<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>psikoloji Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/psikoloji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/psikoloji/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Apr 2019 18:41:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>FİKRÎ PROBLEMLERİMİZİ TÜM BOYUTLARIYLA GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fikri-problemlerimizi-tum-boyutlariyla-gorebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fikri-problemlerimizi-tum-boyutlariyla-gorebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2017 09:36:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Kevâkibî]]></category>
		<category><![CDATA[Âfâq Cezâiriyye]]></category>
		<category><![CDATA[Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak ve töre]]></category>
		<category><![CDATA[ahlaki felc]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[Bin Nebî]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayirli]]></category>
		<category><![CDATA[el-qâbiliyye li’l-isti’mâr]]></category>
		<category><![CDATA[es-Sırâ’u’l-Fikrî fi’l-Bilâdi’l-Musta’mera]]></category>
		<category><![CDATA[Fevziye Bariun]]></category>
		<category><![CDATA[Fî Mehebbi’l-Ma’reke: İrhâsâtü’s-Sevre]]></category>
		<category><![CDATA[Fikratu Kamûnwîlth İslamî]]></category>
		<category><![CDATA[Haksöz Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[İlmu’l-Kelâm]]></category>
		<category><![CDATA[Islah Projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ıslahatçı hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sorunu ve Bir Toplumun Doğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel boşluk]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman ruhumüslüman ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistlerin Eserleri ve Çağımız İslam Dünyasına Etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif davranış]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Şekip Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürge Ülkelerde Fikir Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürüye Elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyolog]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[Zihnî Engellerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=584</guid>

					<description><![CDATA[Altmışsekiz yıllık ömrünün büyük bir bölümünü İslam ümmetinin problemlerini anlamaya ve bu problemleri en doğru şekilde analiz ederek bunlara kalıcı çözümler üretmeye adayan Cezayirli büyük düşünür Mâlik Bin Nebî’nin (28 Ocak 1905-31 Ekim 1973), İslam âleminin yaşadığı krizden çıkabilmesi için yarım asır önce ortaya koymuş olduğu acı ama gerçekçi tespit ve teklifler hâlen geçerliğini korumaktadır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Altmışsekiz yıllık ömrünün büyük bir bölümünü İslam ümmetinin problemlerini anlamaya ve bu problemleri en doğru şekilde analiz ederek bunlara kalıcı çözümler üretmeye adayan Cezayirli büyük düşünür Mâlik Bin Nebî’nin (28 Ocak 1905-31 Ekim 1973), İslam âleminin yaşadığı krizden çıkabilmesi için yarım asır önce ortaya koymuş olduğu acı ama gerçekçi tespit ve teklifler hâlen geçerliğini korumaktadır. Fevziye Bariun, 1992 yılında Malezya’da neşrettiği İngilizce uzun makalesinin sonunda Bin Nebî’nin gözüyle Müslümanların düşünsel sorunlarını derli toplu şekilde tasnif etmiş ve üstadın çözüm önerilerini sunmuştu. Bu makalenin son kısmını, Haksöz Dergisi’nde 1999 yılında yayımlanan çeviriden okuyalım:</p>
<p><strong>Dağılmanın Dış Etkenleriyle Avunmayı Bırakıp İç Etkenlerine Odaklanmak </strong></p>
<p>“Mâlik Bin Nebî’nin ümmetin <strong>problemler</strong>ine ilişkin keskin araştırmaları üç temel boyutta özetlenebilir:</p>
<p><strong>1. Metodolojik Boyut: </strong>Din, her medeniyette insanlığa, zamana ve toprağa medeniyet dairesini başlatması için bir kıvılcım veren bileşik olarak temel bir araçtır. Bin Nebî’nin <strong>din</strong> anlayışı, zorunlu ayinlerden öte bir şeydir. Tersine kültürel ve ahlaki sistemlerin her detayını kapsayan canlı bir ideolojidir (Şurût, 61-72).</p>
<p>Islahatçı ve modernist akımları incelerken Bin Nebî, Afgani ve Abduh’la başlayan <strong>ıslahatçı hareket</strong>in yalnızca müslümanlara <u>savunmacı ve haklı gösterici</u> siper temin etmekle meşgul oldukları sonucuna varmıştır. Ona göre, liderleri İslam’ın ideolojik gücünü kavramadıklarından, hareketleri İslam’ın sosyal fonksiyonunu geri getirememiştir.</p>
<p>Abduh’un skolastik metodolojiyi (<em>İlmu’l-Kelâm</em>) ıslah çabaları müslümanların acıklı sosyal, ahlaki ve düşünsel durumlarına çare üretemedi. Bin Nebî, kelam ilmine olan bu ilgiyi “ümmete çok zararlı bir şey” (Vichet, 35) olarak görmüştür. Ona göre, Muvahhidîn sonrası kişisi, doktrinini asla terk etmemiştir (Vichet, 55). Bunun anlamı, gerçek sorun “müslümanların inançlarını nasıl öğretecekleri değil, tersine <u>inancın sosyal etkisinin nasıl geri getirileceği</u>ydi.” Diğer bir ifadeyle Bin Nebî, sorunun Allah’ın varlığının müslümanlara ispatı olmadığını, tersine O’nun varlığının bir enerji kaynağı olarak bireyin ruhunu doldurmasının ve bunun bir anlam ifade etmesinin nasıl başarılacağını tartışmıştır (Vichet, 55).</p>
<p>Bin Nebî, metodolojik ve bilimsel düşünmekten yoksun oldukları için ıslah hareketi entelektüellerinin sıkça dış düşmanları eleştirdikleri ve <strong>dağılmanın iç etkenleri</strong>ni ihmal ettikleri düşüncesindeydi (Vichet, 49). Mesela, Şekip Arslan, Abdurrahman Kevâkibî ve Ahmed Rıza’nın yazıları sadece <u>özür dileyici</u> ve <u>savunmacı</u>ydı.</p>
<p>Bin Nebî, modernist akımın da daha iyi olmadığını düşünür. Temel olarak Batılı işgalciler döneminde “toplum dengesini kaybetmişken geliştiğinden modernizme kayanlar” öğeleri(ni) “sömürge okulundan aldılar.” (Vichet, 67-80).  Modernistler, gelişimin dış ve yüzeysel modellerini yaydılar. Maddi şeyler (varlıklar) yığını müslüman kültürde önceden hâkim olan <strong>nitelik</strong> yerine <u>nicelik</u> kavramını somutlaştırdı. Bin Nebî, modernistlerin de ıslahatçılar gibi hedeflerin ve araçların tasavvurundan ve besleyici bir teoriden yoksun olduklarını düşünür. Modernistlerin temel ilgisi -müslüman dünyayı siyasi kargaşadan kurtarmak gibi- siyasi bir yaklaşımdı. Üstelik bu ilgi, Avrupa sisteminden <u>ödünç</u> alınmıştı. Bu yüzden de müslüman bireyin <u>gerçek sorununa odaklaşmadı</u> (Vichet, 77).</p>
<p>Düşünsel ve psikolojik düzeyde Muvahhidîn sonrası toplumu, “İslam mükemmel bir dindir.” gerçeğini kabul etmiştir. Bu ifade, toplumun bilincinde “biz müslümanız, dolayısıyla biz de mükemmeliz” <strong>mantıksal yanlış</strong>ını doğurdu (Vichet, 93). Bu metodolojik kusur, Bin Nebî’nin “ahlaki felç” dediği şeyle sonuçlandı. Batı medeniyetinin çöküşünü, değerler sisteminin ve sosyal yapısının hemen hemen tamamen bozulmasını mutlu bir şekilde kabul ve itiraf eden birçok çağdaş yazılarda, bu felcin örnekleri mevcuttu. Bu yazılar, safça İslam ve müslümanların Batı felsefesi ve medeniyetinin yerini almaya yetkin olduğunu bildiriyorlardı. Fakat Bin Nebî ve diğerlerinin de açıkladığı gibi, İslam’ın ideolojik gücünü kendi toprağında geri getirmeden ve <strong>müslüman ruhu</strong> ve mantaliteyi esaslı bir şekilde eski sıhhatine kavuşturmadan böyle bir <u>yerine geçme</u> mümkün değildi.</p>
<p>Müslümanların <strong>ahlaki felc</strong>e uğramalarının temel sebeplerinden birisi, kendi tarihsel daireleriyle mantıki bir ilişki kurmamalarıdır. Bin Nebî, müslümanların hicrî 1367’de değil, miladi 1948’de yaşadıklarına inandıklarını yazdığı yerde -Şurûtu’n-Nahda isimli eserinde- bu acı gerçekten yakınır. Bu yanlış perspektif “İslami sorun”u, kendi tarihî genel durumuna değil, Batı medeniyeti çatısı altına yerleştirdi (Vichet, 34). Bin Nebî, örnek olarak Marakeş ve Semerkant’ın her ikisinde de yılan büyücülerinin varlığını verir ve incelendiğinde hiçbir kaza görülmediğini ifade eder. Bu olgu büyük ölçüde “Cezayir’in sorunu” ve “Cava’nın sorunu” diye adlandırılan şeyin aslında “İslami bir sorun” olduğunu gösterir. Dolayısıyla bu sorunu kendi tarihî alanında tartışmak önemlidir (Vichet, 35).</p>
<p>Müslüman toplum içinde farklı <strong>sorunlar</strong>, okuma yazma bilmemek, yoksulluk ve dış işgal gibi önceden belirlenmiş kategorilerle tasnif edilegeldi. Çözümleri de kolaydı: Bilgi veya eğitim, zenginlik veya ekonomik gelişme ve bağımsızlık. Bununla birlikte çağdaş müslüman dünyada tarihî gelişmeler, Bin Nebî’nin tahminleriyle karşılaştı: Çözümler, <u>değişimin psiko-sosyal öğeleri</u> görmezden gelinirse sonunda geçersiz olacaktı.”</p>
<p><strong>Sömürüye Elverişlilikten ve Zihnî Engellerimizden Kurtulabilmek</strong></p>
<p><strong>“2. Psikolojik Boyut: </strong>Muvahhidîn sonrası bireyi, Bin Nebî’nin tasvir ettiği gibi birçok psikolojik özürden kaynaklanan toplumunun hastalık ve acılarının mikrobunu taşır. Birey <u>ahlaki, sosyal, felsefi ve siyasi iflasla dolu</u> bir atmosferde şekillenmiş “hasta bir ruh”a sahiptir (Vichet, 36-37). Bu birey, Bin Nebî’nin “sömürülebilirlik” (sömürülmeye müsait hâle gelme) (<strong><em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong>) dediği hastalığa yakalanmıştır. Oysa Batının müslüman dünyayı işgali temelde sömürgeleştirmenin dış etkenleri yüzünden değildi, tersine iç müsaitliktendi. Bin Nebî’nin ifadesiyle, sömürüye bir siyasetçi gibi değil bir <strong>sosyolog</strong> gibi bakılmalıdır (Vichet, 102). Sömürüye uygun olma (sömürülebilirlik); <u>kendini yok etme, aşağılık kompleksi ve sosyal atomizm</u> ile sonuçlanır ve etkinlik bütün düzeylerde minimumdur. Sömürge otoriteleri bu özellikleri besler ve çıkarları için kullanırlar; çünkü “Bizim hakkımızda onlar bizden daha çok şey bilirler.” (Fikratu Kamûnwîlth İslâmî, 79).</p>
<p>Sömürülebilirlik tabiri, sömürünün farklı şekillerine karşılık direnişinde, Mısır’ın Müslüman Kardeşler lideri Hasan el-Benna’dan esinlenerek kullanılmış olabilir. El-Benna’nın en çok zikredilen sözlerinden birisi -ki Bin Nebî de bunu zikreder- şudur: “Emperyalizmi ruhlarınızdan atın, o sizin topraklarınızdan uzaklaşacaktır.” (Şurût, 155).</p>
<p>Muvahhidîn sonrası bireyinin diğer özellikleri <strong>iki zihnî engel</strong>dir: <u>Kolaylık psikozu</u> (<em>zihânu’s-suhûle</em>) ve <u>imkânsızlık psikozu</u> (<em>zihânu’l-istihâle</em>). Birinin fikirleri ya çok basittir ve hiçbir çaba ve vakit ayırmayı gerektirmez ya da çok zordur ve başarılamaz (Muşkilâtu’l-Efkâr, 147). Müslüman toplumun sosyal aktivite listesine baktığımızda, genellikle ya başarılmamış fikirler ya da hiçbir zihnî çabayla desteklenmemiş aktiviteler görürüz (Vichet, 90).</p>
<p>Muvahhidîn sonrası şahsı, genellikle geçmişin ölü fikirlerine (<strong><em>el-efkâru’l-meyyite</em></strong>) bağlıdır. Bu bağlılık takdirden değil katılık ve yaratıcı/üretici olamamaktan kaynaklanmaktadır. Kendini çağdaş akımlara açarsa, yalnızca öldürücü fikirlere (<strong><em>el-efkâru’l-qâtile</em></strong>) -tarihsel şartlarından çıkarılıp alınınca öldürücü olan fikirler- karşı duyarlı olmaktadır (Fî Mehebbi’l-Ma’reke, 135-155). Maalesef birçok fikir, müslümanların fikirler dünyasına bilimsel olarak çürütüldükten sonra girmiştir (Fikratu Kamûnwîlth İslâmî, 36).</p>
<p>Ruhi açıdan, ruhsal olanla sosyal olan arasındaki ilişki böyle bir kişilikte çok zayıftır. Mesela Muvahhidîn sonrası bireyi camiye gidince, kendini bir “şahıs” olarak hisseder ve İslami ilkelere uygun davranır. Ne zaman ki ayrılır, sosyal baskıların kontrolü altına girdiği için ahlaki standartlarını kaybetmiş bir “birey” olur. Kısaca Bin Nebî, böyle bir şahsın şizofrenik bir şahsiyet davranışı sergilediği sonucuna varır (Mîlâd, 99).</p>
<p>Materyalist açıdan bu kişilik hem nicel ve nesnelliğe yatkın hem de gereksiz öğelerin bir yığınıdır. Gerçek ihtiyaçlarla (<em>ed-darûrâtu’l-haqîqiyye</em>) <strong>sahte ihtiyaçlar</strong>ı (<em>ed-darûrâtu’l-muzeyyefe</em>) ayıramaz, özden ziyade şekle, fikirler yerine nesnelere kolayca kapılır. Böylece toplumun imkânları çok sınırlıyken, ihtiyaçlarının artmasına katkıda bulunur (Fikratu Kamûnwîlth İslâmî, 72).</p>
<p>Bin Nebî’nin birey ve toplumun bozuk yapısını analizi, ümmetin açmazlarının farklı yönlerini açıklama teşebbüsüdür. Her ne kadar düşünceleri temelde olayların akışını etkileyebilecek olan entelektüellere ve bazen de resmî görevlilere yönelik ise de bunlar geçmişte olduğu gibi şimdi de geçerlidir.</p>
<p><strong>Bir Toplumun Kültür ve Medeniyetini Başka Yerden İthal Edemeyeceğini İdrak Etmek</strong></p>
<p><strong>3. Sosyo-Kültürel Boyut</strong>: Kitaplarının birçoğunda Bin Nebî’nin, ümmetin kaderiyle ilgili temel meseleleri hem bir sosyolog hem de bir filozof olarak incelediği görülür. <em>Muşkilâtu’s-Seqâfe, Muşkilâtu’l-Efkâr, Milâdu Muctema’ </em>gibi eserlerindeki açık metodoloji, Bin Nebî’nin sadece sosyal bilimler olarak değil, temelde müslümanların durumunu inceleyen bilimsel yaklaşımlar olarak sosyoloji ve antropolojideki ilgi ve yeterliliğini ortaya koyar.</p>
<p>Kitaplarına sıradan bir okuyucunun ulaşmasını engelleyen bazı dilbilimsel ve üslupsal kusurlara rağmen, Bin Nebî’nin düşünceleri ve kuramları zihni tahrik edicidir. Bilimsel yeterliliği de entelektüel alanda temel bir avantaj sağlamaktadır. Düşünür, terimlerini tanımlamada, öncüllerini sunmada ve sonucuna ulaşmadaki dikkatli çabasıyla ünlüdür.</p>
<p>Defalarca tanımladığı medeniyete ilaveten Bin Nebî eşit miktarda kültürün tanımıyla da ilgilenmiştir. Ona göre, “<strong>Kültür</strong>; bireyin alışkanlıklarına ve şahsiyetine şekil verdiği çevre içinde esas kaynaklar olarak doğumundan beri ulaştığı ahlaki özellikler ve sosyal değerlerin özetidir.” (Şurût, 83). Keza, “Kültür; ölçü, ahenk ve hareket gibi harici öğeleri ve beğeniler, âdetler ve gelenek gibi dâhili öğeleri kapsayan bir atmosferdir.” (Hadîs, 71). Çağdaş müslümanlar kültürlerinin maddi ve maddi olmayan öğelerinin çoğunu ödünç aldılar, “hattâ beğeni ve ihtiyaçlarını bile”. Bu ödünç alma, sosyal fikir ve yaklaşımlarda yeniden üretime ve kargaşaya sebep olmuştur.</p>
<p>Kültür, kendisiyle toplumun üyelerinin dünyayı yorumladığı, realiteyle ve birbiriyle ilişkilerini tesis ettikleri sembolik bir temel olduğu için <strong>sahihlik</strong> önemli bir kültürel öğedir. Zira kültürün ayırt edici hayat görüşü, özel tarihî gelişimiyle nitelik kazanmıştır. Bu bağlamda Bin Nebî’nin “Bir toplum, kültür ve medeniyetini başka bir toplum veya medeniyetten ithal edemez.” görüşü son derece önemli bir tespittir.</p>
<p>Müslümanların mevcut (kötü) durumlarının bir sebebi de, onların <strong>belirsiz</strong> kültür anlayışıdır. Düşünür, kültür (<em>seqâfe</em>) ile bilgiyi (<em>ma’rife</em>) birbirinden ayırarak der ki: “Bilgiden ziyade davranışla (<em>sülûk</em>) ilgili olduğu için kültür, öğrenme (<em>ta’lîm</em>) ile ilgili değil, eğitimle (<em>terbiyye</em>) ilgili bir kuramdır (Muşkilâtu’s-Seqâfe). Bunu desteklemek için Bin Nebî, tıbbi bir kariyer kazanmak için Avrupa’ya giden müslüman öğrencileri örnek verir. İngiliz meslektaşı ile aynı diplomayı almasına rağmen meslektaşının “etkinliğini” ve sosyal sorunlara pozitif yaklaşımlarını öğrenmeyecektir (Muşkilâtu’s-Seqâfe, 41). Çünkü müslüman ana-babalar çocuklarını hayatın zorluklarına hazırlamak için değil, menfaat elde etme fırsatı vermek için (uzak okullara) göndermektedirler (Âfâq Cezâiriyye, 89).</p>
<p>Davranış değişikliği ile ilgili bir yaklaşım olarak, Bin Nebî’nin kültür açıklamasının belkemiğini teşkil eden <strong>pozitif davranış</strong>, “etkinlik” (<em>fâ’iliyye</em>) diye adlandırılmıştır (Hadîs, 44-61). Genel olarak yaşama, pozitif bir psikomental (bilişsel) tavırdır. Bu tavır sadece toplumun <u>gelişim ivmesini kontrol</u> etmekle kalmaz, tarihinin yönünü de etkiler. Muvahhidîn sonrası toplumu, sosyal ve ahlaki dağılımının öğeleri şekillenmeye başlayınca, bu tavrı da yitirmeye başlamıştı. Bireysel ve toplumsal etkinlik eksikliğinin en tehlikeli yönü “<strong>kültürel boşluk</strong>”tur. Bin Nebî’nin kültürel iletişim ağı (<em>şebekâtu’l-alâqâti’s-seqâfiyye</em>) dediği veya yaşamak ve üretmek için fikirlerin ihtiyaç duyduğu, önceden gerekli olan şeylerin yokluğu ile sonuçlanır. Kültürel ve entelektüel mahiyet projeleri ideolojik mücadele boyunca sıkça <u>başarısızlık, eğilip bükülme ve kesilme</u>ye maruz kalır (es-Sırâu’l-Fikrî). Kültürel bozulma, Bin Nebî’nin işaret ettiği gibi ahlaki faktörler “etkinlik”te çok gerekli olduğu için, (mevcut kötü durum) ahlaki felcin sonucudur. <strong>Ahlak ve töre</strong> şahıslar âlemini kontrol ve motive eder, onlar olmadan fikirler âlemi işlev göremez (Hadîs, 71).”</p>
<p><strong>Islah Projelerine Odaklanabilmek </strong></p>
<p><strong>“Sonuç</strong> olarak; Bin Nebî’nin, toplumun düşünsel sorunlarını analizi, daima <strong>telkin</strong> edici görüşler ve bazen de ayrıntılarıyla incelenmiş <strong>ıslah projeleri</strong>yle desteklenmiştir. Mesela, onun toplumun üç sembolünü &#8211;<strong>zihin, iş, para</strong>&#8211; yönlendirme fikri incelenmeye değer bir öneridir. Onun kültürü “<strong>ölü</strong>” ve “<strong>öldürücü</strong>” <strong>fikirler</strong>den arındırma projesi, müslüman dünyada kurumların odağa koyması gereken bir tekliftir. Onun ahlaki düstur (<em>ed-dustûru’l-huluqî</em>), estetik zevk (<em>ez-zewqu’l-cemâlî</em>), pratik mantık (<em>el-mantiqu’l-amelî</em>) ve teknik veya kabiliyet işçiliği (<em>es-sinâ’a</em>) <strong>projeler</strong>i, herhangi bir müslüman medeniyet sürecinin meydan okuyucu başlangıç noktalarıdır.”</p>
<p>28 Ocak 1905 tarihinde doğan, altmışsekiz yıllık zorlu bir hayat süren ve geride çok kıymetli bir müktesebat bırakarak 31 Ekim 1973’te can emanetini sahibine teslim eden Mâlik Bin Nebî’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Onun kıymetli müktesebatına kadirşinaslıkla yaklaşabilmek duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li>Fevziye Bariun; “<strong>Mâlik Bin Nebî ve Ümmetin Düşünsel Sorunları</strong>”, Haksöz Dergisi, Sayı: 95, Şubat 1999. www.haksozhaber.net/okul/article_detail.php?id=2297, 31 Ekim 2017.</li>
<li>Fawzia Bariun; “<strong>Mâlik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah</strong>”, AJISS, Vol. 9, No. 3 (Fall 1992), pp. 325-337.</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Âfâq Cezâiriyye </em></strong>(Les Conditions de la Renaissance Cezayir, 1948), Arapçaya çeviren: Tayyib eş-Şerîf, Cezayir 1964. (Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş, Türkçeye Çev. Ergun Göze, Yağmur Yayınları, İstanbul 1973. Bu eser 1992 yılında Boğaziçi Yayınları’nca 131 s. halinde yeniden yayımlanmıştır.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Fî Mehebbi’l-Ma’reke: İrhâsâtü’s-Sevre</em></strong>, Dâru’l-Fikr, Dımaşk 1981, 172 s. (Savaş Esintisi; Sömürünün Gerçeği. Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 1997, 176 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Fikratu Kamûnwîlth</em></strong> <strong><em>İslamî</em></strong>, Mektebetu Ammâr, Kâhire,1971.</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>İntâcü’l-Müsteşriqîn ve Eseruhû fi’l-Fikri’l-İslâmî el-Hadîs</em></strong>, Kahire 1970. (Oryantalistlerin Eserleri ve Çağımız İslam Dünyasına Etkisi, Türkçeye Çev. Cemal Aydın, İstanbul 1997).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Muşkilâtu’s-Seqâfe we Mîlâdu Muctema’</em></strong>, (Kültür Sorunu ve Bir Toplumun Doğuşu, Türkçeye Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2000, 175 s.). (<em>Mîlâdu Muctema’ kitabının Arapçası müstakil olarak da basılmıştır: </em>Dâru’l-Fikri’l-Mu’âsır, Beyrut 2016, 128 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>es-Sırâ’u’l-Fikrî fi’l-Bilâdi’l-Musta’mera</em></strong>, (Sömürge Ülkelerde Fikir Savaşı, Türkçeye Çev. İlhan Kutluer, İstanbul 1984, 141 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Şurûtu’n-Nahda</em></strong>. Arapçaya çeviren: Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin, Mektebetü’l-İskenderiyye ve Dâru’l-Kitâbi’l-Mısrî, Kahire 2012/1433, 211 s. (Eser önce Şam’da basılmıştır; Dâru’l-Fikr, Dımaşk 2006, 175 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî</em></strong>, Arapçaya çeviren: Abdussabûr Şâhin, Dâru’l-Fikr, Dımaşk 1986 200 s. (İslâm Davası (İslam Dünyasına Bakış), Çev. Ergun Göze, İstanbul 1967, 197 s. Keza, Muharrem Tan tarafından yeniden Türkçeye çevrilen bu eser 1992 yılında İstanbul’da Yöneliş Yayınları tarafından 200 s. hâlinde yayımlanmıştır).</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/fikri-problemlerimizi-tum-boyutlariyla-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİ MURAT DARYAL HOCA’NIN  ÖZGÜN FİKİRLERİNDEN İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Mar 2017 09:20:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[Ashâb-ı Kehf]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Grekler]]></category>
		<category><![CDATA[Hendek direnişi]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet felsefesi]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet psikolojisi ve sosyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[İNgiliz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'ın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’ın Değerleri ve Yorumları]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf]]></category>
		<category><![CDATA[kelbuhum]]></category>
		<category><![CDATA[kemâlat]]></category>
		<category><![CDATA[Kızılderili]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyetler Camiası]]></category>
		<category><![CDATA[mehter müziği]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mozart]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Salamis]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[tekâmül]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi-Hristiyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=485</guid>

					<description><![CDATA[15 Mart 2017 tarihinde İstanbul’da vefat eden merhum Ali Murat Daryal Hoca’nın bazı özgün yaklaşımlarını, eski yeni tüm eserlerini bir arada basan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’ndan çıkan son nüshalarını esas alarak siz muhterem okuyucularımla paylaşmakta yarar görüyorum:   İbadetlerimizin Felsefesini, Psikolojisini ve Sosyolojisini Geliştirebilmek İnsanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Mart 2017 tarihinde İstanbul’da vefat eden merhum Ali Murat Daryal Hoca’nın bazı özgün yaklaşımlarını, eski yeni tüm eserlerini bir arada basan Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları’ndan çıkan son nüshalarını esas alarak siz muhterem okuyucularımla paylaşmakta yarar görüyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İbadetlerimizin Felsefesini, Psikolojisini ve Sosyolojisini Geliştirebilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti ölçüsünde de güçlüdürler.</p></blockquote>
<p>“İslam’da kurban ibadeti, genel olarak ibadetlerin takip ettikleri seyre zıt bir seyir gösterir. Müslümanlar bunu tabii karşılarlarken Batılı Hıristiyan şer odakları bu zıt oluşumu Müslümanların aleyhinde kullanmak ve onları aldatmak için, onda kendi hesaplarına istismar edecekleri malzeme bulmak istemişlerdir. Bu taarruz ve hücumlar daha önceleri kendi tabii seyrine göre gelişirken meselenin siyasileşmesi ile beraber hızını ve şiddetini çok daha fazla arttırmıştır. Müslümanlar, bu taarruz ve hücum karşısında savunma mevzilerine geri çekilmişler ve bu durum şirret Batı’yı daha da cesaretlendirmiştir. Nihayet iki tarafın tutumu ile ortaya böyle bir tablo çıkmıştır.</p>
<p>Bütün bunların bir tek sebebi vardır ki, o da Müslümanların bir <u>ibadet felsefesi kuramamış</u> ve yine bu kapsam içinde isimleri bugüne göre belirlenmiş de olsa bir <u>ibadet psikolojisi ve sosyolojisi geliştirememiş olmaları</u> idi. Her bir Müslüman; “Ben ibadetlerimi yaparım, bu ibadetlerin bende hâsıl etmek istediği kemâlat ve tekâmül nasıl olsa bende tecelli eder ve ben nasıl olsa arzu edilen manevi mertebelere ulaşırım.” diye düşünüyordu. Bunda haklıydı da. Bir ilacın iyi gelmesi için hastanın o ilacın terkibini bilmesinin lüzumlu olmadığı gibi…” (1).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>İnandığımız Değerlerin Hakkını Verebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Peygamber’in önderliğine atfen ‘önder olma’nın lüzum ve değeri maalesef Müslümanların zihinlerine yerleştirilememiştir.</p></blockquote>
<p>“Nüfus kâğıdımızda, <u>“Dini: İslâm” yazıldığı için</u> Müslüman olmamalıyız. Yani <u>mirasyedi</u> Müslüman olmamalıyız. Madem inançlarımızın değeri onların bizlere olan maliyeti ile değişmektedir, öyleyse bizlere düşen en büyük vazife, her türlü aşırılıklar müstesna, elimizden geldiği kadar <u>kendimiz için inançlarımızın maliyetini arttırmaya çalışmak</u> olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, <u>insanlar inandıkları varlık oranında büyüktürler ve besledikleri inançların kuvveti ölçüsünde de güçlüdürler</u>.” (2).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Tarihini Psikososyal Açıdan Tahlil Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşen bir medeniyet, medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır!</p></blockquote>
<p>“İslam tarihçileri, İslâm’ın vahye dayalı tarihini lâyık olduğu gibi anlamamışlar ve pek tabii anlatamamışlardır. Hz. Peygamber’in vahiy öncesi hayatı ile ilgili ve daha sonra Mekke devrinde vukû bulan Hadiselerle ilgili gerekli yorum ve değerlendirmeleri yapamamışlardır. Bazılarını her nedense, belki fark edemedikleri için, bahse konu etmemişlerdir… Hz. Peygamber’in “dilde” ve diğer konulardaki önderliği gibi… Bazılarının da üzerinde durulup düşünülmesini, niçindir bilinmez, zait görmüşlerdir… Harplerde olduğu gibi…</p>
<p>İslam tarihçilerinin hicret ile başlayan Medine devrine ilişkin tutumları da aynıdır. Nitekim Medine’de “devlet kurma” çalışmalarına beklenen ilgiyi göstermemişler, en azından bu konuyu öne çıkarmamışlardır. Mesele bu kadarla kalmamış, taşıdığı değer itibariyle Medine devrini temsil eden “harpler”i <u>yendi-yenildi</u> diye anlatmışlardır. Halbuki yenmek veya yenilmek ne zamandan beri mucize sayılıyordu ki? Daha sonra, müşrikler şu kadar zayiat verdiler, Müslümanlar bu kadar şehit verdiler demek suretiyle harpleri değerlendirdiklerini sanmışlardır…</p>
<p>Milattan dört yüz seksen yıl önce Grekler ile Persler “Salamis”de harp etmişlerdir. Bu harplerde Grekler gâlib gelmişler, Persler mağlup olmuşlardır. Şimdi putperest Grekler gâlib gelirlerken mucize mi göstermiş oluyorlardı… Yoksa ateşperest Persler mağlup olurlarken mucize mi göstermiş oluyorlardı… Öyleyse, Bedir gâlibiyetini Greklerin gâlibiyetinden ayıran ve onu mucize yapan neydi? Uhud’da Müslümanlar mağlup olmuşlardı, Müslümanların bu mağlubiyetini Perslerin mağlubiyetlerinden farklı kılan ve onu mucize yapan neydi? Keza İran’da hendek kazma şeklinde uygulanan savunma tarzını tekrar etmekle, Hendek harbi ile ilgili bir mucize mi tecelli etmiş olacaktı? Öyleyse “Hendek direnişi”ni mucize yapan ve onu müstesna kılan neydi?</p>
<p>Bütün bunlar önce vahiy ve daha sonra Hz. Peygamber’in önderliği ile ancak anlaşılacaktı. Fakat Hz. Peygamber’in önderliği ile ilgili bu günlere kadar bu veya benzeri başlıklar altında bir çalışma yapılmamıştır. İslâm âlimleri kitaplarını yazarlarken konuları ile ilgili olarak Hz. Peygamber’in söylediklerinden ve uygulamalarından nakiller yapmışlardır. Fakat bunlar geniş bir çerçeve teşkil etmeyip bütün içinde cüzî kalmışlardır. Daha önemlisi bu nakiller “Hz. Peygamber’in Önderliği” başlığı altında Müslümanların dikkatlerine sunulmamıştır. Bunun kadar önemli bir diğer husus <u>Hz. Peygamber’in önderliğine atfen ‘önder olma’nın lüzum ve değeri Müslümanların zihinlerine yerleştirilememiştir</u>.” (3).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Medeniyetler Camiasındaki Saygın Yerimizi Yeniden Kazanabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İslam, hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp bütün canlıları, hattâ cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır.</p></blockquote>
<p>“Bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez ve düşünmez. Zira o taktirde <u>kendisi olmaktan çıkacak</u>, başkaları gibi de olamayacaktır. Şayet böylesine bir dikkat ve hassasiyet göstermeyecek olursa ve <u>bilakis başka medeniyetlere benzeme gayreti içine düşerse bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır</u>. Sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir. Taklit ettiği medeniyet veya medeniyetlerin arkalarında ikinci üçüncü sıralarda kalacaktır. Asırlar boyu devam edegelen bu süreç içinde insanlar ilk ön sıraya geçmek hususunda ümitsizleşecek, yılgınlaşacak ve kurtulunması mümkün olmayan bir teslimiyet içine gireceklerdir. Dolayısıyla “yaratıcı güçlerini” ve “atılım kabiliyetlerini” kaybedecekler ve eriyip yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Gayet tabii medeniyetler uzun süren “sosyal hayatları” içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır. Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır. Çünkü <u>alış tarzları</u> ve <u>aldıkları müesseseler</u> onların geleceklerini belirleyecektir. Bu bakımdan medeniyetlerin bu müesseseleri yabancı medeniyetlerden alırlarken takip edecekleri tek yol, bu müesseseleri iki kademeli bir seyir hâlinde ele almak olmalıdır. Bu cümleden olarak bu medeniyetler, ilk önce ihtiyaçlarını “<u>kendi hayati ölçülerini</u>” temel alarak belirleyeceklerdir. Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek, üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edeceklerdir. İhtiyaçlarından <u>en fazla ihtiyaç duyduklarını</u> alacaklardır.</p>
<p>İkinci merhalede medeniyetler yabancı medeniyetlerden kendilerine göre bazı “sosyal müesseseleri” alacakları zaman ilk önce bu sosyal müesseseleri <u>en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar</u>, daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek, yorumlayarak ve konu hakkında en ince teferruatına varıncaya kadar sağlam fikirler geliştirdikten sonra artık <u>ayırdıkları parçaları kendi zevklerine, dehalarına, inanç ve değerlerine göre yeniden birleştirip şekillendirerek bünyelerine kabul edeceklerdir</u>. Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır.</p>
<p>Mozart, Viyana muhasarasında surlar arkasında “mehter müziği”ni dinledikten sonra evine gidip “Türk Marşı” adıyla bir eser bestelemiştir. Bu eserin isminden başka Türk musikisi ile hiçbir alakası yoktur. Bu notalar yığınının en alt kademelerine inilebilirse belki orada Türk müziğine ait bazı nağmeler bulunabilir.</p>
<p>Velhasıl bir medeniyet kendini bütün bütüne dışarıya kaparsa o medeniyet kendi içine dönecek, <u>tekrara düşecek ve kendini yenileyemeyecektir</u>. Bunun aksine şayet kendini bütün bütüne dış dünyaya açacak olursa bu defa <u>dış müdahalelerle kendisi olmaktan çıkacaktır</u>. Her iki halde de değişen fazla bir şey olmayacaktır. Belki bir zaman önce ve belki bir zaman sonra <u>içinden çürüyecek</u> ya da dış müdahalelerle her ikisi de yıkılıp yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Hâsılı, medeniyetler varlıklarını koruyup sürdürmeleri hususunda kendileri için mevzu bahis olan iki tehlikenin ortasını bulduktan sonra içlerinde sağlam, dışa karşı dikkatli olmaları gerektiği ilkelerine riayet etmek durumunda olacaklardır.” (4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Evrensel Değerlerini Doğru Yorumlayabilmek</strong></p>
<p>“Kur’an-ı Kerim nazil olmasaydı ve onun ‘Peygamber-i zîşân’ı Muhammed aleyhisselam teşrif etmeseydi dünya var olduğu günlerden bu günlere kadar bir değer üretemediği gibi, görünen oydu ki bundan sonra da bir değer üretemeyecekti. Afrika’da ve diğer ülkelerde zencilerin başlarına çöken felaketler hâlen devam etmiyor mu? Son zamanlara kadar süregelen Kızılderililerin kafa derilerinin soyulması bugün uygulanmıyorsa bu durum Batılı insanın insafından değil, kafa derisi soyulacak Kızılderili kalmamasındandır!</p>
<p>Yahudi-Hristiyan Batılılar Kuzey Amerika’ya geldikleri zaman bu topraklarda <u>yedi milyon Kızılderili</u> yaşıyordu. O tarihlerde İngiltere’nin nüfusu on milyon civarındaydı. O günlerden bu günlere kadar sömürgelerinde yaşayan insanlarıyla beraber İngiliz nüfusu ne miktara ulaşmıştır? Buna karşılık Kızılderililerin nüfusu kaç bine düşmüştür? Amerikalı bir profesörün bir seminerinde; “<u>Biz evvela Kızılderili nüfusunu azalttık, daha sonra onları beyazların yaşayamayacakları yerlerde oturmaya mecbur bıraktık</u>!” diyerek tebessüm etmesi(!) Amerika’nın ve Amerikalının insan haklarından ne anladıklarını göstermektedir. Bu zât itiraflarını yeterli bulmuş olacaktı ki önceki yıllarda Kızılderili perçemi getiren her avcıya ne miktar para verildiğine temas etmemişti. Bu insanların tutumu bu kadarla sınırlı değildi. Onların tahribatı hayvanlar âlemini ve tabiatı bütünüyle kapsayacak şekilde bir yapı halini almıştı. Birçok canlı türü yok olmak durumunda kalmış, göller asit deposuna dönüşmüş, toprak ve hava zehirlenmişti!</p>
<p>Kur’an-ı Kerim bir sûresine “Kehf” adını vermiştir. Bu kelime “Ashâb-ı Kehf” tabirinin bir cüzüdür. Ashâb-ı Kehf tabiri isim tamlamasıdır. “Ashâb” arkadaş manasında “sâhib” kelimesinin çoğuludur. “İnsan” daha doğru manasıyla “insanlar” cemiyet demektir. Kehf “mağara” demektir, kaya, taş, toprak manasına gelir. Lisanda az önemli olan daha önemli olanı tamamlar. “Ahmed’in defteri” tamlaması defteri Ahmed’e ait kılar. İslâm “mağara arkadaşları, mağara insanları” tabiriyle aziz, muhterem, mükerrem saydığı insanı daha az önemli olan taşa, toprağa, kayaya ait kılmış, bununla o, <u>insanın kıymetinden bir kısmını maddeye izafe etmiş</u>, ayrıca <u>insanın maddenin imkânlarıyla ancak tamamlanacağını</u> anlatmış oluyordu. İlaveten araya “Kıtmîr” adıyla anılan köpeği de dahil ediyordu. Hasılı İslâm önce insanları, daha sonra onların aralarına hayvanları temsilen köpeği ve en sonunda insanlığın sonsuz ihtiraslarına sınır getirmek için maddeyi, yani mağarayı bitkileriyle beraber ele alarak <u>sınıfsız, ideal toplumun şemasını sunmuş</u>, varlık âlemine bütünlük ve uyum getirmiştir. Kehf Sûresi’nin birbirini takiben gelen üç ayetinde ayrı ayrı üç defa “<em>kelbuhum</em>; köpekleri” diyerek köpeklerinden bahsedilmesiyle, Batılıların son asırlarda kurmaya çalıştıkları “hayata saygı felsefesi”nden bindörtyüz küsur yıl kadar önce, İslâm, hayata saygıyı insanla sınırlı olmaktan kurtarıp, bütün canlıları, hattâ cansızları kapsayacak şekilde yaygınlaştırmıştır.” (5).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p><strong>1- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, 507 s.</p>
<p><strong>2- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Dinî Hayatın Psiko-Sosyal Temelleri</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, 336 s.</p>
<p><strong>3- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>İslam&#8217;ın Doğuş ve İlk Yayılışının Psiko-Sosyal Açıdan Tahlili, </strong>M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2014, 478 s.</p>
<p><strong>4- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>Psiko-Sosyal Açıdan Medeniyetler ve Mesajları</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2015, 246 s.</p>
<p><strong>5- </strong>DARYAL, Ali Murat; <strong>İslam’ın Değerleri ve Yorumları</strong>, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2016, 528 s.</p>
<p><strong>6- </strong><a href="https://1000kitap.com/yazar/ali-murat-daryal/kitaplari/">https://1000kitap.com/yazar/<strong>ali-murat-daryal/kitaplari</strong>/</a>, 16 Mart 2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ali-murat-daryal-hocanin-ozgun-fikirlerinden-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“AİLE SÖZLEŞMESİ”Nİ  İNSANLIK AİLEMİZE SUNABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-sozlesmesini-insanlik-ailemize-sunabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-sozlesmesini-insanlik-ailemize-sunabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Apr 2016 15:37:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmecid Neccâr]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[aile reisi]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[ailenin görevleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ailenin hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[akrabalık]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Muhyiddîn el-Karadâğî]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Müslüman Âlimler Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[geniş aile]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[iffet]]></category>
		<category><![CDATA[III. Uluslararası Aile Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[istikrar]]></category>
		<category><![CDATA[istismar]]></category>
		<category><![CDATA[Mîsâku'l-Usra]]></category>
		<category><![CDATA[Nezihe Meâric]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Rafet Mîkâtî]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[zulüm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=296</guid>

					<description><![CDATA[Nisan ayı başında İstanbul’da düzenlenen dört günlük bir uluslararası konferansın ardından Dünya Müslüman Âlimler Birliği (DMAB/IUMS) tarafından hazırlanan “Aile Sözleşmesi” dünya kamuoyuna ilan edildi. Merkezi İstanbul’da bulunan ve 63 ülkeden farklı alanlarda faaliyet yürüten 312 STK’yı şemsiyesi altında toplayan İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin (İDSB/UNIW) desteğiyle 3-6 Nisan tarihlerinde İstanbul Gönen Hotel’de gerçekleştirilen III. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nisan ayı başında İstanbul’da düzenlenen dört günlük bir uluslararası konferansın ardından Dünya Müslüman Âlimler Birliği (DMAB/IUMS) tarafından hazırlanan “Aile Sözleşmesi” dünya kamuoyuna ilan edildi.</p>
<p>Merkezi İstanbul’da bulunan ve 63 ülkeden farklı alanlarda faaliyet yürüten 312 STK’yı şemsiyesi altında toplayan İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin (İDSB/UNIW) desteğiyle 3-6 Nisan tarihlerinde İstanbul Gönen Hotel’de gerçekleştirilen III. Uluslararası Aile Konferansı’nda bir buçuk gün boyunca yirmiyi aşkın tebliğ sunuldu. Bir tam gün sözleşme metni madde madde müzakere edildi. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Yemen, Mısır, Suriye, Ürdün, Irak, Çad, Tunus, Moritanya, Malezya, Bangladeş, Afganistan, Lübnan, Sri Lanka gibi otuzun üzerinde ülkeden gelen âlim ve mütefekkirler “Aile Sözleşmesi” üzerine kıymetli değerlendirmeler yaptı, eleştirilerini ve önerilerin dile getirdi. Konferansta oluşturulan “Hey’etu’s-Sıyâğa: Redaksiyon Heyeti” tüm bu müzakereleri dikkate alarak “Aile Sözleşmesi”ne son şeklini verdi.</p>
<blockquote><p>Aile; insanın yetişmesi, beşer türünün hayatta kalması ve insanlığın devamının sağlanması için gerekli olan ilk sosyal kurumdur.</p></blockquote>
<p>Hazırlık aşaması bir buçuk yıl süren “Aile Sözleşmesi”nin hazırlık heyetinde yer alan ulemaya, özellikle Dr. Abdülmecid Neccâr ile Dr. Nezihe Meâric’e; Sözleşme’nin kurumsal sahibi DMAB üyesi ulemaya ve özellikle Birliğin Genel Sekreteri Prof.Dr. Ali Muhyiddîn el-Karadâğî’ye; konferansa ev sahipliği yapan İDSB heyeti adına Genel Sekreter Av. Ali Kurt’a; metnin uzun uzun müzakere edilmesi esnasında kıymetli fikirleriyle katkı yapan tüm tebliğci ve müzakerecilere, özellikle Prof.Dr. Rafet Mîkâtî ile Dr. Kâmiliye Hilmi hanım efendiye; konferans boyunca dinleyici, gönüllü, çalışan, mütercim vb. sıfatlarla katkı yapan tüm emek sahiplerine yürekten şükranlarımı sunuyorum.</p>
<p>6 Nisan 2016 tarihinde İstanbul’da dünya kamuoyuna ilan edilen bu Sözleşme, Müslüman âlim ve mütefekkirlerin Batı menşeli uluslararası belgeleri eleştirmekle yetinmeyi bir kenara bırakıp somut bir alternatif ortaya koyması açısından büyük bir önem arz etmektedir. Müslüman âlimler tarafından ortaya konan “Aile Sözleşmesi”, insanlığın son adası İslam’ın temel prensipleri çerçevesinde ve mezhepler üstü bir bakış açısıyla hazırlanmış olup sadece Müslümanları değil, tüm insanlık ailemizi muhatap almaktadır. Din, mezhep, ırk, kültür vb. tüm ayrımların üstünde bir üslupla inşa edilen bu sözleşme metni, büyük ailemizin tüm fertlerini kuşatabilecek bir aile sözleşmesinin ancak İslam dininin özgürlükçü ve kuşatıcı yapısıyla ortaya konabileceğini göstermesi açısından da iyi bir örnek teşkil etmektedir.</p>
<blockquote><p>Günümüzde aile kurumu, bütünüyle çökertilmek maksadıyla her alanda büyük meydan okumalarla karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Takdimden sonra sekiz bölüm ve 29 maddeden oluşan “Aile Sözleşmesi”nin Arapça aslı ve diğer dillerdeki çevirilerine Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nin ve/ya İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin internet sitelerinden erişerek, bu pek mühim belgeyi olabildiğince geniş kitlelere ulaştırmanın, benzer yeni çalışmalara örneklik edecek bu “Aile Sözleşmesi”nin ortaya çıkması için harcanan samimi emeğe saygının bir gereği olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>“Mîsâku’l-Usra” adıyla yayımlanan “Aile Sözleşmesi”ni redakte ettiğim Türkçesiyle takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p>*******</p>
<p>Bismillahirrahmanirrahim</p>
<p><strong>AİLE SÖZLEŞMESİ</strong></p>
<p><strong>Takdim</strong></p>
<p>Aile; insanın yetişmesi, beşer türünün hayatta kalması ve devamlılığının sağlanması için gerekli olan ilk kurumdur. İnsanlık âleminin, değerlerini aşılamak ve aile bağlarını muhafaza etmek için aile kurumunu dağılmaktan ve yok olmaktan korumasına ciddi anlamda ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p>Günümüzde büyük tehlikelere maruz kalan aile kurumu, bu yapının artık çökmesine yol açacak boyutta her alanda büyük meydan okumalarla karşı karşıya kalmış bulunmaktadır.</p>
<p>İnsanlar arasındaki kültürel ve medeni ilişkilerin karmaşık bir hal alması yanında uluslararası sözleşme ve anlaşmalar aracılığıyla getirilen yasal düzenlemeler, farklı toplumlarda olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Bu gibi uluslararası belgeler, özellikle İslam toplumlarında dinî kültürün yücelttiği bir kurum olan ailenin gücünü ve fonksiyonlarını muhafaza eden ahlaki değerleri ve hukuki kuralları da olumsuz yönde etkilemektedir.</p>
<p>Bu sözleşme, İslam dininin de teyit ettiği insan fıtratı, genel ilkeler ve semavi şeriatler çerçevesinde, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin saygı duyulmasını istediği kültürel çeşitlilikle uyumlu bir belge ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><u>Birinci Bölüm: Aile Kavramı ve Ailenin Hedefleri</u></strong></p>
<ol>
<li><strong> Madde: </strong>Aile Kavramı:</li>
</ol>
<p>Aile;  bir kadın ile bir erkeğin oluşturduğu, iki tarafı kendi rızalarıyla; adalet, ihsan, dayanışma, istişare, sevgi ve merhamete dayalı hukuki bir evlilik sözleşmesi ile birbirine bağlayan en temel sosyal birimdir.</p>
<ol start="2">
<li><strong> Madde: </strong>Aile; karı, koca ve varsa çocuklardan oluşur.</li>
<li><strong> Madde: </strong>Ailenin Hedefleri;</li>
</ol>
<p>3.1. Eşlerin namus, iffet ve ırzının korunması,</p>
<p>3.2. Neslin sağlık, sosyal ve psikolojik açılardan gözetilmesi ve korunması,</p>
<p>3.3. İnsan neslinin devamlılığının sağlanması,</p>
<p>3.4. Huzur, psikolojik istikrar, sevgi ve merhametin temini,</p>
<p>3.5. Güvenli ve istikrarlı bir toplumun inşası ve</p>
<p>3.6. Bir aileye mensup olma ihtiyacının yerine getirilmesidir.</p>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p><strong><u>İkinci Bölüm: Ailenin Temel</u></strong> <strong><u>İlkeleri ve Görevleri</u></strong></p>
<ol start="4">
<li><strong> Madde: </strong>Ailenin Dayandığı Temel İlkeler:</li>
</ol>
<p>4.1. Haklar ve görevler açısından eşler arasında adalet, insaf ve ihsanı gözeten bir denge sağlanması,</p>
<p>4.2. Yaratılış, insanlık onuru, toplumsal, hukuki ve mali sorumluluklar konusunda eşitlik,</p>
<p>4.3. Karşılıklı rıza ve istişare.</p>
<ol start="5">
<li><strong> Madde: </strong>Ailenin Görevleri:</li>
</ol>
<p>5.1. Fikrî, sosyal, ekonomik ve siyasi alanları da kapsayan topyekun kalkınmaya katkı yapmak,</p>
<p>5.2. Gerek altsoy gerekse üstsoydan aile fertlerinin maddi ve manevi bakımlarını temin etmek,</p>
<p>5.3. Aile fertlerine huzurlu ve sağlıklı bir ortam sağlamak,</p>
<p>5.4. Aile fertlerinin akli, bedensel, psikolojik ve duygusal yeteneklerini, meşru eğitim, öğretim ve eğlence yöntemleriyle geliştirmek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>Üçüncü Bölüm: Çocuk ve Ailedeki Hakları</u></strong></p>
<ol start="6">
<li><strong> Madde: </strong>Çocuğun Tanımı:</li>
</ol>
<p>Çocukluk; cenin döneminden, reşit olma dönemine kadar olan dönemi kapsar.</p>
<ol start="7">
<li><strong> Madde: </strong>Çocuğun Ailedeki Hakları:</li>
</ol>
<p>7.1. Cenin oluşumundan başlayarak; yaşama ve var olma hakkına yönelik hiçbir şekilde zarar ve saldırı görmeme hakkı,</p>
<p>7.2. Yasal anne-babaya soy bağıyla bağlanma ve dinî, kültürel ve toplumsal bir kimliğe sahip olma hakkı,</p>
<p>7.3. Kendisinin veya annenin sağlığına zarar vermediği takdirde emzirilme hakkı,</p>
<p>7.4. Eşler birbirinden ayrılsa bile, maddi ve manevi tüm bakımını kapsayacak şekilde yetiştirilme hakkı,</p>
<p>7.5. Eşler birbirinden ayrılsa bile, beslenme, giyinme, barınma, eğitim, tedavi ve eğlenme masraflarını örf ve adet ölçülerinde kapsayan nafaka hakkı,</p>
<p>7.6. Rüştünü tamamlayana kadar kendisine ve malına velisi tarafından icra edilmesi gereken velayet hakkı,</p>
<p>7.7. Maddi ve manevi saldırı çeşitlerinin tümüne; ezcümle, bedensel istismar, yasadışı çalıştırma, cinsel saldırı, insan ticareti ve zorla sınır dışı edilmeye karşı korunma hakkı,</p>
<p>7.8. Sağlam inanç ve ahlaki değerlerle yetiştirilme hakkı,</p>
<p>7.9. Ruhsal denge, vatanseverlik, yardımlaşma esaslı insani müşterek ve adil barış değerlerine dayalı eğitim görme hakkı,</p>
<p>7.10. Kişilik gelişimi, beden ve ruh sağlığı korunarak yetiştirilme hakkı,</p>
<p>7.11. İffetli olma, sapkın davranışlardan ve evlilik dışı cinsel ilişkilerden kaçınma ve bunların tehlikelerinin farkında olma bilinciyle yetiştirilme hakkı.</p>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p><strong><u>Dördüncü Bölüm: Geniş Aile</u></strong></p>
<ol start="8">
<li><strong> Madde: </strong>Geniş Aile:</li>
</ol>
<p>8.1. Geniş aile diğer akrabalar ve kan bağı olan bireylerden oluşur.</p>
<p>8.2. Geniş aile şu esaslara dayanır:</p>
<p>8.2.1.  Akrabalık ilişkilerini koruyarak onlara ihsan, muhabbet ve merhametle muamele etmek,</p>
<p>8.2.2.  Akrabalar arasında maddi, manevi ve sosyal dayanışmayı tesis etmek, özellikle ihtiyaç sahibi olan aile üyelerini, yaşlıları ve özel bakıma muhtaç olanları ihmal etmemek,</p>
<p>8.2.3.  Özel bakıma ihtiyaç duyanlara onurlu bir hayat ortamı sağlamak,</p>
<p>8.2.4.  Akrabalar arasında bozulan ilişkileri düzeltmek,</p>
<p>8.2.5.  Akrabaların tamamıyla güzel ilişkiler geliştirmek, anlaşmazlık durumunda aralarını bulmak, iyi ve kötü günlerinde onların yanında bulunmak.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><u>Beşinci Bölüm: Aile Düzeni</u></strong></p>
<ol start="9">
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik; kadın ile erkek arasında hukuki bir akit olup, aile kurmanın tek yolu budur.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik akdi, kadın ile erkek arasında özgür seçim, karşılıklı rıza, örfe uygun muamele ve karşılıklı iyi davranışa dayanır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik akdinde, eşlerin ehliyeti ve sorumluluk alma kudreti aranır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik akdinde, eşlerce yerine getirilmesi gereken karşılıklı haklar ve yükümlülükler bulunmaktadır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Koca, imkânı nispetinde ailesinin geçimini temin etmekle yükümlüdür. Varlıklı kadının aile bütçesine katkı sağlaması ise kendi iyiliğindendir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Aile, karı-kocanın ortak sorumluluğuyla yürütülen sosyal bir kurumdur. İstişare, karşılıklı rıza, adalet, sağduyu, sevgi ve iyi geçinme ilkelerine bağlı kalarak aileyi çekip çevirme sorumluluğu öncelikle kocaya aittir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Ailede işlerin yürütülmesi, rollerde denge ve birbirini tamamlama esasına dayanır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Aile içinde hakların ve görevlerin dağılımı, üyelerin fıtri farklılıklarından kaynaklanan özellikleri göz önünde tutularak eşdeğerlilik ekseninde, karşılıklı saygı çerçevesinde, eşler arasında herhangi bir aşağılama ya da küçük görme duygusu olmaksızın gerçekleştirilir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Anne babalarına karşı iyilikle muamele etmeleri, onları saygı ve sevgiyle korumaları, ebeveynlerin çocukları üzerindeki haklarıdır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Aile fertleri arasında her türlü zulüm, baskı ve zarar verme yasaktır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik akdi, hakların garanti altına alınması için belgelendirilmesi gereken bir sözleşmedir.</li>
</ol>
<p><strong><u> </u></strong></p>
<p><strong><u>Altıncı Bölüm: Evlilik İlişkisinin Bitirilmesi</u></strong></p>
<ol start="20">
<li><strong> Madde:</strong> Evlilik ilişkisinde asıl olan, süresiz devam etmesi niyetiyle akit yapılmasıdır. Boşanma yoluna, ancak bu ilişkiyi devam ettirmenin artık mümkün olmadığı durumlarda, çözüm aşamaları denendikten ve tüm yollar tüketildikten sonra gidilir.</li>
<li><strong> Madde:</strong> Boşanmanın kaçınılmaz olması halinde, bunun meşru ve güzel bir surette olması gerekir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Evlilik ilişkisi sürdürülemez hale geldiği takdirde erkek, karısını iyilikle boşama hakkına sahiptir. Kadının da boşanmayı veya ayrılmayı isteme hakkı vardır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Eşler arasında anlaşmazlık ve sürtüşme olduğunda, boşanma gerçekleşmeden önce, tarafların ailelerinden iki hakem, eşlerin arasını düzeltmek ve anlaşmayı sağlamak üzere müdahale eder.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Boşanma gerçekleştiğinde, icra edilen boşanma şekline göre, boşanmanın doğurduğu sonuçların yerine getirilmesine özen gösterilir ve aile fertlerinin paylarına düşen haklar korunur.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>Yedinci Bölüm: Devletin Aileyi Korumadaki Sorumluluğu</u></strong></p>
<ol start="25">
<li><strong> Madde</strong>: Devletin Sorumluluğu;</li>
</ol>
<p>25.1. Aile düzenine yönelik anayasal ve hukuki koruma sağlamak,</p>
<p>25.2. Aile problemlerinin çözümüne sivil toplum kuruluşlarını dâhil etmek,</p>
<p>25.3. Boşanma ve vefat hallerinde kadını ve çocukları ortada kalmaktan koruyacak barındırma tedbirlerini almak,</p>
<p>25.4. Eğitimleri ve maddi-manevi ihtiyaçlarının karşılaması konusunda çocukların yüksek yararını gözetmek,</p>
<p>25.5. Aile saadetini gerçekleştirerek toplumda istikrar ve devamlılığı temin edecek şekilde sağlıklı aile kültürünü yaymak,</p>
<p>25.6. Evlilik hazırlığı içinde olanların ailede sorumluluk alma konusunda eğitilmeleri için sivil toplum kuruluşlarını aktifleştirmek, aile danışma merkezleri ve arabuluculuk kuruluşları kurmak ve</p>
<p>25.7. Evlilik yollarını kolaylaştırmak ve evliliği teşvik etmektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>Sekizinci Bölüm: Miras, Vasiyet ve İddet</u></strong></p>
<ol start="26">
<li><strong> Madde</strong>: Miras; adalet, bütünlük ve sorumluluk esaslarına dayanır.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Ölen kişinin malı hak sahiplerine dağıtılır. Herhangi bir varisi miras ve tasarruf hakkından yoksun bırakmak geçerli değildir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Vasiyet etmek örfün bir parçası kabul edilir. Dolayısıyla, geçerli kaideler çerçevesinde yerine getirilmelidir.</li>
<li><strong> Madde</strong>: Boşanan veya eşi ölen kadın, nesebin ve psikolojik hassasiyetlerin korunması için iddet müddetini beklemek zorundadır.</li>
</ol>
<p>Gayret bizden, muvaffakiyet Allah’tandır.</p>
<table width="466">
<tbody>
<tr>
<td width="218"><strong>Dünya Müslüman Âlimler Birliği<br />
</strong>el-İttihâdu’l-Âlemî li Ulemâi’l-Muslimîn<br />
International Union for Muslim Scholars</td>
<td width="248"><strong>İslam Dünyası STK’ları Birliği<br />
</strong>İttihâdu’l-Munazzamâtu’l-Ehliyye fi’l-Âlemi’l-İslâmî<strong><br />
</strong>The Union of NGOs of The Islamic World</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong> </strong><strong>Kaynak:</strong></p>
<ul>
<li><a href="http://iumsonline.org">http://iumsonline.org</a></li>
<li><a href="http://iumsonline.org/ar/ndot-o-mtmrt/mythk-aalmy-gdyd-llasr-sdr-lyom-mn-stnbol-btrky/">http://iumsonline.org/ar/ndot-o-mtmrt/mythk-aalmy-gdyd-llasr-sdr-lyom-mn-stnbol-btrky/</a></li>
<li><a href="http://www.idsb.org">http://www.idsb.org</a></li>
<li><a href="http://www.idsb.org/PNRDetail/17/uluslararasi-aile-sozlesmesi-konferansi-">http://www.idsb.org/PNRDetail/17/uluslararasi-aile-sozlesmesi-konferansi-</a></li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-sozlesmesini-insanlik-ailemize-sunabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
