<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Recep Tayyip Erdoğan Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/recep-tayyip-erdogan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fethigungor.net/etiket/recep-tayyip-erdogan/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Jun 2019 10:34:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MURSİ’NİN ŞEHADETİNDEN GEREKEN DERSLERİ ÇIKARMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 21:20:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH HADDAD]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULMUNİM ABDULMAKSUT]]></category>
		<category><![CDATA[ADVE]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED ABDÜLAZİZ]]></category>
		<category><![CDATA[EBULFUTUH]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrettin Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[HEYYA]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ (MAZLUMDER)]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal İnat]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MEDİNETU’N-NASR]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR CUMHURBAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED MURSÎ ÎSÂ EL-EYYÂT]]></category>
		<category><![CDATA[Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[NUR PARTİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER ÇOLAKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞEHİT MURSİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELEFİLER]]></category>
		<category><![CDATA[TAHRİR MEYDANI]]></category>
		<category><![CDATA[TARIK ŞARKAVİ]]></category>
		<category><![CDATA[TEMERRÜD HAREKETİ]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=908</guid>

					<description><![CDATA[“Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah&#8217;ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapan zalimlerin nasıl bir devrimle devrileceklerini er geç görecekleri (konusunda Allah&#8217;ın vaadine güvenenler) bu hükmün dışındadır!” (Şu’arâ 227). Mısır’ın seçimle başa gelen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, 17 Haziran 2019 tarihindeki duruşmada mahkeme salonundaki çelik tellerle örülü cam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ama inanan, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan, Allah&#8217;ı sıkça anan, haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunan ve haksızlık yapan <strong>zalimlerin nasıl bir devrimle devrileceklerini er geç görecekleri</strong> (konusunda Allah&#8217;ın vaadine güvenenler) bu hükmün dışındadır!” (Şu’arâ 227).</p>
<p>Mısır’ın seçimle başa gelen ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, 17 Haziran 2019 tarihindeki duruşmada mahkeme salonundaki çelik tellerle örülü cam kafesin içinde vefat ettiği haberi İslam dünyasını hüzne gark etti.</p>
<p>“Anadolu Ajansı muhabirine konuşan Muhammed Mursi&#8217;nin avukatı Abdulmunim Abdulmaksut, Mursi&#8217;nin cenazesinin, Kahire&#8217;nin doğusunda, Medinetu’n-Nasr semtindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) mürşitlerinin defnedildiği kabristanda toprağa verildiğini, defin işlemlerine ailesi ile kendisinin katıldığını, vatandaşların katılmasına ise izin verilmediğini belirtti. Abdulmaksut, Mursi&#8217;nin defin işlemine eşi, çocukları ve iki kardeşin katılmasına müsaade edildiğini, ayrıca halen cezaevinde bulunan ortanca oğlu Usame&#8217;nin de cenazenin defni esnasında hazır bulunduğunu aktardı. Avukat ayrıca, cenaze namazının Tora Cezaevi’ndeki Leman mescidinde sabah namazını müteakiben kılındığını ve Mursi&#8217;nin naaşının cezaevinden mezarlığa götürülerek defnedildiğini kaydetti.” (Yıldız vd., 2019).</p>
<p><strong>Mursi’nin Çiğnenen Hukukuna Sahip Çıkmak</strong></p>
<p>Muhammed Mursî Îsâ el-Eyyât, “8 Ağustos 1951 yılında Mısır’ın Şarkiyye kenti Heyya ilçesi Adve köyünde doğdu. Mısır’da 2011 yılında gerçekleşen 25 Ocak Devrimi’nin ardından, Haziran 2012&#8217;de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 51,73’ünü aldı. 24 Temmuz 2012&#8217;de Mursi&#8217;nin Cumhurbaşkanlığını kazandığı resmen açıklandı ve 30 Temmuz 2012&#8217;de yemin ederek görevine başladı.</p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) siyasi kanadı Hürriyet ve Adalet Partisi’nin Başkanlığını da yapan Mursi, 2000-2005 yılları arasında Mısır Parlamentosu’nda milletvekilliği yapmıştı. Makine mühendisi olan Muhammed Mursi, evli ve 5 çocuk babasıydı.</p>
<p>Darbenin ardından hakkında açılan &#8220;Hapishaneler baskını&#8221; davasında Mursi idama mahkûm edildi. Ancak bir buçuk yıl sonra Yüksek Mahkeme kararı bozarak Mursi’nin yeniden yargılanmasına karar verdi. Mursi hakkında görevden uzaklaştırıldıktan sonra 6 ayrı dava açıldı. Mursi&#8217;nin 4 davası karara bağlanmış, 2 davasında ise yargılama süreci devam ediyordu.” (Yıldız vd., 2019).</p>
<p>17 Haziran 2019’da Mısır’da küresel şer düzeninin Mursi için hazırladığı tiyatronun son perdesi sahnelendi. Adeta biz bir şey yapmadık, gözlerinizin önünde öldü işte dercesine Mursi’nin yavaş öldürülüşüne son nokta konulmuş oldu!</p>
<p>“Babası ve erkek kardeşi Mursi ile birlikte yargılanan Abdullah el-Haddad, tanıkların Mursi yere çöktüğü zaman yetkililerden kimsenin kendisine yardım etmediğini söylediğini aktardı: “Gardiyanlar onu dışarı çıkarıncaya kadar bir süre yerde kaldı. Ambulans 30 dakika sonra geldi. Diğer sanıklar onun yere düştüğünü fark edince bağırmaya başladılar. Bazıları doktor olan sanıklar gardiyanlardan ona yardım edebilmek için izin istediler. Hiç olmazsa gardiyanların ilk yardım müdahalesinde bulunmasını istediler. Kasıtlı şekilde yardım etmediler. Gardiyanlar tutukluların bağırmaya başlamasından sonra tutuklu ailelerini mahkeme salonundan çıkardı.&#8221;</p>
<p>İsminin açıklanmasını istemeyen bir aktivist, duruşma salonunda olanları şöyle anlattı: &#8220;Mursi, konuşmasını kestikten yaklaşık 10 dakika sonra kafesin içindeki insanlar Mursi&#8217;nin bilincini kaybettiğini ve yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyerek duvarlara vurmaya başladılar. Ailelerin haykırışlarına rağmen polis 20 dakikadan fazla bir süre hiçbir şey yapmadı. Onu orada bıraktılar. Daha sonra polis, aileleri mahkemeden çıkardı ve ambulans geldi.&#8221; (Dursun, 2019).</p>
<p>“2018 yılında bir grup İngiliz avukat ve milletvekili tarafından yürütülen bir soruşturma dahilinde, Dr. Mursi’nin tutukluluk şartları değerlendirildi ve hapiste içinde bulunduğu durumun “acımasızca, insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muamele” teşkil ettiği sonucuna varıldı ve bu muamelenin muhtemel sonucunun Mursi’nin ölümü olacağı uyarısında bulunuldu. Bu nedenle, bunun soğukkanlı bir şekilde hesaplanmış bir cinayet olup olmadığı ya da ölüme sebebiyet veren ve dolayısıyla cezai bir durum teşkil eden bir ihmal olup olmadığı sorusu artık tam olarak gerekçelendirilmiş oldu. Mursi’nin alelacele defnedilmesi ise sadece yönetime olan güvensizliği artırmaya yaramıştır.” (Şarkavi, 2019).</p>
<p>“Mısırlı yetkililer; “Muhammed Mursi’nin iyi huylu bir tümörü bulunduğunu, sürekli tıbbi gözetim altında olduğunu ve ölümünün kalp krizinden kaynaklandığını” iddia etmiştir. Ancak 07.05.2019 tarihindeki duruşmada Murs’inin “ölüm tehdidi altında” olduğunu ifade etmesi, vefatı sırasında tıbbi müdahalenin geciktiğine dair iddialar ve vefatın ardından otopsi yapılmadan gömülmesi, ölümü hakkında belirgin şüphe oluşmasına yol açmaktadır.</p>
<p>BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri; “Gözaltındaki herhangi bir ani ölüm, ölüm nedenini netleştirmek için, çabuk, tarafsız, kapsamlı ve şeffaf bir şekilde bağımsız bir kurum tarafından soruşturulmalıdır.” dedikten sonra gözaltı şartları konusundaki kaygılarını belirtmiş, Mursi’nin yeterli tedavi imkânlarına erişimi olup olmadığının ve uzun süre tek kişilik hücrede tutulup tutulmadığının incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Müslüman Kardeşler hareketi ise Mısır yetkililerini 6 yıldır hapiste olan eski cumhurbaşkanını “yavaşça ve kasıtlı olarak” öldürmekle suçlamaktadır.</p>
<p>İnsan hakları hukuku açısından tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve güvenlik hakları başta olmak üzere insani yaşam koşullarına erişim hakları devletin güvencesi altındadır. Gözaltı merkezleri, cezaevi ve yargılama makamı uhdesinde olan “tutulma yerleri”ndeki ölümler “şüpheli ölüm” olup, yaşam hakkı ihlalidir. Mısır’ın meşru cumhurbaşkanı Mursi’nin ölümünün uluslararası, bağımsız ve tarafsız bir komisyon tarafından incelenmesini, ölüm nedeninin şüpheye yer vermeyecek şekilde tespiti için otopsi yapılmasını talep ediyoruz.” (MAZLUMDER, 2019).</p>
<p><strong>Azmettiricileri Görmek ve Asla Unutmamak</strong></p>
<p>“Şehit Cumhurbaşkanı Mursi’nin katillerini ararken karşımıza çıkan diğer zanlılar ise darbenin azmettiricisi ülkeler. Yani, Sisi ve Mısır ordusunun sadece perdenin önündeki fail olduğunu herkes görüyor. Mursi ve diğer Rabia meydanı şehitlerine yönelik cinayetin azmettiricilerinin ABD, BAE, İsrail, Suudi Arabistan ve diğer bazı Batı ülkeleri olduğuna kuşku yok.</p>
<p>Bu azmettiricilerin istedikleri şeyin <strong>Mısır’ın</strong> kendi halkı tarafından seçilen liderler tarafından yönetilmesini yani <strong>özgür olmasını engellemek</strong> olduğuna da kuşku yok. Zira Mısır kendi haline bırakılamayacak, kendi halkının istekleri doğrultusunda yönetilmeye müsaade edilemeyecek kadar önemli bir ülkedir onlar için. Arap dünyasının en büyük ülkesi, İslam dünyasının en önemli devletlerinden biridir. “Kıymetlileri” İsrail’in hemen yanı başındadır. Mısır’da uzun sürecek bir Müslüman Kardeşler idaresinin İsrail saldırganlığının akıbeti açısından doğurabileceği sonuçlar ortadadır. Kudüs ve Golan Tepeleri Amerikan Başkanı Trump tarafından altın tepsi ile Netanyahu’ya sunulurken Mursi yönetimindeki bir Mısır nasıl davranırdı acaba? “Görevli darbeci” Sisi ise misyonunun gereğini yaptı ve ABD’nin bu hukuksuz politikalarına ses çıkarmadı, hatta Batı Şeria’nın önemli bir kısmından Filistinlileri kovmayı öngören “Yüzyılın Anlaşması’na” destek veriyor.</p>
<p>“Yüzyılın Anlaşması’na” destek veren diğer Arap ülkeleri BAE ve Suudi Arabistan’ın İsrail’e sundukları bir başka hizmet de Mursi’ye karşı gerçekleştirilen darbenin finansal yükünü üstlenmeleriydi. Darbeci Sisi’nin ayakta kalması ve diktatörlüğü yeniden Mısır’da inşa etmesi için bütün para musluklarını açtılar. Müslüman Kardeşler hareketinin Mısır’ı ve halkını özgürleştirmesini istemiyorlardı. Zira özgürlüğün Arap dünyasında yayılması kendi halkları için de örnek oluşturabilirdi ki, bu en son isteyebilecekleri şeydi.</p>
<p>Riyad ve Abu Dabi yönetimleri Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı darbede azmettirici oldular, “Darbe görevlisi” Sisi’yi darbe sırasında olduğu gibi darbeden sonra da desteklediler. Bu destek Muhammed Mursi’nin mahkeme salonundaki kafeste şehit edilmesine kadar devam etti. Bu iki ülkenin Sisi darbesine verdikleri desteğin boyutu, darbeye karşı eleştirel bir politika izleyen Katar ve Türkiye’ye yönelik düşmanca politikalarından da anlaşılabilir…</p>
<p>ABD ve Avrupa ülkelerinin Mısır’a yönelik tavırları güç politikası üzerinden şekilleniyor. Çoğu zaman başka ülkelerin içişlerine müdahale için araçsallaştırdıkları demokrasi ve insan hakları gibi değerlerin ise Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’nin devrilmesi sürecinde herhangi bir rolünün olmadığını ifade etmek gerekir. Darbe süreci ve sonrasında gerek demokrasi ve insan hakları gerekse hukuk devleti ve uluslararası hukukun neredeyse bütün kuralları ihlal edilirken Washington ve Avrupa başkentlerinin çoğu bazen darbeyi teşvik mahiyetindeki açıklamalarıyla bazen de sessiz kalarak bu ihlallere destek verdiler.</p>
<p>Batılılar, Müslüman Kardeşler gibi şiddetten uzak durmuş bir İslamcı hareketi bu şekilde baskılayarak DEAŞ ve El-Kaide benzeri terörist örgütlerin önünü açtıklarını fark edemeyecek kadar dar kafalı değillerse, böyle bir sonucu arzulayacak kadar <strong>kötü niyetli</strong> olmalılar.” (İnat, 2019).</p>
<p>“Mısır liderinin trajik vefatı, Orta Doğu diktatörlüklerine ve Batı’nın ikiyüzlülüğü ve ahlaki çöküşüne dair iç karartan gerçekliklerin altını yeniden çizecek şekilde ilişkiler ve tatbikatlara dair karmaşık bir ağı ortaya çıkardı. Batılı medya kuruluşları, tarihin bu karanlık dönemecini ehemmiyetsiz bir hadise gibi yansıtmakla sadece empati, adalet, insan hakları ve insani dayanışmanın genel tezahürleri konularında turnusol kâğıdı niteliğindeki çeşitli sınavları verememekle kalmadılar, aynı zamanda Mursi’nin şehit edilmesini ve Sisi rejimi tarafından işlenen cürümleri görmezden gelerek bu cürümlere bilerek veya bilmeyerek ortak olmuş oldular. Bu tür yaklaşımlar sadece nezaketten yoksun değil, aynı zamanda ana akım Batı medyasının ahlaki pusulasını yitirdiğini de gösteriyor.” (Şarkavi, 2019).</p>
<p><strong>Mursi Üzerinden Verilen Mesajı Doğru Okumak</strong></p>
<p>“Muhammed Mursi’yi idam etmeyi göze alamadılar. Onu hapishanede, tek kişilik hücresinde, gözlerden uzak bir biçimde öldürüp oradan ölümünü duyurmayı da göze alamadılar. Mursi’nin bu şekilde öldürülmesinin onu darbe düzenlerinin karşısında iyice kahramanlaştırma ve isyanın güçlü bir sembolü haline getirme ihtimalinden korktular. İdam etmeye bir yol bulamadıkları Mursi’yi kendi ölümüyle ölmüş gibi herkesin gözü önünde önceden hazırladıkları bir sonucu alarak öldürdüler.</p>
<p>Ancak bu şekilde, göstere göstere öldürmüş olmaları korktuklarını başlarına fazlasıyla getirmiş oldu. Tıpkı Kaşıkçı cinayeti gibi. Mısır’da kendi cemaati veya partisine mensup insanların kahramanı olmaktan da öte bütün dünyada istibdada karşı her tür <strong>direnişin sembolü</strong> haline geldi Mursi. Kahire’de kendi köylülerinin bile cenazesine katılmasını engellediler. Oysa onun için kılınan <strong>gıyabi cenaze namazları</strong>, başta Mescid-i Aksa ve Türkiye’de olmak üzere dünyanın her yanında onmilyonlarca insanı bir araya getirdi. Mısır’daki akıl almaz darbe rejiminin bütün insanlık dışı boyutlarını, ona destek olanlarla, ona göz yumanlarla birlikte gözler önüne serdi. Mursi’nin temsil ettiğinden korktukları ne var idiyse şimdi o onları daha fazlasıyla temsil etmeye devam ediyor.</p>
<p>Aslında Mursi’nin temsil ettiği şeylerin aynısını Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da fazlasıyla temsil ediyor. Erdoğan, bir türlü deviremedikleri bir Mursi’dir. Mursi ise Mısır’da 2013 yılında devirdikleri bir Erdoğan. O yüzden Erdoğan’a sürekli Mursi’yi bir tehdit olarak hatırlatanlar nereden konuştuklarını ve kimin adına konuştuklarını çok iyi biliyorlar… Taksim’de ve Tahrir’de hedef aynıydı. Sadece Mısır’da başardıklarını Türkiye’de başaramadılar. Ancak o gün bugün Erdoğan’ı devirme, ona zarar verme, onun iktidarın zayıflatma yönündeki hiçbir çabadan da geri durmadılar.</p>
<p>Mursi’yi öldürdüklerini zannediyorlar, ancak cenazesinden korkulan bir kişi öldürülmüş olmaz. Onu öldürdüklerini zannettiler ama onun ölümü kendi Firavuni düzenlerini yıkacak olan Musa’lara daha güçlü ilhamlar vermeye devam ediyor.” (Aktay, 2019).</p>
<p>Çağa ve insanlığa şahitlik görevini bihakkın yerine getirerek şehitlik mertebesine ulaşan Muhammed Mursi’ye hitaben dostu (ve şehide Habîbe’nin babası) Dr. Ahmed Abdülaziz’in mana ve duygu yüklü bir mesajını Hayrettin Karaman Hoca’nın çevirisinden özetle okuyalım:</p>
<p>“Sen yalnızca zindanın prangalarından değil, bütünüyle dünyadan kurtuldun; esirlikten, onun pisliğinden, rezilliğinden ve rezillerinden…</p>
<p>Her şey geride kaldı, ne o var ne bu; seni halk seçtiği zaman “Biz iktidarı ondan önce hak ediyoruz” diyenler de, kıskançlık ve kinleri yüzünden seninle meşruiyet kavgası yapanlar da yok.</p>
<p>Sayın başkanım, Filistinli Müslümanlar, Siyonist silahlarının gölgesinde, mübarek Mescid-i Aksâ’da senin için gıyâbî cenaze namazı kıldılar. Harameyn (Mekke ve Medine) dışında dünyanın her tarafında böyle namazlar kılındı. Bu iki mübarek mekânda niçin kılınmadı biliyor musun? Çünkü bu mübarek şehirler yeni bir dinden çıkma halini yaşıyorlar velakin Ebu Bekir yok!</p>
<p>Kardeşin Recep Tayyip Erdoğan özel olarak Ankara’dan İstanbul’a senin için gıyâbî namaz kılmak maksadıyla geldi. Bunun sebebini soracak olursan; Türk kardeşlerimiz, asaleti ve tarihî derinliği içinde İstanbul’u, Küçük Türkiye olarak görüyorlar ve bu özelik başka bir şehirde bulunamaz…</p>
<p>Sayın Başkanım! Mısır’ın Cumhurbaşkanı idin, şimdi İhvan’ın mürşidi oldun. İşte bu sebeple, dünyanın her tarafında milyonları bulan sevenlerin seni, Mısırlı ya da İhvan mensubu olmayı aşan bir ümmet sembolü kıldılar.” (Karaman, 2019).</p>
<p>İnsan hakları ve demokrasi söylemlerini ağızlarından düşürmeyen Batılı ülkelerin yöneticileri gibi halkı Müslüman altmış ülkeden çoğunun yöneticileri de bir insanlık ayıbı olan Mursi’nin öldürülmesi olayında üç maymunu oynama erdemsizliğini ne yazık ki hazmedebildi.</p>
<p>Tek başına tutulduğu zindanda ziyadesiyle ağır şartlar altında 6 yıl boyunca insanlık dışı bir muameleye maruz bırakılan, ağır şeker hastası olduğu bilinmesine rağmen tedavi görmesi engellenen, mahkeme salonundaki korunaklı kafesinde yığılıp kaldıktan 50 dakika sonra tıbbi müdahale yapılan ve öldüğü açıklanan ve yangından mal kaçırır gibi defnedilen, hayattayken gereken desteği veremediğimiz merhum Cumhurbaşkanı Mursi’ye karşı hiç olmazsa bundan sonraki insanlık vazifemizi el birliğiyle yerine getirelim.</p>
<p><strong>Mursi’nin Yavaş Yavaş Öldürülmesinde Rol Üstlenenlere Hesap Sormak</strong></p>
<ul>
<li>BM, Türkiye temsilcisinin de yer aldığı bir adli tıp heyetini görevlendirip Mursi’nin cesedini tetkik ettirerek adli tıp raporunu hazırlatmalıdır.</li>
<li>Mursi’nin duruşma esnasındaki baygınlık geçirmesine seyirci kalan ve diğer sanıkların ve salondaki tanıkların çırpınışlarına rağmen tıbbi yardımın kasıtlı şekilde geciktirilmesi suretiyle yavaş ölümüne sebebiyet verenler hakkında dava açılmalıdır.</li>
<li>İslam İşbirliği Teşkilatı ve D8 Teşkilatı dönem başkanı olan Türkiye, Mursi’nin katillerine hesap sorulması sürecini titizlikle takip etmede inisiyatif üstlenmelidir.</li>
<li>İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW), Mursi&#8217;nin hapishanedeki zor hayatını ve aile hasretini gözler önüne seren 19 Haziran 2017 tarihli raporu başta olmak üzere yayımlanmış tüm şahitlikler derlenerek Mursi ve diğer siyasi tutukluların maruz kaldığı bakım ve tedavi ihmalleri tespit edilmelidir.</li>
<li>Sağlıklı beslenmek, tedavi görmek, aile efradıyla ve avukatıyla görüşmek, telefon etmek, okumak, yazmak, televizyon izlemek, yürümek gibi tüm haklarından mahkûm bırakıldığı gibi tecrit edilerek tek başına sağlıksız bir hücrede tutulmak suretiyle en temel hakları bile fütursuzca çiğnenen Mursi’ye reva görülenler, insanlık ve hakkaniyet namına yapanların yanına kâr bırakılmamalı, bir raporla tespit edilerek suçlular cezalandırılmalı, Mursi’nin ailesine özür beyanı iletilmelidir.</li>
<li>17 Haziran 2012&#8217;de halkın %52 oyuyla Mısır Cumhurbaşkanı seçilen Mursi’nin 7 yıl sonra 17 Haziran 2019&#8217;da mahkeme salonunda, hem de Filistin davasına verdiği destek sebebiyle yargılandığı duruşmada ölmesinin bir tesadüf mü yoksa Siyonistlerin ironi de barındıran kirli planlarının bir sonucu mu olduğu araştırılmalıdır.</li>
<li>BM marifetiyle oluşturulacak bir heyet Mısır hapishanelerindeki hak ihlallerini ve işkenceleri yerinde inceleyip dünya kamuoyuna rapor etmelidir.</li>
<li>Sadece darbecilerin değil muhalefetin de Mursi’nin devrilmesinde ve yavaş yavaş öldürülmesinde ne düzeyde etkili olduğu araştırılmalıdır. Selefilerin Nur Partisi’nin, İhvan-ı MÜslimin’den ayrılıp yeni parti kuran Ebulfutuh ve arkadaşlarının, 2013’te darbeye zemin hazırlama planlarına Temerrüd Hareketi’nin Tahrir Meydanı’nı doldurarak katkı yapan yüzbinlerce mensubunun, keza Mursi’ye karşı yıkıcı muhalefet yapan siyasi figürlerin hepsi gelinen durumda ne kadar payları olduğunu hesap edip hatalarının büyüklüğünü itiraf etmelidir.</li>
<li>İslam medeniyetine başkentlik yapan büyük şehirlerin bir bir işgal ve tahrip edilmesine, böylece merhum Mursi’nin tabiriyle “ülkelerimizin aslanlarının öldürülerek düşmanlarımızın çakallarına zemin hazırlanmasına” elbirliğiyle dur diyebilmeliyiz.</li>
</ul>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; dünyanın hemen her ülkesinde yaşayan Müslümanlar, Allah’ın yardımına mazhar olmayı hak etmek için adil şahitlik görevini yerine getiremedikleri için tevbe etmeli, birlik ve dayanışma içinde ilkelerine sahip çıkmalı, zalime karşı mazlumun yanında yer almalı, kurşunla berkitilmiş sağlam bir yapının duvarı gibi sapasağlam kenetlenmeli, “Allah’ın ipi” Kur’an’a sımsıkı yapışmalıdır:</p>
<p>“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da, O’nun lütfu sayesinde kardeş oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Aktay, Yasin. (2019). “<strong>Türkiye’de Gezi, Mısır’da Temerrüt: Mursi üzerinden Erdoğan’a Verilen Mesaj</strong>”. Yeni Şafak, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/turkiyede-gezi-misirda-temerrut-mursi-uzerinden-erdogana-verilen-mesaj-2051795, 22.06.2019.</li>
<li>Dursun, Ahmet. (2019). “<strong>Görgü Tanıkları: Mursi&#8217;yi Ölüme Terk Ettiler</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/gorgu-taniklari-mursiyi-olume-terk-ettiler/1508615, 19.06.2019.</li>
<li>İnat, Kemal. (2019). “<strong>Şehit Cumhurbaşkanı Mursi’nin Katilleri Kimler?</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/analiz/sehit-cumhurbaskani-mursi-nin-katilleri-kimler/1511898, 21.06.2019.</li>
<li>Karaman, Hayrettin. (2019). “<strong>Sayın Başkanım (Mürsî)</strong>”. Yeni Şafak, yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/sayin-baskanim-murs-2051768, 20.06.2019.</li>
<li>MAZLUMDER. (2019). “<strong>Mursi’nin Şüpheli Ölümü, Bağımsız ve Tarafsız Bir Komisyon Tarafından İncelenmelidir!</strong>”, http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/mursinin-supheli-olumu-bagimsiz-ve-tarafsiz-b/13590, 27.06.2019.</li>
<li>Şarkavi, Tarık. (2019). “<strong>Mursi’nin Ölümü: Batı Medyası Ahlaki Pusulasını Yitirdi</strong>”, Mütercim: Ömer Çolakoğlu, Anadolu Ajansı. www.aa.com.tr/tr/analiz/mursi-nin-olumu-bati-medyasi-ahlaki-pusulasini-yitirdi/1515262, 25.06.2019.</li>
<li>Yıldız, H., E. Canlı ve A. Kalabalık. (2019). “<strong>Muhammed Mursi&#8217;nin Cenazesi Defnedildi</strong>”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/muhammed-mursinin-cenazesi-defnedildi/1507198, 18.06.2019.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/mursinin-sehadetinden-gereken-dersleri-cikarmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DAKİ CİNNET İDAMLARINA TEPKİ KOYMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2019 06:31:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[20 ŞUBAT 2019]]></category>
		<category><![CDATA[9 GENCİN İDAM EDİLMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AI]]></category>
		<category><![CDATA[ÂL-İ İMRAN 169]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[ANGELA MERKEL]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA BİRLİĞİ-ARAP LİGİ]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 66]]></category>
		<category><![CDATA[CEM‘İYYETÜ’L-İHWÂNİ’L-MÜSLİMÎN]]></category>
		<category><![CDATA[D-8]]></category>
		<category><![CDATA[DEVELOPİNG 8 TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[ERSİN ÇELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL GÖRGÜN]]></category>
		<category><![CDATA[HİRÂBE AYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[HİŞAM BEREKÂT]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN BAUMİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSNÜ MÜBAREK]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Beyyûmî Gânim]]></category>
		<category><![CDATA[İDAM HÂKİMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İLKHA]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İsmailiye]]></category>
		<category><![CDATA[LAZOĞLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:32]]></category>
		<category><![CDATA[MÂİDE 5:33]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR FETVA KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR YARGITAYI]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR’DAKİ CİNNET İDAMLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[NACİYE BUNAİM]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[THERESA MAY]]></category>
		<category><![CDATA[UAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=840</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur! Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur…” (Mâide 5:32). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere) teslim etmez.” (Buhari, Mezalim 3). “Müminler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse <strong>bütün insanlığı öldürmüş</strong> gibi olur! Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur…” (Mâide 5:32).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler </strong>(yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Mısır’da 20 Şubat 2019 Çarşamba sabahında 9 gencin idam edilmesiyle, 30 Haziran 2013 tarihinden bu yana idam edilen siyasi tutukluların sayısı 47’ye yükselmiş oldu! Önceki hafta da sessiz habersiz 6 kişi idam edilmişti…</p>
<p><strong>Mısır’da Yeni Bir Firavun Düzeni Kurulmasına Lakayt Kalmamak</strong></p>
<p>Mısır’da darbeci general Sisi’nin Mısır’ın demokratik usulle seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Prof.Dr. Muhammed Mürsi’yi 2013’te dış destekli darbeyle devirmesinden bu yana 40 binden fazla kişinin tutuklandığı, binden fazla kişinin de öldürüldüğü uluslararası insan hakları örgütlerince rapor edilmiştir. Gerçekte tutuklananların sayısının <strong>100 bini</strong>, öldürülenlerin sayısının ise <strong>3 bini</strong> aştığına dair kuvvetli şüpheler mevcuttur. 14 yaşındaki çocuklardan başlayarak seksenine merdiven dayamış pirifanilere kadar erkek-kadın her yaşta insana reva görülen bu sindirme politikasının hiç ele alınmayan bir de faili malum “kayıp insanlar” dosyası var…</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ: AI: Amnesty International) Mısır araştırmacısı Hüseyin Baumi şu açıklamayı Eylül 2018’de şu açıklamayı yapmıştı:</p>
<p>“Mısır’da hükümeti eleştirmek, yakın tarihe bakıldığında, hiç şu an olduğu kadar tehlikeli olmamıştı. Güvenlik güçleri kalan bağımsız siyasi, sosyal ya da kültürel alanları bastırmak konusunda acımasızca davrandı. 30 yıllık baskıcı Hüsnü Mübarek yönetiminden çok daha aşırı olan bu önlemler, Mısır’ı <strong>muhalifler için bir açık cezaevi</strong>ne çevirdi. Mısırlı yüzlerce gazeteci, insan hakları savunucusu, muhalefet üyesi, sanatçı ve futbol taraftarı <strong>konuşmaya cesaret ettikleri için</strong> şu an hapisteler!” (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mısır’da dokuz kişinin adil olmayan bir yargılama sonucunda öldürülmesinin kelimelere sığmayan bir utanç olduğunu söyleyen UAÖ Kuzey Afrika Kampanyalar Direktörü Naciye Bunaim idamlara ilişkin açıklamasında şu hususlara vurgu yaptı:</p>
<p>“Bugün dokuz kişinin ölüm cezasını uygulayan Mısır, <strong>hayat hakkını tamamen hiçe saydığını</strong> göstermiş oldu. İşkence iddialarının gölgesindeki yargılamalar sonucunda ölüm cezasına mahkûm edilen kişilerin öldürülmesi adaletin değil, <strong>ülkede devasa boyutlara ulaşan adaletsizliğin göstergesidir</strong>. Bugün uygulanan ölüm cezaları hükümetin ölüm cezasına giderek daha fazla başvurduğunu açıkça ortaya koyuyor. Son üç haftada 15 kişinin ölüm cezası uygulandı. Mısır yetkilileri, son haftalarda adil olmayan yargılamalar sonucunda devamlı olarak insanları ölüme gönderdi. Yetkililer, insanların öldürüldüğü <strong>bu kanlı deliliğe acilen son vermelidir</strong>.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Ülkede “idam hâkimleri” namıyla korku salan memurların ne denli gaddar ve hukuktan bîhaber olduklarını Yasin Aktay Hoca’nın konuya ilişkin ilk köşe yazısından (<strong>3</strong>), idam kararları önceden alınıp düzmece bir olayla hayat hakları gasp edilen lider şahsiyetli gençlerin meziyetlerini de ikinci köşe yazısından (<strong>4</strong>) ve İLKHA sitesinden okuyabilirsiniz (<strong>5</strong>). İdama gülümseyerek yürüyen gençlerin mahkeme heyetini işaret ederek okuduğu şu ezgi onların sadece masum değil aynı zamanda derin bir iman ve teslimiyet sahibi olduğunun da şahididir: “Bizim suç işlemediğimizi ve isyana kalkışmadığımızı bilen Rabbimize hamdolsun/ Suçu işleyenler işte bunlar, Rabbimiz onların bu zulmünü kesecek, hiç şüphemiz yok/ Dünyanın cevrindense cennetin kokusu yeğdir bize/ Hüzne hacet yok, sekinet indi bize, asıl ölüler kendini hür sanan şunlardır…” (<strong>6</strong>).</p>
<p><strong>Mazlumların Çilesini Görmek ve Çığlıklarını Duymak</strong></p>
<p>Peki, bizler Mısır’da cinnet boyutuna ulaşan seri idamları uzaktan izlemekle mi yetineceğiz? Genç kadın mahkumların idamlarının -hamile olmaları sebebiyle doğumdan 2 ay sonrasına- ertelenmesi, bir acılı annenin idamına hüküm verilen gencecik oğluna son kez sarılmak için yalvarması sonucunda buna göz yumulması gibi darbecilerin merhamet kırıntılarıyla mı teselli bulacağız? (<strong>7</strong>).</p>
<p>Sonucu daha en başından belli mahkeme celseleri açılmadan önce kalın camlarla kapatılmış demir kafesler içerisinde salona getirilen eşlerine uzaktan vücut ve işaret diliyle sevgi mesajlarını ve hane haberlerini iletmelerine müdahale edilmemesini fazilet mi sayacağız? (<strong>8</strong>).</p>
<p>“Müslüman Kardeşler tarihleri boyunca akıl almaz zulümlere mâruz kaldıkları halde ‘silaha sarılmama’ düsturunu hiç bozmamış ve her daim sivil kalmaya önem göstermişlerdi. Ancak Mısır yargısı neredeyse tümünü ölümlü suçlardan dolayı yargılıyor.</p>
<p>Mısır’da tüm dünyanın gözleri önünde <strong>kanlı bir darbe</strong> yaşandı. Binlerce sivil katledildi. Türkiye ve birkaç ülke dışında kimse tepki göstermedi. Şimdi ise darbe sürecinde öldürülemeyen siviller idam ediliyor. Dünya yine sessizce izliyor. Dünya, halkın %52’sinin oyuyla seçilen bir cumhurbaşkanının darbeyle indirilip hapse atılmasını da izledi. Bu cümleyi kurmak çok acı, biliyorum. Fakat korkarım ki, Sisi 6 yıldır haber alamadığımız <strong>Muhammed Mürsi’yi de idam edecek</strong>, dünya da yine izleyecek!</p>
<p>‘Uluslararası kamuoyu’ Mısır’daki işkencelere, göstermelik yargılamalara, seçilmiş devlet başkanının düşürüldüğü duruma ve temelsiz suçlardan verilen idam cezalarına karşı sessizliğini koruyor. Muhaliflerini ölümle bastırmaya çalışan darbeci Sisi ise gittiği tüm ülkelerde el üstünde tutuluyor. Kirli hesapların tam ortasında duran ve girdiği borç batağını üst üste yaptığı anlaşmalarla örtmeye çalışan Sisi’nin infazlarına henüz ‘dur’ diyecek bir mekanizma gelişmedi.” (<strong>9</strong>).</p>
<p>20.02.2019 sabahında Mısır’da ömrünün baharında idam edilen 9 gencin cansız bedenlerinin ailelerine teslim edilmesiyle teselli bulup, <strong>Mahmud el-Ahmedi</strong>’nin; hâkim sıfatıyla görev yapan şahsiyetsiz bir memurun; “Ama itiraf ettin!” çıkışmasına cesaretle karşılık veren ve böylece Mısır’daki vahşetin boyutlarını da ifşa etmiş olan şu son sözlerini duymazdan mı geleceğiz?</p>
<p>“… Sayın yargıç! Kıyamet günü Allah’ın huzurunda bunun hesabını soracağız. Benim de diğerlerinin de <strong>mazlum olduğumuzu çok iyi biliyorsunuz</strong>. Tüm bu insanların ve kameraların önünde bana o elektrik düzeneğini ver ve bu insanların arasından seçeceğin herhangi birisiyle bizi bir odaya koy, ona Sedat’ı öldürdüğünü itiraf ettireyim! <strong>Bize elektrik verdiler, hem de Mısır’a yirmi yıl yetecek kadar!</strong> Videolardaki itirafların tamamı <strong>işkence altında</strong> alındı! Ben Lazoğli’nde 12 gün tutuldum. Meğer ağabeyim 3,5 aydır orada tutuluyormuş. İlk gün Devlet Emniyeti’nden bir komiser geldi. ‘Söylediğimi yap, çıkıp gidersin, bütün ihtiyaçlarını da karşılarım’, dedi. Nedir efendim, diye sordum. ‘Başsavcıyı onların öldürdüğünü söyle’, dedi. Ona dedim ki: İyi ama bu zulüm değil mi? O da; ‘onları suçla onları’, dedi. Şu anda burada, bu mahkemede Lazoğli’nde bize işkence eden komiserlerden biri de var. Beni koruyacaksanız onu şimdi size gösterebilirim. Ama beni korumanız gerekir. Zira hapishaneye döndükten sonra başıma neler gelir bilemem. Bana, ağabeyime ve diğer suçlananlara işkence eden o adam burada!&#8230;” (<strong>10</strong>).</p>
<p>Bu ifşaatı canı pahasına yapan masum gencin tek suçu, karakola gidip doktor ağabeyinin kayıp olduğunu bildirerek hakkında bilgi edinmek istemesiydi! Bu bilgiyi edindi ama işlemediği bir suçtan dolayı asılmak pahasına!</p>
<p>Darbeci Mısır Yargıtayı, 29 Haziran 2015 tarihinde darbeci başsavcı Hişam Berekât’ı bombalı saldırıyla öldürme ithamıyla yargılar gibi göründüğü 9 genç hakkında verilen haksız idam cezalarını -yöneltilen suçlamaları kesinlikle reddetmelerini ve ifadelerinin ağır işkenceler altında alındığını belirtmelerini dikkate almaksızın- Kasım 2018’de onaylamıştı! Oysa idam edilen 9 gencin işkence altındaki itiraflar dışında en küçük alakaları ortaya konulamayan bu düzmece bomba eyleminde hiçbir zarar görmeyen başsavcı aracından inip olay yerini incelemişti. Ama ona ne olduysa muayene olmak için gitmeye ikna edildiği hastanede olmuştu. Belli bir plan dahilinde eş zamanlı olarak da bu gençler toplanıp hapse tıkılmıştı… Bu <strong>çirkin tezgâhı</strong> görmek için dahi olmaya gerek yok…</p>
<p><strong>Zalimlerin Ayetleri İstismar Etmesine Bigâne Kalmamak</strong></p>
<p>Tarihteki son firavun tahtını garanti altına almak için binlerce erkek bebeği vahşetle katletmişti. Ama feci akıbeti herkesin malumu. Mısır’ın modern firavunu da ülkenin şahsiyet sahibi yetişmiş gençlerini -küresel şer ittifakının türlü entrikalarla kendisini bostan korkuluğu olarak oturttuğu- tahtını patronlarına insan kurbanı sunmakla garanti altına alabileceğini zannediyor. Mevcut firavunun tarihteki son firavundan farkı, eskisinin gücünü ailesinin kurduğu düzenden alması ve sadece erkek bebekleri katletmesiydi. Oysa çağdaş firavun gücünü İngiltere-Amerika-İsrail şer ittifakı ile bu ittifakın gönüllü Arap yandaşlarından ve pasif destekçileri AB ülkelerinden almakta, erkek-kadın ayırt etmeksizin masum gençleri idam sehpalarında sallandırmaya devam etmekte! Tarihte mazlum konumunda olan İsrailoğulları bugün zalim konumunda, geçmişte hakkın ve adaletin sözcüsü olan Mısır müftüsü de bugün zulmün ve zalimin işgüzar yalakası rolüne soyunmuş durumda…</p>
<p>“Mısır Anayasası’nın 2. Maddesi ‘yargılamada <strong>şer’î esaslara</strong> <strong>riayet</strong> edilir’ diyor. Bu nedenle, bir mahkûmla ilgili idam hükmü verildiğinde dosyası müftüye gönderiliyor. Şayet müftü “şeriata göre” idamı onaylarsa, caizdir derse hüküm infaz edilebiliyor. 9 genç hakkında mahkeme salonunda kararı okuyan yargıç sözüne Âl-i İmran suresinin 169. ayetini okuyarak başladı:</p>
<p>“Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.” Suikaste uğrayan savcı “şehit” ilan edilmişti! Şimdi, onu “şehit” ettiği iddia edilenlere ilişkin de bir şeyler söyleyecekti… Yargıç, idam cezasına çarptırdığı 9 genç için Maide suresinin 33. ayetini uygun görmüştü:</p>
<p>“Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları…” diyerek devam etti… İdamlarını Kur’an-ı Kerim’e dayandırarak gerçekleştiren cunta yönetiminin infaz ettiği gençlerin ellerinde de Kur’an vardı…” (<strong>11</strong>).</p>
<p>Bu kurmaca mahkemede ayetler bağlamlarından koparılarak tamamen tersyüz edilmişti. “Hirâbe suçu”nun hükmünü açıklayan ayetin (5:33) asıl muhatabı, yarım asırdan fazla süren darbeci sıkı yönetimden sonra seçimle iktidara gelmiş Mürsi hükümetini dış destekli askerî darbeyle deviren, ülkeyi fitne ve fesada boğan kukla Sisi ve ekibidir. İslam hukukunda meşru otoritenin ortadan kaldırılması suretiyle Müslümanlara büyük zararları dokunacak hadiseler karşısında bir olağanüstü hâl hükmü olarak uygulanan “hirâbe ayeti”; nefsin/canın, dinin, malın, aklın ve neslin korunması ilkesini ortadan kaldırmayı amaçlayan mefsedet/bozgunculuk eylemlerine verilecek cezayı bildirmektedir. Sisi yönetimi sadece tutuklular için değil bütün bir Mısır halkı için bu temel hak ve ilkelerin tamamını tehlikeye atmıştır.</p>
<p>Allah’ın ayetlerini çirkin siyasi emellerine pervasızca alet etmede darbeci politikacıları ve memurlarını yüreklendiren, koltuk düşkünü müftünün onursuz tutumları olmalıdır. Mısır Fetva Kurumu’nun, 9 gencin idam edilmesinin ardından resmî hesabından paylaştığı mesajlar bunun delilidir:</p>
<p>“Terörist İhvan cemaati Mısır’ın düşmanlarındandır. Dini ayakta tutmak adı altında yıkım ve tahribi yaydılar. Tarihleri boyunca içi boş sloganlar ve tumturaklı nutuklar dışında ülkelerine veya dinlerine hizmet eden tek bir medeni başarı sunmadılar.”, “Müslüman ümmetimiz, çok sayıda sapkın akım ve fırkanın başkaldırısına tanık olmuştur ama Müslüman Kardeşler’den daha sapığını görmemiştir. Din onların bineği, yalan (amaca ulaşma) araçları, ikiyüzlülük sanatları, öldürme hobileri, terörizm yöntemleri, gençler kurbanları, şeytan önderleri, vatanları parçalamak hedefleri, siyaset ise (nihai) amaçlarıdır.”, “Devletin kurumları, ordusu ve polisinin bu terörist cemaate karşı yürütmekte olduğu (operasyonlar) cihadın en yüksek türlerinden biri sayılır. Nitekim Nebi (<em>sallâllahu aleyhi vesellem</em>) bizlere aşırılık yanlısı cemaatleri kovuşturmamızı emretmiştir. Ulema da onlarla savaşmanın vücubu (farz olduğu) hususunda icma (görüş birliği) etmiştir.” (<strong>12</strong>).</p>
<p>Oysa Mısır Fetva Kurumu’nun <strong>çağdaş Hariciler</strong> olarak tanımlayıp topyekûn imhalarının vücubuna fetva verdiği Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvân-ı Müslimîn) bu çirkin yaftalamalarla uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır. Doksan yıllık tarihleri, ülkenin dört bir yanında sükunetle halka hizmet sunan binlerce sosyal kurumları, şiddeti kategorik olarak reddetmeleri ve şiddet sarmalına itilmek için maruz bırakıldıkları onlarca büyük tuzak ve ağır tahriklere rağmen vakar ve sükunetlerini korumayı bilmeleri Müslüman Kardeşler Teşkilatı üyelerine atılı suçların asılsız olduğunu izaha kâfidir. Mart 1928’de Mısır-İsmâiliye’de Hasan el-Bennâ tarafından <em>Cem‘iyyetü’l-İhwâni’l-Müslimîn</em> adıyla kurulan ve 1930’lu yılların ortalarından itibaren Ortadoğu’da Suriye, Sudan, Ürdün, Küveyt, Yemen gibi bazı İslâm ülkelerinde de faaliyet göstermeye başlayan dinî-siyasî bir teşkilât ve hareket olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı yakından tanımak için Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin “İhvân-ı Müslimîn” maddesini okumak yeterli olacaktır (<strong>13</strong>).</p>
<p><strong>Küresel Şer İttifakını Destekçileriyle Birlikte Deşifre Etmek</strong></p>
<p>Mısır’da dokuz masum gencin bir yerlere kurban sunarcasına idam edilmesinden dört gün sonra Kızıl Deniz kıyısındaki Şarme’ş-Şeyh kentinde 24-25 Şubat 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen <strong>1. Avrupa Birliği-Arap Ligi</strong> zirve toplantısına -Almanya Başbakanı Angela <strong>Merkel</strong> ve İngiltere Başbakanı Theresa <strong>May</strong> başta olmak üzere- Avrupa’dan 20’yi aşkın hükümet ve devlet başkanının katılması AB liderlerinin de bu ağır insan hakkı ihlallerinden pek de rahatsız olmadığının bilakis bu idamları memnuniyetle karşıladıklarının bir göstergesi olarak da yorumlanabilir.</p>
<p>15 Temmuz 2018 tarihinde Mısır Meclisi’nden 2/3 çoğunluk oyuyla geçerek yürürlüğe giren yeni kanun gereğince Facebook, Twitter ve diğer sosyal medya platformlarındaki popüler hesaplar sıkı denetime tâbi tutulmaya başlandı. 5 binden fazla takipçiye sahip kişisel sosyal medya hesaplarına getirilen bu sıkı takiple muhalif görüşleri büsbütün hayattan dışlamak isteyen bu baskıcı politakalar da insan hakları ve demokrasi havarilerinin hiç umurunda değil belli ki…</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü’nün engel olma çabalarının yetersiz kaldığı son idamlara dünyadan <strong>yeterli tepki yükselmemesi</strong> de bir insanlık ayıbı olarak önümüzde durmaktadır. Ankara’da bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri tarafından “Bir Musa gelecek, firavunu yenecek!” gibi sloganlar eşliğinde Mısır Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakılması takdiri hak bir eylem olmakla birlikte asla yeterli görülemez. Batı dünyasının idamlar karşısında sessiz kaldığının altını çizen ve 9 gencin idam edilmesine <strong>tepki koyan tek devlet başkanı</strong> yine Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan oldu:</p>
<p>“Dünyada darbecilere karşı olduğunu söyleyenler Mürsi’yi darbe ile indiren Sisi’ye karşı bir tavır koydular mı? Aksine kırmızı halılarla karşıladılar. Batılı ülkeler maalesef darbecileri desteklemekte hâlâ kararlılıkla devam ediyorlar. Tabii açık net ortada olan bir şey var: <strong>bu bir insanlık suçudur</strong>. Sisi göreve geldiğinden bu yana 42 kişiyi idam ettiler ve en son bu 9 genci idam ettiler. Şimdi bu yenilir yutulur bir lokma değil!&#8230; Tayyip Erdoğan neden Sisi ile görüşmüyor, diyenlere söylüyorum: ben böyle bir kişi ile asla görüşmem. Her şeyden önce onun bir defa <strong>genel bir afla</strong> içerideki bütün insanları serbest bırakması lazım, serbest bırakmadığı sürece de biz asla Sisi ile görüşemeyiz.” (<strong>14</strong>).</p>
<p>Elbette İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ile D-8 (Developing 8) Teşkilatı’nın dönem başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın öncelikle bu iki birliği toplayarak ardından meseleyi Birleşmiş Milletler’e götürmesi en etkili yol olacaktır. Ancak bu adım, sivil toplum kuruluşlarımız ile aydınlarımıza düşen sivil tepki koyma görevini bertaraf etmeyecektir.</p>
<p>Rabbim bizleri küresel şer ittifakına ve gönüllü uşaklığını yapan zalimlere karşı hak sözü açıkça söylemeye ve cinnet mertebesindeki Mısır idamlarını durdurmayı intac edecek somut adımlar atmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45587283, 20.09.2018.</li>
<li><strong>amnesty</strong>.org.tr/icerik/<strong>misir-dokuz-kisinin-adil-olmayan-bir-yargilama-sonucunda-oldurulmesi-kelimelere-sigmayan-bir-utanc</strong>, 22.02.2019.</li>
<li>Yasin Aktay; “<strong>Sisi’nin Katliam Gibi İdamları</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/sisinin-katliam-gibi-idamlari-2049403, 23.02.2019.</li>
<li>Yasin Aktay; “<strong>Bu Gençler Cellatlarından Daha Uzun Yaşayacak</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/bu-gencler-cellatlarindan-daha-uzun-yasayacak-2049425, 25.02.2019.</li>
<li>https://ilkha.com/haber/92441/<strong>misirda-idam-edilen-9-gencin-goz-yasartan-drami</strong>, 01.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/grupyuruyus/status/1099281824495427584, 23.02.2019.</li>
<li><strong>youtube</strong>.com/watch?v=pKqY2Hh-7e0, 23.02.2019.</li>
<li>https://gencmuslumanlar.com/<strong>misir-mahkemelerinde-gozlerin-ve-parmaklarin-dili</strong>/, 15.12.2018.</li>
<li>Ersin Çelik; “<strong>Dünya Mursi’nin İdamını da İzleyecek mi?</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/dunya-mursinin-idamini-da-izleyecek-mi/#, 25.02.2019.</li>
<li><strong>youtube</strong>.com/watch?v=B5JVmhpOOlY, 20.02.2019.</li>
<li>Mehmet Akif Ersoy; “<strong>Mısır’da 9 Gencin İdamı ve Şeriat</strong>”, Haber Türk, www.haberturk.com/yazarlar/mehmet-akif-ersoy-2548/2383279-misirda-9-gencin-idami-ve-seriat, 24.02.2019.</li>
<li>www.aljazeera.net/news/politics/2019/2/21/ <strong>الإفتاء-الإخوان-خوارج-العصر</strong></li>
<li>İbrâhim El-Beyyûmî Gânim ve Hilal Görgün; “<strong>İhvân-ı Müslimîn</strong>” maddesi, TDVİA, Ankara 2000, c.21, s.583-586. https://islamansiklopedisi.org.tr/ihvan-i-muslimin, 25.02.2109.</li>
<li>www.yenisafak.com/gundem/<strong>erdogan-9-genc-idam-edildi-batinin-sesini-duyuyor-musunuz</strong>-3448157, 23.02.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>VETO HAKKI: MAHVOLUŞUN REÇETESİ</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Oct 2018 17:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[AMERİKAN HUKUKÇULAR DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL KURULU]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DİB]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ED-DÎNU WE’L-QÂNÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZENLER]]></category>
		<category><![CDATA[EZİLENLER]]></category>
		<category><![CDATA[GÜCÜN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENLİK KONSEYİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[HZ. ÂİŞE VALİDEMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[ICC]]></category>
		<category><![CDATA[INTERNATIONAL CRIMINAL COURT]]></category>
		<category><![CDATA[KABA GÜCE İNANMA]]></category>
		<category><![CDATA[KANUNUN GÜCÜ]]></category>
		<category><![CDATA[LOW AND RELIGION]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAZAFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEKBİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[ORMAN KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[Pınar Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. AZÎZE EL-HİBRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[RICHMONT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE BAŞKANI]]></category>
		<category><![CDATA[UCM]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI MEŞRUİYET]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=765</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in Diriliş Postası gazetesinde 30 Eylül, 07 ve 14 Ekim 2018 tarihli nüshalarında üç bölüm halinde yayımlanan köşe yazılarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. -I- Yaklaşık yirmi yıl önce Amerika’yı ziyaret etmiştim. (O zaman talep üzerine) Amerikan Hukukçular Dergisi için uzun bir makale yazmıştım.[1] Bu makalede Amerika için ne yazabileceğimi kendi kendime sormuştum… Dünyada 1 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in Diriliş Postası gazetesinde 30 Eylül, 07 ve 14 Ekim 2018 tarihli nüshalarında üç bölüm halinde yayımlanan köşe yazılarının birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. </em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Yaklaşık yirmi yıl önce Amerika’yı ziyaret etmiştim. (O zaman talep üzerine) <strong>Amerikan Hukukçular Dergisi</strong> için uzun bir makale yazmıştım.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bu makalede Amerika için ne yazabileceğimi kendi kendime sormuştum… Dünyada 1 numaralı koltukta oturan ve kendisini “Allah’ın Biricik Oğlu” zanneden bu ülke için (ne yazmam gerektiğini düşünmüştüm)…</p>
<p>O uzun makalemde, doğup büyüdüğüm köyümde şahit olduğum bir uygulamayı da anlatmıştım. Köy halkı öteden beri âdet olduğu üzere sürüden bir hayvan eksilince hemen muska yazıp üflerlerdi. Bununla kurtların ağızlarını bağlamayı amaçlıyorlardı. Böylece kurtlar sürüden eksilen kayıp hayvanı parçalayıp yiyemeyeceklerdi…</p>
<p>Bu âdeti anlattıktan sonra şu değerlendirmeyi yapmıştım: “Bu muskanın kurtların ağzını bağlama hususunda bir etkisi var mıydı onu bilmiyorum… Ama babalarımız açlıktan ölmemeleri için sabahleyin kurtların ağzındaki bağı çözüyorlardı. Ama şahsen, <strong>20. yüzyıl entelektüellerinin</strong> yazdığı muska, kitap ve makalelerle yaydıkları fikirlerin tüm dünyada <strong>insanların ağızlarını sıkıca bağladıklarını</strong> çok iyi biliyorum. Hem de o kadar sıkı bağladılar ki hiç kimse ‘veto hakkı’na(!) köklü bir eleştiri yöneltemedi. Beşeriyetin çok küçük bir azınlığının yararlandığı ayrıcalıklardan hiçbirine itiraz edemediler!</p>
<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu her yıl toplanır. Yine bu günlerde toplandılar ve bir dizi oturumlar düzenlediler. Bu vesileyle <strong>teşkilatın sorunları</strong> hakkında yüksek sesli konuşmalar yapıldı. Çatışmalarla başa çıkmada ve dünyadaki problemleri çözmede teşkilatın <strong>başarısız</strong> olduğu dile getirildi.</p>
<p>Şahsen ben Birleşmiş Milletler teşkilatının ıslah edilmesi ve (kanunun gücünü değil) <strong>gücün kanununu esas alan</strong> mevcut anlayışın ilga edilmesi için yapılan her türlü çağrıyı takdirle karşılıyorum. Bu meyanda Türkiye Başkanı’nın veto hakkını(!) bütünüyle ilga etme ve sadece beş daimî üyenin çıkarlarını gözeten bir kuruluşa dönüşen teşkilatın yapısını yeniden yapılandırma çağrısını takdir ediyorum.</p>
<p>BM Genel Kurulu’nda Fransa cumhurbaşkanı da uluslararası sistemdeki dengesizliklere değinerek bu dengesizliklerin gerektiği gibi ele alınmadığını ifade etti. Birleşmiş Milletler’in Milletler Cemiyeti’ne dönüştürülebileceğini, zira bozuk yapısıyla acziyetin sembolü haline geldiğini de sözlerine ekledi. Hakikaten <strong>Birleşmiş Milletler’in ve Güvenlik Konseyi’nin</strong> çaresizliğin sembolleri haline geldikleri ve <strong>hiçbir soruna çözüm üretemedikleri</strong>, günümüz dünyasında fiilen gördüğümüz aleni bir durumdur.</p>
<p>Bu tür eleştiriler duymak insanlık adına umut verici hayırlı bir gelişmedir. Mevcut duruma yönelik <strong>itirazların yükselerek devam etmesi</strong>nin zorunlu olduğunu düşünüyorum. Bir avuç azınlığın tepe tepe yararlandığı <strong>haksız ve sahte imtiyazlarla yüzleşmek</strong> için açık ve pratik bir plan yapabilmek maksadıyla itirazların daha da yükselmesi gerekmektedir. Baskı kurmayı alışkanlık haline getirmiş ve dünyayı tahakkümü altına almış olan bu insanlık ayıbından kurtulmak için çalışacak <strong>uluslararası bir koalisyon kurulması</strong> bu aşamaya ulaşmayı hızlandırabilir.</p>
<p>Veto hakkını ilga etmeye yönelik talepler, insanlar arasında <strong>adalet, iyilik ve eşitlik temelinde ilişkiler geliştirme</strong>yi amaçlayan İslamiyet ve Hıristiyanlık değerleriyle de tutarlıdır: Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p>“Şurası kesindir ki elçilerimizi açık belgelerle gönderdik; beraberlerinde Kitab’ı ve mîzanı indirdik ki <strong>insanlar (adaletli davranarak) her şeyin hakkını versinler</strong>. Pek sağlam olan ve insanlara birçok faydası bulunan demiri de Biz indirdik. Bunlar, dinine ve elçilerine kimin içten destek olduğunu Allah’ın bilmesi içindir. Allah güçlüdür, her işin üstesinden gelir.” (Hadid 57:25).</p>
<p>Bu meyanda İncil’de Hz. İsa’nın şöyle dediği yazılıdır: “Nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.” (Matta 7:2).<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>Giriş cümlelerimi uzattım ve yazımın başlığını taşıyan asıl konuya henüz başlayamadım… ‘Veto hakkı’nın milletlerin mahvoluşuyla ve şirkle (Allah’a ortak koşmakla) alakası nedir? Kanaatimce bu ilişki çok da gizli değildir… Bu konuyu işlemeye devam edeceğiz, inşâAllah.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>İlk bölümde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarında konuşulanlardan ve bu meyanda teşkilatın sorunlarını yüksek sesle dile getirenlerden bahsettim. Bu tür eleştirileri duyabilmenin insanlık adına hayırlı bir gelişme olduğunu da belirttim. Ancak özellikle peşpeşe gelen siyasi sorunların üstünü kapatıverdiği bu <strong>açıklamalar yeterli değildir</strong>. Bu toplantılardan yaklaşık bir hafta sonra, medyanın bize her gün aktardığı binlerce haber karşısında BM teşkilatına yönelik eleştirileri unuttuğumuzu görüyoruz.</p>
<p>Dünya küçük bir köydür. Ancak bu köy pratikte <strong>orman kanunuyla</strong> yönetilmektedir! Zira bu köyde güçlü olan istediğini yapmakta ve yaptığından hesaba çekilememektedir. Zayıf ise hakkını alamamakta ve hukukun korunmasından da yararlanamamaktadır. Bu gibi pek çok örnek vermek mümkündür…</p>
<p>Bu uluslararası gerçeklik Allah Rasulü’nün şu hadisini hatırlatmaktadır: “Sizden öncekiler şu sebepten dolayı helak olmuşlardır: Aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını uygulamayıp zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygularlardı.”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Allah Rasulü bu sözünü kişisel bir görüş olarak ifade etmemiştir. Bilakis <strong>tarihe dayanarak</strong> (bu çıkarımı yapmış ve) ifade etmiştir. Adeta şöyle demiştir: Tarihin bize söylediği şudur ki; bu şekilde (çifte standartla) davranan toplumlar, kendilerinden öncekilerin helak olması gibi helak olup gideceklerdir.</p>
<p>Ne acı bir vakıadır ki Amerika’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni (UCM / ICC: International Criminal Court) -bazı Amerikalıları muhakeme etme konusundaki ısrarı sebebiyle- yaptırım uygulamakla tehdit ettiğini görüyoruz! Keza mahkemenin hâkimlerini de kovuşturmakla tehdit etmiştir! İşte bu şekilde her ihtiyaç duydukça <strong>uluslararası meşruiyetin dışına</strong> pervasızca çıkabilmektedir. Rusya da ondan farklı değildir, aynı pervasızlık onda da vardır. (Bu iki ülkenin uluslararası hukuku hiçe sayan uygulamalarına) Vietnam, Afganistan, Irak, Nikaragua ve Sudan’da… şimdilerde ise Suriye ve Filistin’de yaşananları örnek verebiliriz.</p>
<p>Bu ülkelerin tasarrufları Firavun düzeninin çağdaş bir kopyasını oluşturmaktadır. Nitekim “<strong>firavun</strong>” kelimesi bir şahsın adı değildir, bilakis <strong>tüm tiranların ortak adıdır</strong>. Onun hikâyesi ve sözleri Kur’an’da sıkça tekrarlanmaktadır. Bu durum ise tiranlık probleminin ne kadar önemli bir problem olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“Ama o (Firavun), yalana sarıldı ve karşı geldi. Sırt çevirdi ve işe girişti. Herkesi topladı ve haykırdı: “Sizin en yüce sahibiniz benim!” dedi!” (Nâziât 79:21-24). Keza; “Firavun dedi ki: &#8220;Size sadece kendi gördüğümü gösteriyorum. Size sadece doğru yolu gösteriyorum!” (Ğâfir (Mümin) 40:29). Keza dedi ki: “Ey devletliler! Sizin benden başka ilahınız olduğunu bilmiyordum!” (Kasas 28:38). Keza dedi ki: “Hele benden başka birini ilah (tanrı) edin, (o vakit) seni zindanda çürütürüm!” (Şu’arâ 26:29). “Benden izinsiz ona inandınız, öyle mi? Demek ki size bu sihri öğreten büyüğünüz oymuş. Öyleyse ben de tereddüt etmeden ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Hangimizin azabının daha ağır/ daha kalıcı olduğunu iyice öğreneceksiniz!” (Tâhâ 20:71). Onlara göre firavunların/ <strong>tiranların izni olmadan iman etmek</strong> hiç kimse için caiz değildir!</p>
<p>Gerçek şu ki, tarih bize imtiyaz sahiplerinin kendi ayrıcalıklarını gönüllü olarak terk etmediklerini, dolayısıyla bu <strong>değişim için insan emeğinin gerekli olduğunu</strong> göstermektedir. İşte bundan dolayıdır ki Allah’ın, (nebisi) Musa’ya şöyle emrettiğini görüyoruz: “Firavun’a git! O, haddini aştı. Ona de ki: “Kendini arındırıp geliştirmek hakkındır, değil mi? (Bir Elçi olarak) Sahibine giden yolu sana göstereyim; kendine çeki düzen verirsin.” Arkasından ona en büyük ayeti de gösterdi.” (Nâziât 79:17-20).</p>
<p>İmtiyaz sahipleri problemine ilave olarak <strong>insanların yeni fikirleri kolayca kabul etmemeleri </strong>ya da alaya almaları ve atalarından tevarüs edegeldikleri alışkanlıklardan hoşnut olmaları da problem oluşturmaktadır: “O (nebi), bütün ilahları (reddedip) bir (tek) ilah olduğunu mu iddia ediyor? Doğrusu, bu çok tuhaf bir şeydir!” (Sâd 28:5). Allah’ın elçilerini alaya almışlardır: “Yazık böyle kullara! Kendilerine bir elçi gelmeyegörsün, hemen (tahfif edip) alaya alırlar!” (Yâsîn 36:30). Keza kınamışlardır: “Biz, yeni itikatların hiçbirinde böyle (bir iddia) duymadık! Bu, (fani bir insanın) uydurmasından başka bir şey değildir!” (Sâd 28:7).  Ya da enbiyayı cinnet geçirmekle suçlamışlardır: “Hep öyle oldu; daha önce de hangi elçi gelse ya ‘büyücü’ ya da ‘cinlerin etkisine girmiş’ dediler.” (Zâriyât 51:52).</p>
<p>Alışkanlığa dönüşen bazı önermeleri eleştiren insanlar da aynı tepkiyle karşılaşır. Mesela <strong>veto hakkını(!) eleştirenlere</strong> şu minvalde tepkiler verildiğini duymaktayız: “İmkânsız… Bu olgu aslâ değiştirilemez! Alternatifiniz nedir? Bütün ülkelere veto hakkı mı vereceğiz?”</p>
<p>Peki akıllarda kök salmış olan bu imkânsızlık fikrinin sebebi nedir? İnsan hakları ve demokrasi söylemlerini yüksek sesle dillendiren insanların ve ülkelerin çokluğuna rağmen uluslararası düzendeki (BM teşkilatındaki) <strong>çarpıklığı eleştirenlerin sayısı</strong> neden bu kadar azdır? Veto hakkını reddedenlerin seslerini neden yeterince çok sayıda ve gür şekilde duyamıyoruz?</p>
<p>Bunun cevabını son bölümde vermeye çalışacağım, inşâAllah.</p>
<p style="text-align: center"><strong>-III-</strong></p>
<p>Veto hakkı, <strong>kanunun herkes için geçerli <u>olmaması</u></strong> anlamına gelir. Dünyanın en büyük kanun ve güvenlik kurumundaki (BM) bu çarpıklık demokrasi ve insan hakları söylemine aykırıdır. Bu ırkçı anlayış dünyanın gelişip <strong>büyümesine engel olmakta</strong> ve dünyadaki büyük küçük tüm tiranlara zulümlerini pervasızca uygulamak için haklılık ve <strong>meşruluk</strong> <strong>gerekçesi</strong> sunmaktadır! Böylece birer firavuna dönüşen bu tiranlar -aynen “Ben de yaşatırım, ben de öldürürüm!” (Bakara 2: 258) diyen Nemrut gibi- otoritelerinin sınırsız olduğu zehabına kapılmaktadır!</p>
<p>Önceki iki bölümde bu soruna değinmiş, veto hakkında bazı eleştiriler duymaya başlamış olsak da bunun çok yetersiz olduğunu düşündüğümü belirtmiştim. Peki demokrasi ve insan hakları çağrısı yapanların çokluğuna rağmen <strong>veto uygulamasını eleştirenlerin sayısı neden bu kadar az?</strong></p>
<p>İnsanlar yeni fikirleri kolaylıkla kabul etmezler ve herhangi bir değişim projesiyle karşılaştıklarında eleştirmeyi ve reddetmeyi yeğlerler: “Böylesini eski atalarımızdan hiç duymadık!” (Kasas 28:36) derler!</p>
<p>Veto hakkı demokrasi ve insan haklarıyla taban tabana zıt olmasına rağmen, hâlâ uzmanların büyük çoğunluğu bu konuda <strong>sessiz kalmaya</strong> devam etmektedir. Dahası bu bozuk düzenin altında <strong>ezilenler de</strong> aynen çoğu düşünür ve filozof gibi duruma sessiz kalarak bu zulmün devam edip gitmesine sebebiyet vermektedir.</p>
<p>İnsanların bu yanlış duruma neden boyun eğdiği, bu zulme niçin sessiz kaldığı ve hangi sebeple bu gidişatı reddetmediği konusunu daha da derinleştirerek ortaya koymaya çalışacağım. Bunun en önemli nedeni akla ve mantığa değil <strong>hâlâ (kaba) güce inanmamızdır</strong>. Apaçık ortada olduğu üzere hâlâ gücün ve güç sahibinin (doğal olarak) hak sahibi olduğuna inanıyoruz! Bu inanç iliklerimize kadar işlemiş olduğundan bunun gayet doğal olduğu fikrini kanıksamış durumdayız!</p>
<p>Veto hakkını <strong>reddeden insanları azlığı</strong>, onu elde etmek isteyenlerin çokluğuna işaret etmektedir. Nitekim mustazaf (ezilen gariban) koltuğundan müstekbir (ezen kodaman) koltuğuna geçmek istiyorlar ve bu iki kesime mensup olmaktan başka bir seçeneğin varlığını hesaba bile katmıyorlar. Dolayısıyla amaçları mustazaf-müstekbir düzenini değiştirmek değil bu düzendeki <strong>konumlarını değiştirmektir</strong>. İşte bu yüzden insanlar uluslararası düzlemde adaletin tesis edilebileceğine inanmıyorlar, dahası bunu zihnimizde tasavvur etmeyi bile imkânsız görüyorlar! Zira insanların aklına <strong>adaleti sağlamanın imkânsız olduğu saplantısını yerleştiren</strong> mebzul miktarda söylenti, atasözü ve hikâye mevcuttur.</p>
<p>Veto hakkının insan hakları devrimi için bir dezavantaj oluşturduğunu ve demokrasiler için bir gerileme sebebi olduğunu düşünüyorum. Eğer dünya veto sistemini sürdürmeye, adaleti ve eşitliği yaygınlaştırmakta yaya kalmaya devam edecek olursa dünyanın düzeni büsbütün bozulacaktır!</p>
<p>“Ey insanlar! Bu azgınlığın zararını asıl siz görürsünüz!” (Yunus 10:23). Yani, insanlara uygulayageldiğiniz zulümler öncelikle kendinize reva gördüğünüz zulümler demektir. Zira bu zulümlerin sonuçları kesinlikle sizin aleyhinize olacaktır, <strong>asla lehinize olmayacaktır</strong>…</p>
<p>Akıllı insan başkalarının derslerinden ibret alandır. Tarih bizi adaletsizlik ve tahakküm tehlikesi konusunda uyaran ibretlerle doludur… Çok açık bir sınavla karşı karşıyayız: <strong>Ya tarihten ders alırız</strong> ya da tarih bizim yok oluşumuzu kaydeder:</p>
<p>“Zulüm (yanlış) yaptıkları için helak ettiğimiz (etkisiz bıraktığımız) o kentler… Onlar için helak ile tehdit edildikleri bir gün belirlemiştik!” (Kehf 18:59).</p>
<p>Hâlâ söylenecek söz var (her şey bitmiş, iş işten geçmiş değildir). Gençler problemleri çözmenin yollarını aramalı ve öğrenmelidir. Tüm insanlığa yardımcı olmak, kendini yeniden üreterek sürüp giden zulüm darboğazından çıkmak ve ezen-ezilen ikileminden kurtulmak için <strong>adaleti savunan bütün insanlar işbirliği yapmalıdır</strong>.</p>
<p>Çeviri: Fethi Güngör</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cevdet Said’in atıf yaptığı bu çalışması; Amerika’da Virginia eyaletinde tanıştığı Richmont Üniversitesi öğretim üyesi hukuk felsefesi hocası Prof. Dr. Azîze el-Hibrî’nin, özel sayı editörlüğünü üstlendiği Low and Religion dergisinde “İslâm’da dinî ve hukuki meseleler” hakkında bir makale yazmasını talep etmesi üzerine 10 Ocak 1997’de Montreal’de tamamlayıp dergiye teslim ettiği uzun makalesidir. Arap dilinde kaleme alınan ve daha sonra “<em>ed-Dînu we’l-Qânûn</em>” adıyla müstakil kitap halinde basılan (Dâru’l-Fikr, Şam 1998), “Low and Religion” başlığıyla İngilizceye çevrilerek adı geçen dergide yayımlanan bu çalışma “Din ve Hukuk” adıyla Pınar Yayınları tarafından Türkçeye çevrilerek yayımlanmıştır (İstanbul 2003, 176 s.).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> İncil’in Türkçe Yeni Çevirisi’nde yedinci bapta “Başkasını Yargılamayın” başlıklı pasajda Hz. İsa’nın şu mesajı yer almaktadır:</p>
<p>“1 Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız.</p>
<p>2 Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.</p>
<p>3 Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin?</p>
<p>4 Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin?</p>
<p>5 Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.</p>
<p>6 “Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.” (<a href="https://incil.info/kitap/mat/7">https://incil.info/kitap/mat/7</a>, 01.10.2018). (Çeviren).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Hz. Âişe validemizden nakledilen hadisin tamamı şöyledir: “(Kureyş kabilesinden bir grup insan, hırsızlık yapan Fatıma adlı bir kadını affetmesi için aracı olduklarında… Resûlullah (sav) ayağa kalkarak hutbe okudu ve Allah’a gerektiği gibi sena ettikten sonra şöyle buyurdu: &#8220;Sizden önceki insanların helak olmalarının sebebi, aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını vermeyip zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygulamalarıdır. Bu canı bu tende tutan (Allah)a yemin ederim ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!&#8221; (Müslim 4411, Hudûd 9)”. <strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014, 3/536-537. http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017. (Çeviren).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/veto-hakki-mahvolusun-recetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRKİYE VE YAKLAŞAN KAÇINILMAZ SAVAŞ (I)</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2018 18:24:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[4. ARAPÇA KİTAP VE KÜLTÜR FUARI]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MASONLARI]]></category>
		<category><![CDATA[BEYRUT]]></category>
		<category><![CDATA[COLİN POWELL]]></category>
		<category><![CDATA[DAVOS ZİRVESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[KARAYİP ADALARI]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Saddam Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE’NİN DOSTLARI]]></category>
		<category><![CDATA[YENİKAPI’DA AVRASYA GÖSTERİ MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[YÜZEN ŞEHİRLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=752</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında bazı Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı kitapçık benim de gözüme ilişmişti. O zaman komplo teorisi koktuğunu düşünerek ilgilenmemiştim. Ancak Yenikapı’da Avrasya Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen 4. Arapça Kitap ve Kültür Fuarı’nı ziyaretim esnasında yeniden karşıma farklı yazarlar tarafından çıkarılan bu e-kitapçığı okuyunca Türkçeye [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada “Kemal Selman” imzasıyla 2016 yılı başında bazı Arap yazarlar arasında paylaşılan “Türkiye ve Yaklaşan Kaçınılmaz Savaş” başlıklı kitapçık benim de gözüme ilişmişti. O zaman komplo teorisi koktuğunu düşünerek ilgilenmemiştim. Ancak Yenikapı’da Avrasya Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilen 4. Arapça Kitap ve Kültür Fuarı’nı ziyaretim esnasında yeniden karşıma farklı yazarlar tarafından çıkarılan bu e-kitapçığı okuyunca Türkçeye çevirerek okuyucunun ve özellikle doğrudan ilgili zevatın dikkatine sunmayı vecibe addettim. Uygun ara başlıklar ekleyerek yaptığım çeviriyi birlikte okuyalım:</p>
<p><strong>Bir Felaket Bitmeden Diğerine Maruz Kalmak! </strong></p>
<p>Meksika Körfezi’nde suyun yoğun mavisi bana biraz güvence ve huzur vermiş ve dünyadaki tüm endişeler ve üzüntülerle birlikte Araplar olarak kötü ve külfetli gerçekliğimizi daha fazla düşünmeye itmişti. Yüzen şehirler diye isimlendirilen büyük gemilerden birinde Karayip adalarına bir seyahat gerçekleştiriyordum.</p>
<p>O vakitler, Bağdat’ın düşüşünün acısı henüz boğazımızdan aşağıya inebilmiş değildi. Zira bu büyük Arap kalesinin düşmesinin üzerinden sadece dört yıl geçmişti. Bu kadar kısa bir sürede Irak, felç kelimesinin bütün anlamlarıyla mefluç hale gelmişti.</p>
<p>Ben bu düşüncelere dalmışken Amerikalı bir genç ile karısı, oturduğum masaya oturabilmek için izin istediler. Dev gemide seyahat eden tüm yolcular, oturmakta olduğum dış güvertede kahvaltı etmeyi tercih ediyordu. Doğal olarak buyur ettim. Biz Araplar, ne kadar çabalasak da –bizi bazen hiç de övünemeyeceğimiz bir saflığa büründürse de- hayatımızda kök salmış olan başkaldırı ve gurur duygularını frenleyemeyiz. Genç çifte gülümsedim ve yüzümü -onların varlığını görmezden gelerek ve derin düşüncelerime yeniden dalarak- bayıldığım deniz mavisine doğru çevirdim.</p>
<p>Genç adamın beni yeniden bölmesi uzun sürmedi. Ülkemi ve aslımı sorarak söze başladı. Ortadoğulu eşkâlim beni zaten diğerlerinden bariz bir şekilde ayırıyordu. Esasında Amerikalıların bu tür sorular sorma âdeti yoktur. Ancak yolculuk tam üç gün sürecekti. Dolayısıyla oldukça uzun olan bu süre yolcuları diğerleriyle tanışıp konuşmaya itiyor olmalıydı.</p>
<p>Suriyeli olduğumu söylediğimde genç adam hiç şaşırmadı. Gülümseyerek Iraklı olduğumu düşündüğünü söyledi. Kendisine neden böyle düşündüğünü, Irak’ı ve Irak halkını nereden tanıdığını sorduğumda, güya Irak’ı Saddam Hüseyin’in zulmünden kurtarma operasyonuna katılan Amerikan Deniz Kuvvetleri subaylarından biri olduğunu söyledi. Ardından bu perişan ülkeye Amerika’nın demokratik değerlerini getirmede görev üstlendiği için onur duyduğunu da gururlanarak ekledi.</p>
<p>Önce uzunca gülümsedim, ardından gözlerim yaşarana kadar alaycı bir kahkaha atarak güldüm. Çift bu davranışıma ziyadesiyle şaşırmıştı. Bu aleni alayın sebebini büyük bir merakla sordular. Ayağa kalktım ve masadan ayrılmaya yeltenirken o lanetli demokrasiyi Irak topraklarına getirdikleri için alaylı bir edayla kendisine teşekkür ettim. Onun cevabıysa yerime geri oturmam için rica etmek oldu. Tekrar oturdum. Bunu da çiftin benzersiz bir açıklıkla gerçeği öğrenmek için derin bir iştiyak sahibi olduklarını hissettiğim için yaptım.</p>
<p><strong>Batı Toplumlarına Gerçekleri Bütün Yalınlığıyla Anlatabilmek</strong></p>
<p>Ve böylece onlarla aramda üç gün boyunca devam eden ve her oturumu uzun saatler süren diyaloglar başlamış oldu. Bu vesileyle Amerikalıların ne kadar saf ve iyi niyetli olduğunu keşfetmiş oldum. Ama hepsinden önemlisi, ne kadar sığ bir kültüre sahip olduklarını, hükümetlerine nasıl körü körüne boyun eğdiklerini ve medya organlarında söylenen her şeye düşünmeksizin ikna olarak mutlak bir gerçek muamelesi yaptıklarını görünce hayrete düştüm.</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da kendi ülkesinin Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, Irak’taki işgali meşrulaştırmak için Irak’ta kitle imha silahlarının varlığı konusunda tüm dünyaya yalan söylediğini ve daha sonra yalanını ve (BM’yi) bilerek yanılttığını itiraf ettiğini bilmezdi?</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da mensubu olduğu ordunun, ülkenin işgalinde zayıflatılmış uranyumdan mamul mühimmat kullandığını, bunun da etkisi binlerce yıl boyunca sürecek radyasyon sızıntısına yol açtığını, Irak’ın toprağını ve suyunu kirleten bu sızıntının binlerce Iraklı cenini olumsuz etkilediğini bilmezdi? Bundan önce, işin farkına varmadan, uluslararası belgelerle yasaklanmış bu mermileri ateşleyen yüzlerce Amerikan askerinin öldüğünü, bazılarının da hayat boyu sürecek deformasyonlara ve kronik hastalıklara maruz kaldığını nasıl bilmezdi?</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da Irak işgalini yöneten efendilerinin asıl amacının, halihazırda el koyduğu petrol olduğunu, bu büyük Arap ülkesini parçalayarak İsrail’i hoşnut etmek olduğunu ve daha sonra dilediği gibi at oynatması için İran’a hazır lokma halinde teslim edildiğini, Amerikalı yetkilinin İran’ın molla rejimine “Irak topraklarının altı bizim üstü sizin” dediğini bilmezdi?!</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay, nasıl olur da bu işgal savaşı sonucunda Irak’ta ölen meslektaşlarının sayısını bilmezdi? Ülkesindeki politikacıların, ölü sayısının gerçekte dört bin kişiyi aştığını Amerikan halkından gizlediğini, bir aktivistin ortaya çıkardığı bu gerçeği hükümetin güçlü ve hızlı bir şekilde örtbas ettiğini nasıl bilmezdi?!</p>
<p>Irak’ın işgaline katılan Amerikalı bir subay nasıl olur da mensubu olduğu ordunun, ülkenin istikrarı için tek garanti olan Irak ordu teşkilatını dağıtarak Irak halkı arasında etnik ve mezhebî çatışmaların tohumlarını ektiğini, böylece Irak’ı bölerek Sünniler, Şiiler ve Kürtler arasında süresiz bir iç savaş başlattığını, yüz binlerce hayatı söndüren bu savaşın halen sürdüğünü bilmezdi?! Dahası bütün bunları bilmediği gibi nasıl olur da bu kadar çok sayıda insanın lanetli Amerikan demokrasisinin tadını çıkararak mutlu şekilde öldüğü yolundaki Amerikan söylemine inanabilirdi?!</p>
<p>Yolculuk bitti ve genç çift şaşkınlık dolu bakışlarla bana veda etti. Afalladıkları yüzlerinden açıkça okunuyordu. Bu seyahatten üç yıl sonra, her ikisinin de imzasını taşıyan ve birkaç kelimeden ibaret bir mektup aldım:</p>
<p>“Size çok teşekkür ediyoruz, şimdi gerçeği biliyoruz, Iraklıların bizi affedeceğini umuyoruz.”</p>
<p>Bu sözlerin vicdanıma kazındığını ve belki de bu kitapçığı kaleme almama sebep olduğunu sizlerden gizlemeyeceğim.</p>
<p><strong>Nihai Hedefin Türkiye Olduğunu İdrak Etmek</strong></p>
<p>Bugün, sevgili ülkem Suriye’de insanlığın görmüş olduğu en büyük devrimin üzerinden geçen beş kanlı yıl dolmuş oldu. Bütün dünya bir olup bu devrimi esir almak için komplo kurdu. Sözde “Suriye’nin Dostları”nın halkımıza yaşattığı acı, düşmanlarımızın attığı varil bombalarının yol açtığı acılardan çok daha büyük oldu. Beyaz Saray’ın kara odalarında ve Tel Aviv’de büyük bir özenle tertiplenen bu komplo, Suriye halkına ağır bir bedel ödetti, hâlâ da ödetmeye devam ediyor.</p>
<p>Her ne kadar bu komplonun görünürdeki hedefi Suriye’yi yerle bir edip aynen Irak gibi bu ülkeyi de Arap-İsrail çatışması denkleminden çıkarmak olsa da ben asıl hedefin Suriye sınırlarını da aşan daha büyük bir ülke olduğuna inanıyorum. Bazıları bu sözlerimden dehşete kapılacaktır ama gerçek şu ki komplonun asıl hedefi Türkiye’dir, yine Türkiye’dir yine Türkiye!</p>
<p>Elbette birçok insan bu çıkışımı garipseyerek, “Peki, neden Türkiye?” diye soracaktır. Bu insanlara cevabım, aşağıdaki sayfalarda gizlidir.</p>
<p><strong>İki Asır Önce Belirlenen İşgal Stratejisini Geçersiz Kılabilmek</strong></p>
<p>1973 yılında sayılı Arap Masonları ya da -ben asla tasvip etmesem de &#8211; kendilerini Arapların üzerinde sayanlar, bu toplantıdan üç yıl sonra patlak verecek olan Lübnan iç savaşının ganimetlerini paylaşmak üzere Beyrut’ta bir araya gelmişlerdi. O toplantıda kan ve acı dolu iç savaştan elde edilecek kazanımları paylaşmışlardı. Hafif ve ağır silahlarla mühimmat ve teçhizat ticaretini aralarında bölüşmüşlerdi. Antik eser ve servet kaçakçılığını yürütecek mafya ve paralı asker gruplarının teşkili ve savaşın alevlenerek devam etmesi için yurt dışından gerekli malzemelerin ithal edilmesi gibi tehlikeli ve kirli görevleri aralarında taksim etmişlerdi.</p>
<p>İzninizle iki yüz yıl geri gitmek istiyorum. Mason Locası’nın resmî davetiyle 1816’da Londra’da masonluğun sembol isimlerinin katıldığı çok önemli bir toplantı düzenlenmişti. Toplantının sonunda, moderatör mason sağ eliyle tuttuğu bir kitabı başının üstüne kaldırarak tüm katılımcıların rahatça duyabileceği şekilde bağırarak şöyle demişti:</p>
<p>Tehlike bu kitaptadır! Gerçek düşmanınız işte budur! Sol eliyle de kitabı gösteriyordu. Ateşli bir genç konuşmacıya doğru hızla koşarak gözü dönmüşçesine kitabı kaptığı gibi parçalamaya başladı, paramparça edene kadar da bırakmadı. Hatip onu gülümseyerek izledikten sonra dedi ki; bu kitabı parçalayarak sorunu çözemezsin, ama <strong>ona uyanları parçalarsan</strong> sorunu çözersin! Bu kitap Kur’an-ı Kerim idi! O ahmağın bu sözleri politikalarının temeli ve terki mümkün olmayan stratejik bir yöntem olarak benimsendi. O gün bu gündür istisnasız bütün siyonist masonlar bu stratejiye sıkı sıkıya bağlı kalagelmiştir.</p>
<p>Dünyayı kontrol altında tutmak hiç de kolay bir iş değildir. Ama bu insanlar çok çalışıyor, gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Tarihi büyük bir dikkatle derinlemesine incelediler. Bu dakik çalışmalar esnasında Arapların eski imparatorluklar arasında taksim edilmiş darmadağın bir toplum olduğunu, kölenin efendisine itaatine benzer bir bağlılıkla kendilerini yönetenlere boyun eğdiklerini fark ettiler. Ancak bu insanlar İslam’ın bahşettiği büyük kuvvet sayesinde bu imparatorlukların tahtlarını sarstılar. Kısa bir süre sonra doğuda Çin’den başlayarak batıda Fransa’ya kadar neredeyse bütün bir dünya onlara boyun eğmişti…</p>
<p>İşte bu olay onların bakış açısına göre asla tekrarlanmamalıdır. Bu yüzden modern çağda sömürgeci güçler Arap dünyasını kasten parçalamıştır. Arap coğrafyasını -kendileri aksini iddia etseler de- hiçbir karar alamayan, sömürgecileri tarafından yönetilen küçük devletlere dönüştürdüler.</p>
<p>Birbirini takip eden beş yıl boyunca Suriye halkının nasıl katledildiğini, Rusya’nın ve rejimin uçaklarının Suriye’nin neredeyse tamamını nasıl yerle bir ettiğini hep birlikte gördük! Bu süre zarfında Amerika-Batı vetosunu kırmaya yeltenen, Suriye halkına uçaksavar vermeye cesaret edebilen tek bir Arap devleti çıkmadı! Oysa böylece öldürülen onca çocuğun ve heba edilen onca servetin bir kısmı kurtarılabilirdi.</p>
<p>Suriye’ye yaptıklarının aynısını Türkiye’ye de yapmak istediler ama başaramadılar. Esasen Türkiye yüzyıllar boyunca siyonist masonların sıkı kontrolü altında kalmıştır. Ülkeyi yıkmak için sayamayacağımız kadar büyük miktarda para ve insan kaynağı da tahsis etmişlerdir. Ama buna rağmen Türkiye, merkezî bir İslam devletinin geri gelmesi hususunda Yüce Allah’tan sonra son umut ve yegâne alternatif olmaya devam etmektedir. Daha dakik bir tabirle merkezî bir Sünni devletin tek garantörü ve son umududur.</p>
<p>Küresel zulüm odaklarının karanlık odalarında neler olup bittiğine bakacak olursak, dünyayı sıkı sıkıya tahakkümleri altına almak için yakın ve uzun vadeli stratejiler hazırladıklarını ve planlar çizdiklerini görürüz. Ancak bazen, dünyada meydana gelen ani değişimlerin sonucu olarak kesin ve hızlı kararlar almak durumunda kalmaktadırlar. Binaenaleyh eski stratejik kararlarının bir kısmı, bu ani değişikliklerin gerektirdiği şekilde güncellenmekte ya da öne alınmaktadır.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’de iktidara geldiğinde yaptıkları şey de işte budur. Türkiye’ye yönelik stratejilerini defalarca tadil ettiler. Ancak Türkiye’nin parçalanması ve devletçiklere dönüştürülmesi yönündeki kararlarını hızlandırma kararı almaları diğerlerinden çok farklı sonuçlar doğurmuştur. Davos Zirvesi arifesinde Recep Tayyip Erdoğan’ın onurlu çıkışı olayların akışını değiştirdi. <strong>Davos sonrası Türkiye</strong>, kesinlikle Davos öncesi Türkiye değildi artık. Bu yüzden bu meseleye ziyadesiyle dikkatli bir şekilde odaklanmamız gerekmektedir. Zira bu hususu görmezden gelmemiz çok büyük tehlikelere sebebiyet verecektir.</p>
<p><em>Devam edecek… </em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/turkiye-ve-yaklasan-kacinilmaz-savas-i/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FUAT SEZGİN HOCA’NIN İLMÎ MİRASINA SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fuat-sezgin-hocanin-ilmi-mirasina-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fuat-sezgin-hocanin-ilmi-mirasina-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jul 2018 18:44:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[“KRAL FAYSAL” ÖDÜLÜ]]></category>
		<category><![CDATA[ALMAN ŞARKİYATÇI HELMUT RİTTER]]></category>
		<category><![CDATA[ANKARA İLAHİYAT]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP-İSLÂM BİLİM TARİHİ]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP-İSLAM BİLİMLERİ TARİHİ ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BUHARİ’NİN KAYNAKLARI]]></category>
		<category><![CDATA[CÂBİR BİN HAYYÂN]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞA BİLİMLERİ TARİHİ ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[EBÛ UBEYDE MA’MER BİN EL-MUSENNÂ]]></category>
		<category><![CDATA[FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FRANKFURT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GESCHICHTE DES ARABISCHEN SCHRIFTTUMS]]></category>
		<category><![CDATA[GOETHE ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLHANE PARKI]]></category>
		<category><![CDATA[Hikmet Erbıyık]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL SEZGİN]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM BİLİM TARİHİ ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ MÜZESİ]]></category>
		<category><![CDATA[MECÂZ’Ü’L-KUR’ÂN]]></category>
		<category><![CDATA[MİRZA MEHMET EFENDİ]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Hamidullah]]></category>
		<category><![CDATA[Özcan Hıdır]]></category>
		<category><![CDATA[PROF. DR. FUAT SEZGİN İSLAM BİLİM TARİHİ ARAŞTIRMALARI VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[SERVET SEZGİN]]></category>
		<category><![CDATA[TÂRÎHU’T-TURÂSİ’L-ARABÎ]]></category>
		<category><![CDATA[YILDIRAY OĞUR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=714</guid>

					<description><![CDATA[Çağın önemli tanıklarından Prof. Dr. Fuat Sezgin, asırlık ömrünün hasılası İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin ve binbir emekle oluşturduğu kütüphanesinin yanı başında defnedildi. 1 Temmuz 2018 tarihinde İstanbul’da Fatih Camii’nde cenaze namazına yüksek düzeyde katılım gösteren devlet erkânı, Gülhane Parkı’ndaki defin merasimine de iştirak etti. İslam bilim ve teknoloji tarihinde zirveyi temsil eden Fuat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çağın önemli tanıklarından Prof. Dr. Fuat Sezgin, asırlık ömrünün hasılası İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin ve binbir emekle oluşturduğu kütüphanesinin yanı başında defnedildi. 1 Temmuz 2018 tarihinde İstanbul’da Fatih Camii’nde cenaze namazına yüksek düzeyde katılım gösteren devlet erkânı, Gülhane Parkı’ndaki defin merasimine de iştirak etti.</p>
<p>İslam bilim ve teknoloji tarihinde zirveyi temsil eden Fuat Hoca’nın na’şının Gülhane Parkı’nda defnedilmesi kararına imza koyan Bakanlar Kurulu üyeleriyle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere cenaze namazına ve defin merasimine iştirak eden devlet erkânı, ilmin ve âlimin kıymetinin takdir edildiğini gösteren bu davranışlarıyla takdire şayan bir kadirşinaslık örneği göstermiş oldular.</p>
<p><strong>Asrın Âlimi Fuat Sezgin’i Yakından Tanımak </strong></p>
<p>24 Ekim 1924 tarihinde Bitlis’te dünyaya gelen Fuat Sezgin, 30 Haziran 2018’de İstanbul’da tedavi gördüğü hastanede, bir asır uyanık bir bilinçle taşıdığı emaneti sahibine teslim etti.</p>
<p>Erzurum’da ortaokulu ve liseyi bitirip 1943’te İstanbul’a geldi. 1951’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra İÜ. Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde ünlü Alman şarkiyatçı <strong>Helmut Ritter</strong>’in öğrencisi olan Sezgin, hocasının tavsiyesi üzerine İslam bilim tarihine yöneldi. Ritter’in danışmanlığında 1947 yılında başladığı Ebû Ubeyde Ma’mer bin el-Musennâ’nın “<strong>Mecâz’ü’l-Kur’ân</strong>”ındaki filolojik tefsirini konu alan çalışmasıyla doktor, 1956 yılında “<strong>Buhari’nin Kaynakları</strong>” konulu çalışmasıyla doçent oldu.</p>
<p>“Fuat Sezgin’in 1951 yılında Ankara İlahiyat’ta “Dogmatik İlimler” kürsüsünde başlayan asistanlığı, askerlik dönüşü kısa süreli Tefsir bölümü asistanlığı ile devam etmiştir ki onun biyografilerinde bu duruma pek değinilmemesi dikkat çekicidir. Daha sonra 1953’te naklolduğu İstanbul Üniversitesi’nde de asistanlığını sürdürmüş. Bu dönemde bir süre Muhammed Hamidullah’ın asistanlığını da yapmış. 1960 yılında Türkiye’deki askerî darbenin iktidara getirdiği hükümet tarafından hazırlanan ve 147 akademisyeni üniversitelerden men eden listede kendi adının da bulunması üzerine, “medeniyet kurucu perspektif sahibi bir muhacir” olarak Sezgin, kendisini dünya bilim çevrelerine açacak “ikinci bilimsel aşama” olarak Frankfurt-Goethe Üniversitesi’nde araştırma ve öğretim faaliyetlerine devam etmiştir. 1965 yılında <strong>Câbir bin Hayyân</strong> konusunda “habilitasyon-profesörlük” tezi yazarak, Frankfurt Üniversitesi Doğa Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nde bir yıl sonra profesör unvanını almıştır.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>Süryanca, İbranca, Latince, Arapça ve Almanca dahil 27 dili çok iyi derecede bilen ve uluslararası çeşitli akademilerin üyesi olan Fuat Hoca, Kahire Arap Dili Akademisi, Şam Arap Dili Akademisi, Fas Rabat Kraliyet Akademisi, Bağdat Arap Dili Akademisi, Türkiye Bilimler Akademisi şeref üyeliği de dahil olmak üzere çok sayıda önemli ödül ve nişana layık görüldü. Erzurum Atatürk Üniversitesi, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, Kayseri Erciyes Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi tarafından Sezgin’e <strong>fahri doktora</strong> unvanı verildi. Ayrıca Frankfurt am Main Goethe Plaketi, Almanya Birinci Derece Federal Hizmet Madalyası, Almanya <strong>Üstün Hizmet Madalyası</strong>, İran İslami Bilimler Kitap Ödülü, Hessen Kültür Ödülü ve Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibidir. Sezgin’in öncülüğünde kurulan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi de üstün nitelikli eser ve ortaya konan özgün çalışmalardan dolayı kurum statüsünde Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Özel Ödülü’ne layık görüldü.</p>
<p><strong>Bilim Tarihçisi Fuat Sezgin’in İlmî Mirasına Sahip Çıkabilmek </strong></p>
<p>1978 senesinde “Kral Faysal” ödülünü kazanan Fuat Sezgin, bu vesileyle Arap dünyasının devlet adamlarıyla tanıştı ve aklından geçen büyük projeyi onlara aktarma imkânı buldu. Düşüncelerinin destek görmesiyle, 1982 senesinde, J.W. Goethe Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü ve 1983’de de buranın müzesini kurdu. Bu Enstitü’nün, halen direktörlüğünü yürütmekteydi.</p>
<p>Fuat Sezgin’in Frankfurt’ta kurduğu İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde, İslam kültür çevresinde yetişen bilim insanlarının buluşlarını bilimsel alet, araç ve gereçlerinin yazılı kaynaklara dayanarak yaptırdığı 800’den fazla örneği sergileniyor. Aynı binanın sol cenahında, hayatı boyunca dünyanın her yerinden büyük bir özenle, zorluk ve sıkıntılara katlanarak aldığı 45 bin ciltlik kitap ve 10 bin adet mikrofilmle kurduğu <strong>Bilimler Tarihi Kütüphanesi</strong> de yer alıyor. Bazı kitapları, sahasında orijinal tek nüsha olma özelliğini taşıyan bu kütüphane, İslam Bilimler Tarihi açısından dünyada tek olma özelliğine sahip bir ihtisas kütüphanesidir.</p>
<p>Sezgin’in olağanüstü gayreti ve çalışmalarıyla 2008’de, tamamına yakını bağış olarak kazandırılmış yaklaşık 700 eserin olduğu “İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi” İstanbul Gülhane Parkı içerisindeki binada hizmet vermektedir. Müzenin yanı başında kurulan Fuat Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi’ni geliştirilme ve merhum hocanın Almanya’da kalan kitaplarını da bu kütüphaneye kazandırma çabaları devam etmektedir.</p>
<p>İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi’nin faaliyetlerini desteklemek amacıyla 2010’da Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları <strong>Vakfı</strong> kuruldu. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde kurulan Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi <strong>Enstitüsü</strong> ise 2013 yılında faaliyetlerine başlamıştır.</p>
<p><strong>Fuat Sezgin’e İlişkin Tanıklıkları Çoğaltmak </strong></p>
<p>Merhum Fuat Hoca’nın sağlam şahsiyetine ve ilmî ciddiyetine ilişkin tanıklıkları tüm bilim adamlarına örnek teşkil etmesi temennisiyle, vefatından sonra üç gün içinde hakkında yazılanlardan bir buket derlemekte yarar görüyorum:</p>
<p><strong>Prof. Dr. Özcan Hıdır</strong>: “Yaklaşık 300 bin yazma eseri yerinde inceleyerek oluşturduğu 18 ciltlik Geschichte des Arabischen Schrifttums (Târîhu’t-Turâsi’l-Arabî: Arap-İslâm Bilim Tarihi) adlı eseriyle Sezgin’in en önemli tezi ve ispatı, modern/post-modern paradigmanın ürettiği pozitivist anlayışla Türkiye’de de sıkça dillendirilen “Müslümanların bilime katkılarının olmadığı” postülasını yıkmış olmasıdır.” (<strong>1</strong>). Bu eserde Kur’an, hadis, fıkıh, tarih, edebiyat, tıp, farmakoloji, kimya, matematik, astronomi, astroloji, meteoroloji, coğrafya gibi değişik bilim dallarının tarihî gelişim süreci anlatılmıştır.</p>
<p>Doğubeyazıt eski müftüsü olan babası Mirza Mehmet Efendi ile hocası Ritter’den kazandığı dil öğrenme aşkı, ‘rıhle’ geleneğini canlandıran ilmî seyahatleri, hayatını adadığı merkezî bir konuyu, “bilimlerin temelinin İslam bilimleri” olduğu tezini başarıyla ispat etmesi, dünya zevklerine tamah etmeden ‘sabr-ı cemîl’ ile engelleri aşarak vatan evladına özgüven aşılaması, Almanya’da kendisine tevdi edilen “yazarlar ödülü”nü, Filistin karşıtı tutumlarıyla öne çıkan Yahudi cemaatinin başkanının da ödüle ortak gösterilmesinden dolayı reddetmesi, haksızlık karşısında mazlumların yanında durması, “ilm-i siyaset” sahibi olmakla beraber günlük politikadan, polemik ve demogojiden uzak durması, uzun süren başkanlığını yürüttüğü vakıftan ilave ücret almadan emekli maaşıyla yetinmesi, kendisini ilme adamış gerçek bir “zahit” olarak vaktini gösterişli toplantılarda zayi etmeyip bereketli çalışmalara imza atması, metodik düşünceyi öncelemesi onu örnek bir bilim adamı yapan özellikleridir. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Prof. Dr. Yasin Aktay</strong>: Kendi âlemini, dünyanın içinden geçmekte olduğu, bizzat kendisinin de yaşamak durumunda kaldığı olaylardan koruyarak örme konusunda inanılmaz bir irade ortaya koyan Fuat Sezgin Hoca, insanına küsmeden kendi âleminin sınırlarını genişletmeye, kalitesini artırmaya, güzelliğini özenle işlemeye devam etmiştir. İlerleyen yaşına rağmen, ömrünün son demine kadar ısrarla sürdürdüğü <strong>çalışma azmi, heyecanı ve disiplini</strong> dolayısıyla akademik dünyamıza bir rol model olmak üzere sürekli gündemde tutulması gereken bir âlimdir. (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>Hilal Sezgin</strong>: Babam hayatını bilime, özellikle de Garp ile Şark kültürleri arasındaki çok yönlü tarihî ilişkilerin araştırılmasına adamıştı. Birçok kez Arap ülkelerine, İran, Hindistan, Malezya ve Rusya’ya gitmiş ve bu ülkelerde el yazması eski eserlerin bulunduğu kütüphanelerde haftalarca zaman geçirmişti. Son yıllarında Frankfurt ile İstanbul arasında adeta mekik dokumuştu. 92 yaşında bile hafta sonları dahil olmak üzere her gün bu enstitüdeki çalışma yerine gitmiştir. (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Yıldıray Oğur</strong>: 27 Mayıs 1960 ihtilalinde Milli Birlik Komitesi’nin ‘zararlı’ görerek üniversiteden uzaklaştırdığı ve yurtdışına gidip bir daha dönmeyenlerden biri de 37 yaşındaki Doç. Dr. Fuat Sezgin’di. Türkiye insanlarını, değerlerini çok kolay harcıyor. Harcarken de gözünün yaşına bakmıyor. Çünkü muhakkak devrin şartlarına göre asla affedilmeyecek bir suç bulunuyor. “Ahlakî, ilmî ideolojisi yönünden yüz kızartıcı notlara sahip olan, bilhassa çoğu komünist, mason, kifayetsiz, cinsî sapık, Kürt devleti kurmak isteyen” gibi suçlamalara maruz kalan 147’likler listesine Fuat Hoca, Demokrat Parti Çanakkale milletvekili olan ağabeyi Servet Sezgin yüzünden girmişti… (<strong>4</strong>).</p>
<p>Fuat Hoca’nın 1960 darbesinde yaşadığı haksız ‘dışlanma’nın bir benzerini ahir ömründe yüksek itibar kazandırdığı Almanya’da ‘Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın arkadaşı’ olduğu gerekçesiyle yeniden yaşaması ne kadar da üzüntü ve ibret vericidir:</p>
<p><strong>Hilal Sezgin</strong>: 12 Mayıs 2017 tarihinde babamın çalışma masasına ve kitaplarına ulaşımı kasıtlı olarak engellendi. Kendi el yazısıyla üzerinde çalıştığı ‘Ortaçağ’da Arap Felsefesi Tarihi’ konulu kitap çalışmasıyla ilgili tüm notları ve ön çalışmaları elinden alındı ve bu güne kadar da iade edilmedi. Onlarca yıldır yazmış olduğu kitapların kendisine ait olduğu bile açıkça inkâr edildi. Ailemiz, vakfın ve Alman yetkili makamlarının bu anlayamadığımız tutumundan dolayı, hâlâ sürmekte olan hukuk davalarıyla uğraşmak zorunda bırakıldı. (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Fuat Sezgin Hoca’mız Hakk’a Yürüdü Bugün (rahmetullahi aleyh)</strong></p>
<p>Ulûm-ı İslamiyenin son mümtaz mümessili</p>
<p>O gayûr mücahidin, nümuneydi bu hâli</p>
<p>Garba karşı İslam’ın, velûd, müessir dili…</p>
<p>Doksan dört yıllık ömre ne zaferler dolmuştu!</p>
<p>Haykırmak en gür sesle, ona nasip olmuştu;</p>
<p>Mefâhirle bezenmiş bir mâzînin temsili</p>
<p>Garba karşı İslam’ın, velûd, müessir dili…</p>
<p>Milyonlarca ahfâdı, veda ediyor üzgün!</p>
<p>Fuat Sezgin Hoca’mız Hakk’a yürüdü bugün…</p>
<p><strong>Hikmet Erbıyık</strong>, 30.06.2018, İstanbul</p>
<p>Âlem-i İslam’ı geri kalmışlıktan kurtarabilmek için Müslümanların bilim ve medeniyete yapmış olduğu muazzam katkıları büyük bir dirayetle ortaya çıkaran ve Ümmet-i Muhammed’e <strong>özgüven aşılayan</strong> merhum Fuat Hoca’nın ilmî mirasının önümüzdeki yıllarda yeniden üretileceğini ümit ediyorum. Cumhurbaşkanımız tarafından müjdelenen “2019 Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Yılı”nda büyük âlimin İslam medeniyetini yeniden inşa etme azim ve kararlılığının, adına kurulan vakıf ve araştırma merkezinin de katkılarıyla somut projelere kavuşturulmasını temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Özcan Hıdır; “<strong>İslam Bilim Tarihine Adanmış Ömür: Fuat Sezgin</strong>”, AA, Analiz, https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/islam-bilim-tarihine-adanmis-omur-fuat-sezgin/1192694, 02.07.2018.</li>
<li>Yasin Aktay; “Â<strong>limin Ölümü: Fuat Sezgin Hoca’nın Ardından</strong>”, Yeni Şafak, https://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/alimin-olumu-fuat-sezgin-hocanin-ardindan-2046298, 02.07.2018.</li>
<li>Evren Aydemir; “<strong>Prof. Dr. Fuat Sezgin’in Kızı Hilal Sezgin Babasını Anlattı</strong>”, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/prof-dr-fuat-sezginin-kizi-hilal-sezgin-babasini-anlatti/1192444, 01.07.2018.</li>
<li>Yıldıray Oğur; “<strong>Üniversiteden Atılmış Genç Bir Doçente Veda Ederken</strong>…”, http://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/universiteden-atilmis-genc-bir-docente-veda-ederken-7364, 01.07.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fuat-sezgin-hocanin-ilmi-mirasina-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>D-8 TEŞKİLATINI GÜÇLENDİREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2018 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[18 EKİM 2017]]></category>
		<category><![CDATA[54. REFAHYOL HÜKÜMETİ]]></category>
		<category><![CDATA[9. ZİRVE TOPLANTISI]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAKAN PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜKELÇİ CAFER KUŞARİ]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL BİLDİRİSİ 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL EYLEM PLANI 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ORGANIZATION FOR ECONOMIC COOPERATION]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 SUMMIT MEETING (9)]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ÜLKELERİ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[DATO’ KU JAFAAR KU SHAARİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVELOPING EIGHT]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[ISTANBUL DECLARATION 2017]]></category>
		<category><![CDATA[KALKINMAKTA OLAN SEKİZ ÜLKENİN EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA BİLGEN]]></category>
		<category><![CDATA[NİJERYA]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[PAKİSTAN BAŞBAKANI ŞAHİD HAKAN ABBASİ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[SEYYİD ALİ MUHAMMED MUSAVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI BİRLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=709</guid>

					<description><![CDATA[İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve mağdur tüm coğrafyalarda memnuniyetle karşılanan bu zaferin şükrünü eda etmek için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ciddiyetle üzerine eğilmesi gereken konulardan biri de D-8 birliğini güçlendirmektir.</p>
<p>Hâlen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D-8 Ülkeleri (Developing 8 Countries) Birliğinin başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Kuruluş Yıldönümüne kadar yönetimi elinde bulunduracak olan Ak Parti ile ülkemiz yanında dünyanın en büyük küresel teşkilatlarından ikisinin de başkanlığını üstlenen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, sorumluluklarını üstlendiği bu geniş İslam coğrafyasının insani gelişmişlik düzeyi sıralamasında layık oldukları üst sıralara tırmandırılması için ehliyetli, liyakatli, merhametli, davasına ve insanlığa muhabbetli fedakâr ve diğerkâm bir kadro oluşturabilmesi, bu denli uzun soluklu takibin, yaygın desteğin, yürekten duaların hak ettiği bir beklentidir.</p>
<p><strong>D-8 Ülkeleri Birliğinin Önemini Yakından Tanıyarak Kavramak </strong></p>
<p>“Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela; ‘Bu yolu ben nasıl aşarım?’ korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflen yere gidilmiştir. İşte o zaman insanların yüreklerinde aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.” Bizzat tecrübe ettiği bu stratejiyi bizlere tavsiye eden merhum Başbakan Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın liderliğinde kurulan D-8 birliğini yakından tanımamız gerekir. Erbakan, “D-8’lerin kurulması baştan sona harplerle ve çatılmalarla geçen 20’nci Asrın sonunda, aydınlığa açılan bir kapı gibidir. Dünyada artık huzur, barış ve saadetin tesisi için, bir an evvel yanlışlardan vazgeçilmesi doğrulara dönülmesi ve Yeni bir Dünyanın kurulması gerekmektedir ve D-8 hareketi bu manada bir çalışma olarak değerlendirilmelidir.” diye konuşmuştu. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>D-8</strong>; Developing Eight Organization for Economic Cooperation (Kalkınmakta Olan Sekiz Ülkenin Ekonomik İşbirliği) adını taşıyan uluslararası birlik kuruluşu, 54. Refahyol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan önderliğinde 15 Haziran 1997 yılında kurulmuştur. D-8 üyelerinin tamamı aynı zamanda İslam İşbirliği (eski adıyla İslâm Konferansı) Teşkilatı’nın da üyesidir. (<strong>2</strong>).</p>
<p>D 8 Ülkeleri’ni yaklaşık nüfuslarıyla birlikte incelediğimizde ne kadar büyük ve önemli bir topluluk oluşturduklarını daha kolay kavrayabiliriz:</p>
<ol>
<li>Endonezya (262 milyon),</li>
<li>Pakistan (211 milyon),</li>
<li>Nijerya (193 milyon).</li>
<li>Bangladeş (164 milyon),</li>
<li>Mısır (97 milyon),</li>
<li>İran (82 milyon),</li>
<li>Türkiye (81 milyon),</li>
<li>Malezya (33 milyon), toplam <strong>1 milyar 123 milyon</strong>.</li>
</ol>
<p>15 Haziran 2018’de 21. yılına giren D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın; savaş, çatışma, yoksulluk, mültecilik, kötü yönetim gibi müzmin sorunlarıyla yüzleşerek İslam Âleminin 21. yüzyıla damgasını vurabilmesi, dünya mazlumlarını küresel Yahudi-İngiliz sömürge düzeninin cenderesinden kurtarabilmek ve özgürleştirebilmek açısından hayati önem taşımaktadır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın <strong>dengeli ümmet</strong> olarak tanımladığı Müslümanların, <strong>yeryüzünü imar</strong> ve <strong>insanlığa adil tanıklık</strong> görevlerini hakkıyla yerine getirebilmesi, yeryüzünde fitne ve fesada gem vurup barışı ve huzuru yaygınlaştırabilmesi için, akıllı ve gerçekçi çok yönlü bir birlik ve dayanışmayı gerçekleştirebilmesi, güçlerini keşfedip birleştirebilmesi gerekmektedir. D-8 oluşumu bu bağlamda son derece anlamlı ve potansiyel açıdan güçlü bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>Nitekim D-8 Teşkilatı’nın bayrağında yer alan <strong>6 yıldız</strong>da sembolize edilen temel ilkeleri bu hedefe hizmet edecek şu bileşenlerden oluşturulmuştur:</p>
<ol>
<li>Savaş değil, <strong>barış</strong>,</li>
<li>Çifte standart değil, <strong>adalet</strong>,</li>
<li>Sömürü değil, <strong>adil düzen</strong>,</li>
<li>Çatışma değil, <strong>diyalog</strong>,</li>
<li>Üstünlük değil, <strong>eşitlik</strong>,</li>
<li>Baskı ve tahakküm değil, <strong>insan hakları, hürriyet ve demokrasi</strong>.</li>
</ol>
<p>Yeryüzünde mevcut doğal kaynaklar, nüfus/insan serveti ve pazar büyüklüğü açısından dünyanın ağırlık merkezini oluşturan D-8 Ülkeleri birliği, 22 Ekim 1996 tarihinde gerçekleştirilen ‘Kalkınmada İşbirliği Konferansı’nı izleyen bir dizi hazırlık toplantısının ardından <strong>15 Haziran 1997</strong> günü İstanbul’da yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kurulduğu resmen dünyaya ilan edilen D-8’in stratejik önemi, ancak hakkında yapılacak birkaç doktora teziyle ortaya konabilecek kadar büyüktür.</p>
<p>D-8 grubunun zirve toplantıları, üyelerin devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla iki yılda bir kez düzenlenmektedir. 15 Haziran 1997’da İstanbul’da gerçekleştirilen ilk zirvede, faaliyetlerin koordinasyonu <strong>sektörlere göre</strong> üye ülkelere paylaştırılmıştır. Bu kapsamda sanayi ve sağlık sektörleri Türkiye’ye, ticaret sektörü Mısır’a, kırsal kalkınma Bangladeş’e, insan kaynaklarının geliştirilmesi Endonezya’ya, telekomünikasyon ve teknoloji sektörleri İran’a, finans, bankacılık ve özelleştirme Malezya’ya, enerji sektörü Nijerya’ya ve tarım sektörü Pakistan’a verilmiştir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>D-8 Zirve Toplantıları, kararlaştırıldığı üzere günümüze dek düzenli olarak toplanmış ve kuruluş hedeflerini takip ederek birçok önemli karara ve projeye imza atmıştır. Mesela, 14 Mayıs 2006’da Endonezya’da gerçekleştirilen D-8 Ülkeleri 5. Zirve Toplantısı’nda imzalanan ‘Tercihli Ticaret Anlaşması’, belirli ürünler üzerindeki gümrük vergileri azaltılarak üye ülkeler arasında serbest ticaretin önündeki engellerin aşama aşama azaltılması amaçlanmıştır. Birliğin kurulduğu 1997 yılında üye ülkelerin toplam 20 milyar dolar olan ticaret hacminin 2014’te 150 milyar dolara ulaşmış olması, sekiz ülke arasındaki alışverişin muazzam bir büyüme potansiyeli olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı’nın organları şunlardır: </strong></p>
<p><strong>Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi</strong>: Üye devlet/hükümet başkanlarının iki yılda bir gerçekleştirdikleri toplantılardır. D-8’in en üst düzeydeki karar alma organıdır.</p>
<p><strong>Konsey</strong>: Üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarının katılımı ile gerçekleştirilen toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Komisyon</strong>: Üye ülkelerin kıdemli uzmanlarından oluşan ve eşgüdüm çalışmalarını yürüten kurul toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Genel Sekreterlik</strong>: D-8 Grubunun çalışmalarına sekretarya hizmetleri sunan ve üye ülkeler arasındaki iletişimi sağlayan İcra Direktörlüğüdür. D-8 Genel Sekreterliğini, dört yıldır bu görevi yürüten Seyyid Ali Muhammed Musavi’nin ardından 20.10.2017 tarihinde Cafer Kuşari (Büyükelçi Dato’ Ku Jafaar Ku Shaari) üstlenmiştir. (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı&#8217;nın temel özelliklerini de şu şekilde özetlemek mümkündür:</strong></p>
<ol>
<li>Haziran 2018 itibarıyla dünyada mevcut 197 ülkeden sekizi G-8 (Kalkınmış 8 Ülke) ve sekizi de D-8 (Kalkınmakta Olan 8 Ülke) şeklinde yüksek düzeyli küresel bir kuruluşta yer almakta, geriye kalan 5 milyarı aşkın nüfusa sahip 161 ülke böyle bir teşkilata dahil olmaktan mahrumdur.</li>
<li>D-8’ler; G-8’ler gibi sadece üye ülkelerin çıkarlarını değil bütün insanlığın çıkarlarını gözeterek yeni ve adil bir dünyayı birlikte kurmak için oluşturulmuş bir küresel birliktir.</li>
<li>D-8’ler; az gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerle işbirliği yapmak niyetiyle kurulmuştur. Bu yüzden Afrika Birliği, Arap Birliği, Uzakdoğu Asya Birliği, Güney ve Orta Amerika Birliği gibi bölgesel kuruluşlarla işbirliğini önemsemektedir.</li>
<li>D-8’ler; üye ülkelerin iç işlerine karışmamak ve her birinin bölgesel anlaşmalarındaki taahhüt ve haklarına halel getirmemek gibi hakkaniyetli bir prensibi esas almaktadır.</li>
<li>D-8’ler; gelişmekte olan bütün ülkelerin birlikte ve hızla kalkınmalarını, uluslararası ilişkileri düzenleyen mekanizmalara katılımlarını güçlendirmeyi ve dünya ekonomisindeki etkinliklerini artırmayı, böylece halklarının daha iyi ve onurlu bir hayat standardına ulaşmasını sağlama amacını gütmektedir.</li>
<li>2014’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “Gözlemci Statüsü” verilen D-8 ülkeleri, sanayileşme (ekonomik gelişmişlik) açısından şöyle sıralanmaktadır: Türkiye, Endonezya, İran, Mısır, Pakistan, Malezya, Nijerya ve Bangladeş. Toplam ekonomik büyüklüğü 4 trilyon dolara yaklaşan D-8 Ülkelerinin Haziran 2018 itibarıyla toplam nüfusu 1.1 milyarı aşmıştır.</li>
</ol>
<p>Birleşmiş Milletler’in veto hakkı(!!) kullanan beş üyesi sebebiyle zulüm ve sömürü kuruluşu olduğunu, sömürgecileri kollamaktan başka bir işlevi bulunmadığını tüm dünyanın açık bir şekilde kavramış olduğu, ‘dünyanın beşten büyük olduğu’ söyleminin sömürülen ülkeler tarafından benimsendiği üçüncü bin yılın başında, D-8 birliğinin geliştirilerek kapsamlı bir “İslâm Birliği”ne dönüşmesi için öncelikle mevcut çerçevesiyle etkili şekilde çalıştırılması önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>D-8 Dönem Başkanlığını Hakkıyla Yürütebilmek </strong></p>
<p>“İş Birliğiyle Fırsatları Çoğaltmak” ana temasıyla 18 Ekim 2017 tarihinde İstanbul’da toplanan D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirvesi’nde, D-8 dönem başkanlığı, ikinci kez teşkilatın fikir babası Türkiye’ye geçti. Zirve öncesinde, 17-18 Ekim’de D-8 Komisyonu’nun 39. oturumu, 19 Ekim’de de D-8 Konseyi’nin 17. oturumu gerçekleştirildi.</p>
<p>Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen zirvenin açılışında, dönem başkanlığını Türkiye’ye devreden Pakistan Başbakanı Şahid Hakan Abbasi ile dönem başkanlığını alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birer konuşma yaptı. Zirvenin açılışında yaptığı konuşmada teşkilatın üye sayısını 8’den 20’ye çıkarabileceğini açıklayan Erdoğan, zirvenin önemini şu sözleriyle vurguladı: “Cumhurbaşkanları olarak D-8 Liderler Zirvesi’nin önemi iyi kavranmalı. Hepimiz <strong>D-8’e sahip çıkmalı</strong>, daha etkin, daha verimli, daha güçlü olması için azami gayret göstermeliyiz.” (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>“D-8; Adil, Huzurlu ve İstikrarlı Dünya Talebinin Mücessem Hâlidir”</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, geride kalan 20 yılda dünyada meydana gelen gelişmelerin, D-8’in o zamanki endişelerinde ne kadar haklı olduğunu gösterdiğini belirtti: “Son yıllarda savaşların, terör eylemlerinin, ekonomik kriz ve doğal felaketlerin ne denli büyük yaralar açtığına hep beraber şahit olduk. Afganistan’tan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye, Arakan’dan Endonezya’ya, Nijerya’ya kadar kardeşlerimizin, dostlarımızın yaşadıkları ıstıraba bizzat şahitlik ettik. İkinci Dünya Savaşı akabinde kurulan, soğuk savaş sonrasında ise tahkim edilen mevcut <strong>küresel sistem</strong>; çıkarları garanti altına alınmış <strong>bir avuç mutlu azınlık</strong> dışında hiç kimseyi tatmin etmedi. Neredeyse her 10 yılda bir tekrarlanan ekonomik krizlerle bugünlere geldik. Bu kadar üretimin olduğu, bu kadar zenginliğin olduğu bir dünyada hâlen Afrika’daki kardeşlerimiz en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Küresel adaletsizlik azalmak yerine daha da arttı.” (<strong>4</strong>),</p>
<p>“D-8, salt çıkarlar etrafında buluşan bir ülkeler topluluğu değil; bunun çok daha ötesinde adil, huzurlu ve istikrarlı bir dünya talebinin mücessem hâlidir. Bizler D-8 üyeleri olarak dünyada pek az ülkeye nasip olan coğrafî ayrıcalıklara sahibiz. Üç kıtaya hâkim durumdayız. Zengin doğal kaynaklarımız, hepsinden önemlisi dünyanın yaklaşık yedide birini teşkil eden genç ve dinamik nüfusumuz var.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirve Toplantısı’nın kapanış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvede kabul ettikleri <strong>İstanbul Bildirisi</strong> ve <strong>İstanbul Eylem Planı</strong>’yla (<strong>5</strong>) önümüzdeki dönemde yapacakları çalışmalara bir çerçeve çizeceğini söyledi. (<strong>6</strong>).</p>
<p>D-8 ile İslam Kalkınma Bankası arasında mutabakat muhtırasının imzalanması, karşılıklı ticarette yerel para birimlerinin kullanılması için takas odası kurulması, sömürü yerine özgürlüğün esas alınması, Akdeniz’in mülteci kabristanına dönüşmesinin sonlandırılması, üye ülkeler arasında vize kolaylığı sağlanması gibi adımların atıldığı, Hanımefendi Emine Erdoğan’ın zirveye katılan liderlerin eşlerini teknede ağırladığı D-8 Ülkeleri 9. Zirve Toplantısı’nda Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerin düşük düzeyli katılım sağlamasına neden olan hususların titizlikle aşılması ve iki milyara yakın Müslüman dünyası yanında tüm dünya mazlumlarına umut olabilecek D-8 birliğinin, Ak Parti’nin ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden yönetime getirildiği yeni dönemde hak ettiği etkinliğe kavuşturulması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mustafa Bilgen; “Uluslararası Birlikler-7: <strong>D-8 Gelişen 8 Ülke</strong>”, http://www.tv5haber.com/yazar_6987_618_uluslararası-bırlıkler-7-d-8-gelısen-8-ulke.html, 10.02.2014.</li>
<li><strong>D-8 Organization for Economic Cooperation</strong>, http://developing8.org/about-d-8/brief-history-of-d-8/, 15.06.2018.</li>
<li>Recep Tayyip Erdoğan; “<strong>D-8 Zirvesi Konuşması</strong>”, https://www.youtube.com/watch?v=MgksR-vmjzg, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84994/<strong>d-8-adil-huzurlu-ve-istikrarli-dunya-talebi</strong>nin-mucessem-hlidir.html, 20.10.2017.</li>
<li>D-8 Summit Meeting (9), <strong>Istanbul Declaration 2017</strong>, http://developing8.org/d-8-meeting-reports/, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84995/cumhurbaskani-erdogan-<strong>d-8-zirvesi-kapanis-oturumu</strong>na-katildi.html, 20.10.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUDÜS’Ü FİLİSTİN’İN BAŞKENTİ YAPABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 09:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-İsrail savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Berdal Aral]]></category>
		<category><![CDATA[Bilim ve Kültür Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[BM Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[BM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[BM Güvenlik Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Bora Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı Erhan]]></category>
		<category><![CDATA[Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Tomar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[el-Aselî]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Kudüs Şehri]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Albayrak]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İİT Dönem Başkanı Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Barış Gücü]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Kâmil Cemîl]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Neden Şimdi?]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’e Apokaliptik Saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:105]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet A. Kancı]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Tellioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Şu’arâ 26:227]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yola devam!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=596</guid>

					<description><![CDATA[“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.” (Mâide 5:105). &#160; Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey (Allah’a inanıp güvenen) müminler! Siz kendinizden sorumlusunuz.<br />
Doğru yolda olduğunuz sürece yoldan sapanlar size asla zarar veremezler.<br />
Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.”<br />
(Mâide 5:105).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kudüs meselesini basite indirgemeden ya da İslam âleminin tek meselesiymiş gibi sunmadan zalim-mazlum ekseninde insan hakları zaviyesinden ele almak icap etmektedir. Kudüs meselesini mevcut farklı İslami anlayışları çarpıştırmanın yeni bir malzemesi yapmaktan kaçınarak, aklı-ı selim ile durumu değerlendirip <strong>makul ve uygulanabilir somut adımlar</strong> atmamız gerekmektedir. Zira, mitinglerin ve hamasi nutukların sosyolojik ve siyasi bir karşılığı olmasına rağmen hakkaniyet kaygısı ve stratejik akıl bakışı taşıyan sükunetli çabalar meseleye kalıcı çözümü sunabilecek olan en isabetli mesailer olacaktır.</p>
<p>Bu bağlamda Kudüs’ün statüsü konusunda bilgi ve fikir üreten aydınlarımızın yazdıklarından edinebildiğim kanaati, meseleye kalıcı bir çözüm üretilebilmesine mütevazı bir katkı sadedinde özetle aktarmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kudüs’te Bugünkü Aşamaya Yüz Yıllık Bir Sürecin Sonunda Ulaştıklarını Gözden Kaçırmamak</strong></p>
<p>“2 Kasım 1917’de yayınladığı Balfour Deklarasyonu ile <strong>İngiltere</strong> yahudilerin bölgede <u>siyasi bir varlık</u> oluşturmalarını destekleyeceğini açıkladı. 11 Aralık’ta da İngiliz askerleri Kudüs’e girdi. İngiliz işgali, Kudüs’teki sadece Haçlı işgaliyle kesintiye uğrayan yaklaşık <strong>1200 yıllık müslüman yönetimi</strong>ni de sona erdirdi.</p>
<p>Aralık 1917’den itibaren Kudüs giderek <u>İslami karakterini yitirmeye</u> başladı. Bu dönemde yerli nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan müslüman ve hıristiyan Araplar’ın yerine yeni gelen <u>yahudiler yerleştirildi</u>. Kudüs 1917-1920 yılları arasında İngiliz askerî yönetiminde kaldı. 1920 San Remo Konferansı’nda İngiltere’nin manda yönetimine verilmesiyle de <u>1948</u>’de İsrail Devleti’nin kuruluşuna kadar devam edecek <u>İngiliz sivil yönetimi</u> göreve gelmiş oldu. İngiliz yönetiminin yoğun yahudi göçüne izin vermesiyle Kudüs ve daha geniş manada Filistin 1920, 1928, 1929, 1933 ve 1936’da bir dizi protesto, silahlı ayaklanma, grev ve boykota sahne oldu.</p>
<p>İngiliz yönetiminde Kudüs köklü <u>demografik, ekonomik ve kültürel değişimler</u> yaşadı. Şehir içinde yahudi nüfusu Arap nüfusunu geçti. Ekonomik olarak da Araplar kendi imkânlarıyla, dışarıdan yoğun maddi destek alan yahudilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Araplar ile yahudiler arasında dengelerin tamamen altüst olmasının doğurduğu problemleri çözemeyen İngiltere, <strong>1947</strong>’de Birleşmiş Milletler’e sunduğu <u>Filistin’i paylaştırma planı</u>nda Kudüs’e milletlerarası bir statü verilmesini önerdi. <u>1948</u> Arap-İsrail savaşında İsrail Batı Kudüs’ü <u>işgal etti</u>. Ürdün ise eski şehri yani Doğu Kudüs’ü ele geçirdi. Böylece <strong>Kudüs, Batı ve Doğu olmak üzere ikiye bölündü</strong>. İsrail, Ocak <u>1950</u>’de Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Batı Kudüs’ü <u>başşehir</u> ilan etti ve parlamento ile birlikte diğer önemli hükümet birimlerini oraya taşıdı. 1948’de 60.000 Arap nüfusuna karşılık yahudi nüfusu 100.000 dolayındaydı. Bu rakam 1967’de 197.000’e yükseldi. 1967 Arap-İsrail savaşında şehrin tamamını işgal eden İsrail, bazen aşırı güç de kullanarak şehri <u>yahudileştirme</u> çalışmalarına hız verdi. Yeni yerleşimlerin şehri kuşatıcı şekilde planlanması ve özellikle Doğu Kudüs’te yoğunlaşarak bölgenin Arap nüfusunu geride bırakması dikkat çekiciydi. Birleşmiş Milletler’in birçok defa kınamasına ve karşı çıkmasına rağmen İsrail, <u>Kudüs’ün Arap-İslam karakterini zayıflatma</u> politikalarına devam etti ve nihayet 21 Ağustos <strong>1980</strong>’de doğusu ve batısıyla <u>birleşik Kudüs’ün İsrail’in ebedî <strong>başşehri</strong> olduğunu</u> ilan etti. 1987’de Araplar 475.000 kişilik Kudüs nüfusunun <strong>%28</strong>’ini oluşturuyordu.</p>
<p>İsrail’in Kudüs ve Filistin’de Araplar’ın haklarını kısıtlayıcı politikaları 1987’de Batı Şeria’da “intifada”ya yol açtı. 1990’lı yıllarda da Kudüs’ün Arap-İslami yapısını değiştirmeye yönelik politikalara devam edildi. Tarihî mekânların <u>yıkılması</u>, Arap gayri menkullerine <u>el konulması</u>, çeşitli sebeplerle Araplar’ın şehri terketmesinin sağlanması gibi politikalar sonucu Kudüs’teki yahudi mülklerinin birkaç kat arttığı görülmektedir.” (1).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hamaseti Köpürtmek Yerine Uygulanabilir Planlar Geliştirebilmek </strong></p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan provokatif Kudüs kararı üzerine <strong>13 Aralık 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen <strong>İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi</strong> tarihî bir öneme sahiptir. Çünkü 1969’da İsrail işgali altındaki Mescid-i Aksa’nın kundaklanmasının ardından kurulan ve 1970’te ihdas edilen Genel Sekreterliğin Kudüs kurtarılana kadar devam ettirilmesini karara bağlayan İİT’nın misyonuyla gayet mütenasiptir. Bu tarihî zirve öncesinde ve sonrasında Umran Kültür ve Medeniyet Hareketi (2), İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK) (3), “Ümmet Âlimleri Misakı” adıyla 44 maddelik bir manifesto yayınlayan girişim (4) gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve platform İİT liderlerine yol göstermeyi amaçlayan basın açıklamaları yapmıştır. Bu haftaki yazımızda benzer saygın çabalar içinden örnek olarak MAZLUMDER’in -yazımında görev üstlendiğim- çağrısını (5) esas alan bir katkı yapmaya gayret edeceğim:</p>
<p>“… Doğu Kudüs hem 1967 tarihli 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararına göre, hem de Güvenlik Konseyi’nin 1980 yılında kabul ettiği 478 sayılı karara göre Filistinlilere aittir. Mevcut uluslararası hukuka göre, işgal altında yaşayan halkların self-determinasyon hakkı vardır. Doğu Kudüs’ün 1967’de İsrail tarafından işgali öncesinde şehrin bu bölümünde nüfusun çok büyük çoğunluğu Filistinli Araplardan oluşmaktaydı. O nedenle bu halkın Doğu Kudüs üzerinde self-determinasyon çerçevesinde hükümranlık hakkı vardır.</p>
<p>İİT üye ülkelerinin liderleri şu hususları göz önünde bulunduran adımlar atmalıdır:</p>
<ol>
<li>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın ifadesiyle; “ABD bu kabul edilemez kararıyla, bilinçli bir şekilde tüm barış görüşmelerinin altını oymaktadır. ABD artık Ortadoğu barış sürecinde üstlendiği <strong>arabuluculuk rolü</strong>nü terk etmiştir.”</li>
<li>İnsanlığa barış getirebilecek temel yaklaşımın “güçlünün hukuku” yerine “<strong>hukukun gücü</strong>” olduğu tüm platformlarda açıkça savunulmalıdır.</li>
<li>ABD’nin Kudüs’ü başkent olarak tanıması, yıllardır BM Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi’nce de defalarca kınanmış olan <strong>çok boyutlu hak ihlalleri</strong>ni meşrulaştıramaz. Dünya <strong>zorbalık</strong> ile <strong>hakkaniyet</strong> arasındaki farkı artık görmeli ve Amerika’nın gayr-ı meşru uygulamalarına daha fazla boyun eğmemelidir.</li>
<li>BM Güvenlik Konseyi’nin de hiçbir zaman tanımadığı Kudüs işgali sürecinde ve özellikle 30 Temmuz 1980’de kabul ettiği Kudüs Yasası’yla ‘Birleşik ve Bölünmemiş Kudüs’ü İsrail Devleti’nin başkenti’ olarak ilan eden İsrail’in bu zaman zarfındaki ihlallerini tespit etmek ve <strong>tazminat ödetmek</strong> üzere BM bünyesinde <strong>özel bir komisyon</strong> oluşturulması talep edilmelidir.</li>
<li>1982’den beri Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından korunan Dünya Mirası listesine kayıtlı olan <strong>Eski Kudüs Şehri</strong>’nin “dünya çapındaki olağanüstü değerini ve bu dünya mirasını koruma ihtiyacını” yeniden vurgulayan karar ivedilikle hayata geçirilmelidir.</li>
<li>Hıristiyan ve Müslümanlara ait kutsal mekânların korunması ve imarı konusunda uluslararası güvencenin sağlanması için Kudüslülerin yürüttüğü çabalara <strong>hukukçular</strong> tarafından destek olunmalı, var olan uluslararası düzenlemeler işler hale getirilmelidir. Bu çerçevede; 1904 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “kutsal mekânların insanlık tarihindeki yeri dolayısıyla korunması” ve 1907 tarihli Lahey Konvansiyonu’nun “<strong>ibadet yerlerinin kuşatma ve bombalanmasının yasaklanması</strong>” hükümleri ile işe başlanmalıdır. Bu meyanda Kudüs’teki İslam eserlerinin korunması için, Türkiye’nin başını çektiği bir <u>uluslararası komite</u> oluşturulmalıdır.</li>
<li><strong>BM</strong> Güvenlik Konseyi’nin, 20 Ağustos <strong>1980</strong>’de <strong>478 sayılı karar</strong>ıyla Kudüs’ün statüsünü değiştiren bütün eylemlerin “<strong>geçersiz ve yasadışı</strong>” olduğunu ilan eden kararı başta olmak üzere İsrail aleyhine aldığı tüm kararlara müeyyide kazandırması sağlanmalıdır.</li>
<li>Filistin arazilerinin rüşvet, iltimas, baskı, hileli işlemler, sahtecilik, haciz vs. yöntemlerle sahiplerinden alınarak siyonistlere nasıl intikal ettirildiğini araştırmak üzere uluslararası bir <strong>inceleme komisyonu</strong> kurulmalı ve geniş araştırma yetkileriyle donatılmalıdır.</li>
<li>İİT üye ülkeleri, hiçbir anlaşma ve kararı tanımayan İsrail’e ve onun hamisi Amerika’ya karşı topyekûn hareket etmeli, diplomatik ve ticari yaptırımlar uygulamaktan çekinmemeli, bu soylu tutumlarının tüm dünya mazlumlarının desteğini ve Allah Teâlâ’nın yardımını celb edeceğine inanmalıdır.” (5).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kazanılan Psikolojik ve Stratejik Üstünlüğün Kıymetini Bilmek </strong></p>
<p>Kudüs tasarısının BM Genel Kurulunda kabul edilmesine üzerine, AK Parti 120. Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada; “Bir kez daha hatırlatıyoruz ki <u>dünya 5’ten büyüktür</u>. Hele hele <u>1’den haydi haydi büyüktür</u>.” diyen Cumhurbaşkanımız ve İİT Dönem Başkanı Sayın <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, dünyanın BM’den sonra en büyük uluslararası birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı bir hafta içinde toplayarak ve oy birliğiyle karar almasını sağlayarak tarihî bir hamle yapmış ve bu hamlenin neticesini de bir hafta içerisinde almıştır. Nitekim, Türkiye’nin öncülüğünde Mısır tarafından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sunulan ve “ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul ettiği” kararın ilgili BM kararlarına aykırı olması sebebiyle “<strong>hukuken geçersiz</strong>” sayılmasını öngören tasarının 18.12.2017 tarihinde ABD vetosuna rağmen daimî 4 üye ile geçici 10 üye devletin ret oyuna karşı <u>tek başına kalmakla</u> Amerika, diplomasi tarihindeki en büyük şokunu yaşamış oldu. <strong>21.12.2</strong>017 tarihinde toplanan <strong>BM Genel Kurulu</strong>’nda da -savurduğu tehdit ve şantajlarına rağmen- yalnız kalan ABD bir hafta içinde ikinci şoku yaşamıştır. Zira, Türkiye’nin girişimleriyle hazırlanan ve Trump’ın Kudüs kararını geçersiz saymayı talep eden karar tasarısı, 9’a karşı <strong>128</strong> oyla kabul edilmiş, çekimser oy kullanan 35 ülke ile hiç katılmayan 21 ülkeye rağmen nitelikli karar yeter sayısı olan <strong>üçte iki çoğunluk</strong> sağlanabilmiştir.</p>
<p>Dünyanın beşten de birden de büyük olduğunu çarpıcı şekilde gösteren ve hak mefhumunun dibine dinamit koyan veto uygulamasının tahkir edici ne büyük bir zulüm olduğunu oylarıyla ifade etmekten çekinmeyen 128 dünya ülkesi, 7,5 milyara baliğ olan dünya nüfusunun <strong>%82,5’lik kahir ekseriyet</strong>ini oluşturmaktadır (6,18 milyar). Kararda <strong>ret</strong> oyu kullanan Amerika ve İsrail ile, adı sanı bilinmeyen yedi devletçiğin dünya nüfusuna oranı <strong>%5,1’den ibaret</strong>tir (380 milyon)! Amerikan hegemonyasına karşı duracak cesareti henüz kendinde bulamadıklarından dolayı çekimser oy kullanan 35 ülkenin dünya nüfusuna oranı %8,6’dır (650 milyon). BM’ye üye 193 ülkeden Kudüs oylamasına katılmaya bile cesaret edemeyen 21 ülkenin toplam nüfusunun dünya nüfusuna oranı ise sadece %3,8’dir (290 milyon). İİT bu son iki kategorideki ülkelerle çok yönlü iyi ilişkiler geliştirerek onlara güven telkin etmeli ve bu ülkelerin yöneticilerini Amerikan himayesi olmadan da yaşayabileceklerine ikna etmelidir.</p>
<p>İİT Dönem Başkanı Türkiye, 13 Aralık 2017 tarihinde İstanbul’da büyük bir başarıyla gerçekleştirdiği İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Liderler Zirvesi kararlarını tavsatmadan uygulamalı, Doğu Kudüs’ün Filistin Devleti’nin başkenti olduğunu teyit etmek maksadıyla üye ülkelerin 2018 yılı içinde Doğu Kudüs’te büyükelçilik açmalarını desteklemeli, BM Barış Gücü’nün bölgede görev almasını sağlamalı, alternatif olarak da İslam Barış Gücü’nü hazır etmelidir.</p>
<p>“… Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen (dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan), Allah’ı sürekli anan/hatırda tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dahil değildirler. Nihayet <strong>zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler</strong>!” (Şu’arâ 26:227).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>el-Aselî, Kâmil Cemîl; “<strong>Kudüs: Osmanlı Dönemi ve Sonrası</strong>”, TDVİA, c. 26, s. 334-338, Ankara-İstanbul, 2002.</li>
<li>http://www.umranhareketi.com/sayfa.php?detay=basin-aciklamasi-7b02, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.ihak.org.tr/tr/blog/ihak-tan-t-c-cumhurbaskani-sayin-recep-tayyip-erdogan-a-acik-mektup.html, 13.12.2017.</li>
<li>http://www.milligazete.com.tr/haber/1440953/israille-normallesmek-haramdir#, 21.12.2017.</li>
<li>http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/islam-isbirligi-teskilatina-cagrimizdir/13120, 13.12.2017.</li>
</ol>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Ali Öner, <strong>Çatışmalar ve Görüşmeler Sarmalında Filistin-İsrail</strong>, İstanbul, Mana Yayınları 2012, 376 s.</li>
<li>Berdal Aral; “<strong>Uluslararası Hukuka Göre Kudüs’ün Statüsü</strong>”, Diyanet Aylık Dergi, Ankara, Temmuz 2015, s.6-11.</li>
<li>Bora Bayraktar; “<strong>Kudüs’e Apokaliptik Saldırı</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-e-apokaliptik-saldiri-/998466, 08.12.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs’ün statüsü ve uluslararası hukukun(!) sefaleti</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudusun-statusu-ve-uluslararasi-hukukun-sefaleti/868209, 24.07.2017.</li>
<li>Cengiz Tomar; “<strong>Kudüs: Neden Şimdi?</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kudus-neden-simdi/994377, 08.12.2017.</li>
<li>Çağrı Erhan; “<strong>Kudüs’ün Statüsü</strong>”, <a href="http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/">http://akademikperspektif.com/2017/05/16/kudusun-statusu/</a></li>
<li>“<strong>Filistin Meselesi ve Birleşmiş Milletler</strong>”, http://www.unicankara.org.tr/filistin/12.html, 10.12.2017.</li>
<li>Ömer Tellioğlu, <strong>Filistin’e Musevi Göçü ve Siyonizm (1880-1914)</strong>, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2015, 314 s.</li>
<li>Kemal Öztürk; “<strong>Türkiye’nin Kudüs stratejisinde kritik nokta</strong>”, https://www.yenisafak.com/yazarlar/kemalozturk/turkiyenin-kudus-stratejisinde-kritik-nokta-2041637, 21.12.2017.</li>
<li>Hakan Albayrak; “<strong>Kudüs meselesinde durmak yok, yola devam!</strong>”</li>
</ul>
<p>http://www.karar.com/yazarlar/hakan-albayrak/kudus-meselesinde-durmak-yok-yola-devam-5765, 23.12.2017.</p>
<ul>
<li>Mehmet A. Kancı; “<strong>Küresel işbirliği arayışında ‘Kudüs’ süreci</strong>”, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/kuresel-isbirligi-arayisinda-kudus-sureci/1017958, 29.12.2017.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kudusu-filistinin-baskenti-yapabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM MEDENİYETİNİN DOĞUŞUNU KUTLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 09:41:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[27 Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[Âmine]]></category>
		<category><![CDATA[Berberler]]></category>
		<category><![CDATA[beşerî]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Önder Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Talib]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Haşimi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hira]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hatice]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İkra]]></category>
		<category><![CDATA[İranlılar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Davetçi]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Eş]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf 18:110]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kureyş]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlit Kandili]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud]]></category>
		<category><![CDATA[Ummu’l-Muslimîn]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=499</guid>

					<description><![CDATA[“De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım: Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah’ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf 18:110). Kutlu Doğum Haftası’nın bir FETÖ projesi olduğu yönündeki ithamlar karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım: Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah’ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf 18:110).</p>
<p>Kutlu Doğum Haftası’nın bir FETÖ projesi olduğu yönündeki ithamlar karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı Basın Müşavirliği yazılı bir açıklama yaptı:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hz. Peygamber’i Doğru Anlamak ve Sünnetini Günümüze Taşımak</strong></p>
<p>“Kutlu Doğum, 28 yıl boyunca tefekkür dünyamıza hayat vermiş, “<strong>Hazret-i Peygamber’i anmaktan anlamaya</strong>” düsturuyla gelişmiş ve milletimizin yakın tarihinde yer etmiş bir haftadır. Başkanlığımızın Türkiye’deki ilahiyat birikimiyle istişare ederek planladığı ve yürüttüğü bu uygulamanın, Sevgili Peygamberimizin rahmet mesajlarını toplumumuzun her kesimine ve gönül coğrafyamıza ulaştırmaktan başka hiçbir gayesi olmamıştır. 28 Şubat süreçlerinde eleştirilen, 27 Nisan bildirilerine konu edilen Kutlu Doğum’un karanlık bir terör ve din istismarı hareketi olan FETÖ ile hiçbir ilgisi yoktur.</p>
<p>Mevlit Kandili’nin alternatifi değil mütemmimi olan Kutlu Doğum Haftası, Sevgili Peygamberimizi doğru anlamak, onun sünnetini bugüne taşımak, onun hayat tarzını çocuklarımıza ve gençlerimize tanıtmak, günümüz problemlerine nebevi referanslarla çözüm aramak amacıyla ortaya çıkmış ilmî bir haftadır. Yaygın eğitim faaliyeti şeklinde tasarlanan bu haftanın, dinin asıllarına sonradan eklemelerde bulunmak gibi bir gayesi olmadığından bidat olarak nitelenmesi son derece anlamsızdır… Başkanlığımız, her sene bir bilgi, aydınlanma ve irfan ziyafetine dönüşen Kutlu Doğum Haftası’nın istismar edilmesine, kuralsızca eleştirilmesine ve itibarsızlaştırılmasına müsamaha göstermeyecektir.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığa Sunulmuş En Güzel Örneğin Doğumuna Sevinmek</strong></p>
<p>Bilge Önder Aliya’nın Saraybosna’da 1981 yılında katıldığı bir mevlit toplantısında yaptığı konuşmayı, insanlığın Son Nebi’sini (as) daha iyi anlamaya katkı sadedinde hatırlamamızda yarar var:</p>
<p>“1410 sene evvel bugün İslam’ın habercisi, Peygamberimiz Muhammed (s) doğdu.</p>
<p>Dünya genelinde milyonlarca Müslüman gibi, burada onun hatırasını canlandırmak için toplandık. Bunu tapınmak için değil sevgiden yapıyoruz. Çünkü <u>biz Müslümanlar sadece Allah’a taparız</u>.</p>
<p>Özellikle Kur’an’ın da ifade ettiği gibi kendi hayatımız için en güzel örnek Hz. Peygamber olduğundan, onun verimli hayatının bazı hadiselerini hatırlamak için bu bir fırsattır.</p>
<p>Peygamberimiz itibarlı fakat fakir Kureyş kabilesine mensup Haşimi ailesinde doğdu. Şerefli ve zarif bir kadın olan annesi Âmine’nin çok erken ölümü, genç Muhammed’in yetim hayatı, korumaları altında büyüyüp yetiştiği dedesi Abdulmuttalib’in ve ardından amcası Ebu Talib’in ona olan sevgisi hakkında çarpıcı kıssaları duymayan Müslüman azdır. Çocukken dinlediğimiz bu kıssalardan bazı detaylar, gözyaşlarımızın dökülmesine sebep oluyordu ve çoğumuz için bunlar çocukluğumuzun en dikkat çekici hatıraları olarak kalmıştır.</p>
<p>Gençlikte oluşan bu temel tasavvur üzerine daha sonra çok sayıda başka bilgiler eklendi ve böylece her birimizin hayalinde Allah Rasulü hakkında elde ettiği, onu nasıl gördüğü ve nasıl hayal ettiği hususundaki tasavvuru tamamlanmış oldu.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İyi Bir Eş, İyi Bir Yönetici, İyi Bir İnsan ve İyi Bir Davetçi Olabilmek İçin Rasulullah’ı Örnek Edinmek</strong></p>
<p>“Onu çeşitli konumlarda görüyoruz: Hz. Hatice’nin <u>mutlu ve heyecanlı eşi</u>, Hira tepesinde <u>düşüncelere dalmış bir derviş</u>, Uhud meydanında <u>cesur bir komutan</u>, Hudeybiye’de <u>mahir bir diplomat</u>, ölen dostunun mezarında <u>gizli gizli ağlayan doğal bir insan</u> ve her şeyden evvel, misyonunun dünya için önemine sarsılmaz bir biçimde inandığı için o zamanki bilinen <u>dünyanın dört bir tarafına mesajlar gönderen bir davetçi</u> olarak görüyoruz.</p>
<p>Genelde birbirini devre dışı bırakan bütün bu sıfatlar, beceriler ve güçler tek bir insanda, Allah Rasulü Muhammed’in (s) şahsında birleşmiş oldu. Eğer İslam beden ve ruhtan oluşan ve birbirine <u>karşıt güçlerin armonisi</u> ise, o zaman Muhammed (as), getirdiği ve dünyaya ilan ettiği bu bilimin <u>en mükemmel timsali</u>dir. Kur’an Hz. Muhammed’in karakterini bu insani tarafını sürekli olarak ön plana çıkardığı ve onun sadece bir insan olduğunu her zaman ve yeniden vurguladığı zaman, o peygamberi aşağılamamakta, <u>aksine insanı yüceltmektedir</u>. Çünkü -Kur’an’a göre- <strong>o ne bir aziz ne de bir melektir</strong>, Allah’ın yarattıkları içinde <strong>en yüksek örneği oluşturan bir insan</strong>dır. Muhammed (s) bir insandı, daha evvel ve daha sonra var olanlar arasındaki en büyük insan.</p>
<p>Hz. Muhammed yakışıklıydı fakat manken değildi. İyi idi fakat sinik değildi. Cesurdu fakat acımasız değildi. Akıllı idi fakat filozof değildi. Basiretliydi fakat hayalperest değildi. Israrcı idi fakat inatçı değildi. Bilgeydi fakat ukala değildi. Bütün bunlar onun şahsında ideal ölçüde mevcut idi ve bu üstün şahsiyetin temelinde Hz. Muhammed’in çevreyi fetheden gücünün sırrı yatmaktaydı…” (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın Yasalarının Tüm İnsanlar İçin Geçerli Olduğuna İnanmak ve İmtiyaz Vehmetmemek</strong></p>
<p>“Vahiy hariç, Muhammed (as)’ın başına gelen hiçbir şey olağanüstü ve <u>insanlık üstü değildi</u>. Öyle olması da gerekmezdi zaten. Çünkü o, burada, <u>yeryüzünde bulunan insanlara</u>, onları oldukları gibi kabul ederek geldi. Aynen bizim gibi o da korku, arzu ve acı hissediyordu. Müslüman ordusu mağlup ve Hz. Peygamber yaralı olduğu hâlde Uhud’da yaşanan dram, Allah’ın kanunlarının (sünnetullah) değiştirmediğini -ki bu kanunlar Müslümanlar için de aynen geçerlidir- <strong>Müslümanların</strong> da çalışıp mücadele etmeleri gerektiğini, hattâ, eğer başarmak istiyorlarsa <strong>akıllı çalışmaları ve mücadele etmeleri</strong> gerektiğini bize göstermektedir. <u>Allah, çalışmaksızın ve mücadele etmeksizin elde edebilecekleri, sadece onlara mahsus bir şey hazırlamış değildi</u>. Bu sadece Uhud’un mesajı ve ibreti değildir. Bu aynı zamanda bütün İslam’ın ve Allah Rasulü’nün hayatının da mesajıdır. Yani Hz. Muhammed’in hayatı ‘beşerî’ idi. Ancak kelimenin en iyi anlamında ‘beşerî’ idi.</p>
<p>Hz. Muhammed (s) büyüyüp çalışma gücüne kavuştuğu anda hemen faydalı bir iş aramaya başladı. Parası yoktu ve bu konuda dedesi de yardımcı olamıyordu. Bu sebeple amcasının deve ve koyunlarını otlatmaya karar verdi ve bazı komşularına da sürülerine bakmak için hazır olduğunu söyledi. Bu, dedikoduya sebep oldu. Bazı zengin akrabaları buna karşı çıktı. Çünkü bu onların şanını zedeliyordu. Zira sürü bekçiliği kölelerin ve fakir kızların işiydi. Fakat Muhammed (s) engellenmeye izin vermedi. İşini zevk alarak yapmaya devam etti. Çünkü bu iş ona çocukluğunu hatırlatıyordu ve onu istediği kadar düşünebildiği ve gözlem yapabildiği tabiata yaklaştırıyordu.</p>
<p>Hz. Muhammed’in hayatının bu detayını özellikle zikrediyoruz. Çünkü bu bize, Muhammed (as)’ın karakterinin önemli bir çizgisi hakkında bilgi vermektedir. Yani, o <u>kibirden ve sahte onurdan tamamen özgür</u> idi. Kavramlar ve varlık içinde hakikati ve özü seviyordu. Ölene dek de böyle kaldı. Yaşlandığı ve zaferi elde ettiği, halkının lideri olarak bütün Arabistan’ın tartışmasız hâkimi olduğunda, özünde, Mekke civarındaki ovalarda sürüler güden fakir bir çoban iken olduğu aynı insan olarak kaldı. O zaman da onun evi en mütevazı evlerden idi, onun yemeği ise çoğu zaman arpa ekmeği ve bir avuç hurmadan ibaret idi. Kendi mütevazı örtüsünün ve yırtık ayakkabısının söküğünü kendi elleriyle diker, aynı zamanda da devlet işlerini yürütürdü. Bütün bunları bildikten sonra <u>bu insanı sevmemek mümkün müdür</u>?” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığın En Ağır Sorularıyla Yüzleşmek</strong></p>
<p>“Muhammed (s) her sene, Ramazan ayı boyunca inzivaya çekilip yalnız kalmayı, o ayı ibadetle ve tüm zamanlarda gerçek insanların ruhlarını hep meşgul eden: “Ben neyim? İnsanların feza dedikleri şey, bu sonsuz alan nedir? Hayat nedir? Neden ölüyoruz? Neye inanmalıyız? Ne yapmam gerekir?” gibi o büyük sorular hakkındaki düşüncelerle geçirmeyi âdet edinmişti. “Ne Hira tepesinin sert kayaları ne de karanlık kum çölleri ona cevap vermiyordu. Parlak mavi yıldızlarla bezenmiş gök yüzü de cevap vermiyordu. Hiçbir cevap yoktu. Sadece o insanın kendi ruhunun ve Allah’ın ilhamının bu sorulara cevapları vardı.” Peygamberimize büyük saygısı olan bir yazar, vahiy öncesinde Hz. Muhammed’in ruhi durumunu böyle tasvir ediyordu.</p>
<p>Bildiğimiz gibi bu soruların cevabını Hz. Muhammed bir Ramazan gecesinde, onun iç dramının zirvesinde olduğu bir durumda iken aldı: “<em>İkra’! Bismi Rabbikellezî halak…; Oku! Yaratan Rabbinin adıyla…</em>” Allah ona merhamet etti, onun ruhunu nur kapladı ve o ruhunun uzun zaman boyunca aradığını bir anda algılayıp bildi. Vahiy o zamandan başlayarak hayatının geri kalan 23 yıllık süresi boyunca hep devam etti. Ancak, en önemli, en belirleyici şey olan ve <u>insanın yalnız olmadığı, Allah’ın var olduğu ve dünyayı idare ettiği </u>meselesi, Hira tepesinde bir anda çözüme kavuşmuştu. Bunu takip eden her şey sadece en önemli şey olan bu hakikatin açılımı idi. Çünkü <strong>Allah ve insan</strong> arasındaki ilişkilerle alakalı olan bu temel hakikat ile beraber bu aynı zamanda, <strong>insan ile insan</strong> arasındaki ilişkileri düzenlemek zorunda olan başka bir hakikatin de açılımıydı. Hz. Muhammed o zaman kırk yaşındaydı.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığı Karanlıklardan Aydınlığa Çıkaran Kutlu Davaya Bütün Varlığıyla Adanmak</strong></p>
<p>“Bu ilk vahiyden sonra, ikilem içinde ve son derece heyecanlanmış olarak Hz. Muhammed’in sadık arkadaşı Hatice’ye nasıl gittiği ve ona nasıl sırrını açıkladığı, onun da eşine nasıl cesaret verip desteklediği ve kendisine tâbi olan ilk Müslüman olduğu bilinmektedir. Bu tespitten insan türünün kadın kısmı, çok önemli, haklı ve gururlu olarak kendileri için çok olumlu sonuçlar çıkarabilecektir… Bu büyük kadının zürriyeti de eşine karşı cömert oldu ve son derece onurlu bir lakap olan “<em>Ummu’l-Muslimîn</em>; bütün Müslümanların anası” lakabıyla ödüllendirildi.</p>
<p>İlk heyecandan sonra ona verilen misyonu algılayıp kabul ettiğinde artık Muhammed (as)’ı durdurabilecek herhangi bir güç ve engel yoktu. Yeni din, getirmiş olduğu değerleriyle sadece <u>inançta, kültlerde ve âdetlerde</u> değil, <u>aile ve toplumsal ilişkilerde de genel bir devrim</u> manasına geliyordu. İşte, kendi tebaasının hem bedenlerine hem de ruhlarına tartışmasız olarak hâkim olan kabile aristokrasisinin nefret dolu bir direnç ve putlara duyulan sahte inanç ile her şeye kadir olan Allah’a karşı ölüm kalım mücadelesi vermesi bundan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Bir defasında, iyi kalpli amcası olan Ebu Talib’in, Muhammed’in hayatı için endişe ederek onu çağırıp şu teklifte bulunduğu rivayet edilmiştir: Her şey hakkında susması, kendine güvenmesi, o zamanki adetlere göre sülalesinin korumakla yükümlü olduğu için de Mekke’nin kudret sahibi ileri gelenlerini kızdırmaması için kendisine ricada bulunmuştu. Muhammed (s) şöyle cevap vermişti:</p>
<p>“Güneşi sağ, ayı da sol elime verseniz dahi ben misyonumdan vazgeçmem!”</p>
<p>Bu kararlı sözler Ebu Talib’i mağlup etmişti… <u>Allah vardır ve biz onun mahlûklarıyız</u>. Diğer bütün sebeplerin aciz kaldığı temel, basit, diğer her türlü hakikatin öncesinde ve üstünde olan <u>hakikat işte budur</u>. Ebu Talip ve Muhammed (as) arasındaki bu karşılaşmada çok derin sembolik anlamlar vardır. Ebu Talip iyi ve anlayışlı bir insandı. Hz. Muhammed de öyleydi, ancak her şeyden evvel <strong>mümin</strong> idi. Bundan dolayı Ebu Talip, varolan durumun tarafındadır, Muhammed (as) ise <u>metanetle</u> o <u>düzeni yavaş yavaş değiştirmekte</u>dir.</p>
<p>Bu inancın gücüyle Hz. Muhammed ve ona tâbi olan küçük bir grup, tâbi tutuldukları her türlü sınav ve denemeyi atlatacaklardır. İlkin Mekke’de aşağılama ve <u>hakaretler</u>, daha sonra Şaab’ta <u>boykot ve açlık</u>, Medine’ye <u>sürgün</u> ve Bedir ve Uhud’da <u>kanlı savaşlar</u>. Bu küçük topluluğun her hareketi, hakiki fikirle yönlendirildiği, gerçek yerde ve zamanda meydana geldiği için tarihin bir sayfasını oluşturdu. Avrupa’da bir yazar şöyle yazacaktır: “Bu, Arap halkı için <u>karanlıktan aydınlığa bir doğuş</u> manasına geliyordu… Sadece bir asır sonra Arabistan’ın bir tarafı İspanya’ya diğer tarafı ise Hindistan’a uzanmıştı… <u>Din büyük bir hayat kaynağıdır</u>. Halk inanmaya başlayınca ruhu da yüceldi…”</p>
<p>Yazar açıkça demektedir ki: <u>Araplar için İslam’ın kabulü bir doğuş, karanlıktan aydınlığa doğru bir çıkış ve tarihe giriş idi</u>. Bu kanunun diğer yarısı da şöyledir: <u>İslam’ın terk edilmesi de karanlığa dönüş ve tarih sahnesinden iniştir</u>. Bu kanunun sadece Araplar için değil, aynı zamanda ve apaçık olarak Türkler, İranlılar, Berberler ve İslam dairesi içindeki diğer halklar için de geçerli olduğuna tarih tanıklık etmektedir. O kanun bugün de geçerlidir.</p>
<p>Böylece bu kısa tebliğin sonunda, bugün Peygamberimizin doğum gününü kutlayarak, aslında biz sadece bir insanın doğuşunu değil, bir halkın, çok sayıdaki halkın ve nihayet <strong>bir büyük medeniyetin doğuşunu kutluyoruz</strong>. Bu kutlu günün büyüklüğü ve gerçek önemi işte buradadır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Yazımızı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın twitter hesabından paylaştığı Kutlu Doğum Haftası mesajıyla noktalayalım:</p>
<p>“İdrak etmekte olduğumuz Kutlu Doğum Haftası’nın hepimiz için manevi silkinişe ve yeniden dirilişe vesile olmasını Mevla’dan niyaz ediyorum. Allah’ın salat ve selamı, canlar canı, dertlerimizin dermanı, gönüllerimizin tabibi Hz. Muhammed Mustafa’nın ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun. Allah’ın selamı, dostların en güzeli Ashab-ı Kiram’ın, Tabiîn’in, Tebeüttabiîn’in ve tüm Hak âşıklarının üzerine olsun. Rabbim bizi, kardeşin kardeşi, ananın evladını tanımayacağı rûz-i mahşerde, Efendimizin Livaü’l-Hamd Sancağı altında toplananlardan eylesin.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://www.yenisafak.com/hayat/diyanetten-kutlu-dogum-haftasi-aciklamasi-2647298, 21.04.2017.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya. (2010). <strong>İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, İstanbul: Fide Yayınları, 184 s., <u>163-170</u>.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya. (2016). <strong>Özgürlük Mücadelesi ve İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi. Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş, Malatya Kültür A.Ş. Yayını, 344 s., <u>149-155. </u></li>
<li>http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/04/23/cumhurbaskani-erdogandan-kutlu-dogum-haftasi-mesaji, 22.04.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAYATINI İMANINA ŞAHİT KILAN HOCA:  ALİ MURAT DARYAL (1931-2017)</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayatini-imanina-sahit-kilan-hoca-ali-murat-daryal-1931-2017/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayatini-imanina-sahit-kilan-hoca-ali-murat-daryal-1931-2017/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Mar 2017 09:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Arap-Fars Filolojisi Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:156]]></category>
		<category><![CDATA[Batı’yı maymun gibi taklit]]></category>
		<category><![CDATA[Cahit Zarifoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Dilimiz Kültürümüz]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî Hayatın Psikososyal Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Emin Işık]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs Günleri]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[gerçek bir zahit]]></category>
		<category><![CDATA[Hakk]]></category>
		<category><![CDATA[İlahiyat Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Araştırmaları Bölümü]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Kıllıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Nuri Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[Milat]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[Nedim Urhan]]></category>
		<category><![CDATA[Nida Kültür ve Araştırma Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. İsmail Kara]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Nihat Temel]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Yümni Sezen]]></category>
		<category><![CDATA[Psikososyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları]]></category>
		<category><![CDATA[Raşit Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Refah Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Rus-Çeçen savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Eraydın]]></category>
		<category><![CDATA[Taksim Erkek Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus Vehbi Yavuz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=480</guid>

					<description><![CDATA[Ali Murat Daryal Hoca’yı Hayırla Yâd Etmek İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nün İlahiyat Fakültesine dönüştürülerek Marmara Üniversitesi’ne bağlandığı 1982 güzünde yeni fakültenin ilk öğrencileri olarak intisap ettiğimiz okulda kendilerinden ders aldığımız çok kıymetli hocalar arasında nev’i şahsına münhasır, diğer ağır hocalardan çok farklı bir kişilik olarak tanıdık Ali Murat Daryal Hoca’yı. 1931 yılında İstanbul’da doğan Daryal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ali Murat Daryal Hoca’yı Hayırla Yâd Etmek</strong></p>
<p>İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nün İlahiyat Fakültesine dönüştürülerek Marmara Üniversitesi’ne bağlandığı 1982 güzünde yeni fakültenin ilk öğrencileri olarak intisap ettiğimiz okulda kendilerinden ders aldığımız çok kıymetli hocalar arasında nev’i şahsına münhasır, diğer ağır hocalardan çok farklı bir kişilik olarak tanıdık Ali Murat Daryal Hoca’yı.</p>
<p>1931 yılında İstanbul’da doğan Daryal Hoca 1950’de Taksim Erkek Lisesini, 1959’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümünü bitirdi. Aynı üniversitenin Psikoloji Bölümünden de mezun oldu. İslâmî ilimler alanında özel dersler aldı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslâm Araştırmaları Bölümü’nde asistanlık ve orta dereceli okullarda din bilgisi öğretmenliği yaptıktan sonra, 1966’da İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’ne öğretim görevlisi olarak tayin edildi. 1988’de doktorasını tamamladı, 1998’de profesör oldu. Aynı yıl yaş haddinden emekli olan Prof.Dr. Ali Murat Daryal, bir süre daha Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde sözleşmeli öğretim üyesi olarak derslerine devam etti.</p>
<p>Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri, İslâm’ın Doğuşu ve İlk Yayılışının Psikososyal Açıdan Tahlili, Dinî Hayatın Psikososyal Temelleri, Psikososyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları gibi son derece özgün eserlere imza atan Daryal Hoca, özellikle Din Sosyolojisi dersinde bize muhteşem ufuklar açmıştı.</p>
<p>İlkokuldan doktoraya kadar bütün bir örgün eğitim hayatım boyunca derslerinde kalem ve kâğıt kullanmayı yasaklayan tek hoca Daryal Hoca olmuştur. “Not tutmayın, beni dikkatle dinleyin!” derdi. Bütün benliğiyle yoğunlaşarak anlattığı konuyu, beden dilini, karatahtayı ve sahneyi büyük bir başarıyla kullanarak öğrencinin zihnine kazırdı. Aradan geçen otuz dört yıla rağmen tek satır not tutmadığım derslerinde Ali Murat Hoca’nın anlattıkları taptaze zihnimdedir. Zira, uzun ve meşakkatli bir tefekkürün ürünü oldukları ilk andan itibaren anlaşılan son derece özgün yaklaşımlarını anladığımızdan emin olmadan konuyu kapatmazdı.</p>
<p>Odun kırarken sıçrayan bir parçadan gözünün yaralanışı gibi acıklı hatıralarını, öğrencilerine büyük bir samimiyetle sarılıp “abicim” diye hitap edişini, emekli olduktan sonra da davet edildiği her gönüllü kuruluşa ve televizyon kanalına giderek keşfettiği sosyal hakikatleri büyük bir iştiyakla anlatışını, profesör unvanına asla itibar etmeyip gerçek bir zahit gibi hayat sürüşünü unutamam.</p>
<p>Yetim ve gariplere kol kanat germek için çırpınışına bizzat ben de şahit olmuştum. Kafkas Vakfı’nın başkanlığını yürüttüğüm yıllarda benim orada olduğumu da bilmeden İstanbul Fatih’teki vakıf merkezine gelerek yıllık zekâtını o zamanlar devam etmekte olan Rus-Çeçen savaşında şehit düşen mücahitlerin yetimlerine ulaştırılmak üzere emanet etmişti. Azeri asıllı Daryal Hoca’nın kalbi sadece ırkdaşları ve dindaşları için değil bütün insanlığın selameti için çarpıyordu. Rabbim taksiratını bağışlasın, hasenatını en güzeliyle ödüllendirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Doğrusu biz Allah’a aitiz ve sonunda yine O’na döneceğiz”</strong></p>
<p>Vefat haberini defnedildikten sonra almaktan ve cenaze namazına iştirak edememekten dolayı üzüldüğüm Ali Murat Daryal Hoca’nın ebedi hayata uğurlanması da geçici hayatı gibi garibane oldu. Cenazesi dostlarına, arkadaşlarına ve öğrencilerine zamanında duyurulamadı. 15 Mart 2017 tarihinde kansere yenik düşerek teslim-i ruh eyleyen Daryal Hoca, 16 Mart Perşembe günü defnedildi.</p>
<p>Defin haberini bir gün sonra aldığımda, önce inananların en büyük teselli kaynağı olan şu âyet-i kerimeyi okudum sessizce:</p>
<p>“<em>İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn</em>: Doğrusu biz Allah’a aitiz ve sonunda yine O’na döneceğiz.” (Bakara 2:156).</p>
<p>Ardından, Son Nebi’nin (aleyhisselam) şu hadislerini hatırladım:</p>
<p>“<em>Kun fi’d-dunyâ keenneke ğarîbun ew ‘âbiru sebîl…</em>:</p>
<p>Dünyada bir garip ya da yolcu gibi ol…”</p>
<p>“<em>Fe tûbâ li’l-ğurebâ’</em>:</p>
<p>Ne mutlu gariplere!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nihayet Yunus Emre’nin şu meşhur dörtlüğü döküldü ağzımdan:</p>
<p>“Bir garip ölmüş diyeler</p>
<p>Üç günden sonra duyalar</p>
<p>Soğuk su ile yuyalar</p>
<p>Şöyle garip bencileyin…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İyiliğine Şahitlik Edilmek ve Hak Helalliğine Mazhar Olmak</strong></p>
<p>İnterneti tarayıp merhum Daryal Hocamız hakkında malumat toplamak istediğimde karşıma çıkan ve meslektaşları ile öğrencilerinin kaleme aldığı yazı ve yorumları özetle paylaşarak hüsn-i şehadetlerine sizleri de ortak etmek isterim:</p>
<p>“Bir tel daha koptu yahut bizi öteye çeken kuvvetli iplere biri daha eklendi. Ali Murat hocayla talebeliğimden beri aramız iyidir. Gelir, uğrar, ilk görenleri şaşırtacak şekilde temennalarda bulunurdu. Her ziyaretinde burs dağıttığı fakirler ve talebeler için de bir şeyler isterdi. 15 gün önce de odaya gelmişti. Kapıyı açtığında odada benim olduğumun farkında değildi, kime tesadüf etse isteyecekti. Odada beni görünce ve fark edince biraz daha neşelendi, sesine revnak geldi, oturdu, konuştuk. Bir müddettir kanser tedavisi gördüğünü önceden biliyordum, dertleşmiştik. Sordum tekrar; oralarda değildi. Her şeye hazırdı ama işine bakıyor, &#8220;bu ay çok açığım var&#8221; diyerek bir iki muhtaca daha birkaç kuruş topluyordu.</p>
<p>Sağ arka cebi fakirlerin cebiydi. Kendine ait cepler ise umumiyetle boştu. Meczup tarafları vardı, salabet-i diniye sahibiydi. Gözü yaşlıydı. Yetimleri, fakir talebeleri kime bırakıp gitti acaba? Bilenler söylemez, söyleyenler bilmez. Allah rahmet eylesin. İneceği kabirden rahmet deryaları aksın. “<em>Ene we kâfilü’l-yetîmi yewme’l-kıyâmeti hâkezâ</em>; Ben ve yetime kol kanat geren kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.” buyuran Efendimiz’in ruhaniyeti onu karşılasın.” (Prof.Dr. İsmail Kara).</p>
<p>“Daryal Hoca kanser nedeniyle tedavi görüyordu. Aslında son gördüğümde iyiydi, ayaktaydı. 35 yıllık dostumdu. Din psikolojisi hocasıydı. Birlikte çok vakit geçirdik. Marmara İlahiyat Fakültesi’ndeki hocaların birçoğunun hocasıydı. Başımız sağ olsun.” (Prof.Dr. Yümni Sezen).</p>
<p>“Güzel eserler veren ve birikimini bizlere kadar yansıtan biriydi. Emekli olduktan sonra da çalışmalarını hiç kesmedi. <u>İnandıklarını yaşantısına aksettiren ve inandığı gibi dimdik yaşayan, hiç boyun eğmeyen,</u> hocaların hocasıydı. Üzerimizde çok hakkı var.” (Prof.Dr. Nihat Temel).</p>
<p>“<strong>Aşk ve heyecan dolu</strong>, <u>gayretli ve öğretici bir hocamızdı</u>. Farsça ne öğrenmişsem ondan öğrendim. Sâdî-i Şîrazî’nin Bostan ve Gülistan’ından bölümler okutarak <u>Farsçayı bize sevdirdi</u>. Okuttuğu Farsça şiirler yanında bize<u> hayatın gerçeklerini ve İslam’ın ruhunu anlatırdı</u>. Çile çekmişti, muztaripti. <strong>Vefa örneği, tevazu abidesiydi</strong>. Bütün saniyelerini ilim, fikir ve hayırlarla dolu dolu geçirdi. Bir görüşmemizde “20-TL ver” demiş, bu fakir de emri yerine getirmişti. Sonra meseleyi açıkladı. Dostlardan topladığı paralarla fakir insanların ihtiyaçlarına koşuyordu. Bizde ve camiamız üzerinde çok hakkı vardır.” (Yunus Vehbi Yavuz).</p>
<p>“Öğrencilik yıllarında yaşadığı sıkıntıları zaman zaman anlatırdı bizlere. Anlattıklarıyla idealize olur ve imkânsızlıklarımızı unuturduk. Hele öğrencilik yıllarında geceleri kamyonet şoförlüğü yaparken direksiyon başında donduğunu ve gözünü hastanede açtığını, fikirleri hocasıyla uyuşmadığı için okuduğu bölümden defalarca atıldığını ve her defasında <strong>azimle çalışarak</strong> aynı bölüme yeniden girdiğini hiç unutamam. Rabbim makamını cennet eylesin.” (Sabri Yayan).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Erol Erdoğan: Ali Murat Daryal’ı Uğurlarken</strong></p>
<p>“Size güzel bir adamdan bahsedeceğim. 1990’lı yıllar. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenciyim. 12 Eylül darbesi ile 28 Şubat darbesinin arasındaki yıllardayız. 12 Eylül darbesinin siyasi hâkimiyeti sona ermiş olsa da alışkanlıkları her alanda kendini gösteriyor. Henüz pek özgür değiliz. Gençlik damarımıza dur demeye çalışan çok. Üniversitelerde öğrenci faaliyetlerine yavaş yavaş müsaade ediliyor. Öyle her etkinliğe müsaade yok. Arkadaşlarımızla kurduğumuz okulun ikinci öğrenci kulübü olan Nida Kültür ve Araştırma Kulübünde faaliyetler yapmaya çalışıyoruz. İsmail Kıllıoğlu Hocamız danışmanlığımızı yapıyor. Raşit Küçük ve Nedim Urhan hocalarımız her zaman destekçilerimiz. Endülüs Günleri, Cahit Zarifoğlu’nu Anma Haftası, Bosna’ya Yardım Kampanyası gibi pek çok organizasyonu başarmanın motivasyonu ile yeni işlere girişiyoruz…</p>
<p>Bir ara, o zaman Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı okula davet etmek istiyoruz. İmkânsız gibi bir şey; vazgeçiyoruz… Aklımıza RP Lideri Necmettin Erbakan’ı okula davet etmek geliyor. Heyecanlanıyoruz. Hemen afişimizi hazırlayıp ilgili dekan yardımcısına teslim ediyoruz. Afiş imzalanırsa etkinliğe onay çıkmış olacak. Günler geçiyor, imza yok. Okula pek çok siyasi isim gelip gidiyor bu arada. Dekanlığa gelip gidiyoruz, imza yok. “Neden?” diye soruyoruz. “Kem küm” deniliyor, imza yok. Bir gerilim yaşıyoruz ve imza atılıyor. Erbakan Hoca okula geliyor. Öğrenciler bağrına basıyor. Koca salon hınca hınç doluyor. Müthiş günler gerçekten.</p>
<p>Ali Murat Daryal’ı öyle günlerde tanıdım. Siyasi çizgi olarak bizimle değildi ama <u>bunu hissettirmez, sorun etmezdi</u>. Bu yönüyle pek çok hocadan ayrılırdı. Selçuk Eraydın ve Emin Işık hocalar da öyleydiler. Onlar için <u>öğrenci emeği kıymetliydi</u>. <u>Ali Murat Daryal Hoca başkaydı tabii. Öğrenci ve insan dostuydu. İletişim kurmak, tebessüm etmek, moral vermek, farklı olanı anlamak ahlakıydı. Davet ettiğimizde etkinliklerimize koşarak gelirdi. Yolda karşılaştığımızda hal-hatır sorardı. Gözlerinde hep bir yaşam sevinci, dostluk ışıltısı olurdu. Şakalaşmayı ve espriyi severdi; sevdiklerine takılırdı</u>. Derslerde zaman zaman şişmanlığıma atıf yaparak “Bak Erol, ben Beşiktaş sahilinde oturuyorum. Boğazda denize girip de taşırma.” derdi. Gülüşürdük.</p>
<p>Ali Murat Daryal Hoca’dan ben şunu öğrenmiştim: <u>İnsanın dili, aşireti, ülkesi, milleti, partisi, tarafı farklı olabilir</u> ama <strong>insanlık başkadır</strong>. <u>Muhalifin de olsa muhatabın <strong>erdemli</strong> ise onu tut, onunla dost ol, onu sev, ona değer ver</u>.</p>
<p>O yıllarda “Kurban Kesmenin Psikolojik Temelleri” kitabını okuyunca daha çok sevmiştim hocayı. Olaylara sosyoloji ve psikoloji refleksiyle de bakmamızı öneren-öğreten bir kitaptı… Hocamıza rahmet diliyorum, mekânı cennet olsun. Bir Fatiha okuyun lütfen.” (Yeni Birlik, 18.03.2017).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mehmet Nuri Yardım: Ali Murat Daryal Hoca </strong></p>
<p>“Ölüm, hayat akıp giderken severek dinlediğimiz, sohbetlerinden istifade ettiğimiz birçok şahsiyeti de beraberinde alıp götürüyor. Geçenlerde Nihat Keklik ahirete intikal etmişti. Üçgün önce de Prof.Dr. Ali Murat Daryal Hoca Hakk’a yürüdü. Allah rahmet eylesin. Hoca <strong>şen şakrak, nüktedan ve bilge</strong> bir kişiliğe sahipti. Kermeslerde düzenlenen çekilişler için görev üstlenir, katılımı sağlardı.</p>
<p><u>İlim öğrenmeyi ve öğretmeyi bir zevk haline getiren</u>, hocalığı şevk içinde yapan Ali Murat Hoca’nın “Dilimiz Kültürümüz” başlıklı mühim bir makalesi var. Oradan yapacağımız iktibasta, Hoca’nın dünya görüşünü ve derinlemesine açılan geniş ufkunu görmek mümkün. İşte o uzun yazıdan birkaç cümle:</p>
<p>“Küçükken köşe kapmaca oynardık. Bu oyunda birbirimizi aldatır ve aldanan kişiye hep beraber gülerdik. Bu bizim millî oyunumuz değildir!&#8230; Bizim oyunlarımızda ‘Yağ satarım, bal satarım, ustam ölmüş ben satarım.’ denir. Ustasının adını yaşatır. Sosyoloji okurken bize ‘Çırak, usta, patron birbirlerine düşmandır.’ diye öğretirlerdi. <u>Biz Batı’yı maymun gibi taklit ettiğimiz müddetçe hiçbir yere ulaşamayız</u>. Bizim Batı’dan gelen safsatalara ihtiyacımız yok… Küçükken şöyle bir tekerleme söylerdik: ‘Aç kapıyı bezirganbaşı, kapı hakkı, arkamdaki yadigâr olsun.’ Bu tekerleme çocuğun kafasına hak mefhumunu yerleştiriyor…</p>
<p>Bugün mimari Hıristiyanlaşmıştır. Bunlar kasıtlı yapılıyor. Bakın, Süleymaniye’ye gelen bütün yollar kapalıdır. Süleymaniye’de bir hastane yapmışlar ve caminin görünmesini engellemişlerdir… İslam mimarisinde evler yatıktır. Balkon yoktur, cumba vardır. Evler o mahallenin camisinden yüksek yapılmazdı. O yüzden eski İstanbul’da sadece minareler görünürdü…</p>
<p>Batı müziği istilacı ve emperyalist bir müziktir, notalar üzerinize hücum eder. Tramvay, otobüs gelir gibi. Türk müziği konserlerinde seyirciler genelde ağlarlar ama Batılıların Batı müziğini dinlerken yüzleri gergindir. Türk müziği, seyircileri alıp arşa yükseltir…” Kabri nur, mekânı cennet, makamı âli olsun Daryal Hoca’nın.” (Milat, 18.03.2017).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><a href="https://www.facebook.com/alimuratdaryal/">https://www.facebook.com/<strong>alimuratdaryal</strong>/</a>, 18.03.2017.</li>
<li>Erol Erdoğan; “<strong>Ali Murat Daryal’ı Uğurlarken</strong>”, Yeni Birlik gazetesi, 18.03.2017. (<a href="http://www.gazetebirlik.com/yazarlar/ali-murat-daryali-ugurlarken/)">http://www.gazetebirlik.com/yazarlar/ali-murat-daryali-ugurlarken/)</a>.</li>
<li>Mehmet Nuri Yardım; “<strong>Ali Murat Daryal Hoca</strong>”, Milat gazetesi, 18.03.2017. (<a href="http://www.milatgazetesi.com/ali-murat-daryal-hoca-makale-108837)">http://www.milatgazetesi.com/ali-murat-daryal-hoca-makale-108837)</a>.</li>
<li><a href="https://1000kitap.com/yazar/ali-murat-daryal/kitaplari/">https://1000kitap.com/yazar/ali-murat-daryal/kitaplari/</a>, 18.03.2017.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayatini-imanina-sahit-kilan-hoca-ali-murat-daryal-1931-2017/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BANGLADEŞ İDAMLARININ  ARDINDA YATAN SEBEPLERİ GÖRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/banglades-idamlarinin-ardinda-yatan-sebepleri-gormek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/banglades-idamlarinin-ardinda-yatan-sebepleri-gormek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Sep 2016 09:36:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[26:225-227]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulkadir Molla]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkelam Azad]]></category>
		<category><![CDATA[Abdusselam Şobhani]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İhsan Mücahid]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[Aslan Balcı]]></category>
		<category><![CDATA[Avami Lig]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[Babürler]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş Bağımsızlık Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş Halk Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Bengal]]></category>
		<category><![CDATA[Bengal Körfezi]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat-i İslami]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Cemile Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[Dakka]]></category>
		<category><![CDATA[devlet terörü]]></category>
		<category><![CDATA[Erem Şentürk]]></category>
		<category><![CDATA[Furkan Malik]]></category>
		<category><![CDATA[Gulam Azam]]></category>
		<category><![CDATA[Hasina]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizler]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[Mir Kasım Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Mucibur Rahman]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Kamaruzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Mutîu’r-Rahman Nizami]]></category>
		<category><![CDATA[Myanmar]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Ruanda]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Hasina Vecid]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Zühal Demirci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=368</guid>

					<description><![CDATA[“Görmez misin ki onlar, (hayat ve his âlemindeki) her vadide şaşkın ve amaçsız gezinirler; ve onlar yapmadıklarını söylerler. Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen, Allah&#8217;ı sürekli hatırda (ve hatırlı) tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dâhil değildirler. Nihayet zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler!” (Şu’arâ 26:225-227). &#160; Bangladeş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Görmez misin ki onlar, (hayat ve his âlemindeki) her vadide şaşkın ve amaçsız gezinirler; ve onlar yapmadıklarını söylerler. Ne var ki, iman eden ve salih amel işleyen, Allah&#8217;ı sürekli hatırda (ve hatırlı) tutan, zulme uğradıktan sonra haklarını savunanlar onlara dâhil değildirler. Nihayet <strong>zulme gömülenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini günü gelince öğrenecekler</strong>!”<br />
(Şu’arâ 26:225-227).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bangladeş Halk Cumhuriyeti, Hindistan’ın doğusunda, Myanmar’ın batısında yer alan bir Güney Asya ülkesi olup nüfusunun %90’ı Müslüman, %’9’u Hindu ve %1’i Hıristiyan’dır. Halkının %98’i yerli olan ülkede sadece %2’lik kısmı oluşturmalarına rağmen Hindistanlı ve Avrupalılar yönetimde etkilidir. 147.570 km<sup>2 </sup>toprağa sahip ülkenin Eylül 2016 itibarıyla tahmini nüfusu 172 milyon. Yedi idari bölgeden oluşan ülkenin başkenti Dakka 15 milyon insana ev sahipliği yapmakla birlikte nüfusun %80’i kırsal alanda yaşamaktadır. Bengal coğrafyasının Batı kısmı Hindistan içinde kalmış olup Doğu Bengal bölgesi Bangladeş sınırlarını oluşturmaktadır. 1972 yılında hazırlanan Bangladeş Anayasası 14 maddeden oluşmaktadır (Demir, 2015).</p>
<p>“Benim Altın Bangladeş’im” isimli marşına ve “define” anlamına gelen “Bengal” adına inat dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Bangladeş, kurulduğu günden bu yana devam eden siyasi istikrarsızlık, yoksulluk, zor iklim şartları ve en son Cemaat-i İslami liderlerine yönelik siyasi idamlarıyla tanınmıştır. İslamiyet’le tanışmaları Hz. Ömer (r) zamanına dayanan Bengal bölgesinde Müslüman hakimiyeti Babürlerle birlikte 1757 yılında son bulmuştur. Bu tarihten itibaren İngiliz sömürgesi olan bölge 1947’ye kadar doğrudan sömürülmüş olup halen yerli işbirlikçiler marifetiyle dolaylı olarak sömürülmeye devam etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Siyasi Kararlar Alan Düzmece Mahkemeyi Muteber Saymamak</strong></p>
<p>Başbakan Hasina tarafından bağımsızlık savaşı sırasında işlendiği iddia edilen suçların cezalandırılması için 2009&#8217;da kurulan ‘Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’, şimdiye kadar 22 kişi hakkında karar verdi. Bunların büyük bir kısmı, ülkenin İslami değerleri savunan ve en büyük partisi olan Cemaat-i İslami liderlerinden oluşuyor. Parti, lider kadrosuna yönelik mahkeme kararlarının siyasi olduğuna ve hükümetin muhalifleri bastırmak için kitlesel cinayetler, keyfi tutuklamalar, yargısız infaz ve işkence gibi suçlar işlediğini işaret ederek halkı Hasina hükümetinin &#8220;devlet terörüne&#8221; karşı çıkmaya çağırıyor (dunyabulteni.net).</p>
<p>Bangladeş’in 1971 yılındaki “bağımsızlık savaşı” esnasında Pakistan’ın tarafını tutarak “Bengal halkına karşı savaş suçu işledikleri&#8221; iddia edilen Cemaat-i İslami mensupları, iç savaşı reddederek taraflar arasında savaş yoluyla değil barış yoluyla anlaşma sağlanması gerektiğini savunan kesimlerin arasında yer almıştı. Emperyalistlerin kışkırttığı kavgayı ayırmak ve taraflara; “Durun! Savaşmayın! Birbirinizin kanını dökmeyin! Siz kardeşsiniz!” diyen bu gruplar daha sonra ‘suçlu’, hattâ ‘vatan haini’ ilan edilmişti (Balcı, aa.com.tr).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Korsan Mahkeme’nin Suç Listesini Kabartmasına Mani Olmak</strong></p>
<p>‘Korsan mahkeme’ tarafından suçlu bulunan ve 2013’de idam cezasına mahkum edilen ilk lider Abdülkelam Azad olmuştu. Abdulkadir Molla 2013’te idam edildi. Ömür boyu hapse mahkum edilen Gulam Azam 2014’te 92 yaşındayken cezaevinde vefat etti. Parti Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed Kamaruzzaman 11 Nisan 2015&#8217;te idam edildi. Önce tarım, daha sonra endüstri bakanlığı yapmış olan Mutîu’r-Rahman Nizami Mayıs 2016’da, 63 yaşındaki İslam ekonomisi uzmanı Mir Kasım Ali ise ‘kuvvetli şüphe’ gerekçesi ve gizli tanık beyanlarıyla suçlanarak 2 Eylül 2016 tarihinde idam edilmiştir!</p>
<p>Cemaat-i İslami’nin liderlerinden ve üyelerinden idam sırasını bekleyen binlerce masum, zindanlarda çok kötü şartlarda tutulmakta ve işkence görmektedir. Mahkeme 18 Şubat 2015&#8217;te Cemaat-i İslami Partisi liderlerinden Abdusselam Şobhani’yi, 16 Haziran 2015&#8217;te Partinin Genel Sekreteri Ali İhsan Mücahid&#8217;i, 16 Temmuz 2015&#8217;te Furkan Malik&#8217;i ve en son 10 Ağustos&#8217;ta Cemaat-i İslami Partisi Milletvekili Sakhavat Hüseyin&#8217;i idama mahkum etti. Sözkonusu idamlarının da onanması bekleniyor (Balcı, aa.com.tr).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Müslümanı Müslümana Kırdırma Siyasetine Malzeme Olmamak</strong></p>
<p>Hint Yarımadası&#8217;nda ve dünya çapında İslam düşüncesinde önemli bir yeri olan Seyyid Ebu&#8217;l-Alâ el-Mevdudî tarafından kurulan Cemaat-i İslami Hareketi, Pakistan merkezî hükümetiyle o zamanki Bengal eyaleti arasındaki kardeş kavgasının anlamsız olduğunu belirterek ‘büyük resme’ bakılmasını istemişti. Cemaat-i İslami, iç savaşın patlak vermesinde İngiltere’nin kışkırtmasına, Hindistan’ın silah ve milis desteğine dikkat çekiyordu. Ölenin de öldürülenin de Müslüman olduğuna işaret eden sağduyulu insanlar bu kirli oyunun bir parçası olmak istemiyordu. Zaten Pakistan’ın ayrılmasıyla bölünen Müslümanların bir kez daha bölünüp parçalanmasını istemeyen Müslüman kanaat önderleri, her iki tarafı da barışa ikna etmeye çalışmıştı.</p>
<p>1990&#8217;lı yılların başında ülkede hayatın siyasi ve iktisadi açıdan normale dönmeye başlamasından rahatsız olan Hindistan, Bangladeş’in güçlenmemesi için elinden geleni yapmaya başladı. İki Müslüman toplum Pakistan ve Bangladeş arasında kalmaktan tedirgin olan Hindistan, bu kardeş halkları birbirine düşman haline getirdi. Rejimin partisi Avami Lig’in başına geçen Şeyh Hasina Vecid, babasının yaptığı gibi laikleri ve solcuları yeniden bir araya getirmeye çalıştı. Cemaat-i İslami mensuplarının ülkede gittikçe güçlenmesi, hattâ 2001-2006 yılları arasında hükümet ortağı olmaları, başta Hindistan olmak üzere emperyalist güçleri harekete geçirmişti (Balcı, aa.com.tr).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cemaat-i İslami’nin Barışçıl Yapısına Dikkat Çekmek</strong></p>
<p>“Bangladeş’te ülke yönetiminde söz sahibi olan partiler, hâlihazırdaki Hasina’nın liderliğindeki seküler anlayışa sahip iktidar partisi Avami Ligi (AL), ana muhalefet partisi Bangladeş Milliyetçi Parti (BNP) ve Sosyalist Millî Parti (JP)’dir. Bunlara alternatif tek parti ise İslami hassasiyeti ön plana çıkaran bir siyasal hareket olan Cemaat-i İslami’dir.</p>
<p>Hint halk hareketlerini tarihi süreçlerle incelediğimizde Cemaat-i İslami hareketinin Hint kıtasında halk tarafından manevi ve millî değerlere saygın bir örgüt olduğu tanımlanmıştır. Bu ifadelerle Cemaat-i İslami bölgenin DNA’larında yer edinmiş bir siyasal halk hareketidir. Cemaat-i İslami hareketi bölgenin ve halkının sorunlarını dert edinmiş ideali ve projesi olan doğal ve yerel harekettir. İslami hassasiyete sahip olan bu hassasiyeti de topluma ve siyasete yansıtmak isteyen yerli, özde bir partidir. Bu hareketin, sadece siyasal bir parti olmaktan öte toplumun eğitim, sağlık ve sosyal ihtiyaçlarına yatırım yapan insan yetiştirmeye odaklanmış bütüncül bir yapısı vardır. Bu özelliklere sahip olan kuruluş rakipleri tarafından kıskanılmaktadır. Merkezi hükumet ülkenin kalkınmasında aslında bu kuruluşun insan kaynaklarından faydalanması gerekirken maalesef herhangi bir terör eylemine katılmamış ve katılma niyetinde olmayan bir topluluğu potansiyel düşman hareketi olarak telakki etmiştir.” (Demir, gasam.org).</p>
<p>Ülkenin gerçek anlamda bağımsız olmasını savundukları, sömürgecilere ve işbirlikçilerine karşı fikir beyan ettikleri, Myanmar&#8217;ın işgali altında olan Arakan bölgesinden çıkarılacak gaz ve petrolü sorunsuz bir şekilde Bengal körfezi üzerinden dış piyasalara satmasına karşı çıkacak ve ülkenin menfaatini düşünecek yegâne grup oldukları, Hindistan&#8217;ın sömürgeyi içselleştirmiş siyasetine ve İngiltere&#8217;nin sömürgeci hegemonyasına karşı çıktıkları için Cemaat-i İslami liderleri terörist veya suçlu gibi gösterilip idam ediliyorlar. Hakikatte hiçbir suçları olmadığından şimdiye kadar idam edilen tüm âlim ve liderler gülerek idam sehpalarına çıkmıştır. Ancak, kâfir ve münafıklardan asla “af” dilememişlerdir. Hepsi de “Zalimler için yaşasın cehennem!” dercesine tekbirler getirerek şehitler kervanına katılmışlardır (Balcı, timeturk.com).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bangladeş’teki İdamların Ne Anlama Geldiğini Kavramak</strong></p>
<p>Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM), 12 Mayıs 2016 tarihinde yayımladığı basın bildirisinde idamların ardındaki sömürgeci zihniyete dikkat çeken vurguların; İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) başta olmak üzere özellikle insan hakları savunucusu sivil toplum kuruluşları, gazeteciler, akademisyenler ve sanatçılar tarafından önemsenerek güçlü tepkilerin ortaya konması gerekmektedir:</p>
<p>Bangladeş’te Cemaat-i İslami Partisi&#8217;nin lider kadrosunu hedef alan sistematik idamlar zinciri birkaç yıldır devam ediyor. Yarım asır önce, İngiltere ve Hindistan destekli Pakistan’ı bölünme projesine muhalefet etmekle suçlanan önderler siyasi idam kararlarıyla sindirilmek isteniyor. Emperyalist güçlerin taleplerini pervasızca yerine getiren işbirlikçiler ise, isimleriyle taban tabana zıt düşünce ve davranışlara sahip ülkenin ilk ayrılıkçı lideri Mucibur Rahman ile 90’lı yıllardan bu yana kızı Şeyh Hasina Vecid!</p>
<p>Arap Baharı sürecinde Müslüman Kardeşler’e karşı yürütülen ve bazı Arap ülkelerinin de Batı ile birlikte aynı safta yer aldığı sindirme ve yok etme operasyonunun bir benzeri Hint Altkıtası’nda Cemaat-i İslami için yürütülüyor. Bangladeş’te bu operasyonun taşeronluğunu 2014 yılında yeniden üstlenen Hasina, neredeyse tüm partiler protesto ettiği için katılımın %10 düzeyinde kaldığı, meşruiyeti olmayan bir seçimle -insan hakları ve demokrasi havarisi sömürgeci güçlerin desteğiyle- iktidarda kalabiliyor!</p>
<p>Küresel emperyalist düzen, dünyanın en fakir ve en kalabalık ülkelerinden birisi olan Bangladeş’te nüfusu kırmak için tıpkı daha önce Ruanda’da yapıldığı gibi bir iç çatışma başlatılmak isteniyor. Bangladeş’te yakılacak savaş ateşiyle İslam dünyasının nükleer silahlara sahip tek ülkesi Pakistan’ı da içine alacak bir kaos ortamı mı oluşturulmak ve bu kargaşada bölgenin petrol ve doğalgaz başta olmak üzere zengin kaynakları sömürülmek isteniyor (Küçük, uhim.org).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdamların Ardında Yatan Gerçek Sebepleri Görebilmek</strong></p>
<p>“Hasina’nın başbakan olduğu laik hükümet koşulsuz olarak seküler bir sistemin hakim olması gerektiğini savunuyor ve Cemaat-i İslami üyelerini sekülerizm için tehlikeli olduklarını kabul ederek sırayla idam ediyor… Asya’da Müslümanların bastırılmış bir potansiyel gücü var. Devrimci, meşru ve demokratik yollarla iktidara gelebilir ve bölgede başta İslam olmak üzere bir çok alanda ihya dalgası başlatabilirler. Ancak Müslümanlar baskı altında kaldıkları için şu anda pasif durumdalar. Cemaat-i İslami bölgenin tamamında Müslümanları harekete geçirebilir ve Hindistan başta olmak üzere çevre ülkelerde batı yanlısı iktidarları devirebilir. Bu sebeple çeşitli bahanelerle Cemaat-i İslami üyelerini asarak kendi iktidarlarını koruyorlar.” (Şentürk, dirilispostasi.com).</p>
<p>“Batı’nın sekülerleştirme projesinin mimarları tüm dünyadan İslamcı hareketleri silmeye odaklanmış durumda; İslami yapıların sağ kolunu ifade eden İhvan-ı Müslimîn Orta Dünya’da, sol kolunu ifade eden Cemaat-i İslâmî ise Asya’da çok aktif, haliyle hedef alınmış durumdalar, darbeden idama, toplu katliamlardan iç savaşa kadar her alana çekilerek yutulmak isteniyorlar, bizler ise soluksuz bir hüzünle izliyoruz, oysa unutmamak gerek onların orada her düşüşü, bizim burada bir düşümüze tekabül eder, en azından bunun için bu tutumlara karşı tez elden harekete geçmek gerekiyor.” (Bayraktar, www.yenisafak.com).</p>
<p>15 Temmuz merhum şehitlerinin ve kahraman gazilerinin saygıdeğer ailelerinin buruk bir kurban bayramı yaşadığı bir dönemde, ümmet coğrafyamızın bir başka köşesinde kanamaya devam eden hukuksuz idamlara dikkat çekmek için hazırladığımız bu haftaki yazımızı, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, Hasina diktasının Cemaat-i İslami liderlerine yönelik idam kararlarını eleştiren şu sözleriyle bitirelim:</p>
<p>&#8220;Bangladeş’te 75 yaşına dayanmış bir mücahide, dünyevi hiçbir derdi olmayan bir kişiye idam veren zihniyeti lanetliyorum. Kinin, nefretin bu denli yaygınlaşması, bu tür idamları yapan anlayışı ne demokratik bir anlayış olarak görüyorum, ne adil bir yönetim olarak görüyorum, huzurlarınızda lanetliyorum.” (haksozhaber.net).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>BALCI, Aslan;</li>
</ol>
<p><a href="http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/bangladeste-bir-infaz-daha/643190">http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/bangladeste-bir-infaz-daha/643190</a>, 08.09.2016.</p>
<ol start="2">
<li>BALCI, Aslan;</li>
</ol>
<p>http://www.timeturk.com/banglades-teki-idamlarin-nedeni-ve-hindistan-daki-hilafet-hareketi/yazar-153508, 18.05.2016.</p>
<ol start="3">
<li>BAYRAKTAR, Cemile; http://www.yenisafak.com/yazarlar/cemilebayraktar/cemaat-i-islamî-ve-bangladesteki-idamlar-56851, 08 Kasım 2014.</li>
<li>DEMİR, Cemal; (2015). Bangladeş Raporu.</li>
</ol>
<p>http://gasam.org.tr/banglades/, 11.11.2015.</p>
<ol start="5">
<li>DEMİR, Cemal;</li>
</ol>
<p>http://gasam.org.tr/olumsuz-idamlar/, 21.05.2016.</p>
<ol start="6">
<li>DEMİRCİ, Zühal;</li>
</ol>
<p>http://aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/disisleri-bakanligindan-mir-kasim-ali-aciklamasi/640671, 04.09.2016.</p>
<ol start="7">
<li>KÜÇÜK, Ayhan;</li>
</ol>
<p><a href="https://www.uhim.org/bangladesteki-idamlar-ne-anlama-geliyor.html">https://www.uhim.org/bangladesteki-idamlar-ne-anlama-geliyor.html</a>, 12.05.2016.</p>
<ol start="8">
<li>ŞENTÜRK, Erem; <a href="http://dirilispostasi.com/a-3266-bangladeste-muslumanlar-nicin-idam-ediliyor-kim-idam-ediyor.html">http://dirilispostasi.com/a-3266-bangladeste-muslumanlar-nicin-idam-ediliyor-kim-idam-ediyor.html</a>, 16.05.2016.</li>
<li>http://www.dunyabulteni.net/haber/373599/bangladeste-bir-islamci-lidere-daha-idam-karari, 10.08.2016.</li>
<li>http://www.haksozhaber.net/cumhurbaskani-erdogan-bangladesteki-idamlari-lanetledi-76229h.htm</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/banglades-idamlarinin-ardinda-yatan-sebepleri-gormek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
