<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Sıbai Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/mustafa-sibai/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/mustafa-sibai/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>FİKRÎ SORUNLARIMIZIN TEMELİNE İNEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AKLI]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÂBİRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[CORC TARÂBİŞÎ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVALİBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HİSBE Fİ’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[EL-İSTİŞRÂQ WE’L-MUSTEŞRİQÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EL-UMMETU’L-ARABİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[ET-TEBŞÎR WE’L-MUBEŞŞİRÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZHERLİLER]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİRDE VAHDET]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN FEYLESOFLARI İŞRAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM SOSYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA DEMOKRASİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA SOSYALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[İŞTİRÂKİYYETU’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBU’L-EMWÂL]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBUL-HARAC]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAYSAL]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR PROBLEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURTUBA FEYLESOFLARI AKILCI]]></category>
		<category><![CDATA[MACAR MÜSTEŞRİK GOLDZİHER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK VE MİSYONERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ABDURRÂZIK]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEŞRİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT KEKLİK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER FERRUH]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM VE ORYANTALİSTLER]]></category>
		<category><![CDATA[SAFA MÜRSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYATÇILIK]]></category>
		<category><![CDATA[SÂTI BEY]]></category>
		<category><![CDATA[SIBÂ’Î]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL ADALET]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=869</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum. Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum.</p>
<p><strong>Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek</strong></p>
<p>Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı ırkçılık, oryantalizm ve misyonerlik meselesine dair üstat Fikri Tuna şu açıklamaları yapar:</p>
<p>“Sömürge düzeni sadece yeraltı ve yerüstü maddi servetleri elde etmekle yetinmez. Nitekim çok disiplinli ve çok kapsayıcı bir şekilde girmiştir İslâm âlemine. Askerî harekâta başlamadan önce ‘oryantalizm; şarkiyatçılık’ başladı. Amaç İslâmî ilimlerdi.</p>
<p>Bir taraftan sosyalizm, diğer taraftan Arap milliyetçiliği yayılıp giderken, ‘Arap Sosyalizmi’ni savunanlar da olmuştur, Amâra gibi. Câbirî de bunlardan olup bilhassa Fransız oryantalizmiyle sıkıfıkı idiler. Hasan Hanefi, Halepli Corc Tarâbişî gibi yazarlar hem Arap milliyetçiliğini hem de sosyalizmi birleştirip savunmuşlardır. Şimdi Türkiye’de Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizminin yayılış tarihi pek bilinmediğinden, bu adamların mazilerini ve gayelerini bilmedikleri için kitapları çevrilip yayınlanmıştır. Câbirî; “Arap aklı kavramını kullanmak aklımdan bile geçmedi.” diyor bir mektubunda. O, Sâtı Bey mezhebindedir. Tarâbişî; Arap olmadığını bildiğiniz hâlde onların etnisitesini nasıl inkâr eder, tamamen Batı emperyalizminin oyununa nasıl gelirsiniz?” diye soruyor Câbirî’ye. Bu yüzden <strong>onlardan yapılan tercümeler</strong> bir taraftan fayda sağlarken, diğer taraftan meseleleri karıştırdıkları için zarar vermiştir (s.283).</p>
<p>Câbirî sosyalist blokun en güçlü temsilcilerinden olduğu gibi Arapçıdır da. Tarâbişî ile Paris’te görüştüğümde üç ciltlik eserini vermişti bana. Bu eserinde Tarâbişî Câbirî’yi yerden yere vuruyor.</p>
<p>Sadece Câbirî değil, Ezherliler bile Abdünnâsır’ın etkisi altında kalmıştı. Bizde de Turancılıkla başlayan bir akım var. Nihat Keklik ofisime gelip <em>Türk-İslâm Ahlakı</em> başlıklı bir risale getirdiğinde bu şekilde bir başlık kullanmasını tenkit etmiştim (s.50).</p>
<p>Türk, Arap, Berberi, Kürt, Çerkes vb. ırkçılıkları dinin yerine ikame edilirse İslâm kardeşliğine ve birliğine zarar verir. <strong>Irkçılık üstünlük iddiasına dayanır</strong>. Bu ise ilmî esaslara muhalefet etmektir. “<em>Kullukum min Âdeme we Âdemu min turâb</em>: Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır.” diyerek Rasulullah (s) ırkçılık meselesini tamamen kapatır ve İslâm kardeşliğini savunur. Hangi ırk olursa olsun, ırkçılık ve sosyalizm İslâm birliğini bölmeyi amaçlar (s.283).</p>
<p><strong>Şarkiyatçılık</strong> hareketinin asıl gayesi Müslümanlar arasında şüphe yayarak onları İslâm’dan uzaklaştırmak ve İslâmiyet’i zayıflatmaktır. Güçlü Macar müsteşrik Goldziher gibi birkaç istisna dışında, Malik Bin Nebi’nin <em>el-İstişrâq we’l-Musteşriqûn</em> (Oryantalizm ve Oryantalistler) adlı eserinde de vurguladığı gibi <strong>İslâm’ı çarpıtarak anlatan</strong> kimselerdir. Hem şarkiyatçılık hem de misyonerlik faaliyetleri İslâm’ı zayıflatarak <strong>İslâm âlemini yıkmak</strong> hedefini gütmüş, fıkhi ve tasavvufi mezhepleri ayrı bir dinmiş gibi takdim etmişlerdir. Müslümanların içinden çeşitli bölgelerde bu müsteşriklerin etkisinde kalarak benzer fikirler savunanlar da çıkmıştır.</p>
<p>Bugünkü İslâm âleminin perişan durumu ve İslâm’dan uzak düşmeleri öncelikle Müslümanların kendi sorunudur. Ancak Amerika ve Rusya başta olmak üzere şarkiyatçılık ve misyonerlik hareketiyle kavram kargaşasına yol açmalarının bunda önemli bir payı vardır.” (s.265).</p>
<p><strong>Irkçılık, Misyonerlik ve Oryantalizm Üçlüsüne Karşı Dikkatli Olmak</strong></p>
<p>“Bu üç önemli hususu daha detaylı ele almak icap eder:</p>
<p><strong>1) Irkçılık</strong>: Batı İslâm’ı ırkçılıkla parçalamak istemiştir. İslâm’ı kaldırıp ırkçılığı bir ideoloji olarak yerleştirmek istemiştir. Bizde Turancılık… Akçuraoğlu Yusuf’un Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserinde bu husus çok net anlatılır. Osmanlıcılığı ve İslâmcılığı bertaraf edip Türkçülüğü savunuyor. Aynı şekilde Arap ırkçılığı… ‘Arap devletleri’ ve ‘Müslüman devletler’ diye kullanıyorlar şimdi Araplar. Birçok toplantıda bu yaklaşımı tenkit etmek zorunda kaldım, buna niye ihtiyaç duyuyorsunuz diye. ‘İslâm milleti’ niye yetmiyor diye (s.279).</p>
<p><strong>2) Misyonerlik:</strong> Kültür hareketlerinin dışında oluşan Türkçülük, Arapçılık, Berberilik gibi ırkçılık hareketleri şarkiyatçılığın ve misyonerliğin sonucu olmuştur. Dostum Ömer Ferruh <em>et-Tebşîr we’l-Mubeşşirûn</em> (Misyonerlik ve Misyonerler) isimli eserinde Lübnan, Suriye, Anadolu gibi yerlerde yetmiş adet okul açıldığını anlatır. Ajanlık yapan, sömürgeye öncülük eden kültürel kılıklı müesseselerdi bunlar. Misyonerlikten maksat sadece Hristiyanlaştırmak değildir. Lübnan’da ekalliyet ile çok uğraştılar, Berberilerle uğraştılar, ama başaramadılar.</p>
<p>İslâm’da ‘fikirde vahdet’ vardır. Bölge tanımaz. İslâm medeniyetinin simgesi, siması, ruhu birdir, çeşitli taksimler yoktur. Şimdi Kurtuba feylesoflarının akılcı, İran feylesoflarının işraki tarafları gibi parçalama yaklaşımları görülmektedir… (s.280).</p>
<p>Massignon, Gibb gibi müsteşriklerin amaçlarını Mustafa Abdurrâzık, eserinde çok açık anlatmıştır. Yani, sömürge sistemi, sadece maddi zenginlikleri değil, fikrî, ilmî ve medeni güçlerini de yok etmek, Müslümanları maziden koparmak ve kendi kendilerini tanımamalarını sağlamak ister. Tarihlerini, isimlerini, şahsiyetlerini değiştirmek… Buna <strong>fikir ve kültür emperyalizmi</strong> denir. Müslüman şahsiyetini yok ederek, bir daha İslâmî bir hareket ve güç doğmamasını temindir gaye. Sömürüde ‘fikir emperyalizmi’ çok büyük zarar verdi. Bizde bazı ilahiyatçılar bile bu tuzağa düşmüştür. İslâm düşüncesindeki düzgünlük ve dürüstlüğü yok etmek istediler.</p>
<p><strong>Irkçılık</strong> da kültür emperyalizmine girer. Turancılık alanında meşhur isimlerin bilinmesi gibi Arap milliyetçiliği denince bazı isimler akla gelir. Mesela, Sâtı Bey, Osmanlı Devleti’nde yüksek bir bürokrat ve üniversite hocası idi… Osmanlı Devleti çökünce Suriye’de, başka yerlerde bakanlık, müdürlük vb. görevler yapmıştır. Arap âlemi onu ‘Arapçanın ve Arapçılığın peygamberi’(!) kabul eder, bizdeki Ziya Gökalp gibi.</p>
<p>Sâtı Bey’in ana fikri şudur: ‘Irkı, sülâlesi, memleketi ne olursa olsun, Arapça yazan, Arapça konuşan herkes Arap’tır’. Arap milliyetçiliğini ortaya atıp disiplinize eden Sâtı Bey’dir. “<em>el-Ummetu’l-Arabiyye</em>: Arap Milleti”ni oluşturmak için çeşitli dilleri kat’i surette kabul etmiyor… (s.281).</p>
<p>… Başka tarafa kaymasın diye Cemal Abdünnâsır başkanlığında Arap milliyetçiliği teşvik edilmiştir. O, Arap milliyetçiliğini İslâm’ın yerine koymaya ve Müslüman Kardeşler’i bertaraf etmeye gayret etmiştir. Mısır’da Çerkes, Türk kim yaşadıysa Sâtı Bey herkesi Arap kabul eder. Sanırım Turancılardan etkilenmiştir.</p>
<p>İşin en tehlikeli boyutu, Arap milliyetçiliğinin İslâm’ın yerine geçirilmesidir. Onun için “Arap devletleri ve İslâm devletleri” diyebiliyorlar (s.282).</p>
<p><strong>3) Şarkiyatçılık:</strong> Batı gibi Doğu Avrupa da müdahil oluyor bu meseleye: <em>el-İştirâkiyye we’l-Arabiyye</em>; Sosyalizm ve Arapçılık. İslâm’ı da sosyalizm ile açıklıyorlar. Bu modaya uyan Şevkî: <em>el-iştirâkiyyûn we ente imâmuhum</em>: Sosyalistler… Sen onların önderisin.” demiştir Hz. Peygamber’e hitaben! “İslâm’da sosyal adalet var…” fikri, mal ve mülkiyetle, taksim ve idareyle ilgili bazı meseleleri cımbızla çıkarıp bir Arap sosyalizmi inşa ederek, bunu da İslâm’ın yerine geçirme projesi idi. Rusya burada çok etkin olmuştur. Ama İngiltere ve Batı da buna destek olmuştur.” (s.282).</p>
<p><strong>Arap Irkçılığına ve Eski Sosyalistlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p>“Ezher gibi dinî müesseselerde bile sosyalizm gayet normalmiş gibi karşılandı. Zamanın Ezher Şeyhi, Evkaf Bakanı Bakuri <em>iştirakiyye</em> ile ilgili makaleler yazdı. Ezher külliyelerinden mezun olanlar sosyalizm fikirleriyle meşbu şekilde mezun olmaya başladılar (s.282).</p>
<p>“İslâm’da sosyalizm”, “İslâm’da demokrasi” gibi kavramlara hiçbir zaman pirim vermedim. Sosyal adalet demek daha doğrudur. İktisadi mezheplerde İslâm’ın yaklaşımı diğer nizamlardan farklıdır, bir olayda benzeşmesi önemli değildir. <strong>İslâm kapitalizmle de komünizmle de bağdaşmaz</strong>. Safa Mürsel, Said Nursi’nin mutedil sosyalizmin İslâm’a yakın olduğunu söylediğini aktarır. Ama küll hâlinde mutabık değildir. Ebu Zerr’i, Hz. Ömer’i sosyalist yapmanın anlamı yoktur! Mustafa Sıbâ’î <em>İştirâkiyyetu’l-İslâm</em> (İslâm Sosyalizmi) adlı eseri sebebiyle ölürken ağlıyordu. Devalibî anlatır; “<em>İştirakiyye</em> kelimesini kullanmakla bütün hayır işlerimin sevabını kaybettim.” demiştir Sıbâ’î (s.283).</p>
<p>“İnsanlar üç şeyde ortaktır; su, ateş, otlak.” hadisini esas almıştı Sıbâ’î. Aslında <em>Kitâbul-Harac</em>, <em>el-Hisbe fi’l-İslâm</em> ve <em>Kitâbu’l-Emwâl</em> gibi üç eserin bir arada ele alınmasından ibaretti onun çalışması. Ancak, “Parlamenter olarak Moskova’ya gittiğimde <strong>sosyalizmin bir Yahudi tuzağı olduğunu</strong> anladım, onun için bu kelimeyi (<em>el-İştirâkiyye</em>) kullandığım için ağlıyorum.” diyerek pişmanlığını belirtmişti.” (s.284).</p>
<p><strong>Sahte Baharlara Aldanıp Ayazda Kalmamak</strong></p>
<p>“Arap sosyalizminin etkisi 1967 savaşına kadar devam etti. Arap-İsrail savaşında mesele değişti. Hep İsrail galip gelince, Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizmin hiçbir mana ifade etmediği, dışarıdan sokulduğu anlaşıldı. Bu sebeple Arap milliyetçiliğine karşı bir hareket başladı. Mesela, <strong>Kral</strong> <strong>Faysal İslâm birliğini savundu</strong>, o kazandı, Nâsır’ın hareketi söndü gitti. Arap dünyası büyük bir çoğunlukla İslâm’a dönüyor artık. Mısır’da kadınlar çok açıktı. Kahireli Fikri Abaza Şam’a geldiğinde “Şam’da Allah’ı arıyorum.”(!) diye yazmıştı. Suriye ve Güney Yemen tamamen komünist olmuştu. Batı’nın desteğiyle İsrail’in gücü, Arap milliyetçiliğinin zilletini gösterdi, kendilerine geliyorlar artık.</p>
<p>Tunus’ta başlayıp birçok Arap ülkesini saran ‘Arap Baharı’ hareketi, bu ezikliğin, bu mağlubiyetin, bu despot idarelerin bir neticesi olarak karşımıza çıktığı görüşü savunulduysa da sonunda bunun da <strong>Amerika ve Batı’nın tuzağı</strong> olduğu ortaya çıkmıştır. Batı’da her gün değişiklik olduğu halde İslâm âleminde Birinci Dünya Savaşı’ndan beri <strong>değişim olmadı</strong>, sosyal haklarda bir adım ilerleme olmadı. İnsanların tahammül gücü kalmadı. Amerika’nın Cibuti’de, Afrika’da… dünyayı ihata etmek için kurduğu tuzaklar var, acaba bu hareketlerde onun parmağı var mı? ‘Anarşiye boğulan insan hangi değneği uzatsan sarılır’ mantığı mı kullanılıyor? (Suriye de) Libya gibi yem mi olacak yine, diye bir tedirginlik de var. Çok gizli ve hasis bir plan varsa, sömürüye elverişlilik devam ediyor mu diye düşünmeden duramıyor insan (s.284).</p>
<p>Malik Bin Nebi’nin Kültür Problemi isimli kitap serisinde büyük bir maharetle açıkladığı üzere hiçbir sömürünün ‘sömürülmeye elverişlilik&#8217; durumu olmadan tahakkuk edemeyeceğine dikkat çeken Fikri Tuna’nın; birliği temin edemeyen milletlerin parçalanmaya ve güçlü devletler tarafından sömürülmeye mahkûm olduğunu, Allah Rasulü’nün (s) “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.” hadisi gereğince, düşmanlarımızdan yardım beklemeyi bırakıp, fedakârca bütün imkânları seferber edip yapabileceğimizin en iyisini yaparak sömürüye elverişlilikten nasıl kurtulabileceğimize ilişkin tespit ve önerilerini inşâAllah gelecek haftaki yazımızda aktaracağız.</p>
<p>Üstat Fikir Tuna’nın; yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve tahlillerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslâm, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden okuyarak bu mühim tecrübe ve tahlillerden en iyi düzeyde istifade etmenizi temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul 2019, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E İSLAM ÂLİMLERİNİ TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Apr 2019 18:07:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDULLAH HERERÎ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLEMİN ALLÂMESİ ZAHİD KEVSERİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYETULLAH HUMEYNİ]]></category>
		<category><![CDATA[BEYHAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[CEMALETTİN AFGANİ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cüveynî]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[EBU’L-HASEN NEDEVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EMİR ŞEKİB ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[FAHREDDİN RAZİ]]></category>
		<category><![CDATA[FERDÎ DİRENİŞLER]]></category>
		<category><![CDATA[FERİD VECDİ]]></category>
		<category><![CDATA[GAZÂLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[HAYAT DÜSTURU KUR’AN]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldûn]]></category>
		<category><![CDATA[İBN MEYMUN]]></category>
		<category><![CDATA[İBN TEYMİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şamil]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya]]></category>
		<category><![CDATA[MAĞLUPLAR GALİPLERİ SÜRATLE TAKLİT EDER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Mevdudi]]></category>
		<category><![CDATA[MEZHEPSİZLİK DE BİR MEZHEPTİR]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sabri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[NAZM-I CELÎL]]></category>
		<category><![CDATA[NECİP FAZIL]]></category>
		<category><![CDATA[SADREDDİN YÜKSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[ŞİBLÎ NUMANÎ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=865</guid>

					<description><![CDATA[Geçen haftaki yazımızda, Cezayir ve Yemen’de tanınmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’de yeterince tanınmayan âlim ve mütefekkir merhum Fikri Tuna’nın birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek için önemli bir katkı sunduğuna vurgu yapmış, üstadı daha yakından tanımak için “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen haftaki yazımızda, Cezayir ve Yemen’de tanınmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı Türkiye’de yeterince tanınmayan âlim ve mütefekkir merhum Fikri Tuna’nın birikimlerinden istifade etmenin, ümmetçe sorunlarımızla yüzleşmek ve isabetli çözüm önerileri geliştirebilmek için önemli bir katkı sunduğuna vurgu yapmış, üstadı daha yakından tanımak için “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını aktarmıştım (<strong>1</strong>).</p>
<p>Eserin birinci bölümünü oluşturan çocukluk hatıraları ile Maraş’tan Şam’a, Libya’dan Cezayir’e, Marakeş’den Yemen’e uzanan uzun ilim yolculuğuna ilişkin bir yazımı (<strong>2</strong>) ve eserin ikinci bölümünü oluşturan seyahatleri, gözlemleri ve analizlerini konu alan bir başka yazımı daha Fikri Hoca hayattayken yayımlamıştım (<strong>3</strong>).</p>
<p>Bu haftaki yazımda “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” (<strong>4</strong>) isimli eserimizden üstadın İslâm âleminin tanınmış âlim ve mütefekkirlerine ilişkin değerlendirmelerine örnek teşkil edecek bir demet iktibas etmek istiyorum.</p>
<p><strong>Mehmet Akif’in Teşhisine ve Çözüm Önerisine Katılmak</strong></p>
<p>“İslâm âlemi Batı karşısında önceden veren el konumundaydı. Mesela, İslâmiyet Batı ilerlemesinde en büyük pay sahibi olan Rönesans’a ilham olmuştur. Bağdat, Kurtuba vb. kentler en şaşaalı dönemini ‘alan el’ değil, ‘veren el’ olarak yaşamıştır.</p>
<p>Müslümanlar aynı kaynaklara bugün de sahiptir: Kur’an, sünnet, icma, kıyas. Kurtuba’da, Nişabur’da, Tahran’da, İstanbul’da o zaman aydınlığı yaşatan kaynaklar bugün de Müslümanların elindedir. Ama Müslümanlar bu kaynaklardan uzak düşmüş durumda, onları anlamıyorlar (s.165).</p>
<p>Sömürü sisteminin kanlı ayakları altında inleyen ve o sisteme karşı direnmeyi düşünemeyen Müslümanlar birinci kaynak olan Kur’an-ı Kerim’i, Akif’in dediği gibi mezarlarda okunmak, duvarlara asılmak için indirilmiş zannediyorlar. Ya açıp fal bakıyoruz ya da mezarda ölülerimiz için okutuyoruz. Hâlbuki <strong>Kur’an bir hayat düsturudur</strong>. Ama ne yazık ki, Kur’an’a Müslümanların dirliğini koruyan bir kitap olarak bakma anlayışı yok olmuştur:</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde?</p>
<p>Lâfzı muhkem yalnız, anlaşılan Kur’ân’ın,</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına!</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>(Safahât, İkinci Kitap, s.170).</p>
<p>Oysa Müslümanlık insanın yirmi dört saatini düzenleyen bir sistemdir. Bir Müslüman toplumun başka bir toplumla, insanın Allah’la ve nefsiyle olan ilişkilerini tanzim etmiş, beşeriyetin saadetini ve mutlak adaleti temin için gelmiş bir kitaptır Kur’an. <strong>Böyle bir düsturu ihmal etmek</strong>, İslâm’a en büyük ihanettir.</p>
<p>Avrupa küll halinde İslâm’a hücum ederken, her yönüyle İslâm’ı yok etmek, yapamazsa karıştırmak ve zayıflatmak için geliştirdiği <strong>sömürge sistemine karşı</strong> çıkan güçler; Kafkasya’da İmam Şamil, Hindistan’da, Fas’ta, Mısır’da Müslüman Kardeşler, Türkiye’de İstiklal Harbi gibi mücadeleler birbiriyle tesanüdü bulunmayan <strong>ferdî direnişler</strong> olmuştur. Batı’nın küll hâlindeki saldırısına külliyen bir direnişle karşılık verilememiştir.</p>
<p>İslâm âleminin zayıflamış ve kendisine olan güveni yitirmiş olması, Batı’dan gelen her şeyi güzel kabul etmesi, İbn Haldun’un ‘mağluplar galipleri süratle taklit eder’ tezini doğrulamaktadır.” (s.166).</p>
<p><strong>Suriye Meselesinde Said Ramazan el-Bûtî’yi Anlamak</strong></p>
<p>“Ramazan el-Bûtî’nin öldürülme şekline çok üzüldüm. Mısır’a vize alamayınca Suriye’ye gitmiştim. Benim hocamdı, nahvi çok güzel anlattı bize. Doktora yaptı, Şam Üniversitesi’nde çalıştı, kurucu dekan Mustafa Sıbai vefat edince o dekan olmuştu… (s.168). Ramazan el-Bûtî, mutekit bir Müslümandı. Babası Şam fakihi denilecek kadar iyi bir İslâm hukukçusu idi… (s.172).</p>
<p>Ramazan el-Bûtî, babası gibi kendisi de tetebbuat sahibi, gerçek bir araştırmacı. Eserlerini temin edip inceledim, İslâm fıkhına derinlemesine vâkıf bir kimse olduğunu ispat etmiş biridir. Gerek Cezayir’de gerek Şam’da kendisiyle karşılaşıp sohbet etmişliğim vardır. Onda anlayamadığım tek şey, Beşşar ve babası hakkındaki tutumudur. Cezayir’de bu konuda kendisine sordum, Hama ve Humus zulmü ortadayken Esad’a niye destek olduğunu sordum, “fitne” deyip geçiştirdi. Gazetelerde Beşşar’ı desteklediğine dair fetvalar verdiğini okudum, acaba bunu da mı fitne diye geçiştirdi? En son Beşşar hakkındaki tutumunu değiştirdiğini, aile efradını Türkiye’ye gönderdiğini, Beşşar’ın zalim olduğunu söylediğini Yeni Şafak gibi bazı gazetelerde okudum. Bu doğru ise Beşşar’ın zalim olduğunu kabullenmiş olabilir.</p>
<p>Türkiye’de Bûtî’ye saldıranlar olmuştur. (İstanbul’a gelen) Cevdet Said’i ziyaretten dönerken, Hayrettin Karaman’ın ona bir itirazını okumuştum. Anlamadan itiraz etmiş. Bûtî’yi de anlamadan hemen saldıranlar var. Ben o kanaatte değilim. Bûtî Eş’ari’dir. Gerçi o mezhep meselelerini aştı. Ehl-i Sünnet’e mensuptur (s.173).</p>
<p>Bûtî şöyle düşünmüş olabilir: Suriye’de ekseriyet tarafından kabul edilen bir nizam var. Karşı çıkanlar; Müslüman Kardeşler, Vahhabiler, Selefiler. Dolayısıyla mevcut nizamın çökertilmesinin fitne ve kargaşa getireceğini, var olandan daha iyi bir durum ortaya çıkmayacağını, bir İslâm devleti kurulması için dengelerin uygun olmadığını, mevcut düzenin korunmasının ehven-i şer olduğunu mu kabul ediyordu acaba?</p>
<p>Bûtî’nin dediği gibi, çeşitli yerlerden gelen teröristler de var muhalifler arasında. Bunların İslâmî nizam kurmak istediği nereden malum? Mevcut düzenin teröristler tarafından getirilecek kargaşadan daha ehven olduğunu mu düşünüyordu acaba Bûtî? Bûtî hakkında hüküm verirken bunlara dikkat etmek gerekiyor.</p>
<p>Her ne olursa olsun, Bûtî de bir insandır, insanlar hatadan hâlî değildir, o da hata işlemiş olabilir. Ama, o gerek Arap gerekse İslâm âleminde yazdığı eserlerle ehliyetini tescil etmiş bir ilim adamı, bir İslâm mütefekkiri idi. Yazdığı eserleri derinlikli, konuları zaruri, sıradan bir âlim olmayıp gerçek anlamda ictihad edebilen, kaynaklardan istifade etme yeteneği olan bir insandı. Sadece kendi memleketine değil tüm İslâm âlemine mâl olmuş, inançlı bir âlimin bu şekilde, camide talebelerine ders verirken bombalanarak hayatına son verilmesi, esas itibarıyla ilme, irfana, barışa, huzura yakışmadığı gibi ilme, hikmete, fikre, hürriyete, barışa hürmetsizlikten başka bir anlam ifade etmez. Böyle kanlı bir saldırıyı hangi taraftan gelirse gelsin kınıyorum, hiçbir şekilde tasvip etmiyorum.” (s.174).</p>
<p><strong>Zahid Kevseri’nin İlmî Kudretini ve Mücadelesini Takdir Etmek</strong></p>
<p>“Zahid Kevseri sadece Türkiye için değil, sadece Mısır ve Suriye için değil, bütün İslâm âlemi için ilmi neşreden, gerçekleri yayan, İslâmî gerçekleri temsil eden büyük bir şahsiyet, büyük bir allâmedir. O bakımdan meşgul olduğu konular da âlemîlik (küresellik) vasfını taşımaktadır. O dünya çapında problemlerle meşgul olmuştur. Çünkü kendisine her yerden konular sorulur ve Kevseri’nin ağzından bu soruların cevapları öğrenilmek istenirdi.</p>
<p>Mesela Hindistan’dan gelen konular, sorulan sorular yani yazılan kitaplar. Nitekim Kevseri çeşitli coğrafyalarda yazılan kitaplara mukaddime yazardı. Gerek Mısır gerek İran gerek Suriye, her İslâm bölgesinde çıkan İslâmî konulara mutlaka bir cevap verir, o meseleyi tahkik eder, o mesele hakkında görüş bildirirdi. Onun için Kevseri’nin makaleleri bu şekilde toplanmış oldu. Aynı zamanda mukaddimeleri de öyledir. Beyhaki’ye yazdığı gibi, İbn Meymun’un kitabına yazdığı gibi. Ebu Hanife ile ilgili kitap yazan Cüveyni, Gazâli, Fahreddin Razi -ki bunların üçü de feylesof sayılır- gibi ulemaya çok sert cevaplar verdi.</p>
<p>İşte bu şekilde Kevseri, <strong>âlemin allâmesi</strong> kabul edildiği gibi, üzerinde durduğu konular da İslâm âlemine, hatta insanlık âlemine taalluk eden meselelerdi. Çünkü İslâmiyet, ‘risale’si yani mesajı bütün insanlar için gönderilen bir dindir. Konuları da tabii ki âlemşümul olacaktır. Kevseri de mevzulara bu şekilde yaklaşmakta idi. Onun için Kevseri meselesi üzerinde daha uzun durmak istedim. Esasında Kevseri’nin hayatı, kitapları, makaleleri, mukaddimeleri hakkında bir kitap hazırlamak istiyorum… (s.175).</p>
<p>… İç ve dış sömürülerin tümüne son verilmelidir. İşte o vakit, İslâm’ın gerçek prensiplerini savunduğumuzu ispat etmiş oluruz. Gerçek manada Müslüman oluruz. Allah, Peygamber’in şemsiyesi altında buluşan, İslâm’ı bu şekilde bütün beşeriyete ulaştıran Müslümanlardan eylesin hepimizi.</p>
<p>İşte hayatı boyunca yazdığı bütün makaleler, kitaplar, mukaddimeler ile İslâm dininin hakikatini göstermeye çalışan İmam Kevseri’nin gayesi de bu temas ettiğim noktalardı. Bunun için büyük mücadeleler verdi.</p>
<p>Kendisine hücum eden kimselere karşı tahammül ederek, İslâm’ı savundu. Bilhassa İbn Teymiyye’yi örnek gösteren kişiler tarafından -ki Kevseri bunları putçular diye anar haklı olarak-, bir taraftan hadisi, sünneti inkâr edenlere, ictihad hareketi dolayısıyla oluşan İslâm hukukuna saldıranlara karşı müthiş bir mücadeleye girişmişti ki bununla da İslâm’ın ana amaçlarını savunmuş oldu.</p>
<p>Mezhepler kaldırıldıktan sonra neyi tatbik edeceğiz? İctihad hareketini mi inkâr edecekler? Kevseri diyor ki: “Mezhepsizlik davası dinsizliğe açılan bir köprüdür.” Suriye’deki kargaşada öldürülen Bûtî ise; “Mezhepsizlik de bir mezheptir.” demişti. Ona göre mezhepsizler Hz. Ömer’in ve Hz. Ali’nin ictihadını reddetmektedirler. Bilhassa dört imamı, hadisi ve diğerlerini reddetme hareketini başlatan onlardır. Tamamen İslâm’ı yıkmaktan başka amaç taşımayan bu mezhepsizlik hareketini kabullenmek mümkün değildir. Zira bu hareketler dinsizliğe götürür (s.193).</p>
<p>Kevseri’nin, cihanşümul bir şekilde vermiş olduğu mücadelede kastı ve arzusu İslâm fıkhını tatbik etmek ve <strong>ictihad hareketini koruyarak</strong> buna ictihad eklemekti. Birtakım inkâr hareketleri, Allah’ı ‘halk’a benzetmek, Allah’ı ‘halk’laştırmak, ‘mahlûk’ ile ‘Hâlik’ arasında fark gözetmemek suretiyle İslâmiyet’i parçalamaktan başka bir amaca hizmet etmezler. İşte İmam Kevseri, bu amaçlara karşı çıkarak İslâm’ın bütünlüğünü ve gerçekliğini savundu. Nasıl Kevseri, cihanşümul bir şekilde kabul gördü ise, hukuk birliğini, inanç birliğini savunduysa, bugün de İslâm devletlerinin İslâm şemsiyesi altında yaşamalarını savunanlar Kevseri’nin çizgisindedirler. İnşâAllah Kevseri’nin çizgisinde gidenlerden oluruz.” (s.194).</p>
<p>Üstat Fikri Tuna’nın İmam Gazâlî, İbn Teymiyye, Şiblî Numanî, Cemalettin Afgani, Malik Bin Nebi, Abdullah Hererî, Mustafa Sıbai, Mustafa Sabri, Ayetullah Humeyni, Ebu’l-Hasen Nedevî, Emir Şekib Arslan, Hasan el-Benna, Seyyid Kutub, Mevdudi, Ferid Vecdi, Muhammed Abduh, Said Nursi, Sadreddin Yüksel ve Necip Fazıl gibi yüzlerce âlim ve mütefekkir hakkındaki hâtırat ve değerlendirmelerini kitabın indeksinden yerini bularak okuyabilirsiniz.</p>
<p>Merhum üstadın ilminden ve fikirlerinden istifade etmeyi, hatıratını ve fikirlerini anlattırıp yazmayı, hayatının hasılası mesabesindeki bu kıymetli çalışmayı vefat etmeden hemen önce prova baskı da olsa kitap hâlinde basıp takdim ederek ölüm döşeğinde büyük huzur ve memnuniyet duymasına vesile olmayı nasip ettiği için Yüce Allah’a hamd ediyorum. Zaten bütün çabalarımız en sonunda “elhamdülillah” diyerek sahip olduğumuz tüm nimetleri bize bahşeden Rabbimize hamd edebilmek değil midir?</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>1- Fethi Güngör; “<strong>Fikri Tuna Hoca’yı Yakından Tanımak</strong>”, www.dirilispostasi.com/makale/fikri-tuna-hocayi-yakindan-tanimak-5cabbc42c0d1c563a6401b8b, 09.04.2019.</p>
<p>2- Fethi Güngör; “<strong>Saklı Ulemâyı Keşfedebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1581-sakli-ulemyi-kesfedebilmek.html, 09.11.2015.</p>
<p>3- Fethi Güngör; “<strong>Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1835-mutefekkir-ulemdan-istifade-edebilmek.html, 16.11.2015.</p>
<p>4- Fethi Güngör; <strong>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul, Mart 2019, ciltli, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/marastan-marakese-islam-alimlerini-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEHMET SAVAŞ HOCA’DAN İLMİN VAKARINI ÖĞRENMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/mehmet-savas-hocadan-ilmin-vakarini-ogrenmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/mehmet-savas-hocadan-ilmin-vakarini-ogrenmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2017 09:56:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Gürses Hocaefendiler]]></category>
		<category><![CDATA[Altınoluk dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Literatüre Mütevazı Bir Katkı]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir Merkez Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[el-Bûti]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviye Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Ezher Şeyhi]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi Dureydi]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Günenç]]></category>
		<category><![CDATA[Hanefi fıkhıAbdulvehhab el-Hafız]]></category>
		<category><![CDATA[Haseki Eğitim Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Haseki Külliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hocaların Hocası]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Akil]]></category>
		<category><![CDATA[İHAM]]></category>
		<category><![CDATA[İlahiyat Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Hizmet Araştırma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İlme Adanmış Bir Ömür: Mehmet Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Müftüsü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Jandarma]]></category>
		<category><![CDATA[Köklerin Hikâyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Savaş Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Zerk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne ve Hukuk Mektebi]]></category>
		<category><![CDATA[pedagoji]]></category>
		<category><![CDATA[Pendik Belediye Başkanı Kenan Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Fazlurrahman]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Âdem Esen]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mustafa Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyar Altıkulaç]]></category>
		<category><![CDATA[TRT Diyanet Tv]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Suud Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Usul-i Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=488</guid>

					<description><![CDATA[Âlim ve mütefekkirlerimizin kadr ü kıymetini bildiğimizi göstermek için onların vefat etmesini beklememize gerek yok. Son yıllarda İstanbul’da Mehmet Savaş, Halil Günenç, Yusuf el-Karadâvî, Cevdet Said gibi yaşayan büyüklerimizi tebcil için toplantılar tertip edilmiş olması takdire şayan bir kadirşinaslık örneğidir. 29 Mart 2017 akşamı İstanbul Fatih’te kâin İBB. Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde “İlme Adanmış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Âlim ve mütefekkirlerimizin kadr ü kıymetini bildiğimizi göstermek için onların vefat etmesini beklememize gerek yok. Son yıllarda İstanbul’da Mehmet Savaş, Halil Günenç, Yusuf el-Karadâvî, Cevdet Said gibi yaşayan büyüklerimizi tebcil için toplantılar tertip edilmiş olması takdire şayan bir kadirşinaslık örneğidir.</p>
<p>29 Mart 2017 akşamı İstanbul Fatih’te kâin İBB. Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde “<b>İlme Adanmış Bir Ömür: Mehmet Savaş</b>” başlığıyla bir sohbet programı gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü İHAM (İlim Hizmet Araştırma Derneği) Başkanlığını da deruhte etmekte olan Prof.Dr. Mustafa Karataş’ın yürüttüğü programa Savaş Hoca’nın arkadaşları, kendileri de hoca olan talebeleri ve çok sayıda öğrenciler katıldı. Tüm koltukların erkenden dolduğu ve koridorlarda bile yer bulmanın zor olduğu program üç saat sürmesine rağmen katılımcılar büyük bir dikkatle sonuna kadar takip ettiler.</p>
<p>1987-1991 yılları arasında Türk-Suud Kültür Derneği’nde bir grup arkadaşımızla birlikte ilk yıl Arapça, ardından Hidaye dersleri aldığımız Mehmet Savaş Hocamızı yıllar sonra yeniden dinlemek nasip oldu. Yakın tarihimizde kendi coğrafyamızda dinî ilim tahsili uğrunda çekilen çilelere örnek teşkil etmesi açısından, son sohbet programında Hocaefendi’nin anlattıklarını özetle aktarmakta yarar görüyorum:</p>
<p><b>Bütün Bir Ömrü İlme ve Tedrise Adayabilmek</b></p>
<p>Savaş Hoca’nın kısa hayat hikâyesini -yer kısıtı nedeniyle- Altınoluk dergisinin kendisiyle 1995 yılında yapmış olduğu röportaja (<b>1</b>) ve TRT Diyanet Tv’de yayımlanan “Köklerin Hikâyesi” programının 13. bölümüne (<b>2</b>) havale ederek burada son programda hocamızın vurguladığı bazı hususları özetle aktarmayı tercih ediyorum:</p>
<p>“Defalarca denedikten sonra kaçak yollardan Suriye’ye girebildik… Lise kısmına geçeceğim sırada apandisitten rahatsız olmuştum. Dersin hocasına söyledim, ‘dersten kaçmak için böyle yapıyorsun’ diyerek izin vermeyi reddetti, bir aspirin vermekle yetindi. Acıdan kıvranıyordum. Ben mi çağırdım seni, çık dışarı!” diyerek medresenin kapısına koydu beni. Ağlıyordum. Bir başka hocam okula girerken beni gördü. Beni yanına alıp müdüre çıktı. “Bize güvenip insanlar çocuğunu okula gönderiyor. Bu çocuğu almıyorsanız ben de derse gelmiyorum artık!” deyince tekrar aldılar…</p>
<p>Şam’da Osmanlı Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne ve Hukuk Mektebi mezunu bir doktor ikinci kez apandisit ameliyatımı yapmıştı. Sağ tarafımda apse oluşmuştu. Hamidiye kışlasının tamamlayıcı bir kısmı olan hastanede 58 gün kaldım. Bazı ırkçı çalışanlar (yatak işgal etmeyeyim diye) beni erkenden çıkarmak istiyorlardı… “Ziyaretçim yok, garip öleceğiz, anamız babamız duyunca perişan olacak!” diye kuruntular yaparak yorganın altında ağlıyordum.</p>
<p>AÜDTCF.’nden bir doçent arkadaş ziyaretime geldi. Hâlimi hatırımı sordu. “Şevket ağbi, bana biraz can eriği getirebilir misin?” dedim. Tamam deyip çıktı. Meğer onun da parası yokmuş. Gidip odasından İbn-i Akil kitabını almış, Emeviye Camii girişinde onu satıp bir kese kâğıdı erik getirmiş bana. Ama onu da yiyememiştim. Çünkü doktor yasaklamıştı… Tanımadığım bir kadın hastane bahçesinden topladığı bir demet çiçeği getirip moralimi yükseltmişti. “Burayı sizin ecdadınız yaptı, kendinizi garip hissetmeyin.” demişti.</p>
<p>Şam’da Mustafa Zerka, Mustafa Sıbai, Fethi Dureydi ve el-Bûti gibi hocalardan ders aldık… 14 sene evime hiç gelmedim. Fakülteyi bitirdikten sonra pedagoji ihtisası yaptım. Kızlı erkekli yüzlerce öğrenci arasından seçilen 80 kişi arasına girdik hamdolsun… Suriye’de Hanefi fıkhını en iyi bilen Abdulvehhab el-Hafız’dan sabah namazının akabinde evinde özel ders alırdık. Tek bir söz almıştı bizden: “Siz de erinmeden talep eden herkese ders vereceksiniz.” Allah rahmet eylesin. İlahiyat Fakültesi’nden sonra ikamet alabilmek ve Suriye’de kalmaya devam edebilmek için Eğitim Fakültesi’ni de okudum. Bu arada çok sayıda öğrenci okuttum.</p>
<p>Valide ve pederin yaşlandığını haber aldık. Yine kaçak yollardan Halep’ten gelmek için yola çıktık. Bir yerde nehirden geçmemiz gerekiyor, bot yok. Jandarma sesimizi duyup gelmeden geçelim diye suya girdik, yüzme de bilmiyorum. Sudan salimen çıktık, ama pamuk tarlalarında koşarken kazıklar ayağımızı parçaladı. Konya’ya geldim ki anamın bir gözü görmez olmuş…</p>
<p>Suriye ile kültür anlaşması olmadığından iki fakülte diplomamız geçersiz sayılmıştı. Bu arada, askere celp çağrılarına cevap vermediğimiz gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlığımız sonlandırılmıştı… Suriye’de 1964-70 yılları arasında dünya vatandaşı (vatansız) olarak yaşadık…”</p>
<p><b>Tahsil Edilen İlmi Tedris de Edebilmek </b></p>
<p>“Nihayet yeniden Türkiye’ye dönerek Konya İHL’nde öğretmenlik yapmaya başladım. Daha sonra yedek subay olarak hudutta, Saroz körfezinde yaptım askerliği. Dönüşte Afyon Bolvadin’de meslek dersleri öğretmeni olarak çalışmaya başladım. Sonra baskılar sonucu müdür oldum. İdareciliği sevmediğim için bir an önce kurtulmak istedim.</p>
<p>1975’te Bolvadin’de bir fabrikanın temel atma törenine birçok bakanla birlikte Başbakan Yardımcısı da gelecek oldu. Kaymakam cuma vaazını benim vermemi rica etti. Heyet bir hayli gecikmişti, benim vaazı uzatmamı istiyorlardı. Ben de “Burası camidir, bakan, başbakan diye kimseye imtiyaz tanınmaz!” deyince gazeteler, “Vaiz başbakan yardımcısına meydan okudu!” diye haber yaptılar. Vaazda anlattığımız konu, minare ile fabrika bacası bir ülkenin kalkınması için gerekli olduğu mealindeydi.</p>
<p>1968 yılında Tayyar Altıkulaç Bağdat’tan dönerken Suriye’ye uğradığında bir dersimi dinleyip çok memnun kalmıştı. Onun talebiyle Millî Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılıp 1976’da Haseki Eğitim Merkezi’ne iltihak ettim. Mustafa Alkan Hoca ve diğer hocalarla birlikte orada göreve başladık. Başlangıçta Eğitim dili Arapça idi, Türkçe konuşmak yasaktı… 46 yıldır oradayım. Öğrencilerimle iftihar ediyorum…”</p>
<p><b>İlmin İtibarını ve Muallimin Vakarını Muhafaza Edebilmek</b></p>
<p>Ara sıra Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendisine Hac esnasında Arafat Vakfesi duasını yaptırma, uluslararası bazı toplantılara temsil yetkisiyle katılma gibi görevler de tevdi ettiği Mehmet Savaş Hocaefendi, -programda gösterilen sinevizyonda konuşan talebelerinin de şahitlik ettiği üzere- ilim ve kitap aşığı, kitapları, şerhlerini, baskılarını çok iyi bilen, fıkhı derinden kavramış ve fıkıh eğitimine derinlik kazandırmış bir hocaefendidir.</p>
<p>Prof.Dr. Âdem Esen’in ifadesiyle; “Mehmet Savaş Hocaefendi, ilmini hiçbir olumsuz bir hususa alet etmeyen, her zaman ilmin vakarına uygun davranan, istikametini koruyan, siyasilerle, mal mülk sahipleriyle mesafeli tutumunda ölçüyü iyi koruyan bir insandır. Onun için insanlar ona karşı saygısını muhafaza eder.”</p>
<p>Kendisinden daha kıdemli hocaefendilerin de zaman zaman derslerine iştirak ettiğini hatırlatan Savaş Hocaefendi şu hatıralarını paylaştı:</p>
<p>“Haseki’ye geldiğimde 38 yaşında genç bir insandım. İstanbul Müftüsü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı zaman zaman derslerime katılıp beni teşvik ederdi. Edip ve büyük bir şeyh olan bu zatın dışında Gönenli Mehmet Efendi ile Abdurrahman Gürses Hocaefendiler de ellerinde Hidaye kitabı derslerime gelir, blok hâlinde işlediğim derslerimi sonuna kadar takip ederlerdi.</p>
<p>Sınıftan çıkarken Güzelyazıcı Hocaefendi, “Hocam buyur, bizi yaşlı deyip öne sürme, buranın hocası sensin.” derdi. Bir gün derste elini kaldırarak şöyle demişti: “Çocuklar, ‘biz dinî eğitimi yok ettik’ demişlerdi. Oysa “<i>el-ba’su ba’del-mevt</i>; ölümden sonra diriliş” haktır. İşte siz bu dinî eğitimin dirilişinin en güzel göstergesisiniz!”</p>
<p>İslam Bankası Guvernörler Toplantısı için İstanbul’a gelmiş olan Cezayir Merkez Bankası Müdürü ziyaretimize gelip ne okuttuğumu sormuştu. Fıkıh ve Usul-i Fıkıh deyince; “Ben fıkhı çok severim, İtalya’da maliye okudum, Sorbon’da doktora yaptım, müsaade eder misiniz, dersinize misafir olabilir miyiz?” dedi. Ben de memnuniyetle, dedim. Ben dersimi takrir ederken Cezayirli mendilini çıkarıp gözlerini siliyordu ara ara. Dersimi bitirince kendisini kürsüye davet ettim. Hıçkırıktan konuşamadı. Sadece şunu söyleyebildi: “İslam’a 800 yıl bayraktarlık yapan bir millete de bu yakışırdı!” İstanbul’u nasıl bulduklarını sorduğumda ise şu cevabı vermişti: “İstanbul’da en çok hoşuma giden, tepelerde gök kubbeyi kucaklayan ve ben kıyamete kadar buradayım diyen camiler oldu.”</p>
<p>Bir ara Ezher Şeyhi de ziyaretimize gelmişti ve “Andolsun, biz de Ezher’de fıkhı bu şekilde okutuyoruz.” demişti. Merhum Ramazan el-Bûti’nin de; “Fıkıh nasıl okutulur, gidin Haseki’de görün.” dediğini duymuştum.”</p>
<p>Savaş Hocamızın bu son programda anlatmadığı bir ziyaretçisini de ben kısaca sizlere aktarmak isterim. Haseki Külliyesi’nde ders esnasında o zamanki müdür kapıyı çalmış. Arkasında esmer ince yapılı bir misafir. Aklından yolda kalmış bir garip yardım talebiyle uğramış olabilir diye geçirmiş. Müdür bey “Amerika’dan Prof. Fazlurrahman” deyince Savaş Hoca biraz telaşlanmış. Çünkü Hidaye’den o gün köle bahsine ilişkin bir pasaj okuyorlarmış. Fazlurrahman’ı da reformist olarak duymuşluğu var… “Bu adam bizi topa tutar, bu çağda siz hâlâ köle bahisleri mi okuyorsunuz?” diye bizi kınar diye düşünmüş. Acaba başka bir konuya atlasam daha mı iyi olur diye de düşünmüş kendi kendine. Ama bu sefer de öğrencilerden birisi “Hocam, köle bahsini okuyorduk, niye bu konuya atladınız?” derse iş daha da karışır diye bu düşüncesinden vaz geçmiş. En arka sıraya geçip uslu bir talebe gibi dersi izleyen Fazlurrahman dersin sonunda söz alıp demiş ki:</p>
<p>“Ben İstanbul’a geldiğime, bu kurumu ziyaret ettiğime, bu derse iştirak ettiğime ne kadar memnun oldum, bilemezsiniz. Amerika’ya gider gitmez basın toplantısı düzenleyerek şu mesajı vereceğim: “Ey Amerika’nın iş adamları! İşçilerinize İslam fıkhının köle hukukunu uygulayın, fazlası gerekmez!” Zira, yediğinden yedireceksin, giydiğinden giydireceksin, sövemezsin, dövemezsin, akraba olanları ayıramazsın. Bu düzeyde işçi hakkı dünyanın neresinde var?”</p>
<p><b>“Hocaların Hocası” Unvanına Layık Olmak</b></p>
<p>Fıkıh, tefsir ve feraiz gibi İslami ilimler sahasında dünyaca tanınmış otoritelerinden biri olan Mehmet Savaş Hoca için ilk onur gecesi 24 Eylül 2011 tarihinde Pendik Yunus Emre Kültür Merkezi’nde düzenlenmişti. Dostları ve talebeleri yanında ilim camiasından önemli simaları da bir araya getiren gecede ‘Çağdaş Literatüre Mütevazı Bir Katkı’ konulu bir de panel gerçekleştirilmişti.</p>
<p>Programda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez; Türkiye’de fetret dönemi yıllarında Mehmet Savaş, Halil Gönenç gibi hocaların canhıraç bir çabayla ilmi ayağa kaldırmaya çalıştıklarını anlatmıştı. O dönemlerde Fıkıh, Hadis gibi ilimlerin kürsülerinin dahi olmadığını kaydeden Görmez; “Bu gibi İslami ilimlerin kürsülerinin adına ne yazık ki ‘Arkaik İlimler Kürsüsü’ adı konmuştu. Çok şükür ki Mehmet Savaş gibi hocalarla bu yılları geride bıraktık.” demişti.</p>
<p>Savaş Hoca’nın engin ilmine ve üstün düzeydeki Arapçasına da dikkat çeken Görmez; “Yıllarca müftüler, vaizler ve akademisyenler yetiştiren Savaş Hoca, engin ilminin zekâtını müderrisliğiyle ödemiştir. Kendisine uzun ömürler diliyorum.” diyerek konuşmasını tamamlamıştı.</p>
<p>Diyanet İşleri Eski Başkanı ve Haseki Eğitim Merkezi kurucularından Dr. Tayyar Altıkulaç, İstanbul Milletvekili Erol Kaya, İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, Pendik Belediye Başkanı Kenan Şahin, il ve ilçe müftüleri ile çok sayıda akademisyen ve vaiz de katıldığı programda Mehmet Savaş Hoca’nın kısa hayat hikâyesini anlatan video sunumunun ardından, başta Dr. Tayyar Altıkulaç olmak üzere Savaş Hoca’nın dostları ve akademisyen talebeleri, kendisiyle yaşamış oldukları anılarını programa katılanlarla paylaşmıştı.</p>
<p>Mehmet Savaş Hoca’nın Henüz 1950’li yıllarda 16 yaşında iken ilim tahsil etmek amacıyla diyar-ı gurbete çıktığını belirten akademisyen talebeleri, 17 yıl boyunca Şam’da illim tahsil eden Savaş Hoca’nın hem akademik hem de klasik tarzda ilim tahsil ettiğini kaydettiler. Şam’da dersleri haricinde ünlü âlimlerin kapılarını aşındırarak özel dersler alan Savaş Hoca, 14 yıl boyunca Şam’da din görevlisi olarak da görev yaptı. Program sonunda Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez tarafından kendisine üstün hizmet plaketi takdim edilen Mehmet Savaş Hoca; “Ölene kadar ilim öğrenmeye ve öğretmeye devam edeceğim.” vadinde bulunmuştu.” (<b>3</b>).</p>
<p>Bu vadine sadık kaldığına şahit olduğumuz muhterem Mehmet Savaş Hocaefendi hâlen tedrisata devam etmektedir (Örnek bir ders için bakınız: <b>4</b> nolu kaynak). Hukuk alanında akademik faaliyetler yürüten oğlu Abdurrahman Savaş ile program çıkışında selamlaşınca, muhterem hoca babasının hatıratını yazdıkları, tashih ve redaksiyon çalışmalarının ardından baskıya verecekleri müjdesini verdi. Bir ilim adamının meşakkatli ilim yolculuğuna ilişkin kıymetli bilgilerin yer aldığı bu hatıratı sabırla bekleyeceğiz.</p>
<p>Allah (c) Mehmet Savaş Hocamıza sağlıklı uzun ömürler ihsan eylesin. Öğrencilerini de onun derin ilminden ve örnek şahsiyetinden müstefid olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><b>Kaynaklar</b>:</p>
<ul>
<li><b>Mehmet Savaş Hoca ile Röportaj</b>: &#8220;İslam İlimle Başlar Takva İle Biter&#8221;,</li>
</ul>
<p>Altınoluk dergisi, İstanbul, Ocak 1995, Sayı: 107, s.10. http://dergi.altinoluk.com/index.php?sayfa=yillar&amp;MakaleNo=d107s010m1</p>
<ul>
<li>TRT Diyanet Tv, <b>Köklerin Hikâyesi: Mehmet Savaş Hocaefendi</b>, 13. Bölüm, Nüans Ajans 2015. https://www.youtube.com/watch?v=7FhUbMVXGWY&amp;feature=youtu.be</li>
<li><b>Mehmet Savaş Onur Gecesi</b>, http://www.haber7.com/kulturel-etkinlikler/haber/788227-mehmet-savas-hocayi-gormez-onurlandirdi, 24 Eylül 2011.</li>
<li>Mehmet Savaş, <b>Usûl-i Fıkıh Dersi</b> 1/10 (Mukaddime-1),</li>
</ul>
<p>https://www.youtube.com/watch?v=cczw7n0z54k, 2 Şubat 2016.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/mehmet-savas-hocadan-ilmin-vakarini-ogrenmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
