<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Saffet Köse Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/saffet-kose/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/saffet-kose/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Feb 2019 14:18:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>METNİ BAĞLAMINDA ANLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/metni-baglaminda-anlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/metni-baglaminda-anlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Feb 2019 14:18:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULHAMİT BİRIŞIK]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL BOR]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ BARDAKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞLAMIN ROLÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[GELENEKTEN GELECEĞE HASEKİ KONFERANSLARI]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN KÂMİL YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[HASEKİ MEZUNLARI VE MENSUPLARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[HİNT ALTKITASI]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ZEYD GERÇİK]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂMÎ İLİMLERİN GELİŞİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TAŞPINAR]]></category>
		<category><![CDATA[KLASİK FIKIH METİNLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’ÂN’IN ANLAŞILMASI]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMUT ÇINAR]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[RAMAZAN YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Köse]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAHİN GÜVEN]]></category>
		<category><![CDATA[SELİM ARGUN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=838</guid>

					<description><![CDATA[Editörlüğünü Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Dr. Adil Bor’un yaptığı Haseki Konferansları isimli eserde (1) yer alan üç konferansın özetini geçen hafta sizlere sunmuştum. Geçmişten geleceğe çeşitli problemlerimize ışık tutmaları sebebiyle bu hafta yine üç konferansın özetini sunmakta yarar görüyorum. Âyetleri Metiniçi ve Metindışı Bağlamında Anlamak Erciyes Üniversitesi’nde tefsir hocalığı da yapan Kayseri İl [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Editörlüğünü Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Dr. Adil Bor’un yaptığı <strong>Haseki Konferansları</strong> isimli eserde (<strong>1</strong>) yer alan üç konferansın özetini geçen hafta sizlere sunmuştum. Geçmişten geleceğe çeşitli problemlerimize ışık tutmaları sebebiyle bu hafta yine üç konferansın özetini sunmakta yarar görüyorum.</p>
<p><strong>Âyetleri Metiniçi ve Metindışı Bağlamında Anlamak</strong></p>
<p>Erciyes Üniversitesi’nde tefsir hocalığı da yapan Kayseri İl Müftüsü Prof.Dr. Şahin Güven, Kur’ân’ın anlaşılmasında bağlamın rolünü 07.01.2016 tarihinde özetle şöyle anlatmıştır:</p>
<p>“Bizler Kur’ân’ı anlamaya çalışırken Kur’ân’ın ete kemiğe bürünmüş, hayata yansımış şekli olan <strong>Peygamberimizin hayatına</strong> bakarız. Zira Peygamber Efendimiz (s) Kur’ân’ı hem tebliğ etmiş hem de tebyin etmiş, açıklamıştır. Yine bizlerin Kur’ân’ı anlayabilmesi için <strong>esbâb-ı nüzûlü</strong> bilmemiz gerekiyor. Zira bir âyetin nerede, ne zaman, hangi olaylara binaen nazil olduğunu bilmek, o âyeti anlamak için önemli bir veri oluşturmaktadır. Kur’ân’ı ve ihtiva ettiği hükümlerini anlayabilmemiz için Kur’ân’ın nazil olduğu <strong>sosyal, kültürel ve tarihsel çevreyi</strong> çok iyi bilmemiz gerekiyor.</p>
<p>Kur’ân boşluğa inmedi, aksine o, bir zaman diliminde, bir mekâna ve belirli insanların yaşamış olduğu kültürel zemine nazil oldu. Öyleyse bizler âyetleri anlarken o çerçeveyi çok iyi bilmeliyiz. Ancak bu, tarihselcilerin dediği gibi, o âyetleri o zamana <u>hapsetmek</u> değildir. Aksine anlamak için o tarihsel mekâna ve zaman dilimine gitmemiz gerekir. Ancak anlama çabamızı o zaman ve mekânla sınırlandırmamız gerekmez. Oradan çıkarabileceğimiz hükümler ve mesajları insanlara evrensel değerler olarak da sunabiliriz. Bizim o evrensel mesajlara ulaşmamız için o tarihsel zamana ve mekâna gitmemiz gerekir. Bu sebeple bizler Kur’ân’ı anlamaya çalışırken, bağlamından hareketle anlamaya çalışmalıyız.</p>
<p>Bizim âyetleri anlarken yaptığımız yanlışlardan birisi, istişhad amaçlı kullanırken âyetleri bağlamından kopararak anlamaya çalışmamızdır. Böylece istediğimiz bir anlamı âyete yüklüyoruz! Oysa Kur’ân, her anlamın kendine yüklendiği, her anlamın kendisinden çıkarılabileceği bir kitap değildir! Âyetlerin bağlamını iyi tesbit etmek zorundayız. Kur’ân, insanların heves ve arzularına boyun eğecek bir kitap değildir. Öyleyse Kur’ân’ı kendi bağlamında anlamak ve yorumlamak durumundayız.</p>
<p>Tefsirin, yaşanan/yaşanmakta olan hayat ile birlikte ele alınması lazımdır. Bizler farklı bir bağlamda yaşıyoruz; Kur’ân bundan yaklaşık 1400 yıl önce nazil oldu, bizler ise 1400 yıl sonra farklı bir tarihsel, kültürel ve coğrafi ortamda yaşıyoruz. Tefsir dediğimiz zaman ya da Kur’ân’ı anlamak dediğimizde, bir tarafta biz varız diğer tarafta anlamak istediğimiz metin var.</p>
<p>Biz Kur’ân’ı anlarken mutlaka metin-içi ve metin-dışı bağlam diyebileceğimiz Kur’ân’ın tarihsel ve sosyo-kültürel çerçevesini çok iyi bilmek durumundayız. Sadece bu da yeterli değildir. 1400 yıllık bilgi birikimimiz yok sayılmamalıdır. Farklı kültürel mecralardan geçmesi bile İslam için, Müslümanlar için önemli bir tecrübedir…” (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>Tekrara Düşmemek İçin Öncelikle Mevcut Birikimi İncelemek</strong></p>
<p>Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tefsir hocası Prof.Dr. Abdulhamit Birışık, uzun yıllar ilmî araştırmalar yürüttüğü Hint altkıtasında İslami ilimlerin gelişimini 29.03.2017 tarihinde Haseki İhtisas Merkezi’nde şöyle anlatmıştır:</p>
<p>“Hindistan’da yapılan pek çok kıymetli ilmî çalışmadan haberdar olunmadığı için bugün ülkemizdeki ilim adamları aynı konulara <strong>tekrar</strong> eğilerek boşa zaman harcamaktadırlar. Mezhepler ve dindeki yeri, tasavvuf ve tarikatlar, Kur’ân’ın ve sünnetin dindeki yeri, Kur’ân İslâm’ı, Hz. Peygamber’in dindeki konumu, Batı dünyası ve İslâm ile ilişkileri gibi birçok önemli konu bu bölgede bizden çok önce tartışılmış ve geniş bir literatür ortaya çıkmıştır. Birçoğu Urduca olan bu çalışmalardan maalesef yeterince haberdar değiliz.</p>
<p>Hind altkıtasında başlangıçta Katolik misyonerler, 1600 sonrasında ise Protestan misyonerler faaliyet göstermişlerdir. Protestanların gelmesi ile Katoliklerin tesiri azalmış ise de bütünüyle sona ermemiştir. Katolik Cizvitler Hıristiyanlık propagandası için en elverişli bölgenin Hindistan olduğunu gördüklerinden buraya özellikle ilgi duymuşlardır. Cizvitlerin misyonerlik faaliyeti için Hindistan’a ilgi duyması benim de dikkatimi çektiği için bu konu üzerinde çalışma gereği duydum.</p>
<p>“Oryantalist Misyonerler ve Kur’ân: Batı Etkisinde Hint Kur’ân Araştırmaları” adlı kitabımı bu düşünce ile hazırladım. 1992-1995 arasındaki araştırmalarım üzerine “Hind Altkıtasında Urduca Tefsirler ve Ehli Kur’an Ekolü” adlı doktora tezimi hazırladığımda Hindistan’da ve Pakistan’da bu kadar çalışma ne için yapılmış? Neden Kur’ân’a bu kadar ciddi bir yöneliş var? Neden Hadis ve Sünnet üzerine bu kadar çalışılmış? soruları zihnimde belirdi ve buna nasıl bir cevap verebilirim diye kendi kendime sordum. Uzun çalışmalarımdan sonra bu sorulara şu cevabı verdim:</p>
<p>“Hint altkıtasındaki dikkatli İslâm âlimleri, misyonerlerin faaliyetlerinde dinin temel kaynaklarını ve temel umdelerini kendilerine ortadan kaldırılması gereken hedefler olarak belirlemiş olduklarını ve bu noktada epey de bir mesafe kat ettiklerini fark etmiş olmalılar ki acilen tedbir alma ve bunu telafi etme ihtiyacı görmüşler. Bu kadar fazla çalışma bu sebeple yapılmış, bu dev eserler bu yüzden ortaya konmuş.”</p>
<p>İşte bu farkında oluşun sonunda çok fazla koordineli olmasa da misyonerlerin meydana getirdikleri tahribatları gidermeye ve toplumu dinî temeller üzerine ayakta tutmaya yönelik tedbirler almaya başlamışlardır. Netice olarak yazılan tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf ve siret kitaplarının büyük bir kısmında bölgede meydana gelen değişimlerin dikkate alındığı göze çarpmaktadır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Hint Altkıtasındaki İlmî Müktesebatı Yakından Tanımak</strong></p>
<p>“Bölgede Müslüman âlimler tarafından 1600 sonrası kaleme alınan eserleri kategorize etmek gerekirse bunları birkaç gruba ayırmak uygun olur. Bunlardan <strong>ilk grup eserler</strong> doğrudan misyonerlere cevap vermek maksadıyla yazılan polemik ve tartışma türü kitaplardır. <strong>İkinci grup</strong> eserler misyonerlerin meydana getirdiği tahribatı tamir etme maksadıyla ama doğrudan onları muhatap almaksızın kaleme alınan kitaplardan oluşmaktadır. <strong>Üçüncü grup</strong> eserler ise yeni bir zihniyet inşa etmek üzere kaleme alınan ama misyonerlerin tahribatının ve yapmak istediklerinin farkında olunarak telif edilen eserlerdir. Batılı misyonerlerin gelmesinden sonra bizzat onların çizgisinde yazılan hatta İslâm’a içten içe Batılılardan daha fazla zarar veren eserler de kaleme alınmıştır. Başka bir grup eser ise misyonerlerin farkında olmakla birlikte büzülme, içe kapanma ve dar konular ile meşgul olma türünden kitaplardır ki bunlar da Hint İslâm toplumuna zarar vermiştir.</p>
<p><strong>Şah Veliyyullah Dihlevî</strong> (1703-1762) gittikçe güçlenen Batı ve Hıristiyan tehlikesini fark ettiği için buna uygun yeni bir İslamlaşma projesi ve programı başlattı. Bu Kur’ân ve sünnet temelli bir ihya programı idi. İçinde mezheplerin ve sahih tasavvufun da bulunduğu ihya programında Kur’ân’ın ayrı bir yeri vardı. Bu sebeple kendi çocuklarını ve yakın öğrencilerini bu işe teşvik etti ve Delhi’deki Medrese-i Rahîmiyye merkezli olarak bu çerçevede yetiştirdi, kendi programına göre tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, İslâm düşüncesi alanlarında çok sayıda kitap yazdı.</p>
<p>Bu dönemde yeni bir ihtisas kolu daha ortaya çıkmaya başladı. Bu kol Siret çalışmaları içinde tüm İslâmî konuları ele almak şeklinde ifade edilebilir. Hıristiyanlar Hz. İsa’yı peygamber değil de <u>Allah’ın oğlu</u> olarak gördükleri için kelam ile siret iç içe girmiş oldu. Müslüman âlimler de Resûl-i Ekrem’in hayatını merkeze alan ve İslâm’ı onun hayatı etrafında ortaya koyan eserler yazmaya başladılar. Bu <strong>yeni bir kelam ve siret</strong> demek idi.</p>
<p>1857 (İngiliz hâkimiyeti) sonrasında kendi iç işlerinde serbest olan <strong>Haydarâbâd Nizamlığı</strong> sınırları içinde müspet anlamda bir İslâmî faaliyetin olduğu ve İslâmî ilimlerin burada ciddi bir gelişme gösterdiği gözlenmektedir. Nizamlık’ta hem çağın ihtiyaçlarına cevap verecek tarzda eğitim kurumları oluşturulmuş hem de çok önemli eserler yayımlanmıştır. Birçok önemli klasik eser bu dönemde Haydarâbâd-Dekken’de yayımlanmıştır.</p>
<p>Haydarâbâd Nizamlığı tarafından 1917 yılında kurulan Osmâniye Üniversitesi, Dâru’t-Te’lîf ve’t-Terceme adıyla açtığı büroda tercüme ve telif faaliyetleri için yüzü aşkın meşhur ilim ve fikir adamını ve uzman mütercimi istihdam ederek çok sayıda kitap tercüme ettirmiş veya yazdırmıştır. 1919-1964 yılları arasında muhtelif branşlara ait 500 kadar eser Urduca’ya tercüme edilmiş, bunlardan büyük bir kısmı da yayımlanmıştır. Meclis-i Vaz’-ı Istılâhât adlı birim ise 1947’ye kadar toplam 100.000 kadar ıstılah üreterek bunların ilmî eserlerde ve ders kitaplarında kullanımını sağlamıştır.</p>
<p>Çoğunlukla Hanefî olan bölge halkı çalışmalarını daha çok Hanefîlerin meşhur kitapları üzerine yapmışlardır. Hidâye, Telvîh, Hüsâmî, Menâr gibi bazı fıkıh klasiklerine yapılan şerhler dışında önemli orijinal fıkıh eserleri de yazılmıştır. Toplumun pratik ihtiyaçları sebebiyle Hint altkıtasında fetva türü bir hayli fazladır…” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Metni/Sözü Amacına Uygun Anlamak </strong></p>
<p>İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Saffet Köse, 18.01.2017 tarihinde İhtisas Merkezi’nde vermiş olduğu “Günümüzde Klasik Fıkıh Metinlerinin Anlaşılması” konulu konferansında fıkhi ihtilaflara ve çözümlerine izah getiren şu açıklamaları yapmıştır:</p>
<p>“İslami İlimler alanında söz söyleyen araştırmacıların üç fikrî yaklaşımı dikkat çekmektedir: 1) Kutsayıcı-<strong>korumacı</strong> yaklaşım. 2) Geleneği yok sayan ve hayatın önünde engel gören <strong>modernist</strong> yaklaşım. 3) Tarihî mirasımızı kendi doğal ortamında değerlendirip günümüz şartlarıyla tutarlı şekilde bağlantısını kurmaya çalışan <strong>mutedil</strong> yaklaşım.</p>
<p><strong>Birinci</strong> yaklaşım, hayatın doğal akışına aykırı bir görüntü çizdiği için bir anlamda suyu tersine akıtmaya benzediğinden kendiliğinden devre dışı kalması bir yana son noktada gelenek ile bağlantının zayıflamasına ya da tamamen koparılmasına zemin hazırlamaktadır. Bu yaklaşım bizzat mezhep imamlarının ve kadim ulemanın duruşu ile de çelişmektedir. <strong>İkinci</strong> yaklaşım sadece geleneği yok saymakla kalmamakta aynı zamanda onun temel metinlerini de hedef almakta, suçlayıcı ve mahkûm edici bir tavır takınmaktadır. <strong>Üçüncü</strong> yaklaşım tutarlı olanıdır. Ancak burada da geleneği anlamada zaman zaman sorunlar yaşanmaktadır.</p>
<p><strong>Sonuç </strong>olarak; sözün yazıya geçmiş hali olan metin ile muhatabı arasındaki en sağlıklı ilişki, <strong>amaca uygun anlaşılması</strong> ile gerçekleşir. Metnin sahibi ile doğrudan iletişim imkânı yoksa onunla kurulacak ilişkide en önemli iki şart; yöntemin <strong>tutarlı</strong> ve muhatabın <strong>samimi</strong> olmasıdır. Aksi takdirde sadece bilimsel bir tutarsızlık ortaya çıkmaz aynı zamanda ahlaki bir sorun da meydana gelir. Bu, metne haksızlık ve sözün sahibine eziyettir” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Dr. Selim Argun, İstanbul Müftüsü Prof.Dr. Hasan Kâmil Yılmaz, meşhur mütefekkir Cevdet Said, Prof.Dr. İsmail Taşpınar, Doç.Dr. Mahmut Çınar, Doç.Dr. Ramazan Yıldırım ve İbrahim Zeyd Gerçik’in konferanslarına da yer veren “Haseki Konferansları”nın; Diyanet İşleri sabık reisleri Prof.Dr. Ali Bardakoğlu ve Prof.Dr. Mehmet Görmez ile diğer hocalarımızın konferanslarına yer vermesini beklediğimiz ikinci kitabının da gecikmeden yayımlanarak milletimizin istifadesine sunulması temennisiyle, kitabın editörlüğünü üstlenen  Dr. Adil Bor’u tebrik eder, engin birikimlerinden müstefid olduğumuz muhterem hocalarımıza şükranlarımı sunarım.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Adil BOR (Ed.); <strong>Gelenekten Geleceğe Haseki Konferansları</strong>, Haseki Mezunları ve Mensupları Derneği Yayını No: 1, İstanbul, 2018, 207 s.</li>
<li>Şahin GÜVEN; “<strong>Kur’ân’ın Anlaşılmasında Bağlamın Rolü</strong>”, Haseki Konferansları içinde, İstanbul, 2018, s.111-118.</li>
<li>Abdulhamit BİRIŞIK; “<strong>Hint Altkıtasında İslâmî İlimlerin Gelişimi ve Tefsir İlmi</strong>”, Haseki Konferansları içinde, İstanbul, 2018, s.81-110.</li>
<li>Saffet KÖSE; “<strong>Günümüzde Klasik Fıkıh Metinlerinin Anlaşılması Sorunu</strong>”, Haseki Konferansları içinde, İstanbul, 2018, s.130-158.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/vahiyle-insa-olmak/metni-baglaminda-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İNSAN HAKLARINI YENİDEN DÜŞÜNMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/insan-haklarini-yeniden-dusunmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/insan-haklarini-yeniden-dusunmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Dec 2018 12:00:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABDÜLHAMİT GÜL]]></category>
		<category><![CDATA[ARZU SOMALI]]></category>
		<category><![CDATA[BAĞIMSIZ DAİMİ İNSAN HAKLARI KOMİSYONU]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[HAMİT ERSOY]]></category>
		<category><![CDATA[IBRAF]]></category>
		<category><![CDATA[İHEB]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARINI YENİDEN DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN SORUMLULUKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[IPHRC]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İNSAN HAKLARI DEKLARASYONU]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM ÜLKELERİ YAYINCILIK DÜZENLEYİCİ KURUMLARI FORUMU]]></category>
		<category><![CDATA[MALDİVLER]]></category>
		<category><![CDATA[MARGHOOB SALEEM BUTTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Birsin]]></category>
		<category><![CDATA[MUHARREM KILIÇ]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT ŞİMŞEK]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA TEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA YAYLA]]></category>
		<category><![CDATA[REFİK KORKUSUZ]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Köse]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMAN ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[TİHEK]]></category>
		<category><![CDATA[TOGO]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=795</guid>

					<description><![CDATA[İnsan Haklarını Korumak ve Geliştirmek Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), 20/4/2016 tarih ve 29690 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6701 Sayılı Kanun çerçevesinde faaliyetlerini yürüten bir kurumdur (1). 2/7/2018 tarihli KHK/703/149. Madde ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki yerini alan TİHEK, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan Haklarını Korumak ve Geliştirmek </strong></p>
<p>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK), 20/4/2016 tarih ve 29690 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6701 Sayılı Kanun çerçevesinde faaliyetlerini yürüten bir kurumdur (<strong>1</strong>). 2/7/2018 tarihli KHK/703/149. Madde ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ndeki yerini alan TİHEK, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kurum olarak resen inceleme ve yaptırım yetkisine sahiptir.</p>
<p>Misyonunu “insan haklarını korumak ve geliştirmek, Ulusal Önleme Mekanizması görevini yerine getirmek ve ayrımcılıkla mücadele etmek” şeklinde belirleyen kurum, 1. Madde’de belirtildiği üzere; “insan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi ile bu ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermek, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek” amacını gütmektedir.</p>
<p>TİHEK’in 6-7 Aralık 2018 tarihinde İstanbul’da Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlemiş olduğu “<strong>İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek</strong>” temalı uluslararası sempozyuma Filistin’den Malezya’ya, Togo’dan Cezayir’e, Maldivler’den Bangladeş’e, İngiltere’den Avustralya’ya kadar 3 kıtadan 16 ülkenin insan hakları uzmanları, üst düzey yetkililer ve akademisyenler bir araya geldi (<strong>2</strong>). Kurumun daha önceki insan hakları sempozyumlarında da önemli konuların ele alındığını hatırlatarak (<strong>3</strong>) çoğunlukla İslam dünyasından gelen uzmanların insan haklarını yeniden düşünmeye çağıran tebliğlerinden –canlı yayın esnasında ve sonradan izleyebildiğim ve not alabildiğim kadarıyla- bazı vurguları sizlere aktarmakta ve bu önemli sempozyuma dikkatinizi çekmekte yarar görüyorum.</p>
<p>İnsan hakları konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışması ödül töreninin de gerçekleştirildiği sempozyumda ilk protokol konuşmasını yapan TİHEK Başkanı Av. Süleyman Arslan, 9 Aralık 1998 tarihli “Evrensel Olarak Tanınan İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Geliştirilmesi ve Korunmasında Bireylerin, Grupların ve Toplumsal Kuruluşların Hakları ve Sorumluluklarına Dair Birleşmiş Milletler Bildirge”sinin 7. Maddesini hatırlattı:</p>
<p>“Herkes, bireysel olarak ve diğerleriyle birlikte, <strong>insan haklarına ilişkin yeni fikirler ve ilkeler geliştirme</strong>, bunları tartışma ve kabul edilebilirliklerini savunma haklarına sahiptir.” İnsan haklarını geliştirmek adına bu ilkeyi çok değerli buluyorum. Zira bu husus evrensel beyannamenin donuk bir beyanname olmadığını, kadim medeniyet değerlerimizle zenginleştirilebilmeye açık olduğunu göstermektedir.”</p>
<p><strong>Tüm Üyeleriyle Birlikte Aileyi Korumak ve Güçlendirmek </strong></p>
<p>“Evrensel Beyanname’nin 16. Maddesinin 3. Fıkrası, ailenin cemiyetin temel ve tabii unsuru olduğunu, cemiyet ve devlet tarafından korunmak hakkını haiz olduğunu açık ve net bir şekilde ifade etmektedir. <strong>Ailenin korunması</strong>, ihmal edilen önemli bir insan hakları konusudur. Bu sadece bireyin değil aynı zamanda hem devletin hem de cemiyetin sorumluluğundadır.</p>
<p><strong>Anne ve baba hakkı</strong> evrensel birer insan hakkıdır. Bu hakları devletimizin koruyup desteklemesi gerekmektedir. Yine bu haklar bütün dünyada özel bir korumaya kavuşturulmalıdır. Anne ve babalık özendirilmeli; anne, baba, eş, çocuk, genç ve yaşlıların karşılıklı hak ve sorumlulukları üzerine yoğunlaşmalı, bu yönde eğitimlere ağırlık verilmeli, buradan hareketle aile korunup geliştirilmelidir. Çocuk haklarının yanında <strong>dede, nine ve torun hakları</strong> tekrar gündemimizde yer almalıdır.” (<strong>4</strong>/ dk. 41:27-44:21).</p>
<p>İlk oturumun ilk konuşmacısı Prof.Dr. Berdal Aral, “Bir Zorunluluk İlişkisi Olarak Kurgulanan İnsan Hakları ve Sekülerizm İlişkisine Farklı Bir Bakış” başlıklı tebliğinde ve sorulara verdiği cevaplarda özetle aşağıdaki hususlara değindi:</p>
<p><strong>Amacın Adalet, Barış ve Huzur Olduğunu Unutmamak </strong></p>
<p>“Farklı din ve kültür mensupları katkı yaparsa İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (İHEB) evrensel olur ve daha kolay içselleştirilebilir. (<strong>4</strong>/ dk. 2.12.12-2.27.20).</p>
<p>İnsan hakları; <strong>adalet, barış, huzur</strong> vb. amaçlar için <u>araçtır</u>. Sadece haklar ve özgürlüklerden bahsedemeyiz. İHEB yanında İnsan Sorumlulukları Evrensel Beyannamesi de yayınlamalıyız.</p>
<p>İslam dünyası ülkeleri kendilerini ciddiye almalıdır… Ortak insan hakları birikimini yok sayamayız. Belgeleri anlayıp değerlerimizle çatışmayan maddeleri uygulamalıyız. Biz kendimiz <strong>belgeler yayınlamaya başlarsak</strong> bizi ciddiye alırlar. Ağlayan çocuk gibiyiz. ‘Bizde her şey var’ demekle olmuyor, göstermek lazım.</p>
<p>1990 tarihli İslam İnsan Hakları Deklarasyonu’nda hak ihlalleri var, devlete aşırı yetki veriyor. Ben bir Batılı olsam şunu derim: ‘Siz siyasi değişimi engellemek istiyorsunuz.’ <strong>Şeffaf</strong> olursak, teftişe açık olursak muhatap alınırız. Onların belgelerini reddetmek yetmez, onları anlamak, değiştirmeye ve <strong>aşmaya çalışmak</strong>tır. ‘Biz bu oyunu oynamıyoruz’ dediğinizde yapayalnız kalabiliyorsunuz.” (<strong>4</strong>/ dk. 3.22.10-3.27.10).</p>
<p>İlk oturumun Moderatörlüğünü yürüten Prof.Dr. Refik Korkusuz, devlete karşı istenen hakların tahakkuk edebilmesi için devlet güçlü olması gerektiğine, aksi halde devletin sosyal hakları karşılayabileceğine dikkat çektiği açıklamasında boşanma oranlarının hızla yükselmesi problemine dikkat çekti:</p>
<p>“Yılda yaklaşık <strong>140 bin boşanma</strong> var. Bu 6284’ten kaynaklanmıyor, bununla ilgili olan, erkeği evden uzaklaştırma vakası bini geçmez. İnternette dolaşan bilgilerin %99’u yanlış. Aile çözülüyor… Balinalar için bir araya gelen dünya, Azerbaycan’da %20’yi bulan kaçkınları, Suriyelileri hiç hesaba katmıyor…</p>
<p>Batılılar da Müslümanlar da çifte standarttan uzak durmalıdır. Başkalarına karşı da adil olabilmeliyiz…”  (<strong>4</strong>/ dk. 3.27.14-3.30.30).</p>
<p>Sempozyumun ikinci gününde son oturumda “İnsan Haklarının Değerlerle ilişkisi ve İslam Hukuku Metodolojisine (Fıkıh Usulü) Taşınma İmkânı” başlıklı tebliğini sunan Doç.Dr. Mehmet Birsin şu hususlara dikkat çekti:</p>
<p>“Merkeze insanı ve hakkı koyduğumuz ‘insan hakları’ kavramında <strong>hak</strong>; bir maslahata ilişkin yetkilendirilmiş talebi ifade etmektedir. Bu da içinde üç hususu taşır: Yetki, maslahat ve hukuki himaye…</p>
<p>Aydınlanma düşüncesi, insan haklarının kaynağını kesip gölü kokuşmayla karşı karşıya bırakmıştır.</p>
<p>İnsan haklarını <strong>insanlık cinsine ait maslahat</strong>a dayandırmalıyız. İnsanı değer yüklü, yaratılış amacına uygun bir varlık kabul etmeliyiz.</p>
<p>Fıkıhta insan hakları konusunu, ‘Din Koyucu’nun genel maksatlarını ifade eden <strong><em>meqâsidu’ş-şerî’a</em></strong> bağlamında ele almak gerekir. İslam fıkhı çerçevesinde hak meqâsidi, insan hakları meqâsidi üretmek mümkün…” (<strong>5</strong>/ dk. 27.27-43.43).</p>
<p>“<strong>İslam ve İnsan Hakları</strong>” başlıklı altıncı ve son oturumu yöneten İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saffet Köse şu önemli katkılarıyla iki günlük sempozyumu noktaladı:</p>
<p>“Nisa sûresinin 1. âyeti bağlamında bazı ilkelerin altı çiziliyor:</p>
<p>1- İnsani sorunlarda insanlar arası <strong>dayanışma</strong>. Doğal afet vb. durumlarda herhangi bir ayırım gözetmeden yardımına koşma. Ashabına “Yardım yaparken Müslüman kardeşlerinizi gözetin.” diyen Allah Rasulü’nü Bakara sûresinin 272. âyeti uyarıyor, <strong>yardımda ayırım yapmayın</strong>, ihtiyaç sahibi mi değil mi ona bakın, diyor.</p>
<p>2- Asabiyetin anlamsızlığı. <strong>Etnik ayrımcılık</strong> üzerinden politika yapmayın diyor.</p>
<p>3- “İnsanda aslolan hürriyettir.” denir. Çünkü tüm insanlar Âdem ile Havva’nın çocuklarıdır, şeref ve haysiyet sahibidir, hürdür, köleleştirilemez, köle muamelesi yapılamaz, diyor fıkıh kitaplarında.</p>
<p>Komşu haklarından bahseden bir hadisinde Allah Rasulü; “Tüm insanlık Allah’ın ailesidir, Âdem ile Havva’nın çocukları olarak kardeştirler. İnsanların en hayırlısı insanlara karşı en hayırlı olandır.”</p>
<p>İnsan olarak, mümin olarak, akraba olarak terettüp eden haklar vardır.” (<strong>5</strong>/ dk. 1.18.30-1.29.43).</p>
<p><strong>Çifte Standardı Hiçbir İnsana Reva Görmemek</strong></p>
<p>İki gün boyunca 12&#8217;si yurt dışından olmak üzere 27 tebliğin sunulduğu ve müzakerelerin yapıldığı “İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek” konulu uluslararası sempozyum sonunda TİHEK Başkanı Av. Süleyman Arslan tarafından okunan <strong>sonuç bildirgesi</strong>ni şu şekilde özetleyebiliriz:</p>
<p>“Aşağıdaki hususlar, İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek Uluslararası Sempozyumu’nun genel eğilimi olarak tespit edilmiştir:</p>
<ol>
<li>Evrensel ve bölgesel düzeyde oluşturulan norm ve mekanizmaların insan haklarının korunması ve geliştirilmesinde önemli katkılar sağladığı şüphesizdir. Bununla birlikte, devletlerin <strong>çifte standarda yol açan</strong> uygulamalarından dolayı, bu mekanizmaların bazı noktalarda yetersiz kaldığı görülmektedir.</li>
<li>Çağımızda insan hakları söylemi ve bu konuda hazırlanmış belgeler ile bunların uygulaması arasında artan uçurum endişe vericidir. Özellikle güçlü devletlerin ve bazı uluslararası kuruluşların insan hakları ihlallerine <strong>çifte standartlı</strong> yaklaştıklarına yönelik artan algı, uluslararası koruma mekanizmalarının saygınlığına ve etkinliğine zarar vermektedir. Bu bağlamda, ırk, dil, din farketmeksizin herkesin <strong>insan olması sebebiyle</strong> sahip olduğu insan hakları kavramının, kapsayıcı bir biçimde yeniden ele alınarak çifte standarda yol açan uygulamalara son verilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.</li>
<li>İnsan haklarının <strong>tek eksenli</strong> olması ve değer akışının sürekli olarak <strong>batıdan doğuya</strong> doğru olması sorunlara yol açmaktadır. Bu bağlamda, tek taraflı bir değer akışı yerine, <strong>çoğulculuğun</strong>, karşılıklı etkileşimin ve kültürel göreceliliğin göz önünde tutulduğu yeni bir yaklaşım benimsenmelidir.</li>
<li><strong>Batı eksenli ve birey merkezli</strong> olarak ele alınan ve sekülerizmi zorunlu bir önkoşul olarak kabul ettiği varsayılan insan hakları kavramı, esasen diğer medeniyetlerin ve İslam medeniyetinin kadim değerleri gözetilerek geliştirilmelidir.</li>
<li>İnsan hak ve özgürlüklerinin gözetilmediği bir kalkınma anlayışının mümkün olamayacağı göz önüne alınmalıdır.</li>
<li>Günümüzde, yaşam hakkı başta olmak üzere en temel hak ihlallerinin başlıca kaynağı, <strong>savaş ve terör</strong> olaylarıdır. Bu konuda hem devletlere hem de uluslararası topluma büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. <strong>Sorunların</strong> sıcak çatışmalara varmadan, <strong>barışçı yöntemlerle</strong> <strong>çözülmesi</strong>, yaşam hakkı başta olmak üzere birçok temel hak ve özgürlüğün ihlalini doğmadan önleyecektir.</li>
<li>Çağımızın yakıcı sorunlarından olan terör, mağdurların yaşam, özgürlük ve güvenlik haklarının sağlanması konusunda yol açtığı sorunlar nedeniyle insan haklarına zarar vermektedir. Terör örgütlerinin insan hakları gibi ulvi değerleri kendilerine kalkan yaparak, <strong>terör propagandası</strong> için kullanmalarının önüne geçilmelidir. Terör eylemleri, insan haklarını açıkça ve ağır şekilde ihlal eden eylemler olup, bununla etkili mücadele için devletin gerekli hukuki tedbirleri alması meşrudur. Tartışmasız olarak, her devletin terör tehdidine karşı meşru müdafaa hakkına dayalı olarak &#8220;terörle mücadele yapma hakkı&#8221; olduğu, bütün uluslararası mahfillerde vurgulanmalıdır.</li>
<li>İnsana bütüncül, kuşatıcı ve ayrım gözetmeksizin yaklaşan İslam dünyasının kadim değerleri ışığında insan ve <strong>insan onuru, özgürlük, eşitlik ve adalet ilkeleri</strong> dünyanın merkezinde yer almaktadır. Bu bağlamda, İslam dinini şiddet ve terörle bağdaştıran bir anlayış kabul edilemez.</li>
<li>İnsan haklarının dinamik özelliği göz önünde bulundurulduğunda, insana ve insani güvenliğe saygı duyulması bağlamında insan haklarını <strong>yerinden korumacı yaklaşımlar</strong> önem kazanmaktadır. Şehirde yapılan her şeyin alınan her kararın insan hakları süzgecinden geçirilmesini öngören <strong>insan hakları şehirleri</strong> kavramı gündeme gelmiştir. Bu bağlamda, sağlıklı toplumun yapıtaşını oluşturan <strong>ailenin gelişmesi ve güçlendirilmesine uygun</strong> bir ortam yaratılması ve buna uygun yapılar inşa edilmesi gerekmektedir.</li>
<li>Dünyanın neresinde meydana gelirse gelsin insan hakları ihlalleri tüm insanlığın ortak sorunudur. İnsan hakları, toplumun her kesimi tarafından kullanılabilen ve herkese temel hak bilincini aşılayan bir kavram olarak bütün dünyada hak ettiği yeri almalıdır. <strong>İnsan haklarının korunması ve ihlallerinin önlenmesi</strong>, yalnızca mağdurların değil, aydın, akademisyen, sivil toplum ve kamu yöneticilerinin yanı sıra empati temelinde her bireyin meselesidir. Bu bağlamda, sivil toplum ve üniversiteler başta olmak üzere, toplumun her kesiminin geniş katılımına ve çoğulcu temsiline dayanan politikalar geliştirilmeli, bu anlamda kamuoyunda bir farkındalık yaratılmalıdır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.” (<strong>6</strong>).</li>
</ol>
<p>Adalet Bakanı Sayın Abdülhamit Gül’ün de katıldığı, Mustafa Yayla, Muharrem Kılıç, Mustafa Tekin, Murat Şimşek, Arzu Somalı vd. bir çok yerli ve misafir akademisyenin, insan hakları kurumu ya da STK temsilcisinin katkı yaptığı ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Bağımsız Daimi İnsan Hakları Komisyonu (IPHRC) Genel Sekreteri Marghoob Saleem Butti ile İslam Ülkeleri Yayıncılık Düzenleyici Kurumları Forumu (IBRAF) Genel Sekreteri Doç.Dr. Hamit Ersoy’un yönetiminde “Ulusal İnsan Hakları Kurumlarına Özel Oturum” adıyla bir çalıştayla tamamlanan “İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek” konulu uluslararası sempozyumda sunulan tebliğleri aşağıdaki linklerden dinleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>tihek.gov.tr</strong>, 10.12.2018.</li>
<li>http://www.<strong>yenidendusunmek.com</strong>, 06.12.2018.</li>
<li>https://www.instagram.com/<strong>tihekkurumsal</strong>/, 10.12.2018.</li>
<li>https://www.youtube.com/watch?v=lioWIbE_0WU&amp;feature=youtu.be, 06.12.2018.</li>
<li>https://m.youtube.com/watch?v=5tLXoD-gzFU, 07.12.2018.</li>
<li>https://www.haberturk.com/istanbul-haberleri/17091277-uluslararasi-insan-haklari-sempozyumu, 07.12.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/insan-haklarini-yeniden-dusunmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRLİĞİN TESİSİ VE HAKLARIN KORUNMASI İÇİN  ŞÛRÂ MECLİSİNİ TOPLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Sep 2017 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[adaletle muamele]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:159]]></category>
		<category><![CDATA[Ali bin Ebî Tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[emanet]]></category>
		<category><![CDATA[En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[fazilet]]></category>
		<category><![CDATA[Gerçek mümin]]></category>
		<category><![CDATA[hakikat]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[istişare]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:8]]></category>
		<category><![CDATA[maslahat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed (s)]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebû Zehre]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Nebevi Sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Saffet Köse]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[Şûrâ 42:38]]></category>
		<category><![CDATA[tecrübe]]></category>
		<category><![CDATA[temsilciler]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf 12:108]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=559</guid>

					<description><![CDATA[“We emruhum şûrâ beynehum: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38). “We şâwirhum fi’l-emr: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159). Türkiye’de Ebu Zehra künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974), mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We emruhum şûrâ beynehum</em>: Onların aralarındaki işleri şûrâ iledir (işlerini birbirlerine danışarak yaparlar).” (Şûrâ 42:38).</p>
<p>“<em>We şâwirhum fi’l-emr</em>: Yönetim işlerinde onlarla istişare et (her konuda onların görüşünü al)!” (Âl-i İmran 3:159).<br />
Türkiye’de <strong>Ebu Zehra</strong> künyesiyle meşhur olmuş Mısırlı büyük âlim <strong>Muhammed b. Ahmed b. Mustafâ Ebû Zehre (1898-1974)</strong>, mezhepler tarihi, fıkıh ve usulü, tefsir ve usulü, ceza hukuku, aile hukuku, sîret-i Nebi, İslam toplumunun özellikleri, İslam önderleri gibi konularda yüzlerce kitap ve makale telif etmiştir. Birçok eseri Türkçeye de çevrilmiş bulunan Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları tarafından -editörlüğünü üstlendiğim “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde- basılan “<strong>En Büyük Mucize</strong> <strong>Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>” isimli eserinden bazı pasajları iktibas ederek, İslam dünyasında birliğin tesis edilmesi ve son iki asırdır sürekli çiğnenen temel haklarının yeniden ikame edilip korunması için şûrâ meclisini toplamanın önemine dikkatlerinizi çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Bireyin ve toplumun hak ve özgürlüklerini ayırım yapmadan korumak</strong></p>
<p>“Kur’an’ın getirmiş olduğu hükümler <strong>üç ana temel</strong> üzerinde durur: Bunların ilki, <strong>adalet</strong>tir ki bu; hükümlerin temeli, düzeni ve tamamına erme aracıdır. İkincisi, <strong>maslahatın gözetilmesi</strong>dir. Üçüncüsü ise Müslümanlar arasında <strong>istişare</strong> etmektir.</p>
<p>Şüphesiz her topluluk kendi içerisinde <strong>bağlarını</strong> iki şekilde kuvvetlendirir. Bunların birincisi, insanlar arasında adaleti sağlayan, kulların maslahatını gözeten, haklarını ve sorumluluklarını düzenleyen hâkim otorite ile olan ilişkilerle ilgili düzenlenmiş <strong>kanunlar</strong>dır. İkincisi ise kalpleri süsleyen ve insanları birbirine bağlayan <strong>faziletler</strong>dir (s.169).</p>
<p>İkinci tür yargısal veya yönetimsel hükümlerle gerçekleştirilemez. O yalnızca ruhsal bir güzelleşme ve vicdani bir <strong>terbiye</strong> ile mümkündür. İlk tür ise Kur’an’ın hükmü ve adalet, insanların maslahatı ve şûra olarak zikrettiğimiz üç temel dayanağının düzenlediği bir yapıdır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, dosta ve düşmana karşı <strong>adaletle muamele</strong> etmeye çağırır. Çünkü o <u>yalnızca dostlara hasredilip daraltılamayacak</u> ölümsüz bir hakikattir. Şüphesiz o düşmanları kapsadığı vakit en yüce ve kutsal anlamlara sahip olur: “Bir topluma olan <strong>kininiz</strong>, sakın ha <strong>sizi adaletsizliğe itmesin</strong>. Âdil olun. Bu, takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının…” (Mâide 5:8).</p>
<p>Kur’an’da zikredilen <strong>adalet</strong> kavramı, dilediğine verip dilediğinden de esirgeyebilmesi için <strong>yöneticiye tanınmış bir hak değil</strong> bilakis onun <strong>üzerine yüklenmiş bir sorumluk</strong> ve boynuna asılmış bir emanettir. Şüphesiz ki adalet, korunması açısından, yöneticilere yüklenen en büyük ve <strong>en ağır emanet</strong>tir. Göklerin, yerin ve dağların taşımaktan sakındıkları ve kendisinden dolayı tedirgin oldukları, insanın ise düşünmeden üstlendiği emanet de bu olsa gerekir (s.171).</p>
<p>Adaletin birçok kısmı vardır. Her kısımda hakikat farklı bir görünüm sergilese de adaletin tüm manalarını kuşatan hakikat, <strong>her hak sahibine hakkını vermek</strong>tir. Bu hakkın kişisel, toplumsal veya siyasi olması durumu değiştirmez. Hakkın sahibine ulaştırılmasında veya adaletin sağlanması adına, ceza alması icap edenin cezalandırılmasında yaşanan her türlü aksaklık bir tür <strong>zulüm</strong> kabul edilir.</p>
<p>İslam’ın da öngördüğü gibi adalet özünde <u>her durumda eşitlik demek değil</u>dir. Bilakis eşitlik kimi zaman adaleti sağlarken kimi zaman da zulüm olur. Sebepler, işler ve üretim gücü konusunda farklılıklar söz konusu olduğunda eşitlik tam bir zulüm hâlini alır.</p>
<p><strong>Adalet</strong>, kişilerin zenginlik ve fakirlikte eşit olmaları demek değildir. Çünkü bu ikisi çoğu zaman farklılığın iki meyvesidir. Bu farklılık insanların karşılarına çıkan fırsatlardaki farklılıklar ve kaderlerin farklı yazılmasından doğar. O halde insanlar arasında zenginlik ve fakirlik konusunda görülen farklılık, ortadan kaldırılması mümkün olmayan yerleşmiş gerçeklerden biridir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim bu hakikati kabul eder ve İslam şeriatı, elde edilen gelirler ve ekonomik sonuçlarda zenginler ve fakirler arasında eşitlik düzeni kurmaya çalışmaz. Ancak fakirlikten doğan sıkıntıları hafifleterek bu sorunu çözer ve <u>fakirliğin kişinin değerini düşürmesinin önüne geçer</u>. Fakir olana da zengin için geçerli olan tüm insani, kanuni, siyasi ve sosyal hakları tanır (s.173).</p>
<p>Her ne kadar adalet ve eşitlik arasında bir bağlantı yanında fikrî bir ayrılık söz konusu olsa da geçerli olan kural, yargısal, kanuni ve siyasi eşitliğin adaletin temellerinden biri ve hakikatinden bir parça olmasıdır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, şerefli ve soylu kimselerle zayıf olanları yargı ile ilgili hükümlerde eşit tutar ve insanları iki farklı ölçekle yargılayan bir yargı anlayışını cahiliye hükmü olarak görür.” (s.175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Amaç gibi aracın da meşru olması gerektiğine inanmak ve ahlaklı davranmak</strong></p>
<p>“İhlâs ve güzel ahlak bağlarıyla bağlı olan faziletin gölgesinde her yönüyle varlığını sürdüren hürriyet, şeref ve insani bir hayat tarzının manalarından olan adalet, maslahat ve bu ikisinin ihtiva ettiği her olgu insanın gerçek amaçlarıdır. Eğer herhangi bir hususta <strong>istişare</strong> gerekli olduysa ancak hedefin açıkça ortaya konmasından sonra istişarenin bir sonucu olarak hedefe ulaşmada izlenecek yol açıklanır. Çünkü <strong>şûra</strong> ancak amaçları bilerek araçlar için doğru ve dürüst bir sınır koyabilir. Hakikatte amaçların açıklanması kullanılacak araçların anlamını belirler. Nitekim bir hedefe ulaşmada kullanılacak olan araçların o hedefin cinsi ve türünden olması icap eder. Eğer amaç yüce ise ona ulaşmak için kullanılacak <u>araçların da yüce olması </u>kaçınılmazdır (s.175).</p>
<p>Aynı şekilde amaç insani olgunluğa yöneliyorsa kullanılan aracın da aynı ölçüde değerli olması gerekir. Yaratılıştan gelen hüküm açısından <u>araç ve amacı ayrı görenler ahlaksız kişilerdir</u>. Çünkü onlar kimi zaman <u>yüce bir amacın her türlü yöntemi geçerli kılacağı iddiasıyla</u> en kutsal dinî, ahlaki ve içtimai ilkeleri <strong>yıkmaktan geri durmazlar</strong>! Onlara göre ‘amaç, aracı meşru kılar’ ki, bu sözü dile getirirken kast ettikleri şey seçkin bir amacın kötü bir aracın kabul edilmesini kolaylaştıracağıdır. İşte bu, arzuladıklarına ulaşmaktan başka hiçbir şeye önem vermeyen <u>Avrupa düşüncesinin bir ürünü</u>dür. Böylece bu kimseler ‘amaç aracı meşru kılar’ iddiasıyla her türlü kutsalı ayaklar altına alır ve <u>yasakları kabul edilir hâle getirirler</u>.</p>
<p>Hakikatte bu onların günahlarını örtmek, amaçlarını gizlemek ve suçlarını meşru kılmak adına kullandıkları bir <strong>maske</strong>den ibarettir. Şüphesiz onların amaçları da kullandıkları araçlarla aynı türdendir. Gerçekten erdemli olan kimse, Allah’ın koymuş olduğu emir ve yasaklar olan ahlakın emir ve yasaklarına boyun eğer ve bunların tamamını kendi içerisinde amaç olarak görür. <u>Gerçek erdeme yönelten bir yolun erdemli olması kaçınılmazdır</u>. Ali bin Ebi Talib (r) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hilekâr ve dönek bir adam, Allah’ın emir ve yasaklarından bir mânii içinde barındıran bir çıkış yolunu görebilir ve kalbinde din konusunda samimi olmayan bir kimse ise bundan istifade eder.”</p>
<p>Bu sözü, adalet ve maslahat gibi üstün amaçların, kendisine vesile olacak olan şûranın türünü belirlediğini, bizimse bu nedenle amacın açıklanmasına öncelik verdiğimizi kanıtlamak üzere zikrettik.” (s.177).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Problemlerimize Kalıcı Çözümler Oluşturabilmek İçin Şûra Meclisi’ni Toplamak</strong></p>
<p>“<strong>Şûra</strong> (<u>İslami istişare meclisi</u>) konusuna gelince… İslam’da İslam cemaatinden ayrı olarak yönetici atamak ve yöneticiyi görevden almak hususunda yetkili bir gücün bulunmadığını takdir etmek, şûra hükmünü anlatmada yeterli bir ifade olacaktır. Zira Allah Teâlâ’nın “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” (Şûra 42:38) kavli ile İslam’da tesis edilmiş olan şûra hükmü gereğince <u>ümmetin tamamı kendi yöneticilerini tayin veya azletme hakkına sahiptir</u>. Gerçek şûra, cemaatin, kendi liderini kendisinin atamasını ve ondan razı olup kendi açısından hoşnut olunan ve olunmayan her hususta bu lidere itaat etmek, lider açısından da her yönüyle adalet ve Allah’ın ve kulların haklarının gözetilmesi şartları üzerine biat etmesini gerektirir. Şûra’nın ilk ve son kaynağı şûra içerisinde temsilcileri bulunan cemaatin tâ kendisidir. Bu <strong>temsilciler</strong>, ilk olarak ve bizzat ümmetin yaptığı bir seçimle veya din, hayatın gidişatı ve siyasi deneyimler konusunda bir <strong>ilme</strong> ve ekonomi, toplum ve toplumsal meseleler hususunda kayda değer bir <strong>tecrübeye sahip</strong> insanlar olmaları nedeniyle bu görev için <strong>seçilmiş</strong> olmalıdırlar… (s.231).</p>
<p>İslam’a göre <u>hiç kimse</u> başkaları üzerinde dilediğince tasarrufta bulunacağı kendisine bağışlanmış <u>kutsal bir otorite</u>ye sahip olduğunu <u>iddia edemez</u> ve bu yetkiyi zorla ele geçiremez. Hz. Muhammed’in (s) Rabbine kavuşmasının ardından <u>vahiy kesin bir şekilde kesilmiştir</u>. Müslümanlar için geriye yalnızca onun (s) bıraktığı, kıyamet gününe değin ölümsüz bir delil olan <strong>Allah’ın Kitabı</strong> ve içinde kendisini izleyeni asla saptırmayan tertemiz bir yol bulunan şerefli <strong>Nebevi Sünnet</strong> kalmıştır.</p>
<p>Nebevi hilafetin kime verildiği hususunda bir vasiyetin varlığını ve Peygamber (s)’in bu vasiyeti nedeniyle yöneticilik kutsallığının kendilerine ait olduğunu iddia eden bazı İslami grupların bu iddiaları ise Müslümanlar tarafından dikkate alınmamıştır. Zira Müslümanlar ne Allah’ın kitabında ne de Rasulullah (s)’in sünnetinde açık veya ima suretinde buna işaret eden bir delil bulamamışlardır. Böylece gerçek İslami hilafet, <u>seçim ve tam bir biatleşme</u> temeli üzerine kurulmuştur.” (s.233).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek müminler olabilmek ve dinimizin hükümlerine uygun bir hayat sürebilmek </strong></p>
<p>“Sonuç olarak bizim çağrımız şudur: Şüphesiz bizler, gerçek müminler olabilmek; amellerimiz İslam’a ters düştüğü hâlde ‘İslam’ adıyla anılan, davranışlarımız imanla çeliştiği hâlde ‘iman’ iddiasında bulunan kimseler olmamak için dinimizin hükümlerine uygun olan hayat tarzına geri dönmek istiyoruz.</p>
<p>Allah’ın sınırlarının yeniden tesis edilmesini, farz kıldığı işlerin ve Allah’ın şeriatının hayata geçirilmesini ve Muhammed (s) ve Arapların önderleri olan raşit ashabının inşa ettiği faziletli/erdemli şehri/ülkeyi yeniden kurmayı arzuluyoruz.</p>
<p>Hiçbir müminin kendisine itiraz edemeyeceği, belirlenmiş ve sabitlenmiş olan İslami düzene göre ekonomimizin inşa edilmesini canı gönülden diliyoruz. Aksi takdirse bizim Müslümanlar olarak anılmamız, hiçbir delili bulunmayan bir iddia, sözde kalan bir isimlendirme ve şekilcilikten öteye gitmeyecektir. (s.235).</p>
<p>Şüphesiz Kur’an hukukuna göre amel etmek, her Müslümanın üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Yine bu konuda ilim sahibi olan her bir ferdin buna davet etmesi ve Kur’an’ın tüm hükümlerine sımsıkı tutunması açık bir farzdır.” (s.237).</p>
<p>“De ki: <strong>İşte bu, benim yolumdur. Ben Allah’a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz</strong>.” (Yusuf 12:108).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Muhammed</strong> <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>En Büyük Mucize Kur’an’ın Hukuk Sistemi</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2017, 240 s.</li>
<li><strong>Muhammed Ebu Zehra</strong>; <strong>İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</strong>, çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, Beyan Yayınları, İstanbul 2016, 208 s.</li>
<li>Muhammed <strong>Ebu Zehra</strong>; <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Esra Yayınları, Konya 1996.</li>
<li>Saffet Köse; “<strong>Muhammed Ebû Zehre</strong>” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, yıl: 2005, cilt: 30, s.519-522.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/birligin-tesisi-haklarin-ikamesi-icin-sura-meclisini-toplamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
