<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>öğrenci Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/ogrenci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/ogrenci/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Mar 2017 17:36:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>EĞİTİMDE MÜFREDAT, UYGULAMA VE YAPILANMA  SORUNLARINI ÇÖZEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Mar 2017 09:27:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[4+4+4]]></category>
		<category><![CDATA[Batılı]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Değerler Eğitimi ve Eğitimde İdeoloji Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim ve Yabancılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[en büyük hata]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[ezbere dayalı]]></category>
		<category><![CDATA[faydacı]]></category>
		<category><![CDATA[Karma eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Küreselleşme Sürecinde Eğitim Sorunlarının Felsefi Boyutu]]></category>
		<category><![CDATA[lise]]></category>
		<category><![CDATA[Maarif Vekâleti]]></category>
		<category><![CDATA[meslek liseleri]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid-i Tedrisat Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi Tebliğler Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türkiye Yayınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=474</guid>

					<description><![CDATA[Ethem Paksoy Hocamın Şubat 2017’de Yeni Türkiye Yayınları tarafından basılan “Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları” isimli eserinin, bir taraftan müfredat çalışmalarının iyileştirilmesi için tüm şahıs, kurum ve kuruluşlardan katkıların toplandığı diğer taraftan kapsamlı bir anayasa değişikliğiyle güçlü büyük Türkiye için gerekli gördüğüm daha fonksiyonel bir anayasal yapının halkın onayına sunulacağı bir dönemde yayımlanmış olmasından büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ethem Paksoy</strong> Hocamın Şubat 2017’de Yeni Türkiye Yayınları tarafından basılan “<strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>” isimli eserinin, bir taraftan müfredat çalışmalarının iyileştirilmesi için tüm şahıs, kurum ve kuruluşlardan katkıların toplandığı diğer taraftan kapsamlı bir anayasa değişikliğiyle güçlü büyük Türkiye için gerekli gördüğüm daha fonksiyonel bir anayasal yapının halkın onayına sunulacağı bir dönemde yayımlanmış olmasından büyük memnuniyet duydum.</p>
<p>Eserinde Türk eğitim sisteminin sorunlarını müfredat, uygulama ve yapılanma olmak üzere üç grupta ele alan ve her gruptaki sorunları sistem açısından inceleyen Ethem Paksoy Hoca, sorunların tadadını gereksiz yere uzatmak yerine sorunun esasına değindikten sonra çözüm önerilerine yoğunlaşmakta, böylece <u>çözüm odaklı yapıcı bir eleştiri yöntemi benimsemektedir</u>. Eserden azami istifadenin temin edilmesine katkı sadedinde bazı pasajları özetle iktibas ederek eğitim kurumunun karar vericileri başta olmak üzere kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İşe Yapılanmayla İlgili Sorunlardan Başlamak</strong></p>
<p>“Türk Milli Eğitiminin doksan yıllık tarihinde yapısıyla, müfredatıyla, işleyişiyle, ithal Batılı değerleriyle <u>toplumun tarihî, kültürel ve sosyal yapısıyla uyumsuz</u> olduğu; kurucu kadronun eğitimi ulus devlet ideolojisini kabul ettirecek şekilde tanzim ettiği; <u>ilkeler ve inkılaplar değişime kapalı olduğu için</u> sağlam bir sistem oluşturamadığı görülmektedir. Müfredat, uygulama ve yapılanmayla ilgili birbirine geçmiş eski ve yeni onlarca sorunu sayılan bu sebepler doğurmuştur.</p>
<p>Türk eğitim sisteminin başlangıç tarihi olan <strong>Tevhid-i Tedrisat Kanunu</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">*</a> bütün okulları Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında toplamış ve bütün yetkileri Bakanlığa vermiştir. Bu kanunla Osmanlı eğitim sisteminin bütün kurum ve kuruluşları lağvedilip Batı eğitim sistemi bütün değerleri ile kopyalanmış, böylece Türk eğitim sisteminin sahip olması gereken tarihî çizgisi ve millilik yönü yok edilmiştir. Hâlbuki bir kurumun tarihî çizgisi o kurumun tecrübesini ve oturmuşluğunu gösterir (Paksoy, s.21).</p>
<p>Osmanlı eğitimindeki <u>gönüllük esası</u> yerini merkezî yönetimde <u>dayatma</u>lara bırakmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile devlet, “baba” rolüne soyunarak her şeyi üstlenmiş, halkı devre dışı bırakmış ve son zamanlara kadar halkın katkısını göz ardı etmiştir. Bu yapılanmayla eğitim; <u>yönetimi zor, yapısı hantal</u> bir niteliğe bürünmüştür. Hâlâ yürürlükte olan <u>Tevhid-i Tedrisat Kanunu</u> Türk eğitim sistemine bir yük olduğu hâlde kurucu kadronun eseri olduğundan dolayı kimsenin değiştiremeyeceği bir <u>dogma hâline gelmiş ve değişimin önünü tıkamıştır</u>. Çünkü eğitim kurumunun yönetim tarzı ve yapısı bu kanun üzerine tanzim edilmiştir.” (s.22).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müfredatla İlgili Sorunları Çözebilmek</strong></p>
<p>“Türk eğitim sistemi demokratik bir anlayışla <u>herkesi farklılıklarında serbest bırakarak toplumun ortak değerleri üzerine oturmak</u> yerine amacına ulus devlet modelini koyarak <u>müfredatı</u> da bu <u>ideoloji üzerine oturtmuştur</u>. Bu amaca ulaşmak için herkesin tek etnik kökeni, tek dili, Batı’dan ithal tek hayat tarzı olmasını varsaymıştır. Müfredatta dil, tarih, din ve hattâ bilim bile bu anlayışa göre şekillendirilmiştir. Müfredatın bu sorunu, bütün sorunların doğduğu veya etkilendiği <u>anaç bir sorun</u>dur. Çocuk taşıdığı kimlikte, konuştuğu dilde, öğrendiği tarihte, yaşadığı hayat tarzında hep bu sorunla karşılaşmaktadır. Çağdışı anlayış üzerine oturtulan bu <u>müfredat milletin onayı olmadan dayatılmış</u>, cumhuriyetin ulusal değerleri ile <u>dokunulmazlık zırhına büründürülmüştür (s.23)</u>.</p>
<p>Müfredatın en büyük sorunu <u>kendi toplumsal değerlerimize</u> <strong>yabancı</strong> ve Batılı değerlerle örtüşüyor olmasıdır. <u>Gönüllü sömürgecilik</u>le Batı’dan kopyalanarak alınan bu müfredat yeni bir Batılı toplum doğurmak için konmuştur. Eğitime konulan bu amaç, eğitime teslim ettiğimiz çocuğun irademiz dışında nasıl bir kalıba dökülmek istendiğini ortaya koymaktadır <u>(s.24)</u>.</p>
<p>Müfredatın diğer önemli bir sorunu ise sunulan <u>bilgilerin amaca göre ideolojik ayar verilerek gerçeklikten uzaklaştırılması</u>dır. Çocuklara nasıl, niçin, ne zaman kullanacağı bilinmeyen bir yığın ham bilgiler sorgulanmadan ezberletilmektedir. Bunların çoğu çocuğun hayatında hiç karşılaşmayacağı şeylerin bilgisi olduğu için unutulup gitmektedir. Bu müfredat bilginin bilincine varmadan hafızaya yüklenerek <u>öğrenciye işkence etmektedir</u>. Bilgi konusunda <strong>faydacı</strong> değiliz. Mesela, <u>ana dilimizi doğru dürüst öğretemiyoruz</u> ama neredeyse ana dil kadar müfredatta yer verdiğimiz bir yabancı dili öğretmek için büyük çaba sarf ediyoruz.</p>
<p>Her anne ve babanın, çocuğunun kendi gibi olmasını istemesi en tabii hakkıdır. <u>Din, dil, kimlik ve kültür</u>le ilgili bilgilerin çocuğun ailesinin isteği doğrultusunda öğretilmesi gerekir. Türk eğitim sisteminde devlet dini, dili, tarihi, kimliği çocuğa işine geldiği şekilde öğreterek <u>aile ile çatışma içine girmekte</u>dir.” (s.25).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uygulama Sorunlarını Taraf Tutmadan ve Adaletle Çözüme Kavuşturmak</strong></p>
<p>“Milli Eğitim’de sistemin işleyişi ile ilgili de sorunlar yaşanmaktadır. Sistem homojen toplum oluşturmanın gayretiyle din ve dinî kurumlarla bir türlü barışık olmamıştır. Bu sistemde din eğitimi üzerine çok zikzaklar çizilmiş ve <u>din siyasetin malzemesi hâline getirilmiştir</u>. Laikliğin beşiği kabul edilen Batı ülkelerindeki bütün eğitim yuvalarında ibadet yeri olduğu hâlde bizim ülkemizde son birkaç yıla kadar mescit açmak yasaklanmıştır. Okullarda uygulanan disiplin ve işleyiş tarzı sanki bir askerî karargâhı andırmaktadır. Merkezî sınavlar dershaneleri doğurmuştur. Dershaneler de okulları etkisizleştirmiştir. Rehberlik ve yönlendirme, merkezî sınav puanlarına teslim edilmiştir. Bu yüzden bilimsel bir rehberlik hizmeti verilememektedir. <u>Toplumun hassasiyetlerine dikkat etmek yerine onları törpüleyerek yok etme metodu</u> güdülmüştür (s.27).</p>
<p>Sistemimizin en önemli bir sorunu da eğitimde <u>yeni uygulamaların bir alt yapı oluşturulmadan <strong>alelacele</strong> yürürlüğe konması</u>dır. Mesela sekiz yıllık <u>kesintisiz eğitim</u>in alt yapısı olmadan acil koduyla uygulanması eğitimde birçok sıkıntıları beraberinde getirmiştir. Hâlbuki eğitimde bir şey yapılmadan önce ölçülüp biçilip pilot bölgede uygulanıp alt yapısı hazırlandıktan sonra ülke genelinde uygulamaya konmalıdır. Zira eğitim kurumu ideolojik yaklaşımı ve oldubittiyi hiçbir zaman kabul etmez, geri teper, pedagoji kanunlarının uygulanmasını ister.</p>
<p>Devlet nezdinde <u>her vatandaş eşit hakka sahipse</u> devletin her kurumda olduğu gibi eğitimde de adaletli davranması gerekir. Yıllarca <u>tek dil ve tek kimlik dayatması</u> ideolojik yanlı davranışın kötü bir örneğidir. Devlete yakışan uygulamada <strong>objektif</strong>, davranışta <strong>adaletli</strong> olmak ve hiç kimsenin hakkını gasp etmemektir.</p>
<p>Mevcut eğitim sistemimiz <u>bilimsel uygulamadan yoksundur</u>. Bilimsel bir yönlendirme olmadığından ve adaletsiz kat sayı uygulamasından dolayı meslek liselerindeki öğrenci oranı %30, diğer liseler ise %70’tir. Bu sorun toplumda <strong>işsizler ordusu</strong>nu üretmektedir. Hâlbuki gelişmiş dünya ülkelerinde bunun tam tersi oranda bir uygulama görülmektedir (s.274).</p>
<p><strong>Karma eğitim</strong> uygulaması Türk eğitim sisteminin <strong>en büyük hata</strong>sıdır. Kadının ve erkeğin üst kimliği “insan” olmaktır. Ama yaratılışta kadınla erkeğin farkı vardır. Bu fark sosyal hayatta da kendisini göstermektedir. Her türlü ideolojiden uzak ve bilimsel bir yaklaşım karma eğitimden vazgeçmeyi gerektirir. Bu, kız çocuklarımıza da erkek çocuklarımıza da yapacağımız en büyük iyiliktir (s.29).</p>
<p>Aynı derslikte yedi sekiz saat ders gören öğrenci bıkmakta ve bu bıkkınlığını sınıftan ve içindeki demirbaş eşyadan çıkarmaktadır. Bu durum öğretmenin derse daha hazırlıklı gelmesini engellemektedir. Hâlbuki <strong>dersliği öğretmene versek</strong>, öğretmen dersliği branşına göre düzenlese birçok sorunu ortadan kaldırmış oluruz (s.28).</p>
<p>Türk eğitim sisteminin tüm <strong>eğitim kademelerinde</strong> sorunlar yaşanmaktadır. Her kademede yer alan program/programlar eğitim bilimleri bakımından o kademeyle örtüşmemekte veya yetersiz kalmaktadır. Öğretim <u>bir bütün</u> olarak ele alınmak suretiyle programlar yapılmalıdır. Çünkü gereksiz tekrarlar öğrenciyi bıktırmakta ve <u>yaratıcılığını öldürmektedir (s.30)</u>.</p>
<p>Son on beş senede eğitimimizde sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim ve 4+4+4 eğitim sistemi olmak üzere kademelendirmede iki defa değişiklik yapılmıştır. Bunlar birbiriyle örtüşen değil birbirini nakzeden iki kademelendirmedir. Eğitim biliminden uzak bu hızlı değişimler birçok sorunu beraberinde getirmiştir (s.438).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğrenciyi Özgür ve Özgün Bir Birey Olarak İnşa Edebilmek </strong></p>
<p>“Eğitimimizin müfredatla, uygulamayla ve yapılandırmayla ilgili sorunları çözülmedikçe bu milletin çocukları da sorunlu yetişmeye devam edecektir. Çocuk ne kadar zeki olursa olsun mevcut eğitim sistemi bilim adamı, düşünür ve sanatçı yetiştirmez. Mevcut eğitim sisteminin ekonomiye ve kalkınmaya katkısı da olmaz (s.384).</p>
<p>Bizi yetiştiren, ismimize doktor, mühendis, mimar vb. unvanları katan bu eğitim sistemimizin sorunlarla boğuştuğunu hepimiz görüyoruz. “Günümüzde eğitim; <u>ideolojik tek tipleştirme</u>ye alet olma, bireye <u>aşırı ve amaçsız bilgi yükleme</u>, <u>değerler öğretimini gerçekleştirememe</u>, <u>piyasanın hegemonyası altına girme</u> gibi büyük sorunlarla karşı karşıyadır.” (Evkuran, 2009:479).</p>
<p>Günümüzde bilgi öğrenmekte geçmişten çok daha fazla imkânlara sahip olduğumuz hâlde öğrencilerimizde büyük bir bilgi boşluğu bulunmaktadır. Üniversite imtihanına giren öğrencilerden binlercesi sıfır almakta, lise mezunu öğrencilerimizin pek çoğu ana dilini bilmemekte; okuduğunu anlamaktan, duygu ve düşüncelerini yazıya dökmekten aciz kalmaktadır. Çocuklarımız sınavlardan fırsat bulamadığı için okuma ve yazma zevkinden mahrum yetişmektedirler (s.384). Matematiği iyi bilmediği için soyut düşünmekten yoksundurlar. Çocuklarımızın ekseriyeti hiçbir özelliğe sahip olmadan liseden mezun olmaktadır. Bağımsız düşünebilen eleştirel bir kafa yapısına sahip değildirler.</p>
<p>İlköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden üniversiteye geçmek için konulan testli sınavlarda başarı <strong>ezbere dayalı</strong>, basmakalıp bilgilerle elde edilmekte ve sınavdan sonra da unutulmaktadır. Okullarımızda inceleme, gözlem ve deneye dayalı bilgi öğretilmemektedir. Eğitimimiz bilgi öğretme metodolojisine sahip olmadığı için öğretimde <u>çocuk özne değil nesne kabul edilmektedir</u>. Sınav odaklı eğitim sisteminde çocuklar sınav parkurunda yarış atı gibi koşturulmaktadırlar. Bu yüzden bilginin bilincine varamamaktadırlar. Bilincin bilgisini ise hiç bilmemektedirler. Mevcut bilgi öğretme metoduyla öğrenci dersten nefret etmektedir.</p>
<p>Fıtratımız gereği hepimiz özgürlüğü severiz, inancımızda, yaşantımızda, düşüncemizde, giyim kuşamımızda özgür olmayı isteriz. Kendisi için özgürlük isteyen bir kimse başkasının özgürlüğüne de saygı göstermelidir. Toplumsal huzur için insanlar birbirlerinin farklılıklarını kabul etmek zorundadırlar (s.385).</p>
<p>Okulun istediği gibi inanacak, düşünecek ve tek tip giyineceksin, her gün sabah ant içeceksin ve binaya sırayla gireceksin! Sanki okul bir eğitim kurumu değil bir kışla! Böyle bir eğitim anlayışından özgürlük doğar mı? <strong>Eşitlik</strong> herkesi aynı inançta, aynı yaşantıda, aynı düşüncede, aynı kıyafette birleştirerek mi sağlanır? Farklılıklar özgürlük ister. Özgürlüğün olduğu yerde ise yönetim zordur (s.386).</p>
<p>Zorunlu eğitime tabi tutulan bir çocuk devletin istediği özelliklerde yetişmek için dayatılan bir programla okulda tutulmaktadır. Çocuk okutulan müfredatta kendini bulmuyorsa, onun öznesi değil de nesnesi oluyorsa, bir ideoloji dayatılıyorsa o zaman öğrenci o okulu nasıl sevsin? O zaman öğretmenin derse gelmemesini nimet, tatili de hürriyet bilir. Okul binaları ders odaklı planlandıkları için günümüz çocuğunun hayatını kuşatıcı değildir. Çocuk aile yuvası kadar okulunu sıcak bulmalıdır (Yapıcı, 2004).</p>
<p>Özgür bir ortamda yetişmiş insanla ideolojik ve baskıcı bir eğitimle yetişmiş insan arasındaki farkı görmek lazım. Özgür insan bağımsız düşünür, kimsenin ideolojisine hizmet etmez. Baskıcı eğitimden geçmiş insanlar hem bedenen hem de zihnen emre amadedirler, düşünmezler, düşünceleri aktarırlar; icat etmezler, icat edilenleri kullanırlar. Çünkü ideolojik eğitimler özgür insan yetiştirmezler…” (Paksoy, s.386).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><strong>PAKSOY, Ethem. (2017). TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMEL SORUNLARI. Yeni Türkiye Yayınları, 488 s. </strong></li>
<li>YAPICI, Mehmet. (2004). “<strong>Eğitim ve Yabancılaşma</strong>”. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi (https://www.j-humansciences.com/ojs/index.php/IJHS/article/view/98/97).</li>
<li>EVKURAN, Mehmet. (2009). “<strong>Değerler Eğitimi ve Eğitimde İdeoloji Sorunu”</strong>. Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi Tebliğler Kitabı içinde, s.479-488, Eğitim-Birsen Yayınları: 44.</li>
<li>Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi. (2009). <strong>Küreselleşme Sürecinde Eğitim Sorunlarının Felsefi Boyutu</strong>, Başkent Öğretmen Evi, 6-8 Mart 2009, Ankara: Eğitim-Birsen Yayınları: 44, 770 s. (http://www.egitimbirsen.org.tr/ebs_files/files/yayinlarimiz/231-egitimbirsen.org.tr-231.pdf).</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> TBMM tarafından 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiş olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) gereğince ülkedeki bütün eğitim kurumları Maarif Vekâleti&#8217;ne (Millî Eğitim Bakanlığı) bağlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖĞRETMENİN KIYMETİNİ TAKDİR EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2015 10:11:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ILO]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[mu'îd]]></category>
		<category><![CDATA[muallim]]></category>
		<category><![CDATA[müderris]]></category>
		<category><![CDATA[müteallim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen atamaları]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler günü]]></category>
		<category><![CDATA[rabbânî]]></category>
		<category><![CDATA[şakirt]]></category>
		<category><![CDATA[tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[tâlim ve terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tedris]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tilmiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulusdevlet]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yeni Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=209</guid>

					<description><![CDATA[1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl 5 Ekim günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür. Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl <strong>5 Ekim</strong> günü <strong>Öğretmenler Günü </strong>olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.</p>
<p>Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Mesela, Yemen’den Fas’a kadar uzanan 12 Arap ülkesinde her yıl <strong>28 Şubat</strong> günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmaması da ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir (tr.wikipedia.org).</p>
<blockquote><p>Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p></blockquote>
<p>Dünyada her sene öğretmenler günü olarak kutlanan ve öğretmenlere toplumca değer verildiğini göstermek üzere, onlara saygı günü olarak belirlenmiş olan Öğretmenler Günü Türkiye’de <strong>24 Kasım</strong>’da kutlanmaktadır. Bu münasebetle bu haftaki yazımızı hak ettiği itibarı yeniden kazanmasına mütevazı bir katkı sadedinde öğretmenlere tahsis ettik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmeni ve Öğrenciyi Doğru Tanımlayabilmek</strong></p>
<p>“Bir bilim dalını, bir sanatı ya da teknik bilgileri öğretmeyi meslek edinmiş, okulda öğrencilere ders veren kimse” için kullanılan “öğretmen” kelimesi “öğretme” odaklı eğitim anlayışının ürünü olarak ortaya çıkmış bir tanımlamadır. Oysa öğretim eğitimin sadece bir boyutu olup tek başına maksadın hasıl olmasına yetmez. Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin özellikle öğrenci nezdindeki itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Muallim</strong>; bir şeyi gerçek yönüyle kavramaya yardım eden bilgiyi öğreten, bu maksatla ders veren, belli bir konuyu anlatan veya okutan insan demektir. Bilgiyi öğrenene de “<strong>müteallim</strong>” denir. Hakikatin bilgisine talip olması hasebiyle öğrenciye “<strong>tâlip</strong>” (çoğulu “talebe”), “tilmiz”, “şakirt” gibi isimler de verilmiştir.</p>
<p>Öğretmenin yürüttüğü öğretim faaliyeti bilgi aktarmaktan ibaret değildir. Onun asıl görevi eğitmek, terbiye etmektir. “Korumak, ıslah etmek, gözetmek, yükseltmek” anlamlarına gelen “<em>rabv</em>” kökünden türetilmiş olan “<strong>terbiye</strong>”; “çocuğu veya ekini besleyip büyütmek ve geliştirmek” demektir.</p>
<p>İmam Buhârî, İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayetteki “<strong>rabbânî</strong>” kelimesini açıklarken bunun “öğrenim çağındakileri terbiye eden kişi” demek olduğunu belirtir (Buhârî, İlim, 10).</p>
<p>“Öğrenmek ve ezberlemek” anlamındaki <em>ders</em> kökünden türeyen “<em>tedris”;</em> “öğretmek, ders vermek” demektir. Ders veren kimseye <strong>müderris</strong>, ders okutulan yere <strong>medrese</strong> adı verilir.</p>
<p>İslam tarihi boyunca müderrisin öğrencilerin kabiliyetine göre konuşması, dersi anlatırken anlaşılır bir dil kullanması, öğrencinin derse ilgisini sağlaması, kendisinin ve yardımcısının (<em>mu‘îd</em>) öğrenciye sert davranmaması gibi eğitim psikolojisiyle ilgili birçok kuralı detaylarıyla açıklayan müstakil eserler telif edilmiştir (Bozkurt, 2006:31/467).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmenin İtibarını Koruyabilmek</strong></p>
<p>Öğretmenin itibarını iade edemez ve bu itibarı koruyamaz isek eğitim kurumunu ayağa kaldırmamız mümkün olmayacaktır. Ahlaki hasletleri, hak ve hukuk bilinci gelişmiş şahsiyetlerin inşası yoluyla toplumumuzu kalkındırmak ve ileri bir düzeye taşıyabilmek için işe öğretmene itibarını iade etmekle başlamalıyız.</p>
<blockquote><p>Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar.</p></blockquote>
<p>Nitekim, İslam tarihi boyunca muallim ve müderrisler toplumun en itibarlı kimseleri arasında yer almış, bu itibarları sebebiyle aslî görevleri olan eğitim ve öğretim faaliyetleri dışında onlara devlet tarafından zaman zaman tahkikat, teftiş, yargı, hakemlik, bilirkişilik gibi görevler de verilmiştir.</p>
<p>Bir eğitim sisteminin verimliliğini sağlamak için müfredatın kalitesi ve öğrencinin motivasyonu da önemli bileşenler olmakla birlikte insanlığın bu kadim kurumunda en önemli ayağı oluşturan öğretmendir. Toplumu oluşturan tüm tabakaların mensupları öğretmenin elinden geçen insanlar olduğu için öğretmenin kalitesine yapılacak yatırım doğrudan bütün toplumsal alanlara yapılmış olacaktır.</p>
<p>Eğitimin niteliği okul binasının sağlamlığı, ders materyalinin çeşitliliği ve müfredat programının dakikliği ile ölçülmez. Bunlar da gerekli ve önemli olmakla birlikte bir eğitim kurumunun kalitesi o kurumdaki öğretmenlerin kalitesi ile ölçülür. Esasen bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür. Aynen öğretmenlerin yeterlik ve içtenliklerine bakarak onların elinde nasıl bir toplumun inşa edilebileceğini anlamanın mümkün olduğu gibi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tâlim ve Terbiyeyi Birlikte Yapabilmek</strong></p>
<p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir. Bu ilke zamanla veya coğrafi bölgelerle sınırlı değildir. Zira ilk nâzil olan Kur’an âyeti okumayı ve öğrenmeyi emretmektedir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da hep bu doğrultuda olmuştur. Kitap ve Sünnet’in bu konudaki bağlayıcı hükmünü göz önünde bulunduran Müslümanlar daha İslâm’ın ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir.</p>
<blockquote><p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir.</p></blockquote>
<p>Öğretim işi; bilgi kazandırma, insanlığın sahip olduğu bilgileri yetişmekte olan nesillere aktarma faaliyetidir. Eğitim ise daha ziyade davranış ve karaktere esas teşkil eden beceri ve değerler kazandırmayla ilgili faaliyetleri kapsar. Tâlimden yalnız bilgi kazandırma, bunu hâfızada saklama ve yeri geldiğinde hatırlama anlaşılmaktadır. Terbiye ise insanda mevcut bütün kabiliyetlerin dikkate alınarak bunların geliştirilmesi ve yönlendirilmesidir. Buna göre terbiye kavramı tâlimden daha kapsamlı olup öğretim alanına giren bütün konuları içine almakta ve genellikle tek başına kullanıldığında öğretimi de ifade etmektedir.</p>
<p>Öğretim insana eşya ve olaylar hakkında doğru bilgiler kazandırmayı amaçlar. İnsanın öğrenimi gelişip bilgi seviyesi yükseldikçe daha tutarlı davranışlarda bulunması, tutarlı bir kişiliğe kavuşması beklenirse de eğitim yönü dikkate alınmadan yürütülecek bir öğretimle bu hedefe ulaşılamaz. Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar. Bu sebeple kişilerin öğrenim seviyelerine paralel şekilde ahlâk ve karakter eğitiminin de yapılması gerekir.</p>
<p>İslam kaynaklarındaki ortak anlayışa göre eğitim ve öğretim bütün hayat boyunca devam etmesi gereken bir süreç olup amacı bireyleri ve toplumları gerçek inanca, doğru bilgiye ve erdemli yaşayışa ulaştırmaktır. Bu sebeple eğitimciler her çocuğu ebeveynine, eğitimciye ve topluma emanet edilmiş, korunması ve geliştirilmesi gereken bir varlık olarak görmüştür. İslâm’da çocukların eğitim ve öğretimi için -birçoğu günümüz pedagoji biliminde de önemini koruyan- ilkeler ve kurallar konmuştur. Meselâ zihin ve davranış eğitimine eşit derecede önem verilmesi, eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, çocuğun eğitim yaşının dikkate alınarak zihinsel yeteneğine göre bilgi ve davranış eğitimi verilmesi, çocuğun arsızlaşmasına, dolayısıyla şahsiyetinin aşınmasına yol açacak tutumlardan sakınılması, başarının ödüllendirilmesi, başarısızlık ve yanlışlıkların pedagojik esaslara göre düzeltilmesi, cezalandırmada acele edilmemesi İslâm eğitimi kaynaklarındaki ortak ilke ve yöntemlerden bazılarıdır.</p>
<p>Müslüman eğitimciler özellikle hoşgörü, sevgi ve şefkatin eğitimde değişmez ilkeler olarak benimsenmesi, zorunlu olmadığı sürece öğrenciye sert muamele yapılmaması hususunda görüş birliğine varmış, başarısızlığın sürmesi durumunda uyarıdan başlayıp giderek sertleşen bir ceza yöntemi uygulanmasını faydalı görmüştür. (Kazıcı ve Ayhan, 2010:39/516).</p>
<p><strong>Öğretmenlerin Sorunlarını Çözecek Bir Sistem Kurabilmek</strong></p>
<p>Öğretmene saygınlık kazandıran unsurlardan birisi de ona tanınan ekonomik haklardır. Türkiye’de öğretmenin yıllık geliri on yıl gibi kısa bir süre içerisinde belirgin bir iyileşme katetmiş olmasına rağmen henüz gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında onların yarısı kadar bir seviyeye ulaşılabildiği görülmektedir.</p>
<p>Mevcut eğitim sisteminde öğretmen, Bakanlık tarafından belirlenen müfredat çerçevesinde öneriler ders kitabını öğrenciye okutan bir teknisyen olmaktan öteye geçememektedir, çünkü özerkliği yoktur.</p>
<p>Öğretmen yetiştiren fakültelerin kontenjanları toplumun ihtiyacına cevap verecek şekilde bilimsel yöntemlerle belirlenmediği için plansız, dağınık ve başına buyruk vaziyette ilerlemektedir. Bu da ciddi istihdam sorunlarına yol açmakta, bazı branşlarda öğretmen açığı had safhaya ulaşmışken diğer bazı branşlarda yığılma olduğu için on binlerce mezun öğretmen olarak atanamamaktadır.</p>
<blockquote><p>Bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür.</p></blockquote>
<p>Ulusdevlet mantalitesinin dünya toplumlarına dayattığı tektipleştirici “iyi vatandaş yetiştirme” zihniyetinden arınarak “iyi insan yetiştirme” mantalitesiyle Milli Eğitim sistemini baştan sona yeniden kurgulamamız icap etmektedir. Aksi takdirde öğretmenlerin hantal sistemin çarkları arasında rutine boyun eğen pasif memurlar olmaktan öteye geçmesi ve Yeni Türkiye’nin yeni neslini inşa etmeleri mümkün değildir. Yılda sekiz ay derse girip çıkan, hafta sonları da eklenince yılın yarısını tatil ile geçiren, günü kurtarıp bir an önce emekli olmayı hayal eden bir öğretmenin öğrencisine verebileceği ne olabilir?</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar öğretmen yetiştirmek üzere çeşitli modeller denendi. Yüksek Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Köy Eğitmenleri Projesi, Köy Enstitüleri, Edebiyat Fakülteleri, Fen-Edebiyat Fakülteleri ve nihayet Eğitim Fakülteleri çeşitli branşlarda öğretmenler yetiştirmiştir. Mevcut sistemde daha çok Yükseköğretim Kurulu’nu (YÖK) ilgilendirdiği için yükseköğretimi ve sorunlarını ayrı bir yazıda ele almak daha uygun olacaktır.</p>
<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”nda (PISA) Finlandiya’nın neden altı dalda birinci, bir dalda ikinci olarak dünyanın bu alanda öncü ülkesi olduğunu bir de öğretmenin bu ülkedeki yüksek itibarı nokta-i nazarından değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Öğretmenlerimizin ekonomik durumunu iyileştiren, onlara mesleki özerklik alanı tanıyan ve kendilerini geliştirmelerini destekleyen, özgürlük ve özgünlüklerine imkân tanıyan, istihdam daralmasına veya yığılmaya sebebiyet vermeyen, tek tip ve durağan değil çok çeşitli, çok katmanlı ve dinamik bir eğitim sistemi geliştirmemiz, Yeni Türkiye’nin sadece 78 milyon insanımızın değil, 2 milyarlık İslam âleminin mevcut perişan durumundan bir çıkış yolu bulmasına da vesile olacaktır.</p>
<p>Elbette öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan kadrolu memurlardan ibaret değildir. On binlerce vakıf ve dernekte yıl boyunca gönüllü eğitim faaliyetleri yürüten öğretim gönüllülerini de hayırla yâd ediyor, toplumun terbiyesinde büyük bir görev ifa eden bu gönüllü kadrosuna da bir sistem dahilinde yasal statü verilmesini Yeni Türkiye’nin yeni eğitim bakanından talep ediyorum.</p>
<p>Tüm yaratıkları mükemmelen terbiye eden, insana aynı zamanda terbiye etme görevini de bahşeden Rabbimize hamd, insanlığın başöğretmenleri peygamberlerimize salât, ilk doğal öğretmenlerimiz olan ebeveynimiz başta olmak üzere yetişmemizde emeği geçen tüm öğretmenlerimize selam olsun&#8230;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Bozkurt, Nebi; “Müderris” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2006, c.31, s.467-468.</li>
<li>Kazıcı, Z. ve Ayhan, H.; “Tâlim ve Terbiye” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2010, c.39, s.515-523.</li>
<li>https://tr.wikipedia.org</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
