<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>RAMAZAN BEYHAN Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/ramazan-beyhan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/ramazan-beyhan/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Dec 2019 16:58:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİNİ KORUMAK VE GELİŞTİRMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2019 16:58:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[ÂDİL ŞAHİTLER]]></category>
		<category><![CDATA[ANADOLU İRFANI]]></category>
		<category><![CDATA[AV. AYŞE AKPINAR]]></category>
		<category><![CDATA[AVUKAT AYDIN DURMUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[BAHADIR KURBANOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAĞLAR]]></category>
		<category><![CDATA[GRUP YÜRÜYÜŞ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI GECESİ]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI ÖDÜLLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KADİR BAL]]></category>
		<category><![CDATA[Kardelen Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[MADIMAK OTELİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET YERALAN]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ÖKKEŞ EVREN]]></category>
		<category><![CDATA[RAMAZAN BEYHAN]]></category>
		<category><![CDATA[RECEP VİDİN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞÜKRÜ CAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMAN ARSLANTAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[VEFA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=965</guid>

					<description><![CDATA[“Âdil Şahitler”i Dünyada da Ödüllendirmek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda kabul edildiği gün olması hasebiyle 10 Aralık günü her sene dünyanın dört bir yanında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu çerçevede MAZLUMDER de 07.12.2019 tarihinde İstanbul Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler” temalı bir insan hakları programı gerçekleştirdi. Acımasız zorunlu göçün ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Âdil Şahitler”i Dünyada da Ödüllendirmek</strong></p>
<p>İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda kabul edildiği gün olması hasebiyle 10 Aralık günü her sene dünyanın dört bir yanında çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Bu çerçevede MAZLUMDER de 07.12.2019 tarihinde İstanbul Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler” temalı bir insan hakları programı gerçekleştirdi. Acımasız zorunlu göçün ve sonu meçhul mültecilik serüveninin yol açtığı derin acıları yansıtan sinevizyon gösteriminin ardından İnsan Hakları Okulu dönem mezunlarına katılım belgeleri dağıtıldı, yılın insan hakları ödülleri sahipleriyle buluştu.</p>
<p>Recep Vidin Vefa Ödülü Süleyman Arslantaş’a, Avukat Aydın Durmuş Genç Hukukçu ödülü Av. Ayşe Akpınar’a, İnsan Hakları Basın Ödülü Bahadır Kurbanoğlu’na, Örgütlü Mücadele Ödülü Kardelen Derneği adına Şükrü Can’a, Bireysel Mücadele Dalında ilk ödül Mustafa Ökkeş Evren’e diğer ödül de Mehmet Yeralan ve Kadir Bal’a müştereken takdim edildi (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mülteci çocukların eserlerinden oluşan resim sergisi ve ev yapımı yemeklerin sunulduğu hayır çarşısıyla başlayan MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesi ve Ödül Töreni, Grup Yürüyüş’ün mülteciler için yazılmış ezgileri seslendirmesiyle tamamlandı (<strong>2</strong>).</p>
<p>28 Ocak 1991 tarihinde 54 kurucu üye ile kuruluşu gerçekleştirilen İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), “Kim olursa olsun zalime karşı mazlumdan yana” prensibiyle Türkiye içinde ve dışında insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi için faaliyet yürüten, insan haklarını insan haysiyetiyle ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan, siyasal, ekonomik, sosyal, hukuki, psikolojik, kültürel ve fiili her türlü girişimi “insan hakları ihlali” ve “zulüm” olarak niteleyen, kim tarafından ve kime karşı yapılırsa yapılsın, her türlü haksız muameleye karşı çıkmanın, işkence, aşağılama ve tecavüze karşı mücadele etmenin gerekliliğinden hareketle çifte standartsız bir insan hakları mücadelesinin önemine inanan, mazluma kimliğini sormayan, zulme rıza göstermeyi zulüm sayan bir insan hakları örgütüdür (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Mazlumlara Güvenilir Bir Liman Olmak</strong></p>
<p>MAZLUMDER Genel Başkanı Ramazan Beyhan’ın, derneğin bu yılki insan hakları gecesinde yaptığı açış konuşmasında dikkat çektiği hususları geniş özet halinde aktarmakta yarar görüyorum (<strong>4</strong>):</p>
<p>“… Bu yılki insan hakları gecemizin ana fikri; “Birlikte Yaşamak ve Mülteciler”dir. Çünkü dünyanın hemen her yerinde oranın yerleşik halkının hem kendi aralarında hem de mülteciler ile birlikte yaşama sorunu olduğu gibi birçok hak ihlalinin en başta gelen sebebi de budur. Avrupa Birliği ve ABD dahil tüm Batı dünyasında da aynı sorun yaşanmaktadır. Yabancı düşmanlığı, İslamafobik tutumlar ve ayrıca sığınmacılara karşı tutumları İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilkeleriyle açıkça çelişmektedir: 14. Maddenin 1. Fıkrasına göre “Herkesin zulüm karşısında başka ülkelere sığınma ve bu ülkelerce <strong>sığınmacı muamelesi görme hakkı</strong> vardır.” Ayrıca bu ülkeler, <strong>bölgemizdeki birçok çatışmanın</strong>; milyonlarla ifade edilen mültecilik durumunun ve yüz binlerle ifade edilen ölümlerin, işkence ve idamların doğrudan ya da dolaylı müsebbibidirler!</p>
<p><strong>Yeni Zelanda</strong> ve Tayland baskınları, <strong>Keşmir</strong> sorunu ve <strong>Miyanmar</strong>’daki etnik kıyım, Çin’in <strong>Doğu Türkistan</strong>’da Uygurlu Müslümanlara uyguladığı insanlık dışı yaptırımlar dünyanın gözü önünde devam etmekte olan ağır sorunlardır. <strong>Rusya</strong>’nın isteği doğrultusunda Türki cumhuriyetlerden münferiden ama azımsanmayacak sayıda insanlar ülkelerinden göç etmekte, onlarcası zindanlarda işkence görmekte ve idam edilmektedirler!</p>
<p><strong>Suriye</strong>’de rejime destek veren Rusya sivil alanları bombalamaya hâlâ devam etmekte, milyonlarca Suriyeli insanın mülteci konumuna düşmesine doğrudan sebebiyet vermektedir. Haliç Koalisyonu <strong>Yemen</strong>’de ikinci bir Suriye vakasını yaşatmakta; yaşlılar, kadınlar ve çocuklar saldırıların doğrudan hedefi olmaktadır! <strong>Suud</strong> ailesinin muhaliflere uyguladığı baskı, tutuklama, işkence ve idam gibi uygulamalar, Kaşıkçı olayında olduğu gibi herkesin gözü önünde cereyan etmektedir. <strong>Libya</strong> iç savaşı, Irak ve İran’daki gösterilerin orantısız güç ile bastırılması, <strong>Mısır</strong> darbecilerinin her taraftan destek görmeleri, işkence ve idamlara göz yumulması, Mursi’nin şehadeti… Siyonizmin <strong>Filistin</strong> halkına karşı yaptırımları… Tüm bu hak ihlalleri küresel güçlerin açık desteği ile devam etmekte olup bölgemizi yangın yerine dönüştürdüler…”</p>
<p><strong>Anadolu’nun Birlikte Yaşama Tecrübesini Güncellemek</strong></p>
<p>“Ülkemiz gelince: Çok dinli, çok dilli, çok kültürlü olup asli unsurlardan oluşan yapısı ile birlikte asırlarca dünyanın neresinde olursa olsun <strong>zulümden kaçanların sığındığı bir limandır Türkiye</strong>. Bizler, -adıyla müsemma- bir anne şefkatiyle bizi bağrına basıp kucaklayan Anadolu coğrafyasının çocuklarıyız. Renkleri, dilleri, ırkları, inançları, mezhepleri, fikirleri, düşünceleri, ideolojileri ve gelenekleri farklı olan kardeşleriz, komşularız ve hemşehrileriz. Bu kardeşliğin olmazsa olmazları var. Şöyle ki; acımız bir, sevincimiz bir… <strong>Bir vücudun organları gibi bütünleşmişiz</strong>. Bu ruh dünyasında; “insan, onuru ve haysiyeti ile birlikte dinler ve vicdanlar, canlar ve mallar, aileler ve nesiller, düşünce ve ifade hakları” bütün insanlar için dokunulmazdır. Bu dokunulmazlık, bize yolu düşen için de, bize sığınan için de aynen geçerlidir. Muhacir kardeşlerimizi külfet değil rahmet biliriz… İşimizi ve aşımızı bizden çalan değil, bilakis onları bereket vesilesi biliriz.</p>
<p>Anadolu irfanı haini affetmez, kim olursa olsun zalimden başkasına düşmanlık etmez, mazluma kimliğini sormaz… Mazlumu zalimle asla bir tutmaz. Anadolu irfanında insan “ya dinde kardeşin ya da yaratılışta eşin”dir. Ötekimiz sadece ve sadece zalimdir. Bu erdemli duruşun kaynağı imandır ve en güçlü ilkesi dürüstlüktür. Çünkü biz “<strong><em>el-Emîn</em></strong>”in ümmetiyiz: O (s) bize şunu öğretmiştir: “İmanını haykır ve dürüst ol!” Nitekim <strong>iman ve istikamet</strong> hayatımızın bütün alanlarını ve ilişkilerini belirleyen ve denetleyen, korkularımızı ve hüzünlerimizi ümide dönüştüren temel ilkelerimizdir. Kısaca değindiğim bu durum ve sayamadığım benzeri hususlar, İslam ümmetinin özellikle <strong>Anadolu coğrafyasının</strong> asırlarca yaşadığı ve yaşatmaya çalıştığı zengin <strong>tecrübesi</strong>dir. Bu tecrübenin hukukunu koruyan “adalet” ilkesidir ve sınırlarını belirleyen de yazılı olsun veya olmasın anlaşmalara ve sözleşmelere “vefa” ilkesidir. İşte bunlar Anadolu halklarının bir arada yaşama beyannamesi ya da toplum sözleşmesidir.</p>
<p>Fransız İhtilali ile ümmetin içine giren <strong>ırkçılık fitnesi</strong>, Cumhuriyet dönemiyle başlayan ulusalcı ideolojiler; devlet düzeyinde bahis konusu ettiğimiz bu teamülü kırılmaya maruz bıraksa da toplum bu sözleşmesini sürdürmek için direnmektedir. En büyük organizasyon olan devletten sivil toplum kuruluşlarına kadar, bütün organizasyonları dikey ve yatay ilişkileriyle <strong>Anadolu tecrübesini güncelleyerek</strong> insanlığı içine düştüğü bu ateş dolu çukurlardan kurtarmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Ülkemizde nefes alıp veren <strong>her insanın hak ve özgürlükleri dokunulmazdır</strong>. Hukuk, bütün özel ve tüzel kişilikler için ülkenin her bölgesinde eşit uygulanmalıdır. İnancı, rengi, dini ve dili ne olursa olsun herkes kendi kimliğiyle anayasanın eşit saydığı vatandaşlar olarak tarağın dişleri gibi eşit olmalı, efendi-uşak ilişkisine, ret, inkâr ve asimilasyon heveslilerine asla fırsat verilmemelidir. Dinî ayrımcılık ve Kürt Meselesi de bu perspektifle çözüme ulaşacaktır. Gerek farklı kimliklere ve siyasal rakiplere ve gerekse mültecilere karşı ayrıştırıcı ve ötekileştirici nefret dili terk edilmeli, diplomatik bir dil inşa edilmelidir.</p>
<p>Ülkemize sığınan insanların; vatandaşı olduğu ülkelerce terörist olmakla suçlanması, tek taraflı olarak asla kabul edilmemeli, bu insanlara ve çocuklarına ‘terör kodu’ konulmamalı ve ülkelerine geri gönderilmemelidir. Gözaltına alınmalarından temyiz aşamasına kadar hukukun temel ilkelerinden asla taviz verilmemelidir. <strong>Nezarethaneler, cezaevleri ve geri gönderme merkezleri</strong>nin şartları insani standartlara uygun hale getirilmeli, STK’ların da dahil olduğu heyetler tarafından sıkı bir şekilde denetlenmelidir. <strong>KHK ile işinden olan</strong> insanların mahkemelerce beraat kararı verilmesinden sonra işlerine ivedilikle geri dönmeleri sağlanmalıdır.”</p>
<p><strong>Adalet ve Vefa ile Davranmayı Ahlak Edinmek</strong></p>
<p>“Bu ülkede mali açıdan sıkıntıya giren spor kulüplerine ve ticari şirketlere tanınan kolaylıkların İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tanınmaması eşitlik ilkesine aykırı olup bilim yuvası olan <strong>üniversitelerin çalışmalarına devlet eliyle müdahale</strong>den vazgeçilmelidir. Şiddete bulaşmayan, şiddeti reddeden dinî, sosyal ve kültürel vakıf ve diğer STK’ların <strong>barışçıl gösteri</strong> ve basın açıklaması haklarını kısıtlamak, orantısız güç kullanmak, itibarsızlaştırılmasına sessiz kalmak toplumsal barış ve huzuru, keza bir arada yaşamayı zorlaştırdığı için bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. <strong>28 Şubat</strong> <strong>süreci</strong>nde darbeci aktörlerin mağdur ettiği Sivas mağdurları ilerlemiş yaşlarına rağmen hâlâ cezaevindedirler. Bu insanların yeniden yargılanmalarını talep ediyoruz… Alevi vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin vicdanına sesleniyorum:</p>
<p><strong>Madımak </strong>otelini yakan el ile <strong>Başbağlar</strong>’da bir o kadar insanı katleden el aynı eldir. Bir o kadar insanı ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm eden ve adeta ölüme terk eden, bu arzularına yargıyı alet eden el de aynı eldir. O halde acılarımızın üzerinden vesayet kuranlara birlikte dur demek insanı vazifemizdir.</p>
<p>İktidarıyla muhalefetiyle, resmî ve sivil kurumları ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşları olarak, aynı şekilde yeryüzünün neresinde yaşıyorlarsa yaşasınlar, devlet veya STK olsun, gelin hep birlikte <strong>Nahl</strong> Suresi’nin adaleti emreden <strong>90</strong>. ayetinden 100. ayetine kadarki bölümünü yeniden okuyalım ve üzerinde düşünelim. Orada şunu açıkça göreceğiz ki; <strong>adalet ve vefa ilkeleri</strong> şiddetle vurgulanmaktadır. Bu ayetlerde, bu iki ilkeden sapanlar ya da bu ilkeleri istismar edenler; ipini sapasağlam eğirdikten sonra tekrar bozan bunamış bir kadına benzetilmektedir. Keza çıkar ve menfaat uğruna anlaşmalara uymaktan imtina edenlerin sağlam basan ayaklarının kayacağı ve bir daha bellerini doğrultamayacakları haber verilmektedir.</p>
<p>Rabbimizin barış ve huzur dolu, erdemli ve tertemiz bir hayatı yaşatma vadine ulaşmak için; inanmış erkekler ve kadınlar olarak; adalet ve vefa ilkesine bağlı kalarak salih işler yapmak dileğiyle…”</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li><strong>Mazlumder İnsan Hakları Ödülleri Sahiplerini Buldu. </strong>https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570084363109590/, 07.12.2019.</li>
<li><strong>Mazlumder İnsan Hakları Gecesi</strong> ve İnsan Hakları Ödül Programı Gerçekleşti. https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570055799779113/, 07.12.2019.</li>
<li><a href="http://mazlumder.org/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65">http://<strong>mazlumder.org</strong>/tr/main/pages/hakkimizda-biz-kimiz/65</a>, 07.12.2019.</li>
<li>Ramazan Beyhan; “<strong>Mazlumder 2019 İnsan Hakları Gecesi Açış Konuşması</strong>”. Bağlarbaşı Kültür Merkezi, İstanbul, 7 Aralık 2019. https://www.facebook.com/689438441174201/posts/2570348476416512/, 07.12.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/insan-hak-ve-ozgurluklerini-korumak-ve-gelistirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SURİYE’DE TUTSAK KADIN VE ÇOCUKLAR ÖZGÜR OLANA DEK ÇALIŞMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadin-ve-cocuklar-ozgur-olana-dek-calismak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadin-ve-cocuklar-ozgur-olana-dek-calismak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2019 14:25:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[1820 SAYILI KARAR]]></category>
		<category><![CDATA[BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KURULU]]></category>
		<category><![CDATA[BMGK]]></category>
		<category><![CDATA[BÜLENT YILDIRIM]]></category>
		<category><![CDATA[Cenevre Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD GÖKDEMİR]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ESİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[GAMZE ÖZÇELİK]]></category>
		<category><![CDATA[HUKUKÇULAR DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İHAK]]></category>
		<category><![CDATA[İHH İNSANİ YARDIM VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARI VE MAZLUMLAR İÇİN DAYANIŞMA DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları ve Adalet Hareketi]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN ESİRLER]]></category>
		<category><![CDATA[KADRİYE SINMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜR DÜŞÜNCE VE EĞİTİM HAKLARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜRDER]]></category>
		<category><![CDATA[RAMAZAN BEYHAN]]></category>
		<category><![CDATA[SAİHA EL-BARUDİ]]></category>
		<category><![CDATA[SNHR]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYE İNSAN HAKLARI AĞI]]></category>
		<category><![CDATA[SURİYELİ KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[UHUB]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI HUKUKÇULAR BİRLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI MÜLTECİ HAKLARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[UMHD]]></category>
		<category><![CDATA[YAİDER]]></category>
		<category><![CDATA[YARBAY SÜLEYMAN CUMA]]></category>
		<category><![CDATA[YERYÜZÜ ADALET VE İNSAN HAKLARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[YERYÜZÜ ÇOCUKLARI DERNEĞİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=816</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye genelinde aktif faaliyet gösteren 10 Sivil Toplum Kuruluşu, Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Suriye hapishanelerindeki kadınların ve çocukların derhal serbest bırakılması için “Son Kadın ve Çocuk Özgür Oluncaya Dek” sloganıyla Türkiye ve dünya kamuoyuna bir çağrı yaptı. 10 Aralık 2018 tarihinde İstanbul’dan yapılan çağrıda, hapishanelerde şiddete maruz bırakılan kadın ve çocukların bir an önce [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye genelinde aktif faaliyet gösteren 10 Sivil Toplum Kuruluşu, Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Suriye hapishanelerindeki kadınların ve çocukların derhal serbest bırakılması için “<strong>Son Kadın ve Çocuk Özgür Oluncaya Dek</strong>” sloganıyla Türkiye ve dünya kamuoyuna bir çağrı yaptı. 10 Aralık 2018 tarihinde İstanbul’dan yapılan çağrıda, hapishanelerde şiddete maruz bırakılan kadın ve çocukların bir an önce serbest bırakılması talep edildi.</p>
<p><strong>Tutsak Kadın ve Çocuklar Sorununa Dikkat Çekmek</strong></p>
<p>İHH İnsani Yardım Vakfı, İnsan Hakları ve Adalet Hareketi (İHAK), Uluslararası Mülteci Hakları Derneği (UMHD), İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği (ÖZGÜRDER), Yeryüzü Çocukları Derneği, Uluslararası Hukukçular Birliği (UHUB), Yeryüzü Adalet ve İnsan Hakları Derneği (YAİDER) ve Hukukçular Derneği’nin ortaklaşa gerçekleştirdiği basın açıklamasına eski oyuncu Gamze Özçelik ve çok sayıda katılımcı da destek verdi.</p>
<p>Yapılan basın toplantısında, Mart 2011’den 2017 sonuna kadar tespit edilebilen tutuklu kadın sayısının <strong>13.581</strong> olduğu, Suriye rejim güçleri tarafından halen hapishanelerde tutulan kadın sayısının ise <strong>6.736</strong> olduğu açıklandı. Hapishanelerde tutulan kadınların ve çocukların, yıllardır şiddet gördüğü, cinsel saldırıya ve tecavüze uğradığı, işkenceyle öldürüldüğüne vurgu yapıldı.</p>
<p>Uluslararası anlaşmalara göre kadınların ve çocukların savaşlarda asla pazarlık konusu yapılmaması gerektiğine dikkat çekilen toplantıda Suriye ve Bosna-Hersek’te savaş zamanı hapishanelere atılan ve kötü muamelelere uğrayan bazı kadınlar da yaşadıkları acıları ve verdikleri mücadeleyi anlattılar.</p>
<p>Basın toplantısında İHH İnsani Yardım Vakfı adına konuşan Bülent Yıldırım özetle şu hususları dile getirdi: “Suriyeli kadınların dramlarına dikkat çekmek için daha önce dünyanın her yanından 10 bin kadın bir araya geldi ve bir <strong>Vicdan Konvoyu Hareketi</strong> gerçekleştirdi. Bu durumu halklara ve devletlere iyi anlatmalıyız. Bu acıları ve çatışmaları vicdan sahibi insanlar olarak hep beraber durdurmalıyız. Bu konu Astana ve Cenevre’de bir numaralı konu olmalıdır. Vicdan sahibi herkese sesleniyoruz. Bu kadınların ve çocukların durumunu gündeme getirmek için herkes çalışmalı ve gayret göstermelidir. Buradan Suriye rejimine de bir çağrı yapıyoruz. Suriye’deki tüm hapishanelere gözlemci olarak gitmek istiyoruz. Hapishaneler uluslararası kurumların gözlem ve denetimine açık hale getirilsin. Suriye hapishanelerindeki kadınların ve çocukların çektiği acılar bütün Müslümanların ayıbıdır. Bu ayıbı ortadan kaldırmak için herkese büyük görev düşüyor.”</p>
<p>MAZLUMDER adına açıklama yapan Genel Başkan Ramazan Beyhan ise özetle şu vurguları yaptı: “İnsan Hakları Bildirgesi ne yazık ki sadece Batılı insanlar için söz konusudur ve onların çıkarlarını korumaktadır. Suriye’de yaşanan kötü durum ve işkence devam ediyor, ölümler sürüyor. Bu konu uluslararası alanda çok gündeme gelemiyor. Suriye’de insanlık, kültür ve sanat dahil olmak üzere <strong>her şey yok edildi</strong>.  Herkes bu sorunun çözümü için çaba göstermelidir.”</p>
<p>Toplantıya katılan Bosnalı ve Suriyeli eski kadın tutsaklar, savaş döneminde yaşadıkları acıları basın mensuplarına anlattı. STK’lar adına İHAK Genel Başkanı Av. Cihad Gökdemir’in okuduğu aşağıdaki basın açıklamasına (<strong>1</strong>) eski kadın tutsaklardan bazılarının yaşadıkları acıklı hikayeler de eklendi.</p>
<p><strong>Suriye Zindanlarındaki Kadın ve Çocukların Çığlıklarını Duymak</strong></p>
<p>“Suriye’de 8 senedir devam eden savaşta <strong>resmî</strong> rakamlara göre <strong>20 bini çocuk</strong> olmak üzere <strong>450 bin</strong>den fazla insan öldü; 150 bin kişiden haber alınamıyor. On binlerce insanın da hapishanelerde işkence gördüğü tahmin ediliyor. Hapishanelerde binlerce kadın ve çocuk olduğu biliniyor. Ancak bu sayıların tespit edilemeyen vakalarla beraber çok daha fazla olduğu kabul ediliyor.</p>
<p>Suriye’yle ilgili faaliyet gösteren uluslararası STK’lar, BM 73. Genel Kurul toplantısında, “Suriye&#8217;deki savaşın başlamasından bu yana 210 bin kişinin tutuklandığı, 85 bin kişinin kaybolduğu ve 14 bin kişinin hapishanelerde işkence gördüğünü” bildirmişlerdir. Uluslararası raporlarda hapislerde binlerce insanın öldürüldüğü de belirtiliyor.</p>
<p>Suriye insan hakları kuruluşlarının son verilerine göre Mart 2011’den 2017 sonuna kadar Suriye’de tutuklu kadın sayısı, daha önce hapishanelere girmiş-çıkmış ve halen tutuklu bulunan kadınlarla birlikte <strong>13.581</strong>’dir. Halen hapishanelerde bulunan kadın tutuklu sayısı ise <strong>6.736</strong>’dır. Tutuklu kadınlardan 6.319’u yetişkin, 417’si ise<strong> çocuk</strong>tur. 55 kadın gördüğü işkenceden dolayı hayatını kaybetmiştir. Ancak bu rakamlar tespit edilebilen kişileri ifade etmektedir. Bazı kaynaklar halen Suriye’de farklı istihbarat merkezleri ve cezaevlerinde <strong>16 bin</strong> kadın ve çocuğun tutulduğunu rapor etmektedir.</p>
<p>Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) kayıt altına alınan tutuklamalardan derlediği bilgilere göre çatışan taraflara ait gözaltı merkezlerinde en az 8.633 kadın tutuluyor ve akıbetleri meçhul. Bunların 7 bini Esed rejimine ait cezaevlerinde yargılanmaksızın alıkonuluyor. Tutuklu kadınların yaşadığı en büyük mağduriyetlerin başında cinsel içerikli şiddet ve <strong>tecavüz vakaları</strong> gelmektedir. Suriye rejiminin güvenlik güçleri, istihbarat birimleri ve rejime bağlı militanlar, kadın tutuklulara karşı cinsel içerikli şiddeti ve tecavüzü bir <strong>savaş ve sorgu silahı</strong> olarak kullanmaktadır. Kadınlara yönelik bu tür uygulamalar, rejim güçlerinin elinde muhalif kadınları sindirmek veya eşleri üzerinden çatışmaya yön vermek amacıyla askerî-siyasi stratejinin bir parçası haline getirilmiştir.</p>
<p>SNHR verileri, rejim güçlerinin gözaltı merkezlerindeki en az 864 kadına ve 18 yaş altındaki en az 432 kız çocuğuna yönelik <strong>7.699 tecavüz</strong> vakasına karıştığını bildiriyor. Ancak gerçekte tutuklu ve tecavüz edilen kadın sayısının bu rakamların çok üzerinde olduğu biliniyor. Bunun nedeni tutuklamaların çoğunun kayıt altına alınmadan gerçekleştirilmesi ve tecavüz mağduru kadınların sessiz kalmak zorunda bırakılması.</p>
<p>Yaşadıkları zulmü aktaran kadınların anlattıklarından, kadınların erkeklerle aynı hapishanelere konulduklarını, küçücük hücrelerde 30 kadının birlikte tutulduklarını, bazılarının yanında iki yaşına bile ulaşmamış bebeklerin bulunduğunu, sorguları sırasında rejim görevlerinin istedikleri cevapları vermeyen kadınların ya tecavüzle tehdit edildiğini ya başka bir kadına tecavüzün seyrettirildiğini ya da kendisinin tecavüze maruz kaldığını, bazı vakalarda da bir kadının birden fazla kere bu menfur olayı yaşamak zorunda bırakıldığını öğreniyoruz. Bu süreçlerde bazı kadınların hamilelik ve büyük travmalar yaşadığı raporlara yansıyor.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu (BMGK) 19 Haziran 2008 tarihinde yayımladığı 1820 sayılı kararda; “savaşın hâkim olduğu coğrafyalarda kadınlara ve kız çocuklarına karşı uygulanan cinsel içerikli şiddeti savaş suçu, <strong>insanlığa karşı işlenmiş bir suç</strong> ya da soykırıma temel teşkil eden bir davranış” şeklinde tanımlamıştır. BMGK’nın aynı oturumunda cinsel istismar, “bir halk ya da etnik grubun sivil üyelerini aşağılamak, onlar üzerinde hâkimiyet kurmak, korku yaratmak ve neticede onları yerlerinden etmek amacıyla kullanılması” sebebiyle bir “savaş aracı” olarak tanımlanmıştır.</p>
<p>Ayrıca savaş zamanlarında sivillerin korunmasına yönelik imzalanan Cenevre Sözleşmesi’ne göre <strong>kadın ve çocukların namusları</strong> koruma altına alınmıştır. Anlaşmanın 27. maddesine göre, “kadınlar namuslarına taarruz, bilhassa ırzlarına tecavüz, fuhşa ve her türlü cinsel hareketlere maruz kalmaktan korunacaktır” denmektedir.</p>
<p>Her ne kadar bu kararlar Suriye Savaşı’ndan çok önce alınmış olsa da uluslararası kamuoyu bugüne kadar ne Suriyeli kadınları ve çocukları insanlık onurunu ayaklar altına alan bu savaş aracından koruyabilmiş ne de bu suçu işleyenleri cezalandırabilmiştir!</p>
<p>Son yüzyıl içerisinde iki dünya savaşı da dahil olmak üzere yaşanan hiçbir savaşta Suriye’deki kadar <strong>uzun süreli kadın ve çocuk esareti</strong> yaşanmamıştır!</p>
<p>Suriye’de savaşın ve sebep olduğu problemlerin çözümü için uluslararası toplantıların arttığı son aylarda, “hapishanelerdeki kadın ve çocuk tutuklu ve mahkûmların serbest bırakılması” meselesinin en ivedi çözülmesi gereken konu olduğunu hatırlatıyoruz. “Kadınlar ve çocuklar savaşların malzemesi olamaz, pazarlık konusu yapılamaz ve silah olarak kullanılamaz!”</p>
<p>Bu noktada uluslararası toplantıların aktörlerinden olan Rusya ve İran’a da büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu ülkeler Suriye’de cezaevlerinde tutulan kadın ve çocukların <strong>pazarlık konusu yapılmadan</strong> serbest bırakılması için harekete geçmelidir. Suriye’de yaşanan savaş bittikten sonra bu konuda sorumluluğu olan herkes uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınan sivillere ve özellikle kadın ve çocuklara yönelik savaş suçları için adaletin karşısına çıkmaktan kaçamayacaktır.</p>
<p>Bizler, Suriye hapishanelerinde 8 yıldır işkence gören, taciz edilen ve tecavüze uğrayan kadın ve çocukların bir an önce serbest bırakılması için vicdan sahibi herkese çağrı yapıyoruz. Kadınların ve çocukların acılarının bitmesi, özgürlüklerine kavuşmaları ve yeniden hayata kazandırılmaları için Türkiye ve dünya kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz. Kadınlar ve çocuklar savaşların malzemesi olamaz, pazarlık konusu yapılamaz ve silah olarak kullanılamaz!”</p>
<p><strong>Suriye Hapishanelerinden Kurtulan Kadınların Tanıklıklarını İhbar Kabul Etmek</strong></p>
<p>Tecavüzün, fiziksel ve psikolojik türlü işkencelerin olağanlaştığı, <u>yeraltında gizli hapishanelerin kurulduğu</u>, haksız yere usulsüzce tutuklanan insanların uyuma, beslenme, temizlenme, ihtiyaç giderme gibi zaruri ihtiyaçların bile engellendiği, işkence, açlık ve pislikten insanların can verdiği, cesetlerin köpeklere yedirildiği veya <u>dev kıyma makinalarında öğütülüp kanalizasyon çukurlarına atıldığı</u> Suriye cehenneminden kurtulabilen bazı kadınların yürek yakan tanıklıklarından sadece dördünü sansürleyerek iktibas etmekle yetinelim:</p>
<p>“İsmim 11. Bu bana hapishanede verilen isim. Esed’in koruduğunu iddia ettiği azınlıklardan birine mensubum. Belki de azınlık olup da Esed taraftarı olmamak benim ikinci suçumdu. Abluka altındaki bölgelere tıbbi malzeme, yardım ve bebekler için süt yolluyordum. Bu en az 20 yıl hapiste kalmak ve müebbet hapis cezası yemek için yeterli bir suçtu… Hapishaneden çıkalı bir sene olmasına rağmen hala etkisinden kurtulamadım. Fiziksel olarak buradayım ama psikolojik olarak ben hâlâ 5 yıldır annesi, kardeşi ve büyükannesiyle birlikte hapsedilen çocuklarla birlikte oradayım. Ailesinden birisi rejimin yanında değil de diğer tarafta olmayı seçti diye hapsedilen, üç yaşındayken gözaltına alınan ve beş yıldır hapishanede tutulan bir çocuk… Orada en büyük ve <u>en güzel düşleri ölüm olan insanlar var</u>! Bu caninin işlediği suçlara ve sadistliğine son vermenizi istiyorum.” (Onbir).</p>
<p>“İki çocuk annesiyim. Eşimle Beyrut’a giderken yoldaki bir kontrol noktasında gözaltına alındım. Başörtümü çıkarmayı reddettiğim için ilk etapta işkence gördüm. Herkesin gözü önünde tecavüze maruz kaldım. 55 yaşındaki bir kadına dahi tecavüz edildi! 9. sınıfta bir kız çocuğu vardı. Ona odadaki herkesin gözü önünde 6 kişi tecavüz etti! Gecelerimiz ayrı bir cehennem gibi geçiyordu. Askıya asıyorlardı bizi. Bayılınca askıdan indirip yerdeki suya elektrik vererek tekrar ayıltıyorlardı. Her sabah işkence, akşamında tecavüz! Kimse bizi duymadı. Gece saat 12’den sonra neler olurdu bir bilseniz! Komutan Süleyman, en güzel kızları seçip odasına getirtirdi. Ofisinde 2 oda vardı. Arka oda tecavüz odasıydı. Tecavüze uğrayan bir kız hamile kaldı. Hamileyken de tecavüze uğruyordu. 6. ayında doğum yaptı. Annesinin gözü önünde bebeğe kurşun sıkıp öldürdüler! O kız <u>aklını oynattı</u>! Şimdi ailesi onu iple bağlıyor! Cezaevlerindeki insanların açlıktan kemikleri dışarı çıkmış, dövülmekten yaşlanmış, hareket eden cesetler gibiydiler. Odalardan sadece ölüm ve ceset kokusu alıyordum…” (Saiha el-Barudi, Hama).</p>
<p>“Rejim askerleri, muhaliflere yardım ettiği gerekçesiyle kız kardeşimi almaya gelmişti. Onlara kardeşimi teslim etmediğim için beni de içeri attılar. 100 gün hapiste kaldık. Konuşmayınca işkenceye başladılar. Her bir gün yüz sene gibi geldi bize. Bazen aynı hücrede tuttular, bazen de tek hücreye attılar bizi. Bize çok işkence ettiler. Kırbaçlarla vurduklarında korkup büzülüyordum. Ona tecavüz ederken bana, bana ederken de ona izletiyorlardı! Bir gün beni havaya atıp yere bıraktılar, hem belim hem de ayağım kırıldı. On üç gün bilinç kaybı yaşadım. Uyandığımda kız kardeşimi kanlar içinde gördüm. Ona da aynı şeyleri yaptıklarını anladım. Kız kardeşime işkence yaparlarken bana yardım etmem için yalvarıyordu, ama ben hiçbir şey yapamıyordum. Günlerce yemek vermedikleri oluyordu, verdiklerindeyse pilav veya makarnayı suda ıslatıyorlardı, içi böcek dolu oluyordu. Sonunda kardeşim de ben de hapisten çıktık ama yaşadıklarımızdan sonra birbirimizin yüzüne bakacak halimiz kalmadı. Birlikte yaşayamaz olduk. Kardeşim bir Avrupa ülkesine gitti. Ben de Türkiye’ye geldim.” (Mariye, Şam).</p>
<p>“Evli ve 3 çocuk annesiyim. 3 Ağustos 2012’de evime düzenlenen baskın sonucunda tutuklandım. İşkenceleri üç gün aralıksız ve şiddetli bir şekilde devam etti. Sorgulama öğleden sonra saat ikide başlayıp akşam sekize kadar sürüyordu. Her gün tutuklu kadınlardan ikisi Yarbay Süleyman Cuma’nın ofisine götürülüyordu. Bu ofiste iki yatak, tuvalet ve içi alkollü içeceklerle dolu bir dondurucu vardı. Dördüncü gün küfür ve darp ile sorgulamanın ardından akşam saat dokuz sularında benim gibi tutuklu olan genç kızlardan biriyle birlikte Yarbay Süleyman’ın ofisine götürüldüm. Yarbay Süleyman ve arkadaşları tarafından bize dönüşümlü bir şekilde tecavüz edildi! Bir taraftan “İşte istediğiniz özgürlüğü size veriyoruz köpekler!” diyerek alay ediyordu. Bana ve diğer genç kızlara yaptığı bu çirkin fiil 24 gün boyunca devam etti. Hama’daki özgür ordudan bir tabur ile tutuklu bulunduğum şubenin görevlileri arasındaki mübadele anlaşması esnasında serbest bırakıldım. Bana yapılanları ömrüm boyunca unutmam. Ne olursa olsun, hakkımı onlardan alacağım.” (Mariye, Hama).</p>
<p>Suriye’de Şubat 2019 başı itibarıyla yaşama hakkı başta olmak üzere canice devam ettirilmekte olan çocuk hakkı ihlalleri konusunda, Kadriye Sınmaz’ın hazırlayıp İNSAMER’in yayımladığı “Suriye’de Çocuk Hakkı İhlalleri” raporunu incelemeyi tavsiye ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>www.<strong>amerikaninsesi</strong>.com/a/suriyede-tutuklu-kadin-ve-cocuklarin-serbest-birakilmasi-cagrisi/4694224.html, 10.12.2018.</li>
<li><strong>ihh.org.tr</strong>/haber/stklardan-suriye-zindanlarindaki-kadin-ve-cocuklar-icin-cagri, 10.12.2018.</li>
<li><strong>mazlumder</strong>.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/suriye-hapishanelerindeki-kadinlarin-ve-cocuk/13410, 10.12.2018.</li>
<li><strong>Suriyeli Kadınlar: Bitmeyen Acılar, Kaybolmayan Umutlar</strong>. İHH İnsani Yardım Vakfı, İstanbul 2015, 48 s. www.ihh.org.tr/yayin/suriyeli-kadinlar-bitmeyen-acilar-kaybolmayan-umutlar, 13.04.2015.</li>
<li>Kadriye SINMAZ; <strong>Suriye’de </strong><strong>Ç</strong><strong>ocuk Hakkı </strong><strong>İ</strong><strong>hlalleri</strong>, İNSAMER, Araştırma No: 94, İstanbul, Şubat 2019, 10 s. https://insamer.com/tr/suriyede-cocuk-hakki-ihlalleri_1998.html, 13.02.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suriyede-tutsak-kadin-ve-cocuklar-ozgur-olana-dek-calismak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
