<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>oruç Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/oruc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/oruc/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Aug 2017 14:41:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>GENÇLERE HAYATİ ÖĞÜTLER VEREBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/genclere-hayati-ogutler-verebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/genclere-hayati-ogutler-verebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2017 09:33:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Azim ve gayret]]></category>
		<category><![CDATA[Azimli]]></category>
		<category><![CDATA[Bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[çabuk ezberleme]]></category>
		<category><![CDATA[Daavât]]></category>
		<category><![CDATA[Dicle]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî]]></category>
		<category><![CDATA[Ebvâbu’l-Mesâcid ve’l-Cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim 14:40-41]]></category>
		<category><![CDATA[İhlaslı]]></category>
		<category><![CDATA[iyi tasnif yapma]]></category>
		<category><![CDATA[kavrama]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Motivasyon]]></category>
		<category><![CDATA[nefs]]></category>
		<category><![CDATA[Oğluma Mektup]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Rakka]]></category>
		<category><![CDATA[Rasulullah]]></category>
		<category><![CDATA[Seher vakti]]></category>
		<category><![CDATA[Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ]]></category>
		<category><![CDATA[yaratıcı]]></category>
		<category><![CDATA[yegâne merci]]></category>
		<category><![CDATA[Zehebî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=544</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim 14:40-41). Tarih boyunca ulemanın çocuklarının şahsında ümmetin tüm gençlerine seslenen hitabeler irad ettiği, mektuplar, nasihatnameler ya da tavsiyenameler şeklinde risaleler kaleme aldığı bilinmektedir. Bunlardan birisi de, h. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim 14:40-41).</p>
<p>Tarih boyunca ulemanın çocuklarının şahsında ümmetin tüm gençlerine seslenen hitabeler irad ettiği, mektuplar, nasihatnameler ya da tavsiyenameler şeklinde risaleler kaleme aldığı bilinmektedir. Bunlardan birisi de, h. 508 yılında Bağdat’ta dünyaya gelen Allâme Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî’dir. Yaşadığı dönemin en büyük âlimlerinden biri kabul edilen ve tefsir, fıkıh, hadis, tarih ve tıp ilimleri başta olmak üzere birçok alanda onlarca hacimli eseri kaleme almış olan İbnu’l-Cevzî, Zehebî’nin tabiriyle “hitabette tartışmasız bir zirve, güzel yüzlü, tatlı sözlü ve insanlarda etki bırakan bir şahsiyet” idi (Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ, c.21, s.367).</p>
<p>Ömrünün son demlerinde ağır baskılara maruz kalan, sürgün edildiği Vâsıt’ta beş sene ev hapsine mahkûm edilen İbnu’l-Cevzî, h.597 yılında Katufta’daki evinde vefat ettiği gün tüm çarşılar kapanmıştı. Allah’ın rahmeti onun ve Müslümanların bütün imamlarının üzerine olsun. Âmin. (el-A’lâm, Ziriklî, c.3, s.316-317). (s.7).</p>
<p>Geride faydalı birçok eser bırakmış olan İbnu’l-Cevzî, daha ziyade Zâdu’l-Mesir ve Telbîsu İblîs isimli eserleriyle meşhur olmuştur (s.9).</p>
<p>Bu haftaki yazımızda madakkik âlim İbnu’l-Cevzî’nin Beyan Yayınları arasından çıkan “Oğluma Mektup” isimli kitapçığını, “oğlum sana söylüyorum, ey ümmet-i Muhammed’in gençleri siz anlayın” kabilinden özetle paylaşma ihtiyacı duydum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>D</strong><strong>üşü</strong><strong>nmenin ve Aklı Kullanmanın Zorunlu Olduğunu Bilmek</strong></p>
<p>“Ey oğul, bil ki, âdemoğlu ancak <u>aklın gerekliliklerini yerine getirdi</u><u>ğ</u><u>i zaman</u>, diğer canlılardan ayrılabilir. Öyleyse <u>aklını </u><u>ç</u><u>alı</u><u>ş</u><u>tır, d</u><u>üşü</u><u>nceni aktif </u>kıl, nefsini arındır. <u>Sorumlu bir varlık</u> olduğunun bilincinde olarak <u>her </u><u>ş</u><u>eyi deliliyle </u><u>öğ</u><u>ren</u>. Yine bil ki, yerine getirmek için istekli olman gereken sorumlulukların var. İki melek, kelimelerini ve bakışlarını tek tek kaydediyor. Eceline doğru attığın adımlar ve dünyadaki oyalanma süren az, kabirdeki esaretin uzun, heva ve hevesi tercihten dolayı çektiğin azap ise çok acı vericidir. Öyleyse, nerede dünün lezzeti? Artık o lezzet gitti ve geride sadece bir pişmanlık bıraktı. Nefsin şehveti nerede? Kaç kez başını eğdirdi ve ayağını kaydırdı? (s.17).</p>
<p>Mutlu kimse, ancak hevasına karşı çıktığı için mutlu; bedbaht kimse ise ancak dünyasını tercih ettiği için bedbaht oldu. Kralların ve zahitlerin başından geçeni dikkate al. Onların elde ettiği lezzet nerede? Yorgunlukları nerede? Salihler için, geriye elde ettikleri bol sevap ve güzel anılma; günahkârlar için ise çirkin bir konum ile cezalandırılma kaldı.</p>
<p>Erdemli işler yapmaktan alıkoyan tembellik ne kötü arkadaştır. Rahatlığa olan düşkünlük, geriye elde edilen her zevkin üzerinde gittikçe çoğalan bir pişmanlık miras bırakır. Dikkatli ol, kendin için yorul ve ‘<u>farzların edası ile haramlardan ka</u><u>ç</u><u>ınmanın olmazsa olmaz vazifemiz</u>’ olduğunu bil. Ne vakit insan haddi aşarsa, akıbeti ateştir ateş! (s.19).</p>
<p>Ey oğul bil ki, erdemlerin peşinde koşmak, gayretli kimselerin son muradıdır. Dahası erdemler kişiye göre değişir. Bazı insanlar erdemleri, dünyada takva ile yaşamak olarak görürken; bazıları ise onu ibadetle meşgul olmak olarak görür. Gerçekte ise tam manasıyla erdemler, ancak <u>ilim ile amel bir araya getirilirse</u> elde edilir. Şayet bu iki değer elde edilirse, sahibini her şeyden münezzeh olan <strong>Yaratıcı’yı tanıma</strong> seviyesine yükseltir. Onu Allah’ın sevgisine, O’nun huzurunda huşu içerisinde olmaya ve O’na özlem duymaya sevk eder. İşte bu, nihai hedeftir. Mütenebbi ne güzel söylemiş:</p>
<p>Gayret ehli miktarınca gerçekleşir büyük işler,</p>
<p>Saygın kimseler sayısınca topluma asalet gelir,</p>
<p>Küçük insanın gözünde büyürken küçük işler,</p>
<p>Büyük insanın gözünde küçülür büyük işler.</p>
<p>Her isteyenin her dileği gerçekleşmez. Her ilim talibi de ilmi elde edemez. Ancak, kulun kendisine bahşedilen <u>t</u><u>ü</u><u>m yetenekleriyle </u><u>ç</u><u>aba sarf etmesi</u> gerekir. Allah, kendisine ihtiyaç duyulan ve kendisinden yardım beklenen <strong>yeg</strong><strong>â</strong><strong>ne merci</strong>dir (s.21).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Allah Teâla’yı Delil ile Bilmek</strong></p>
<p>“İlk bakmamız gereken şey, <u>Allah Te</u><u>â</u><u>la’yı delil ile bilmek</u>tir. Göğün kaldırılmış, yeryüzünün döşenmiş, başta kendi vücudu olmak üzere tüm yapıların sapasağlam yaratılmış olduğunu gören bir kimsenin, her sanatın bir sanatkârı ve her binanın bir mimarı olması gerektiğini bileceği açıktır. Bir sonraki aşamada kişi, Rasulullah (s)’in doğruluğunun delili hakkında düşünür. Hiç şüphesiz bunun en büyük delili, mahlûkatı, içerisindeki bir sûrenin dahi benzerini getirmesi hususunda çaresizliğe düşüren <u>Kur’an-ı Kerim</u>’dir.</p>
<p>Bir kişi, Yaratıcı’nın varlığı ile Elçi’nin (s) doğruluğu konusunda kesin kanaate ulaştığında, kendisini tamamen şeriata teslim etmesi gerekir. Bunu yapmadığı zaman, itikadında bir sorun var demektir.” (s.23).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kulluk Görevlerimizi Titizlikle Yerine Getirmek</strong></p>
<p>“Daha sonra kişinin, abdest, namaz, malı varsa zekât, hac vb. üzerine vacip olan vazifeleri bilmesi gerekir. Kişi, yapması gerekenleri detayları ile bilirse, onları hakkıyla yerine getirmesi de mümkün olur.</p>
<p>Azimli kişi, <u>erdemlerde yol kat etmeli</u>, en yüksek mertebeye erişebilmek için Kur’an-ı Kerim’in hıfzı ve tefsiri, Rasulullah (s)’in hadisi, sireti, sahabilerin ve onlardan sonra gelen âlimlerin hayatı ile meşgul olmalıdır.</p>
<p>Düzgün bir dile sahip olmak için gramer bilmek, günlük konuşma diline büyük ölçüde vâkıf olmak, ilimlerin anası fıkıhtan haberdar olmak, dile tatlılık kazandıran ve faydasının daha geniş almasını sağlayan hitabet yeteneğini edinmek kaçınılmazdır (s.25).</p>
<p>Azim ve gayret, ancak tembellik ile zayıflar. Yüksek motivasyon ise değersiz şeylere razı olmaz. Kanıtı ile gördüm ki, gayret âdemoğlu ile birlikte doğmuştur. Motivasyon, ancak terk edildiğinde kimi zaman zarar görür. Yine o, ancak harekete geçirildiğinde baskın hale gelir (s.27).</p>
<p>Kendinde bir çaresizlik gördüğün vakit, kullarına nimetler bahşeden Mun’im’den (nimetleri bahşeden Allah’tan) iste. Kendinde bir tembellik gördüğün vakit ise, kullarını başarıya ulaştıran Muvaffik’a (başarıya ulaştıran Allah’a) sığın. Ancak ve ancak <u>O’na itaat edersen</u> hayra erişirsin. O’na karşı çıktığında ise, hayrı elinden <u>kaybedersin</u>. O’na yöneldiği halde, her isteğini elde etmeyen kim var? O’ndan yüz çevirdiği halde fayda elde eden ya da hedeflerine ulaşan kim var?” (s.29).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Azimli ve İhlaslı Olmayı Şiar Edinmek </strong></p>
<p>“Ey oğul! Kendine bir sınır içerisinde bak ve onu nasıl koruduğunu gözet. Nitekim <u>g</u><u>ö</u><u>zeten g</u><u>ö</u><u>zetilir, ihmal eden ise terkedilir</u>. Sana bazı ahvalimden bahsedeyim. Umulur ki, benim çalışmama bakarsın ya da benim için başarıya ulaştıran Allah’a dua edersin.</p>
<p>Hiç şüphesiz bana bahşedilen en büyük nimet, kendi kazanımım ile olmayan; bilakis bana lütfedilen <u>terbiye</u>/eğitim nimetidir. Nitekim okulda iken, çok azimli olduğumu ve yaklaşık altı yaşlarında iken, benden yaşça büyük olan çocuklarla arkadaşlık ettiğimi hatırlıyorum. Daha sonraki dönemlerde bana olgun insanların aklının üzerinde ve git gide <u>geli</u><u>ş</u><u>en bir akıl</u> bahşedildi. Kendimi bir çocukla yolda oynarken ya da yüksek sesle gülerken hiç hatırlamıyorum. Hatta yaklaşık yedi yaşlarındayken, cami avlusuna gelir, hokkabaz halkasını tercih etmez, bilakis uzun gece sohbetlerinde bize hadis öğretmesi için muhaddis bir âlimden ilim talep ederdim. Ondan her işittiğimi ezberler, eve döner ve yazardım. (s.31).</p>
<p>Küçüklüğümde çocuklar Dicle’ye inip, köprünün üzerinden nehri seyrederken, ben elime bir kitap alır, Rakka civarına giderek insanlardan uzaklaşır ve ilim ile meşgul olurdum. Daha sonra züht hayatına yöneldim. Oruç tutmaya devam ettim. Az yemekle meşgul oldum. Nefsimi sabretmeye zorladım ve yoluma devam ettim. (s.33).</p>
<p>Bunun için kollarımı sıvadım, sıkı bir şekilde devam ettirdim. Seher vaktini sevdim, ilimler içerisinde tek bir dal ile yetinmedim, fıkıh, hitabet ve hadis dinledim, takva ehlinin izini sürdüm, dil eğitimi aldım, köşe bucakta kalan ya da açıkça söylenen hiçbir bilgiyi önemsiz görmedim, ortaya konan garip kuralların da hepsini alıp en iyi olanlarını tercih ettim (s.35).</p>
<p>Önüme iki iş konduğunda çoğu zaman <u>en </u><u>ö</u><u>nemlisini</u> öncelerim. Bunun için Allah, plan yapma ve eğitme kabiliyetimi geliştirdi. Beni, benim için en hayırlı olana yöneltti. Düşmanlara, kıskançlara ve bana tuzak kuranlara karşı beni korudu. İlim vesilelerini benim için kolaylaştırdı. Bana tahmin edemeyeceğim kadar kazanç ihsan etti. Bana, <u>kavrama, </u><u>ç</u><u>abuk ezberleme ve iyi tasnif yapma</u> becerileri verdi. Beni dünyalık hiçbir şeyden mahrum etmedi; bilakis bana yeterince rızık ve daha fazlasını ihsan etti. Beni insanların kalplerinde ziyadesiyle kabul ettirdi. Sözümü onların yüreklerine mesken kıldı. Böylece doğruluğundan şüphe etmediler. Benim aracılığımla yaklaşık <u>iki y</u><u>ü</u><u>z ki</u><u>ş</u><u>iyi </u><u>İslam</u><u>’a kazandırdı</u>. Toplantılarımda yüz binden fazla kişi tevbe etti. Eğitimsiz insanların sıkıntı çektiği yirmi binden fazla meseleyi çözdüm.</p>
<p>Hadis dinlemek için âlimlerin çevresinde dolaşıyordum. Öyle ki kimsenin önüme geçmemesi için koşmaktan nefesim kesiliyordu. Bir şey yemeden sabahlıyor, önümde bir şey olmadan akşamlıyordum. Allah beni kimseye muhtaç etmedi; bilakis bana rızık bahşederek, onurumu muhafaza etti. Hayatımı anlatsam uzun sürer. İşte ben buyum. Yaşadıklarımı bizzat sen de öğrenmiş oldun. Anlattıklarımın hepsini Allah’ın şu buyruğu ile özetliyorum:</p>
<p>“Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor…” (Bakara 2:282). (s.37).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Vaktin Kıymetini Bilmek ve Asıl Yatırımı Ahiret Yurduna Yapmak</strong></p>
<p>“Ey oğul, kendine dikkat et. Gevşek davrandığın her gün için pişmanlık duy. Kemale erenlere yetişmek için gayretlen. Hâlâ bol vakit var. Tuttuğun dal henüz yaşken onu doğrult. Kaybolup giden saatlerini hatırla. Onlar sana nasihat olarak yeter. Tembelliğin lezzeti onunla beraber gitti. Erdemlerin derecelerini kaçırdın… (s.39).</p>
<p>Ey oğul, bil ki günler saatleri, saatlerse nefesleri kovalıyor. Herkesin kendisi için hazırladığı bir hazinesi var. Değersiz bir şey için nefesini tüketmekten sakın ki, kıyamet gününde hazineni boş bulup, <u>pi</u><u>ş</u><u>man olmayasın</u>! (s.41). Yaklaşık altmış sene yaşayan bir kişi, dünyada kaldığı süreyi yeniden gözden geçirecek olsa, otuz senesini uykuyla ve yaklaşık on beş senesini gençlik dönemiyle geçirdiğini fark eder. Geri kalan yıllarına baktığında ise, çoğunun arzularla, yeme içmeyle ve kazanç elde etmeyle geçtiğini görür. Ahiret için yapılan hazırlıkların çoğunda da riya ve gaflet olduğunu görür. Bedeli bu saatler olan ebedi hayatı nasıl satın alacaksın?! (s.47). Geçmişte yaptığın gevşeklikten dolayı hayırdan ümidini kesme. Nitekim nice kul, uzun süren uyku ve gafletten sonra kendine gelmiştir.</p>
<p>Ey oğul, fecrin doğuşu sırasında uyanık olmayı sürdür. Dünya kelamı konuşma. Bizden önce gelen salih zatlar bu vakitlerde dünya ile ilgili bir iş hakkında konuşmazlardı. Uyandığın zaman; “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun, dönüş O’nadır.” de. (Buhari, Daavât, 6314).</p>
<p>Sonra abdest için ayağa kalk. Sabah namazının sünnetini kıl. Mescide huşu ile git. Yolda iken; “Ey Allah’ım! Senden isteyenlerin senin katındaki hakkı için ve şu yürüyüşümün hakkı için senden istiyorum. Ben kibirlenmek, böbürlenmek veya görsünler, desinler gibi adi maksatlarla evden çıkmış değilim. Senin gazabından sakınmak, rızanı kazanmak için evden çıktım. Öyleyse beni ateşten korumanı istiyorum, günahlarımı bağışlamanı diliyorum. Çünkü, Senden başka günahları affeden yoktur.” de. (İbn Mace, Ebvâbu’l-Mesâcid ve’l-Cemaat, 778). (s.55).</p>
<p>Şayet yeri boşsa, namazı imamın sağında kılmaya özen göster ve “Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir, O, her şeye kadirdir.” de. (Nesâi, Amelu’l-Yevmi ve’l-Leyle, 125). Allah’tan namazını kabul etmesini niyaz et…” (s.57).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:</p>
<p>İbnu’l-Cevzî; <strong><em>Risâle</em><em> ilâ Weledî</em>: Oğluma</strong><strong> Mektup</strong>, Çeviri: Gamze Özden, Beyan Yayınları, İstanbul, Şubat 2017, 96 s.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/genclere-hayati-ogutler-verebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZEHİRLİ DUMANIN ESARETİNDEN KURTULABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jun 2017 09:57:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Zaaflarımızı Yönetebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[10:100]]></category>
		<category><![CDATA[A’râf 7:31]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın beden emaneti]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:195]]></category>
		<category><![CDATA[dudak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[en büyük düşman]]></category>
		<category><![CDATA[En Güzel Hikâyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Eren Sarı]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[katil hayat arkadaşı]]></category>
		<category><![CDATA[mesane kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Nuriye Çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigara bağımlıları]]></category>
		<category><![CDATA[sigara bırakma poliklinikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara İçene Hitap]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara öldürür]]></category>
		<category><![CDATA[sigara özürlü]]></category>
		<category><![CDATA[süründürür]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:12]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirli duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=520</guid>

					<description><![CDATA[“We lâ tulqû bi eydîkum ile’t-tehluke: Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” (Bakara 2:195). “Külû weşrebû we lâ tüsrifû innehu lâ yuhibbu’l-müsrifîn: Yiyin için ama israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!” (A’râf 7:31). “Züyyine li’l-müsrifîne mâ kânû ya’melûn: Savurganlara yaptıkları kötü işler süslü gözükür!” (Yunus 10:12). Sigara illetine müptela insanlara ve türlü eziyetlerine karşı hissettiğim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We lâ tulqû bi eydîkum ile’t-tehluke</em>:</p>
<p>Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!”<br />
(Bakara 2:195).</p>
<p>“<em>Külû weşrebû we lâ tüsrifû innehu lâ yuhibbu’l-müsrifîn</em>:<br />
Yiyin için ama israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!”<br />
(A’râf 7:31).</p>
<p>“<em>Züyyine li’l-müsrifîne mâ kânû ya’melûn</em>:<br />
Savurganlara yaptıkları kötü işler süslü gözükür!”<br />
(Yunus 10:12).</p>
<p>Sigara illetine müptela insanlara ve türlü eziyetlerine karşı hissettiğim duyguları, “Sigara İçene Hitap” başlıklı yazısında gazeteci Nuriye Çakmak edibane üslubuyla -sanki ben yazmışım gibi- ifade etmişti. Sigara bağımlılarının Ramazan günlerini bu illetten kurtuluş vesilesi ittihaz etmelerine yardımcı olması temennisiyle iktibas etmek istedim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zehirli dumanın köleliğinden azat olabilmek</strong></p>
<p>“Önümde yürüyorsun, bir vapuru andıran ya da egzozu bozulmuş bir kamyondan çıktığı hissini uyandıran dumanlar salıyorsun bana, ciğerlerimi, cildimi, sinirlerimi zedeliyorsun. Hakkında ne düşünüyorum biliyor musun, eğer <strong>hassas bir insan</strong> olsaydın ya da hassasiyetini kaybetmemiş birisi, bunu yapamazdın!</p>
<p>Ya kör olman gerek ya hissiz ya uyumuş ya da uyutulmuş… Çevrende onca insan varken, onları rahatsız ettiğini bile bile, umursamadan nasıl da üflüyorsun dumanını? Herkes gözünün ucuyla sana bakıyor. Sizden o kadar çok var ki, “Ya Sabûr” deyip başlarını çeviriyorlar. Sen bu hakları(!) bonus toplayan bir bilgisayar oyunu karakteri gibi heybene doldurup öylece ilerliyorsun. Yaradan’ın, yerin, göğün hakkını, yaratılmışın hakkını, öz vücudunun hakkını… Daha neler… Yürüyorsun…</p>
<p>Karakter zafiyeti ya da kişilik sorunları yaşadığını düşünüyorum. Onu vazgeçilmez görüyorsun, biberonunu arayan bir bebek gibi, topunu kaybetmiş huysuz bir çocuk, ya da oyuncak bebeğini arayan bir hırçın bir kız çocuk… Farkını göremiyorum. Kendini ona muhtaç bilmen böyle bir psikolojiden kaynaklanıyor olsa gerek. Kendini buna inandıran sensin çünkü. Saatler süren yolculuklarda nasıl duruyorsan içmeden, sarhoşlar gibi ellerin titremiyor, uyuşturucu kullananlar gibi krizlere girmiyorsan, mecburiyet oldu mu, onsuz kalabiliyorsun demektir. Oruç tutarken ya da ders esnasında içemiyorsun mesela. Ama otobüs son durağa geldi mi kâr biliyorsun birkaç saniyeyi, silahına mermi sürer gibi ellerine alıyorsun katil hayat arkadaşını! Aman bir saniye kaybetmeyesin, iner inmez hazır olsun. On dakika daha yolumuz olsa içmeyecektin, ama inince içmen gerektiğini beynine bizzat sen emrediyorsun.</p>
<p>Sana kendini özel mi hissettiriyor yoksa? Evet, <u>özelsin</u>, insanın en güzel yansıması olan <strong>gülümsemen bile sararmış</strong> senin, üzerine sürekli <u>kötü kokular sıkıyor gibisin</u>, evet özelsin çünkü insan çok nadir kararsız kalır, bir dostuna sarılırken… Bu kararsızlığın mimarı sensin. Yanına oturulmasıyla kalkılması bir oluyor, koca bir salonda tek başına bile olsan tüm salonu etkin altına alabiliyorsun! Ortamı kendine benzetme maharetin takdire şayan. Tüm bunlara karşı “beni rahat bırak” tavrına sarılıyorsun, “sen ne anlarsın”, diyorsun. Evet, <u>bütün akıllar bir araya gelse geçerli tek bir sebep bulamaz</u> diye düşünüyorum, ben anlamam, çünkü anlaşılacak bir yanı yok sigara içmenin.</p>
<p>O zehirlerin en zehir karışımının tek bir tutamını sana içirsem, beni <strong>en büyük düşmanın</strong> sayarsın. Kendi ellerinle kendine her gün tutam tutam zehir veriyorsun oysa! Her yıl <u>sigaraya harcadığın para</u>dan küçük bir dağ olurdu. Gözünün önünde o kâğıt dağına bir kibrit çaksam aklımı kaçırdığımı düşünür, benden nefret ederdin üstelik. Bugüne dek sigaraya verdiğin paraları hesaplasan eminim şu an “ihtiyacım var” diyebileceğin <u>her şeye yetecek bir miktarı kendi ellerinle yakmış olduğunu</u> görürdün. Ama yanan sadece paran değil, içinde sen de yanıyorsun, en yakınlarını ve hiç tanımadıklarını da beraberinde yakıyorsun! Sonra da bana “sen ne anlarsın” diyorsun, farkında değilsin, <u>can yakıyorsun</u>. Kendi canını yaktığın gibi tüm sevdiklerinin ve hiç tanımadıklarının canını da yakıyorsun. Nihayetinde dünyaya küsüyorsun. Ama keşke huysuz çocuklar kadar masum olsaydın…</p>
<p>Mesela Rus ruleti oynasan her gün, daha masum olurdun, çünkü o oyunda <strong>ölüm riski</strong> altıda birdir. Sigarada ise <strong>ikide bir</strong>. Karıkoca içiyorsanız, biriniz mutlaka sigaranın yol açtığı hastalıklardan dolayı ölecektir mesela. Çocuklarınız da içiyorsa, ya onlar annesiz ve/ya babasız kalacaklar ya da siz eşsiz ve evlatsız kalacaksınız! Bu büyük bir zulüm, ama sizi bu zulmü yapmaya zorlayan haricî bir güç yok. Ne ilginç, değil mi?</p>
<p>Akciğerlerin sıkılsa içinden katran zifir akıyor, boğazların bir boğuk motor gibi, sesin sana verilen eşsiz name değil artık, yüzün dumanların elinde esir, solgun ve delik deşik…</p>
<p>26 yıl onkoloji bölümünde çalışmış bir doktor isyan ediyor, “ben bu ülkeyi yönetiyor olsaydım, her birinize bir hafta gasilhanede, bir hafta da onkoloji servisinde mecburi hizmet yaptırırdım”, diye. “Çok uzak görüyorsunuz ölümü kendinize, her gün sizin gibi kaç kişinin geldiğini görmeniz gerek, <strong>akciğer</strong> kanseri nasıl oluyormuş, <strong>gırtlak</strong> kanseri, <strong>dudak</strong> kanseri, hattâ <strong>mide</strong> kanseri, <strong>mesane kanseri</strong>, kangren vs. Bu kişiler nasıl tarifsiz ağrılar, zor durumlar, büyük acılar yaşıyormuş, görün, ben de sizi göreyim…” diyor.</p>
<p>Aslında direk sebep olduğu veya yol açtığı o kadar çok hastalık var ki… “Sigara öldürür!” sözü bir uyarı değil. Bu bir sonuç aslında. Bir de “süründürür” tabii ki, ölümü aratacak düzeyde!</p>
<p>Duygularını yitirdiğini düşünmeme kızmıyorsun umarım, kendine böyle zulmetmek için kendini ve çevrendekileri bu tarifsiz acıların ve ağrıların içine attığın için sana şükran duyulmasını beklemiyor olmalısın. Üzerine bir de para ödüyorsun ya, gerçekten çok hayret ediyorum sana&#8230;</p>
<p>Kendini böyle <strong>değersiz</strong> ya da <strong>dokunulmaz</strong> hissetmekle ve bu acıları kendine reva görmekle tüm sevdiklerine türlü acılar çektirdiğini görememen nasıl açıklanabilir sence? Pasif içici yaptıklarının akıbetleri seni hiç ilgilendirmiyor mesela. Eşi yıllardır sigara içen birine, “Ne hâle gelmişsin, derhal sigarayı bırakman gerek!” diyen doktora kadın; “Ben hayatımda ağzıma hiç sigara koymadım ki!” diye hayretle cevap veriyor.</p>
<p>Seni <strong>sigara tutkusu</strong>ndan ne sana emanet verilen <u>öz canın</u> engelleyebiliyor, ne de Allah’tan bahşetmesini talep ettiğin diğer emanet canlar. Hiçbir hesaba yanaşmıyorsun. <strong>Her şeyini feda ettiğin, her zorluğu kendisi için göze aldığın tek şey senin bizzat en büyük düşmanın</strong>… İşin en kötü yanı da, bunu sen çok iyi biliyorsun, ama bilmez gibi davranıyorsun! Bir de kalkıp sana değil de kendime hayret etmem gerektiğini düşünüyorsun, böyle düşünüyorum diye?</p>
<p>Hayatımda hiç izi yoktu aslında bu düşüncelerin, küçük dünyamda böyle bir sorun yoktu. Çünkü yakın çevremde sigara içen bir tek kişi bile yoktu. Sonra zaman ve şartlar bir şekilde gelişti. Etrafımda “<strong>sigara özürlü</strong>” dostlar ve ders arkadaşları zuhur etmeye başladı. Senden geçtim, şimdi kendime acıyorum. Hangi yaramı sarayım bilemiyorum…</p>
<p><u>Seni suçlamak inan hiç de zevkli değil, sana acımak da marifet değil. Sana kızmak beni mutlu etmiyor, senden uzak kalmak da mümkün olmuyor</u>. Aklımı, yüreğimi, vicdanımı, tahammülümü sürekli <strong>yaralıyor</strong>sun… “Allah kurtarsın”, diyorum, çünkü zindandaki birinden farksızsın. Hattâ darağacındasın, çünkü kurtulmak için kılını bile kıpırdatmıyorsun! İçin yana yana arasan bir yol bulurdun, bırakamamaktan değil, <strong>bırakmaktan korkuyorsun</strong>!</p>
<p>Gel <strong>uyan</strong> ve bir <strong>adım at</strong>, lütfen artık <strong>kendini ve bizleri bu zehirli kölelikten kurtar</strong>. Yok, ben böyle mutluyum, diyorsan, hiç olmazsa beni azat et… Lütfen!” (<strong>1</strong>)</p>
<p><strong>Oruç ayında sigara illetinden tamamen kurtulabilmek </strong></p>
<p>Araştırma hastanelerinin <u>sigara bırakma polikliniklerinde</u> ramazan münasebetiyle <u>yoğunluk yaşandığı</u> yolundaki haberler beni ziyadesiyle memnun etti. Oruç tutarken zaten uzunca bir süreyi sigara içmeden geçiren insanların bir iki saat daha sabrederek sigara illetinden ömür boyu kurtulmaları somut bir fırsat olarak önlerinde duruyor. Hür iradesiyle esaretten kurtulmayı başaramayan sigara müptelaları mutlaka bu polikliniklere başvurmalı ve destek almalıdır.</p>
<p>Sigaraya başlamaya niyetlenenlerin de hayatlarını karartmamak için, “bir iki defa içer istediğim zaman bırakırım” diyerek başlayıp bağımlılık nedeniyle sağlıklarını kaybeden ve işlerini yapamaz hâle gelenlerin “Sigaradan uzak durun!” feryadına özellikle gençler kulak kabartmalıdır. Sigaranın yol açtığı atardamar tıkanıklığı nedeniyle uzuvlarının kesilmesini, akciğer başta olmak üzere çeşitli kanser hastalıklarına yakalanmayı, ailede ve toplumda sürekli horlanmayı, fert ve toplum bağlamında ciddi ekonomik kayıplar yaşamayı, Allah’ın beden emanetine hıyanet etmeyi, fıkıhta haram kabul edilen (<strong>2</strong>) bir yasağı bilerek çiğnemeyi… istemeyen yaşlı-genç, kadın-erkek, okumuş-cahil, zengin-fakir… herkesin sigaraya esir düşmekten korunması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Bir yasağa karşılıksız aşk besleme gafletinden uyanmak</strong></p>
<p>Ülkemizin, bölgemizin, Ümmet-i Muhammed’in ve nihayet tüm insanlığın, problemin boyutunu, çapını ve derinliğini yeterince idrak edemediğinden gerekli düzeyde mücadele etmeyi ihmal ettiği sigara belasına müptela bir tiryakinin itiraf mektubunu iktibas ederek sigara konusunda insanların kendilerini nasıl kandırdığına bir örnek sunalım:</p>
<p>“Onunla tanıştığımızda daha 14 yaşındaydım, o ise benden oldukça yaşlıydı. Hayatına giren ilk kişi değildim, son kişi de ben olmayacaktım kuskusuz. Herkes bu beraberlik için yaşımın çok küçük olduğunu düşünüyordu. Aslında hiçbir zaman yaşınızın uygunluğu söz konusu olmaz böyle bir ilişkide&#8230;</p>
<p>İlk önceleri sadece yakın arkadaşlarımla paylaştım küçük sırrımı. Sadece gönül eğlendiriyordum onunla. (Meğer ne kadar da aptalmışım!). Aileme anlatamazdım. Çünkü ‘kıyametin kopması’ diye adlandırılan durumun olanca gerçekliğiyle karşıma çıkmasından korkuyordum. Gizledim, gizledim.</p>
<p>Başlangıçta çok seyrek buluşuyorduk. Daha sonra buluşmalarımızın sayısı arttı. <strong>Gönül eğlendirmek</strong> demiştim ya, <u>palavra</u>. Çok zaman geçmesine gerek kalmadı hayatımda kapladığı yeri anlamam için. Evet onu seviyordum. Ama yine de aklımda hep aynı düşünce vardı:</p>
<p>“<u>Onun tutsağı değilim ve istediğim zaman <strong>terk edebilirim</strong></u>.” Buyurun size ikinci palavra. Ne, hayatımın her safhasına girmesi yetti onu terk etmeme ne de annemin bizi yakalaması. Aslında bizi yakaladı demem yanlış. İzlerimi buldu, ardında bıraktıklarını gördü. Kızmadı bağırmadı, sadece kısa bir nasihat çekti. Biliyordu çünkü buluşmamızı yasaklamasının bir şey ifade etmeyeceğini. O zamana kadar gizli devam ediyordu, yine gizli kalabilirdi.</p>
<p>Zaman geçtikçe birbirimize bağlandık (palavra üç&#8230; Ben ona <strong>bağlandım</strong>. Şimdi geriye bakıyorum da 6 uzun yıl geçti ve veren taraf hep ben oldum. O bana sahte mutluluklar verdi sadece, bense her şeyimi. Herhalde hayatta canımı vereceğim tek o oldu. Onun için kavga ettim, onun yüzünden hastalandım, ama hiçbir zaman ayırmadım <strong>yanımdan</strong>, <strong>ayıramadım</strong>&#8230;</p>
<p>Biliyordum nelere yol açtığını, görüyordum. Önce onu <strong>sevme</strong>yi öğrendim, sonra <strong>nefret etme</strong>yi. Beraber olmayı istemediğim anlarda bile yanımda olduğunu gördüm. <u>İrademi yerle bir ettiğine, beni kendimle karşı karşıya getirdiğine şahit oldum</u>. Başkalarını kırdım onun yüzünden ve ben daha da fazla kırıldım. İnsanlarla arama girdi. Arkadaşlarım ondan nefret etti çoğu zaman. Hattâ ben bile <strong>tiksindim</strong> bazen, ondan, <u>bedenime ve ruhuma sinen kokusundan</u>. Dudaklarımın her dokunuşunda, ben onun ruhundan çalıyorum, o benim bedenimden. O her seferinde yeniliyordu kendini, bense gittikçe <strong>kötüleşiyordum</strong>. Ama bir türlü terk edemedim.</p>
<p>Aslında birkaç kez denedim ayrılmayı. Hepsinde de dönüşüm bir öncekinden güçlü oldu. Yokluğunda kıvrandım hasretimden, alışmaya çalıştım ama <strong>asla atamadım aklımdan</strong>. Uzun ve stresli geceler hep ev sahibim oldu. Tırnaklarımı yedim, yetmedi kuruyemişe başladım. Ayrılık <strong>kilo</strong> aldırdı. Ve ben hep geri döndüm. Hatta şu an bile yanımda. Ama yine de yemin ediyorum burada, hepinizin önünde: <u>Bir gün mutlaka bırakacağım, şu lanet olasıca sigarayı!</u>” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Fesadı değil salâhı, kötüyü değil iyi örneği tercih etmek</strong></p>
<p>Sigara bağımlısı insanların aklına, gönüllerine ve vicdanlarına hitap edebilmek umuduyla kaleme aldığımız bu haftaki yazımızı, ömründe hiç sigara içmemiş olan Mustafa Demir Hoca’nın iyi örnekliğini özetle iktibas ederek noktalayalım:</p>
<p>“… Ortaokulu 60’lı yılların sonlarında Balya’da okumuş birinin sigara içmemiş olması ilginç değil mi? Çünkü arkadaşlarımın çoğu içiyordu, yetişkin nesilden içmeyen çok az insan vardı. O kadar ki, şimdi başka birçok şey için kullanılan “<strong>paket</strong>” sözü, o zamanlar herkes için sigara demekti. Birilerine ekstra bir yardımda bulunana ödül olarak paket verilirdi. Babalar, amcalar, dayılar ve başkaları erkek çocuklara <u>“erkek adam” olsunlar diye herkesin içinde sigara içirirlerdi</u>! Ne berbat bir manzara? Böyle bir furya içinde ben <u>neden sigara içmedim?</u> Bu sorunun bendeki cevabı bir cümledir: <strong>Babam; “Sigara içmeyeceksiniz!” dedi, ben de içmedim</strong>…</p>
<p>Süleyman Usta, kırklı yaşlara yaklaşınca bir gün üç çocuğunu çağırır ve birlikte oturduktan sonra başlar söze, sözü uzatmaz, az ve öz söyler: “Çocuklar! Biliyorsunuz ben <strong>laubalilik, ciddiyetsizlik ve gevşeklikten hoşlanmam</strong>. Şimdi beni iyi dinleyin: Delikanlılık yaşlarımdan beri sigara içiyorum. Bu meretin kötü bir madde olduğunu <u>herkes biliyor</u>, ne var ki insanların <u>çoğu içiyor</u>. Siz içmeyeceksiniz! Sigaranın zararlarını ve onu içmenin günah olup olmadığını anlatmayacağım. Sadece <strong>babalık hakkı</strong>mı kullanarak emrimi tekrar edeceğim: <strong>Siz sigara içmeyeceksiniz!</strong>&#8230;</p>
<p>… Ortaokulda ikinci sınıf öğrencisiydim. Emir ve nasihati alalı birkaç yıl olmuştu. Tabiat bilgisi öğretmenimiz “sigaranın zararları” konulu bir ev ödevi vermişti. Söz konusu sözleşmenin etkisi ve içimden kurduğum bir plan ile güzel bir ödev hazırladım. Öğretmenim beğendi ve iyi bir not verdi. Öğretmenime gidip ödev kâğıtlarımı geri istedim; “Veremem, onlar resmî belge ve bir süre okulda kalması gerekir.” deyince, ben de; “Aynısından bir daha yazsam, notumu verip imzalar mısınız?” diye sordum. Planımı anlatınca sevinçle karşıladı ve “Olur.” dedi. “<strong>Babacığım, sen de sigara içme!</strong>” diye bitirdiğim <u>mektupla birlikte ödevi de zarfa koyup posta ile eve gönderdim</u>.</p>
<p>Babam, henüz genç olmasına rağmen öksürükleri artmıştı, dönemin çoğu adamları gibi öyle namaza ve Mushaf’a da çok düşkün biri değildi. O öğretim yılının yarıyıl tatilinde köye gitmiştim. Akşam olmuştu, ama babam henüz eve gelmemişti. Anneme, “Babam nerede?” diye sordum, o da: “Baban camidedir, sen bilmiyorsun; o, <strong>sigarayı bıraktı, namaza başladı</strong>, haa, sakal da koyverdi, şimdi kapkara sakalları var, namazdan sonra gelir.” Mektubumu üniversiteye gidinceye kadar sakladı. Ara ara; “Aha burada saklıyorum.” diyerek ceketinin iç cebini gösterirdi.</p>
<p>… Kur’an’da yüzden fazla ayette, “Aklınızı kullanmaz mısınız?” ifadesi geçmektedir. Özellikle şu ayeti burada anmak isterim: “<strong>Allah aklını kullanmayanları pislik/rezillik içinde bırakır.</strong>” (Yunus, 10:100). Aklını iptal edip tamamen <u>başkalarına bağlı kalan mukallit insanlar, kendisi için <strong>neyin yararlı neyin zararlı</strong> olduğunu bilemez hâle gelirler</u>… Gerçek anlamda <u>özgür aklın, basiret ve iradenin</u> birlikte çalıştığı bir insanın hayatında <strong>kötü ve zararlı</strong> olan hiçbir şey kolayca yer bulamaz…” (<strong>4</strong>)</p>
<p>Mübarek ramazan atmosferinde -sigaraya köle olmayı içselleştirenler de dâhil olmak üzere- tüm duman esirlerinin hürriyetlerine kavuşması temennisiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Nuriye Çakmak; “<strong>Sigara İçene Hitap</strong>”, http://www.karakalem.net/?article=3665, 31.05.2009.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Sigaranın Hükmünü Gözardı Etmemek</strong>”, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/sigaranin-hukmunu-gozardi-etmemek/, 10.06.2016.</li>
<li>Eren Sarı; <strong>En Güzel Hikâyeler</strong>, Nokta E-Book Publishing, Antalya 2016, s.113-114.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Sigara</strong>”, Ulusa Açılan Pencere: Balya dergisi, sayı: 32, 2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUR’AN AYI RAMAZANDA İHYA OLMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2015 18:55:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[2:183-184]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:186]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DAİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an ayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Savm]]></category>
		<category><![CDATA[zekât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=106</guid>

					<description><![CDATA[“Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhit ile şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz&#8230;” (Bakara, 2/185). İhya olmak; canlanmak, çok daha iyi duruma gelmek demektir. Rabbimizle, Kur’an’la, kendimizle, ailemizle ve insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek, kendimizi derleyip toparlamak, bedenimizi ve ruhumuzu tazelemek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhit ile şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz&#8230;” (Bakara, 2/185).</p></blockquote>
<p>İhya olmak; canlanmak, çok daha iyi duruma gelmek demektir. Rabbimizle, Kur’an’la, kendimizle, ailemizle ve insanlarla ilişkilerimizi gözden geçirmek, kendimizi derleyip toparlamak, bedenimizi ve ruhumuzu tazelemek için ramazan ayı eşsiz bir nimet olarak varlığımızı kuşatacak. Ramazanda oruçla bedenimizi, Kur’an’la ruhumuzu terbiye edebilirsek, on bir ayın sultanını ona yakışır şekilde ihya etmiş, bu mübarek ayda oruç ve Kur’an ile ihya olma imkânı elde etmiş oluruz.</p>
<p>Sözlük anlamına da uygun olarak ‘kuru sıcak’ günlerde ihya edeceğimiz ‘ramazan’ ayı, ay takviminin dokuzuncu, üç ayların sonuncu ayıdır. Bu ayı diğer onbir aydan farklı ve üstün kılan özellik, vahyin inmeye başladığı ‘kadir gecesi’nin bu ayın içinde olmasıdır. Dolayısıyla, bu aya “Kur’an ayı” denmesi son derece isabetli bir tanımlama olmuştur.</p>
<p>İnsanlık, son vahyin inmeye başladığı bir ramazan gecesinde, kıyamete kadar sürecek bir ihya projesine muhatap olmuştur. Dolayısıyla, bu mübarek ayda vahiyle daha yakın bir temas kurabilirsek, Kur’an’ı anlayarak daha çok okuyup okuduklarımızla tasavvurlarımızı gözden geçirirsek ve hayatımıza çekidüzen verirsek, muktezayı hâle mutabık bir davranış ortaya koymuş oluruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Oruç: kendini tutmak</strong></p>
<blockquote><p>İmam Cafer, ‘Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır’ der.</p></blockquote>
<p>Kur’an’ın doğum ayı olan ramazanı oruç ile ihya etme emrinin hikmeti nedir? Bu mühim sorunun cevabını Mustafa İslâmoğlu hocamdan dinleyelim:</p>
<p>“Farsça ‘gün’ anlamına gelen <em>rûze</em>’nin Türkçeleşmişi olan ‘oruç’un Kur’an lisanındaki karşılığı <em>savm</em>’dır. <em>Savm</em>, hem ‘tutmak’ hem de ‘terk etmek’ anlamını ihtiva eder. Kelimenin kök manası ‘yeme ve içmeden kesilmek, ağzı kapalı olmak, içine ilave bir şey almamak’tır. Lisanımızda namazı “kılarız”, abdesti “alırız”, zekâtı “veririz”, kelime-i şehadeti “getiririz”, hacca “gideriz”, orucu ise “tutarız”.</p>
<p>Oruç tutmak, başta orucun tarafını tutmaktır. Yani, “Ben oruçtan yanayım, ben orucun tarafındayım!” demektir. Oruç tutmak kendini tutmaktır. Başımıza ne geliyorsa kendimizi tutamadığımız için geliyor. Günahların kökeni, öfkesini tutamamak, nefsini tutamamak, şehvetini tutamamak, dilini tutamamak gibi sebeplere dayanır. Kişi orucu ne kadar tutarsa, oruç da kişiyi o kadar tutar. Kim orucun başını dik tutarsa, oruç da onun başını dik tutar. Oruç onu kula kul olmaktan koruyan bir kalkan, onu kulu kul edinmekten koruyan bir akıl olur. Bu anlamıyla oruç ‘aç kalmak’ değil ‘beslenmek’tir. Aç bırakılan bedendir. Bunun anlamı, insanın maddi yanının ‘ikincil’ olduğunu vurgulamaktır. Birincil olan yanı akleden, düşünen, hatırlayan, öğüt alan, inanan, değer üreten, iyiyi kötüden ayıran yanıdır&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an ayı ramazan</strong></p>
<blockquote><p>Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların hazin durumunu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlar.</p></blockquote>
<p>Kutsiyet ve bereketin sebebi zaman değil vahiydir. Vahyin sebebi <em>hidayet</em>, yani “rehberlik”tir. Hidayetin sebebi ise tüm vahiylerin vasfı olan <em>beyyinât</em> ve <em>furkân</em>’dır. <em>Beyyinât, </em>“savunulan hakikati isbatlamak için yeterli olan apaçık belgeler” anlamına gelir. <em>Furkân</em> ise “iyiyi kötüden, hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan, adaleti zulümden ayırmaya yarayan nitelik veya yetenektir.” Ramazan orucunu emreden Bakara Sûresi’nin 285. âyetinde Kur’an işte bu iki vasfıyla takdim edilir. Vahiy muhatabına rehberlik etme (hidayet) amacını ancak âyette vurgulanan iki vasfı sayesinde gerçekleştirir. Bunların birincisi olan <em>beyyinât;</em> Kur&#8217;an&#8217;ın kendisinde olup karşısındakine sunduğu; ikincisi olan <em>furkân</em> ise muhatabında inşa ettiği bir niteliktir. Sadece Kur&#8217;an&#8217;ın inşa ettiği bir tasavvur ve akıl <em>furkân</em> olma vasfını kazanır. Böyle bir tasavvur ve akılla bakan bir göz ancak <em>beyyinât</em>&#8216;ın delalet ettiği hakikatleri yerli yerinde görür ve kavrar.</p>
<p>Kur’an’ın doğum ayı olan Ramazan’ın bedenin aç bırakılarak ihya edilmesinin nedeni burada ortaya çıkmaktadır. Bu neden, mü’minin akli ve ruhi melekelerini tahrik ve teşvik ederek onun anlama ve düşünme yeteneğini artırmaktır. Bunun Kur’an’la alakası açıktır: Bu suretle vahyin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmak. Zaten vahyi “okumak” da budur. Zira okumaktan maksat anlamaktır. Bir şey anlaşılmıyorsa, aynı zamanda okunmuyor demektir. İkra’ emr-i ilahisi, “oku” emrinden ayrı olarak bir de “anla” emrine muhtaç değildir. Okuyup anlamayı birlikte içerir. Tabii ki anlamaktan maksat yaşamaktır. Ne var ki, bir mesaj anlaşılmadan yaşanamaz.</p>
<p>İşbu nedenle ramazan Kur’an ayıdır. Ramazan bize Kur’an’ı getirdiği için ‘ramazan’dır. Ramazanlarımız Kur’an’ı okuduğumuz, anladığımız, yaşadığımız ve yaşattığımız kadar mübarektir&#8230; Ömrü Ramazan olanın âhireti bayram olur. O bayram cennetin ta kendisidir. Ramazan mü’minde şu sözü söyleme şuurunu inşa eder: Küfre, şirke ve zulme karşı orucumu bozarsam, keffaretim cehennem olsun!” (M.İslâmoğlu, “Kur’an ve Ramazan”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2008, sayı: 2, s.3-5).</p>
<h4><strong>Oruç ve ramazan âyetleri </strong></h4>
<h4>Kur’an-ı Kerim’de oruç ve ramazanla ilgili beyanların toplu halde yer aldığı Bakara Sûresi’nin ilgili âyetlerini, Hasan Elik hocanın “Özlü Kur’an Tefsiri”nden okuyalım:</h4>
<p>“183-184: Ey elçimiz Muhammed’e iman edenler! Oruç ibadeti sizden önceki dönemlerde vahyedilen kitaplarda farz kılınmış olduğu gibi, ramazan ayında size de farz kılınmıştır. Bu ay içerisinde hasta veya yolcu olan ve bu durumu sebebiyle oruç tutamayanlar, bu özür hali bittikten ve ramazan geçtikten sonra, tutamadığı günler kadar oruç tutsun. Ayrıca ramazan ayında, hasta veya yolcu olduğu için oruç tutamayanlar içerisinde varlıklı olanlar, özürleri bittikten ve ramazan ayı geçtikten sonra, hem tutamadıkları orucu tutmalı hem de fidye vermelidirler. Bu fidyenin miktarı, bir yoksulu doyuracak erzaktır. Kim gönülden gelerek daha fazlasını verirse, bu onun için daha hayırlı olur. Elbette ki hastalık ve yolculuk şartlarına rağmen ramazan orucunu tutmanız sizler için en iyi olanıdır.</p>
<p>185: Ramazan ayı, içerisinde insanlara ilahi mesajları açıkça ortaya koyan, tevhidle şirki ayırt eden Kur’an’ın elçimiz Muhammed’e vahyedilmeye başlandığı önemli bir aydır. Bu ay girdiğinde hepiniz oruç tutunuz. Yolcu veya hasta olanlar, tutamadıkları oruçları başka bir zamanda tutabilirler. Böylece oruç tutamadığınız günleri daha sonradan tamamlamış, sizleri bu tevhide yönlendiren Allah’a şükretmiş, O’na olan kulluk görevinizin bir kısmını ifa etmiş olursunuz. Allah sizin için zorluk değil, kolaylık murat eder.</p>
<p>186: Ey elçimiz Muhammed! Allah nezdinde bazı varlıkları aracı kabul eden ve kendilerini Allah’a yakınlaştıracakları ümidi ile onlara dua eden müşriklere de ki: Allah’a ulaşmak için o varlıkların aracılığına ihtiyacınız yoktur. Zira Allah sizlere çok yakındır. Eğer benim peygamberliğime ve tevhide iman ederseniz, sizlere hak ettiğiniz mükâfatı verecektir. Bu nasihati dikkate alıp şirkten vaz geçerseniz, doğru yola ermiş olursunuz.</p>
<p>187: Ey müminler! Oruçlu olduğunuz günlerin gecelerinde eşlerinizle ilişkiye girebilirsiniz. Sizler eşlerinizle et ve tırnak gibisiniz. Birbirinizin en özel hallerini bilir, sırlarını muhafaza edersiniz. Allah, oruçlu olduğunuz ramazan ayında geceleri dahi eşlerinizden uzak durmanın sizin için oldukça zor ve sıkıntılı olduğunu bildiği için size bu ruhsatı vermiştir. Buna göre gece boyunca, yani tan yerinin aydınlığı gece karanlığından iyice ayrılıncaya kadar yiyip içebilir ve eşlerinizle yakınlaşabilirsiniz. Tan yeri ağardıktan sonra artık bu fiilleri kesmeli ve akşam vaktine kadar oruçlu kalmalısınız. Diğer taraftan, mescitlerde itikafa girdiğiniz dönemlerde eşlerinizle ilişkiye girmeyiniz. Bunlar Allah’ın bu hususla ilgili olarak sizlere bildirdiği hükümlerdir. Sakın bunları çiğnemeyiniz. Allah sizlere işte bu şekilde hükümlerini açıklamaktadır ki, O’nun rızasına uygun ameller yapabilesiniz.” (Elik ve Coşkun, Tevhit Mesajı, 2013:64-66).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanlar Kur’an’ı anlamış değil!</strong></p>
<blockquote><p>İmam Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar.</p></blockquote>
<p>Elbette vahyi anlama çabasını bir aya hasretmek doğru bir yaklaşım değildir. Ancak, mübarek ramazan günlerinde, her zamankinden çok daha uzun ve çok daha derinlikli bir şekilde Kur’an’ı yeniden anlama çabası içine girmeliyiz. Zira, Üstad Cevdet Said’in ifadesiyle, Kur’an’ın verdiği mesajlar ve gösterdiği hedefler ile günümüz Müslümanlarının tutum ve davranışları arasında dağlar kadar mesafe bulunmaktadır! Üstada göre, uzunca bir süredir yaşadığımız perişan vaziyet, Müslümanların Kur’an’ı hakkıyla anlamadığının en bariz göstergesidir:</p>
<p>“Maalesef, milyonlarca müslüman için Kur’an hâlâ inmemiş hükmündedir! Her gün en az kırk kez okuduğumuz Fâtiha’yı, hattâ, sadece “<em>Rabbü’l-âlemîn</em>” âyetini tam kavrayabilsek, bütün meseleyi çözeceğiz. Ama, maalesef daha Fâtiha Sûresi bile yeterince anlaşılamamış! <em>Rabb</em>, Allah’tır. <em>Âlemîn</em>: kâinat, insanlar ve âhirettir. Bütün Kur’an’ı okuduğumuzda, tüm âyetlerin bu dört temel konu etrafında odaklandığını görürüz. Ayağımızı sağlam basarsak, yani, Kur’an’ı doğru anlayıp hakiki bir anlayış ve yaklaşım geliştirebilirsek, sorunlarımız bir bir çözülecek. Hak gelince batıl kendiliğinden yok olacak.</p>
<p>Mesela, Furkan Sûresi’nin son kısmında Rahman’ın kulları anlatılır. Bu sûrede “<em>We câhidhum bihi cihaden kebîra</em>: Onlarla Kur’an yoluyla en büyük cihadını gerçekleştir” buyurulur ve ‘büyük cihad’ın silahla değil, Kur’an’ın yüce mânâ ve hakikatlerini insanlara anlatmak yoluyla yapılması gerektiği anlatılır. Oysa insanlar bu âyeti bu şekilde anlamamış, silah yoluyla cihadın doğru bir yöntem olduğunu zannetmiştir. Oysa cihad, asla ‘insanları öldürmek’ değildir! Bilakis cihad, Kur’an’ın anlaşılması ve mesajının yayılması için mücadele etmektir.</p>
<p>İnsanlara ‘lâilahe illallah’ı bile dayatmak caiz değildir. Bunu yeterince anlamazsak, yanlış düşünceler üzerine bina edeceğimiz inanış ve davranışlar da yanlış olacaktır. DAİŞ vb. hareketler yanlış bir düşünce üzerine davranışlarını bina ettiği için, doğru bir iş yaptıklarını zannederek yanlış işler yapıyorlar. Oynanan oyunun hakikatini görüp şiddetten uzak durmamız gerekir. Yoksa düşmanlarımız, Müslümanları silah ve savaş girdabına sokarak bazı örgütler üzerinden İslam’a büyük bir darbe vuracaklar&#8230;” (F.Güngör ve İ.Hasanoğlu, “Allâme Cevdet Said ile Kur’an’ın Sorun Çözme Yöntemi Üzerine”, Öze Dönüş dergisi, Kış 2015, sayı: 1, s.34-42).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı anlayarak okumak ibadettir</strong></p>
<p>Kur’an ayı ramazana hazırlık çabalarına mütevazı bir katkı olması niyazıyla kaleme aldığımız bu yazımızı, merhum Abdulcelil Candan hocanın konumuzla doğrudan alakalı bir makalesinden kısa bir iktibasla bitirelim:</p>
<p>“Kur’an’ı okumaktan gaye, onu düşünerek ve anlayarak okumaktır (Sâd, 38/28). Said b. Cübeyr Kur’an’ı anlamadan okuyanı kör insana benzetir. Bakara Sûresi’nin 121. âyetinde geçen “hakkıyla okumak”tan gaye; lisan, akıl ve kalp üçlüsünün uyumlu birliktelikle gerçekleştirdiği bir okumadır. Lisan güzel telaffuz eder, akıl anlamını bihakkın kavramaya çalışır, kalp ise bu mânâların hizmet ettiği maksatları idrak etmek için tefekkür eder. İmam Cafer es-Sadık da âyetin tefsiri bağlamında şu tespiti yapar: Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır. Yoksa, tefekkürsüz bir ezberleme ve harfler üzerinde zaman geçirme değildir.</p>
<p>Kur’an, kendisini anlamadan okuyanları sağır ve körlere benzetmiştir (Furkan, 25/73). Zerkeşi, “Kur’an okudukları halde Kur’an onları gırtlaklarını geçmez,” hadisinin, Kur’an’ı tecvidle okudukları halde manasını anlamayanlar hakkında olduğunu söyler. Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların içinde bulundukları hazin durumu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlar. İmam Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar. Kısacası, Kur’an’ı anlamadan okumak insana cüzi oranda sevap getirse bile, Kur’an’ın gönderiliş gayesini ve okuma emrinin maksadını gerçekleştirmez&#8230;” (A.Candan, “Ramazanda Kur’an Okumak”, Kur’ani Hayat dergisi, Eylül 2008, sayı: 2, s.26-30).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kuran-ayi-ramazanda-ihya-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
