Hücre Duvarlarında Kanla &#8216;anne seni çok özledim&#8217; Yazıyordu</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/hucre-duvarlarinda-kanla-anne-seni-cok-ozledim-yaziyordu/1517029, 27.06.2019.</li>
<li>Büşranur Begçecanlı; “<strong>Nefes Almamız Bile Bir İşkenceydi</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/suriyenin-iskence-magdurlari/nefes-almamiz-bile-bir-iskenceydi/1518010, 28.06.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-rejimin-agir-hak-ihlallerini-gormek-ve-duymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE TUTSAK KADIN VE ÇOCUKLAR ÖZGÜR OLANA DEK ÇALIŞMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadin-ve-cocuklar-ozgur-olana-dek-calismak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadin-ve-cocuklar-ozgur-olana-dek-calismak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2019 14:25:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[1820 SAYILI KARAR]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KURULU]]></category>
		<category><![CDATA[BMGK]]></category>
		<category><![CDATA[BÜLENT YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[Cenevre Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD GÖKDEMİR]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ESİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[GAMZE ÖZÇELİK]]></category>
		<category><![CDATA[HUKUKÇULAR DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İHAK]]></category>
		<category><![CDATA[İHH İNSANİ YARDIM VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN ESİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[KADRİYE SINMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜR DÜŞÜNCE VE EĞİTİM HAKLARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜRDER]]></category>
		<category><![CDATA[RAMAZAN BEYHAN]]></category>
		<category><![CDATA[SAİHA EL-BARUDİ]]></category>
		<category><![CDATA[SNHR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE İNSAN HAKLARI AĞI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[UHUB]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI HUKUKÇULAR BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI MÜLTECİ HAKLARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[UMHD]]></category>
		<category><![CDATA[YAİDER]]></category>
		<category><![CDATA[YARBAY SÜLEYMAN CUMA]]></category>
		<category><![CDATA[YERYÜZÜ ADALET VE İNSAN HAKLARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[YERYÜZÜ ÇOCUKLARI DERNEĞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=816</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye genelinde aktif faaliyet gösteren 10 Sivil Toplum Kuruluşu, Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Suriye hapishanelerindeki kadınların ve çocukların derhal serbest bırakılması için “Son Kadın ve Çocuk Özgür Oluncaya Dek” sloganıyla Türkiye ve dünya kamuoyuna bir çağrı yaptı. 10 Aralık 2018 tarihinde İstanbul’dan yapılan çağrıda, hapishanelerde şiddete maruz bırakılan kadın ve çocukların bir an önce [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye genelinde aktif faaliyet gösteren 10 Sivil Toplum Kuruluşu, Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Suriye hapishanelerindeki kadınların ve çocukların derhal serbest bırakılması için “<strong>Son Kadın ve Çocuk Özgür Oluncaya Dek</strong>” sloganıyla Türkiye ve dünya kamuoyuna bir çağrı yaptı. 10 Aralık 2018 tarihinde İstanbul’dan yapılan çağrıda, hapishanelerde şiddete maruz bırakılan kadın ve çocukların bir an önce serbest bırakılması talep edildi.</p>
<p><strong>Tutsak Kadın ve Çocuklar Sorununa Dikkat Çekmek</strong></p>
<p>İHH İnsani Yardım Vakfı, İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK), Uluslararası Mülteci Hakları Derneği (UMHD), İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜRDER), Yeryüzü Çocukları Derneği, Uluslararası Hukukçular Birliği (UHUB), Yeryüzü Adalet ve İnsan Hakları Derneği (YAİDER) ve Hukukçular Derneği’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği basın açıklamasına eski oyuncu Gamze Özçelik ve çok sayıda katılımcı da destek verdi.</p>
<p>Yapılan basın toplantısında, Mart 2011’den 2017 sonuna kadar tespit edilebilen tutuklu kadın sayısının <strong>13.581</strong> olduğu, Suriye rejim güçleri tarafından halen hapishanelerde tutulan kadın sayısının ise <strong>6.736</strong> olduğu açıklandı. Hapishanelerde tutulan kadınların ve çocukların, yıllardır şiddet gördüğü, cinsel saldırıya ve tecavüze uğradığı, işkenceyle öldürüldüğüne vurgu yapıldı.</p>
<p>Uluslararası anlaşmalara göre kadınların ve çocukların savaşlarda asla pazarlık konusu yapılmaması gerektiğine dikkat çekilen toplantıda Suriye ve Bosna-Hersek’te savaş zamanı hapishanelere atılan ve kötü muamelelere uğrayan bazı kadınlar da yaşadıkları acıları ve verdikleri mücadeleyi anlattılar.</p>
<p>Basın toplantısında İHH İnsani Yardım Vakfı adına konuşan Bülent Yıldırım özetle şu hususları dile getirdi: “Suriyeli kadınların dramlarına dikkat çekmek için daha önce dünyanın her yanından 10 bin kadın bir araya geldi ve bir <strong>Vicdan Konvoyu Hareketi</strong> gerçekleştirdi. Bu durumu halklara ve devletlere iyi anlatmalıyız. Bu acıları ve çatışmaları vicdan sahibi insanlar olarak hep beraber durdurmalıyız. Bu konu Astana ve Cenevre’de bir numaralı konu olmalıdır. Vicdan sahibi herkese sesleniyoruz. Bu kadınların ve çocukların durumunu gündeme getirmek için herkes çalışmalı ve gayret göstermelidir. Buradan Suriye rejimine de bir çağrı yapıyoruz. Suriye’deki tüm hapishanelere gözlemci olarak gitmek istiyoruz. Hapishaneler uluslararası kurumların gözlem ve denetimine açık hale getirilsin. Suriye hapishanelerindeki kadınların ve çocukların çektiği acılar bütün Müslümanların ayıbıdır. Bu ayıbı ortadan kaldırmak için herkese büyük görev düşüyor.”</p>
<p>MAZLUMDER adına açıklama yapan Genel Başkan Ramazan Beyhan ise özetle şu vurguları yaptı: “İnsan Hakları Bildirgesi ne yazık ki sadece Batılı insanlar için söz konusudur ve onların çıkarlarını korumaktadır. Suriye’de yaşanan kötü durum ve işkence devam ediyor, ölümler sürüyor. Bu konu uluslararası alanda çok gündeme gelemiyor. Suriye’de insanlık, kültür ve sanat dahil olmak üzere <strong>her şey yok edildi</strong>.  Herkes bu sorunun çözümü için çaba göstermelidir.”</p>
<p>Toplantıya katılan Bosnalı ve Suriyeli eski kadın tutsaklar, savaş döneminde yaşadıkları acıları basın mensuplarına anlattı. STK’lar adına İHAK Genel Başkanı Av. Cihad Gökdemir’in okuduğu aşağıdaki basın açıklamasına (<strong>1</strong>) eski kadın tutsaklardan bazılarının yaşadıkları acıklı hikayeler de eklendi.</p>
<p><strong>Suriye Zindanlarındaki Kadın ve Çocukların Çığlıklarını Duymak</strong></p>
<p>“Suriye’de 8 senedir devam eden savaşta <strong>resmî</strong> rakamlara göre <strong>20 bini çocuk</strong> olmak üzere <strong>450 bin</strong>den fazla insan öldü; 150 bin kişiden haber alınamıyor. On binlerce insanın da hapishanelerde işkence gördüğü tahmin ediliyor. Hapishanelerde binlerce kadın ve çocuk olduğu biliniyor. Ancak bu sayıların tespit edilemeyen vakalarla beraber çok daha fazla olduğu kabul ediliyor.</p>
<p>Suriye’yle ilgili faaliyet gösteren uluslararası STK’lar, BM 73. Genel Kurul toplantısında, “Suriye&#8217;deki savaşın başlamasından bu yana 210 bin kişinin tutuklandığı, 85 bin kişinin kaybolduğu ve 14 bin kişinin hapishanelerde işkence gördüğünü” bildirmişlerdir. Uluslararası raporlarda hapislerde binlerce insanın öldürüldüğü de belirtiliyor.</p>
<p>Suriye insan hakları kuruluşlarının son verilerine göre Mart 2011’den 2017 sonuna kadar Suriye’de tutuklu kadın sayısı, daha önce hapishanelere girmiş-çıkmış ve halen tutuklu bulunan kadınlarla birlikte <strong>13.581</strong>’dir. Halen hapishanelerde bulunan kadın tutuklu sayısı ise <strong>6.736</strong>’dır. Tutuklu kadınlardan 6.319’u yetişkin, 417’si ise<strong> çocuk</strong>tur. 55 kadın gördüğü işkenceden dolayı hayatını kaybetmiştir. Ancak bu rakamlar tespit edilebilen kişileri ifade etmektedir. Bazı kaynaklar halen Suriye’de farklı istihbarat merkezleri ve cezaevlerinde <strong>16 bin</strong> kadın ve çocuğun tutulduğunu rapor etmektedir.</p>
<p>Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) kayıt altına alınan tutuklamalardan derlediği bilgilere göre çatışan taraflara ait gözaltı merkezlerinde en az 8.633 kadın tutuluyor ve akıbetleri meçhul. Bunların 7 bini Esed rejimine ait cezaevlerinde yargılanmaksızın alıkonuluyor. Tutuklu kadınların yaşadığı en büyük mağduriyetlerin başında cinsel içerikli şiddet ve <strong>tecavüz vakaları</strong> gelmektedir. Suriye rejiminin güvenlik güçleri, istihbarat birimleri ve rejime bağlı militanlar, kadın tutuklulara karşı cinsel içerikli şiddeti ve tecavüzü bir <strong>savaş ve sorgu silahı</strong> olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik bu tür uygulamalar, rejim güçlerinin elinde muhalif kadınları sindirmek veya eşleri üzerinden çatışmaya yön vermek amacıyla askerî-siyasi stratejinin bir parçası haline getirilmiştir.</p>
<p>SNHR verileri, rejim güçlerinin gözaltı merkezlerindeki en az 864 kadına ve 18 yaş altındaki en az 432 kız çocuğuna yönelik <strong>7.699 tecavüz</strong> vakasına karıştığını bildiriyor. Ancak gerçekte tutuklu ve tecavüz edilen kadın sayısının bu rakamların çok üzerinde olduğu biliniyor. Bunun nedeni tutuklamaların çoğunun kayıt altına alınmadan gerçekleştirilmesi ve tecavüz mağduru kadınların sessiz kalmak zorunda bırakılması.</p>
<p>Yaşadıkları zulmü aktaran kadınların anlattıklarından, kadınların erkeklerle aynı hapishanelere konulduklarını, küçücük hücrelerde 30 kadının birlikte tutulduklarını, bazılarının yanında iki yaşına bile ulaşmamış bebeklerin bulunduğunu, sorguları sırasında rejim görevlerinin istedikleri cevapları vermeyen kadınların ya tecavüzle tehdit edildiğini ya başka bir kadına tecavüzün seyrettirildiğini ya da kendisinin tecavüze maruz kaldığını, bazı vakalarda da bir kadının birden fazla kere bu menfur olayı yaşamak zorunda bırakıldığını öğreniyoruz. Bu süreçlerde bazı kadınların hamilelik ve büyük travmalar yaşadığı raporlara yansıyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu (BMGK) 19 Haziran 2008 tarihinde yayımladığı 1820 sayılı kararda; “savaşın hâkim olduğu coğrafyalarda kadınlara ve kız çocuklarına karşı uygulanan cinsel içerikli şiddeti savaş suçu, <strong>insanlığa karşı işlenmiş bir suç</strong> ya da soykırıma temel teşkil eden bir davranış” şeklinde tanımlamıştır. BMGK’nın aynı oturumunda cinsel istismar, “bir halk ya da etnik grubun sivil üyelerini aşağılamak, onlar üzerinde hâkimiyet kurmak, korku yaratmak ve neticede onları yerlerinden etmek amacıyla kullanılması” sebebiyle bir “savaş aracı” olarak tanımlanmıştır.</p>
<p>Ayrıca savaş zamanlarında sivillerin korunmasına yönelik imzalanan Cenevre Sözleşmesi’ne göre <strong>kadın ve çocukların namusları</strong> koruma altına alınmıştır. Anlaşmanın 27. maddesine göre, “kadınlar namuslarına taarruz, bilhassa ırzlarına tecavüz, fuhşa ve her türlü cinsel hareketlere maruz kalmaktan korunacaktır” denmektedir.</p>
<p>Her ne kadar bu kararlar Suriye Savaşı’ndan çok önce alınmış olsa da uluslararası kamuoyu bugüne kadar ne Suriyeli kadınları ve çocukları insanlık onurunu ayaklar altına alan bu savaş aracından koruyabilmiş ne de bu suçu işleyenleri cezalandırabilmiştir!</p>
<p>Son yüzyıl içerisinde iki dünya savaşı da dahil olmak üzere yaşanan hiçbir savaşta Suriye’deki kadar <strong>uzun süreli kadın ve çocuk esareti</strong> yaşanmamıştır!</p>
<p>Suriye’de savaşın ve sebep olduğu problemlerin çözümü için uluslararası toplantıların arttığı son aylarda, “hapishanelerdeki kadın ve çocuk tutuklu ve mahkûmların serbest bırakılması” meselesinin en ivedi çözülmesi gereken konu olduğunu hatırlatıyoruz. “Kadınlar ve çocuklar savaşların malzemesi olamaz, pazarlık konusu yapılamaz ve silah olarak kullanılamaz!”</p>
<p>Bu noktada uluslararası toplantıların aktörlerinden olan Rusya ve İran’a da büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu ülkeler Suriye’de cezaevlerinde tutulan kadın ve çocukların <strong>pazarlık konusu yapılmadan</strong> serbest bırakılması için harekete geçmelidir. Suriye’de yaşanan savaş bittikten sonra bu konuda sorumluluğu olan herkes uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara yönelik savaş suçları için adaletin karşısına çıkmaktan kaçamayacaktır.</p>
<p>Bizler, Suriye hapishanelerinde 8 yıldır işkence gören, taciz edilen ve tecavüze uğrayan kadın ve çocukların bir an önce serbest bırakılması için vicdan sahibi herkese çağrı yapıyoruz. Kadınların ve çocukların acılarının bitmesi, özgürlüklerine kavuşmaları ve yeniden hayata kazandırılmaları için Türkiye ve dünya kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz. Kadınlar ve çocuklar savaşların malzemesi olamaz, pazarlık konusu yapılamaz ve silah olarak kullanılamaz!”</p>
<p><strong>Suriye Hapishanelerinden Kurtulan Kadınların Tanıklıklarını İhbar Kabul Etmek</strong></p>
<p>Tecavüzün, fiziksel ve psikolojik türlü işkencelerin olağanlaştığı, <u>yeraltında gizli hapishanelerin kurulduğu</u>, haksız yere usulsüzce tutuklanan insanların uyuma, beslenme, temizlenme, ihtiyaç giderme gibi zaruri ihtiyaçların bile engellendiği, işkence, açlık ve pislikten insanların can verdiği, cesetlerin köpeklere yedirildiği veya <u>dev kıyma makinalarında öğütülüp kanalizasyon çukurlarına atıldığı</u> Suriye cehenneminden kurtulabilen bazı kadınların yürek yakan tanıklıklarından sadece dördünü sansürleyerek iktibas etmekle yetinelim:</p>
<p>“İsmim 11. Bu bana hapishanede verilen isim. Esed’in koruduğunu iddia ettiği azınlıklardan birine mensubum. Belki de azınlık olup da Esed taraftarı olmamak benim ikinci suçumdu. Abluka altındaki bölgelere tıbbi malzeme, yardım ve bebekler için süt yolluyordum. Bu en az 20 yıl hapiste kalmak ve müebbet hapis cezası yemek için yeterli bir suçtu… Hapishaneden çıkalı bir sene olmasına rağmen hala etkisinden kurtulamadım. Fiziksel olarak buradayım ama psikolojik olarak ben hâlâ 5 yıldır annesi, kardeşi ve büyükannesiyle birlikte hapsedilen çocuklarla birlikte oradayım. Ailesinden birisi rejimin yanında değil de diğer tarafta olmayı seçti diye hapsedilen, üç yaşındayken gözaltına alınan ve beş yıldır hapishanede tutulan bir çocuk… Orada en büyük ve <u>en güzel düşleri ölüm olan insanlar var</u>! Bu caninin işlediği suçlara ve sadistliğine son vermenizi istiyorum.” (Onbir).</p>
<p>“İki çocuk annesiyim. Eşimle Beyrut’a giderken yoldaki bir kontrol noktasında gözaltına alındım. Başörtümü çıkarmayı reddettiğim için ilk etapta işkence gördüm. Herkesin gözü önünde tecavüze maruz kaldım. 55 yaşındaki bir kadına dahi tecavüz edildi! 9. sınıfta bir kız çocuğu vardı. Ona odadaki herkesin gözü önünde 6 kişi tecavüz etti! Gecelerimiz ayrı bir cehennem gibi geçiyordu. Askıya asıyorlardı bizi. Bayılınca askıdan indirip yerdeki suya elektrik vererek tekrar ayıltıyorlardı. Her sabah işkence, akşamında tecavüz! Kimse bizi duymadı. Gece saat 12’den sonra neler olurdu bir bilseniz! Komutan Süleyman, en güzel kızları seçip odasına getirtirdi. Ofisinde 2 oda vardı. Arka oda tecavüz odasıydı. Tecavüze uğrayan bir kız hamile kaldı. Hamileyken de tecavüze uğruyordu. 6. ayında doğum yaptı. Annesinin gözü önünde bebeğe kurşun sıkıp öldürdüler! O kız <u>aklını oynattı</u>! Şimdi ailesi onu iple bağlıyor! Cezaevlerindeki insanların açlıktan kemikleri dışarı çıkmış, dövülmekten yaşlanmış, hareket eden cesetler gibiydiler. Odalardan sadece ölüm ve ceset kokusu alıyordum…” (Saiha el-Barudi, Hama).</p>
<p>“Rejim askerleri, muhaliflere yardım ettiği gerekçesiyle kız kardeşimi almaya gelmişti. Onlara kardeşimi teslim etmediğim için beni de içeri attılar. 100 gün hapiste kaldık. Konuşmayınca işkenceye başladılar. Her bir gün yüz sene gibi geldi bize. Bazen aynı hücrede tuttular, bazen de tek hücreye attılar bizi. Bize çok işkence ettiler. Kırbaçlarla vurduklarında korkup büzülüyordum. Ona tecavüz ederken bana, bana ederken de ona izletiyorlardı! Bir gün beni havaya atıp yere bıraktılar, hem belim hem de ayağım kırıldı. On üç gün bilinç kaybı yaşadım. Uyandığımda kız kardeşimi kanlar içinde gördüm. Ona da aynı şeyleri yaptıklarını anladım. Kız kardeşime işkence yaparlarken bana yardım etmem için yalvarıyordu, ama ben hiçbir şey yapamıyordum. Günlerce yemek vermedikleri oluyordu, verdiklerindeyse pilav veya makarnayı suda ıslatıyorlardı, içi böcek dolu oluyordu. Sonunda kardeşim de ben de hapisten çıktık ama yaşadıklarımızdan sonra birbirimizin yüzüne bakacak halimiz kalmadı. Birlikte yaşayamaz olduk. Kardeşim bir Avrupa ülkesine gitti. Ben de Türkiye’ye geldim.” (Mariye, Şam).</p>
<p>“Evli ve 3 çocuk annesiyim. 3 Ağustos 2012’de evime düzenlenen baskın sonucunda tutuklandım. İşkenceleri üç gün aralıksız ve şiddetli bir şekilde devam etti. Sorgulama öğleden sonra saat ikide başlayıp akşam sekize kadar sürüyordu. Her gün tutuklu kadınlardan ikisi Yarbay Süleyman Cuma’nın ofisine götürülüyordu. Bu ofiste iki yatak, tuvalet ve içi alkollü içeceklerle dolu bir dondurucu vardı. Dördüncü gün küfür ve darp ile sorgulamanın ardından akşam saat dokuz sularında benim gibi tutuklu olan genç kızlardan biriyle birlikte Yarbay Süleyman’ın ofisine götürüldüm. Yarbay Süleyman ve arkadaşları tarafından bize dönüşümlü bir şekilde tecavüz edildi! Bir taraftan “İşte istediğiniz özgürlüğü size veriyoruz köpekler!” diyerek alay ediyordu. Bana ve diğer genç kızlara yaptığı bu çirkin fiil 24 gün boyunca devam etti. Hama’daki özgür ordudan bir tabur ile tutuklu bulunduğum şubenin görevlileri arasındaki mübadele anlaşması esnasında serbest bırakıldım. Bana yapılanları ömrüm boyunca unutmam. Ne olursa olsun, hakkımı onlardan alacağım.” (Mariye, Hama).</p>
<p>Suriye’de Şubat 2019 başı itibarıyla yaşama hakkı başta olmak üzere canice devam ettirilmekte olan çocuk hakkı ihlalleri konusunda, Kadriye Sınmaz’ın hazırlayıp İNSAMER’in yayımladığı “Suriye’de Çocuk Hakkı İhlalleri” raporunu incelemeyi tavsiye ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>www.<strong>amerikaninsesi</strong>.com/a/suriyede-tutuklu-kadin-ve-cocuklarin-serbest-birakilmasi-cagrisi/4694224.html, 10.12.2018.</li>
<li><strong>ihh.org.tr</strong>/haber/stklardan-suriye-zindanlarindaki-kadin-ve-cocuklar-icin-cagri, 10.12.2018.</li>
<li><strong>mazlumder</strong>.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/suriye-hapishanelerindeki-kadinlarin-ve-cocuk/13410, 10.12.2018.</li>
<li><strong>Suriyeli Kadınlar: Bitmeyen Acılar, Kaybolmayan Umutlar</strong>. İHH İnsani Yardım Vakfı, İstanbul 2015, 48 s. www.ihh.org.tr/yayin/suriyeli-kadinlar-bitmeyen-acilar-kaybolmayan-umutlar, 13.04.2015.</li>
<li>Kadriye SINMAZ; <strong>Suriye’de </strong><strong>Ç</strong><strong>ocuk Hakkı </strong><strong>İ</strong><strong>hlalleri</strong>, İNSAMER, Araştırma No: 94, İstanbul, Şubat 2019, 10 s. https://insamer.com/tr/suriyede-cocuk-hakki-ihlalleri_1998.html, 13.02.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadin-ve-cocuklar-ozgur-olana-dek-calismak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
