<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ŞİBLÎ NUMANÎ Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/sibli-numani/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/sibli-numani/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Apr 2019 04:14:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SÖMÜRÜYE ELVERİŞLİLİKTEN KURTULABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/somuruye-elverislilikten-kurtulabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/somuruye-elverislilikten-kurtulabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 04:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALİGARH KÜLLİYESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CEZAYİR EMİR ABDÜLKÂDİR]]></category>
		<category><![CDATA[DÂRU’L-MUSANNİFÎN]]></category>
		<category><![CDATA[DÂRU’L-ULÛM DİYOBEND ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FAS ABDÜLKERİM HATTÂBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[İNGİLİZ CASUSU LAWRENCE]]></category>
		<category><![CDATA[IŞİD (DAİŞ) TERÖR ÖRGÜTLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KAFKASYA İMAM ŞAMİL]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[NEDVETU’L-ULEMÂ]]></category>
		<category><![CDATA[NEDVÎ DÂRU’L-ULÛMU]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. AZİZ SANCAR]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİBLÎ NUMANÎ]]></category>
		<category><![CDATA[SİR SEYYİD AHMED HAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÖMÜRÜYE ELVERİŞLİ OLMA DURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[SUDAN EL-MEHDÎ]]></category>
		<category><![CDATA[TUNUS ZERKÂVÎ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=871</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce şahsiyeti, hâtıratı, gözlemleri, değerlendirme ve tahlilleri konusunda örnek pasajlar yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslam âleminin temel problemlerinin başında gelen “sömürülmeye elverişli olma durumu”na ve bu zaaftan kurtulabilmenin yoluna ilişkin tespit ve önerilerinden birkaç paragrafı “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden iktibas ederek dikkatinize sunmak istiyorum. Sömürünün Mahiyetini ve Sömürüye Elverişlilik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce şahsiyeti, hâtıratı, gözlemleri, değerlendirme ve tahlilleri konusunda örnek pasajlar yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslam âleminin temel problemlerinin başında gelen “sömürülmeye elverişli olma durumu”na ve bu zaaftan kurtulabilmenin yoluna ilişkin tespit ve önerilerinden birkaç paragrafı “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden iktibas ederek dikkatinize sunmak istiyorum.</p>
<p><strong>Sömürünün Mahiyetini ve Sömürüye Elverişlilik Durumunu Kavramak </strong></p>
<p>“Malik Bin Nebi -Cezayir’de yaşadığım esnada sıkça görüşüp fikir teatisinde bulunduğum bu muhterem zât-, bir eserinde şöyle demektedir:</p>
<p>“Filistin’den bir Yahudi heyeti Mısır’da hükümran olan İngiltere’nin genel valisiyle görüşmek için Kahire’ye giderek vali ile görüşür. Bu görüşme esnasında heyetin başkanı <strong>Yahudi hahamı </strong>valiye hitaben şöyle der (s.321):</p>
<p>“Ekselansları, bizim bu mülakattaki hedefimiz ve isteğimiz sizce malumdur. Sizin arzunuz ve hedefiniz de bizce malumdur. İkimiz de ölüm döşeğinde olan şu ‘hasta adam’ın ölümünü hızlandırmak ve ondan kurtulmak istemekteyiz. Zira o varken varmak istediğimiz hedeflere istediğimiz süratle yetişmek mümkün olmamaktadır. Bizim isteğimiz Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulması, sizinki ise başta Hindistan olmak suretiyle bütün Âlem-i İslâm’ın hükümranlığını elde ederek tarafınızdan sömürülmesidir. Ancak, şu var ki; biz hedefimize sizsiz varabiliriz. Ama siz hedefinize bizsiz varamazsınız. Zira her ikimizin de hedefinin gerçekleşmesi için gereken <strong>para ve maddi güç</strong> bizdedir. Onun için biz hedefimize ne yapıp edip sahip olduğumuz bu güç dolayısıyla varabiliriz. Ama siz bizim yardımımız olmadan hedefinizi gerçekleştiremezsiniz.”</p>
<p>Meşhur İngiliz casusu Lawrence, Birinci Dünya Savaşı hakkında fikir beyan ederken şöyle demektedir: “Bu savaşın neticesi, İslâm âleminin <strong>hilafet idaresi altında</strong> bir daha İngiltere’nin ve Batı’nın karşısına çıkmamasının mutlak şekilde temin edilmesidir.”</p>
<p>Bu iki görüşten anlaşılan netice şudur: Gerek beynelmilel Yahudi teşkilatı ve gerekse o zamanın Amerika’sı sayılan İngiltere’nin hedeflediği şey Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılmasıdır. Zira bu iki gücün amacına ulaşmasını engellemekte olan yegâne güç, o (zayıfladığı) zaman dahi olsa Osmanlı Devleti’ydi. Onun için ne yapıp edip Osmanlı Devleti’nin tasfiyesini temin etmek gerekmekteydi. Bundan dolayı diyorum ki; Birinci Dünya Savaşı’nın sebebinin esas itibarıyla beynelmilel <strong>Yahudi teşkilatının arzu ettiği neticeyi</strong> elde etmek olduğuna inanmaktayım. Diğer tâli derecedeki sebepler pek önemli sayılmaz. İşte Lawrence’in dediği gibi Birinci Dünya Savaşı’nın neticesi bu güçlerin arzu ettiği şekilde tecelli etmiştir. Ve Osmanlı Devleti, altı asırlık İslâm âlemi hâkimiyetinden sonra bu beynelmilel güçler tarafından hezimete uğratılarak İslâm bayraktarlığına veda etmiştir (s.322).</p>
<p>Bugünkü manzaraya baktığımız zaman; o zamanki durumla bugünkü durum arasında pek <strong>fark bulunmamaktadır</strong>. O gün dünyaya hâkim olan güç İngiltere idi. Bugün ise Amerika’dır. O gün ve bilhassa Osmanlı Devleti yok edildikten sonra İslâm âlemi paramparça olmaktan kendini kurtaramamıştır. O büyük coğrafya, sömürgeci devletler tarafından teker teker yutuldu ve köleleştirildi. Kuzey Afrika’da Cezayir, Tunus, Libya, Fas gibi devletler Fransızlar tarafından sömürgeleştirildi. Hindistan 1856’da… Bilhassa Hint Müslümanlarının karşı koyma hareketi hezimetle neticelenince İngiltere bütün Hindistan’a el koydu. Ve o koca kıta İngiltere’nin sömürgesi durumuna geldi. Sadece Hindistan’a değil, Hindistan’daki <strong>hâkimiyetini sağlamlaştırmak</strong> için Hindistan’a açılan bütün yollara da hâkim oldu. Arabistan’a ve Körfez devletlerine, Irak’a, Yemen’e hâkimiyetini ilan etti. İran aynı şekilde İngiltere’nin hâkimiyetine boyun eğmek mecburiyetinde kaldı. Osmanlı bakiyesi Türkiye’de ise sadece Anadolu’da birkaç vilayet müstakil bir şekilde kaldı. İstanbul, İzmir, Antalya, Adana, Maraş ve daha birçok vilayet <strong>ya</strong> <strong>İngilizler ya Fransızlar ya da Ruslar</strong> tarafından sömürgeleştirildi. Ve bu şekilde İslâm âlemi parçalanmış oldu. Bugün de hemen hemen durum aynıdır. Bugün de vaziyet içler acısıdır. Bilhassa çeşitli devletçikler IŞİD (DAİŞ) ve çeşitli İslâm devletlerinde kurulan <strong>terör örgütleri</strong> gibi güçler bugün İslâm âlemini perişan bir duruma getirmiştir.</p>
<p>İşte böyle bir zamanda (Osmanlı Devleti) başta İngiltere olmak suretiyle Batılı güçler ve her zaman onları destekleyen Rusya tarafından paylaşıldığı gibi Türkiye’de durumun büyük çapta değişmesine sebep oldu.” (s.323).</p>
<p><strong>Batı’nın Topyekûn Saldırısı Karşısında İslâm Âlemini Müdafaa Etmek</strong></p>
<p>“Başta İngiltere olmak suretiyle sömürgeci Batı devletleri İslâm âlemine bu şekilde saldırırken İslâm âlemi bu durumu nasıl ve ne şekilde karşıladı? Yani, İslâm âlemi Batı’nın birlik içindeki bu saldırısına karşı birlik içinde bir müdafaa ve <strong>mukavemet</strong> gösterebildi mi, yoksa gösteremedi mi? İşte bu çok önemli bir konudur. Zira o zaman İslâm âlemi böyle bir karşı saldırıya geçebilecek durumda değildi.</p>
<p>Bazı coğrafyalarda bölük pörçük münferit bazı hareketler olsa da bunlar pek müessir olmamıştır. Mesela, Kafkasya’da İmam Şamil hareketi, Fas’ta Abdülkerim Hattâbî, Sudan’da el-Mehdî hareketi, Cezayir’de Emir Abdülkâdir hareketi, Tunus’ta Zerkâvî hareketi gibi münferit hareketler zuhur etse de bunların fazla tesiri olmadığı gibi esas davanın da seviyesinde (bir mukavemet) olmamıştır.</p>
<p>Doğu-Batı mücadelesinde Hindistanlı meşhur mütefekkir allâme Şiblî Nu’mânî’nin bir görüşünü yansıtmak istiyorum. O, Hindistan’da İngiliz sömürgesine son vermek için yapılması gereken mücadelenin nasıl olması gerektiği hususunda şöyle demektedir:</p>
<p>“Hint Müslümanları bu mücadeleyi vermek için yapması gereken şeyin sömürge devletinin Hindistan’ı sömürmesi için kullandığı aracı ve vasıtaları kullanmak mecburiyetinde olduğudur. Yani, İngiltere Hindistan’ı zapt etmek, sömürmek, zenginliğine ve servetine sahip olmak için kullanmış olduğu aynı silahı kullanmak mecburiyetinin oluşması ve yapılması gerekenin aynı silahla mücadele etmenin gerektiğidir. Bu ise o zamana kadar Müslümanlar tarafından devam ettirilen zihniyetin bırakılarak “sömürüye elverişli olma durumu”ndan kurtulmak için ne gerekiyorsa onu yapmanın şart olduğu ve hem dinî hem de insani bir vecibe olduğu inancına varmak mecburiyetinde olduklarını beyan etmektedir. Ki, benim her zaman savunduğum konu işte budur. Yani, <strong>sömürüye elverişli olmaktan kurtulmak</strong>. Zira, böyle bir fikrî reform tahakkuk etmediği müddetçe sömürü ve köleleşme kabullenilmiş demektir. Bu ise kurtuluş ve hürriyet kapılarının kapanması anlamına gelir.” (s.324).</p>
<p><strong>Şiblî Nu’mânî’nin Mücadelesini Sürdürmek</strong></p>
<p>“Şiblî Nu’mânî bu inançla, bütün düşünce kabiliyetiyle ilme ve irfana yönelerek Hindistan’ın bütününde, çeşitli vilayetlerinde yeni medreseler, ilim ve irfanla mücehhez yeni eğitim sistemleri çerçevesinde bir ilmî hamlenin yapılması gerektiğini bütün gücüyle savunmuş ve savunmakla da yetinmeyerek bu sahada arzu edilen neticeleri elde etmek için çeşitli ilmî müesseseler meydana getirmiştir. Mesela, daha önce Hindistan’da dinî eğitim veren âlimler iki taifeye ayrılmışlardı. Biri eğitimde tamamen Batı sistemini uygulamak isteyen <strong>Sir Seyyid Ahmed Han grubu</strong> ki bunlar sonradan üniversiteye dönüşen Aligarh külliyesini açmışlar ve modern bir şekilde hem dinî bilgiler hem de tarih, coğrafya, matematik gibi Batı eğitim sistemine dâhil olan eğitim sistemini kabullenmiş ve o şekilde hizmet vermişlerdir.</p>
<p>Diğeri ise, eski eğitim sistemine bağlı kalmış ve Batı’dan gelen her şeye karşı çıkmış ve eski sistem üzerine devam etmiştir. Hindistan’ın meşhur <strong>Dâru’l-Ulûm Diyobend</strong> Üniversitesi bu eski sistemi takip eden bir müessesedir. Ama Şiblî bu ikisine de muhalefet ederek hem Batı sisteminin faydalı olan eğitim metotlarını kabul etmiş ve bu metotlar dâhilinde gereken tarih, coğrafya, matematik, fizik gibi ilimleri ders programına koymuş, hatta İngilizceyi bile büyük bir mücadele neticesinde resmî ders olarak kabul ettirmiş ve bu şekilde, bugün Hindistan’da en meşhur olan ve bütün Nedvîlerin mensup olduğu Nedvetu’l-Ulemâ’nın dâhil olduğu Nedvî Dâru’l-Ulûmu’nu kurmuş, ayrıca bütün Hindistan’ı kapsayan bir ilim hamlesi olarak <strong>Dâru’l-Musannifîn</strong> müessesesini meydana getirmiştir.</p>
<p><strong>Şiblî</strong>’nin bu mücadelesi benim de kabul ettiğim <strong>tek mücadele metodudur</strong>. Ancak ve ancak böyle bir mücadele neticesinde sömürüye elverişli olmaktan kurtulabiliriz. Sadece biz değil, bütün İslâm âleminin kurtulması, hem bu dünyada hem öte dünyada refah ve saadetinin temini için böyle bir mücadelenin kabul edilmesi ve bunun inanç haline getirilmesi gerekmektedir. Şiblî’nin kendisi Ahmed Han’ın zengin kütüphanesinden istifade ederek Batı’ya açılan bütün kitapları okumuş, Farsçada büyük şair olduğu gibi Arapçada da aynı güce sahip, zaten kendisi Aligarh’ta Arapça hocalığı yapan bir kimse idi. O yüksek düzeyli külliye daha sonra üniversiteye çevrildi (s.325).</p>
<p>Bunun yanında <strong>Şiblî</strong> orada hocalık yapan bir Fransız’dan Fransızca öğrenmiş, İngilizcesi iyi derecede, eski Hint dillerinin ders programına alınması için mücadele verecek kadar açık fikirli, Batı’yı çok iyi anlayan, bununla beraber Batı’dan gelen her şeyi kabul etmeyen, güzel, iyi ve makul olanı seçen, <strong>seçici bir zihniyete sahip olan</strong>, eskiyi eskidir diye reddetmeyen, yeniyi de yenidir diyerek hemen kucaklamayan, <strong>itidal dairesi içerisinde</strong> dünya fikir hareketine iştirak eden, katkı sağlayan bir ilim adamı olarak memleketine, milletine, bütün İslâm âlemine, hatta insanlık âlemine hizmet etmiştir.</p>
<p>İşte, birlik ve beraberlik içinde saldırılarına devam eden Batı’ya karşı durmanın metodu, amacı ve gayesi bu olması gerekirken maalesef İslâm âlemi Osmanlı Devleti tasfiye edildikten bugüne kadar yüz seneye yakın bir zamandır elle tutulur hiçbir şey yapmamıştır! Amerika’da bilim ödülünü alan Prof.Dr. Aziz Sancar bir beyanat verdi: ‘İslâm âlemi beş yüz seneden beri Batı teknik hareketine, Batı’daki ilmî harekete hiçbir katkıda bulunmamıştır’, diyor. Bu çok doğru bir tespittir. Bu <strong>ilmî hareketin şartlarını temin</strong> için çalışmamak, sömürüye elverişlilik durumunu, yani açıkçası, güçlü devletlerin boyunduruğu altına girmeyi sağlamaktan başka hiçbir şeye yaramayacaktır. Bu şekilde geçen zaman hebadır, boştur.” (s.326).</p>
<p><strong>Birliği Sağlamak, Teknolojik ve Ekonomik Gücü Elde Etmek</strong></p>
<p>“Bugün bakıyoruz ki, Osmanlılarla aynı talihi paylaşan Rusya, Japonya, Çin ve daha sonradan ortaya çıkan Kore ve Vietnam gibi Asya devletleri artık sömürüye elverişli olmaktan çıkarak Batı’yı tehdit etme durumuna gelmişlerdir. Aynı zaman içinde yaşadığımız halde biz hâlâ sömürüye elverişlilik zihniyetinden kurtulamadık, hâlâ ciddi olan her şeyimizi Batı devletlerine yaptırmaktan iftihar duymaktayız. Bunun bir zül olduğunun farkında bile değiliz! (s.326).</p>
<p>Irak parçalandı, şayet sömürüye elverişlilik durumundan kurtulamazlarsa yarın İran’ı, öbür gün Türkiye’yi <strong>parçalayacaklar</strong>! Çaresi; birliği sağlamak ve teknolojik ve ekonomik gücü elde etmek. Bu ikisi olmazsa gece gündüz dua etseler de fayda etmez!</p>
<p>Kur’an’da: “<em>We e’iddû lehum mesteta’tum min quwwe…</em>: Siz de onlara karşı gücünüz oranında <strong>kuvvet</strong> ve atlı birlik hazırlayıp, bu yolla hem Allah düşmanlarını, hem kendi düşmanlarınızı, hem de bunlar dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği daha başkalarını yıldırıp caydırabilesiniz. Ve Allah yolunda her ne harcarsanız size tümüyle geri ödenecektir ve siz asla zulme uğramayacaksınız.” buyurulmaktadır (Enfâl 8:60). Dua budur…” (s.327).</p>
<p>83 yıllık hayatı boyunca İslam dünyasını yakından tanımak için büyük çaba harcayan, tarihte ve günümüzde ortaya çıkan ilim ve fikir hareketlerini derinlemesine mütalaa eden, çocuk yaşta başlattığı ilim yolculuğunu vefatına kadar sürdüren merhum Fikri Tuna hocamıza Yüce Allah’tan gani gani rahmet niyaz ediyorum. Mekânı cennet, makamı âlî olsun…</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul 2019, ciltli, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/somuruye-elverislilikten-kurtulabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E İSLAM ÂLİMLERİNİ TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 18:07:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH HERERÎ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLEMİN ALLÂMESİ ZAHİD KEVSERİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYETULLAH HUMEYNİ]]></category>
		<category><![CDATA[BEYHAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[CEMALETTİN AFGANİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cüveynî]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[EBU’L-HASEN NEDEVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMİR ŞEKİB ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[FAHREDDİN RAZİ]]></category>
		<category><![CDATA[FERDÎ DİRENİŞLER]]></category>
		<category><![CDATA[FERİD VECDİ]]></category>
		<category><![CDATA[GAZÂLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[HAYAT DÜSTURU KUR’AN]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldûn]]></category>
		<category><![CDATA[İBN MEYMUN]]></category>
		<category><![CDATA[İBN TEYMİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[MAĞLUPLAR GALİPLERİ SÜRATLE TAKLİT EDER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Mevdudi]]></category>
		<category><![CDATA[MEZHEPSİZLİK DE BİR MEZHEPTİR]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[NAZM-I CELÎL]]></category>
		<category><![CDATA[NECİP FAZIL]]></category>
		<category><![CDATA[SADREDDİN YÜKSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİBLÎ NUMANÎ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=865</guid>

					<description><![CDATA[Geçen haftaki yazımızda, Cezayir ve Yemen’de tanınmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’de yeterince tanınmayan âlim ve mütefekkir merhum Fikri Tuna’nın birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek için önemli bir katkı sunduğuna vurgu yapmış, üstadı daha yakından tanımak için “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen haftaki yazımızda, Cezayir ve Yemen’de tanınmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’de yeterince tanınmayan âlim ve mütefekkir merhum Fikri Tuna’nın birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek için önemli bir katkı sunduğuna vurgu yapmış, üstadı daha yakından tanımak için “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını aktarmıştım (<strong>1</strong>).</p>
<p>Eserin birinci bölümünü oluşturan çocukluk hatıraları ile Maraş’tan Şam’a, Libya’dan Cezayir’e, Marakeş’den Yemen’e uzanan uzun ilim yolculuğuna ilişkin bir yazımı (<strong>2</strong>) ve eserin ikinci bölümünü oluşturan seyahatleri, gözlemleri ve analizlerini konu alan bir başka yazımı daha Fikri Hoca hayattayken yayımlamıştım (<strong>3</strong>).</p>
<p>Bu haftaki yazımda “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” (<strong>4</strong>) isimli eserimizden üstadın İslâm âleminin tanınmış âlim ve mütefekkirlerine ilişkin değerlendirmelerine örnek teşkil edecek bir demet iktibas etmek istiyorum.</p>
<p><strong>Mehmet Akif’in Teşhisine ve Çözüm Önerisine Katılmak</strong></p>
<p>“İslâm âlemi Batı karşısında önceden veren el konumundaydı. Mesela, İslâmiyet Batı ilerlemesinde en büyük pay sahibi olan Rönesans’a ilham olmuştur. Bağdat, Kurtuba vb. kentler en şaşaalı dönemini ‘alan el’ değil, ‘veren el’ olarak yaşamıştır.</p>
<p>Müslümanlar aynı kaynaklara bugün de sahiptir: Kur’an, sünnet, icma, kıyas. Kurtuba’da, Nişabur’da, Tahran’da, İstanbul’da o zaman aydınlığı yaşatan kaynaklar bugün de Müslümanların elindedir. Ama Müslümanlar bu kaynaklardan uzak düşmüş durumda, onları anlamıyorlar (s.165).</p>
<p>Sömürü sisteminin kanlı ayakları altında inleyen ve o sisteme karşı direnmeyi düşünemeyen Müslümanlar birinci kaynak olan Kur’an-ı Kerim’i, Akif’in dediği gibi mezarlarda okunmak, duvarlara asılmak için indirilmiş zannediyorlar. Ya açıp fal bakıyoruz ya da mezarda ölülerimiz için okutuyoruz. Hâlbuki <strong>Kur’an bir hayat düsturudur</strong>. Ama ne yazık ki, Kur’an’a Müslümanların dirliğini koruyan bir kitap olarak bakma anlayışı yok olmuştur:</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde?</p>
<p>Lâfzı muhkem yalnız, anlaşılan Kur’ân’ın,</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına!</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>(Safahât, İkinci Kitap, s.170).</p>
<p>Oysa Müslümanlık insanın yirmi dört saatini düzenleyen bir sistemdir. Bir Müslüman toplumun başka bir toplumla, insanın Allah’la ve nefsiyle olan ilişkilerini tanzim etmiş, beşeriyetin saadetini ve mutlak adaleti temin için gelmiş bir kitaptır Kur’an. <strong>Böyle bir düsturu ihmal etmek</strong>, İslâm’a en büyük ihanettir.</p>
<p>Avrupa küll halinde İslâm’a hücum ederken, her yönüyle İslâm’ı yok etmek, yapamazsa karıştırmak ve zayıflatmak için geliştirdiği <strong>sömürge sistemine karşı</strong> çıkan güçler; Kafkasya’da İmam Şamil, Hindistan’da, Fas’ta, Mısır’da Müslüman Kardeşler, Türkiye’de İstiklal Harbi gibi mücadeleler birbiriyle tesanüdü bulunmayan <strong>ferdî direnişler</strong> olmuştur. Batı’nın küll hâlindeki saldırısına külliyen bir direnişle karşılık verilememiştir.</p>
<p>İslâm âleminin zayıflamış ve kendisine olan güveni yitirmiş olması, Batı’dan gelen her şeyi güzel kabul etmesi, İbn Haldun’un ‘mağluplar galipleri süratle taklit eder’ tezini doğrulamaktadır.” (s.166).</p>
<p><strong>Suriye Meselesinde Said Ramazan el-Bûtî’yi Anlamak</strong></p>
<p>“Ramazan el-Bûtî’nin öldürülme şekline çok üzüldüm. Mısır’a vize alamayınca Suriye’ye gitmiştim. Benim hocamdı, nahvi çok güzel anlattı bize. Doktora yaptı, Şam Üniversitesi’nde çalıştı, kurucu dekan Mustafa Sıbai vefat edince o dekan olmuştu… (s.168). Ramazan el-Bûtî, mutekit bir Müslümandı. Babası Şam fakihi denilecek kadar iyi bir İslâm hukukçusu idi… (s.172).</p>
<p>Ramazan el-Bûtî, babası gibi kendisi de tetebbuat sahibi, gerçek bir araştırmacı. Eserlerini temin edip inceledim, İslâm fıkhına derinlemesine vâkıf bir kimse olduğunu ispat etmiş biridir. Gerek Cezayir’de gerek Şam’da kendisiyle karşılaşıp sohbet etmişliğim vardır. Onda anlayamadığım tek şey, Beşşar ve babası hakkındaki tutumudur. Cezayir’de bu konuda kendisine sordum, Hama ve Humus zulmü ortadayken Esad’a niye destek olduğunu sordum, “fitne” deyip geçiştirdi. Gazetelerde Beşşar’ı desteklediğine dair fetvalar verdiğini okudum, acaba bunu da mı fitne diye geçiştirdi? En son Beşşar hakkındaki tutumunu değiştirdiğini, aile efradını Türkiye’ye gönderdiğini, Beşşar’ın zalim olduğunu söylediğini Yeni Şafak gibi bazı gazetelerde okudum. Bu doğru ise Beşşar’ın zalim olduğunu kabullenmiş olabilir.</p>
<p>Türkiye’de Bûtî’ye saldıranlar olmuştur. (İstanbul’a gelen) Cevdet Said’i ziyaretten dönerken, Hayrettin Karaman’ın ona bir itirazını okumuştum. Anlamadan itiraz etmiş. Bûtî’yi de anlamadan hemen saldıranlar var. Ben o kanaatte değilim. Bûtî Eş’ari’dir. Gerçi o mezhep meselelerini aştı. Ehl-i Sünnet’e mensuptur (s.173).</p>
<p>Bûtî şöyle düşünmüş olabilir: Suriye’de ekseriyet tarafından kabul edilen bir nizam var. Karşı çıkanlar; Müslüman Kardeşler, Vahhabiler, Selefiler. Dolayısıyla mevcut nizamın çökertilmesinin fitne ve kargaşa getireceğini, var olandan daha iyi bir durum ortaya çıkmayacağını, bir İslâm devleti kurulması için dengelerin uygun olmadığını, mevcut düzenin korunmasının ehven-i şer olduğunu mu kabul ediyordu acaba?</p>
<p>Bûtî’nin dediği gibi, çeşitli yerlerden gelen teröristler de var muhalifler arasında. Bunların İslâmî nizam kurmak istediği nereden malum? Mevcut düzenin teröristler tarafından getirilecek kargaşadan daha ehven olduğunu mu düşünüyordu acaba Bûtî? Bûtî hakkında hüküm verirken bunlara dikkat etmek gerekiyor.</p>
<p>Her ne olursa olsun, Bûtî de bir insandır, insanlar hatadan hâlî değildir, o da hata işlemiş olabilir. Ama, o gerek Arap gerekse İslâm âleminde yazdığı eserlerle ehliyetini tescil etmiş bir ilim adamı, bir İslâm mütefekkiri idi. Yazdığı eserleri derinlikli, konuları zaruri, sıradan bir âlim olmayıp gerçek anlamda ictihad edebilen, kaynaklardan istifade etme yeteneği olan bir insandı. Sadece kendi memleketine değil tüm İslâm âlemine mâl olmuş, inançlı bir âlimin bu şekilde, camide talebelerine ders verirken bombalanarak hayatına son verilmesi, esas itibarıyla ilme, irfana, barışa, huzura yakışmadığı gibi ilme, hikmete, fikre, hürriyete, barışa hürmetsizlikten başka bir anlam ifade etmez. Böyle kanlı bir saldırıyı hangi taraftan gelirse gelsin kınıyorum, hiçbir şekilde tasvip etmiyorum.” (s.174).</p>
<p><strong>Zahid Kevseri’nin İlmî Kudretini ve Mücadelesini Takdir Etmek</strong></p>
<p>“Zahid Kevseri sadece Türkiye için değil, sadece Mısır ve Suriye için değil, bütün İslâm âlemi için ilmi neşreden, gerçekleri yayan, İslâmî gerçekleri temsil eden büyük bir şahsiyet, büyük bir allâmedir. O bakımdan meşgul olduğu konular da âlemîlik (küresellik) vasfını taşımaktadır. O dünya çapında problemlerle meşgul olmuştur. Çünkü kendisine her yerden konular sorulur ve Kevseri’nin ağzından bu soruların cevapları öğrenilmek istenirdi.</p>
<p>Mesela Hindistan’dan gelen konular, sorulan sorular yani yazılan kitaplar. Nitekim Kevseri çeşitli coğrafyalarda yazılan kitaplara mukaddime yazardı. Gerek Mısır gerek İran gerek Suriye, her İslâm bölgesinde çıkan İslâmî konulara mutlaka bir cevap verir, o meseleyi tahkik eder, o mesele hakkında görüş bildirirdi. Onun için Kevseri’nin makaleleri bu şekilde toplanmış oldu. Aynı zamanda mukaddimeleri de öyledir. Beyhaki’ye yazdığı gibi, İbn Meymun’un kitabına yazdığı gibi. Ebu Hanife ile ilgili kitap yazan Cüveyni, Gazâli, Fahreddin Razi -ki bunların üçü de feylesof sayılır- gibi ulemaya çok sert cevaplar verdi.</p>
<p>İşte bu şekilde Kevseri, <strong>âlemin allâmesi</strong> kabul edildiği gibi, üzerinde durduğu konular da İslâm âlemine, hatta insanlık âlemine taalluk eden meselelerdi. Çünkü İslâmiyet, ‘risale’si yani mesajı bütün insanlar için gönderilen bir dindir. Konuları da tabii ki âlemşümul olacaktır. Kevseri de mevzulara bu şekilde yaklaşmakta idi. Onun için Kevseri meselesi üzerinde daha uzun durmak istedim. Esasında Kevseri’nin hayatı, kitapları, makaleleri, mukaddimeleri hakkında bir kitap hazırlamak istiyorum… (s.175).</p>
<p>… İç ve dış sömürülerin tümüne son verilmelidir. İşte o vakit, İslâm’ın gerçek prensiplerini savunduğumuzu ispat etmiş oluruz. Gerçek manada Müslüman oluruz. Allah, Peygamber’in şemsiyesi altında buluşan, İslâm’ı bu şekilde bütün beşeriyete ulaştıran Müslümanlardan eylesin hepimizi.</p>
<p>İşte hayatı boyunca yazdığı bütün makaleler, kitaplar, mukaddimeler ile İslâm dininin hakikatini göstermeye çalışan İmam Kevseri’nin gayesi de bu temas ettiğim noktalardı. Bunun için büyük mücadeleler verdi.</p>
<p>Kendisine hücum eden kimselere karşı tahammül ederek, İslâm’ı savundu. Bilhassa İbn Teymiyye’yi örnek gösteren kişiler tarafından -ki Kevseri bunları putçular diye anar haklı olarak-, bir taraftan hadisi, sünneti inkâr edenlere, ictihad hareketi dolayısıyla oluşan İslâm hukukuna saldıranlara karşı müthiş bir mücadeleye girişmişti ki bununla da İslâm’ın ana amaçlarını savunmuş oldu.</p>
<p>Mezhepler kaldırıldıktan sonra neyi tatbik edeceğiz? İctihad hareketini mi inkâr edecekler? Kevseri diyor ki: “Mezhepsizlik davası dinsizliğe açılan bir köprüdür.” Suriye’deki kargaşada öldürülen Bûtî ise; “Mezhepsizlik de bir mezheptir.” demişti. Ona göre mezhepsizler Hz. Ömer’in ve Hz. Ali’nin ictihadını reddetmektedirler. Bilhassa dört imamı, hadisi ve diğerlerini reddetme hareketini başlatan onlardır. Tamamen İslâm’ı yıkmaktan başka amaç taşımayan bu mezhepsizlik hareketini kabullenmek mümkün değildir. Zira bu hareketler dinsizliğe götürür (s.193).</p>
<p>Kevseri’nin, cihanşümul bir şekilde vermiş olduğu mücadelede kastı ve arzusu İslâm fıkhını tatbik etmek ve <strong>ictihad hareketini koruyarak</strong> buna ictihad eklemekti. Birtakım inkâr hareketleri, Allah’ı ‘halk’a benzetmek, Allah’ı ‘halk’laştırmak, ‘mahlûk’ ile ‘Hâlik’ arasında fark gözetmemek suretiyle İslâmiyet’i parçalamaktan başka bir amaca hizmet etmezler. İşte İmam Kevseri, bu amaçlara karşı çıkarak İslâm’ın bütünlüğünü ve gerçekliğini savundu. Nasıl Kevseri, cihanşümul bir şekilde kabul gördü ise, hukuk birliğini, inanç birliğini savunduysa, bugün de İslâm devletlerinin İslâm şemsiyesi altında yaşamalarını savunanlar Kevseri’nin çizgisindedirler. İnşâAllah Kevseri’nin çizgisinde gidenlerden oluruz.” (s.194).</p>
<p>Üstat Fikri Tuna’nın İmam Gazâlî, İbn Teymiyye, Şiblî Numanî, Cemalettin Afgani, Malik Bin Nebi, Abdullah Hererî, Mustafa Sıbai, Mustafa Sabri, Ayetullah Humeyni, Ebu’l-Hasen Nedevî, Emir Şekib Arslan, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi, Ferid Vecdi, Muhammed Abduh, Said Nursi, Sadreddin Yüksel ve Necip Fazıl gibi yüzlerce âlim ve mütefekkir hakkındaki hâtırat ve değerlendirmelerini kitabın indeksinden yerini bularak okuyabilirsiniz.</p>
<p>Merhum üstadın ilminden ve fikirlerinden istifade etmeyi, hatıratını ve fikirlerini anlattırıp yazmayı, hayatının hasılası mesabesindeki bu kıymetli çalışmayı vefat etmeden hemen önce prova baskı da olsa kitap hâlinde basıp takdim ederek ölüm döşeğinde büyük huzur ve memnuniyet duymasına vesile olmayı nasip ettiği için Yüce Allah’a hamd ediyorum. Zaten bütün çabalarımız en sonunda “elhamdülillah” diyerek sahip olduğumuz tüm nimetleri bize bahşeden Rabbimize hamd edebilmek değil midir?</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>1- Fethi Güngör; “<strong>Fikri Tuna Hoca’yı Yakından Tanımak</strong>”, www.dirilispostasi.com/makale/fikri-tuna-hocayi-yakindan-tanimak-5cabbc42c0d1c563a6401b8b, 09.04.2019.</p>
<p>2- Fethi Güngör; “<strong>Saklı Ulemâyı Keşfedebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1581-sakli-ulemyi-kesfedebilmek.html, 09.11.2015.</p>
<p>3- Fethi Güngör; “<strong>Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1835-mutefekkir-ulemdan-istifade-edebilmek.html, 16.11.2015.</p>
<p>4- Fethi Güngör; <strong>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul, Mart 2019, ciltli, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
