<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nuran Abdülkadiroğlu Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/nuran-abdulkadiroglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/nuran-abdulkadiroglu/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:07:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ÂKİF’İN YÜKSEK SORUMLULUK BİLİNCİNE ERİŞEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2016 10:32:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerim Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[cemaatçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalist]]></category>
		<category><![CDATA[fitne tohumları]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insan şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmiyet]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçilik]]></category>
		<category><![CDATA[nesep asabiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Nuran Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sebep asabiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Umrandan Uygarlığa]]></category>
		<category><![CDATA[yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=283</guid>

					<description><![CDATA[“Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî, Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî. Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin; Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!”   Âkif Gibi Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek İstiklâl Harbi’nin millî birlik ve beraberlik ruhuyla kazanılmasında pek mühim bir tesiri olan İstiklâl Marşı&#8217;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 12 Mart 1921 tarihinde kabulünün 95. sene-i devriyesinde, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,</p>
<p>Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.</p>
<p>Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;</p>
<p>Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!”</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Âkif Gibi Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek</strong></p>
<p>İstiklâl Harbi’nin millî birlik ve beraberlik ruhuyla kazanılmasında pek mühim bir tesiri olan İstiklâl Marşı&#8217;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 12 Mart 1921 tarihinde kabulünün 95. sene-i devriyesinde, büyük insan Mehmet Âkif Ersoy’dan iktibas ettiğimiz hakikatli fikirlere ilişkin okuyucu yorum ve değerlendirmelerinin ikinci kısmını paylaşıyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Pek çok hususiyetleri yanında takva sahibi olması ve kınayanların kınamasından korkmaması, adaleti ilke edinmesi, namusu ve çalışkanlığı ile Âkif örnek almamız gereken mühim bir şahsiyettir. Kanaatimce Âkif, cüz’i iradelerimizi sonuna kadar kullanmamızın, çok çalışmamızın ve topyekûn gayret içerisinde olmamızın ibadet olduğunu öğretmek istedi bize. Gayret noksanlığı neticesinde ümmetin başarısızlığa uğraması, bizi neredeyse küfre götüren bir yeis bataklığına düşürdü. Nihayetinde tarafgirlik, ırkçılık, mezhepçilik, cemaatçilik, hemşericilik gibi mikromilliyetçilik hastalıkları biz sardı ve boğuyor. Tevhit inancı kapsamında umudun, gayretin ve ayrımsız birlikteliğin anlatılmasına ısrarla devam edilmeli. Âkif’i anma merasimlerimizin onu anlama gayretine dönüşmesi duasıyla.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Meal çalışması yapmış diğer zevattan farklı olarak, Kur&#8217;an&#8217;daki iç ahengi mealinde yakalamış, pek kıymetli mealinin kirli zihniyetlerce İslam’a darbe projesinin parçası olarak kullanılmaması için onun yakılmasını vasiyet etmiş büyük şahsiyet Mehmet Âkif Ersoy&#8217;u tekrar tekrar gündeme getirmek gerekir&#8230; Ufku-dimağı açık imanlı h/er kişinin, Rabbim çalışmalarını bereketlendirsin. Âkif’e rahmet ola, eserleri kıymetli birer hazine! Her dem Kur’an’ın ışığında canlı-diri. D/alıp çıkaranlara selam olsun!&#8230; Tevhidin sosyal hayatta bulduğu karşılık olan ‘kardeşlik’ bilincine yeniden kavuşmak ve ‘imanda kardeş, insanlıkta eş’ formülünü yeniden Kur’an’dan hayata geçirebilmek duası ile…” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif 20. asra süzülüp gelen kutlu bir sahabi misali, gayba imanın doruğunda, hakikatin kule nöbetçisi olarak sürekli ümmeti kendine getirme çabası içinde olmuştur. Ümmeti sarıp sarmalayan cehalete, emperyalist saldırılara, içten gelen çürümelere, çarpık kader ve tevekkül anlayışlarına ve hurafelere karşı sahih olanın, hakikatin hadimliğini yapmış, sanatını ve hayatını tevhid edebilmiş bir şahsiyettir.” (Abbas Ataman).</p>
<p>“Mehmet Âkif yapması gerekeni yazıyor, yazdığı gibi de yapıyor ve yaşıyordu. Biz de Müslüman fertleriz, lâkin, bırakın bir İslam devlet nizamına sahip olmayı, sokaklarda Müslümanların yaşadığına dair bir iz bile göremiyoruz! Âkif, yaşadığı çağa hayatı ile örneklik gösterdi. Yazdığını yaşadı, yaşadığını yazdı. Bizim sorunumuz inandığımızı yaşayamamakta. Merhum Âkif paylaşmanın lüzumundan bahsediyordu ve Ankara kışında ceketle dolaşıyordu; çünkü paltosunu bir fakire giydirmişti. Kendi nefsim başta olmak üzere, bizim durumumuz maalesef farklı. Bizzat örneklik gösteremediğimizden dolayı söylediklerimizin tesiri olmuyor, vesselam” (Ahmet Us).</p>
<p>“Âkif gibi bir büyük önderin, kaynağını Kur’an ve sünnetten alıp ilahi gönül suyuyla yoğurup kalbinden fışkıran âb-ı hayat kaynağını tekrar canlanma ikliminde yeni nesiller ve günümüz insanlarına nakşeden çabalarınızdan dolayı hürmetlerimi bildirir, kaleminizin gücünü artırması için Yüce Allah’a niyaz ederim.” (Ali Vayvaylı).</p>
<p>“Düşüncelerini Kur’an’la hamurlaştırıp tohum olarak bu topraklara serpen büyüğümüz Mehmet Âkif’ten Allah razı olsun. O üzerine düşeni ziyadesiyle yapmaya çalıştı. İnşaAllah bizler de onun bıraktığı yerden devam ederek elimizden geldiğince görevimizi yapmaya gayret edelim.” (Ebubekir Akbaş).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Güç Kaynağından Beslenebilmek </strong></p>
<p>“Mehmet Âkif, toprağın çorak, iklimin kurak olduğu bir ortamda yetişti. Allah’ın ona verdiği güç, iman ve irade ile iklimi değiştirdi, toprağı yeşertti. Çorak toprağın insanlarına, ‘ya istiklal, ya ölüm’ dedirtmesini bildi. İslam’ın son kalesini ayakta tutacak olan iman gücüne can verdi. Onun güç kaynağından beslenmeyen, etraftan dolanan sahte kahramanlar, onu yok saymakla işlenen günahın cezasını çeken bu millet, sizlerin gayretleri ile geç te olsa, onun kaynağından güç almasını öğrenecektir&#8230; İnsan olmanın gereklerini Âkif’ten daha iyi anlayan ve anlatana rastlamak çok zordur. Onun üstün akıl ve iman gücü ile sorumluluk bilincinin zirveye ulaştığını görüyoruz. Âkif, vaazları, şiirleri ve yazıları ile Allah’ın insana verdiği en büyük nimet olan aklı ve İslamiyet gibi muazzam bir güç kaynağını en iyi şekilde anlatmaktadır.” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Mehmet Âkif&#8217; in güç kaynağı dün vardı, bu gün de var, ilelebet var olmaya da devam edecektir. Önemli olan o kaynağı anlayabilmek ve gerçek manası ile halka aktarabilmektir. O, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in mesajlarını derinlemesine özümsemiş ve tüm benliği ile buna inanmıştır. O&#8217;nun, esaretle İslam’ın ve ibadetin hiç bir koşulda bağdaşmayacağını haykırmasını, bağımsızlık mücadelelerine destek vermesini ve her fırsatta halkını aydınlatmaya çalışmasını, mütevazı hayatını, halkının esareti kabul etmeyeceğine olan güveni ve inancının haklı çıkmasının ona coşku ile söylettiği dizeler bütünü olan İstiklâl Marşı&#8217;nın tam metnini yazdığı halde yarışmaya göndermeyişini, ısrarlar üzerine teslim ettiğinde hak ettiği ödülü almayı reddedişini bir düşünün. Bir de 90 yıl sonrasını, bu günü değerlendirin. Aynı güç kaynağı Kur’an-ı Kerim&#8217;in içerdiği ideal insan hedefli temel prensipleri basit ve sevecen anlatımlarla halka kavratmak ve sevdirmek gibi kutsal görevi olanlardan bir kısmının bu görevlerini günümüz teknolojisini de kullanarak maalesef ticari ve siyasi kazanç aracı olarak kullanmakta beis görmemelerini göz önüne aldığınızda Âkif’in güçlü inancına, sade hayatına, çıkarsız hizmet, adalet ve bağımsızlık anlayışına hayran olmamak ve saygı duymamak mümkün müdür?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beraberliğin Kurucu, Tefrikanınsa Yıkıcı Gücünü Görebilmek </strong></p>
<p>“Âkif’in “Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan” mısraı ‘cemaat’ kavramının o zamandan bu zamana ne denli vahim bir anlam kaymasına uğradığını kanıtlıyor. O zaman cemaat &#8216;toplanarak bir olmak&#8217; manasına gelirken, günümüzde &#8216;fırkalara ayrılarak kamplaşmak&#8217; anlamına gelmeye başlamış! Ne kadar acı, değil mi?” (Tuba Erdem).</p>
<p><em> </em>“Mehmet Âkif hocamızın kahrını çektiği gelişmeler değil midir bugün yüzleştiklerimiz?! Âkif gibi unutulmaya yüz tutmuş bir çok değerimizin olduğuna inanıyorum. Bu zevat, kitapları ve mücadeleleri eksene alınarak küçük risaleler halinde ümmetin kirlenmiş zihin dünyasına sunulmalıdır.” (Mustafa Öner).</p>
<p>“Az gittik uz gittik, dönüp bir de baktık ki, bir arpa boyu kadar bile yol alamamışız. Allah sonumuzu hayretsin. Bunca yıl sonra hâlâ Âkif’in korkularını paylaşıyor, aynı kâbusları görüyoruz, bu zillet de bize yeter! Elbette, hidayeti isteyen için Kur&#8217;an ortada&#8230;” (Hamide Göktaş).</p>
<p>“Millî duygu bütünlüğü içerisinde iken ayrıştırılan bir millet olduğumuzu, özümüz olan İslam değerleri ve şemsiyesi altında toplanmanın milli bir mesele olduğunu, kavmiyetçiliğin ayrılık ve parçalanmaktan başka bir işe yaramadığını tarihte gördük, hâlâ da görmeye devam etmekteyiz. Haklı ve içten yazınızı Cemil Meriç’in Umrandan Uygarlığa isimli eserinde yer alan şu sözleri ile desteklemek isterim:</p>
<p>“Gelişen toplumlarda insanı insanla kaynaştıran, yığını millet yapan, inanç birliği. İnananlar kardeştir, diyor İslâmiyet. Kan biyolojik bir mefhum: karanlık, esrarlı, kör. İnsanlaşmak biyolojinin esaretinden kurtulmaktır. Tek insanî değer var: iman. İman ayırmaz birleştirir. İman yani hisle yoğrulan, heyecanla kanatlanan, yaşayan ve yaşatan düşünce.” Asabiyet anlayışımızı nesep asabiyetinden sebep asabiyetine geçirebilirsek işte o zaman ancak daha çok bütünleşmiş ve ‘bir’ olmuş oluruz.” (Melek Çaylak).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Millî Birlik ve Bütünlük Şuuruna Erişebilmek </strong></p>
<p>“Bizi Âkif üzerine toptancı bir bakıştan kurtararak farklı düşünmemizi sağlıyorsunuz. Yazılarınız göstermiştir ki; tefrikanın her türlüsüne karşı çıkan Âkif, bu milletin kurtuluşu için millî birliğin sağlanmasına ihtiyaç olduğunu şiirlerinde, yazılarında ve konuşmalarında vurgulamış ve birlik olmanın yollarını da ortaya koymuştur. Âkif&#8217;in bir asır önce dile getirdiği ve ümmetin en büyük derdi olan ‘tefrika’ dün büyük bir imparatorluk olan Osmanlı’yı yıktı. Şimdi de Türküyle, Kürdüyle, Çerkesiyle, hâsılı yirmi altı etnik kökenin vahdetiyle kurduğumuz imparatorluk bakiyesi Türkiye’yi yok etmek için iç ve dış mihrakların el birliğiyle; ırk, mezhep ve meşrep üzerinden ‘böl, parçala ve yut’ taktiğini kullanarak bizi Endülüs’ün akıbetine hazırlamaktadırlar! Allah bu millete Âkif&#8217;i anlayarak tefrika belasından kurtulup vahdet aydınlığına çıkmayı nasip eylesin.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif, “Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez!” sözünü çok isabetli söylemiş, ama ne kendi zamanında ne de daha sonra kimse onun bu sözünü dinlememiş. Bilakis, bu fikrin tam tersi istikamette koşar adım gidilmiş. Elan aynı yanlış tutum sürdürülüyor. Evet, o siyaset yürümüyor, acı üstüne acı veriyor.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Fikirler, kuvvetlerini his ve heyecanlardan alırlar. Yeis mâni-i her kemâldir. Hamiyet ise; şiddet-i mevânia karşı şiddetle mukavemet etmektir. Bu vecizeler fehvalarınca; ifadelerini Mehmet Âkif’te bulan şevk ve heyecanınızı tebrik ediyor, bizlerin ve Âlem-i İslam’ın şevk ve heyecanına vesile olmanızı diliyorum.” (Şaban Odabaşı).</p>
<p>“Mehmet Âkif merhum, müslüman toplumlarda, maalesef hâlâ devam etmekte olan ‘bir ve beraber’ olamama hastalığına çok güzel teşhis koymuş. Bunu telafi etmenin çarelerinden birinin de insanlarımızdaki cehaleti gidermek olduğunu da güzelce belirtmiş. Bunun gibi doğruları açıkça anlatan eserleri çok okumamız icap ediyor.” (Sait Yolaçan).</p>
<p>“Âkif&#8217;in bir asır öncesinden bugünleri görürcesine yazdıklarını hatırlatmak isabetli olmuş. Birliğin yolunun tek olduğunu görmek gerekir. Avrupa kendi arasında birliği sağlarken, bizim aramıza fitne tohumlarını nasıl attığını görmemiz gerekir.” (Mehdi Çetinbaş).</p>
<p>Muhterem hocalarıma, dostlarıma ve henüz vicahen tanışmadığım kıymetli okurlarıma, hakkaniyetli yorum ve değerlendirmelerinden dolayı minnettarım. İnsan güzeli merhum Âkif’le ilgili yazılarımızı, ona hitaben, onun muhteşem “İnsan” şiirinden yazımızın başında iktibas ettiğimiz iki beytinin manzum sadeleştirmesiyle noktalayalım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Taşarken Rahman&#8217;ın feyzi bütün yerlerden, göklerden,</p>
<p>Rabb’in nur üstüne nuru akseder senin sinenden!</p>
<p>Cismin pek küçüktür amma, zirvesi Hak san’atının;</p>
<p>Bu onurla sınırın yok, sonu yok itibarının!”</p>
<p>Yetmiş dokuz sene evvel göçtü hak şairi Âkif,</p>
<p>Cennette en mûtenâ yer olsun mekânı ey Lâtîf!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Eserler:</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2012). <strong>KUR’AN MEALİ: Fâtiha Sûresi – Berâe Sûresi</strong>. Yayına Hazırlayanlar: Recep Şentürk ve Âsım Cüneyd Köksal, İstanbul: Mahya Yayınları, 581 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1969). <strong>Kur’an-ı Kerim’den Ayetler (Meâl-Tefsir)</strong>. Derleyen: Suat Zühtü Özalp. 1. Baskı. Ankara: Sevinç Matbaası, 237 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1976). <strong>Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler</strong>. Derleyen: Ö. R. Doğrul. Nakışlar Yayınevi, Yayın no: 14, İstanbul: Üçler Matbaası, 333 s.</li>
<li>ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). <strong> Âkif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri</strong>. Ankara: DİB Yayını, 231 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1994). <strong>Kur’an’dan Ayetler</strong>. Toplayan: Ömer Rıza Doğrul. Yüksel Yayınevi, İstanbul: Universum Matbaası, 373 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2010). <strong>Düzyazılar, Makaleler, Tefsirler, Vaazlar</strong>. (Hazırlayan: A. Vahap Akbaş), İstanbul: Beyan Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>. Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, Ankara: DİB Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
<li>CÜNDİOĞLU, Dücane. (2013). <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>. İstanbul: Kapı Yayınları.</li>
<li>DÜZDAĞ, M. Ertuğrul (2004). <strong>Mehmet Âkif Ersoy</strong>. İstanbul: Kaynak Kitaplığı Yayınları.</li>
<li>ELİAÇIK, R. İhsan. (2010). <strong>Mehmet Akif Ersoy</strong>. İstanbul: İlke Yayıncılık.</li>
<li>ERDEM, Hatice İslamoğlu. (2012). <strong>Kur’an ve Âkif</strong>. İstanbul: Düşün Yayıncılık.</li>
<li>KILIÇ, Ahmet Faruk. (2008). <strong>Milli Yürek Mehmet Âkif Ersoy’un Din ve Toplum Anlayışı</strong>. İstanbul: Değişim Yayınları.</li>
<li><strong>Mehmet Âkif Ersoy</strong>. (2013). Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 199 s.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2015). <strong>İnsanı Tanımak: Âkif’in “İnsan” Şiiri</strong>. Diriliş Postası, 23 Mart 2015. <a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BERABERLİĞİN KURUCU,  TEFRİKANINSA YIKICI GÜCÜNÜ GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 10:48:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[3:142]]></category>
		<category><![CDATA[8:46]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerim Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Araplık]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutlar]]></category>
		<category><![CDATA[Asım]]></category>
		<category><![CDATA[beraberlik]]></category>
		<category><![CDATA[böl]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[çöküşün kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Funda Çapan]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe umutla bakmak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu Nasrullah Cami]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyyet]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Laz]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Azimli]]></category>
		<category><![CDATA[Nuran Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[parçala ve yok et]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=268</guid>

					<description><![CDATA[“Hem Allah’a, hem O’nun Peygamberi’ne itaat edin. Sakın birbirinize girmeyin, sonra içinize korku düşer (hüsrâna düşersiniz). Devletiniz de elinizden gider. Sebat edin, Allah sebat edenlerle kat’iyyen beraberdir.” (Enfâl, 8/46). &#160; &#160; Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hem Allah’a, hem O’nun Peygamberi’ne itaat edin. Sakın birbirinize girmeyin, sonra içinize korku düşer (hüsrâna düşersiniz). Devletiniz de elinizden gider. Sebat edin, Allah sebat edenlerle kat’iyyen beraberdir.”</p>
<p>(Enfâl, 8/46).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp küçük fırkalara bölünmenin ne kadar büyük tehlikelere yol açtığını şiirlerinde, yazılarında, vaaz ve hitabelerinde büyük bir fesahatle ortaya koymuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Din Kardeşliğinin Büyük Gücünü Keşfedebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre bir Müslüman dindaşlarının acısına asla bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değildir.</p></blockquote>
<p>“Âyât-ı kerîme var, nâmütenâhî ehâdîs-i şerîfe var ki, efrâd-ı müslimînden biri, diğer dindaşlarını kendi öz kardeşi bilmedikçe, onların meserretiyle mesrûr, musîbetiyle-mâtemiyle mahzûn olmadıkça tam Müslüman olamaz. İmanın kemâli, cemâat-i müslimîne sımsıkı sarılmakla kâimdir. ‘Bütün Müslümanlar bir araya gelerek tek bir vücudu meydana getiren muhtelif uzuvlara benzerler. İnsanın bir uzvuna bir hastalık, bir acı isabet etse, diğer uzuvların kâffesi o hasta uzvun elemine ortak oldukları gibi, bir Müslüman da diğer dindaşlarının acısına, musibetine, mâtemine kâbil değil bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değil.’ ‘Bir müminin diğer mümine karşı vaziyeti, yekpâre bir duvarı vücuda getiren perçinlenmiş kayaların birbirine karşı aldığı vaziyet gibidir. Öyle olacaktır, öyle olmalıdır’<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> hadis-i şerifini elbette işitmişsinizdir.” (Abdülkadiroğlu, 1992:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beraberliğin Önemini ve Tefrikanın Zararını İdrak Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre milletler silahla değil, ancak aralarındaki bağlar çözülerek, herkes kendi başının derdine düştüğü zaman yıkılır.</p></blockquote>
<p>Hz. Peygamber’in Müslüman toplumun çeşitli fırkalara bölünmesini yasaklayarak, fertlerin birlik içinde hareket etmesini ve tefrikadan uzak durmasını tavsiye etmesi sebebiyle, Müslüman toplumun geneli ile birlikte hareket etmenin önemini dile getiren ve Allah’ın yardımının cemaatin (birlik içinde olanların) yanında olduğunu ifade eden rivayetlere şiirlerinde, yazılarında ve hitabelerinde yer veren Âkif, Müslümanların birlik ve beraberliğinin önemini kuvvetli vurgularla dile getirir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün ferdî mesâînin bütün mahsulü? Hep hüsrân;</p>
<p>Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan!</p>
<p>Cihan artık değişmiş, infirâdın yoktur imkânı,</p>
<p>Göçüp mâmûrelerden boylasan, hattâ beyâbânı.</p>
<p>Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır: devr-i cem’iyyet.</p>
<p>Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,</p>
<p>“Şu vahdet târumâr olsun” deyip saldırma İslâm’a,</p>
<p>Uzaklaşsan da îmândan, cemâ’atten uzaklaşma.</p>
<p>İşit, bir hükm-i kat’î var ki istînâfa yok meydan:</p>
<p>“Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan.”</p>
<p>Nedir îmân kadar yükselterek alçak bir ilhâdı?</p>
<p>Perîşân eylemek zaten perîşân olmuş âhâdı,</p>
<p>Nasıl yekpâre milletler var etrafında bir seyret,</p>
<p>Nasıl tevhîd-i âhenk eyliyorlar, ibret al, ibret!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gebermek istiyorsan başka! Lâkin, korkarım, yandın;</p>
<p>Ya sen mahkûm iken, sağlık, ölüm hakkın mıdır sandın?</p>
<p>Zimâmın hangi ellerdeyse, artık onlarınsın sen;</p>
<p>Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!</p>
<p>Ezilmek, inlemek, yatmak, sürünmek var ki, âdettir;</p>
<p>Ölüm dünyada mahkûmîne en son bir saadettir.</p>
<p>Desen bir kere “İnsanım!” Kanan kim? Hem niçin kansın?</p>
<p>Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın.</p>
<p>Bu hürriyyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa’y ister:</p>
<p>Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.</p>
<p>(İstanbul, 3 Teşrînievvel 1334/ 3 Ekim 1918). (Ersoy, 2013:1208).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Osmanlı Devleti dağılmaya başladığında farklı soydan grupların devletten ayrılmalarının zararına defaatle işaret eden Âkif, birlik ve beraberliğin önemini anlatırken şu hadisi çokça kullanır:</p>
<p>“Herhangi bir ırkçılığa çağıran bizden değildir. Bir ırkçılık davası üzerine savaşan bizden değildir. Irkçılık davası üzere ölen bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 112).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek Bir İman Kardeşliği Tesis Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Müslümanlık ́ta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!/ Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.”</p></blockquote>
<p>Âkif, iman kardeşliğinin söylemde bırakılmayıp uygulamada da gösterilmesinin zaruretine ilişkin şu açıklamaları yapmıştır:</p>
<p>“Cenâb-ı Hak sizi sıkı imtihanlara çekmedikçe, siz de sabr u sebat göstermedikçe, cennete gireriz mi zannediyorsunuz?” (bkz. Âl-i İmrân, 3/142). Yanlış. Sonra, Peygamber aleyhisselam buyurdu ki: ‘İman olmadıkça cennete giremezsiniz&#8230;’ Malûm, fakat alt tarafı var: ‘Birbirinizi sevmedikçe de mümin olmazsınız.’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Lâkin ben bütün Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşlerime karşı hiç buğz, nefret yok&#8230; İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umûr-ı bâtıniyedendir. Vücûduna hükmolunmak için, hariçte âsârı, tecelliyatı görülmek lâzım. Yalnız hissiyât-ı kalbiye kâfî olsaydı, Cenâb-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emretmezdi. Kalben beni tanıyın. Bu kadar kâfî, derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahvâl-i kalbiyemizi, ahvâl-i vicdâniyemizi hâricî eşkâl ile görmek istiyor&#8230;” (Abdülkadiroğlu, 1992:116).</p>
<p>Âkif’e göre Batı’nın “böl, parçala ve yok et” politikaları karşısında devleti kurtaracak olan çare birlik ve beraberliktir. O, Müslümanların vaktiyle birlik ve beraberlik içerisinde oldukları için tarihte büyük devletler kurduğunu, ayrılığa düştükleri vakit ise vatanlarını kaybettiğini anlatır. Mehmet Âkif Ersoy’da birlik ve beraberlik fikri, geniş halk kitlelerini yönlendiren bir çağrıya dönüşür. Nitekim, Kurtuluş Mücadelesinde maneviyatın maddiyata karşı gâlip gelmesi, milletin zorluklara karşı tek yürek olması ve ülkede millî birlik ve beraberliğin sağlanmasıyla gerçekleşmiştir (Çapan, 2011:99).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çöküşün Kanununu Kavrayıp Ona Göre Tedbir Alabilmek</strong></p>
<blockquote><p>“’Medeniyyet!’ size çoktan beridir diş biliyor/ Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor!”</p></blockquote>
<p>Birlik ve beraberliğin korunamadığı toplumların bağımsızlıklarını kaybederek başka milletlerin esareti altında girmeye mahkum olduğuna dikkat çeken Âkif; fitne, fesat, nifak ve şikak gibi sosyal hastalıklara karşı toplumu uyarır. Nitekim Kastamonu’da tarihî Nasrullah Cami’nde 19 Kasım 1920 tarihinde verdiği va’zında bu hususun ehemmiyetine vurgu yapmıştır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Milletler topla, tüfekle, zırhlılarla, ordularla, uçaklarla, silahlarla yıkılmıyor, yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki râbıtalar, bağlar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi havasına düştüğü zaman yıkılır&#8230; İslâm tarihini şöyle bir gözden geçirecek olursak, güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda yıkılmış ne kadar Müslüman devletler varsa hepsinin <strong>tefrika yüzünden</strong>, aralarına sokulan fitneler, fesatlar, nifaklar, şikaklar yüzünden bağımsızlıklarına veda ettiklerini, başka milletlerin esareti altına girdiklerini görürüz. Ecdadımız bize kanları, canları pahasına emanet ettikleri, yadigâr bıraktıkları o koca iklimleri, o dünyanın en zengin, en verimli topraklarını vere vere bugün avuç içi kadar yere tıkıldık kaldık. Haydi diyelim ki evvelce düşman önünden perişan bir halde kaçarken, arkada sığınabilecek barınabilecek bir ocak yahut bir bucak bulabiliyorduk. Fakat gözünüzü açınız, iyice bilmiş olunuz ki artık dinimizi, imanımızı, ırzımızı, namusumuzu, çoluğumuzu, çocuğumuzu barındırabilmek için arkamızda hiçbir yer kalmamıştır. Şayet düşmanların hilelerine, tezvirlerine, yalanlarına kapılarak birbirimize girmeye, birbirimizin kanını içmeye bir süre daha devam edecek olursak, Allah korusun bu son Müslüman ülke de ayaklar altında çiğnenip gidecektir!”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yılgınlığa Kapılmamak ve Geleceğe Umutla Bakmak</strong></p>
<p>İslâmiyet’i toplumsal birlik ve beraberliğin çimentosu olarak gören Âkif, düşmanca saldırıların bu milleti mazisinden koparamayacağı konusunda emindir ve istikbale umutla bakmaktadır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi, Âsım, bana müfrit de, ne istersen de,</p>
<p>Ma’rifetten de cüdâ, Şark, o fazîletten de.</p>
<p>Lâkin ister misin, oğlum, mütesellî olmak:</p>
<p>İctimâî bütün âmillere, kudretlere bak.</p>
<p>Bunların herbirinin kuvveti, mâzîye inen,</p>
<p>Kökü mikdârı olur; çünkü bu âmillerden,</p>
<p>En derin köklüsü, en sağlamı, en hâkimidir.</p>
<p>Şimdi, sen bizdeki kudretleri eşsen bir bir,</p>
<p>Göreceksin ki: bu millette fazîlet en uzun,</p>
<p>En derin köklere yaslanmada; hem sonra onun,</p>
<p>Bir mübârek suyu var, hiç kurumaz: Dîn-i Mübîn.</p>
<p>Hâdisât etmesin oğlum, seni aslâ bedbîn&#8230;</p>
<p>İki üç balta ayırmaz bizi mâzîmizden.</p>
<p>Ağacın kökleri mâdem ki derindir cidden,</p>
<p>Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar?</p>
<p>Oo, bakarsın, yine üstündeki edvârı yarar,</p>
<p>Yükselir, fışkırıp, âfâk-ı perîşânımıza;</p>
<p>Yine bin vâha serer kavrulan îmânımıza.</p>
<p>Vâkıa ortada yüzlerce mesâvî yüzüyor;</p>
<p>Sen bu kâbûsu bütün şerre değil, hayra da yor.</p>
<p>Çünkü yoktur birinin kalb-i cemâatte yeri;</p>
<p>Arasan: Hepsi beş on maskara ferdin hüneri!</p>
<p>Bu cihetten, hani, hiç yılmasın, oğlum, gözünüz;</p>
<p>Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.</p>
<p>O çocuklarla berâber, gece gündüz, didinin;</p>
<p>Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin. (&#8230;)</p>
<p>Hani, bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;</p>
<p>Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz.</p>
<p>Şark’ın âğûşu açıktır o zaman işte size;</p>
<p>O zaman varmanın imkânı olur gâyenize&#8230; (18 Eylül 1919).</p>
<p>(Ersoy, 2013:1186).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irkçı Fikirlere Karşı Tavır Alabilmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif’in Osmanlı Devleti’nin yıkılışı sırasındaki zorlu yıllarda devlet aleyhindeki ırkçı fikirlerle ve bağımsızlık adına yola çıkan Araplara ve Arnavutlara karşı devletin birlik ve bütünlüğünü savunması, günümüz açısından aynı sıkıntıları çeken bizler için çok önemlidir. Ona göre bütün toplumlar ve ırklar, devletin şemsiyesi altında kardeşçe, aynı dinin mensubu olarak sırt sırta vermeli ve bütünlüğü bozan hareketlerden kaçınmalıdır.</p>
<p>Âkif şiirlerinde devletin birliğine kasteden tüm ırkçı fikirlere karşı tavır almaktadır (Azimli, 2008:502):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Siz ey bu yangını ihzâr eden beş altı sefîl,</p>
<p>Ki ettiniz bizi Hırvat’la Sırb’a rezîl!</p>
<p>Neden hükûmete Kur’an’la bağlı Arnavud’u</p>
<p>Ayırdınız da harâb ettiniz bütün yurdu?</p>
<p>Nasılmış, anlayınız iddiâ-yı kavmiyyet?</p>
<p>Ne yolda mahvoluyormuş bakın ki bir millet!</p>
<p>Siz, ey bu zehri en evvel kusan beyinsizler!</p>
<p>Kaçıp da kurtuluruz sandınız&#8230; Fakat, ne gezer!</p>
<p>Bu gün belânızı bulmuş değilseniz, mutlak,</p>
<p>Yarınki sâikalar beyninizde patlayacak! (Ersoy, 2013:750).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk</p>
<p>Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! (&#8230;)</p>
<p>Üç sefîl ordu çevirsin o metîn ordumuzu,</p>
<p>Bizi koğsun elimizden alarak yurdumuzu…</p>
<p>Kimsesiz âilelerden kimi gitsin bıçağa;</p>
<p>Kimi bin türlü fecâatle çekilsin kucağa&#8230;</p>
<p>Birinin ırzı heder, diğerinin hûnu helâl!&#8230;</p>
<p>İşte, ey unsur-ı isyân, bu elîm izmihlâl,</p>
<p>Seni tahrîk eden üç beş alığın ma’rifeti!</p>
<p>Ya neden beklemiyordun bu rezîl âkıbeti?</p>
<p>Hani, milliyyetin İslâm idi&#8230; Kavmiyyet ne?!</p>
<p>Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.</p>
<p>“Arnavutluk” ne demek? Var mı şerîatte yeri?</p>
<p>Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!</p>
<p>Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;</p>
<p>Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde!</p>
<p>Müslümanlıkta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!</p>
<p>Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.</p>
<p>En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın;</p>
<p>Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!</p>
<p>Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel,</p>
<p>Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!</p>
<p>Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?</p>
<p>Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!</p>
<p>Dinle Peygamber-i Zîşân’ın İlâhî sözünü.</p>
<p>Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ‘yaşar’ der delidir,</p>
<p>Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.</p>
<p>Veriniz baş başa&#8230; Zîrâ sonu hüsrân-ı mübîn:</p>
<p>Ne hükûmet kalıyor ortada billâhi, ne dîn!</p>
<p>“Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;</p>
<p>Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor.</p>
<p>Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,</p>
<p>Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid dâvâ?</p>
<p>Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz&#8230;</p>
<p>Size rehberlik eden haydûdu artık koğunuz!</p>
<p>Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum&#8230;</p>
<p>Başka bir şey diyemem&#8230; İşte perîşan yurdum!&#8230; (7 Mart 1913). (Ersoy, 2013:522-526).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Bilgisinin Gücüyle Mücadele Etmek</strong></p>
<p>Âkif ömrünün sonuna kadar ayrılıkçı fikirlerle mücadele etti. Onun için vatanın birlik ve bütünlüğü, ümmetin beraber yaşaması hayati öneme sahipti. Bu düşüncelerle Araplara karşı geldi ve onları ikna için Arabistan’a gitti. Aynı yıllarda Turancılığı ön plana alan İttihatçılara karşı çıktı. Kendi milleti olan ayrılıkçı Arnavutçulara karşı en sert söylemlerde bulundu. Âkif’in bu düşüncelerinde ne kadar haklı olduğu, müttefik Almanya’da bulunan ve İngilizlerden alınan esirlerle görüşmek üzere gittiğinde dönüşte Viyana’da Kudüs’ün İngilizlerce işgal edildiğini duyan Müttefiklerinin sevinç çığlıkları atmaları üzerine daha net anlamıştı. O, çözümü şu şekilde sunmuştu (Azimli, 2008:505):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyân</p>
<p>Sürüklüyor ki: bakın nerden eyliyor nebe’ân</p>
<p>Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz;</p>
<p>Bu derde çâre bulunmaz -ne olsa- mektepsiz.</p>
<p>Ne Kürd elifbâyı sökmüş, ne Türk okur, ne Arab;</p>
<p>Ne Çerkes’in ne Laz’ın var, bakın elinde kitab!</p>
<p>Hulâsa, milletin efrâdı bilgiden mahrum.</p>
<p>Unutmayın şunu lâkin: “Zamân: zamân-ı ulûm!” (Ersoy, 2013:710).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li>ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). M. Akif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri. Ankara: DİB Yayını, 231 s.</li>
<li>AZİMLİ, Mehmet. (2008). “Arnavut Mehmet Akif ve Devletin Bütünlüğü”. I. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu Bildiriler Kitabı içinde, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Yayını, c.II, s.501-505.</li>
<li>ÇAPAN, Funda. (2011). “Mehmet Âkif Ersoy’da Birlik ve Beraberlik Fikri”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011 Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını, s.99-110.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). Safahât. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Buhârî, Salât 88, Edeb 36; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Müslim, İman 93; Ebû Dâvûd Edeb 131; Tirmizî, İsti’zân 1. Keza bkz. Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 56; Ahmed b. Hanbel, I/165,167.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Bu va’zın metni, Sebîlü’r-Reşâd dergisinin 25 Kasım 1920 tarihli 464. sayısında yayımlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
