<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ramazan Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/ramazan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/ramazan/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 May 2020 08:02:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 09:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:177]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:215]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:220]]></category>
		<category><![CDATA[Beled 90:12-17]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Yaşam Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Duhâ 93:1-11]]></category>
		<category><![CDATA[Dürr-i yetim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:41]]></category>
		<category><![CDATA[Fecr 89:17-21]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Haşr 59:7]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Hanbel]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan 76:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Katar]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf 18:82]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’ı Anlayarak Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Mâ‘ûn 107:1-7]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:127]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:2-10]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal destek merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yetim kızlar]]></category>
		<category><![CDATA[yetimin malı]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=523</guid>

					<description><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (1) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi. Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (<strong>1</strong>) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi.</p>
<p>Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak istedik. Allah Teâlâ, yetim ve öksüzler hakkında yakınları ve yöneticiler başta olmak üzere tüm insanlara çeşitli emir ve tavsiyelerini Kitâb-ı Kerim’inde bildirmiş; psiko-sosyal ve ekonomik desteklerle korunmalarını ve güçlendirilmelerini emrettiği yetimlerin horlanmalarını da yasaklamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Anlayarak Okumak ve Buyruklarını Ciddiyetle Yerine Getirmek</strong></p>
<p><em>Bismillâhirrahmânirrahîm</em>: Rahmân Rahîm Allah’ın Adıyla</p>
<p>“Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah’a, âhiret gününe, meleklere, İlâhî kelâma, peygamberlere inanması, <u>malı -ona sevgi duymasına ra</u><u>ğ</u><u>men- yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlü</u><u>ğ</u><u>ü ellerinden alınanlara vermesi</u>, namazı istikametle kılması, zekâtı gönlünden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar… Takvâya ermiş olanlar da bunlardır.” (Bakara 2:177).</p>
<p>“Sana, (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar. Cevap ver: “Hayır olarak yapacağınız harcama öncelikle <u>ebeveyninize, akrabanıza, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yoldakilere</u>dir. Her ne iyilik yaparsanız yapın, Allah onu mutlaka bilir.” (Bakara 2:215).</p>
<p>“Bir de sana <strong>yetimler</strong> hakkında soruyorlar. De ki: “Onların lehine olan <strong>her tür iyileştirme</strong> (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. <u>Onlarla (hayatı) paylaşırsanız, unutmayın ki onlar sizin kardeşinizdir</u>. Kaldı ki Allah fesatlık yapanı ıslah edenden ayırmasını bilir. Ve eğer Allah isteseydi sizi zora koşardı; ne var ki Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet sahibidir.” (Bakara 2:220).</p>
<p>“Ey insanlık!… <strong>O hâlde yetimlere mallarını verin; de</strong><strong>ğ</strong><strong>ersizi de</strong><strong>ğ</strong><strong>erliyle de</strong><strong>ğ</strong><strong>iştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp da bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azınıza geçirmeyin. Çünkü bu büyük bir vebaldir.</strong> Ve eğer yetimlere, âdil davranamamaktan korkuyorsanız, o zaman size helâl olan diğer kadınlardan (biriyle evlenin); (hattâ) ikişer, üçer ve dörder&#8230; Ama onlara âdil davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman <u>bir taneyle</u> ya da elinizin altındakilerle (yetinin)! Altına girdiğiniz sorumluluğu ihlal etmemeniz açısından en uygun yol budur.</p>
<p><strong>Yetimleri, evlenme ça</strong><strong>ğ</strong><strong>ına gelinceye kadar (mallarına dair) sınayın; ama e</strong><strong>ğ</strong><strong>er aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz, mallarını kendilerine geri verin! Büyüyüverecekler diye mallarını alelacele ve saçıp-savurarak yemeye kalkmayın</strong>: İhtiyacı olmayan kimse tenezzül etmesin, muhtaç olan da münasip bir biçimde yararlansın! Mallarını kendilerine iade ettiğinizde, onlar adına şahitler bulundurun! Hesap sorucu olarak Allah yeter…</p>
<p>(Miras) taksimi sırasında, (diğer) akraba, <strong>yetimler </strong>ve yoksullar da hazır bulunurlarsa, onlara da <u>bir şey verin; ve kendilerine gönül alıcı sözler söyleyin</u>! Artık korksun onlar ki; eğer kendileri, arkalarında korunmaya muhtaç çocuklar bıraksalardı, onlar için endişelenirlerdi. Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşansınlar da dosdoğru konuşsunlar.</p>
<p><strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>rusu, yetimlerin mallarını haksız yere bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azlarına geçirenler, karınlarını yalnızca <u>ateşle doldurmuş</u> olurlar. Zira, gelecekte çılgın bir ateşe çıra olacaklar!</strong>” (Nisa 4:2-10).</p>
<p>“Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye ilâhlık yakıştırmayın; ana-babaya ve akrabaya, <strong>yetimlere</strong> ve yoksullara, kendi çevrenizden olan komşulara ve yabancı komşulara, yanınızdaki dosta, yolcuya ve meşru şekilde bihakkın sahip olduklarınıza iyilik yapın! Unutmayın ki Allah kendini beğenmiş küstahları sevmez!” (Nisa 4:36).</p>
<p>“… Kaldı ki, yazılı haklarını dahi kendilerine vermeye yanaşmayıp üstelik (bir de) nikâhlamak istediğiniz (velayetiniz altındaki) <strong>yetim kızlar</strong>, kimsesiz çocuklar ve söz konusu yetimleri adâletle koruyup kollama yükümlülüğünüz hakkında Kitap’ta size tebliğ edilen hükümler zaten mevcuttur. Ve her ne iyilik yaparsanız yapın, unutmayın ki Allah onu bilir.” (Nisa 4:127).</p>
<p>“… Rüştüne erinceye kadar, <strong>yetimin malına dokunmayın</strong>; ne ki en güzel biçimde olan müstesna; (maddî mânevî her alanda) ölçüp tartarken hikmet ve hakkaniyeti gözetin; (bilin ki) Biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz; ve biri hakkında konuşacaksanız yakınınız da olsa âdil olun; ve Allah’la olan sözleşmenize sadâkat gösterin! Bütün bunları Allah size emretti ki, sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız. Zira işte Benim dosdoğru yolum budur: Öyleyse bu yolu izleyin ve farklı yollara sapmayın ki, sizi O’nun yolundan uzaklaştırmasınlar! Bütün bunları Allah size emretti ki, O’na karşı saygıda kusur etmeyesiniz.” (En’âm 6:152-153).</p>
<p>“Şunu iyi bilin ki, ganimet olarak aldığınız her şeyin beşte biri Allah’a ve Elçi’ye; dolayısıyla <u>yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, muhtaçlara ve yolda kalmışlara</u> aittir. Eğer siz, Allah’a ve hakkın bâtıldan ayrıldığı o gün, -yani iki ordunun karşı karşıya geldiği gün- kulumuza indirdiklerimize inanıyorsanız (bu paylaşıma uyarsınız): Zira Allah her şeyi yapmaya kadirdir.” (Enfâl 8:41).</p>
<p>“<strong>Yetimin malına</strong> da -kendisi temyiz çağına erişinceye kadar <u>yapaca</u><u>ğ</u><u>ınız en uygun ve olumlu tasarruflar</u> dışında- yaklaşmayın. Yine, verdiğiniz her (meşru) söze sadık kalın! Şüphesiz verilen her söz, taşınması gereken bir sorumluluktur.” (İsra 17:34).</p>
<p>“Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan <strong>iki yetime aitti</strong> ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü. O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını -Rabbinden bir rahmet olarak- diledi.” (Kehf 18:82).</p>
<p>“Allah’ın malum beldelerin sakinlerinden alıp Rasulü’ne verdiği tüm savaş gelirleri, Allah’a, Rasulü’ne, (onun) yakınlarına, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara ve yolculara aittir. Bunu böyle yaptık ki, <u>servet (sırf) sizden zengin sınıflar arasında dolaşan bir devlete dönüşmesin</u>&#8230;” (Haşr 59:7).</p>
<p>“(O has kullar ki;) üzerlerine vacip kıldıkları hayrı yerine getirirler ve şerri kahredici bir virüs gibi yayılan günün kaygısını taşırlar; ve kendi istek ve arzularına rağmen <strong>muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yemek yedirirler</strong>; (kendi kendilerine derler ki): “Biz size sadece Allah için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Elbet biz yüzleri astırıp kaşları çattıran bir günde Rabbimizden korkarız.” (İnsan 76:7-10).</p>
<p>“Asla! Bilakis siz <strong>yetime izzet ikram göstermiyorsunuz</strong>, yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, emeksiz kazancı haram-helâl demeden açgözlülükle boğazınıza geçiriyorsunuz, dahası ölçüsüz bir sevgiyle malı seviyorsunuz. Yoo, öyle yapmayın!” (Fecr 89:17-21).</p>
<p>“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır; veya açlık gününde (<u>yoksulu</u>) doyurmaktır; (mesela) yakını olan <strong>bir yetimi</strong>, ya da <u>evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü</u>… Daha sonra iman edenlerden olmak ve <u>birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmek</u>tir.” (Beled 90:12-17).</p>
<p>“<strong>O seni bir yetim olarak bulup sı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınak olmadı mı?</strong> Yine O seni yolunu kaybetmiş bulup doğru yola yöneltmişti. Seni birilerine yük olmuş olarak bulup, muhannete muhtaç olmaktan ve mala tamahtan müstağni kılmıştı. <strong>Dolayısıyla, asla yetimi ezme!</strong> Hiçbir durumda yardım isteyeni azarlama! Ve hiçbir zaman Rabbinin (sonsuz) nimetini dilinden düşürme!” (Duhâ 93:1-11).</p>
<p>“Bak şu Hesap Günü’nü yalanlayan kişiye! İşte bu tiptir<strong> yetimi itip kakan</strong> ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen. İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler! Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler. Bunlar öyle kimselerdir ki, (<u>ibadeti) gösteriye dönüştürürler, ama en küçük yardımı bile esirgerler</u>!” (Mâ‘ûn 107:1-7). (<strong>2</strong>).</p>
<p><em>Sadaqallâhu’l-Azîm</em>: Azamet sahibi Allah ne kadar da doğru söyledi!</p>
<p><strong>Yetimin Hâlet-i Rûhiyesini ‘Dürr-i Yetim’ Son Nebi’den Öğrenmek</strong></p>
<p>İslam edebiyatında “<em>dürr-i yetîm</em> (nadide büyük inci)” remziyle anılan, yetimlerin hâmisi, insanlığın büyük incisi Son Nebi’nin yetimler konusunda ne kadar duyarlı davrandığını Sehl b. Sa’d (r) şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Rasulullah (s); ‘Ben ve <strong>yetime kol kanat geren</strong> kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.’ buyurdu ve aralarını hafifçe açarak işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.” (Buhari, Talâk 25; Hadislerle İslam, 4/287).</p>
<p>Anne karnında yetim kalmış olan Hz. Muhammed aleyhisselam, birçok hadisinde yetimlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur:</p>
<p>“Allah’ım, ben iki zayıfın; <strong>yetim ve kadının hakları</strong> konusunda (insanları) şiddetle uyarıyorum, onların haklarına el uzatılmasını (özellikle) yasaklıyorum.” (İbn Mâce, Edeb 6; İbn Hanbel, II/440; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Kalbinin katılığından dert yanan bir adama Allah’ın Elçisi (s) şu tavsiyede bulunmuştur:</p>
<p>“<strong>Yetim(ler)in başını okşa</strong>, fakir(ler)i doyur!” (İbn Hanbel, II/387; Hadislerle İslam, 4/293).</p>
<p>Allah rızası için bir yetimin başını okşayan kimseye elinin dokunduğu her saç teli kadar sevap verileceğini müjdeleyen Son Nebi (s), İbn-i Abbas’tan (r) nakledilen bir hadisinde bir yetimin bakımını üstlenen kimseyi de cennetle muştulamıştır:</p>
<p>“Müslümanlar arasında <strong>kim</strong> <strong>bir yetimi yiyecek ve içeceğini üstlenecek şekilde sahiplenirse</strong>, affedilmeyecek bir günah işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Keza bir başka hadisinde yetime iyi davranılan bir evi en iyi ev olarak tavsif etmiştir:</p>
<p>“Müslümanlar(ın evleri) arasında en hayırlı ev, içinde <strong>kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu ev</strong>dir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise, içinde kendisine kötü davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.” (İbn Mâce, Edeb 6; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Yetimlere ait malların ticaret yoluyla nemalandırılmasını tavsiye eden Allah Rasulü (s), <u>yetim malı yeme</u>nin ise insanı helâke sürükleyen yedi büyük günahtan biri olduğunu belirtmiş, müminlerin bundan şiddetle kaçınması gerektiği hususunda uyarmıştır:</p>
<p>“Dikkat edin! Kim malı olan bir <strong>yetimin velisi</strong> olursa, o malı ticarette değerlendirsin ve onu (çoğalmadığı için) zekâtın yiyip tüketmesine terk etmesin.” (Tirmizî, Zekât 15; Hadislerle İslam, 4/296).</p>
<p>Allah Rasulü (s), kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, eğitimleriyle ilgilenip edep ve ahlâk öğreten dul kadınlardan övgüyle bahsetmiştir:</p>
<p>“Ben ve (karşılaştığı sıkıntılar ve bakımsızlık yüzünden) yanakları kararmış kadın kıyamet gününde şu ikisi (işaret parmağı ve orta parmak) gibi yakın olacağız. O kadın ki kocasının ölümü sebebiyle dul kalır da asil ve güzel olduğu halde çocukları yetişinceye ya da ölünceye kadar <strong>kendisini yetim çocuklarının bakımına hasreder</strong> (ve evlenmez).” (Ebu Davud, Edeb 120; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Habeş Kralı Necâşi’nin huzuruna kabul ettiği muhacirlere, kendilerini kavimlerinin dinini ter edecek kadar etkileyen yeni dinin ve elçisinin özelliklerini sorduğunda Cafer b. Ebu Tâlib’in verdiği cevabın yetimlere ilişkin önemli bir vurgu da içermesi, İslam’da yetime verilen değerin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“… O Elçi bize doğru sözlü olmayı, emaneti ehline vermeyi, akrabayla ilişkiyi sürdürmeyi, güzel komşuluk yapmayı, haramlardan ve kan davası gütmekten kaçınmayı emretti. Çirkin işleri, yalan konuşmayı, <strong>yetim malı yemeyi</strong> ve iffetli hanımlara iftira atmayı bize <strong>yasakladı</strong>. Sadece Allah’a kulluk etmemizi ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı istedi…” (Hadislerle İslam, 1/633).</p>
<p>Mûte savaşında şehid düşen kuzeni Ca’fer’in (r) saçı başı karışmış üç yetimini daha üçüncü günde berber getirtip tıraş ettirerek onlara kol kanat geren Allah Rasulü, çocukların yetimlik hissinden sıyrılmaları için toplumun duyarlı davranmasını ve yetimleri ayakları üzerinde durabilecek şekilde yetiştirmeyi teşvik etmiştir:</p>
<p>“Ergenlik çağına geldikten sonra yetimlik yoktur.” (Ebu Davud, Vesâyâ 9; Hadislerle İslam, 4/296). (<strong>3</strong>)</p>
<p>Mübarek ramazan günlerinde mazlumlara destek çıkması gerekçe gösterilerek -küresel şer düzeninin sıkıştırdığı beş Müslüman Arap kardeş ülke tarafından- dövülmek istenen Katar’ın bir hayır kurumu olan RAF ile İHH’nın Reyhanlı’da ortaklaşa yapmış olduğu 990 yetim kapasiteli “<strong>Çocuk Yaşam Merkezi</strong>”nin (<strong>4</strong>) azami verimlilikle işletilmesi ve binlerce yetim yavrunun orada insanlığa büyük hizmetler sunacak önder şahsiyetler olarak yetiştirilmesi duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yetimleri Görmek ve Haklarını Gözetmek</strong>”, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/, 10.06.2017.</li>
<li>Mustafa İslâmoğlu; <strong>Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, 2 c., 1359 s.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014.</li>
</ol>
<p>http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017.</p>
<ol start="4">
<li>https://www.ihh.org.tr/raf-ihh-<strong>cocuk-yasam-merkezi</strong>, 18.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZEHİRLİ DUMANIN ESARETİNDEN KURTULABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jun 2017 09:57:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Zaaflarımızı Yönetebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[10:100]]></category>
		<category><![CDATA[A’râf 7:31]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın beden emaneti]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:195]]></category>
		<category><![CDATA[dudak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[en büyük düşman]]></category>
		<category><![CDATA[En Güzel Hikâyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Eren Sarı]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[katil hayat arkadaşı]]></category>
		<category><![CDATA[mesane kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Nuriye Çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigara bağımlıları]]></category>
		<category><![CDATA[sigara bırakma poliklinikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara İçene Hitap]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara öldürür]]></category>
		<category><![CDATA[sigara özürlü]]></category>
		<category><![CDATA[süründürür]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:12]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirli duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=520</guid>

					<description><![CDATA[“We lâ tulqû bi eydîkum ile’t-tehluke: Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” (Bakara 2:195). “Külû weşrebû we lâ tüsrifû innehu lâ yuhibbu’l-müsrifîn: Yiyin için ama israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!” (A’râf 7:31). “Züyyine li’l-müsrifîne mâ kânû ya’melûn: Savurganlara yaptıkları kötü işler süslü gözükür!” (Yunus 10:12). Sigara illetine müptela insanlara ve türlü eziyetlerine karşı hissettiğim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We lâ tulqû bi eydîkum ile’t-tehluke</em>:</p>
<p>Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!”<br />
(Bakara 2:195).</p>
<p>“<em>Külû weşrebû we lâ tüsrifû innehu lâ yuhibbu’l-müsrifîn</em>:<br />
Yiyin için ama israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!”<br />
(A’râf 7:31).</p>
<p>“<em>Züyyine li’l-müsrifîne mâ kânû ya’melûn</em>:<br />
Savurganlara yaptıkları kötü işler süslü gözükür!”<br />
(Yunus 10:12).</p>
<p>Sigara illetine müptela insanlara ve türlü eziyetlerine karşı hissettiğim duyguları, “Sigara İçene Hitap” başlıklı yazısında gazeteci Nuriye Çakmak edibane üslubuyla -sanki ben yazmışım gibi- ifade etmişti. Sigara bağımlılarının Ramazan günlerini bu illetten kurtuluş vesilesi ittihaz etmelerine yardımcı olması temennisiyle iktibas etmek istedim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zehirli dumanın köleliğinden azat olabilmek</strong></p>
<p>“Önümde yürüyorsun, bir vapuru andıran ya da egzozu bozulmuş bir kamyondan çıktığı hissini uyandıran dumanlar salıyorsun bana, ciğerlerimi, cildimi, sinirlerimi zedeliyorsun. Hakkında ne düşünüyorum biliyor musun, eğer <strong>hassas bir insan</strong> olsaydın ya da hassasiyetini kaybetmemiş birisi, bunu yapamazdın!</p>
<p>Ya kör olman gerek ya hissiz ya uyumuş ya da uyutulmuş… Çevrende onca insan varken, onları rahatsız ettiğini bile bile, umursamadan nasıl da üflüyorsun dumanını? Herkes gözünün ucuyla sana bakıyor. Sizden o kadar çok var ki, “Ya Sabûr” deyip başlarını çeviriyorlar. Sen bu hakları(!) bonus toplayan bir bilgisayar oyunu karakteri gibi heybene doldurup öylece ilerliyorsun. Yaradan’ın, yerin, göğün hakkını, yaratılmışın hakkını, öz vücudunun hakkını… Daha neler… Yürüyorsun…</p>
<p>Karakter zafiyeti ya da kişilik sorunları yaşadığını düşünüyorum. Onu vazgeçilmez görüyorsun, biberonunu arayan bir bebek gibi, topunu kaybetmiş huysuz bir çocuk, ya da oyuncak bebeğini arayan bir hırçın bir kız çocuk… Farkını göremiyorum. Kendini ona muhtaç bilmen böyle bir psikolojiden kaynaklanıyor olsa gerek. Kendini buna inandıran sensin çünkü. Saatler süren yolculuklarda nasıl duruyorsan içmeden, sarhoşlar gibi ellerin titremiyor, uyuşturucu kullananlar gibi krizlere girmiyorsan, mecburiyet oldu mu, onsuz kalabiliyorsun demektir. Oruç tutarken ya da ders esnasında içemiyorsun mesela. Ama otobüs son durağa geldi mi kâr biliyorsun birkaç saniyeyi, silahına mermi sürer gibi ellerine alıyorsun katil hayat arkadaşını! Aman bir saniye kaybetmeyesin, iner inmez hazır olsun. On dakika daha yolumuz olsa içmeyecektin, ama inince içmen gerektiğini beynine bizzat sen emrediyorsun.</p>
<p>Sana kendini özel mi hissettiriyor yoksa? Evet, <u>özelsin</u>, insanın en güzel yansıması olan <strong>gülümsemen bile sararmış</strong> senin, üzerine sürekli <u>kötü kokular sıkıyor gibisin</u>, evet özelsin çünkü insan çok nadir kararsız kalır, bir dostuna sarılırken… Bu kararsızlığın mimarı sensin. Yanına oturulmasıyla kalkılması bir oluyor, koca bir salonda tek başına bile olsan tüm salonu etkin altına alabiliyorsun! Ortamı kendine benzetme maharetin takdire şayan. Tüm bunlara karşı “beni rahat bırak” tavrına sarılıyorsun, “sen ne anlarsın”, diyorsun. Evet, <u>bütün akıllar bir araya gelse geçerli tek bir sebep bulamaz</u> diye düşünüyorum, ben anlamam, çünkü anlaşılacak bir yanı yok sigara içmenin.</p>
<p>O zehirlerin en zehir karışımının tek bir tutamını sana içirsem, beni <strong>en büyük düşmanın</strong> sayarsın. Kendi ellerinle kendine her gün tutam tutam zehir veriyorsun oysa! Her yıl <u>sigaraya harcadığın para</u>dan küçük bir dağ olurdu. Gözünün önünde o kâğıt dağına bir kibrit çaksam aklımı kaçırdığımı düşünür, benden nefret ederdin üstelik. Bugüne dek sigaraya verdiğin paraları hesaplasan eminim şu an “ihtiyacım var” diyebileceğin <u>her şeye yetecek bir miktarı kendi ellerinle yakmış olduğunu</u> görürdün. Ama yanan sadece paran değil, içinde sen de yanıyorsun, en yakınlarını ve hiç tanımadıklarını da beraberinde yakıyorsun! Sonra da bana “sen ne anlarsın” diyorsun, farkında değilsin, <u>can yakıyorsun</u>. Kendi canını yaktığın gibi tüm sevdiklerinin ve hiç tanımadıklarının canını da yakıyorsun. Nihayetinde dünyaya küsüyorsun. Ama keşke huysuz çocuklar kadar masum olsaydın…</p>
<p>Mesela Rus ruleti oynasan her gün, daha masum olurdun, çünkü o oyunda <strong>ölüm riski</strong> altıda birdir. Sigarada ise <strong>ikide bir</strong>. Karıkoca içiyorsanız, biriniz mutlaka sigaranın yol açtığı hastalıklardan dolayı ölecektir mesela. Çocuklarınız da içiyorsa, ya onlar annesiz ve/ya babasız kalacaklar ya da siz eşsiz ve evlatsız kalacaksınız! Bu büyük bir zulüm, ama sizi bu zulmü yapmaya zorlayan haricî bir güç yok. Ne ilginç, değil mi?</p>
<p>Akciğerlerin sıkılsa içinden katran zifir akıyor, boğazların bir boğuk motor gibi, sesin sana verilen eşsiz name değil artık, yüzün dumanların elinde esir, solgun ve delik deşik…</p>
<p>26 yıl onkoloji bölümünde çalışmış bir doktor isyan ediyor, “ben bu ülkeyi yönetiyor olsaydım, her birinize bir hafta gasilhanede, bir hafta da onkoloji servisinde mecburi hizmet yaptırırdım”, diye. “Çok uzak görüyorsunuz ölümü kendinize, her gün sizin gibi kaç kişinin geldiğini görmeniz gerek, <strong>akciğer</strong> kanseri nasıl oluyormuş, <strong>gırtlak</strong> kanseri, <strong>dudak</strong> kanseri, hattâ <strong>mide</strong> kanseri, <strong>mesane kanseri</strong>, kangren vs. Bu kişiler nasıl tarifsiz ağrılar, zor durumlar, büyük acılar yaşıyormuş, görün, ben de sizi göreyim…” diyor.</p>
<p>Aslında direk sebep olduğu veya yol açtığı o kadar çok hastalık var ki… “Sigara öldürür!” sözü bir uyarı değil. Bu bir sonuç aslında. Bir de “süründürür” tabii ki, ölümü aratacak düzeyde!</p>
<p>Duygularını yitirdiğini düşünmeme kızmıyorsun umarım, kendine böyle zulmetmek için kendini ve çevrendekileri bu tarifsiz acıların ve ağrıların içine attığın için sana şükran duyulmasını beklemiyor olmalısın. Üzerine bir de para ödüyorsun ya, gerçekten çok hayret ediyorum sana&#8230;</p>
<p>Kendini böyle <strong>değersiz</strong> ya da <strong>dokunulmaz</strong> hissetmekle ve bu acıları kendine reva görmekle tüm sevdiklerine türlü acılar çektirdiğini görememen nasıl açıklanabilir sence? Pasif içici yaptıklarının akıbetleri seni hiç ilgilendirmiyor mesela. Eşi yıllardır sigara içen birine, “Ne hâle gelmişsin, derhal sigarayı bırakman gerek!” diyen doktora kadın; “Ben hayatımda ağzıma hiç sigara koymadım ki!” diye hayretle cevap veriyor.</p>
<p>Seni <strong>sigara tutkusu</strong>ndan ne sana emanet verilen <u>öz canın</u> engelleyebiliyor, ne de Allah’tan bahşetmesini talep ettiğin diğer emanet canlar. Hiçbir hesaba yanaşmıyorsun. <strong>Her şeyini feda ettiğin, her zorluğu kendisi için göze aldığın tek şey senin bizzat en büyük düşmanın</strong>… İşin en kötü yanı da, bunu sen çok iyi biliyorsun, ama bilmez gibi davranıyorsun! Bir de kalkıp sana değil de kendime hayret etmem gerektiğini düşünüyorsun, böyle düşünüyorum diye?</p>
<p>Hayatımda hiç izi yoktu aslında bu düşüncelerin, küçük dünyamda böyle bir sorun yoktu. Çünkü yakın çevremde sigara içen bir tek kişi bile yoktu. Sonra zaman ve şartlar bir şekilde gelişti. Etrafımda “<strong>sigara özürlü</strong>” dostlar ve ders arkadaşları zuhur etmeye başladı. Senden geçtim, şimdi kendime acıyorum. Hangi yaramı sarayım bilemiyorum…</p>
<p><u>Seni suçlamak inan hiç de zevkli değil, sana acımak da marifet değil. Sana kızmak beni mutlu etmiyor, senden uzak kalmak da mümkün olmuyor</u>. Aklımı, yüreğimi, vicdanımı, tahammülümü sürekli <strong>yaralıyor</strong>sun… “Allah kurtarsın”, diyorum, çünkü zindandaki birinden farksızsın. Hattâ darağacındasın, çünkü kurtulmak için kılını bile kıpırdatmıyorsun! İçin yana yana arasan bir yol bulurdun, bırakamamaktan değil, <strong>bırakmaktan korkuyorsun</strong>!</p>
<p>Gel <strong>uyan</strong> ve bir <strong>adım at</strong>, lütfen artık <strong>kendini ve bizleri bu zehirli kölelikten kurtar</strong>. Yok, ben böyle mutluyum, diyorsan, hiç olmazsa beni azat et… Lütfen!” (<strong>1</strong>)</p>
<p><strong>Oruç ayında sigara illetinden tamamen kurtulabilmek </strong></p>
<p>Araştırma hastanelerinin <u>sigara bırakma polikliniklerinde</u> ramazan münasebetiyle <u>yoğunluk yaşandığı</u> yolundaki haberler beni ziyadesiyle memnun etti. Oruç tutarken zaten uzunca bir süreyi sigara içmeden geçiren insanların bir iki saat daha sabrederek sigara illetinden ömür boyu kurtulmaları somut bir fırsat olarak önlerinde duruyor. Hür iradesiyle esaretten kurtulmayı başaramayan sigara müptelaları mutlaka bu polikliniklere başvurmalı ve destek almalıdır.</p>
<p>Sigaraya başlamaya niyetlenenlerin de hayatlarını karartmamak için, “bir iki defa içer istediğim zaman bırakırım” diyerek başlayıp bağımlılık nedeniyle sağlıklarını kaybeden ve işlerini yapamaz hâle gelenlerin “Sigaradan uzak durun!” feryadına özellikle gençler kulak kabartmalıdır. Sigaranın yol açtığı atardamar tıkanıklığı nedeniyle uzuvlarının kesilmesini, akciğer başta olmak üzere çeşitli kanser hastalıklarına yakalanmayı, ailede ve toplumda sürekli horlanmayı, fert ve toplum bağlamında ciddi ekonomik kayıplar yaşamayı, Allah’ın beden emanetine hıyanet etmeyi, fıkıhta haram kabul edilen (<strong>2</strong>) bir yasağı bilerek çiğnemeyi… istemeyen yaşlı-genç, kadın-erkek, okumuş-cahil, zengin-fakir… herkesin sigaraya esir düşmekten korunması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Bir yasağa karşılıksız aşk besleme gafletinden uyanmak</strong></p>
<p>Ülkemizin, bölgemizin, Ümmet-i Muhammed’in ve nihayet tüm insanlığın, problemin boyutunu, çapını ve derinliğini yeterince idrak edemediğinden gerekli düzeyde mücadele etmeyi ihmal ettiği sigara belasına müptela bir tiryakinin itiraf mektubunu iktibas ederek sigara konusunda insanların kendilerini nasıl kandırdığına bir örnek sunalım:</p>
<p>“Onunla tanıştığımızda daha 14 yaşındaydım, o ise benden oldukça yaşlıydı. Hayatına giren ilk kişi değildim, son kişi de ben olmayacaktım kuskusuz. Herkes bu beraberlik için yaşımın çok küçük olduğunu düşünüyordu. Aslında hiçbir zaman yaşınızın uygunluğu söz konusu olmaz böyle bir ilişkide&#8230;</p>
<p>İlk önceleri sadece yakın arkadaşlarımla paylaştım küçük sırrımı. Sadece gönül eğlendiriyordum onunla. (Meğer ne kadar da aptalmışım!). Aileme anlatamazdım. Çünkü ‘kıyametin kopması’ diye adlandırılan durumun olanca gerçekliğiyle karşıma çıkmasından korkuyordum. Gizledim, gizledim.</p>
<p>Başlangıçta çok seyrek buluşuyorduk. Daha sonra buluşmalarımızın sayısı arttı. <strong>Gönül eğlendirmek</strong> demiştim ya, <u>palavra</u>. Çok zaman geçmesine gerek kalmadı hayatımda kapladığı yeri anlamam için. Evet onu seviyordum. Ama yine de aklımda hep aynı düşünce vardı:</p>
<p>“<u>Onun tutsağı değilim ve istediğim zaman <strong>terk edebilirim</strong></u>.” Buyurun size ikinci palavra. Ne, hayatımın her safhasına girmesi yetti onu terk etmeme ne de annemin bizi yakalaması. Aslında bizi yakaladı demem yanlış. İzlerimi buldu, ardında bıraktıklarını gördü. Kızmadı bağırmadı, sadece kısa bir nasihat çekti. Biliyordu çünkü buluşmamızı yasaklamasının bir şey ifade etmeyeceğini. O zamana kadar gizli devam ediyordu, yine gizli kalabilirdi.</p>
<p>Zaman geçtikçe birbirimize bağlandık (palavra üç&#8230; Ben ona <strong>bağlandım</strong>. Şimdi geriye bakıyorum da 6 uzun yıl geçti ve veren taraf hep ben oldum. O bana sahte mutluluklar verdi sadece, bense her şeyimi. Herhalde hayatta canımı vereceğim tek o oldu. Onun için kavga ettim, onun yüzünden hastalandım, ama hiçbir zaman ayırmadım <strong>yanımdan</strong>, <strong>ayıramadım</strong>&#8230;</p>
<p>Biliyordum nelere yol açtığını, görüyordum. Önce onu <strong>sevme</strong>yi öğrendim, sonra <strong>nefret etme</strong>yi. Beraber olmayı istemediğim anlarda bile yanımda olduğunu gördüm. <u>İrademi yerle bir ettiğine, beni kendimle karşı karşıya getirdiğine şahit oldum</u>. Başkalarını kırdım onun yüzünden ve ben daha da fazla kırıldım. İnsanlarla arama girdi. Arkadaşlarım ondan nefret etti çoğu zaman. Hattâ ben bile <strong>tiksindim</strong> bazen, ondan, <u>bedenime ve ruhuma sinen kokusundan</u>. Dudaklarımın her dokunuşunda, ben onun ruhundan çalıyorum, o benim bedenimden. O her seferinde yeniliyordu kendini, bense gittikçe <strong>kötüleşiyordum</strong>. Ama bir türlü terk edemedim.</p>
<p>Aslında birkaç kez denedim ayrılmayı. Hepsinde de dönüşüm bir öncekinden güçlü oldu. Yokluğunda kıvrandım hasretimden, alışmaya çalıştım ama <strong>asla atamadım aklımdan</strong>. Uzun ve stresli geceler hep ev sahibim oldu. Tırnaklarımı yedim, yetmedi kuruyemişe başladım. Ayrılık <strong>kilo</strong> aldırdı. Ve ben hep geri döndüm. Hatta şu an bile yanımda. Ama yine de yemin ediyorum burada, hepinizin önünde: <u>Bir gün mutlaka bırakacağım, şu lanet olasıca sigarayı!</u>” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Fesadı değil salâhı, kötüyü değil iyi örneği tercih etmek</strong></p>
<p>Sigara bağımlısı insanların aklına, gönüllerine ve vicdanlarına hitap edebilmek umuduyla kaleme aldığımız bu haftaki yazımızı, ömründe hiç sigara içmemiş olan Mustafa Demir Hoca’nın iyi örnekliğini özetle iktibas ederek noktalayalım:</p>
<p>“… Ortaokulu 60’lı yılların sonlarında Balya’da okumuş birinin sigara içmemiş olması ilginç değil mi? Çünkü arkadaşlarımın çoğu içiyordu, yetişkin nesilden içmeyen çok az insan vardı. O kadar ki, şimdi başka birçok şey için kullanılan “<strong>paket</strong>” sözü, o zamanlar herkes için sigara demekti. Birilerine ekstra bir yardımda bulunana ödül olarak paket verilirdi. Babalar, amcalar, dayılar ve başkaları erkek çocuklara <u>“erkek adam” olsunlar diye herkesin içinde sigara içirirlerdi</u>! Ne berbat bir manzara? Böyle bir furya içinde ben <u>neden sigara içmedim?</u> Bu sorunun bendeki cevabı bir cümledir: <strong>Babam; “Sigara içmeyeceksiniz!” dedi, ben de içmedim</strong>…</p>
<p>Süleyman Usta, kırklı yaşlara yaklaşınca bir gün üç çocuğunu çağırır ve birlikte oturduktan sonra başlar söze, sözü uzatmaz, az ve öz söyler: “Çocuklar! Biliyorsunuz ben <strong>laubalilik, ciddiyetsizlik ve gevşeklikten hoşlanmam</strong>. Şimdi beni iyi dinleyin: Delikanlılık yaşlarımdan beri sigara içiyorum. Bu meretin kötü bir madde olduğunu <u>herkes biliyor</u>, ne var ki insanların <u>çoğu içiyor</u>. Siz içmeyeceksiniz! Sigaranın zararlarını ve onu içmenin günah olup olmadığını anlatmayacağım. Sadece <strong>babalık hakkı</strong>mı kullanarak emrimi tekrar edeceğim: <strong>Siz sigara içmeyeceksiniz!</strong>&#8230;</p>
<p>… Ortaokulda ikinci sınıf öğrencisiydim. Emir ve nasihati alalı birkaç yıl olmuştu. Tabiat bilgisi öğretmenimiz “sigaranın zararları” konulu bir ev ödevi vermişti. Söz konusu sözleşmenin etkisi ve içimden kurduğum bir plan ile güzel bir ödev hazırladım. Öğretmenim beğendi ve iyi bir not verdi. Öğretmenime gidip ödev kâğıtlarımı geri istedim; “Veremem, onlar resmî belge ve bir süre okulda kalması gerekir.” deyince, ben de; “Aynısından bir daha yazsam, notumu verip imzalar mısınız?” diye sordum. Planımı anlatınca sevinçle karşıladı ve “Olur.” dedi. “<strong>Babacığım, sen de sigara içme!</strong>” diye bitirdiğim <u>mektupla birlikte ödevi de zarfa koyup posta ile eve gönderdim</u>.</p>
<p>Babam, henüz genç olmasına rağmen öksürükleri artmıştı, dönemin çoğu adamları gibi öyle namaza ve Mushaf’a da çok düşkün biri değildi. O öğretim yılının yarıyıl tatilinde köye gitmiştim. Akşam olmuştu, ama babam henüz eve gelmemişti. Anneme, “Babam nerede?” diye sordum, o da: “Baban camidedir, sen bilmiyorsun; o, <strong>sigarayı bıraktı, namaza başladı</strong>, haa, sakal da koyverdi, şimdi kapkara sakalları var, namazdan sonra gelir.” Mektubumu üniversiteye gidinceye kadar sakladı. Ara ara; “Aha burada saklıyorum.” diyerek ceketinin iç cebini gösterirdi.</p>
<p>… Kur’an’da yüzden fazla ayette, “Aklınızı kullanmaz mısınız?” ifadesi geçmektedir. Özellikle şu ayeti burada anmak isterim: “<strong>Allah aklını kullanmayanları pislik/rezillik içinde bırakır.</strong>” (Yunus, 10:100). Aklını iptal edip tamamen <u>başkalarına bağlı kalan mukallit insanlar, kendisi için <strong>neyin yararlı neyin zararlı</strong> olduğunu bilemez hâle gelirler</u>… Gerçek anlamda <u>özgür aklın, basiret ve iradenin</u> birlikte çalıştığı bir insanın hayatında <strong>kötü ve zararlı</strong> olan hiçbir şey kolayca yer bulamaz…” (<strong>4</strong>)</p>
<p>Mübarek ramazan atmosferinde -sigaraya köle olmayı içselleştirenler de dâhil olmak üzere- tüm duman esirlerinin hürriyetlerine kavuşması temennisiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Nuriye Çakmak; “<strong>Sigara İçene Hitap</strong>”, http://www.karakalem.net/?article=3665, 31.05.2009.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Sigaranın Hükmünü Gözardı Etmemek</strong>”, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/sigaranin-hukmunu-gozardi-etmemek/, 10.06.2016.</li>
<li>Eren Sarı; <strong>En Güzel Hikâyeler</strong>, Nokta E-Book Publishing, Antalya 2016, s.113-114.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Sigara</strong>”, Ulusa Açılan Pencere: Balya dergisi, sayı: 32, 2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM MEDENİYETİNİN DOĞUŞUNU KUTLAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 09:41:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[27 Nisan]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[Âmine]]></category>
		<category><![CDATA[Berberler]]></category>
		<category><![CDATA[beşerî]]></category>
		<category><![CDATA[Bilge Önder Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Talib]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Haşimi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hira]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hatice]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İkra]]></category>
		<category><![CDATA[İranlılar]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İspanya]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Davetçi]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Eş]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Bir Yönetici]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf 18:110]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kureyş]]></category>
		<category><![CDATA[Kutlu Doğum Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlit Kandili]]></category>
		<category><![CDATA[mümin]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Saraybosna]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud]]></category>
		<category><![CDATA[Ummu’l-Muslimîn]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=499</guid>

					<description><![CDATA[“De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım: Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah’ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf 18:110). Kutlu Doğum Haftası’nın bir FETÖ projesi olduğu yönündeki ithamlar karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım: Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah’ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf 18:110).</p>
<p>Kutlu Doğum Haftası’nın bir FETÖ projesi olduğu yönündeki ithamlar karşısında Diyanet İşleri Başkanlığı Basın Müşavirliği yazılı bir açıklama yaptı:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hz. Peygamber’i Doğru Anlamak ve Sünnetini Günümüze Taşımak</strong></p>
<p>“Kutlu Doğum, 28 yıl boyunca tefekkür dünyamıza hayat vermiş, “<strong>Hazret-i Peygamber’i anmaktan anlamaya</strong>” düsturuyla gelişmiş ve milletimizin yakın tarihinde yer etmiş bir haftadır. Başkanlığımızın Türkiye’deki ilahiyat birikimiyle istişare ederek planladığı ve yürüttüğü bu uygulamanın, Sevgili Peygamberimizin rahmet mesajlarını toplumumuzun her kesimine ve gönül coğrafyamıza ulaştırmaktan başka hiçbir gayesi olmamıştır. 28 Şubat süreçlerinde eleştirilen, 27 Nisan bildirilerine konu edilen Kutlu Doğum’un karanlık bir terör ve din istismarı hareketi olan FETÖ ile hiçbir ilgisi yoktur.</p>
<p>Mevlit Kandili’nin alternatifi değil mütemmimi olan Kutlu Doğum Haftası, Sevgili Peygamberimizi doğru anlamak, onun sünnetini bugüne taşımak, onun hayat tarzını çocuklarımıza ve gençlerimize tanıtmak, günümüz problemlerine nebevi referanslarla çözüm aramak amacıyla ortaya çıkmış ilmî bir haftadır. Yaygın eğitim faaliyeti şeklinde tasarlanan bu haftanın, dinin asıllarına sonradan eklemelerde bulunmak gibi bir gayesi olmadığından bidat olarak nitelenmesi son derece anlamsızdır… Başkanlığımız, her sene bir bilgi, aydınlanma ve irfan ziyafetine dönüşen Kutlu Doğum Haftası’nın istismar edilmesine, kuralsızca eleştirilmesine ve itibarsızlaştırılmasına müsamaha göstermeyecektir.” (<strong>1</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığa Sunulmuş En Güzel Örneğin Doğumuna Sevinmek</strong></p>
<p>Bilge Önder Aliya’nın Saraybosna’da 1981 yılında katıldığı bir mevlit toplantısında yaptığı konuşmayı, insanlığın Son Nebi’sini (as) daha iyi anlamaya katkı sadedinde hatırlamamızda yarar var:</p>
<p>“1410 sene evvel bugün İslam’ın habercisi, Peygamberimiz Muhammed (s) doğdu.</p>
<p>Dünya genelinde milyonlarca Müslüman gibi, burada onun hatırasını canlandırmak için toplandık. Bunu tapınmak için değil sevgiden yapıyoruz. Çünkü <u>biz Müslümanlar sadece Allah’a taparız</u>.</p>
<p>Özellikle Kur’an’ın da ifade ettiği gibi kendi hayatımız için en güzel örnek Hz. Peygamber olduğundan, onun verimli hayatının bazı hadiselerini hatırlamak için bu bir fırsattır.</p>
<p>Peygamberimiz itibarlı fakat fakir Kureyş kabilesine mensup Haşimi ailesinde doğdu. Şerefli ve zarif bir kadın olan annesi Âmine’nin çok erken ölümü, genç Muhammed’in yetim hayatı, korumaları altında büyüyüp yetiştiği dedesi Abdulmuttalib’in ve ardından amcası Ebu Talib’in ona olan sevgisi hakkında çarpıcı kıssaları duymayan Müslüman azdır. Çocukken dinlediğimiz bu kıssalardan bazı detaylar, gözyaşlarımızın dökülmesine sebep oluyordu ve çoğumuz için bunlar çocukluğumuzun en dikkat çekici hatıraları olarak kalmıştır.</p>
<p>Gençlikte oluşan bu temel tasavvur üzerine daha sonra çok sayıda başka bilgiler eklendi ve böylece her birimizin hayalinde Allah Rasulü hakkında elde ettiği, onu nasıl gördüğü ve nasıl hayal ettiği hususundaki tasavvuru tamamlanmış oldu.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İyi Bir Eş, İyi Bir Yönetici, İyi Bir İnsan ve İyi Bir Davetçi Olabilmek İçin Rasulullah’ı Örnek Edinmek</strong></p>
<p>“Onu çeşitli konumlarda görüyoruz: Hz. Hatice’nin <u>mutlu ve heyecanlı eşi</u>, Hira tepesinde <u>düşüncelere dalmış bir derviş</u>, Uhud meydanında <u>cesur bir komutan</u>, Hudeybiye’de <u>mahir bir diplomat</u>, ölen dostunun mezarında <u>gizli gizli ağlayan doğal bir insan</u> ve her şeyden evvel, misyonunun dünya için önemine sarsılmaz bir biçimde inandığı için o zamanki bilinen <u>dünyanın dört bir tarafına mesajlar gönderen bir davetçi</u> olarak görüyoruz.</p>
<p>Genelde birbirini devre dışı bırakan bütün bu sıfatlar, beceriler ve güçler tek bir insanda, Allah Rasulü Muhammed’in (s) şahsında birleşmiş oldu. Eğer İslam beden ve ruhtan oluşan ve birbirine <u>karşıt güçlerin armonisi</u> ise, o zaman Muhammed (as), getirdiği ve dünyaya ilan ettiği bu bilimin <u>en mükemmel timsali</u>dir. Kur’an Hz. Muhammed’in karakterini bu insani tarafını sürekli olarak ön plana çıkardığı ve onun sadece bir insan olduğunu her zaman ve yeniden vurguladığı zaman, o peygamberi aşağılamamakta, <u>aksine insanı yüceltmektedir</u>. Çünkü -Kur’an’a göre- <strong>o ne bir aziz ne de bir melektir</strong>, Allah’ın yarattıkları içinde <strong>en yüksek örneği oluşturan bir insan</strong>dır. Muhammed (s) bir insandı, daha evvel ve daha sonra var olanlar arasındaki en büyük insan.</p>
<p>Hz. Muhammed yakışıklıydı fakat manken değildi. İyi idi fakat sinik değildi. Cesurdu fakat acımasız değildi. Akıllı idi fakat filozof değildi. Basiretliydi fakat hayalperest değildi. Israrcı idi fakat inatçı değildi. Bilgeydi fakat ukala değildi. Bütün bunlar onun şahsında ideal ölçüde mevcut idi ve bu üstün şahsiyetin temelinde Hz. Muhammed’in çevreyi fetheden gücünün sırrı yatmaktaydı…” (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah’ın Yasalarının Tüm İnsanlar İçin Geçerli Olduğuna İnanmak ve İmtiyaz Vehmetmemek</strong></p>
<p>“Vahiy hariç, Muhammed (as)’ın başına gelen hiçbir şey olağanüstü ve <u>insanlık üstü değildi</u>. Öyle olması da gerekmezdi zaten. Çünkü o, burada, <u>yeryüzünde bulunan insanlara</u>, onları oldukları gibi kabul ederek geldi. Aynen bizim gibi o da korku, arzu ve acı hissediyordu. Müslüman ordusu mağlup ve Hz. Peygamber yaralı olduğu hâlde Uhud’da yaşanan dram, Allah’ın kanunlarının (sünnetullah) değiştirmediğini -ki bu kanunlar Müslümanlar için de aynen geçerlidir- <strong>Müslümanların</strong> da çalışıp mücadele etmeleri gerektiğini, hattâ, eğer başarmak istiyorlarsa <strong>akıllı çalışmaları ve mücadele etmeleri</strong> gerektiğini bize göstermektedir. <u>Allah, çalışmaksızın ve mücadele etmeksizin elde edebilecekleri, sadece onlara mahsus bir şey hazırlamış değildi</u>. Bu sadece Uhud’un mesajı ve ibreti değildir. Bu aynı zamanda bütün İslam’ın ve Allah Rasulü’nün hayatının da mesajıdır. Yani Hz. Muhammed’in hayatı ‘beşerî’ idi. Ancak kelimenin en iyi anlamında ‘beşerî’ idi.</p>
<p>Hz. Muhammed (s) büyüyüp çalışma gücüne kavuştuğu anda hemen faydalı bir iş aramaya başladı. Parası yoktu ve bu konuda dedesi de yardımcı olamıyordu. Bu sebeple amcasının deve ve koyunlarını otlatmaya karar verdi ve bazı komşularına da sürülerine bakmak için hazır olduğunu söyledi. Bu, dedikoduya sebep oldu. Bazı zengin akrabaları buna karşı çıktı. Çünkü bu onların şanını zedeliyordu. Zira sürü bekçiliği kölelerin ve fakir kızların işiydi. Fakat Muhammed (s) engellenmeye izin vermedi. İşini zevk alarak yapmaya devam etti. Çünkü bu iş ona çocukluğunu hatırlatıyordu ve onu istediği kadar düşünebildiği ve gözlem yapabildiği tabiata yaklaştırıyordu.</p>
<p>Hz. Muhammed’in hayatının bu detayını özellikle zikrediyoruz. Çünkü bu bize, Muhammed (as)’ın karakterinin önemli bir çizgisi hakkında bilgi vermektedir. Yani, o <u>kibirden ve sahte onurdan tamamen özgür</u> idi. Kavramlar ve varlık içinde hakikati ve özü seviyordu. Ölene dek de böyle kaldı. Yaşlandığı ve zaferi elde ettiği, halkının lideri olarak bütün Arabistan’ın tartışmasız hâkimi olduğunda, özünde, Mekke civarındaki ovalarda sürüler güden fakir bir çoban iken olduğu aynı insan olarak kaldı. O zaman da onun evi en mütevazı evlerden idi, onun yemeği ise çoğu zaman arpa ekmeği ve bir avuç hurmadan ibaret idi. Kendi mütevazı örtüsünün ve yırtık ayakkabısının söküğünü kendi elleriyle diker, aynı zamanda da devlet işlerini yürütürdü. Bütün bunları bildikten sonra <u>bu insanı sevmemek mümkün müdür</u>?” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığın En Ağır Sorularıyla Yüzleşmek</strong></p>
<p>“Muhammed (s) her sene, Ramazan ayı boyunca inzivaya çekilip yalnız kalmayı, o ayı ibadetle ve tüm zamanlarda gerçek insanların ruhlarını hep meşgul eden: “Ben neyim? İnsanların feza dedikleri şey, bu sonsuz alan nedir? Hayat nedir? Neden ölüyoruz? Neye inanmalıyız? Ne yapmam gerekir?” gibi o büyük sorular hakkındaki düşüncelerle geçirmeyi âdet edinmişti. “Ne Hira tepesinin sert kayaları ne de karanlık kum çölleri ona cevap vermiyordu. Parlak mavi yıldızlarla bezenmiş gök yüzü de cevap vermiyordu. Hiçbir cevap yoktu. Sadece o insanın kendi ruhunun ve Allah’ın ilhamının bu sorulara cevapları vardı.” Peygamberimize büyük saygısı olan bir yazar, vahiy öncesinde Hz. Muhammed’in ruhi durumunu böyle tasvir ediyordu.</p>
<p>Bildiğimiz gibi bu soruların cevabını Hz. Muhammed bir Ramazan gecesinde, onun iç dramının zirvesinde olduğu bir durumda iken aldı: “<em>İkra’! Bismi Rabbikellezî halak…; Oku! Yaratan Rabbinin adıyla…</em>” Allah ona merhamet etti, onun ruhunu nur kapladı ve o ruhunun uzun zaman boyunca aradığını bir anda algılayıp bildi. Vahiy o zamandan başlayarak hayatının geri kalan 23 yıllık süresi boyunca hep devam etti. Ancak, en önemli, en belirleyici şey olan ve <u>insanın yalnız olmadığı, Allah’ın var olduğu ve dünyayı idare ettiği </u>meselesi, Hira tepesinde bir anda çözüme kavuşmuştu. Bunu takip eden her şey sadece en önemli şey olan bu hakikatin açılımı idi. Çünkü <strong>Allah ve insan</strong> arasındaki ilişkilerle alakalı olan bu temel hakikat ile beraber bu aynı zamanda, <strong>insan ile insan</strong> arasındaki ilişkileri düzenlemek zorunda olan başka bir hakikatin de açılımıydı. Hz. Muhammed o zaman kırk yaşındaydı.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlığı Karanlıklardan Aydınlığa Çıkaran Kutlu Davaya Bütün Varlığıyla Adanmak</strong></p>
<p>“Bu ilk vahiyden sonra, ikilem içinde ve son derece heyecanlanmış olarak Hz. Muhammed’in sadık arkadaşı Hatice’ye nasıl gittiği ve ona nasıl sırrını açıkladığı, onun da eşine nasıl cesaret verip desteklediği ve kendisine tâbi olan ilk Müslüman olduğu bilinmektedir. Bu tespitten insan türünün kadın kısmı, çok önemli, haklı ve gururlu olarak kendileri için çok olumlu sonuçlar çıkarabilecektir… Bu büyük kadının zürriyeti de eşine karşı cömert oldu ve son derece onurlu bir lakap olan “<em>Ummu’l-Muslimîn</em>; bütün Müslümanların anası” lakabıyla ödüllendirildi.</p>
<p>İlk heyecandan sonra ona verilen misyonu algılayıp kabul ettiğinde artık Muhammed (as)’ı durdurabilecek herhangi bir güç ve engel yoktu. Yeni din, getirmiş olduğu değerleriyle sadece <u>inançta, kültlerde ve âdetlerde</u> değil, <u>aile ve toplumsal ilişkilerde de genel bir devrim</u> manasına geliyordu. İşte, kendi tebaasının hem bedenlerine hem de ruhlarına tartışmasız olarak hâkim olan kabile aristokrasisinin nefret dolu bir direnç ve putlara duyulan sahte inanç ile her şeye kadir olan Allah’a karşı ölüm kalım mücadelesi vermesi bundan kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Bir defasında, iyi kalpli amcası olan Ebu Talib’in, Muhammed’in hayatı için endişe ederek onu çağırıp şu teklifte bulunduğu rivayet edilmiştir: Her şey hakkında susması, kendine güvenmesi, o zamanki adetlere göre sülalesinin korumakla yükümlü olduğu için de Mekke’nin kudret sahibi ileri gelenlerini kızdırmaması için kendisine ricada bulunmuştu. Muhammed (s) şöyle cevap vermişti:</p>
<p>“Güneşi sağ, ayı da sol elime verseniz dahi ben misyonumdan vazgeçmem!”</p>
<p>Bu kararlı sözler Ebu Talib’i mağlup etmişti… <u>Allah vardır ve biz onun mahlûklarıyız</u>. Diğer bütün sebeplerin aciz kaldığı temel, basit, diğer her türlü hakikatin öncesinde ve üstünde olan <u>hakikat işte budur</u>. Ebu Talip ve Muhammed (as) arasındaki bu karşılaşmada çok derin sembolik anlamlar vardır. Ebu Talip iyi ve anlayışlı bir insandı. Hz. Muhammed de öyleydi, ancak her şeyden evvel <strong>mümin</strong> idi. Bundan dolayı Ebu Talip, varolan durumun tarafındadır, Muhammed (as) ise <u>metanetle</u> o <u>düzeni yavaş yavaş değiştirmekte</u>dir.</p>
<p>Bu inancın gücüyle Hz. Muhammed ve ona tâbi olan küçük bir grup, tâbi tutuldukları her türlü sınav ve denemeyi atlatacaklardır. İlkin Mekke’de aşağılama ve <u>hakaretler</u>, daha sonra Şaab’ta <u>boykot ve açlık</u>, Medine’ye <u>sürgün</u> ve Bedir ve Uhud’da <u>kanlı savaşlar</u>. Bu küçük topluluğun her hareketi, hakiki fikirle yönlendirildiği, gerçek yerde ve zamanda meydana geldiği için tarihin bir sayfasını oluşturdu. Avrupa’da bir yazar şöyle yazacaktır: “Bu, Arap halkı için <u>karanlıktan aydınlığa bir doğuş</u> manasına geliyordu… Sadece bir asır sonra Arabistan’ın bir tarafı İspanya’ya diğer tarafı ise Hindistan’a uzanmıştı… <u>Din büyük bir hayat kaynağıdır</u>. Halk inanmaya başlayınca ruhu da yüceldi…”</p>
<p>Yazar açıkça demektedir ki: <u>Araplar için İslam’ın kabulü bir doğuş, karanlıktan aydınlığa doğru bir çıkış ve tarihe giriş idi</u>. Bu kanunun diğer yarısı da şöyledir: <u>İslam’ın terk edilmesi de karanlığa dönüş ve tarih sahnesinden iniştir</u>. Bu kanunun sadece Araplar için değil, aynı zamanda ve apaçık olarak Türkler, İranlılar, Berberler ve İslam dairesi içindeki diğer halklar için de geçerli olduğuna tarih tanıklık etmektedir. O kanun bugün de geçerlidir.</p>
<p>Böylece bu kısa tebliğin sonunda, bugün Peygamberimizin doğum gününü kutlayarak, aslında biz sadece bir insanın doğuşunu değil, bir halkın, çok sayıdaki halkın ve nihayet <strong>bir büyük medeniyetin doğuşunu kutluyoruz</strong>. Bu kutlu günün büyüklüğü ve gerçek önemi işte buradadır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Yazımızı Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın twitter hesabından paylaştığı Kutlu Doğum Haftası mesajıyla noktalayalım:</p>
<p>“İdrak etmekte olduğumuz Kutlu Doğum Haftası’nın hepimiz için manevi silkinişe ve yeniden dirilişe vesile olmasını Mevla’dan niyaz ediyorum. Allah’ın salat ve selamı, canlar canı, dertlerimizin dermanı, gönüllerimizin tabibi Hz. Muhammed Mustafa’nın ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun. Allah’ın selamı, dostların en güzeli Ashab-ı Kiram’ın, Tabiîn’in, Tebeüttabiîn’in ve tüm Hak âşıklarının üzerine olsun. Rabbim bizi, kardeşin kardeşi, ananın evladını tanımayacağı rûz-i mahşerde, Efendimizin Livaü’l-Hamd Sancağı altında toplananlardan eylesin.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://www.yenisafak.com/hayat/diyanetten-kutlu-dogum-haftasi-aciklamasi-2647298, 21.04.2017.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya. (2010). <strong>İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi, İstanbul: Fide Yayınları, 184 s., <u>163-170</u>.</li>
<li>İZZETBEGOVİÇ, Aliya. (2016). <strong>Özgürlük Mücadelesi ve İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları</strong>, Çeviren: Dr. Rahman Ademi. Hazırlayan ve katkı yapanlar: Mahmut Hakkı Akın, Faruk Karaarslan, Ümit Aktaş, Malatya Kültür A.Ş. Yayını, 344 s., <u>149-155. </u></li>
<li>http://www.sabah.com.tr/gundem/2017/04/23/cumhurbaskani-erdogandan-kutlu-dogum-haftasi-mesaji, 22.04.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-medeniyetinin-dogusunu-kutlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAYRAMI İNSANLIK AİLEMİZLE İDRAK EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2015 19:35:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[20:59]]></category>
		<category><![CDATA[5:114]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[bayram namazı]]></category>
		<category><![CDATA[bezrâm]]></category>
		<category><![CDATA[easter]]></category>
		<category><![CDATA[fısıh]]></category>
		<category><![CDATA[hamursuz]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Bayraktar]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Paçacı]]></category>
		<category><![CDATA[îd mubarek]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık ailesi]]></category>
		<category><![CDATA[İzzet Er]]></category>
		<category><![CDATA[Mescid-i Nebevî]]></category>
		<category><![CDATA[Nebi Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[passover]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şevval]]></category>
		<category><![CDATA[Şinasi Gündüz]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<category><![CDATA[zilhicce]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=118</guid>

					<description><![CDATA[Bayrama ilişkin kavramlar Eski Türkçe’de ‘bayram’ şeklinde telaffuz edilen Farsça kökenli ‘bezrâm’ kelimesi; neşe, huzur, mutluluk, sükun ve barış anlamlarını ihtiva etmektedir. Hemen bütün din ve kültürlerin çok önemli kabul ettikleri günleri sevinç ve coşkuyla kutladıkları herkesin malumudur. Dinî ya da millî bayram adı verilen bu gibi günlerde insanlar çalışmaz, bu günlerin sevincini birbirini ziyaret [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bayrama ilişkin kavramlar</strong></p>
<p>Eski Türkçe’de ‘bayram’ şeklinde telaffuz edilen Farsça kökenli ‘bezrâm’ kelimesi; neşe, huzur, mutluluk, sükun ve barış anlamlarını ihtiva etmektedir. Hemen bütün din ve kültürlerin çok önemli kabul ettikleri günleri sevinç ve coşkuyla kutladıkları herkesin malumudur. Dinî ya da millî bayram adı verilen bu gibi günlerde insanlar çalışmaz, bu günlerin sevincini birbirini ziyaret ederek, ibadet ederek, istirahat ederek, eğlenerek, özel merasimler düzenleyerek, birbirlerine çeşitli yollarla tebrik mesajları göndererek kutlarlar.</p>
<p>Müslüman toplumların dillerinde yerleşmiş olan ve Arapça’da ‘tekrar dönen sevinç günü, toplanma günü’ anlamlarına gelen <em>‘îd</em> (ç. <em>a’yâd</em>) kelimesi bayram, bu kökten türetilmiş olan <em>mu’âyede</em> kelimesi bayramlaşma, <em>‘îdiyye</em> kelimesi de bayramlık ve bayram hediyesi anlamında yaygın olarak kullanılmaktadır. Arapça’da ramazan ya da fıtır bayramına <em>‘îdu’l-fıtr</em>, kurban ya da hacılar bayramına <em>‘îdu’l-adhâ </em>denir. Sayıları iki milyara baliğ olan Müslümanların bu ortak dinî bayramlarını Türkiye’de şeker ya da et bayramına indirgeme girişimleri toplumda kabul görmemiştir.</p>
<p><strong>Dinî bayramlar</strong></p>
<blockquote><p>Dinî bayram günleri; toplumsal dayanışmanın ve sosyal bütünleşmenin zirveye ulaştığı, yıl boyunca toplumsal tabakalar arasında açılan mesafenin daraltılarak toplumun yekvücut olduğu müstesna günlerdir.</p></blockquote>
<p>Dinî açıdan ayrı bir öneme sahip olan ve bu sebeple o dinin müntesipleri tarafından şerefli ve uğurlu olduğuna inanılarak hususi bir takım ayinlerle kutlanan özel günler bulunmaktadır. Hemen tüm dinî geleneklerde görülen bu bayramlar; ya önemli bir olay ve dönemin anısına ya da ürün, hasat, sağlık gibi çeşitli nimetlere karşı bir şükran ifadesi olarak kutlanmaktadır. Bu bayramların tarihçesini, menşe, zaman ve önemini araştıran ve ‘heartoloji’ diye isimlendirilen bir bilim dalı da mevcuttur (Gündüz, 1998:61).</p>
<p>Yahudiler ‘pesah’ (fısıh, passover; hamursuz) adıyla her yıl nisan ayının 15. gününü, İsrailoğulları’nın Mısır topraklarından çıkışının anısına bir çeşit bahar festivali şeklinde kutlamaktadır. Keza Hıristiyanlar ‘easter’ dedikleri paskalya bayramını, ‘İsa Mesih’in dirilişi anısına her yıl nisan ayında kutlar.</p>
<p>Müslümanlar Kur’an’ın inmeye başladığı ve bu yüzden oruç ibadetiyle ihya ettikleri ramazan ayının bitişini üç günlük fıtır bayramı ile; hac ve kurban ibadetlerini ifa etmenin şükrünü de dört günlük kurban bayramı ile kutlamaktadır. Ramazan bayramı kamerî takvime göre 10. ay olan Şevval’in ilk üç gününde; kurban bayramı ise 12. ay olan Zilhicce’nin on, on bir, on iki ve on üçüncü günlerinde kutlanır.</p>
<p><strong>Millî bayramlar</strong></p>
<p>Hemen tüm ülkelerde her yıl bir veya bir kaç kez kutlanan; daha ziyade devletlerin kuruluş, kurtuluş, bağımsızlık ilanı ve ihtilal günlerini yâd etme gibi gerekçelerle düzenlenen millî bayramlar, resmî sevinç ve eğlence günleri olarak kutlanır. Yüzyıllar boyunca İran’da kutlanan nevruz ve mihrican, komşuları olan bir çok halk tarafından da millî bayram olarak kutlanagelmiştir. Modern dönemde çeşitlenerek yaygınlaşan millî bayramlar halkların yoğun teveccühüne mazhar olamamakta, devlet erkânı ve öğrenci, memur gibi görevlendirilmiş belli kesimler tarafından icra edilen ve resm-i geçitlerin yapıldığı ‘zoraki’ bayramlar görüntüsü vermektedir. Millî bayram günlerinde çoğunlukla toplu dans gösterilerine de rastlanmaktadır.</p>
<p><strong>Bayramlar: sevinç, coşku ve nimetin paylaşıldığı günler</strong></p>
<blockquote><p>Malayca konuşan 300 milyon müslüman “selamat îdu’l-fitri” diyerek birbirinin bayramını tebrik eder; bu tebriklere Arapça’dan uyarladıkları “mine’l-‘âidîn ve’l-fâizîn” diyerek karşılık verirler.</p></blockquote>
<p>Toplumun topyekun iştirak ettiği dinî bayram günlerinde önce bayram namazı kılınır, bayram vaaz ve hutbesi dinlenir, tehlil ve tekbirler getirilir, topluca dualar edilir. Ramazan bayramında bir gün öncesinden fıtır sadakası verilir, kurban bayramında bayram namazının ardından kurban kesilerek etinden yakınlara, komşulara ve muhtaçlara da pay dağıtılır.</p>
<p>Bayram günleri boyunca yakın ve uzak akrabalar, komşular, dost ve arkadaşlar birbirini ziyaret eder, muhabbet tazeler, ikramlar sunulur, çocuklara, yetim ve yoksullara hediyeler verilir, vefat etmiş yakınlar hatırlanır, mezarlıklar ziyaret edilir, küsler barıştırılır. Bazı yörelerde uygun alan ve meydanlarda yarışma vb. etkinlikler de düzenlenir. Siyasiler ve kanaat önderleri tebrik mesajları yayınlar, yediden yetmişe tüm insanlar çeşitli iletişim araçları kullanarak ya da yüz yüze karşılıklı iyi dilek mesajlarını sunarlar.</p>
<p>Dinî bayram günleri; toplumsal dayanışmanın ve sosyal bütünleşmenin zirveye ulaştığı, yıl boyunca toplumsal tabakalar arasında açılan mesafenin daraltılarak toplumun yekvücut olduğu müstesna günlerdir.</p>
<p><strong>Kur’an’da bayram kelimesi</strong></p>
<blockquote><p>Anlayarak okunsa, kalplere iner Kur’an<br />
Hayat olur ramazan, ahiret ise bayram&#8230;</p></blockquote>
<p>Bayram kelimesi Kur’an-ı Kerim’de iki yerde sarahaten, ilkinde <em>‘îd</em>, ikincisinde <em>zîynet</em> kelimeleriyle söz konusu edilmektedir:</p>
<p>“Meryem oğlu İsa şöyle dua etmişti: “Allah’ım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bayram ve Sen’den bir nişane/delil olsun. Bize bu rızkı lûtfet, zira rızık verici sadece Sen’sin.” (Mâide 5/114).</p>
<p>“&#8230; Musa bu durumu, insanlara hakkı ve tevhidi anlatmak için bir fırsat bildi ve Firavun’un meydan okumasına cevaben ‘peki’ dedi. ‘Herkesin toplandığı bayram gününde bu düelloyu yapalım.’ Bunun üzerine Firavun, ülkedeki en mahir sihirbazları toplayıp onlara çeşitli vaatlerde bulundu ve onları bayram gününde halkın huzurunda Musa’nın karşısına çıkardı&#8230;” (Tâhâ 20/59).</p>
<p><strong>Bayram yeri namazgâh</strong></p>
<p>Dinî ve sosyal olmak üzere iki boyutta icra edilen ramazan ve kurban bayramı kutlamaları; Asr-ı Saâdet’te musallâ (namazgâh) adı verilen geniş bir alanda, kadınların ve genç kızların da katıldıkları bayram namazı ile başlardı. Allah Rasulü’nün (s), bayramların kalabalıkla ve büyük bir coşku içinde kutlanmasını arzu ettiği, Mescid-i Nebevî’nin toprak zemininde bir grup Habeş’in mızrak ve kalkan kullanarak sergilediği folklorik gösteriye izin verdiği, gösteriyi Hz. Âişe validemiz ile birlikte seyrettiği, bazı sahabilerin gösteriyi durdurma girişimine de “Her milletin bayramı vardır, bu da bizim bayramımız.” diyerek mâni olduğu hadis kitaplarında rivayet edilmektedir.</p>
<p>Rasulullah’ın (s) ramazan bayramlarında musallâya çıkmadan önce hurma yeme âdeti bir sünnet telakki edilmiş ve bu telakki bayramda tatlı ikramı geleneğini doğurmuştur. Bağdat’ta hicri 380 (m.990) yılında yapılan bir bayram kutlamasında uzunluğu yaklaşık 150 metreye varan sofralarda tatlıların sunulduğu rivayet edilmiştir (Bozkurt, 1992:262).</p>
<p>Asr-ı Saâdet’ten bu yana bayram namazları bir çok müslüman toplumda geniş alanlarda büyük cemaatler halinde kılınmıştır. Türkiye’de camiler tercih edilmekle birlikte Kafkasya, Rusya ve Balkanlar gibi bir çok bölgede yüzbinlerce insanın büyük meydanlarda, geniş bulvarlarda, stadyumlarda bayram namazlarını olağanüstü bir coşkuyla kıldıklarına şahit olmaktayız.</p>
<p><strong>Bayram tebriği</strong></p>
<p>İlk dönem Müslümanların, “<em>Teqabbelallâhu minnâ we minkum</em>; Allah bizden de sizden de (oruçlarımızı ve diğer ibadetlerimizi) kabul buyursun” gibi dua cümleleriyle tebrikleştikleri aktarılmaktadır. Arap ve Batı ülkeleri başta olmak üzere iki milyara yakın müslüman “îd mubarek” ya da “ramadan mubarek, eid mobarak” diyerek birbirinin bayramını kutlar. Türkçe konuşan 150 milyon müslüman “Ramazan bayramınız mübarek olsun” diyerek tebrikleşir. Uzakdoğu’da Malayca konuşan 300 milyon müslüman “<em>selamat îdu’l-fitri</em>” diyerek birbirinin bayramını tebrik eder; bu tebriklere Arapça’dan uyarladıkları “<em>mine’l-‘âidîn ve’l-fâizîn</em>” (tekrarını görenlerden ve başaranlardan/kurtulanlardan olasın) diyerek karşılık verirler. Boşnakça’da “bayram-ı şerif mübarek olsun” tebriği “Allah razi ola” şeklinde karşılık bulur. Ümmet-i Muhammed’in Kürt evlatları “cejna ramazane pîroz u mubarek be”, Çerkes evlatları ise “Tham fi nec-nemazxer qabıl yeş&#8217;” diyerek birbirinin ramazan/fıtır bayramını tebrik eder&#8230;</p>
<p><strong>Bayram namazları</strong></p>
<p>Güneşin doğması ve bir miktar yükselip kerahet vaktinin çıkmasından sonra cemaatle kılınan bayram namazı zeval vaktinin girmesine kadar eda edilebilir. Mazeretleri sebebiyle ilk gün bayram namazını kılamayanlar ramazan bayramında ikinci gün, kurban bayramında ikinci ve üçüncü gün de kılabilirler.</p>
<p>Cuma namazı kılması farz olan kişilerin bayram namazı kılmaları Hanbelîlere göre farz-ı kifâye, Hanefîlere göre vâcip, Mâlikîlere göre de sünnet-i müekkededir. Şâfiîlere göre ise üzerine beş vakit namaz farz olan her kadın ve erkeğin bayram namazı kılması sünnettir. Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre bayram namazının cemaatle kılınması şart, Şâfiîlere göre ise sünnettir. Bu görüş ayrılığı Kevser Sûresi’nin ikinci âyetinin delâleti ve konuyla ilgili hadislerin farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Ezan okunmadan ve kâmet getirilmeden kılınan bayram namazı cuma namazı gibi iki rek‘attır. Fakat diğer namazlardan daha fazla tekbirleri vardır. Bu tekbirlerin yeri ve sayısı mezheplere göre değişmektedir (Bayraktar, 1992:260).</p>
<p>Normal zamanlarda bayram namazları camide veya musallâda cemaat halinde kılınır, tek başına kılınmaz. Camiye ya da musallâya gitmenin mümkün olmadığı olağanüstü zamanlarda, zaruret sebebiyle evde cemaat halinde ya da tek başına kılınabileceğini belirten âlimler olmuştur. Diğer namazlardan farklı olarak, birinci rekâtta ‘sübhâneke’ duasından sonra ve Fâtiha’dan önce üç, keza ikinci rekâtta rükudan önce üç olmak üzere fazladan altı tekbir (zevâid tekbirleri) alınarak kılınır. Namazın ardından hatip bayram hutbesini okur. Dua ve tekbirlerle bayram namazı sona erer.</p>
<p><strong>Bayramı insanlık ailemizle idrak edebilmek</strong></p>
<p>Rabbimiz bizleri, hak yolunda yürüyen, kendisine, ailesine, yakın ve uzak sosyal çevresine karşı sorumluluklarını yerine getiren, Allah’ın arı duru mesajıyla buluşmayı bekleyen kardeşlerine tebliğ ve temsil görevini ifa eden salih ve muhsin kulları arasına girmeye muvaffak eylesin.</p>
<p>Savaşların, işgallerin, sürgün ve ilticaların geride bırakıldığı, kardeşçe, medeni bir sosyal hayatı vahyin yol göstericiliğinde birlikte inşa edeceğimiz, insanlık ailesi olarak gerçek bayram günlerini birlikte idrak edeceğimiz erdemli bir döneme en yakın zamanda erişmek duasıyla, ömrünüzün ramazan, ahiretinizin bayram almasını Yüce Allah’tan niyaz ederim.</p>
<p>Anlayarak okunsa, kalplere iner Kur’an,<br />
Hayat olur ramazan, ahiret ise bayram&#8230;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Bayraktar, İbrahim ve Nebi Bozkurt; “Bayram” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1992, 5/259-263.</li>
<li>Er, İzzet; “Bayram” maddesi, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Yayınları, İstanbul 1990, c.1, s.161-162.</li>
<li>Gündüz, Şinasi; “Bayram” maddesi, Din ve İnanç Sözlüğü, Vadi Yayınları, Ankara 1998, s.61.</li>
<li>Paçacı, İbrahim; “Bayram” maddesi, Dinî Kavramlar Sözlüğü, DİB Yayınları, Ankara 2010, s.59.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/bayrami-insanlik-ailemizle-idrak-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>11</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUR’AN AYI RAMAZANDA İHYA OLMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2015 18:55:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:183-184]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:186]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an ayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Savm]]></category>
		<category><![CDATA[zekât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=106</guid>

					<description><![CDATA[“Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhit ile şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz&#8230;” (Bakara, 2/185). İhya olmak; canlanmak, çok daha iyi duruma gelmek demektir. Rabbimizle, Kur’an’la, kendimizle, ailemizle ve insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek, kendimizi derleyip toparlamak, bedenimizi ve ruhumuzu tazelemek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhit ile şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz&#8230;” (Bakara, 2/185).</p></blockquote>
<p>İhya olmak; canlanmak, çok daha iyi duruma gelmek demektir. Rabbimizle, Kur’an’la, kendimizle, ailemizle ve insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek, kendimizi derleyip toparlamak, bedenimizi ve ruhumuzu tazelemek için ramazan ayı eşsiz bir nimet olarak varlığımızı kuşatacak. Ramazanda oruçla bedenimizi, Kur’an’la ruhumuzu terbiye edebilirsek, on bir ayın sultanını ona yakışır şekilde ihya etmiş, bu mübarek ayda oruç ve Kur’an ile ihya olma imkânı elde etmiş oluruz.</p>
<p>Sözlük anlamına da uygun olarak ‘kuru sıcak’ günlerde ihya edeceğimiz ‘ramazan’ ayı, ay takviminin dokuzuncu, üç ayların sonuncu ayıdır. Bu ayı diğer onbir aydan farklı ve üstün kılan özellik, vahyin inmeye başladığı ‘kadir gecesi’nin bu ayın içinde olmasıdır. Dolayısıyla, bu aya “Kur’an ayı” denmesi son derece isabetli bir tanımlama olmuştur.</p>
<p>İnsanlık, son vahyin inmeye başladığı bir ramazan gecesinde, kıyamete kadar sürecek bir ihya projesine muhatap olmuştur. Dolayısıyla, bu mübarek ayda vahiyle daha yakın bir temas kurabilirsek, Kur’an’ı anlayarak daha çok okuyup okuduklarımızla tasavvurlarımızı gözden geçirirsek ve hayatımıza çekidüzen verirsek, muktezayı hâle mutabık bir davranış ortaya koymuş oluruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Oruç: kendini tutmak</strong></p>
<blockquote><p>İmam Cafer, ‘Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır’ der.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın doğum ayı olan ramazanı oruç ile ihya etme emrinin hikmeti nedir? Bu mühim sorunun cevabını Mustafa İslâmoğlu hocamdan dinleyelim:</p>
<p>“Farsça ‘gün’ anlamına gelen <em>rûze</em>’nin Türkçeleşmişi olan ‘oruç’un Kur’an lisanındaki karşılığı <em>savm</em>’dır. <em>Savm</em>, hem ‘tutmak’ hem de ‘terk etmek’ anlamını ihtiva eder. Kelimenin kök manası ‘yeme ve içmeden kesilmek, ağzı kapalı olmak, içine ilave bir şey almamak’tır. Lisanımızda namazı “kılarız”, abdesti “alırız”, zekâtı “veririz”, kelime-i şehadeti “getiririz”, hacca “gideriz”, orucu ise “tutarız”.</p>
<p>Oruç tutmak, başta orucun tarafını tutmaktır. Yani, “Ben oruçtan yanayım, ben orucun tarafındayım!” demektir. Oruç tutmak kendini tutmaktır. Başımıza ne geliyorsa kendimizi tutamadığımız için geliyor. Günahların kökeni, öfkesini tutamamak, nefsini tutamamak, şehvetini tutamamak, dilini tutamamak gibi sebeplere dayanır. Kişi orucu ne kadar tutarsa, oruç da kişiyi o kadar tutar. Kim orucun başını dik tutarsa, oruç da onun başını dik tutar. Oruç onu kula kul olmaktan koruyan bir kalkan, onu kulu kul edinmekten koruyan bir akıl olur. Bu anlamıyla oruç ‘aç kalmak’ değil ‘beslenmek’tir. Aç bırakılan bedendir. Bunun anlamı, insanın maddi yanının ‘ikincil’ olduğunu vurgulamaktır. Birincil olan yanı akleden, düşünen, hatırlayan, öğüt alan, inanan, değer üreten, iyiyi kötüden ayıran yanıdır&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an ayı ramazan</strong></p>
<blockquote><p>Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların hazin durumunu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlar.</p></blockquote>
<p>Kutsiyet ve bereketin sebebi zaman değil vahiydir. Vahyin sebebi <em>hidayet</em>, yani “rehberlik”tir. Hidayetin sebebi ise tüm vahiylerin vasfı olan <em>beyyinât</em> ve <em>furkân</em>’dır. <em>Beyyinât, </em>“savunulan hakikati isbatlamak için yeterli olan apaçık belgeler” anlamına gelir. <em>Furkân</em> ise “iyiyi kötüden, hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, adaleti zulümden ayırmaya yarayan nitelik veya yetenektir.” Ramazan orucunu emreden Bakara Sûresi’nin 285. âyetinde Kur’an işte bu iki vasfıyla takdim edilir. Vahiy muhatabına rehberlik etme (hidayet) amacını ancak âyette vurgulanan iki vasfı sayesinde gerçekleştirir. Bunların birincisi olan <em>beyyinât;</em> Kur&#8217;an&#8217;ın kendisinde olup karşısındakine sunduğu; ikincisi olan <em>furkân</em> ise muhatabında inşa ettiği bir niteliktir. Sadece Kur&#8217;an&#8217;ın inşa ettiği bir tasavvur ve akıl <em>furkân</em> olma vasfını kazanır. Böyle bir tasavvur ve akılla bakan bir göz ancak <em>beyyinât</em>&#8216;ın delalet ettiği hakikatleri yerli yerinde görür ve kavrar.</p>
<p>Kur’an’ın doğum ayı olan Ramazan’ın bedenin aç bırakılarak ihya edilmesinin nedeni burada ortaya çıkmaktadır. Bu neden, mü’minin akli ve ruhi melekelerini tahrik ve teşvik ederek onun anlama ve düşünme yeteneğini artırmaktır. Bunun Kur’an’la alakası açıktır: Bu suretle vahyin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmak. Zaten vahyi “okumak” da budur. Zira okumaktan maksat anlamaktır. Bir şey anlaşılmıyorsa, aynı zamanda okunmuyor demektir. İkra’ emr-i ilahisi, “oku” emrinden ayrı olarak bir de “anla” emrine muhtaç değildir. Okuyup anlamayı birlikte içerir. Tabii ki anlamaktan maksat yaşamaktır. Ne var ki, bir mesaj anlaşılmadan yaşanamaz.</p>
<p>İşbu nedenle ramazan Kur’an ayıdır. Ramazan bize Kur’an’ı getirdiği için ‘ramazan’dır. Ramazanlarımız Kur’an’ı okuduğumuz, anladığımız, yaşadığımız ve yaşattığımız kadar mübarektir&#8230; Ömrü Ramazan olanın âhireti bayram olur. O bayram cennetin ta kendisidir. Ramazan mü’minde şu sözü söyleme şuurunu inşa eder: Küfre, şirke ve zulme karşı orucumu bozarsam, keffaretim cehennem olsun!” (M.İslâmoğlu, “Kur’an ve Ramazan”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2008, sayı: 2, s.3-5).</p>
<h4><strong>Oruç ve ramazan âyetleri </strong></h4>
<h4>Kur’an-ı Kerim’de oruç ve ramazanla ilgili beyanların toplu halde yer aldığı Bakara Sûresi’nin ilgili âyetlerini, Hasan Elik hocanın “Özlü Kur’an Tefsiri”nden okuyalım:</h4>
<p>“183-184: Ey elçimiz Muhammed’e iman edenler! Oruç ibadeti sizden önceki dönemlerde vahyedilen kitaplarda farz kılınmış olduğu gibi, ramazan ayında size de farz kılınmıştır. Bu ay içerisinde hasta veya yolcu olan ve bu durumu sebebiyle oruç tutamayanlar, bu özür hali bittikten ve ramazan geçtikten sonra, tutamadığı günler kadar oruç tutsun. Ayrıca ramazan ayında, hasta veya yolcu olduğu için oruç tutamayanlar içerisinde varlıklı olanlar, özürleri bittikten ve ramazan ayı geçtikten sonra, hem tutamadıkları orucu tutmalı hem de fidye vermelidirler. Bu fidyenin miktarı, bir yoksulu doyuracak erzaktır. Kim gönülden gelerek daha fazlasını verirse, bu onun için daha hayırlı olur. Elbette ki hastalık ve yolculuk şartlarına rağmen ramazan orucunu tutmanız sizler için en iyi olanıdır.</p>
<p>185: Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhidle şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz. Yolcu veya hasta olanlar, tutamadıkları oruçları başka bir zamanda tutabilirler. Böylece oruç tutamadığınız günleri daha sonradan tamamlamış, sizleri bu tevhide yönlendiren Allah’a şükretmiş, O’na olan kulluk görevinizin bir kısmını ifa etmiş olursunuz. Allah sizin için zorluk değil, kolaylık murat eder.</p>
<p>186: Ey elçimiz Muhammed! Allah nezdinde bazı varlıkları aracı kabul eden ve kendilerini Allah’a yakınlaştıracakları ümidi ile onlara dua eden müşriklere de ki: Allah’a ulaşmak için o varlıkların aracılığına ihtiyacınız yoktur. Zira Allah sizlere çok yakındır. Eğer benim peygamberliğime ve tevhide iman ederseniz, sizlere hak ettiğiniz mükâfatı verecektir. Bu nasihati dikkate alıp şirkten vaz geçerseniz, doğru yola ermiş olursunuz.</p>
<p>187: Ey müminler! Oruçlu olduğunuz günlerin gecelerinde eşlerinizle ilişkiye girebilirsiniz. Sizler eşlerinizle et ve tırnak gibisiniz. Birbirinizin en özel hallerini bilir, sırlarını muhafaza edersiniz. Allah, oruçlu olduğunuz ramazan ayında geceleri dahi eşlerinizden uzak durmanın sizin için oldukça zor ve sıkıntılı olduğunu bildiği için size bu ruhsatı vermiştir. Buna göre gece boyunca, yani tan yerinin aydınlığı gece karanlığından iyice ayrılıncaya kadar yiyip içebilir ve eşlerinizle yakınlaşabilirsiniz. Tan yeri ağardıktan sonra artık bu fiilleri kesmeli ve akşam vaktine kadar oruçlu kalmalısınız. Diğer taraftan, mescitlerde itikafa girdiğiniz dönemlerde eşlerinizle ilişkiye girmeyiniz. Bunlar Allah’ın bu hususla ilgili olarak sizlere bildirdiği hükümlerdir. Sakın bunları çiğnemeyiniz. Allah sizlere işte bu şekilde hükümlerini açıklamaktadır ki, O’nun rızasına uygun ameller yapabilesiniz.” (Elik ve Coşkun, Tevhit Mesajı, 2013:64-66).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanlar Kur’an’ı anlamış değil!</strong></p>
<blockquote><p>İmam Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar.</p></blockquote>
<p>Elbette vahyi anlama çabasını bir aya hasretmek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak, mübarek ramazan günlerinde, her zamankinden çok daha uzun ve çok daha derinlikli bir şekilde Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Üstad Cevdet Said’in ifadesiyle, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile günümüz Müslümanlarının tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe bulunmaktadır! Üstada göre, uzunca bir süredir yaşadığımız perişan vaziyet, Müslümanların Kur’an’ı hakkıyla anlamadığının en bariz göstergesidir:</p>
<p>“Maalesef, milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir! Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<em>Rabbü’l-âlemîn</em>” âyetini tam kavrayabilsek, bütün meseleyi çözeceğiz. Ama, maalesef daha Fâtiha Sûresi bile yeterince anlaşılamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em>: kâinat, insanlar ve âhirettir. Bütün Kur’an’ı okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konu etrafında odaklandığını görürüz. Ayağımızı sağlam basarsak, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış ve yaklaşım geliştirebilirsek, sorunlarımız bir bir çözülecek. Hak gelince batıl kendiliğinden yok olacak.</p>
<p>Mesela, Furkan Sûresi’nin son kısmında Rahman’ın kulları anlatılır. Bu sûrede “<em>We câhidhum bihi cihaden kebîra</em>: Onlarla Kur’an yoluyla en büyük cihadını gerçekleştir” buyurulur ve ‘büyük cihad’ın silahla değil, Kur’an’ın yüce mânâ ve hakikatlerini insanlara anlatmak yoluyla yapılması gerektiği anlatılır. Oysa insanlar bu âyeti bu şekilde anlamamış, silah yoluyla cihadın doğru bir yöntem olduğunu zannetmiştir. Oysa cihad, asla ‘insanları öldürmek’ değildir! Bilakis cihad, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir.</p>
<p>İnsanlara ‘lâilahe illallah’ı bile dayatmak caiz değildir. Bunu yeterince anlamazsak, yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz inanış ve davranışlar da yanlış olacaktır. DAİŞ vb. hareketler yanlış bir düşünce üzerine davranışlarını bina ettiği için, doğru bir iş yaptıklarını zannederek yanlış işler yapıyorlar. Oynanan oyunun hakikatini görüp şiddetten uzak durmamız gerekir. Yoksa düşmanlarımız, Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak bazı örgütler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vuracaklar&#8230;” (F.Güngör ve İ.Hasanoğlu, “Allâme Cevdet Said ile Kur’an’ın Sorun Çözme Yöntemi Üzerine”, Öze Dönüş dergisi, Kış 2015, sayı: 1, s.34-42).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı anlayarak okumak ibadettir</strong></p>
<p>Kur’an ayı ramazana hazırlık çabalarına mütevazı bir katkı olması niyazıyla kaleme aldığımız bu yazımızı, merhum Abdulcelil Candan hocanın konumuzla doğrudan alakalı bir makalesinden kısa bir iktibasla bitirelim:</p>
<p>“Kur’an’ı okumaktan gaye, onu düşünerek ve anlayarak okumaktır (Sâd, 38/28). Said b. Cübeyr Kur’an’ı anlamadan okuyanı kör insana benzetir. Bakara Sûresi’nin 121. âyetinde geçen “hakkıyla okumak”tan gaye; lisan, akıl ve kalp üçlüsünün uyumlu birliktelikle gerçekleştirdiği bir okumadır. Lisan güzel telaffuz eder, akıl anlamını bihakkın kavramaya çalışır, kalp ise bu mânâların hizmet ettiği maksatları idrak etmek için tefekkür eder. İmam Cafer es-Sadık da âyetin tefsiri bağlamında şu tespiti yapar: Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır. Yoksa, tefekkürsüz bir ezberleme ve harfler üzerinde zaman geçirme değildir.</p>
<p>Kur’an, kendisini anlamadan okuyanları sağır ve körlere benzetmiştir (Furkan, 25/73). Zerkeşi, “Kur’an okudukları halde Kur’an onları gırtlaklarını geçmez,” hadisinin, Kur’an’ı tecvidle okudukları halde manasını anlamayanlar hakkında olduğunu söyler. Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların içinde bulundukları hazin durumu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlar. İmam Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar. Kısacası, Kur’an’ı anlamadan okumak insana cüzi oranda sevap getirse bile, Kur’an’ın gönderiliş gayesini ve okuma emrinin maksadını gerçekleştirmez&#8230;” (A.Candan, “Ramazanda Kur’an Okumak”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2008, sayı: 2, s.26-30).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
