<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sakarya Üniversitesi Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/sakarya-universitesi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/sakarya-universitesi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 May 2018 00:23:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>AİLE KURUMUNU VE ÇATIŞMA BÖLGELERİNDEKİ ÇOCUKLARI KORUYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-kurumunu-catisma-bolgelerindeki-cocuklari-koruyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-kurumunu-catisma-bolgelerindeki-cocuklari-koruyabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 May 2018 00:23:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[6284 SAYILI YASA]]></category>
		<category><![CDATA[ABDELLATİF ELFARAHİ]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[ADEM ÇEVİK]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET AĞIRAKÇA]]></category>
		<category><![CDATA[AİLE HAKLARI FORUMU]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[ARAŞTIRMA VE KÜLTÜR VAKFI (AKV)]]></category>
		<category><![CDATA[ARGEDA]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[CEZAYİR 8 MAYIS 1945 GUELMA ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CEZAYİR SOUK AHRAS ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İCRASI]]></category>
		<category><![CDATA[EBEVEYNE YABANCILAŞTIRMA SENDROMU (EYS)]]></category>
		<category><![CDATA[EVLİLİK SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FAS ABDELMALİK SADİ ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FATMA ÇELİK]]></category>
		<category><![CDATA[GENÇ/ERKEN EVLİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN SAĞLIKÇILAR EĞİTİM VE DAYANIŞMA VAKFI (KASAV)]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SAYAR]]></category>
		<category><![CDATA[LİLİA BENSOUİLAH]]></category>
		<category><![CDATA[MAL REJİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[MASOUMEH KHANZADEH]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[MELİKE GÜNYÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜCAHİT GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHSİN YILMAZÇOBAN]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT COŞKUN]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT DİNÇER]]></category>
		<category><![CDATA[NADİA MANAMANİ]]></category>
		<category><![CDATA[NAFAKA HAPSİ]]></category>
		<category><![CDATA[ORHAN ÇEKER]]></category>
		<category><![CDATA[ORTAK VELAYET]]></category>
		<category><![CDATA[OUAFA BEN TERKİ]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[SEFA SAYGILI]]></category>
		<category><![CDATA[SEMA MARAŞLI]]></category>
		<category><![CDATA[ŞULE SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÜRESİZ NAFAKA]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ (TCE)]]></category>
		<category><![CDATA[TUBA PETEK YAYLACI]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[YAPAY ZEKA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=681</guid>

					<description><![CDATA[Mayıs ayı başında İstanbul’da aile konulu üç önemli sempozyum gerçekleştirildi. Aile Hakları Forumu “Aileyi Yasalar Yok Ediyor” başlıklı, Argeda “Çatışma Bölgelerinde Çocukluk” konulu, KASAV ise “Ailede Çözülmeler ve Çözümler” başlıklı toplantılarını gerçekleştirdi. Bu haftaki yazımda bu üç önemli etkinliği, aile sorunlarına ilişkin farkındalığın artmasına katkı maksadıyla özetleyeceğim. Aileye İlişkin Mevzuatı Kendi Değerlerimize Uygun Şekilde Güncelleyebilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mayıs ayı başında İstanbul’da aile konulu üç önemli sempozyum gerçekleştirildi. Aile Hakları Forumu “Aileyi Yasalar Yok Ediyor” başlıklı, Argeda “Çatışma Bölgelerinde Çocukluk” konulu, KASAV ise “Ailede Çözülmeler ve Çözümler” başlıklı toplantılarını gerçekleştirdi. Bu haftaki yazımda bu üç önemli etkinliği, aile sorunlarına ilişkin farkındalığın artmasına katkı maksadıyla özetleyeceğim.</p>
<p><strong>Aileye İlişkin Mevzuatı Kendi Değerlerimize Uygun Şekilde Güncelleyebilmek </strong></p>
<p>Mayıs ayı boyunca Türkiye çapında bir dizi etkinlik gerçekleştirmiş olan<strong> Aile Hakları Forumu</strong> tarafından 5 Mayıs 2018 tarihinde Fatih’te Araştırma ve Kültür Vakfı (AKV) salonunda gerçekleştirilen ve Abdurrahman Dilipak, Ahmet Ağırakça, Sefa Saygılı, Orhan Çeker, Mücahit Gültekin, Sema Maraşlı, Muhsin Yılmazçoban, Adem Çevik ve mağdurların söz aldığı “Aileyi Yasalar Yok Ediyor” başlıklı sempozyumda Türkiye’de aile kurumunun karşı karşıya kaldığı sorunlar ortaya kondu ve çözüm önerileri sunuldu. Son 15 yılda <strong>9 milyon 620 bin</strong> çiftin evlendiği ülkemizde <strong>1 milyon 789 bin</strong> çiftin boşanmış olmasının, İzlanda, Finlandiya, Norveç, İsveç gibi ülkeler yanında 2012 yılından bu yana ülkemizde de uygulanmaya başlayan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE) politikasının isabetli olmadığının somut bir göstergesi olduğuna vurgu yapan sonuç bildirgesinde özetle şu talepler dile getirildi:</p>
<ol>
<li>Kadının delilsiz beyanını esas alan <strong>6284 sayılı yasa</strong> kaldırılmalı veya ıslah edilmeli, iftira cezalandırılmalıdır.</li>
<li>Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan <strong>süresiz nafaka</strong> süreli hale getirilmelidir.</li>
<li>İnsanlık dışı <strong>nafaka hapsi</strong> uygulaması kaldırılmalıdır.</li>
<li><strong>Ortak velayet</strong> ana babanın değil çocuğun hakkıdır, tek taraflı velayet çocuk hakkı istismarıdır.</li>
<li>Velayeti istismar ederek çocuğun ebeveyni ile kişisel ilişkisini engelleyenlerden <strong>velayet hakkı</strong> geri alınmalıdır.</li>
<li>Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu (<strong>EYS</strong>) hastalık olarak tanınmalı ve hukuki yaptırımı olmalıdır.</li>
<li><strong>Çocuk icrası</strong> uygulamasına son verilmelidir.</li>
<li><strong>Genç evlilik</strong> mağdurlarının tecavüzcülerle bir görülmesi bırakılarak özgürlükleri geri verilmelidir.</li>
<li><strong>Mal rejimi</strong> adaletli şekilde yeniden düzenlenmelidir.</li>
<li>Evlenmeden önce <strong>evlilik sözleşmesi</strong> yapılmalı, kadının ya da erkeğin mağdur edilmesi önlenmelidir.</li>
<li>Aileye ve çocuğa şiddet engellenmelidir.</li>
<li>Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (<strong>TCE</strong>) adı altında feminist politikalara yol verilmemelidir. (<strong>1-2</strong>).</li>
</ol>
<p><strong>Sorunlara Sağlıklı Çözümler Geliştirerek Ailede Çözülmeyi Engelleyebilmek</strong></p>
<p>Kadın Sağlıkçılar Eğitim ve Dayanışma Vakfı (<strong>KASAV</strong>) tarafından 13.05.2018 tarihinde Medeniyet Üniversitesi Güney Yerleşkesi’nde düzenlenen “Ailede Çözülmeler ve Çözümler” başlıklı 8. Bahar Sempozyumu’nda; “Tohumdan Fidana Hayatın Kodlanmasında 0-6 Yaş” konulu iki oturum gerçekleştirildi. İlk oturumda Şule Selman gebelik ve doğum sürecinin 0-6 yaş çocuğunun gelişimine etkisini, Fatma Çelik çocuğun nasıl sağlıklı besleneceğini, Murat Coşkun ise terk edilmiş olarak dünyaya gelen çocukların halet-i ruhiyesini anlattı.</p>
<p>Erken çocukluk döneminin hayat boyu etkilerinin ele alındığı ikinci oturumda Tuba Petek Yaylacı bakımverene bağlanmanın, Murat Dinçer ise 0-6 yaş çocuğunun ailesindeki dinamiklerin hayat boyu etkilerini anlattı. Melike Günyüz’ün dil, edebiyat ve kitabın erken çocukluk dönemindeki önemini anlattığı oturum Kemal Sayar’ın sosyal beyin konulu sunumuyla sona erdi. (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Çatışma Bölgelerindeki Çocukların Psiko-Sosyolal ve K</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>rel Sorunlarını Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<p>Tebliğcilerin büyük çoğunluğunu Cezayirli akademisyenlerin oluşturduğu iki günlük “Çatışma Bölgelerinde Çocukluk Uluslararası Konferansı” boyunca izleyebildiğim sunumları özetle paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p>Cezayir Souk Ahras Üniversitesi’nden <strong>Nadia Manamani</strong>, Arap medyasında Suriyeli çocukların akıl sağlığını konu edinen tebliğinde; silahlı gerçek savaşın yanı sıra medya üzerinden de bir savaş yürütüldüğünü ve bu ikincisinin daha tehlikeli olduğunu, zira, dünya kamuoyunun algısını gelişmiş medya araçlarının oluşturduğunu anlattı:</p>
<p>“Çocuklar medya savaşının da kurbanı olmaktadır. Aynı fotoğraf farklı bölgelerde farklı medya araçlarında çok farklı yorumlanabilmektedir. Bu araçları elinde bulunduranlar fotoğrafları diledikleri gibi yorumlamaktadır. Fotoğrafın başka verileri karartılarak kendi istedikleri yönde belge olarak kullanabilmektedirler. Kendi amacına hizmet edecek bir infial uyandırmak ve kendi konumunu güçlendirmek için malzeme olarak kullanıyorlar.  Fotoğrafa yeni bir hikâye uydurularak kamuoyu yönlendiriliyor. O kadar ki, bir görüntü yeni bir savaşın başlangıcına hizmet edebilmektedir. Ahlaki ve insani kaygılar hiçbir şekilde gözetilmemektedir!</p>
<p>Hiçbir çatışma bölgesindeki tehlikeleri bütünüyle ortadan kaldırmamız söz konusu değildir. Zira güç ve otorite ilişkileri, siyasi durum, toplumsal yapı gibi çok boyutlu etkenler söz konusudur. Ancak bu <strong>tehlikeleri</strong> <strong>yönetebilmeli</strong>yiz. Tehlikeleri yönetmek ve zorlukları hafifletmek için uluslararası alanda stratejik bir yaklaşım geliştirilmeli, sağlık ve eğitim hakları başta olmak üzere çocuğun tüm hakları korunmalı ve normal bir hayat tarzına kavuşması sağlanmalıdır.”</p>
<p>Fas Abdelmalik Sadi Üniversitesi’nden <strong>Abdellatif Elfarahi</strong>, Afrikalı çocukların Avrupa’ya gizli göçünün nedenlerini, gerçeklerini ve çözüm önerilerini sunduğu tebliğinde; Avrupa ülkelerinde mülteci çocuklara “izole kusurlu sığınmacılar” gibi farklı tanımlamalar yapıldığını, ideolojik ve felsefi açıdan farklı bir arkaplana sahip bu gibi kullanımların farklı politik yansımaların ortaya çıktığını anlattı:</p>
<p>“Konuyla ilgili uluslararası kuruluşların tanımlamaları da çocuğun geldiği coğrafyaya ya da başka kriterlere göre farklılaşmaktadır. Yasal olan ya da olmayan evlatlık edinmeler söz konusudur. Çoğu zaman kaçak teknelerle sahillere götürülen çocuklar kamyon ya da tırlarla Avrupa’nın farklı bölgelerine taşınmakta, bir kısmı kamplara yerleştirilirken bir kısmı da parayla ailelere satılmaktadır. Organ nakli için pazarlanan çocuklar da var maalesef!”</p>
<p>Cezayir 8 Mayıs 1945 Guelma Üniversitesi’nden <strong>Lilia Bensouilah</strong> çatışma bölgelerindeki çocuklara yasal koruma stratejilerini ele aldığı tebliğinde, kanlı savaşlarda hakları çiğnenen günahsız çocukların, askerî operasyonlardan hukuki düzenlemelere kadar birçok alanda sert ve yumuşak koruma tedbirleri alınarak korunmalarının öncelenmesi ve izole emniyetli bölgelere nakillerinin sağlanması gerektiğini anlattı:</p>
<p>“Gündelik hayatımızda şiddetin birçok tezahürünü görmekteyiz. Medya yoluyla toplumda ‘şiddetin yeniden üretimi’ gerçekleştirilmektedir! Tehlikelerin küreselleşmesi en başta çocukları tehdit etmektedir. Bu yüzden Unicef, bir raporunda <strong>2017</strong> yılını <strong>karanlık yıl</strong> olarak isimlendirmiştir. Çünkü o yıl çok fazla çatışma bölgesinde çocukların hakları çiğnenmiş; öldürülmüşler, organlarını kaybederek sakat kalmışlar, ağır yoksulluklar yaşamışlar.  Çok büyük travmalara maruz kalan bu çocuklar iradi ya da icbari yollarla güvenli bölgelere nakledilmelidir. Çünkü çocukları ya da organlarını satan mafya grupları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla tüm uluslararası kuruluşların desteğiyle çatışma kurbanı çocukların normal bir hayat sürebilmelerinin şartlarını yeniden oluşturacak projeler geliştirilmelidir.</p>
<p>Sığınma merkezlerinde toplanan çocukların nereye dağıldığını takip edecek bir mekanizma yok. Avrupa sokaklarına dağılan çocukların sayısı da az değil. ‘Köprü altı çocukları’, ‘orman çocukları’, ‘demiryolu çocukları’ gibi kavramlar doğdu. Küresel kurumlar, sermaye sahipleri ve hükümetler, istismar etmek niyetiyle değil çözüm üretmek maksadıyla çözüme yönelmeli, bunun için kapsamlı bir strateji geliştirilmeli, öncelikle bu çocukları üreten <strong>zemin ıslah edilmeli</strong>dir.”</p>
<p>Sakarya Üniversitesi’nden Masoumeh Khanzadeh, çatışma bölgelerden gelen çocukların Türkiyeli çocuklarla birlikte tasarladıkları <strong>çokkültürlü mahalle</strong> projesini anlattı:</p>
<p>“Öğrencilerimle birlikte Sakarya’da çocukların mimariyle tanışması için yeni bir eğitim tarzı denedik. Şu anki eğitim sistemi 200 yıl önceden kalma olup böyle gidersek robotlarla yarışamayacağız. Biz çocukların takım çalışması, duygusal eğilimler, kendini ifade edebilme gibi özelliklerini geliştirmeye çalıştık. Bir mahallede herkesin neye ihtiyacı olduğunu sorduk. Ev, okul, cami, kule yapanlar oldu. Daha önce ziyaret ettiğim bir okulda Suriyeli çocuklar Türkiyeli çocuklardan kopuk, tek başına idiler. Mahalle takımına bu izole çocukları da dahil ettik. Tüm çocukların özgünlüğünü ve yaratıcılığını ortaya çıkarıp takımın bir parçası olmalarına yardımcı oluyoruz. Göç kaçınılmaz bir gerçektir. Ne kadar önlem alsak da göç devam edecektir. Dolayısıyla eğitici bir program ortaya koyup çocukların <strong>daha az hasar</strong> görmelerine yardımcı olmalıyız. Bu modeli başka yerlerde de uygulayıp büyütmek istiyoruz.”</p>
<p>Cezayir’de yapay zekâ ve doğal dil araştırmaları yürüten bir kuruluşun müdürlüğünü yapan <strong>Ouafa Ben Terki</strong>, çocukların eğitim hakkı bağlamında bilgi çağında çocukluğa hizmet eden teknolojiyi üretmemiz gerektiğine dikkat çekti:</p>
<p>İnternet insan haklarından bir hak oldu artık. Birçok dildeki ve farklı formatlardaki bilgileri çocuğa nasıl ulaştırabiliriz? Bilim ve teknolojiyi çatışma bölgesindeki çocukların emrine sunabilmeliyiz. Eğitim haklarını desteklemek için bu imkânları onlara kullandırabilmeliyiz. Ancak çatışma bölgelerinde çalışmak ve çocuklara hizmet ulaştırmak gerçekten zordur. Çünkü çocuk kendi doğal ortamında anadilini kullanırken ayrıldığında başka bir dili de kullanmak zorunda kalmaktadır. Nitekim çadırlarda doğal şartlar oluşturulamamakta, yeterli materyale erişemeyen çocuk yeni ve yabancı bir müfredata kolaylıkla uyum sağlayamamaktadır. Bir anda kendini başka bir ülkede bulan çocuk, kültür şoku yaşamaktadır. Kısa zamanda, alışkın olmadığı yeni bir dil öğrenmek ve yeni müfredata uyum sağlamak zorunda kalmaktadır. Başarılı olup üniversiteye yerleşmek zorunda olduğu için büyük baskı altında kalmaktadır. Bu çocukların ebeveynleri bir kez, iki kez, üç kez ülke değiştirmek zorunda kalabilmektedir. Bu istikrarsızlık da çocukta yeni kültür şokları yaşamasına yol açmaktadır.</p>
<p>Dil, mülteci çocuğun önündeki en büyük engel. Peki, bu meydan okumalar karşısında çocuğun işini kolaylaştırmada teknolojiyi nasıl kullanabiliriz? İnternet üzerinden onlara <strong>ücretsiz kurslar</strong> ve tercüme programları sunabiliriz. Hangi ülkelerde bulunuyorlarsa oranın eğitim sistemine ilişkin doyurucu bilgiler verebiliriz. Bilinçli ve sorumluluklarını üstlenebilen bir nesil yetiştirmek istiyorsak, teknolojiyi mülteci çocukların hizmetine sunmalıyız. Bunu yapmadığımızda, iyi bir doktor, iyi bir mühendis olmadıklarında onları kınamaya hakkımız olmaz. Sorumlulukları boynumuza yüklenmiş olan bu çocukların yetişmesi için elbirliği yapmalıyız.”</p>
<p>“Filistinli Tutsak Çocuklara Psiko-Sosyal Destek Sağlamanın Lüzum ve Ehemmiyeti” başlıklı kendi tebliğimi müstakil bir yazı halinde paylaşmam daha uygun olacaktır.</p>
<p>Sempozyuma Lübnan’dan katılan Av. Marlen Hanım, iki günlük oturumların son tebliğinde çatışma bölgelerinde sorun çözme gücüne dikkat çekti:</p>
<p>“Selam dinî, vicdani, toplumsal, insani bir ferahlık söylemidir. Küçük büyük, sıcak soğuk tüm savaşlar sadece insan varlığını değil, hayvan ve bitki, hatta camit varlıklar alanına da çok büyük zarar vermiştir. Savaş ateşini durdurmak ve taraflar arasında anlaşmanın yolunu açmak için <strong>selamın gücünü kullanmalıyız</strong>. Sıcak bölgeleri selam ile serinletebiliriz. Karşılıklı açık ve gizli görüşmelerle ilişkilerimizi askerî ve ideolojik değil ekonomik ve kültürel alanda yeniden inşa edebiliriz.</p>
<p>BM adaletli şekilde vaziyete el koyma rolü üstlenemezse herhangi bir devlet durumu kendi çıkarı doğrultusunda yönlendirebilir ve oldu bittiye getirebilir. Veto hakkı, ilişkilerin normalleşmesine engel teşkil eden en önemli problemdir.</p>
<p>Koruyucu diplomatik çabalarla sonuç elde etmeye çalışmalıyız. Gösteriler ve arabuluculuklar gibi Barışçıl, siyasi yöntemleri tercih etmeliyiz. Aslolan barışçıl, siyasi ve kanuni çözümdür. Sorun ortaya çıktıktan sonra askerî çözüm aramak da bir seçenek olabilir. Ancak, mutlaka belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olmalı, toplumu şiddet sarmalına sokmamalıdır.</p>
<p>Barışı sağlamak, akan kanı durdurmak ve yıkılan altyapıyı yeniden inşa etmek için çaba harcamalıyız. Oluşturulan barışı korumak için de dikkatli olmalıyız. Ne yazık ki büyük devletlerin müdahaleleri nedeniyle barışa kolaylıkla ulaşamıyoruz. STK’lar ya da hükümetler yeterli finansa ve otoriteye sahip olamayınca barış söylemlerini de gerçekleştirememektedir.”</p>
<p><strong>Çatışma Bölgelerindeki Çocuklukların Sorunlarına Çözümler Geliştirebilmek</strong></p>
<p>Tertip Heyeti’ndeki Cezayirli üyelerin hazırladığı ve Ömer Duran’ın da katkısıyla Türkçeye çevirdiğim Arapça sonuç bildirgesini paylaşarak bu haftaki yazımı sonlandırayım:</p>
<p>“6-7 Mayıs 2018 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Çatışma Bölgelerinde Çocukluk: Yaklaşımlar ve Çözümler” konulu konferansın sonunda, 19 oturumda sunulan 80’i aşkın bilimsel tebliğ ile bunların müzakerelerinden yola çıkarak şu sonuçlara varılmıştır:</p>
<ol>
<li>Savaşlarda çocukların istismar edilmesi <strong>suç</strong> sayılmalıdır. Çocuğun yüksek yararının korunması için alternatif <strong>kefalet modelleri</strong> geliştirilmelidir.</li>
<li>Çocukların çatışma ve savaş bölgelerinde <strong>medya elemanı</strong> olarak çalıştırılması suç sayılmalıdır.</li>
<li>Çocuk haklarını ihlal eden her türlü eylemin engellenmesi için gereken tüm <strong>önleyici tedbirler</strong> güçlü bir şekilde alınmalıdır.</li>
<li>Çatışma bölgelerindeki çocukları koruyan ve <strong>haklarını takip eden</strong> güçlü yasal tedbirler alınmalıdır.</li>
<li>Çatışma bölgelerinde çocukları kötüye kullanan doğrudan sorumluların şahsen <strong>cezalandırılmaktan kaçınma</strong>ları, ülkelerin iç mevzuatlarında da mutlak şekilde engellenmelidir.</li>
<li>Genel anlamda ve özellikle çatışma bölgelerinde, çocuk haklarına ilişkin tüm uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri işleten <strong>mekanizmalar</strong> güçlendirilmelidir.</li>
<li>Çatışma, yerinden edilme ve sığınma bölgelerinde çocuklara yönelik şiddet ve istismar vakalarını <strong>kayıt</strong> altına alarak belgelendirme çalışmalarını yürütecek bir mekanizma oluşturulmalı, hak ihlali izleme yönergeleri geliştirilmeli, ihlalleri kesintisiz izleyecek bir <strong>takip komisyonu</strong> oluşturulmalıdır.</li>
<li>Konu hakkındaki bölgesel ve küresel karşılaştırmalı <strong>araştırmalar</strong> arttırılmalı, bu araştırmaların sonuçları çocuklara yönelik politikalar oluşturulurken mutlaka dikkate alınmalı, çatışma bölgelerindeki çocukların da normal bir ortamda onurlu ve dengeli bir hayat sürmeleri teminat altına alınmalıdır.</li>
<li>Çatışan taraflar ve silahlı gruplar arasında diyalog ve <strong>uzlaşı çabaları desteklenmeli</strong>, vatandaşlık ve aktif katılımın egemen olduğu siyasi ve toplumsal bir ortam inşa edilmelidir.</li>
<li>Çatışma bölgelerinde çocukların yaşadığı trajediyi yerinde incelemek üzere <strong>saha</strong> çalışmalarıyla ilişkilendirilmiş <strong>diplomatik</strong> çabalar desteklenmelidir.</li>
<li>“<em>es-Selâmu Yasna’uhu Etfâluna</em>: Barışı Çocuklarımız Yapacak” inisiyatifi başta olmak üzere, ‘çatışma bölgelerindeki çocuklar’ sorununa yönelik tüm <strong>farkındalık oluşturma</strong> ve durumu iyileştirme girişimleri desteklenmelidir.”</li>
</ol>
<p>Kapanış oturumunda katılımcılara ve destek veren kuruluşlara teşekkür eden konferans eşbaşkanı Doç.Dr. Ali Arslan, Türkiye, Ürdün ve Bangladeş gibi fazla sayıda mülteci kabul ederek çatışma bölgelerindeki çocukların mağduriyetini gideren ülkelere destek olunması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Sonuç bildirgesinin okunmasının ardından misafirlere tasavvuf musikisi konseri de verilen sempozyum, sertifikaların dağıtılması ve aile fotoğrafının çekilmesiyle son buldu.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>http://<strong>aileakademisi</strong>.org/basinaciklamasi/aile-akademisinden-siyasi-partilere-ve-sivil-toplum-oerguetlerine-cagri-ailesini-kor, 05.05.2018.</li>
<li>http://www.<strong>aileplatformu</strong>.net/, 05.05.2018.</li>
<li>http://www.<strong>kasav</strong>.org.tr, 13.05.2018. Keza bakınız: https://twitter.com/kasav_vakfi.</li>
<li>http://www.<strong>childrenconference</strong>.org/, 06.05.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-kurumunu-catisma-bolgelerindeki-cocuklari-koruyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FAİZ İLLETİNE İSLAM İKTİSADI PERSPEKTİFİNDEN ÇÖZÜM ARAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 09:56:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abbas b. Abdulmuttalib]]></category>
		<category><![CDATA[adil ve verimli bir piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:130-132]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Teala]]></category>
		<category><![CDATA[bankalar]]></category>
		<category><![CDATA[bankalarfaiz farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Borç]]></category>
		<category><![CDATA[BuhârîKur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[cana kıymak]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma ve yardımlaşma sandıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri BaşkanlığıHadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[faiz farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[faiz hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Faizsiz bir bankacılık modeli]]></category>
		<category><![CDATA[finansal okuryazarlık]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimenkul sertifikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever davranış]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever davranışyatırım enstrümanları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İGİAD]]></category>
		<category><![CDATA[İKAM]]></category>
		<category><![CDATA[İktisadi Problemler]]></category>
		<category><![CDATA[İLEM]]></category>
		<category><![CDATA[İlmi Etüdler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insanca bir hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[kâr-zarar ortaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[katılım bankacılığının geliştirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitle fonlaması]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif bankacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli ÇeviriDiyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Menâsik]]></category>
		<category><![CDATA[mikro finans]]></category>
		<category><![CDATA[Modern]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[savaştan kaçmak]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[sihir yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[şirk koşmak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[tefecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Veda Haccı]]></category>
		<category><![CDATA[Vesâyâ]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım enstrümanları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir faizsiz sistem]]></category>
		<category><![CDATA[yetim malı]]></category>
		<category><![CDATA[zina]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=496</guid>

					<description><![CDATA[“Ey müminler! (Müşrikler gibi siz de) tefecilik yapmaya kalkışmayın; bu yolla sermayenize sermaye katmayın! Allah’ın bu yasağını çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah’ın emirlerine itaatsizlikten) sakınmak suretiyle kendinizi koruyun. Allah’a ve elçisine itaat edin ki rahmet ve merhamete nail olasınız.” (Âl-i İmran 3:130-132). Önce Kur’an’ın faizle ilgili âyetlerine dikkat kesilelim: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey müminler! (Müşrikler gibi siz de) tefecilik yapmaya kalkışmayın;<br />
bu yolla sermayenize sermaye katmayın! Allah’ın bu yasağını<br />
çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.</p>
<p>Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah’ın<br />
emirlerine itaatsizlikten) sakınmak suretiyle kendinizi koruyun.</p>
<p>Allah’a ve elçisine itaat edin ki rahmet ve merhamete nail olasınız.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:130-132).</p>
<p>Önce Kur’an’ın faizle ilgili âyetlerine dikkat kesilelim:</p>
<ul>
<li>“(Mallarını Allah’ın rızasını kazanma arzusuyla harcamak yerine) tefecilik yapıp servetlerine servet katanlar, (kazanç hırsından dolayı) âdeta şeytan çarpmış/delirmiş gibi hareket ederler. Nitekim onlar, “Ha alışveriş, ha tefecilik; sonuçta ikisi de birer kazanç kapısı!” derler. Oysa Allah alışverişi helâl, tefeciliği haram kılmıştır. Arktık kime (tefecilikten vazgeçme hususunda) Rabbinin emri ulaşır ve o da bu emir gereğince tefecilikten vazgeçerse, geçmişte bu yolla kazandıkları kendisine kalır. Tövbesinden dolayı mükâfatı da Allah’a aittir. Ama her kim vazgeçmeyip tefeciliğe devam ederse, işte böyleleri cehennemlik olacak ve orada temelli kalacaklardır.</li>
<li>Allah tefecilikle elde edilen kazançta bet bereket bırakmaz; buna mukabil zekât ve sadakaları malın/kazancın bereketlenmesine vesile kılar. (Bilin ki) Allah, (tefeciliği helâl saymak suretiyle) kâfirlik günahına batanları sevmez.</li>
<li>İman edip imanlarına yaraşır güzellikte işler yapan, namazı hakkıyla kılıp zekâtı veren kimseler Allah katında büyük mükâfata nail olacaktır. Üstelik onlar için ne ahirette azap korkusu ne de dünyada bırakılan güzel şeyler adına hüzün söz konusu olacaktır.</li>
<li>Ey Müminler! Allah’ın emirlerine itaatsizlikten sakının. Madem ki müminsiniz, o hâlde tefecilikten kalan alacaklarınızdan vazgeçin.</li>
<li>Böyle yapmadığınız, tefecilikten vazgeçmediğiniz takdirde bilin ki Allah ve Elçisi tarafından size savaş açılmıştır. Eğer tövbe edip tefecilikten vazgeçerseniz, anaparanız sizindir. Böylece ne siz haksız yere başkasının malını ne de başkası sizin malınızı almış olur.</li>
<li>Borç verdiğiniz kişinin eli darda ise maddi durumu düzelinceye kadar ona süre tanıyın. Hattâ eğer ne büyük bir sevap ve fazilet olduğunu bilirseniz, borcu tamamen silip alacağınızı bağışlamanız sizin için elbet daha hayırlıdır.</li>
<li>Hesap vermek için Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız o müthiş günde rezil rüsva olmamak için şimdiden tedbirinizi alın. Çünkü o gün herkese dünyada yaptıklarının karşılığı tastamam verilecek ve hiç kimsenin hakkı yenmeyecektir.” (Bakara 2:275-281). <u>(<strong>1</strong>)</u>.</li>
</ul>
<p>Allah Teala’nın yüce emirlerini en iyi şekilde hayata tatbik eden ve insanlığa ‘en güzel örnek’ olan Rasûlullah (s), Veda Haccında faizin kıyamete kadar yasaklandığını şu şekilde insanlığa duyurmuştu:</p>
<ul>
<li>“Cahiliyeye ait her şey ayaklarımın altındadır… İyi bilin ki cahiliye dönemi faizi kesinlikle kaldırılmıştır! İlk kaldırdığım faiz de (amcam) Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Anaparalarınız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Müslim, Hac 147; İbn-i Mâce, Menâsik 84, Ebu Davud, Buyû 5).</li>
</ul>
<p>Bir gün Allah Rasûlu (s) “Helâk edici yedi şeyden kaçınınız!” buyurdular. Yanında bulunun sahâbîler; “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu yedi şey nedir?” diye sorunca şöyle cevap verdiler:</p>
<ul>
<li>“Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, hukukun gerektirdiği dışında Allah’ın (zarar vermeyi) yasakladığı bir cana kıymak, <strong>faiz yemek</strong>, yetim malı yemek, (düşmanla karşılaşınca) savaştan kaçmak, zinadan uzak duran ve hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara zina iftirasında bulunmak.” (Buhârî, Vesâyâ 23). <u>(<strong>2</strong>)</u>.</li>
</ul>
<p>İnsanlığın çok çeşitli ve çok boyutlu sorunlar yaşamasında belirleyici bir etkiye sahip olan <strong>faiz illeti</strong>ni konu alan ve bu yıl <strong>beşincisi</strong> düzenlenen <strong>İslam İktisadı Atölyesi</strong>’ne yurtiçinden ve yurtdışından tebliğci ya da müzakereci sıfatıyla katılan elliyi aşkın akademisyenin <u>(<strong>3</strong>)</u>, mevcut faizli sistemin iktisadi, siyasi ve sosyal alanlarda ne tür sorunlara yol açtığına ilişkin tespitlerini ve çözüm önerileri özetleyen “<u>5. İslam İktisadı Atölyesi Sonuç Bildirgesi</u>”ne dikkatinizi çekmekte yarar görüyorum:</p>
<p><strong>İktisadi Problemlerin Temelinde Faizin Yattığını Görebilmek</strong></p>
<p>“İslam İktisadı Araştırma Merkezi’nin (İKAM) düzenlediği 5. İslam İktisadı Atölyesi, 31 Mart-2 Nisan 2017 tarihlerinde “İslam İktisadı Perspektifinden Faiz” başlığı ile Sakarya Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir. İlmi Etüdler Derneği (İLEM), Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD), İslam Ekonomisi ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSEFAM) işbirliğiyle düzenlenen atölyede bu sene günümüz iktisadi problemlerinin kaynağı olarak faiz konusu detaylı bir biçimde tartışılmıştır. Üç gün boyunca sunulan tebliğler, yapılan değerlendirmeler ve tartışmalar çerçevesinde aşağıdaki konulara kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve bu hususta gerekli uygulamaların geliştirilmesi çağrısında bulunulmasına karar verilmiştir:</p>
<ol>
<li><u>Faiz tüm din ve inanışlarda yasaklanmış ve faizin zararlarına vurgu yapılmıştır</u>. Bu çerçevede <u>faizin</u> sadece sorunlu rutin bir iktisadi uygulama olarak görülmeyip bir <u>hastalık olarak teşhisi</u> önem arz etmektedir. Zira faiz tüm ekonomik problemlerin merkezinde yer almakta olup bu sorunun çözülmesi iktisadi pek çok sıkıntının esaslı bir biçimde aşılmasına katkı sağlayacaktır. Bu nedenle <strong>faizin</strong> sadece azaltılması değil <strong>tamamen ortadan kaldırılması</strong>na yönelik adımlar atılması gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Modern kapitalist ekonomi içinde sermaye ve <u>servetin belirli ellerde toplanmasını sağlayan temel etken faizdir</u>. <u>Böylece faiz iktisadi eşitsizliğin ve sosyal adaletsizliğin temel sebeplerinden birisi</u> haline gelmektedir. Faiz oranlarındaki her yükseliş en zenginleri daha zengin ederken, merkez bankaları tarafından zaman zaman uygulanan düşük faiz uygulamaları da temelde sermayedar kesimin kamu kaynaklı kredileri daha fazla kullanması ile neticelenmektedir. <u>Faizli bir sistemde sosyal adaleti faiz oranları üzerinden sağlamak imkânsızdır.</u> Dolayısıyla <strong>sosyal eşitsizlik</strong> faizli bir sistemin yol açtığı en temel problemler arasında yer almaktadır.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>Son yıllarda yapılan birçok araştırmada <u>faizin iktisadi büyüme üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya konmuştur</u>. Faiz üretken kaynakların reel ekonomiye aktarılmasını etkilemekte ve bu bağlamda iktisadi kalkınma üzerinde olumsuz tesirler oluşturmaktadır. Böylece eldeki kaynakların tam ve verimli kullanımı önünde engel olan <strong>faiz, ekonomideki gelişmeyi durdurmakta</strong>dır. Faize dayalı bir finansal sistemden faizsiz bir sisteme geçmek, paranın pozitif bir getirisi olmayacağı için ekonomideki reel dengelerin daha sağlıklı bir hale gelmesine sebep olacaktır.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>İslam iktisadının ekonomi bilimine en önemli katkılarından birisi faizsiz bir iktisadi sistem oluşturmasıdır. Bu katkının günümüz şartları içinde geliştirilerek evrensel bir sisteme dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu nedenle İslam iktisadı araştırmacılarının faizi dinî saik ve argümanlarla reddetmenin ötesine geçip iktisadi olarak açıklanmış ve temellendirilmiş <strong>yeni bir faizsiz sistemi inşa etme</strong>leri gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>Genel olarak İslam ekonomisi çalışmalarında, özelde ise <strong>faiz konusunda</strong> Osmanlı başta olmak üzere Müslüman toplumların tarihî tecrübesinden hem teorik hem de pratik olarak istifade edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde fikrî derinliği sağlamak mümkün olmayacaktır. Bu durum günümüzde önemli bir sömürü aracı olan faiz ile ilgili çözüm arayışlarını tıkayacaktır. Bu nedenle <strong>tarihî tecrübe ve birikime önem verilmesi </strong>gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Dünyada finans alanında ortaya çıkan krizlerin en önemli nedeni faizdir. Bu durum birçok uzman tarafından dile getirilmekte ve alternatif çözümler aranmaktadır. Ancak bu çözümler de vahiyden beslenmedikleri için yeni başka sorunlara yol açmaktadırlar. Tam da bu noktada <strong>Müslümanların dünyaya sunabilecekleri çok önemli katkılar </strong>bulunmaktadır. Bu alanda yapılacak çalışmaların teorik bir derinlikle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>Finans sisteminde <u>faizsiz uygulamaların alanının genişletilmesi</u> ve kooperatif bankacılığı, gayrimenkul sertifikaları, dayanışma ve yardımlaşma sandıkları, mikro finans ve kitle fonlaması gibi yeni uygulamaların önünün mevzuatta açılması gerekmektedir. Bu uygulamalar yoksulluğun azaltılması ve ihtiyaçların karşılanması noktasında, İslam iktisadı çerçevesinde teorik boyutta ele alınan değişik finans modellerinin faizsiz bir temelde pratikte uygulaması anlamına gelecektir. Bu modellerin uygulanması ile elde edilecek olumlu neticeler İslam’ın insanlığın <strong>ekonomik ve sosyal anlamda</strong> nasıl daha <strong>insanca bir hayat</strong> teklifinde bulunduğunu gözler önüne serecektir.</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>Toplumun her kesiminde <strong>faiz hassasiyetinin oluşturulması</strong> bir zorunluluk arz etmektedir. Özellikle insanları zorunlu olarak faizli banka sistemi içine çeken uygulamaların sonlandırılması önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede faizi özendirici reklam ve uygulamaların azaltılması kadar <u>faizsiz modeli özendirici</u> olanların da arttırılması gerekmektedir. Ayrıca <u>finansal okuryazarlığın faiz farkındalığı yönüyle geliştirilmesi</u>, bu husustaki eğitim çalışmalarının derinleştirilmesi lazımdır.</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>Günümüzde başta kamu kurumları çalışanları olmak üzere çalışanlar maaşlarını alacakları bankaları kendileri tercih edememekte, kişiler kurumlarının promosyon karşılığında anlaştıkları bankalarla çalışmak zorunda kalmaktadırlar. <u>İnsanları zorunluluk altında bırakarak faizli banka sistemine çeken</u> bu tür <u>uygulamaların sonlandırılması</u>, faizsiz bir ekonomik sistemin oluşturulmasında önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede kamu sektörü başta olmak üzere çalışanların banka promosyonları ile ilgili bir düzenleme yapılarak <u>kişilerin maaşlarını kendi istedikleri bankalardan alma tercihlerinin sağlanması</u>na yönelik bir düzenleme yapılması önem arz etmektedir. Böylece hem katılım bankalarının müşteri ve mevduat oranları artırılacak hem de faizsiz bir ekonomik sistemin oluşmasına ve gelişmesine katkı sağlanacaktır.</li>
</ol>
<ol start="10">
<li>Faizsiz bir bankacılık modeli için <strong>katılım bankacılığının geliştirilmesi</strong> önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu sektör temsilcilerinin <u>bilgilendirme ve halkla ilişkilere yönelik faaliyetler</u>ine daha fazla önem vererek kendi fark ve uygulamalarını halka anlatmada yaygın iletişim araçlarını da kullanarak daha aktif bir rol üstlenmesi gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="11">
<li>Faizsiz uygulamaların geliştirilmesi için katılım bankalarının araştırma ve uygulama önerilerini daha fazla desteklemesi gerekmektedir. Bu doğrultuda <u>İslam iktisadı alanındaki yeni araştırma ve modelleme çalışmalarının ivedilikle başlatılması </u>elzemdir.</li>
</ol>
<ol start="12">
<li>Günümüz koşullarından <u>ötürü faiz konusunda zorunlu olarak geliştirilen bazı ara çözümlerin kalıcı uygulamalar olarak görülmemesi</u> gerekmektedir. Bu bağlamda İslam’ın temel esaslarına göre sürekli bir iyileştirme siyasetinin takip edilmesi icap etmektedir.</li>
</ol>
<ol start="13">
<li>Günümüzde her ne kadar İslami bankacılığın finans sektöründe sahip olduğu pay hem dünyada hem de Türkiye’de artış gösterse de bunun oranı oldukça düşüktür. Bunda birçok faktörün rolü olmakla beraber <u>faiz hassasiyetinden kâr odaklı bir anlayışa doğru evrilme</u>nin önemli bir etkisi olduğu açıktır. Bunun bir tezahürü olarak özellikle Türkiye’de kurulan faizsiz bankalarda ülkemiz kaynaklı yerleşik pay sahiplerinin oranının <u>oldukça düşük olması</u> dikkat çekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="14">
<li>Katılım bankalarının borç finansmanına dayalı işlemleri politika faizlerinden olumsuz yönde etkilenirken, bu yöntemle birlikte faiz oranlarındaki değişimlerin reel ekonomiye yansıtıldığı gözlemlenmiştir. Bu durum faiz hassasiyeti açısından çeşitli sorunlar barındırmaktadır. Buna bağlı olarak <u>borç finansmanı yerine <strong>kâr-zarar ortaklığı</strong>na dayalı işlemlerin oranının arttırılması</u> bu etkiyi azaltacaktır.</li>
</ol>
<ol start="15">
<li>Kamunun <strong>katılım bankacılığı</strong> alanına yatırım yapmış olması ve bazı İslami yatırım enstrümanlarını kullanması halkın İslam iktisadına yönelik algısını olumlu yönde etkilemektedir. Bu bakımdan kamunun uygulama alanlarının genişletilmesi önemli bir gelişme olarak görülmektedir.</li>
</ol>
<ol start="16">
<li>Daha adil ve verimli bir piyasa düzeni ve buna bağlı olarak iktisadi büyüme için <strong>hayırsever davranış</strong> önemlidir. <u>Faiz temelli ve aşırı borçlanmaya dayalı finansal sistem ekonomik krizlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır</u>. Dolayısıyla hayırseverliği teşvik edecek kamu ve özel sektör uygulama ve mevzuatının geliştirilmesi önemlidir.</li>
</ol>
<ol start="17">
<li>Genel olarak dünyada özelde ise Türkiye’de İslam iktisadına yönelik artan bir ilgi ve beklenti söz konusudur. <strong><u>İslam iktisadı</u></strong><u> alanının</u> bu ilgi ve beklentiyi karşılayacak şekilde <u>teori ve uygulamada genişletilmesi ve geliştirilmesi</u> gerekmektedir.</li>
</ol>
<p>31 Mart-2 Nisan 2017 tarihlerinde Sakarya’da gerçekleştirilen 5. İslam İktisadı Atölyesi’ni tertip eden, katılan ve katkı yapan ilim adamları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri günümüzde dünyada ve özellikle Müslüman ülkelerde yaşanan iktisadi <strong>problemlerin temelinde faizin bulunduğu</strong>nu dile getirmekte ve faizsiz bir ekonomiye geçişin tüm insanlığa saadet getireceğini ilan etmekte; yöneticileri, karar alıcıları, uygulayıcıları ve ilim adamlarını bu sese kulak vermeye çağırmaktadırlar.” <u>(<strong>4</strong>)</u>.</p>
<p>Tüketicilerin, aydınların, özellikle gönüllü kuruluşlar ile yerel ve merkezi yönetimlerde görevli karar alıcıların bu çağrıya cevap vermesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Mustafa Öztürk; <strong>Kur’an-ı Kerim Meali</strong>: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2016, s.82.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, Ankara 2014, c.5, s.167-178.</li>
<li><a href="http://www.ikam.org.tr/tr/sempozyumlar/iew5">http://www.<strong>ikam.org.tr</strong>/tr/sempozyumlar/iew5</a>, 2 Nisan 2017.</li>
<li><a href="http://islamiktisadi.net/index.php/2017/04/03/5-islam-iktisadi-atolyesi-sonuc-bildirgesi/">http://islamiktisadi.net/index.php/2017/04/03/5-<strong>islam-iktisadi-atolyesi-sonuc-bildirgesi</strong>/</a>, 2 Nisan 2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖLÜ FİKİRLERDEN KURTULARAK  KENDİ FİKRİYATIMIZI ÜRETEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/olu-fikirlerden-kurtularak-kendi-fikriyatimizi-uretebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/olu-fikirlerden-kurtularak-kendi-fikriyatimizi-uretebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Apr 2016 09:59:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[batılı gibi olma]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayirli Ulema Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-kâbiliyye li'l-isti'mâr]]></category>
		<category><![CDATA[İslam tasavvuru]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Fenomeni]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[modernist]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[özgür beyinler]]></category>
		<category><![CDATA[R'ad Suresi]]></category>
		<category><![CDATA[reformcu]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[Tamer Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[teslimiyetçi]]></category>
		<category><![CDATA[zihniyet değişimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=294</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah (hak eden) bir toplumu cezalandırmayı murad ettiği zaman, onu engellemek mümkün olmaz; O&#8217;ndan başka sığınacak bir merci de bulamazlar.” (Ra’d 13:11) &#160; Geçen hafta sömürgeciliğin çeşitleri, psiko-sosyal açıdan sömürgeleşmeye elverişli olmak (colonisabilité; el-kâbiliyye li’l-isti’mâr; sömürülebilirlik), aşağılık ya da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah (hak eden) bir toplumu cezalandırmayı murad ettiği zaman, onu engellemek mümkün olmaz; O&#8217;ndan başka sığınacak bir merci de bulamazlar.” (Ra’d 13:11)</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geçen hafta sömürgeciliğin çeşitleri, psiko-sosyal açıdan sömürgeleşmeye elverişli olmak (colonisabilité; <strong><em>el-kâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong>; sömürülebilirlik), aşağılık ya da iftihar duyma kompleksine kapılmak, sömürgecilere karşı isabetli bir tavır belirleyememek, fikir darlığından ve dağınıklığından kurtulamamak gibi temel problemlere ilişkin büyük mütefekkir <strong>Mâlik Bin Nebî</strong>’nin tahlillerini özetlemiştik.</p>
<p>Bu hafta, Müslümanların özellikle son iki yüzyılda maruz kaldığı problemlerle başa çıkabilmesi için üstad Bin Nebî’nin çözüm önerilerini, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam felsefesi hocası Tamer Yıldırım’ın akademik bir makalesinden özetle iktibas ederek ve uygun ara başlıklar ekleyerek paylaşıyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘Sömürülebilir’ Olmaktan Kurtulmak İçin İlk Şart: <u>Değişebilmek</u></strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî’ye göre, sömürgeleştirilmeye müsait kalındığı sürece sömürgeleştirilmekten kurtulmak mümkün değildir.</p></blockquote>
<p>“Bin Nebî’ye göre Kur’an, imanın ışığından daha çok <strong>aklın ışığında</strong> yakından incelenmesi gereken bir bio-historik formül vazetmiştir:</p>
<p>‘Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.‛ (Ra’d, 13/11). Bu ilahi yasa insanın istemesi halinde düşünce, davranış, gelenek ve değerlere ilişkin olumsuzlukları giderip olumlulukları kolaylaştıracak bir irade özgürlüğü sağlayacağı şeklinde yorumlanır. Bin Nebî, Müslümanların gerilemesiyle ilgili olarak Batı’nın ve sömürgecilerin değerlendirmelerine katılmamış, Müslümanların gerilemesinin dıştan değil <strong>içten</strong> geldiğini ve bunun psikolojik bir yenilgiyi içerdiğini Ra’d Sûresi’nin 11. âyeti ile açıklamıştır (1979:27-28).</p>
<p>Bu bağlamda sömürge dönemini yaşamış İslam dünyasının farklı bölgelerinde yeni bir zihniyet oluşturmak için <strong>yeni bir İslam tasavvuru</strong> geliştirmek isteyen aydınlar, Kur’an’a, sünnete ve topyekûn geleneğe farklı bir yaklaşım sergileme gereği duymuşlardır. Çünkü hem sömürgeleştirilmeye müsait kalmak hem de sömürgeleşmekten kurtulmak mümkün değildir. Bu mesele ancak toplumun tamamının kökten değişmesi, herkesin uygun bir şekilde toplumsal vazifesine adapte olması ve manevi bir liyakat seviyesine çıkması ile mümkündür. Böyle bir toplumun oluşması için bir dönüşümün yaşanması, bunun için de önce toplumu oluşturacak <strong>kişilerin düşüncelerinin değişmesi</strong> gerekir. Ancak bu şekilde sömürgeleştirilmeye müsait olmaktan kurtulmak mümkün olabilir. Zira sosyal yapı değiştiğinde idari yapı da buna bağlı olarak değişecektir.” (Yıldırım, 2011:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kalıcı Çözüm İçin Öncelikle İsabetli Bir Teşhis Koyabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî’ye göre, toplumsal dönüşümün yaşanması için önce toplumu oluşturan kişilerin düşüncelerinin değişmesi gerekir.</p></blockquote>
<p>“Peki, sorunun çözümü nedir? Aslında bu soru başka bir sorunun cevabında gizlidir: Müslümanlar niçin sömürüye açık bir hale gelmiştir? Bin Nebî bunu Müslüman toplumların hâlihazırda ana modellerine, yani<strong> kurucu dönemin belirleyici unsurlarına ihanet etmeleri</strong>ne bağlamıştır. Bu, Müslümanlara İslam’a sarıldıkları için değil, ondan <strong>uzaklaştıkları</strong> için, İslam tarafından verilen bir cezadır (1971:76). Bundan kurtulmanın yolu da tekrar onları harekete geçiren güçle/ruhla ve bunu elde etmelerini sağlayacak <strong>eğitim </strong>ile olanaklı hale getirilebilir. Bin Nebî bu <strong>güç/ruh kaynağı</strong>nı, kesin bir dille <strong>Kur’an</strong> olarak belirtir. Çünkü Müslümanların medeniyet kurmasını sağlayan şey Kur’an’dı ve Kur’an’ın etkisi azaldıkça İslam dünyası duraklamıştır (1986:42).</p>
<p>Din, ahlak ve sosyal yönüyle medeniyetin kurulmasına katkıda bulunur. Bu anlamda sorun bir <strong>zihniyet değişimi</strong>dir ve değişimin psikolojik unsurları göz ardı edildiğinde çözüme ulaşmak mümkün olmayacaktır. Sömürge edilebilir durumdaysak mutlaka sömürge hâline getirileceğizdir. Sömürge edilebilir durumdan yakamızı kurtardığımız an sömürge olmaktan kurtulmuşuz demektir. Çünkü belirttiğimiz gibi sömürgeleştirilme, dış faktörlerden daha ziyade iç faktörlerle ilişkilidir. Dolayısıyla dış faktörlere karşı eğitsel yöntemlerle bir insan kişiliği oluşturulmalıdır. Devamında ruhsal ve sosyal değişim gelecektir. Bin Nebî’nin düşüncesinde insan temel unsur olduğundan böyle bir dönüşümde önemli olan fikirlerden ziyade bireylerin bizatihi kendileridir.” (Yıldırım, 2011:42).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim Sistemini İslam’ın Asli Kaynağına Dayandırabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî, Batı’nın ayak izlerini takip etmenin ve çözüm için onların modelini taklit etmenin yanıltıcı bir fikir olduğunu belirtir.</p></blockquote>
<p>“Eğitim, sömürülebilir olmayı aşmak için Bin Nebî’nin özellikle ele aldığı bir konudur ve Kur’an ile yakından ilişkilidir. Çünkü eğitim denilince Kur’an eğitimi üzerinde özellikle durulur. Kur’an eğitimiyle kastedilen ise İslam dininin, asli formlarından hareketle öğretilmesidir. Sömürgeciler toplumun moralini ve sıhhatini kazandıracak tek ve en ulvi kaynağın din olduğunu bildiğinden, sömürge bölgelerinde Kur’an eğitimi veren kurumların açılmasını zorlaştırmış, buralarda çalışacak imam ve müftü tayinlerini kendi menfaatine göre ayarlamıştır (1986:116). Bu durum farklı ülkelerde değişik şekillerde uygulanmıştır.</p>
<p>Bin Nebî’nin Kur’an Fenomeni adlı eseri 1963’te sömürgeden kurtulmuş Cezayir’e döndüğünde ülkesinin hafızasını canlandırmak için açılan eğitim kurumlarında yeniden oluşturularak ortaya çıkmıştır. Bu eserini, o zamanlar sömürgecilerin propagandaları altındaki Müslümanlara bir el kitabı olarak takdim etmiştir. O dönemde Abdulhamid Bin Badis hem dillerini hem de dinlerini korumaya hizmet etmesi için Cezayirli Ulema Birliği’ni kurmuştur.  Bin Nebî, Cezayir’in Arap-Müslüman kimliğinin korunmasında hayati bir rol oynayan bu Birliğin üyelerini takdir etmiş, onların Cezayir düşünce yapısının oluşmasında ve ülkedeki kültür önderlerinin hazırlanmasında büyük etki sahibi olduklarını belirtmiştir.” (Yıldırım, 2011:43).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı Odaklı Ölü Fikirlerden Kurtulabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî’ye göre, Müslümanların medeniyet kurmasını sağlayan unsur Kur’an’dı. Onun hayattaki etkisi azaldıkça İslam dünyası duraklamıştır.</p></blockquote>
<p>“Yerli eğitim kurumlarının karşısında, zihin değişikliğini beraberinde getiren sömürgeci okulları vardı. ‘Sömürülebilirlik’ denilen şeyin kaynağında bir yönüyle bu okullar, bir diğer yönüyle de yurt dışında eğitim gören ve kendi kültürüne yabancılaşan yönetici elit ve entelektüeller bulunmaktaydı. Kendi kültür ve tarihine yabancılaşan bu kişiler, Batı’nın Doğu’ya ilişkin değer ölçülerini ve bakış açısını benimsemekteydi. Bu, bir anlamda zihinlerin sömürgeleşmesidir. Buna‚ ‘oryantalizmin içselleşmesi‛ de denilebilir. Kendi varlıklarından sıyrılıp <strong>Batılı gibi olma</strong> gayretindeki bu elitler için, İslam, artık Batı’nın gözündeki İslam’dır.</p>
<p>Fakat Batı’yı yakından tanıyan Bin Nebî’ye göre bu tür fikirler <strong>ölü fikirler</strong>dir ve sömürge ülkelerdeki trajedinin, yani sömürüye yatkınlığın bir yönünü ifade eder. İslam dünyasındaki düşünürlerin büyük bir kısmının düşüncesine karşı olarak Bin Nebî, <strong>Batı</strong>’nın ayak izlerini takip etmenin ve çözüm için onların <strong>modelini taklit etme</strong>nin Müslümanların problemlerini çözmeyeceğini, böyle bir fikrin yanıltıcı olduğunu açıkça belirtmiştir. İlginç olan şudur ki, ölü fikir olarak adlandırılan düşüncelerin büyük bir kısmı İslam coğrafyasında ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla olayın gerçek sorumlusu aslında Batı kültürü değil, insanları bu fikirleri seçmeye iten süreç, yani <strong>yanlış fikrî yönelimler</strong>dir.</p>
<p>Ölü fikirlerden ve yanlış fikrî yönelimlerden kurtulabilmek için <strong>değişim ve yeniden yapılanma</strong> ilkeleri üzerinde <strong>toplumsal bir eğitim</strong> uygulanmalıdır. Fakat bu da ancak Batı’dan aldığımız ahlakı çözücü unsurların bertaraf edilmesiyle gerçekleşebilir.” (Yıldırım, 2011:44).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı’yı ‘Ötekilerin Dünyası’nı Kabul Etmeye ve Onlara Saygı Göstermeye İkna Edebilmek </strong></p>
<p>“Avrupalı, İslam dünyasını medenileştirmeye değil sömürgeleştirmeye gelmiş ve İslam dünyası ile münasebetlerinde Hıristiyan ruhu her şeyden çok bir <strong>sömürgeci ruhu</strong> şeklinde tezahür etmiştir. Avrupa kültürü bir medeniyet eseri değil Avrupa emperyalizmi ve hâkim ırk anlayışının şekil değiştirmiş hali olmuş ve kendi dışındaki insanlığı bir <strong>yükselme basamağı</strong> olarak görmüştür.</p>
<p>Bundan dolayı Bin Nebî sömürgecilik fikrinin çözümünü özellikle Avrupa’nın ‘ötekilerin dünyasını’ kabul etmesinde ve onlara saygı göstermesinde bulmuştur. Sonuçta sömürgecilik İslam dünyasında iki hareket meydana getirmiştir (1986:63-73): İslami şuura bağlı <strong>reformcu</strong> hareket ve kaynağı Avrupa olan yeni bir sosyal çığırdan mülhem <strong>modernist</strong> hareket. Her iki hareket de tam teessüs edememiştir. Zira her ikisi de ana kaynaklarına ulaşamamıştır. Şöyle ki; reformcular İslam düşüncesinin köklerine inememiş, modernistler de Batı düşüncesinin temellerine ulaşamamıştır.</p>
<p>Bin Nebî, özellikle modernist hareket taraftarı olanların medeniyetinin sömürge için yeteri kadarını getiren Avrupa’nın yerli mektepleri dediği kültür bagajlarıyla oluşmasında etkili güç oluşturduğunu ve medreselerin önceyle bağları kesmeye çalışırken bu yeni okulların Batı’yla teması sağladığını belirtir. Fakat bu İslam dünyasının menfaatini sağlamamıştır&#8230;” (Yıldırım, 2011:45).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel Sömürgecilikten Kurtulmanın Yolu Kendi Fikriyatımızı Üretmek</strong></p>
<p>“Fakat Batı’nın bu faaliyetleri Müslümanların uyanmasını da beraberinde getirmiştir. Yani sömürgecilik Müslüman toplumlarda nesnel olarak arkaizmin etkenlerini güçlendirmiştir. Çünkü Avrupa’nın varlığı sömürge çıkarları açısından can alıcı sektörlerde ayrımcı bir modernleşmeyi teşvik etmekle birlikte İslam ülkelerinde çoğunlukla ekonomik ve sosyo-kültürel gerilemeleri doğuran etken olmuştur. Bunun kökeninde sömürgeciliğin Müslümanlar tarafından haçlı seferleri olarak algılanması yattığından, farklı savunma tepkilerine sebep olmuştur.</p>
<p>Bazıları sömürgeciliğe karşı cihadı savunurken bazıları esas olarak İslam’ın <strong>ahlaki ve ruhi açıdan yeniden canlanma</strong>sı üzerinde durmuştur. Müslümanlar bu Avrupa’ya karşı oluş sürecinde olayların akışının etkisiyle kendilerini sosyo-kültürel bir değişim içinde bulmuşlar ve bu noktada modernleşmeci evrim yanlıları ile klasik normları ve değerleri savunanlar arasında bir gerginlik başlamıştır. Görünüşte de sömürgeciliğin İslam ülkelerinde sona erişi, az-gelişmişlik olarak adlandırılan sorunun çözümünü beraberinde getirmemiştir. Çünkü yeni yönetimlerin çoğu kültürel yeni bir sömürgeciliğin altına girmiştir.” (Yıldırım, 2011:46).</p>
<p>Sonuç olarak; Mâlik Bin Nebî, durumumuzu değiştirmek için <strong>reddedici</strong> veya <strong>teslimiyetçi</strong> bir tavrın fayda sağlamayacağını bize göstermeye çalışmıştır. Batı’dan ödünç alınan fikirleri kabul etmemiş ve Müslümanların <strong>iç güvenlerini kazanmaları</strong> gerektiğini ve sosyal ve kültürel açıdan kendi fikirlerini üretme ve geliştirmede <strong>cesur olmaları</strong> gerektiğini savunmuştur. Bu fikirleriyle Bin Nebî, modern dönemde değerleri özellikle Batı kaynaklı etkiler altında donan/yozlaşan Müslümanlara, dinleri yolunda çalışmanın ve yeni bir kültür ve medeniyet inşa etmenin yolunu ve bunun şevkini sağlayacak temelleri sunmak için çabalamış, bu hedefin gerçekleşmesinin yolunun <strong>özgür beyinler ve ruhlarla</strong> olabileceğini göstermiştir.” (Yıldırım, 2011:51).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ul>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1971). <strong><em>Muşkiletu’l-Efkâr fi’l Âlemi’l İslâmî</em></strong>. Kâhire.</li>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1979). <strong><em>Şurûtu’n-Nahda</em></strong>, Arapça’ya çev. Umar Kâmil Sekavî ve Abdussabûr Şâhin, Dımaşk: Dâru’l-Fikr.</li>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1986). <strong><em>Vichetu’l-Âlemi’l-İslamî</em></strong>. Arapça’ya çev. Abdussabûr Şâhin,<br />
basım, Dımaşk: Dâru’l-Fikr.</li>
<li>Yıldırım, Tamer. (2011). “<strong>Malik Bin Nebi’de Sömürülebilirlik Olgusu</strong>”. Milel ve Nihal,<br />
Sayı: 8 (2), s.33-52.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/olu-fikirlerden-kurtularak-kendi-fikriyatimizi-uretebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÂLİK BİN NEBÎ’NİN  “SÖMÜRÜLEBİLİRLİK” KURAMINI DİKKATE ALMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/malik-bin-nebinin-somurulebilirlik-kuramini-dikkate-almak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/malik-bin-nebinin-somurulebilirlik-kuramini-dikkate-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Mar 2016 09:23:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[aşağılık kompleksi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Uygarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[dışsal sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Haçlı Seferleri]]></category>
		<category><![CDATA[içsel sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[liberal sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[medenileşme öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[Milel ve Nihal]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tamer Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[totaliter sömürgecilik]]></category>
		<category><![CDATA[zihinlerin sömürgeleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=291</guid>

					<description><![CDATA[İslam dünyasının son iki asırda yaşayageldiği sorunlarla başa çıkabilmesi için İslam toplumunun yenilenmesi gerektiğini, bunun için de köklü bir değişime ihtiyaç duyulduğunu çeşitli eserlerinde derinlemesine işleyen Mâlik Bin Nebî, İslam dininin ahlaki zeminini ve içtimai boyutunu hakkıyla kavrandıklarında Müslümanların örnek bir medeniyet inşa edebileceklerini gerekçeleriyle birlikte izah etmektedir. &#160; Çoğu Müslüman mütefekkirden farklı olarak Mâlik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam dünyasının son iki asırda yaşayageldiği sorunlarla başa çıkabilmesi için İslam toplumunun yenilenmesi gerektiğini, bunun için de köklü bir değişime ihtiyaç duyulduğunu çeşitli eserlerinde derinlemesine işleyen Mâlik Bin Nebî,</p>
<p>İslam dininin ahlaki zeminini ve içtimai boyutunu hakkıyla kavrandıklarında Müslümanların örnek bir medeniyet inşa edebileceklerini gerekçeleriyle birlikte izah etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çoğu Müslüman mütefekkirden farklı olarak Mâlik Bin Nebî, sorunlarımızın temelinde yatan ana problemin ‘<strong>zihinlerin sömürgeleşmesi</strong>’ olduğunu derinden idrak etmiş, Müslümanları ahlâki ve psikolojik bir çözülmeye iten ve İslam âleminin gerilemesine neden olan bu sömürgeleşme probleminin dışarıdan değil, <strong>içeriden</strong> kaynaklandığını uzun uzun açıklamıştır. Nitekim insanlar, birey ya da toplum olarak ancak ve ancak ‘sömürülmeye elverişli’ olduklarında sömürgeleştirilirler. Altmış sekiz yıllık ömrünün yirmi altı yılını Fransa’da geçiren ve sömürgecilerin iç yüzünü bütün çıplaklığıyla görüp onları yakından tanıyan Bin Nebî, Müslümanların da sömürülmeye ne denli yatkın hale geldiklerini uzun süreli gözlemleriyle tespit etmiştir. Hem sömürgeciyi hem de sömürgeyi iç gözlem tekniğiyle yakından tanıyan Bin Nebî, sömürülebilirliğin sorunların zeminini oluşturduğu tespitiyle İslam dünyasına hayati öneme sahip bir fikrî katkı yapmıştır.</p>
<blockquote><p>Bin Nebî’ye göre İslam dünyasını geri bırakan iç faktörlerdir. Bunlar da sömürgeleştirilmeye müsait olma keyfiyetinden kaynaklanmaktadır.</p></blockquote>
<p>Sömürülmeye elverişli hale gelmenin ve nihayetinde sömürgeleşmenin temel sebebinin de “<strong>ölü fikirler</strong>” olduğunu tespit eden büyük mütefekkir Mâlik Bin Nebî’nin düşüncesinde sömürülebilirlik olgusunu, bu konuyu başarıyla kaleme alan, halen Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Felsefesi ve Din Bilimleri bölümü hocası olarak görev yapan Yrd.Doç.Dr. Tamer Yıldırım’ın Milel ve Nihal dergisinde yayımlanan akademik makalesinden özetle iktibas etmeyi daha yararlı buluyorum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sömürgeciliğin Çeşitlerini Ayırt Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Sömürgeciler kendi menfaatleri uğruna sadece yaşayan toplumları değil, insanlık tarihini de parçalamışlardır.</p></blockquote>
<p>“Fiili sömürgecilik görünür ve mücadele şekli belli olduğundan ortadan kaldırılması kolaydır. Fakat fikrî sömürgeleşmenin aşılması çok kolay olmayacaktır. Çünkü bu, iki şekilde mücadeleyi beraberinde getirmektedir: Birincisi sömürge güçleriyle, ikincisi sömürgeleştirilen yerli zihinlerle&#8230; Bin Nebî siyasi açıdan sömürgeciliği hayata doğrudan müdahale etmeyen <strong>liberal sömürgecilik</strong> ve hayatın en küçük teferruatına karışmaya kadar varan <strong>totaliter sömürgecilik</strong> olmak üzere ikiye ayırır (1986:108-109). Fakat sömürgeciliğin her iki kısmının da sömürgenin yeniden kendine gelememesi için, onun her türlü iffet, asalet ve faziletiyle mücadele edeceğini belirtir (1986:110-113).</p>
<p>Sömürgeciliği Avrupa Uygarlığının Avrupa sınırlarının ötesine taşınması (1991:45–46) olarak değerlendiren Bin Nebî, sömürgeciliğin tarihini Avrupa için Amerika’nın keşfiyle başlatır. Bu anlamda sömürü kültürüne sahip olanlar, kendi menfaatlerine uyması için sadece toplumları değil, insanlık tarihini de parçalamış ve bölmüşlerdir. Onu bir bütün olarak ele almaktan kaçınmışlardır. Hattâ, tarihsel olarak İslam’ın hâkim olduğu yerlerde İslam Medeniyeti yokmuş gibi davranmışlardır. Meselenin köklerine inince şu görülmektedir ki, Amerika’nın keşfiyle başlayan bugünkü Batı medeniyeti, yine bir sömürgeci medeniyet olan Roma’nın sömürgecilik ananelerinin yeniden diriltilmiş hali gibidir. Sömürgecilik bundan dolayı tarihi akış içinde geriye doğru bir gidişi ifade etmektedir. Genel olarak bakıldığında <strong>sömürgecilik</strong>, tarihin kaydettiği en büyük tahribattır. Zira sömürgecilik politikası deyince sömürgeciler bundan kargaşa, karıştırma, ihtilaf vasıtalarını kullanma manasını çıkarmaktadır ki sömürgenin sömürülme ömrü uzatılabilsin.</p>
<p>Sömürgecilik konusunda Bin Nebî’nin yaptığı bir ayrım daha vardır ki bu da; kendisinin icadı olan sömürgeciliğin içsel olarak kabullenilmesi yani ‘<strong>içsel sömürgecilik</strong>’ (colonisabilité, <strong><em>el-kâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong>, sömürülebilirlik) ile ‘<strong>dışsal sömürgecilik</strong>’tir.” (Yıldırım, 2011:35-36).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psiko-Sosyal Açıdan Sömürgeleşmeye Hazır Olmaktan Kurtulabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Sömürgeciyi de sömürgeyi de iyi tanıyan Bin Nebî, sömürülebilirliğin sorunların zeminini oluşturduğu tespitiyle hayati öneme sahip bir fikrî katkı yapmıştır.</p></blockquote>
<p>“Bin Nebî’ye göre tarihi süreçte sömürülmeye müsait olma keyfiyeti sömürülme hadisesinden önce meydana çıkmaktadır. Sömürgeci, bir bölgeyi yükseltmek için değil bilakis felce uğratmak için gelir. Fakat hiçbir sömürgenin ilelebet sürdüğü görülmemiştir. Sömürgecilikten kurtulmak için önce bu neticeyi doğuran sömürülmeye müsait olma sebebinden kurtulmak gerekir (1986:90-93).</p>
<p>Sömürgecilik olgusunu salt siyasal boyutuyla değil uygarlık boyutuyla ele alan Bin Nebî, dramın iki yönünün de görülmesi gerektiğine işaret etmiştir: <strong>Sömürülebilirlik</strong> ve <strong>sömürgecilik</strong>. Ona göre sömürülebilirlik, sömürge sonrası dönemde oluşan kültürel tahakkümü ifade etmektedir. Sömürgeci hayatın her safhasında sömürge ruhuna uygun bir gevşeklik empoze etmiştir. Sömürge idaresi insanları hangi noktada görmek istemişse orada durmalarını sağlamıştır.</p>
<p>Bin Nebî’ye göre İslam dünyasının hareketlerini frenleyen, tekâmülünü etkisiz hale getiren, neticede kargaşa, zaaf ve karışıklık eken sebeplerin, <strong>iç faktörler</strong> olduğu ve bunların da <strong>sömürgeleştirilmeye müsait olma keyfiyetinden kaynaklandığı</strong> görülmüştür (1986:94-95). Sömürgeciliğin başlangıcında böyle olmasa da tarihsel süreç daha sonra sömürgeciliğe dönüşen ve sömürgeciliği üreten ‘<strong>sömürülebilirlik</strong>’ ile devam etmiştir. Gelinen nokta, bir anlamda sömürgecilik dış faktörüne bir de iç faktörün ilave olması durumudur ki, bu bizzat içerden gelip insanları sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı bir faktördür. Dolayısıyla kişi içerdeki aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacaktır. Bu gerçekleşmeden tam anlamıyla özgürleşmekten/bağımsızlıktan söz etmek mümkün olmayacaktır. Yani sömürülmekten kurtulmak için gereken <strong>esas mesele sömürülebilir olmaktan kurtulmaktır</strong> (1986:107). Bu düşünce aynı zamanda insanları asırların birikmiş ataletinden arındırarak değiştirmeyi de içermektedir.” (Yıldırım, 2011:37-38).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aşağılık Kompleksini ve İftihar Duyma İçgüdüsünü Yenebilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlar, kendilerini sömürgeleşmeye mahkûm eden aşağılayıcı iç faktörden kurtulduğu zaman dış faktörden de kurtulmuş olacaktır.</p></blockquote>
<p>“Toplumsal değişimin gerçekleşmesi için önce zihinlerde özgürlüğün oluşması gerekir. Çünkü insanların zihni sömürgeleştirilmeye müsait iken olacak olan şey iki şekilde tezahür edecektir:</p>
<p>İlkin sömürgecilerin bizi bizden daha iyi bileceği düşüncesinden dolayı bireyin <strong>aşağılık kompleksi</strong>ne kapılıp etkinliğinin en aşağıya düşmesi durumudur (Bin Nebî, 1971:79). Bugün bu durum öyle bir hale gelmiştir ki Müslümanlar kültürlerinin maddi ve manevi unsurlarını hattâ lezzet ve ihtiyaçlarını bile başkalarından almaktadır ve böyle olunca (sömürgecilerin) daha değerli olduğu düşünülmektedir. İkinci olarak bunun tersine Batı’nın kültürel egemenliği sonucu oluşan eksiklik kompleksini bastırmanın bir aracı olarak kendisiyle övünme ve <strong>iftihar duyma içgüdüsüne yapışma</strong>sıdır. Bu ikinci durum öncelikle fikir ve vicdanı gerçek zorlukların farkına varmaktan alıkoyan bir teselli aracı olarak, <strong>uyuşturucu</strong> işlevi göreceğinden (Bin Nebî, 1970:23) zihinsel olarak etkinliğin olmaması veya oluşamaması gibi bir duruma sebep olabilir. Dolayısıyla belirtilen her iki husus da Müslümanların durumunu düzeltmede olumsuz bir role sahip olacaktır. Şu sebeple ki, Bin Nebî’ye göre İslam toplumu bugün <u>medenileşme öncesi aşamasında</u>dır. Bunun için harekete geçmeye çalışmakta, ama zorlanmaktadır. Yani Müslümanlar uygarlık yoksunudur ve uygarlaştırıcı bir eylemi gerçekleştirmeye muktedir görünmemektedir (Bin Nebî, 1979:27-28).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fikir Darlığından ve Dağınıklıktan Kurtulup Gayretleri Birleştirebilmek</strong></p>
<p>Bin Nebî, İslam toplumunun bu zorluklarının iki değişik tarzda ele alınabileceğini belirtir:<br />
1. Sömürgeci tezi tutanlara göre, kalkınma hamlesinin gecikmesinin faktörü İslam’dır. 2. Milliyetçi tezi savunanlara göre ise suçlu sömürgeciliktir. Bunların her ikisinin kökeninde çok kuşkulu temel bir kusur bulunmaktadır:</p>
<p>Birinciler her şeyi İslam’ın sırtına yükleyerek sömürgeciliğin İslam dünyasının bugünkü kaosundan büyük ölçüde sorumlu olduğunu unutturmak isterler. İkinciler de her şeyi sömürgeciliğin sırtına yükleyerek, sorundan hiçbir şeyi gidermeyen, aksine sorunu artıran demagojilerini örtbas etmeye çalışırlar. Oysa Bin Nebî İslam Dünyasının çökmesinin İslam’a değil ümmetin tarihteki uygulamalarına atfedilmesi gerektiğine inanır ve Müslümanların geri kalmasının da maddi imkânların azlığından değil daha ziyade <strong>fikir darlığı</strong> ve <strong>gayretlerin dağınıklığı</strong>ndan dolayı olduğunu belirtir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sömürgecilere Karşı En İsabetli Tavrı Belirleyebilmek</strong></p>
<p>“Bin Nebî’ye göre Avrupalılar İslam dünyasını medenileştirmeye değil sömürgeleştirmeye gelmiş ve İslam dünyası ile münasebetlerinde Hıristiyan ruhu her şeyden çok bir sömürgeci ruhu şeklinde tezahür etmiştir. Avrupa kültürü bir medeniyet eseri değil Avrupa emperyalizmi ve hâkim ırk anlayışının şekil değiştirmiş hali olmuş ve kendi dışındaki insanlığı bir yükselme basamağı olarak görmüştü&#8230; Sonuçta sömürgecilik İslam dünyasında iki hareket meydana getirmiştir: İslami şuura bağlı <strong>reformcu</strong> hareket ve kaynağı Avrupa olan yeni bir sosyal çığırdan mülhem <strong><u>modernist</u></strong> hareket. Her iki hareket de tam teessüs edememiştir. Zira her ikisi de ana kaynaklarına ulaşamamıştır. Şöyle ki reformcular İslam düşüncesinin köklerine inememiş, modernistler de Batı düşüncesinin temellerine ulaşamamıştır (Bin Nebî, 1986:63-73).</p>
<p>Bin Nebî’ye göre Müslümanların ataletlerini ifade etme biçimi olan düşünce şekillerini üç maddede özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>‘Biz bir şey yapamayız çünkü cahiliz.’ Bu, sömürgecilikten doğmuş olan bir vakıadır ve bu cahillik sadece okullarla değil farklı alanlardaki insanların ortak çabasıyla aşılabilir.</li>
<li>‘Biz bir şey başaramayız çünkü fakiriz.’ Bu hususta sorun paranın azlığı değil sermayenin sevk ve idaresidir.</li>
<li>‘Biz böyle bir işe kalkışamayız çünkü başımızda sömürge idaresi var.’</li>
</ol>
<p>Yukarıdaki ilk iki sorun içeriden sömürülmeye müsait ruh halinden neşet etmektedir (1986:89). Belirtilen özellikler hasta bir ruh halinin göstergesidir ve buna sahip olan bireyler içinde bulundukları durumdan da muztariptirler. Bu zehirli düşüncelerin, kültürden veya daha doğru ifadesiyle İslam dünyasının her kurumundan (idari, ekonomik, toplumsal veya eğitsel) temizlenmesi gerekir.30 Yani sömürülenin sömürene karşı koyabilmesi için bazı vasıtalara ihtiyacı vardır ve her şeyden önce sömürülen bunları sömürenden beklememelidir (1986:94). Çünkü sömürgecilik, her türlü düşünceyi yıkan manevi ve iktisadi kalkınma ile alakalı her türlü entelektüel faaliyetin kökünü kazıyan dolayısıyla yerli kitlenin hayatındaki her türlü hamle imkânına mani olan bir özelliğe sahiptir.” (Yıldırım, 2011:39-45).</p>
<p>Müslümanlar nasıl ki Haçlı Seferleri‛nin ve Moğol istilasının ardından büyük bir dirayetle İslam medeniyetini yeniden kurmuşlarsa, son iki asırda önce haricî, ardından dâhilî sömürge sistemini sağlam bir şekilde coğrafyamızda yerleştirmiş olan Batı’ya rağmen Müslümanlar insanlığı zulmün karanlığından kurtaracak yeni bir medeniyet hamlesini yapabilecek potansiyele sahiptir. Büyük mütefekkir Mâlik Bin Nebî’nin çözüm önerilerini gelecek hafta paylaşacağız&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ul>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1970). <strong><em>İntâcu’l-Musteşrikîn ve Eseruhû fi’l-Fikri’l-İslamî el-Hadîs</em></strong>, Kâhire.</li>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1971). <strong><em>Fikretu Commonwealth İslamî</em></strong>. Kâhire, Mektebetu Ammâr.</li>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1979). <strong><em>Şurûtu’n-Nahda</em></strong>, Arapça’ya çev. Umar Kâmil Sekavî ve Abdussabûr Şâhin, Nedvetu Mâlik Bin Nebî ve Dâru’l-Fikr.</li>
<li>Bin Nebî, Mâlik. (1986). <strong><em>Vichetu’l-Âlemi’l-İslamî</em></strong>. Arapça’ya çev. Abdussabûr Şâhin, 5. basım, Dımaşk: Dâru’l-Fikr.</li>
<li>Bin Nebî. Mâlik. (1991). <strong><em>Teemmulât</em></strong>. 5. basım, Beyrut: Dâru’l-Fikri’l-Mu’âsır.</li>
<li>Râşid Bin İsa ile Söyleşi: “<strong>Türkiye, Tarihi Görevini Yerine Getirmek İçin Geri Dönüyor</strong>”. Özgün Duruş, 10.05.2010.</li>
<li>Yıldırım, Tamer. (2011). “<strong>Mâlik Bin Nebî’de Sömürülebilirlik Olgusu</strong>”. Milel ve Nihal, 8 (2), s.33-52.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/malik-bin-nebinin-somurulebilirlik-kuramini-dikkate-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
