<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa İslamoğlu Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/mustafa-islamoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.fethigungor.net/etiket/mustafa-islamoglu/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Dec 2021 13:30:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>HAYIR MEDENİYETİNİ YENİDEN İNŞA EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2018 09:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[AYIRICI VASIFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[DİĞERGÂM]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HAYR]]></category>
		<category><![CDATA[GREK]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIR]]></category>
		<category><![CDATA[Hint]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan]]></category>
		<category><![CDATA[İNŞA]]></category>
		<category><![CDATA[İslam medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İSMET ÖZEL]]></category>
		<category><![CDATA[KADİM MEDENİYETLER]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİLİZASYON]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=663</guid>

					<description><![CDATA[“Hayr” kelimesi Arapça “h-y-r” kökünden türeyen bir mastar olup “iyi, seçkin, iyilik, iyi davranış” anlamlarını ifade etmektedir. Türkçe sözlüklerde; “Bir karşılık beklemeksizin yapılan yardım, iyilik işi, iyilik. Yararlı, uğurlu, güzel, hayırlı, iyi.” şeklinde tanımlanan “hayır” kökünden türemiş çok sayıda kelime ve bileşik kelime hâlen -diğer tüm Müslüman toplumların anadillerinde olduğu gibi- Türk dilinde de yaygın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hayr” kelimesi Arapça “<em>h-y-r</em>” kökünden türeyen bir mastar olup “iyi, seçkin, iyilik, iyi davranış” anlamlarını ifade etmektedir. Türkçe sözlüklerde; “Bir karşılık beklemeksizin yapılan yardım, iyilik işi, iyilik. Yararlı, uğurlu, güzel, hayırlı, iyi.” şeklinde tanımlanan “hayır” kökünden türemiş çok sayıda kelime ve bileşik kelime hâlen -diğer tüm Müslüman toplumların anadillerinde olduğu gibi- Türk dilinde de yaygın şekilde kullanılmaktadır.</p>
<p>Türkçede “h-y-r” kökünden türemiş hayırlı, hayırsever, hayırhah, hayırsız, hayret, hayrülhalef, muhayyer, muhtar, ihtiyar gibi çok sayıda kelime hâlen canlılığını korumaktadır. Hayır beklememek, hayır etmemek, hayır kalmamak, hayra alamet değil, hayra yormak, hayırdır inşallah, hayrı dokunmak, hayrını görmek, hayırla anmak (ya da yâd etmek), hayır dua gibi olumlu veya olumsuz birçok kalıpta kullanılan bu ve benzeri bileşik kelimeler, İslamiyet’i bir hayat tarzı olarak benimseyen toplumların “hayır” odaklı bir medeniyet perspektifine sahip olduğunu da göstermektedir.</p>
<p><strong>“<em>Festebiqû’l-hayrât</em>; hayırlarda yarışın!” Emrine Uygun Davranabilmek </strong></p>
<p>Türevleriyle birlikte “hayr” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 196 yerde dört farklı anlamda kullanılmıştır. “<strong>Seçmek</strong>, tercih etmek” anlamında 21 yerde, “<strong>servet</strong>, mal mülk” anlamında 6 yerde, “<strong>iyi hâl</strong>” anlamında bir yerde (Enfâl 8:23) ve dördüncü anlam grubu olarak da “hayır, <strong>iyilik</strong>, daha iyi, daha hayırlı, yegâne/mutlak iyi, <strong>vahiy</strong>, ecir/sevap, zafer ve ganimet, ahlâken iyi/güzel olan, sevilen, yararlı olan” anlamında “<u>şerrin zıddı</u>” olarak 168 yerde geçmektedir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden birisi de “<strong><em>el-HAYR</em></strong>” olup “hayrın kaynağı, zâtı mutlak hayır olan, hayrı eşsiz ve benzersiz olan” demektir. “<em>H-y-r</em>” kökünden türeyen kelime ve kavramlar; “fıtratın ilgi duyduğu, meyledip sevdiği ve istediği şey, iyilik, cömertlik, tercih, üstünlük, hayranlık, şaşkınlık” gibi anlamlara sahiptir. (<strong>2</strong>).</p>
<p>“Herkesin bir hedefi olur ve ona yönelir. <strong>Siz, hayırda (iyiliklerde) yarışın.</strong> Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Her şeye bir ölçü koyan (ve gücü yeten) Allah’tır.” (Bakara 2:148).</p>
<p>“Gerçekleri içeren bu Kitab’ı sana, önceki Kitapları onaylayıcı ve koruyucu özellikte indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen doğruları bırakıp onların arzularına uyma! Her birinize bir şeriat ve bir yöntem belirledik. Tercihi (size bırakmayıp) Allah yapsaydı hepinizi tek bir toplum yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi (yıpratıcı) bir imtihandan geçirmek için böyle yaptı. <strong>Artık iyi işlerde yarışın.</strong> Tekrar (kalıcı hayata) dönüşünüzde Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları size bildirecektir.” (Mâide 5/48).</p>
<p>“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı toplum/ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a inanıp güvenirsiniz. Eğer Ehl-i Kitap da inanıp güvenseydi, haklarında <strong>daha hayırlı</strong> olurdu. Onlardan (Allah’a) güvenip inananlar varsa da, çoğunluğu yoldan çıkmıştır.” (Âl-i İmran 3:110).</p>
<p>Allah Rasulü (s) de birçok hadisinde “hayr” kelimesini kullanmış olup; “<em>Lâ hayra fî</em> …; …de hayır yoktur.”, “<em>Hayrukum</em>…; Sizin en hayırlınız…”, “<em>Hayru’n-nâsi</em>…; İnsanların en hayırlısı…” kalıplarıyla sahih hadis külliyatında onlarca hadis olduğu malumdur.</p>
<p><strong>Medeniyetlerin “Hayır” Telakkilerini Tefrik Edebilmek</strong></p>
<p>“<em>Huwe Hayrun we ebqâ</em>: O hayrın kaynağıdır, O bâkidir.” âyet-i kerimesi mucebince mutlak kaynağı Allah olan hayrın dört kaynağından söz edilebilir. Hayrın; ontolojik kaynağı olan <strong>fıtrat</strong> ve vicdan; teolojik kaynağı olan <strong>inanç</strong>; mutlak kaynağı olan <strong>Allah</strong> ve sosyolojik kaynağı olan <strong>toplum</strong>.</p>
<p>Eski Hind’de hayır faaliyeti yoktu. Çünkü Hinduizm, Brahmanizm, Budizm gibi inançlar görünen âlemin gerçek değil hayal olduğuna inanmaktadır. Ayrıca <strong>kast</strong> sistemini esas aldığından hayır yapmak Yaratıcı’nın işine karışmak gibi algılanır. Konfüçyanizmde hayrın kaynağı toplumsal ve siyasal çıkarlardır.</p>
<p>Ahuramazda-Ehrimen (İyilik Tanrısı-Kötülük Tanrısı) tesniyesine dayalı Zerdüştlük’de, madde bir Rahman’ın bir Şeytan’ın eline geçen ve kimin eline geçerse onun aleti olan bir silah olarak resmedilir. Eski Mısır’da hayır; Firavun’a, yani “Güneş’in/Tanrı’nın oğlu”na(!) hizmet etmektir.</p>
<p>Yahudi ilahiyatı hayrı saf akidenin ve Allah inancının bir gereği olarak değil, sosyal şartların açtığı yaraları kapatmanın bir unsuru olarak görür. Hıristiyanlık; -Kilise seküler/dünyevi olanın karşıtı olduğu için- hayrı sadece teolojik olarak tanımlar, hayrın fıtri, vicdani ve toplumsal tarafını yok sayar. (<strong>2</strong>).</p>
<p>İslam’da ise dünya ile ahireti, madde ile mânayı, Yaratan ile yaratılanı, toplum ile ferdi dengeli bir şekilde ele alan bir hayır telakkisi ve bu telakkiye uygun Hisbe Teşkilatı, Fütüvvet Teşkilatı, vakıflar gibi hayır kurumları ortaya koymuştur. İslam medeniyeti diğer medeniyetlerin aksine muhatabını hazza ve yarara değil, <strong>hayra</strong> çağırır. Müslüman haz için ve yarar için değil, hayır için çabalar. Zira hazzı içgüdüler, yararı nefis, hayrı ise Allah belirler. Haz anlıktır, yararın en uzunu ömürlüktür, hayır ise ölümden sonrasını da kapsayan uzun süreli ve kuşatıcı bir mutluluktur. Hazzın ücreti hemen verilir, yararın karşılığı dünyada görülür, hayrın karşılığı ise hem bu dünyada hem de ahirette görülür.</p>
<p><strong>Hayır Medeniyetini Gerekçelerine Uygun Olarak Yeniden İnşa Edebilmek </strong></p>
<p>“… Mescid-i Haram’a girmenizi engellediler diye bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi aşırılığa sevk etmesin. <strong>İyilikte ve yanlışlardan korunmada (takvada) yardımlaşın ama günahta ve taşkınlıkta yardımlaşmayın</strong>. Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun. (Zira) Allah, suçla ceza arasında sıkı bağ kurar.” (Mâide 5:2).</p>
<p>Yahudiler ve Hıristiyanlar (Mâide 5:51), bütün kâfirler (nankör inkârcılar) (Enfâl 8:73), bütün zalimler (Câsiye 45:19) nasıl birbirlerinin velisi, koruyup kollayıcısı ve destekçisi ise, Allah’ın dosdoğru yolunda yürüme çabası veren mü’minler de birbirlerinin velisidirler (Enfâl 8:72).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar <strong>birbirlerinin velisi</strong>/yakın dostudur. Marufa (Kur’an ölçülerine) uygun olanı ister, münkere (Kur’an’a aykırı olana) engel olurlar. Namazı özenle ve sürekli kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Elçisi’ne de boyun eğerler. Allah, işte bunlara ikramda bulunacaktır. Allah güçlüdür, doğru kararlar verir.” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Sana bağlılık sözleşmesi yapanlar, o sözleşmeyi aslında Allah ile yapmış olurlar. <strong>Allah’ın eli onların elleri üstündedir</strong>. Kim sözünden cayarsa kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’a karşı üstlendiği görevi yerine getirirse, Allah ona büyük bir ödül verecektir.” (Fetih 48:10).</p>
<p>Hayır medeniyetini inşa yolunda yardımlaşmamızı ve dayanışmamızı, birbirimizi koruyup kollamamızı emreden bu ayetler yanında yolda kalmıştan yetime, muhacirden miskine kadar bütün dezavantajlı insanlara nitelikli destek sunmamızı emreden Rabbimizin yüce buyrukları ile “<em>ed-Dâllu ale’l-hayri kefâ’ilih</em>: Bir <strong>hayra rehberlik eden</strong> onu bizzat yapmış gibidir.” hadisiyle tüm mü’minleri hayrın yaygınlaşmasında görev üstlenmeye teşvik eden Allah Rasulü’nün güzel örnekliği Müslümanların sadece dindaşlarını değil, bütün insanlığı, hayvanatı, nebatatı, hatta cemadatı kuşatan bir hayır medeniyetini yeniden elbirliğiyle inşa etmeleri gerektiğinin gerekçesini oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>İslam Medeniyetinin Ayırıcı Vasıflarını Ortaya Koyabilmek </strong></p>
<p>Medeniyet kavramı sözlük anlamı itibarıyla <strong>uygar</strong> olma durumunu ve uygar kimseye yakışır davranış ve tutum sergilemeyi ifade etmektedir. Felsefede “Barbarlık durumundan çıkıp törelere bağlı olarak belirli bir yurt içinde birlikte yaşama” anlamına gelen medeniyet, toplumbilimde “İnsanların doğaya egemen olma, toplum olarak daha iyi bir hayata ulaşma çabalarından çıkan sonuçların, bilim, teknik, sanat ve kültürün tümü” olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p>Hayatımız başta olmak üzere, verdiği sayısız nimet ve lütuflar karşısında şükran borcumuz olan Allah’a karşı borçluluk bilincini de ifade eden “<em>dîn</em>” kelimesiyle aynı kökten türeyen “<strong><em>medîne</em></strong>” şehri, “<em>medenî</em>” ise kurallara uygun davranan şehirliyi ifade eder. Bilgi ve görgü seviyesi bakımından yüksek düzeyde olan insanı tanımlayan “medenî” sıfatının zıttı “bedevî”dir.</p>
<p>“Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” diyerek Mehmet Âkif Ersoy’un ya da Batı sivilizasyonuna optimizm, üniversalizm ve etnosentrizm gibi vasıfları çerçevesinde ve insanlığa yaşattığı olumsuzluklar üzerinden bakan İsmet Özel’in eleştirileri (<strong>3</strong>) tanımladığımız anlamdaki medeniyete değil, bazı insanları tanrılaştırıp diğerlerini köleleştiren Batı tarzı medeniyete, daha doğru ifadesiyle sivilizasyona yönelik olsa gerektir. Zira, içtenliğin yok oluşu, israfın artması, maddileşme, dünyevileşme, ahireti unutma, yabancılaşma gibi olumsuzluklar İslam medeniyetinin değil; insan kişiliğini ve toplum yapısını bozan, donuklaştıran, sınıflaşma ve sömürüyü beraberinde getiren Batı sivilizasyonunun ürünüdürler.</p>
<p>Uzun yıllar medeniyetlerin mahiyet ve farklılıkları konusunda çalışmalar yapmış olan merhum <strong>Ali Murat Daryal</strong> Hoca’nın tespitlerine göre, bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez. Zira o taktirde kendisi olmaktan çıkacak, Başkaları gibi de olamayacaktır. Bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır. Çünkü sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir. Ayrıca, o medeniyete mensup insanlar, medeniyet yarışında ön sıraya geçmek hususunda <strong>ümitsizliğe ve yılgınlığa</strong> düşecektir. Dolayısıyla “inşa güçlerini” ve “atılım kabiliyetlerini” kaybedecek ve nihayetinde yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Gayet tabiidir ki medeniyetler uzun süren “sosyal hayatları” içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır. Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır. Çünkü <strong>alış tarzları</strong> ve aldıkları müesseseler onların geleceğini belirleyecektir. Bu yüzden medeniyetler, ihtiyaçlarını “kendi hayati ölçülerini” temel alarak belirleyeceklerdir. Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek, üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edecekler, dışarıdan, en fazla ihtiyaç duydukları sosyal kurumları almakla yetineceklerdir.</p>
<p>Medeniyetler ihtiyaç duydukları bazı “sosyal müesseseleri” dışarıdan alacakları zaman önce bu sosyal müesseseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar, daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek, yorumlayarak ve ayırdıkları parçaları kendi zevklerine, dehalarına inanç ve değerlerine göre <strong>yeniden birleştirip</strong> şekillendirdikten sonra bünyelerine kabul edeceklerdir. Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır. (<strong>4</strong>).</p>
<p>İslam medeniyeti önceki medeniyetlerden bazı sosyal kurumları ya olduğu gibi kabul etmiş, ya onları tamamen reddetmiş ya da yepyeni sosyal kurumlar ihdas etmiştir. Yaygın tasnife göre insanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş Grek, Roma, Mısır, Hint, Çin vb. yirmialtı kadim medeniyeti karşılaştırdığımızda, İslam medeniyetinin bazı hususiyetleriyle onlardan farklılaştığını görmekteyiz. Özetle İslam medeniyetinin temel özelliklerini şöylece sıralayabiliriz:</p>
<ol>
<li>Allah merkezli olup <strong>tevhid inancı </strong>üzerine kurulmuştur.</li>
<li>Temel kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’tir.</li>
<li>İlk evrensel medeniyet olup yerel ve kapalı değil küresel ve açıktır.</li>
<li>Sadece dünyayı ya da sadece ahireti esas almaz, ikisinin altın dengesini kurar.</li>
<li>Maddeyi yüceltmediği gibi hakir de görmez ama mâna önceliklidir.</li>
<li>Kendi aleyhine bile olsa <strong>adalet</strong>ten taviz vermez.</li>
<li>Merhameti ve şefkati sadece dindaşlarını değil tüm yaratılmışları kapsar.</li>
<li>Tüm insanları kardeş bilir ve barışı esas alan iyi ilişkiler (<strong>ihsan</strong>) geliştirir.</li>
<li>Bencil değil diğergâmdır / kendi çıkarını değil başkasını düşünür.</li>
<li>Mekânı da ihmal etmemekle birlikte <strong>zaman öncelikli</strong> bir medeniyettir.</li>
<li>Toplumsal işleri ortak akıl (<strong>şûrâ</strong>) ile karara bağlar.</li>
<li>İmanın yanında akla, tedrice, kolaylığa, sadeliğe, estetiğe de önem verir.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yay., İstanbul 2015, s.311-314.</li>
<li>Mustafa İslâmoğlu, <strong>Esmâ-i Hüsnâ</strong>, 2. Baskı, Düşün Yay., İstanbul 2013, II/1185-1215.</li>
<li>İsmet Özel; Üç Mesele: Teknik &#8211; Medeniyet &#8211; Yabancılaşma, Tiyo Yay., İstanbul 2012, 160 s.</li>
<li>Ali Murat Daryal;<strong> Medeniyetler ve Mesajları</strong>, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı (İFAV) Yay., İstanbul 2015, 246 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ENGELLİLERİ GÖRMEK VE HAKLARINI GÖZETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2015 10:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[11:24]]></category>
		<category><![CDATA[2:17-18]]></category>
		<category><![CDATA[2:282]]></category>
		<category><![CDATA[22:46]]></category>
		<category><![CDATA[3 Aralık]]></category>
		<category><![CDATA[35:19-22]]></category>
		<category><![CDATA[48:17]]></category>
		<category><![CDATA[5378 Sayılı Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Aydınlı]]></category>
		<category><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Seyyar]]></category>
		<category><![CDATA[bedensel engelli]]></category>
		<category><![CDATA[birleşmiş milletler]]></category>
		<category><![CDATA[Canda Özür Olmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Gül]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[Engelsiz Türkiye Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hamdi Döndüren]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[ICIDH]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Karagöz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'a göre]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[özel insan]]></category>
		<category><![CDATA[özürlülük]]></category>
		<category><![CDATA[Peygamberler]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal politikalar]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Engelliler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[yetiyitim]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel engelli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=213</guid>

					<description><![CDATA[“İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlardı? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya!  Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.” (Hacc 22:46). http://dirilispostasi.com/n-2537-engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek.html 1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Engelliler Günü kabul edilen 3 Aralık günü her sene  bütün dünyada  [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlardı? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya!  Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.” (Hacc 22:46).</p></blockquote>
<p>http://dirilispostasi.com/n-2537-engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek.html</p>
<p>1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Engelliler Günü kabul edilen <strong>3 Aralık</strong> günü her sene  bütün dünyada  çeşitli organizasyonlar düzenlenmektedir. ‘Uluslararası Bozukluklar Yetiyitimi ve Engellerin Uluslararası Sınıflandırması’na (ICIDH) göre özürlülük kavramı, bozulma sonucu yetilerin kısıtlanması veya yetilerden tamamen yoksun kalmayı, engellilik kavramı ise bozukluk ve engellilikten kaynaklanan sosyal dezavantajı tanımlamakta kullanılmaktadır.</p>
<p>7.7.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5378 Sayılı Kanun engelli bireyi; “Doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duyusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılama güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi” olarak tanımlamıştır.</p>
<p><strong>‘Özel’ insanı ‘engel’leyen toplumdur</strong></p>
<blockquote><p>İslam’da engellilere, engelleri nispetinde dinî ve sosyal yükümlülükler verilerek toplumsal hayattan tecrit edilmeleri önlenmektedir.</p></blockquote>
<p>3 Mayıs 2013 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren ilgili kanun gereğince, daha önceki bazı resmi belgelerde geçen “özürlü, sakat veya çürük” gibi ibareler yerine <strong>engelli</strong> ibaresi kullanılmaya başlanmıştır. Dışlayıcı, küçük düşürücü ve insanın noksanlığını esas alan eski kelimeler yerine günümüzde kullanılan “engelli” kavramı da ideal bir kavram değildir. Zira engelin kaynağı olarak engelli insanı göstererek yanlış bir algı oluşturmaktadır. Zira engel bizatihi engelliden değil, ona engel olan fizik ve sosyal çevreden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla “<strong>özel</strong>” diye isimlendirmeyi daha isabetli bulduğum engelli bireyi topluma adapte etmeye yönelik politika ve projelerin tam tersine toplumu rehabilite etmeye odaklanması gerekir. Nitekim, dünyada engelli olarak hayatını sürdürmekte olan yarım milyarı aşkın insanın en çok mustarip olduğu husus, sosyal hayattan yalıtılmış bir biçimde ayrımcılığa maruz kalarak yaşamak zorunda bırakılmasıdır.</p>
<p>Özel insanlarla ilgilenen resmî ve gönüllü kuruluşlar zaman zaman ‘engellilerin topluma adaptasyonu’ ile ilgili projeler geliştirip uygulamaktadır. Esasında ‘toplumun engellilere adaptasyonu’ ile ilgili projeler soruna daha kestirme bir çözüm oluşturacaktır. Zira engellilerin normal bir insan gibi toplum hayatında yerini alamaması çoğunlukla engellilerden değil, toplumun engellilere karşı taşıdığı asılsız önyargılardan kaynaklanmaktadır. Mesela, toplumun büyük kesimi özürlü bir kimseyle aynı ortamı paylaşmak istemez. Ondan uzak durur, onun taşıdığı özrün kendisine de bulaşmasından korkar. Oysa özür bulaşıcı bir hastalık olmadığı gibi engelli de ‘zararlı bir yaratık’ değildir. Ayrıca, herkes her an engelli olabilir, kimsenin ölene kadar sapasağlam kalma garantisi yoktur.</p>
<p><strong>Özür canda değil tendedir</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’a göre hiçbir toplumda atık insan yoktur. Zihinsel engelliler de dâhil hepsinin yaratılışı bir amaca mebnidir.</p></blockquote>
<p>Engelli insanlara acıma duygusuyla yaklaşmak, onlar için dışlayıcı ve küçük düşürücü isim veya sıfatlar kullanmak, onları sadakayla yetinmeye mahkûm bireyler olarak görmek onlara yapılacak en büyük kötülüktür. Engellinin de diğer insanlar gibi bir can taşıdığını, özrün canda değil tende olduğunu unutmamak gerekir. Bedensel ya da zihinsel engelli insanlara sosyal hayatın her kesiminde yer verilmesi, onların da normal her insan gibi muameleye tabi tutulması ve sosyalleşmelerinin önündeki engellerin kaldırılması insanlık haysiyetini korumak adına topluma düşen bir vecibedir.</p>
<p>Türkiye’de yaşayan engellilerin hayat kalitesini yükseltmeye yönelik resmi hizmet veren Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile bu alanda çalışan 60 kadar vakıf, dernek, federasyon ve kulüp gibi gönüllü kuruluşların faaliyetleri, sınırlı sayıdaki “Engelsiz Türkiye Projesi” gibi resmî, “Canda Özür Olmaz” gibi gönüllü kampanyalar güzel örnekler olmakla birlikte, 8,5 milyonluk devasa engelli kitlesinin insanca bir hayat sürmesi için bu çabaların yeterli olmadığı izahtan varestedir. Toplumun %12’isini oluşturan özel insanlarımızın biyolojik, psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için hak temelli ve arz odaklı daha nitelikli politikalara ve zihniyet zeminindeki engelleri kaldırmayı hedefleyen entelektüel ve kültürel çabalara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Kur’an’da engellilere ilişkin hükümler</strong></p>
<p>Kur’an’da engellilerin haklarına dair ayrıntıya yer verilmemiş olup diğer insanlarla aynı bağlamda genel hitap ve hükümlere muhatap tutulmuşlardır. İnsanların “kör, sağır, dilsiz” algısını yeniden inşa eden vahiy, asıl özürlülüğün hakkı duymamak, görmemek ve konuşmamak olduğuna vurgu yapmıştır. Engellilerle ilgili muafiyetlerden söz edilmekle yetinilmiştir. Nitekim Allah Teala, insanları fizik yapılarına, renklerine, ırklarına, cinsiyetlerine, sağlam veya engelli oluşlarına göre değil sorumluluk bilinçlerine ve Allah’a karşı takındıkları tutum ve davranışlarına göre değerlendireceğini bildirmektedir. İşte bu sebeple Kur’an’da dünya veya ahiret hayatında, hakiki, çoğunlukla mecazi anlamda görme, işitme, konuşma, ortopedik ve zihinsel engellilik ve hastalıklardan söz edilmektedir. Hakiki anlamdaki engellilik, ya benzetme veya dinî görevlerde ruhsat bildirme veya tedavi etme veya değer verme bağlamında geçmektedir:</p>
<p>“(Eğer güç gelecekse) <strong>görme özürlü zora koşulamaz, yürüme özürlü zora koşulamaz</strong>, hasta zora koşulamaz…” (Nur 24:61). Yazılarımızda âyet meallerini çoğunlukla kendisinden iktibas ettiğimiz Mustafa İslâmoğlu hoca bu âyetin mealine şu dipnotunu düşmüştür:</p>
<p>“Özürlülerin ve hastaların hukuku ile ilgili olan bu ibare, oldukça veciz bir üsluba sahiptir. Bu niteliği, ibarenin açılımında birden çok yoruma izin vermekte, belki de teşvik etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki bu ibare, dinin emir ve talimatlarının “mümkin” ve “makul” olanla sınırlı olduğunu, gücünün üstünde bir sorumluluk yüklenemeyeceğini hatırlatmaktadır. Bunların başında da özürlü ve hasta olan insanlar gelmektedir.” (Hayat Kitabı Kur’an, II/695).</p>
<p>“<strong>Gözleri görmeyene, ayağı sakat olana</strong> ve hastaya (Allah yolunda savaşamadığı için) bir sorumluluk yoktur; ama kim Allah&#8217;a ve Rasulü&#8217;ne itaat ederse, onu zemininden ırmaklar çağlayan cennetlere koyacağız, kim de yüz çevirirse elim bir azab ile cezalandıracağız.” (Fetih 48:17).</p>
<p>“&#8230; Ve eğer borçlu <strong>aklî ve bedenî bakımdan yetersizse</strong> ya da kendisi kaydettirecek durumda değilse, o zaman onun velisi borcunu âdil bir şekilde kaydettirsin! Ve erkeklerinizden iki kişinin şahitliğine başvurun!&#8230;” (Bakara 2:282).</p>
<p><strong>Asıl özürlü, hakikate kör ve sağır olandır</strong></p>
<p>Kur’an-ı Kerim’de gerçek körlük, sağırlık ve dilsizliğin hakikate kapatılan göz, kulak ve dil nedeniyle oluştuğu vurgulanmaktadır. Burada bir kaç ayet-i kerimeyi zikretmekle yetineceğiz:</p>
<p>“Bu iki kesim insanın örneği, kör ve sağırla, gören ve işiten birinin arasındaki fark gibidir: Konum olarak hiç bu ikisi aynı düzeyde olabilir mi? Hâlâ ibret almayacak mısınız?” (Hûd 11:24).</p>
<p>“Onların durumu şu kişinin durumuna benzer: O kişi bir meş’ale tutuşturdu; Alevler etrafını aydınlatır aydınlatmaz Allah (gözlerinin) nurunu alıverdi ve kendilerini karanlıklar içinde bıraktı; <strong>artık göremezler: Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler:  artık onlar (hakikate) dönemezler</strong>.” (Bakara 2:17-18).</p>
<p>“Ne görenle görmeyen bir olur, ne de aydınlıkla karanlıklar. Dahası, ne serinletici gölgeyle kavurucu sıcaklıklar, ne de (manen) dirilerle ölüler bir olurlar.” (Fâtır 35:19-22).</p>
<p>“De ki: “<strong>Hiç (hakikati) görmeyenle gören bir olur mu?</strong> Siz hâlâ düşünmeyecek misiniz?” (En’âm 6:50).</p>
<p>“&#8230;<strong>Dünyada (kalp) gözü kör olan kimse âhirette de kör olacak</strong>; ve nereye nasıl gideceklerini büsbütün şaşıracaklar.” (İsra 17:72).</p>
<p><strong>Engellilik olgusuna dengeli yaklaşabilmek</strong></p>
<p>İnsanlık tarihi kadar eski bir olgu olan engelliliğe yüklenen farklı anlamlar sebebiyle engelliler çeşitli toplumlarda farklı muamelelere tâbi tutulmuşlardır. Engelliler Allah’ın bir cezası, cinlenmiş veya mahza yük kabul edilerek onlardan kurtulmaya çalışılmış, horlanmış bir hayata mahkum edilmişlerdir. Peygamberlerin ilahi mesajları tebliğ etmesi ve bilimsel gelişmeler ile aydınlandıkça toplumlar engellilere karşı tutumlarını değiştirmiş ve normalleştirmiştir.</p>
<p>“İnsanların dünya ve ahiret saadetini gaye edinen Kur’an, engelli-engelsiz ayırımı yapmadan tüm insanları muhatap almakta ve onların hâlde salâhını, âtide felahını amaçlamaktadır. İslam’da engellilere, engelleri nispetinde dinî ve sosyal yükümlülükler verilmekte ve onlar toplumsal hayattan tecrit edilmemekte, toplum da onlar aracılığı ile eğitilmektedir.</p>
<p>İnsanın kabullenmekte zorlandığı, hikmetini anlayamadığı engellilik durumları karşısında Kur’an ayetleri kendisine yol göstermekte ve ona dayanak olmaktadır. Bu bağlamda hayır gözüken şeylerin şer, şer gözüken şeylerin de hayra dönüşebileceğinin delilleri sunulmaktadır. Engellilik yaratıcı kudret açısından insan aleyhine bir durum değildir. Kur’an’a göre hiçbir toplumda atık insan yoktur. Zihinsel engelliler de dâhil hepsinin yaratılışı bir amaca mebnidir. Zira Allah’ın yaratışında bir amaçsızlık, bozukluk ve sıradanlık muhaldir.</p>
<p>Engelliliği dünya-ahiret ilişkisi içinde anlamak ve değerlendirmek gerekir. Zira olayı sadece dünya hayatı çerçevesinde ele almak tek boyutlu bir değerlendirme olur ki bu da insanları Allah’ın adâlet ve merhametinden şüpheye düşürür, karmaşa çıkarır. İnsanı ahlâki değerlerle donatarak her iki dünyada da iyiliği amaçlayan Kur’an, engelliliğe maruz kalan insanlara sabır ve dua olgusu ile ıstıraplarıyla başa çıkmayı tavsiye etmektedir.&#8221; (Gül, 2005).</p>
<p><strong>İslam dininin engellilere yaklaşımı</strong></p>
<p>“Kur’an özürlülerin dışlanmalarını yasaklamış, Hz. Muhammed de onların toplum hayatına katılmalarını teşvik etmiştir. Nitekim onlar için sosyal ve mesleki rehabilitasyon uygulamış, onlara dinî ve idari görevler vererek alternatif istihdam imkânları sunmuş, özürlü işgücünü her türlü istismardan korumuş, onları rahatsız eden tutum ve davranışlar sergilenmesini yasaklamış, onlara iyilikte bulunulmasını teşvik etmiş, evlenmelerine yardımcı olmuş, zihinsel özürlüleri cezai müeyyideden muaf tutmuştur.</p>
<p>İslam dini, özürlülere pozitif ayrımcılık kapsamında bazı sosyal haklar verirken sosyal sorumluluklarını da özürlülüklerinin müsaade ettiği boyutta yerine getirmelerini istemektedir. Müslüman toplumlar, kimseyi hakir görmeden bedensel özürlülerin yanında özellikle aklen-zihnen yeterli olmayan insanlara karşı sabırlı ve mütehammil olmalıdırlar.” (Seyyar, 2012).</p>
<p>İslam medeniyetinde engelliliğe ilişkin kodların günümüz sosyal bilimcileri tarafından detaylıca incelenerek, Sevgili Efendimiz’in yaptığı gibi engellilerin sosyal hayatın içerisinde tutulması, toplumda engelli duyarlılığının oluşturulması ve engellilerin toplumla işlevsel bütünlüğünün sağlanması hususunda sosyal politika yapıcıları başta olmak üzere herkesin sorumluluğunu üstlenmesi temennisiyle&#8230;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Abdullah Aydınlı; &#8220;İbn Ümmü Mektûm&#8221;, TDV İslam Ansiklopedisi, XX/435.</li>
<li>Ali Seyyar; <strong>Yıldızlar Engel Tanımaz, Bedensel Özürlü Sahabilerin Hayatı</strong>; 3. baskı, Rağbet Yayınları, İstanbul 2011.</li>
<li>Ali Seyyar; “<em>İslam’da Özürlülük Algısı ve Hz. Muhammed’in Engelli İnsanlara Uyguladığı Psiko-Sosyal Yöntemler</em>”, Din, Felsefe ve Bilişim Işığında Engelli Olmak ve Sorunları Sempozyumu, Düzenleyen: Türkiye Otistiklere Destek ve Eğitim Vakfı, 5-6 Nisan 2012, Sultanbeyli-İstanbul.</li>
<li>Arzu Besiri; “Kur’an’da Engelliler”, Genç Hukukçular Hukuk Okumaları Dergisi, 2011, s.91-102.</li>
<li>Emine Gül; <strong>Kur’an&#8217;da Engelliler</strong>, Akis Kitap, İstanbul, 2005, 144 s.</li>
<li>Halil Bektaş; <strong>Kur’an’ın Özürlülere Bakışı</strong>, Cumhuriyet Üniversitesi SBE Yüksek Lisans Tezi, 2006.</li>
<li>Hamdi Döndüren; “İslâm’ın Engellilere Tanıdığı Kolaylıklar ve Ruhsatlar” <strong>Ülkemizde Engelliler Gerçeği ve İslâm</strong> kitabı içinde, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2003, 280 s.</li>
<li>İsmail Karagöz; <strong>Âyet ve Hadisler Işığında Engelliler</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2005, 104 s.</li>
<li>Münür Tezcan; <strong>Kur’an’ın Engellilere Yaklaşımı ve İslam’ın Engellilere Tanıdığı Kolaylıklar</strong>, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi SBE Temel İslam Bilimleri Yüksek Lisans Tezi, 2006.</li>
<li>Saffet Sancaklı; “Hz. Muhammed’in Engellilere Bakış Açısının Tespiti”, www.sosyalsiyaset.com</li>
<li>Yusuf Acara; “Saadet Asrı Model Toplum Tecrübesinin Engellilere İlişkin Kodları”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, cilt 13, sayı 1, Ankara 2013, s.131-171.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/engellileri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEZHEBİN MÜKTESEBATINI KUR’AN’A ARZEDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2015 11:01:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[39:18]]></category>
		<category><![CDATA[Akabe Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Arap cahiliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[ayetullah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ehlisünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsameddin Ferzizade]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[İbadilik]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'a arzetmek]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>
		<category><![CDATA[müktesebat]]></category>
		<category><![CDATA[mürted]]></category>
		<category><![CDATA[mürtedin hükmü]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Suud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=189</guid>

					<description><![CDATA[“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah&#8217;ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.” (Zümer 39:18). &#160; Arapça’dan müslüman halkların dillerine geçmiş olan ve sözlükte tutulan yol, anlayış, görüş ve inanç anlamlarına gelen mezhep kavramı; bir dinin, anlayış ve görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah&#8217;ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.” (Zümer 39:18).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Arapça’dan müslüman halkların dillerine geçmiş olan ve sözlükte tutulan yol, anlayış, görüş ve inanç anlamlarına gelen <strong>mezhep</strong> kavramı; bir dinin, anlayış ve görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya çıkan, belirli kuralları, kendi içinde tutarlı inanç ve davranış bütünlüğü bulunan büyük kollarından her birini ifade eder. Yeni Türkçe’de edinç kelimesiyle karşılanan Arapça kökenli <strong>müktesebat</strong> kelimesi ise; uzun bir süreden beri edinilip elde tutulmuş kazanım ve birikimler anlamında kullanılır.</p>
<p>Bir ay önce Diriliş Postası’nda yayımlanan “Dinî Müktesebatı Kur’an’a Arzedebilmek” başlıklı yazımızda vurguladığımız üzere, mezhebinin eline tutuşturduğunu kendisini kurtuluşa erdirecek yegâne hakikat zanneden Müslüman gruplardan gelecek iyi niyetli ama cahilane tepkilere ve sistemlerinin yok olmaması için bütün güçleriyle hazır kıta bekleyen şer odaklarından gelecek saldırılara rağmen; dirayet, cesaret ve hassasiyetle ‘kültür’ olanla ‘din’ olanı ayırt etme, mezhebin ortaya koyduğu kültürel birikime dinin bizatihi kendisi muamelesi yapmama, mezheplerin tarih boyunca üretmiş olduğu birikimleri vahyin eleğinden titizlikle geçirme, kısaca mezhep müktesebatını Kur’an’a arzetme görevimiz bulunmaktadır. Nitekim, salih müminler sözlerin, mezheplerin, görüşlerin hepsini dinler, en tutarlı, en makul, Kur’an’ın bütünlüğüne en uygun olanına tabi olurlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mezhebini eleştirdiği için idama mahkum edilen bir yiğit: Hüsameddin Ferzizade</strong></p>
<blockquote><p>Dinden çıkanı imha etmek, Arap cahiliyesinin, muharref dinlerin, karanlık inançların benimsediği ve uyguladığı bir sindirme yöntemidir.</p></blockquote>
<p>İran’da Erdebil’in Meşkinşehr ilçesinden henüz 22 yaşında bir genç, “İslam&#8217;dan İslam&#8217;a” başlıklı 28 sayfalık bir kitapçık yazarak Şia mezhebinin Kur’an’a ve akla uymayan bazı inanış ve uygulamalarını eleştirdiği, mezhebin müktesebatını ilmî bir tenkide tabi tutmaya, insanları uydurulmuş dinden indirilmiş dine dönmeye davet ettiği için, “mürted” damgası yemiş, dinden döndüğü ve mukaddesata hakaret ettiği gerekçesiyle idama mahkum edilmiştir. Meşkinşehr 101. Ceza Mahkemesi Başkanı Ali Muradyan imzasıyla altı madde halinde sıralanan gerekçeli kararda, Hüsameddin Ferzizade’nin, internet üzerinden yayımladığı ‘İslam’dan İslam’a’ adlı kitabında İslam’ın mukaddesatını aşağıladığı ileri sürülüyor.</p>
<p>Şia ile Ehlisünnet arasındaki ihtilafların, ümmet içine düştüğü derin ayrılıkların, her iki tarafın tarafgirlerince uydurulan siyasi içerikli rivayetlere dinin kutsal metinleri muamelesi yapılmasından kaynaklandığını, dolayısıyla, hadislerin Kur&#8217;an’ın süzgecinden geçirilmesi gerektiği vurgulayan ve Kur&#8217;an&#8217;a dönmeye davet eden bir yiğit genç, bu cüretinden dolayı idama mahkum edilmiştir.</p>
<p>20 yaşında tutuklanan ve iki yıldır hapiste tutulan Hüsameddin Ferzizade’nin idam edilmemesi için bir imza kampanyası başlatıldı. Mezhep müktesebatını din edinen zihniyete dikkat çekilmesi, mahkemenin ve İran yöneticilerinin bu yersiz idam kararını iptal etmesi, mezhebin ve temsilcilerinin karizmasını çizdirmeme adına Kur’an’ın açık beyanlarına aykırı düşen bu zulme pasif onay verme durumunda kalmamak için aşağıda linki verilen bu kampanyaya imza koymalı, herkes kendi imkânları ölçüsünde bu zulme karşı durmalıdır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ‘Suud’a gittiğinde Şiilikle, İran’a döndüğünde Sünnilikle suçlandığı” için Allah’a hamdeden Ali Şeriati’yi hatırlatan bu samimi ve yürekli delikanlının idam edilmemesi için insan hakları örgütleri de üzerlerine düşen çabayı ortaya koymalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mürtedin hükmünü doğru kavrayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Mezheplerin tarih boyunca üretmiş olduğu birikimleri vahyin eleğinden titizlikle geçirme görevimiz bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Hüsameddin Ferzizade İslam dininden dönmüş değildir. Hatta, Şiilikten çıktığını açıkça beyan eden bir ifadesi bile yoktur davaya mesnet teşkil eden risalesinde. Yaptığı tek şey, mezhebin müktesebatını Kur’an’a ve akla arzetmeye davet etmektir. Bütün suçu budur. Bunun İran atmosferinde bir fikir suçu olduğu kabul edilse bile karşılığı asla idam olmamalıdır. Fikre fikirle karşılık verilir. İran’ın meşhur ayetullahları bu delikanlının kitapçığında dile getirdiği eleştirilere tatminkâr cevaplar vermek, veremiyorlarsa eleştirilerden paylarına düşen dersi almak durumundadır. Ama ne yazık ki, ‘kral çıplak’ diyen cesur ve gerçekçi insanlar tarih boyunca hep ağır cezalara maruz kalmıştır. Düşüncenin üstesinden gelemeyenler, pervasızca düşünenin üstesinden gelmeyi hep bilmiştir.</p>
<p>Dinden çıkanı imha etmek, Arap cahiliyesinin, muharref dinlerin, karanlık inançların benimsediği ve uyguladığı bir sindirme yöntemidir. İslam dini böyle bir yönteme temelden karşıdır. Din ve inanç alanında zerre miskal bir baskıya cevaz vermeyen Kur’an-ı Kerim, İslam’dan dönen için dünyada bir cezai yaptırım uygulamamış, bu dinin ve bu kitabın mübelliği Sevgili Efendimiz de İslam’dan döndüğü için kimseye idam cezası vermemiştir. Daha Allah Rasulü hayattayken İslam dininden çıkanlar olmuş, ama bunlardan sadece birisi için ölüm cezası verilmiştir. O da, bu kişi dinden çıktığı için değil, o zamanın medyası mesabesindeki şiir ve hitabeler yoluyla İslam’a ağır saldırılar ve hakaretler yaptığı, kara propaganda faaliyeti yürüttüğü içindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;İran&#8217;da yaşasaydım idam edilirdim&#8221; </strong></p>
<p>9 Ekim 2015 Cuma Akabe Vakfı mescidinde irad ettiği hutbesinde Hüsamettin Ferzizade olayını gündeme taşıyan Mustafa İslâmoğlu Hoca, özetle şu hususlara vurgu yaptmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>:</p>
<p>“&#8230; Allah Rasulu Kur&#8217;an ile karşı karşıya gelmez. Ben İran&#8217;da olsam çoktan idam edilmiştim. Şia&#8217;ya karşı çıkan Sünniler, sizin de ondan farkınız yok. mezhepçiliğin vicdanı yoktur. Hiç kimse mezhepçi duygularını tatmin etmesin, bu işin Şiisi Sünnisi yok, bu iş her yerde. Mahkeme kararına göre Ali oğlu  Hüsamettin Ferzizade, yazdığı kitabı internet ortamında yaymak sebebiyle idama mahkum edildi.</p>
<p>“&#8230; Önemli olan ferdin takvasıydı. Hüseyin’in peygamber torunu olması sebebiyle kendisini halife görmesi sonradan çıkarılmıştır. Peygambere yakınlık soy meselesi değil adalet ve ahlak meselesidir. ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’ sözü sonradan uydurulmuştur. Hem şia hem de sunnilikte fırkaların ortaya çıkmasının sebebi sahte hadislerdir. Medine müslümanları ile Sasani ülkeleri müslümanları birbirinden farklılaştı. Yahudilik İslam&#8217;ı kendine benzetti. Hadis rivayetçilerinin şifahi olarak anlattıklarını vahiy olarak gördüler. Hadisbazların bu rivayetleri, birbiriyle çelişen hadislerin ortaya çıkmasına yol açtı.  Kur&#8217;an&#8217;ın ‘Yalnızca Allah&#8217;tan yardım istenir’ ayetine rağmen imamlardan ve şeyhlerden imdat dilemek yaygınlaştı. Uhud savaşında peygamberin dostları şehit oldu. Ama, Peygamber ve sahabe, başlarını ve vücutlarını zincirle dövmedi&#8230;”</p>
<p>Bu sözlerden Şia’ya, imamlara, Peygamber’e hakaret çıkıyormuş! Bir de ‘fıtri mürted’ ya, tevbeye de davet edilmiyor! İran yargısına soruyorum: ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için bir insanı öldürecek misiniz? Bu Kur&#8217;an talebesini öldürecek misiniz? Peygambere hakaretin cezası 74 kırbaç, imamlara hakaretin cezası 5 yıl hapis ha?! Masum imam ha?! Masum olan insan var mı? Kur&#8217;an Âdem için “yoldan çıktı” diyor. Hz. Musa haksız yere adam öldürmüştür. Âdem de Musa da, “Ya Rabbi ben kendime zulmettim” dediler. Yusuf Sûresi’nin 24. ayetini açın bakın; &#8216;Eğer Rabbinin yardımı olmasaydı Yusuf meyledecekti&#8217; diyor. Hz. Davut&#8217;un ve Hz. Yunus&#8217;un tevbesinden bahsediyor Kur’an. Peygamberimize 8 kez “günahından tevbe et” deniyor Kur’an’da. Peki imamlar kim oluyor?</p>
<p>Baba yüzünden torpil olsaydı Allah Azer&#8217;e ve Kenan&#8217;a torpil geçerdi.  Rasulün ve imamların ismet sıfatına hakaret etmekle suçluyorlar. Allah Rasulü bir tane münafığın başını vurmadı. İlmi ledünne sahip olduklarını inkâr, Şia’yı inkâr küfür müdür?&#8230;</p>
<p>Diyelim ki, bu genç mürteddir. Bakara Sûresi’nde mürtedin hükmü nedir? Onun dünyada bir cezası yok. Rivayet kültürüne bakın &#8216;dinden döneni öldürün&#8217; diyor. Özgürce seçmediğin dinden değilsin. Ensende silah şehadet getirse bu adam müslüman olur mu? Bu rivayet Allah Rasulü’ne iftiradır.</p>
<p>Düşüncesinden dolayı insan katletmek yeni bir şey değil. Şia’ya veryansın edenler de masum değil. Din adına düşünceye kuduz köpek muamelesi yapmaya ne kadar alışmışız. İmam Azam’ın katledilmesine en fazla sevinen hadisçiler olmuştu&#8230;</p>
<p>Bir müslüman olarak İran yargısına sesleniyorum. Bu idamdan vazgeçin. Bu çocuk yüzde yüz yanlış olsa da vazgeçin. Kaldı ki, yüzde doksan haklı. Eğer bu çocuğu öldürürseniz beni öldürmüş olursunuz. İran yönetimi, eğer yargıda sözünüz varsa bu idamı durdurun, bu konuda cehaletin önüne geçin. Afganistan&#8217;lı Ferhunde&#8217;yi öldürdük. Bunda bizim de payımız vardı. Bu yobazlık, bu çarpıklık, bu uydurulmuş dincilik&#8230; Bu idam durdurulsun diyorum. Hepimiz Hüsameddin Ferzizade&#8217;yiz. Bu davayı takip edeceğiz.”</p>
<p>Mustafa hoca meseleyi sosyal medya araçlarından da duyurmaya devam ediyor: “Mezhebini din edinmemiş her vicdan sahibini var gücüyle haykırmaya, bu Kur’an talebesini savunmaya davet ediyorum. Ferzizade olayı üzerinden içindeki mezhep canavarını doyurmaya kalkanlar! İdam hükmünü veren Şii kafayla mezhepçi Sünni kafa ruh ikizidir&#8230;”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İbadilik öldürülmeyi gerektiren bir suç mudur?</strong></p>
<p>Bir internet sitesi, özetle iktibas ettiğimiz hutbeye ve idama karşı durma kampanyasına atıfta bulunarak, Zehra Ak’ın olayı İran nezdinde araştırdığını, söz konusu makaleyi okuduğunu ve izlenimlerini yazdığını duyurdu. ‘İran nezdinde’ bu kadar hızlı araştırma yapabilen yazarı tebrik etmemek elde değil! Özetle şu savunmayı yapıyor:</p>
<p>“Bizim araştırmalarımıza göre, haberin kaynağı İran Hıristiyanlarının internet sitesi. Vocir.org. Hüsamettin Ferzizade sanıldığı gibi Kur’an İslam’ını savunmuyor. Söz konusu makalede Ebaziliği savunmaktadır. “Alevi ve Sünnilikden önce Ebazi mezhebi ortaya çıkmıştı. Bu yüzden Ebazilik Kur’an ve akılla çelişmez, ya da istisnai durumlarda çelişir. Ancak Şia Kur’an ve akılla açıkça çelişerek Kuran&#8217;ın dışına çıkmıştır.” demektedir.</p>
<p>Hüsamettin Ferzizade Şii ve Sünni hadis anlayışını eleştiren makalesinden dolayı tutuklu olarak yargılanıyor. Hüsamettin Ferzizade’nin, yazdığı makalede yer alan bazı ifadeler, İslam Peygamberi’ne ve ehlibeyt imamlarına hakaret kabul edildiği için kırbaç ve hapis cezasına çaptırılmış. Yazısında Hüsamettin Ferzizade; “Maydanoz Şiası Yahudiliğin ve zerdüştliğin uzantısıdır. Şiiler Peygamber’e &#8220;deyyus&#8221; lakabı takmışladırlar. Hintlilerin dini görüşleri incelenirse, çağımız Şia’sının İslam&#8217;la bağlantısının olmadığı, Hint Zerdüştliğinin bir altkümesi olduğu ortaya çıkar&#8230; Şiilik kadar olmasa da, Sünnilik de kısmen Kur’an&#8217;la çelişmekte, karşı karşıya gelmektedir. Fakat hiçbirisi Ebaziye kadar Kur&#8217;an&#8217;a yakın değiller.” gibi ifadeler kullanıyor. Bu ifadeler için hapis ve kırbaç cezası verilmiş.</p>
<p>Amma dinden çıktığı yani mürted olduğu için ve sapık inançları tebliğ/davet etme, fitne çıkarma suçlarından dolayı da idam cezasına çaptırılmış. Yani sadece mürted olduğu için değil, fitne çıkarma ve fitne düşüncelerini yaygınlaştırma çabası içerisinde olduğu gibi bir suçlama ile idam cezası verilmiş. Ya da savcı talep ediyor, ama henüz verilmiş bir karar yok. Bu konuda kesin bir bilgiye ulaşamadık&#8230;”</p>
<p>“Elbette geleneksel Sünni ve Şii düşüncenin mürtedin öldürülmesi hükmü tartışılabilir, eleştirilebilir ve eleştirilmeli de. Kanaatimizce insanların inanma haklarının olduğu gibi inkâr etme hakları da olmalı. İran İslam Cumhuriyeti’nin mahkemelerinin bu kararları bizce de eleştirilmeli, ama biz bu eleştirinin kırıcı ve dışlayıcı olmadan yapılması gerektiğine inanıyoruz&#8230;”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Diğer yorumları bir yana, Zehra Ak’a bu insaflı ve dengeli değerlendirme cümlesi için teşekkür ediyorum.</p>
<p>Rabbim, aklımızı kullanma ve açık vahyini en doğru şekilde kavrayabilme çabamızda bizlere liyakat ihsan eylesin. Hüsamettin Ferzizade’yi idam etme kararı alan zevatı, Kur&#8217;an&#8217;ın hüküm ve tavsiyelerini tarih boyunca küllenen kültürel müktesebata tercih etmeye davet ediyoruz. Zira Allah insanları mahşer gününde mezheplerinin müktesebatından değil, Kendi Kitab-ı Kerim’inden sorguya çekecek!</p>
<p>“Zorlama (ikrah) dinde yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir..” (Bakara 2:256).</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="https://www.change.org/p/cabinet-of-iran-hassan-rouhani-eshaq-jahangiri-mostafa-pourmohammadi-islamic-consultative-assembly-مجلس-شورای-اسلامی-حسن-روحانی-ministry-of-justice-iran-hüsameddin-idam-edilmesin-stop-execution-of-husameddin-ferzizade?recruiter=365160120&amp;utm_source=share_petition&amp;utm_medium=whatsapp#petition-letter">https://www.change.org/p/cabinet-of-iran-hassan-rouhani-eshaq-jahangiri-mostafa-pourmohammadi-islamic-consultative-assembly-مجلس-شورای-اسلامی-حسن-روحانی-ministry-of-justice-iran-hüsameddin-idam-edilmesin-stop-execution-of-husameddin-ferzizade?recruiter=365160120&amp;utm_source=share_petition&amp;utm_medium=whatsapp#petition-letter</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://www.hilalhaber.com/islam-dunyasi/iran-da-yasasaydim-idam-edilirdim-h6828.html</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> http://www.ekrangazetesi.com/haber/5295/husamettin-ferzizade-kurana-cagirdigi-icin-mi-idama-mahkum-oldu.html</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KURBAN: VARLIK HİYERARŞİSİNDEKİ YERİMİZİ BİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-varlik-hiyerarsisindeki-yerimizi-bilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-varlik-hiyerarsisindeki-yerimizi-bilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Sep 2015 09:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[16:115]]></category>
		<category><![CDATA[2:173]]></category>
		<category><![CDATA[23:115]]></category>
		<category><![CDATA[5:3]]></category>
		<category><![CDATA[6:121]]></category>
		<category><![CDATA[6:145]]></category>
		<category><![CDATA[6:162-163]]></category>
		<category><![CDATA[7:148]]></category>
		<category><![CDATA[Ahd-i Atîk]]></category>
		<category><![CDATA[ahimsa]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Antik Yunan]]></category>
		<category><![CDATA[aynî vâcip]]></category>
		<category><![CDATA[Câhiliye Arapları]]></category>
		<category><![CDATA[câiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eski İranlılar]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[eyyâm-ı nahr]]></category>
		<category><![CDATA[Hanefî]]></category>
		<category><![CDATA[Hititler]]></category>
		<category><![CDATA[Hıristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[konfüçyüs]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[mâbedler]]></category>
		<category><![CDATA[meratibü'l-vücud]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Resûl-i Ekrem]]></category>
		<category><![CDATA[sunak]]></category>
		<category><![CDATA[zerdüşt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=178</guid>

					<description><![CDATA[“De ki: “Benim tüm istek ve arzum, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir! Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!” (En’âm 6/162-163). &#160; Kurban: Allah’a yaklaşmak amacıyla hayvan kesmek “Arapça’da gerek maddî gerekse mânevî her türlü yakınlığı ve yakın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“De ki: “Benim tüm istek ve arzum, bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir! Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!” (En’âm 6/162-163).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kurban: Allah’a yaklaşmak amacıyla <u>hayvan</u> kesmek</strong></p>
<p>“Arapça’da gerek maddî gerekse mânevî her türlü yakınlığı ve yakın olmayı kuşatacak bir anlam yelpazesine sahip olan <strong><em>kurbân</em></strong> kelimesi dinî terminolojide kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak, yani ibadet (<em>kurbet</em>) amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Türkçe’de <strong>kurban</strong> kelimesi yalın olarak kullanıldığında kurban bayramında ibadet amacıyla kesilen hayvanı ve bu kesim işlemini ifade ederken diğerleri türüne göre “adak kurbanı, kefâret kurbanı” gibi özel isimler almıştır.” (Güç, 2002:26/433).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam öncesi dinlerde kurban</strong></p>
<blockquote><p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir.</p></blockquote>
<p>“Kurban tapınılan tabiat üstü varlık veya varlıklara yakınlaşma, şükran duygularını ifade etme, bir şey isteme ya da günahlara kefâret olması gibi niyetlerle sunulan varlık ve nesnelerdir. Tabiat üstü bir güce sunulan nesnelere genel anlamda <strong><em>takdime</em></strong> (sunak) adı verilirken kurban kelimesi özellikle öldürme veya boğazlama yoluyla sunulanlar için kullanılmaktadır. Kurban sunan kişi bu şekilde tabiat üstü güçle ilişkiye girmeyi veya daha önce girmiş olduğu ilişkiyi sürdürmeyi amaçlar.</p>
<p>Çeşitli kültürlerde kurban ibadetinin farklı uygulamaları ortaya çıkmıştır. Mesela, Antik Yunan dininde çeşitli tanrılara at veya boğa kurban edilirdi. Eski Mısır’da ve Sümerler’in yaşadığı eski Mezopotamya’da rahiplerin eşliğinde kurban merasimleri yapılırdı. Hititler’in tanrıların yardım ve affını kazanmak için kurban kestikleri, bazı yiyecekler takdim ettikleri, Eski İranlıların tanrılara kurbanlar, çeşitli bitkiler ve içki sundukları bilinmektedir. Zerdüşt hayvan kurbanını yasakladıysa da ölümünden sonra bu âdete geri dönülmüştür.</p>
<p>Şintoizm’de erken dönemlerde uygulanan insan kurbanlarının yerini sonradan hayvan kurbanları almıştır. Günümüzde pirinç ve pirinç şarabından oluşan yemek takdimeleriyle elbise ve mesken gibi birçok şey kurban olarak sunulmaktadır. Eski Çin’de tanrılara ve ölen ataların ruhlarına evcil olan ve olmayan hayvanlar kurban edilir; hububat, mayalandırılmış içki, çeşitli yiyecekler ve ipek gibi takdimeler sunulurdu. Önceleri yaygın olan insan kurbanına Konfüçyüs’le birlikte son verilmiştir. Budizm ve Jainizm’de “ahimsa” (hiçbir canlıyı öldürmemek) prensibi ve tenâsüh inancı gereği canlı yaratıklar kurban edilmemektedir. Bu yüzden her iki din mensupları mâbedlerinde tütsü, mum, buhur, yiyecek ve içecekler takdim ederler.</p>
<p>Yahudilik’te kurban ibadetinin tarihi Hz. İbrâhim’e kadar götürülmektedir. Onun döneminde sığır, davar, kumru, güvercin gibi hayvanlar Tanrı’ya sunulurdu. Hıristiyanlık’ta Îsâ’nın haç üzerindeki ölümünün tek başına yeterli ve diğer kurban sunma fiillerini faydasız kılan biricik kurban olduğu inancı kabul edilmiş, Ahd-i Atîk’in kurban sistemi iptal edilmiştir.” (Güç, 2002:26/434-435).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslâm’da kurban ibadeti</strong></p>
<blockquote><p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir.</p></blockquote>
<p>“Önceki din ve kültürlerde farklı şekil ve amaçlarla da olsa varlığını sürdüren ve Câhiliye toplumunun dinî hayatında önemli bir yeri olan kurban âdeti İslâm dininde cinayet, şirk, israf, hayvana eziyet ve çevre kirliliği gibi olumsuz unsurlardan temizlenerek taabbüdî, malî ve sosyal nitelikleri bir arada bulunduran bir ibadet halini almıştır. İslâm döneminde Câhiliye Arapları’nın kurban âdeti tevhid inancına aykırı öğelerden temizlenerek Hz. İbrâhim’in sünnetine uygun biçimde ihya edilmiş ve sosyal işlevler de yüklenerek zenginleştirilmiştir. Putlar için hayvan kurban etme şirk, bu şekilde kesilen hayvanlar da murdar sayılmış (el-Bakara 2/173; el-Mâide 5/3; el-En‘âm 6/121, 145; en-Nahl 16/115), akîka kurbanı âdeti ana hatlarıyla İslâm döneminde korunmuştur.</p>
<p>Kur’an’da ayrıntısı verilmeksizin Hz. Âdem’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim ettiklerinden söz edilir (el-Mâide 5/27) ve ilâhî dinlerin hepsinde kurban hükmünün konulduğu bildirilir (el-Hac 22/34). Kur’an’da hac ibadeti esnasında kesilecek kurbanlarla ilgili bazı hükümler yer alsa da (el-Bakara 2/196; el-Mâide 5/2, 95, 97; el-Hac 22/28, 36, 37; el-Feth 48/25) dolaylı bir işaret hariç (el-Kevser 108/2) hac dışındaki kurban ibadetine temas edilmez. İbadetler konusunda takip edilen teşrî siyasetine uygun olarak gerek hac ve umre yapanların gerekse diğer şahısların kurban kesme yükümlülüğü ve diğer kurban türleri hakkındaki hükümler Hz. Peygamber’in söz ve uygulamasıyla belirlenmiştir. Resûl-i Ekrem’in hicretin 2. yılından (624) itibaren kurban bayramlarında kurban kesmeye başlaması, hac ve umre esnasındaki uygulaması ve kurbanla ilgili çeşitli açıklamalarından oluşan zengin hadis rivayeti bu alandaki dinî geleneğin, fıkhî yorum ve değerlendirmelerin ana zeminini teşkil etmiştir.” (Bardakoğlu, 2002:26/436).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kurbanın fıkhî hükmü</strong></p>
<blockquote><p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir.</p></blockquote>
<p>“&#8230; Kurban toplumda kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar; sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur. Ancak, kurban ibadetinin yararı sadece sosyal dayanışma ve malî yardıma indirgenemez. Her ibadetin öz ve biçim olarak ayrı anlam ve hikmetleri bulunduğu için kurban yerine başka bir ibadetin ikame edilmesi, meselâ kurbanın parasının dağıtılması, fakirlere gıda yardımı yapılması câiz görülmez.</p>
<p>Kurbanın meşruiyetinde müslümanların ittifakı bulunmakla birlikte dinî hükmü fakihler arasında tartışmalıdır. Dinen aranan şartları taşıyan kimselerin kurban kesmesi Hanefî mezhebine göre vacip, fakihlerin çoğunluğuna göre ise müekked sünnettir. Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü olabilmesi için müslüman, akıl bâliğ (ergen), mukim ve zengin olması şartları birlikte aranır. Hanefîler, yükümlülük şartlarını taşıyan herkesin ayrı ayrı kurban kesmekle yükümlü olduğunu (aynî vâcip) ileri sürerken Mâlikîler, kurban kesen kimsenin niyet etmesi halinde aynı kurbanın sevabına nafaka halkası içinde bulunan birlikte oturduğu yakınlarını da iştirak ettirebileceği ve bu kurbanın onlar için yeterli olacağı görüşündedir.</p>
<p>Dinen kurban olarak kesilmesi kabul edilmiş hayvan türleri, topluca “en‘âm” adıyla anılan ehlî hayvanlar yani koyun, keçi, sığır, manda ve devedir. Dolayısıyla ancak bu hayvanlar veya türdeşleri kurban olarak kesilebilir. Kurban, kurban bayramının ‘<em>eyyâm-ı nahr</em>’ denilen ilk üç günü yani zilhicce ayının on, on bir ve on ikinci günleri, bayram namazının kılınmasından üçüncü günün akşamına kadarki süre zarfında kesilebilir. Kurban sırf Allah rızâsını kazanmak için kesildiğinden etinin satılması câiz olmadığı gibi derisi, yünü, bağırsakları, kemikleri, iç yağı gibi eti dışında kalan parçalarının da sahibine gelir temin etmek amacıyla para ile satılması câiz değildir&#8230;” (Bardakoğlu, 2002:26/437).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kurban ibadetinin hikmetini kavramak</strong></p>
<p>İbadetlerin şekil unsurlarına riayet gerekli olmakla birlikte asıl önemli olan ibadetlerin mana, ruh ve maksadını kavrayabilmektir. İbadetlerde illet, maslahat ve hikmeti görebilmek gerekir. İlletler ibadetlerin sebepleri, maslahatlar yararları, hikmetler ise gayeleriyle ilişkilidir.</p>
<p>Hikmetsiz bir ibadetten söz edilemez. Zira, Allah Teala hâşâ abesle iştigal etmez. Ne insan nede insanın hayatını tanzim etmek için vazedilen emir ve yasaklar amaçsız ve anlamsızdır: “Yoksa sizi boş yere ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı mı sanıyorsunuz? Dahası, (hesap vermek için) Bize döndürülmeyeceksiniz, öyle mi?” (Mü’minûn, 23:115).</p>
<p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir. Anlamsızlığın ve amaçsızlığın olduğu yerde niyetten söz edilemez. Bu keyfiyet diğer bütün ibadetlerde olduğu gibi kurban ibadeti için de geçerlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Varlık hiyerarşisine riayet etmek</strong></p>
<blockquote><p>İbadetleri ibadet yapan şekil ve kabukları değil niyet ve özleridir. Niyet ise bir bilinçlilik, dolayısıyla bir amaçlılık ve anlamlılık halidir.</p></blockquote>
<p>“Kurban ibadetinin gayesi müminleri dünyevileşme tehlikesine karşı uyarmaksa, hikmeti de Allah’ın mahlukat için tayin ve tespit ettiği meratibu’l-vücûda yani varlık hiyerarşisine riayettir.</p>
<p>Hikmetler bazen illetlerle, bazen de maslahatlarla karıştırılır. Oysa ki hikmetler gayelerle alakalıdır. Bir ibadetin hikmeti, onu bir yere ‘bağlamak’tır. Yani, onun anlam ve amacını keşfetmektir. Onun, insanın ‘<em>mâ hulika leh</em>’ini yani yaratılış amacını gerçekleştirmede oynadığı rolü tespit etmektir. İbadetlerin hikmeti bazen onları emreden nasların açık ve zımni delaletleri ve hal karineleri yoluyla, bazen de muhakeme ve istikra yoluyla bilinebilir.” (Kurban El Kitabı, 2011:20-21).</p>
<p>“Kurban ibadetinin hikmeti, “eşyanın insanın emrine âmâde kılınması” demeye gelen teshir sırrında yatmaktadır. Bu sırrı ‘<em>kezalike sahharnâhâ lekum</em>’ ile ‘<em>kezâlike sahharahâ lekum</em>’ ibâreleri ele verir. Teshir, insanın yaratılmışlar âlemindeki şerefini gösterir. <em>Lekum</em>’deki lâm hem “insanın emrine âmâde kılınmayı” hem de “insan için bir yasaya bağlı olarak yaratılmayı” ifade eder. Allah’ın insana musahhar kıldığı her şeyin üzerinde zımnen “insanî hizmete mahsustur” yazılıdır. Kur’an’a göre yıldızlar, nehirler, güneş ve ay, gece ve gündüz, yer ve gökteki her şey, denizler, kuşlar, bulutlar insanın emrine musahhar kılınmıştır. Kurbanlık hayvanlar da öyle… Teshir, varlık hiyerarşisine (<em>meratibü’l-vücud</em>) delâlet eder. Kurban kesmek, Allah’ın koyduğu varlık hiyerarşisine saygı göstermektir. Zira insanlığın dünü ve bugünü, varlık hiyerarşisi bozulunca başta öküz (apis) ve inek (hotor) olmak üzere emrine verilen her şeyi tanrılaştırdığının sayısız örnekleriyle doludur (7:148). Mâide 103. âyet, cahiliyye insanının varlık hiyerarşisini bozma teşebbüsünü reddeder. Kurban kesen zımnen şu ahdi vermiş olur: Allah’ım! Senin varlık için koyduğun sıralamayı bozmayacağım!” (İslâmoğlu, 2003:1/648).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Takva: sorumluluk bilincini kuşanmak</strong></p>
<p>Kurban’ın mahiyet ve gayesini Hac Sûresi’ndeki mübarek ayetler şöyle açıklar:</p>
<p>“34: Ve Biz, her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldık ki, bu vesileyle O’nun kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah’ın ismini ansınlar. Bakın, ilâhınız tek bir İlah’tır; o halde yalnız O’na teslim olun! Ve (sen de Ey Peygamber); O’na yürekten boyun eğenleri (O’nun rızasıyla) müjdele!</p>
<p>35: Onlar ki, ne zaman Allah anılsa kalpleri saygıyla ürperir ve başlarına gelen şeylere sabrederler; üstelik namazı hakkını vererek kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan cömertçe sarf ederler.</p>
<p>36: Malum kurbana gelince: Biz onu sizin için içerisinde nice hayırlar barındıran Allah’ın simgelerinden biri olarak (ibadet) kıldık: o halde, (ön ayaklarından biri bağlanıp) sıra sıra diz çöktürülen hayvanları kurban ederken Allah’ın ismini anın; nihayet onların yanı yere gelince artık ondan siz de yiyin, ihtiyacını belli eden ya da etmeyen herkese de yedirin. Bu böyledir; zira Biz onları sizin yararınıza âmâde kılmışızdır; umulur ki şükredersiniz.</p>
<p>37: <strong>Onların ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat sizden O’na ulaşan yalnızca O’na karşı gösterdiğiniz derin sorumluluk bilincidir.</strong> Böylece onları sizin yararınıza âmâde kıldı ki, size yol gösterdiğinden dolayı Allah’ın yüceliğini lâyıkıyla takdir edesiniz; ve (sen Ey Peygamber,) iyileri (O’nun rızasına ermekle) müjdele!”</p>
<p>Yüce Allah, Ümmet-i Muhammed’in birbirini değil kurbanlık hayvanlarını kesmekle ve birbirlerinin etini değil helal hayvanların etini yemekle yetineceği, yüzbinlerce sığınmacının katmerli zulümlerden kaçarken karada ve denizde kurban olmaktan kurtulacağı hakiki bayram günlerini göstersin bize.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Rabbimiz bizzat yahut vekâlet yoluyla keseceğiniz kurbanlarınızı kabul buyursun. Dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde kurban etiyle birlikte Müslümanların sevgilerini ve selamlarını mazlum ve mağdur milyonlara ulaştırmak için bayram günlerini kurban eden gönül erlerine selam olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Akabe Vakfı, Kurban El Kitabı, İstanbul 2011, s.20-21.</li>
<li>Bardakoğlu, Ali; “İslam’da Kurban” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2002, 26/436-440.</li>
<li>Güç, Ahmet; “Kurban” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2002, 26/433-435.</li>
<li>İslâmoğlu, Mustafa; Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, c.I, s.647-648.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kurban-varlik-hiyerarsisindeki-yerimizi-bilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİNÎ MÜKTESEBATI KUR’AN’A ARZEDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/dini-muktesebati-kurana-arzedebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/dini-muktesebati-kurana-arzedebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2015 09:07:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:208-209]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'ın dini]]></category>
		<category><![CDATA[ataların dini]]></category>
		<category><![CDATA[beşerî]]></category>
		<category><![CDATA[Caner Taslaman]]></category>
		<category><![CDATA[Din-i Mübin]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Sarmış]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dini]]></category>
		<category><![CDATA[kültür ve din]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'ani Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[rivayet]]></category>
		<category><![CDATA[Teke Tek]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=173</guid>

					<description><![CDATA[“Ey iman edenler! Hep birlikte teslimiyet yoluna girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Eğer hakikatin apaçık belgeleri size geldikten sonra ayaklarınız kayarsa, Allah’ın her işinde mükemmel olduğunu, her hükmünde tam isabet kaydettiğini iyi bilin!” (Bakara 2:208-209) Özellikle son iki asırda dünyada yaygınlaşmış olan beşerî dünya görüşlerinin ortaya koyduğu öngörülerin tam aksine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ey iman edenler! Hep birlikte teslimiyet yoluna girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır. Eğer hakikatin apaçık belgeleri size geldikten sonra ayaklarınız kayarsa, Allah’ın her işinde mükemmel olduğunu, her hükmünde tam isabet kaydettiğini iyi bilin!”<br />
(Bakara 2:208-209)</p></blockquote>
<p>Özellikle son iki asırda dünyada yaygınlaşmış olan beşerî dünya görüşlerinin ortaya koyduğu öngörülerin tam aksine din yükselen değer olmaya devam etmektedir. İnsanların inanma ve tapınma ihtiyaçlarını hurafe dinleriyle karşılamak için ince stratejiler yürüten egemen güçler, insanlığa huzur getirebilecek yegâne alternatif olan ‘İslam Dini’nin anlaşılmaması için büyük çabalar ortaya koymaktadır. Zira, indirilen İslam’ın hakikati anlaşıldığında kendi sömürge düzenlerinin yerle bir olacağını çok iyi bilmektedirler.</p>
<p>İndirilen ‘İslam Dini’ne derinden düşmanlık yapan ve yayılmasını engellemek için büyük bedeller ödeyen şer güçlerinin; toplumları uyutan uydurulmuş dine, başlarındaki kötü yöneticileri ve perişan durumlarını itiraz edilemez alın yazıları olarak kabul etmeyi müminlerine iman esası olarak telkin eden paralel dine pasif, hatta yer yer aktif destek vermeleri anlaşılabilir bir durumdur.</p>
<p>Elinde tuttuğunu kendisini kurtuluşa erdirecek mutlak hakikat zanneden Müslüman topluluklardan gelecek iyi niyetli tepkilere ve sistemlerinin yok olmaması için bütün güçleriyle harekete hazır şer odaklarından gelecek saldırılara rağmen dirayet, cesaret ve hassasiyetle ‘kültür’ olanla ‘din’ olanı ayırt edebilmeli, kültürel birikimimizi vahyin süzgecinden titizlikle geçirebilmeliyiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel birikimi ayıklayarak vahyin onayına sunabilmek</strong></p>
<blockquote><p>İyi niyetli tepkilere ve art niyetli saldırılara rağmen dirayet, cesaret ve hassasiyetle ‘kültür’ olanla ‘din’ olanı ayırt edebilmeli, kültürel birikimimizi vahyin süzgecinden titizlikle geçirebilmeliyiz.</p></blockquote>
<p>4 Ağustos 2015 akşamı Habertürk televizyonunda ‘Teke Tek’ programına konuk olan üç kıymetli hoca, yaklaşık beş saat süren canlı yayında Müslümanlar için hayati derecede önem arz eden konuları müzakere etmişti. Yankıları uzun süre devam eden bu programda Caner Taslaman; “&#8230; Şu an yaşanan din bir ilmihal İslam’ı. Müslümanlar zannetmesinler ki hadisi yaşıyorlar, Kur’an’ı yaşıyorlar. Kur’an’a rağmen neler var? O yüzden bu fıkıh literatürünün Kur’an süzgecinden geçirilmesi çok önemli…” sözleriyle Müslümanların din algısını şekillendiren fıkıh müktesebatının Kur’an’a arz edilmesinin zaruretine vurgu yapmıştı.</p>
<p>Mehmet Okuyan hoca; “… Çözüm dinî tüm kültürü Kur’an’a arz etmek. Biz toptancı yaklaşımın ekolü değiliz; süpürüp atmayız, süpürüp almayız. Bir mihenk taşını, bir ölçüyü alıp sözü ona vurmaktan yanayız. Rivayetleri Kur’an’a vuralım diyoruz&#8230; Zira, Kur’an adına, din adına konuşmak başka; Kur’an’dan konuşmak başka&#8230;” sözleriyle din kültürü müktesebatımızı toptan almak ya da süpürüp atmak yerine belli bir metot dahilinde Kur’an’a arz ederek, vahye uygun olan ile olmayanı ayıklamanın, vahye uygun olanı alıp aykırı olanı atmanın zaruretinden bahsetmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ataların ocağından külü değil közü taşıyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kur’an’ı merkeze koyan tahkik ekolü mensuplarının itirazı kültüre değil, ona din muamelesi yapılarak Allah’ın kemale erdirdiği dine yamanmasınadır.</p></blockquote>
<p>Mustafa İslâmoğlu hoca ise aynı ‘Teke Tek’ programında Âlem-i İslam’ın mevcut perişan durumunu, bunun sebeplerini, tevbe edip arınarak ve kültürel birikimi ayıklayarak çıkış yolu bulabileceğimizi şu şekilde anlatmıştı:</p>
<p>“… İslam’ın sahibi kim? Biz İslam’ın talibiyiz, sahibi Allah’tır. Sahibiyiz deyince ona malımız muamelesi yapıyoruz, tasarrufta bulunmaya kalkıyoruz, mülkiyet zannediyoruz, onu başkasından kıskanmaya başlıyoruz. Din Allah’ın. Allah dinini tamamladı. Allah’ın tamamladığı dinine sen bir şey ilave ettiğinde ne demiş oluyorsun?&#8230; ‘Sen eksik bırakmışsın!’ demiş oluyorsun.</p>
<p>Din kimin için? İnsan mı din için, din mi insan için? Hangisi? ‘İnsan din için’ derseniz insanı bozdurup dine yediriyorsunuz&#8230; İnsan Allah’ın muradı. İnsan Allah’ın şaheseri. İslam insanlığın son adası, son sığınağı… Biz Müslümanlar İslam’ı çok yorduk. İslam’a yük olduk. Çok ağır bagajlar yükledik. ‘Şu âlimin görüşü’ dedik, İslam’ın sırtına yükledik. ‘Şu mezhebin görüşü’ dedik İslam’ın sırtına yükledik. ‘Bizim şeyhin yorumu’ dedik İslam’ın sırtına yükledik.</p>
<p>İslam’ın sahibi Allah’tır. Tanımlama hakkı Allah’ındır. Biz sahibi değiliz, dini biz tanımlayamayız. Kendini dinin sahibi sanırsan, mezhebini, meşrebini dinin sahibi sanırsan tanımlamaya başlarsın. Tanımlarsın, karşındakini kendi tanımına göre dine sokar ya da dinden çıkarırsın. Dini tanımlamaya kalkmak Allah’tan rol çalmaktır!</p>
<p>İnsan olmadan Müslüman olunmaz, bunun altı çizilmeli… İnsanlığın yüz karası olursak bu sadece bizim değil, insanlığın vebali olur. Kalpsiz ve şefkatsiz bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyanın kalbi olmaya aday olmamız gerekiyor. Şefkatsizlere anne olmamız gerekiyor.</p>
<p>Biz tevbeyi, özeleştiriyi unuttuk. Yunus gibi tevbe etmeliyiz. Suçlu öteki değil, hayır, suçlu biziz! Kültürümüzü eleyeceğiz, atalarımızın ocağından külü değil, közü taşıyacağız!”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Ataların dini’nden ‘Allah’ın dini’ne dönebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Günümüzde Müslümanların yaşadığı sorunların temelinde “indirilen” din ile “uydurulan”ın birbirine karıştırılmış olması yatmaktadır.</p></blockquote>
<p>Yakın zamanda Yeni Akit gazetesinde peş peşe yayımladığı bir kaç yazısında Müslümanların sorunlarını Türkiye özelinde analiz eden Abdurrahman Dilipak, İslam ümmetinin “dine karşı bir din” tehdidi ile karşı karşıya olduğuna (28.07.2015) dikkat çekerek, kültürün dinleştirilmesinin yol açtığı vahim sonuçları ve çözüm önerilerini şu sözleriyle özetlemiştir:</p>
<p>“&#8230; Halkın bilgisi dışında bir hakikat kaynağı varsa, insanlar için taklitten başka bir yol kalmıyor. Tabii bu kader tartışmalarını, keşf, keramet, şefaat tartışmalarını da beraberinde getirecektir. Peygamberin ümmetinden gizlediği bir şeriat esasen mümkün değildir. Tamamlanmış, eksiksiz bir kitaptan söz ediyoruz. Onun insanlar için hidayet rehberi olmasından söz ediyoruz.</p>
<p>Bakınız, bugünkü fitnenin altında bu din algısı üzerindeki farklı yorumlar yatıyor. Bu tartışma ile bizi atomize etmek, sonra birbirimize karşı kışkırtıp nötralize etmek ve ardından da insanları neye inanacaklarını bilmez hale getirmek istiyorlar. Böylece agnostik hale gelen halk kolayca dinden soğutulabilecektir&#8230;” (100 Yılda Bir Müceddid, 27.07.2015).</p>
<p>&#8220;&#8230; Biz, tek parti döneminde 54 farzla sınırlı bir din algısını, çok partili dönemde seremoni ve ritüellerle zenginleştirdik ama, o evrensel genişlik, tevhidi duruş, tefekkür derinliği, hikmet ve estetik yönünü, ilmi yanını ihmal ettik.. Tefrika felaket halini aldı. Allah’ın dini, yeri göğü, ölümü ve hayatı açıklıyor, ama bizim yaşadığımız din, karı ile koca arasındaki ihtilafı bile çözmüyor.. Şimdi bizim aklımızı başımıza toplamamız gerekiyor.</p>
<p>“Atalarımızın dini”nden “Allah’ın dini”ne dönmemiz lazım, dinimizi mezhep, ideoloji ve tarikatımızın içine sıkıştırmak yerine, mesleğimizi, meşrebimizi, tarikatımızı, mezhebimizi dinin çerçevesi ile çerçevelememiz, din dışı oluşum ve geleneklerden ise hayatımızı arındırmamız gerekiyor. Dinimizi Kur’an ve sünnete göre tashih etmemiz gerekiyor.. Din büyüklerimizi İlah ve Rab edinmememiz, dinimizi Allah’a has kılmamız gerekiyor.&#8221; (Biz Gökte Uçar Suda Yürürüz, 26.08.2015).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doğruyu eğriden ayırabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Aliya İzzetbegoviç’in ‘din hurafeyi yok etmezse hurafe dini yok eder’ tespitinde olduğu gibi yanlış tarafa katkı vermemek için dikkatli olmalıyız.</p></blockquote>
<p>Günümüzde Müslümanların yaşadığı sorunların temelinde “indirilen” din ile “uydurulan”ın birbirine karıştırılmış olması yatmaktadır. Dinî müktesebatımızı, din zannettiğimiz kültürel birikimimizi Kur’an’a arzedebildiğimiz takdirde hangi inanç, tutum ve davranışlarımızın indirilmiş dinin, hangilerinin de kültürel dinin emirleri olduğunu rahatlıkla birbirinden ayırabiliriz. Burada birkaç hususu örnek olarak vurgulamakla yetinmek durumundayız:</p>
<ol>
<li>Kur’an’ın korunduğunu haber veren indirilmiş dine rağmen; uydurulmuş dinin bazı ayetlerin lafzının, başka bazı ayetlerin de manasının yok olduğu anlamına gelen yorumlarını muteber kabul etmemeliyiz.</li>
<li>Allah’ın indirdiği dinde sözü edilen dünya, ahiret, gayb ve şahadet âlemlerinin yanı başına kondurulan, Kur’an’da olmadığı halde uydurulan dinde büyük manalar yüklenen berzah âlemi, kabir âlemi, misal âlemi, ezel âlemi, ruhlar âlemi gibi hayali âlemlere itibar etmemeliyiz.</li>
<li>Peygamber’in gaybı bilmediğini açıkça söyleyen Kur’an ayetlerine rağmen; uydurulmuş dinin bunun tam aksini iddia eden yorumlarına kutsal metin muamelesi yapmamalıyız.</li>
<li>İndirilmiş dinin kitabı Kur’an-ı Kerim’in Hz. İsa’nın öldüğünü söylemesine rağmen; uydurulmuş dinin onun gökte yaşadığını ve geri döneceğini iddia eden rivayetleri üzerine akide bina etmemeliyiz.</li>
<li>Zannın hak namına hiç bir kıymet ifade etmediğini açıkça ifade eden Kur’an-ı Mübin’e rağmen; ilim ve akıl dışında bir çok bilgi kaynağını dinimizin, inancımızın ve hayatımızın odağına oturtmamalıyız.</li>
<li>Tercihlerimizin ve eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenmemiz gerektiğini açıkça ve defalarca beyan buyuran Kur’an-ı Hakim’e rağmen; sorumluluktan kaçarak, tercih ve eylemlerimizin faturalarını başka adreslere keserek, çarpık bir kader anlayışını dinin merkezine yerleştiren kültür dininin zehirleyici tembelliğine teslim olmamalıyız.</li>
<li>Atalar yolunu körü körüne takip etmeyi yasaklayan Kur’an-ı Aziz’e rağmen; atalarımızdan gelen gelenek ve göreneklere din muamelesi yapan anlayışı mazur görmemeliyiz.</li>
<li>Bizi akıl, irade, vicdan, güç ve sorumluluk bilinci gibi yüksek nimetlerle donatan Rabbimiz sorumluluğun ve hesabın ferdi olduğunu beyan buyurmasına rağmen; kültür dininin ‘biat et rahat et’ zihniyetinin ayartıcı konforuna kapılmamalıyız.</li>
<li>Allah’ın kemale erdirdiği Din-i Mübin ile iktifa etmeli, haşâ Allah’a din, peygambere takva öğretircesine cahilane tavırlara girmemeli, Allah’a kul olmak yerine haşâ Allah’a ırgat muamelesi yapma densizliğine düşmemeliyiz.</li>
<li>Ezcümle, Allah’ın din olarak indirdikleri ile dinin aslında olmayan ve sonradan karışan görüş, yorum, karar, içtihat ve uygulamaları birbirinden dirayetle ayırabilmeliyiz. Ancak, bu ayıklamayı yapabilmek için önce temyiz kudretimizi güçlendirmeliyiz.</li>
</ol>
<p>Aksi takdirde Kur’an’ın berrak mesajını kulak ardı etmek veya bu mesajı din kültürünün ürettiği paralel din ile örtmek gibi vahim bir neticeye hizmet etmekten, böylece dünyada ve ukbâda azaba duçar olmaktan kurtulamayız. Din ile kültürü ayırt edemez isek, bilge kral merhum Aliya İzzetbegoviç’in ‘din hurafeyi yok etmezse hurafe dini yok eder’ tespitinde olduğu gibi yanlış tarafa katkı vermiş oluruz. Keza, Kur’an şairi merhum Mehmet Âkif’in ağır tenkidine muhatap oluruz, Allah korusun:</p>
<p><em>“Yıkıp Şerîat’i, bambaşka bir binâ kurduk;</em></p>
<p><em>Nebî’ye atf ile binlerce herze uydurduk!”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İtiraz kültüre değil onu dinin yerine koymayadır</strong></p>
<p>İndirilen din ile uydurulan dini, Allah’ın dini ile onun yanı başında oluşturulan paralel dini birbirinden ayırt etmenin zaruretine vurgu yapan âlim ve mütefekkirler kültür düşmanlığı yapan insanlar değildir. Onların itirazı kültüre din muamelesi yapılarak, Allah’ın kemale erdirdiği dine noksan muamelesi reva görülerek ona ilave yapma girişimlerinedir. Nitekim, kültürel müktesebatın Allah’ın dinine eklemlenmesi neticesinde beşerî olana ilahi muamelesi yapılması hadsizliğidir. Ümmet-i Muhammed’in sorularının ana kaynağını oluşturan bu mesele anlaşılır ve kültür ile din tefrik edilir, dinî müktesebat Kur’an’a arzedilir, vahye uyan alınıp uymayan atılır, kültür ve geleneği kendi yer ve konumlarında tutmaya razı olunur ve dinin yerine geçirilmeye kalkışılmazsa mesele kalmaz.</p>
<p>İbrahim Sarmış hocanın vurguladığı gibi “önce ve her şeyin üstünde Kur’an’ın olması gerektiğini seslendirenler ne Kur’an’ın uygulaması olan pratik sünneti yahut tümden hadisi gözardı etmiş, ne de kültürün ve okumanın düşmanlığını yapmıştır. Bütün istedikleri ve söyledikleri, Allah’ın âlemlere hidayet ve rahmet olarak indirdiği Kur’an’ın din olarak görülmesi, uygulama ve anlatım olarak sünnetin onun uygulaması olarak bilinmesi ve din adına yazılanların ve söylenenlerin Kur’an’la test edilmesi, ona uygun olanların alınması, aykırı olanların bırakılmasından ibarettir.” (Kültürün Dinleşmesi ve Savunulması, Kur’ani Hayat, sayı: 43, s.15, Eylül 2015).</p>
<p>Sonuç olarak; tevhit inancından uzaklaşan, şirkin envaı çeşidine bulanan, dinlerden herhangi bir din haline dönüştürülen mevcut din; tarihin belli dönemlerinde kalmış, bireyin ve toplumun sorunlarına çözüm üretmeyen, hattâ, müntesiplerine büyük acılar çektiren ağır sorunlara bizzat kaynaklık eden, hayattan kopuk, ruhaniyet ve maneviyat yumağı bir ‘ibadet’ dini yani tapınak dini haline gelmiştir. Oysa İslam tapınak değil hayat dinidir, ‘ibadet’i değil kulluğu esas alır vesselam.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/dini-muktesebati-kurana-arzedebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÜLTÜR İLE DİNİ TEFRİK EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2015 10:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[12:39-40]]></category>
		<category><![CDATA[16:52]]></category>
		<category><![CDATA[4:44-45]]></category>
		<category><![CDATA[40:66]]></category>
		<category><![CDATA[49:16]]></category>
		<category><![CDATA[5:35]]></category>
		<category><![CDATA[6:161-165]]></category>
		<category><![CDATA[60:4-5]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[7:35-37]]></category>
		<category><![CDATA[akıl yürütme]]></category>
		<category><![CDATA[Allah rızası için]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a has]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hars]]></category>
		<category><![CDATA[hayat tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[huri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[inanç sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[kâmil]]></category>
		<category><![CDATA[kevnî âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültür ile din]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[münzel âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[selef-i salihin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teakkul]]></category>
		<category><![CDATA[tedebbür]]></category>
		<category><![CDATA[tefakkuh]]></category>
		<category><![CDATA[tefrik]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[tezekkür]]></category>
		<category><![CDATA[toplumbilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=166</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5). Kavramların mütedavil manaları Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “kültür” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5).</p></blockquote>
<p><strong>Kavramların mütedavil manaları</strong></p>
<p>Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “<strong>kültür</strong>” kelimesi; bir çok dilde “bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tamamı”na verilen isimdir. Türkçe’de “ekin”, Osmanlı Türkçesi’nde Arapça kökenli “hars” kelimeleriyle karşılanan ve dilimize Fransızca’dan girmiş olan kültür kelimesi, bireyin herhangi bir alanda kazandığı bilgi ve alışkanlıklar için de kullanılmaktadır.</p>
<p>Toplumbiliminde “tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde oluşturulan her türlü değerler ile bunları kullanmada ve sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü” olarak tanımlanan kültürü; kısaca <strong>hayat tarzı</strong> olarak anlayabiliriz.</p>
<p>Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimi için de kullanılan kültür kelimesi; kültür akımı, kültür çatışması, kültür göçü, kültür mirası, kültür şoku, kültür varlıkları gibi bir çok bileşik kelimede de yerini almıştır.</p>
<p>Arapça’dan birçok dünya diline geçmiş olan “<strong>din</strong>” kelimesi; hemen bütün dünya dillerinde Tanrı düşüncesine dayalı toplumsal bir kurumun adı olarak kullanılır. Büyük Türkçe Sözlük’te; “İnsanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel bir olgu” olarak tanımlanan din kelimesi, “bu nitelikteki inançları kurallar, töreler, törenler ve simgeler biçiminde düzenleyen örgütlenme”nin de adıdır. Din adamı, dini bütün, dini gibi bilmek, dini imanı para gibi birçok bileşik kelimede kullanılan din kelimesi, Müslüman toplumlarda ilk elden “İslam dini” anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Arapça’dan dilimize geçen ve “fark” kökeninden türetilmiş olan “<strong>tefrik</strong>” kelimesi ise sözlükte ayırt etme, ayırma anlamına gelmekte olup; hak ile bâtılı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı fark edip ayırabilme, bunları birbirine karıştırmayıp ayıklayabilme kudreti anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dini Allah’a Has Kılabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p></blockquote>
<p>Tarih boyunca farklı toplumların ve kültürlerin etkisiyle oluşan İslam kültürleri ile İslam dinini tefrik edebilmek, “dini Allah’a has kılma” emrine imtisal edebilmek ve “Allah’a din öğretme” hadsizliğine düşmemek için büyük önem arzetmektedir. Birlikte Rabbimiz’in yolumuzu aydınlatan mübarek ayetlerine dikkat kesilelim:</p>
<p>“De ki: “Allah’a dininizi siz mi öğreteceksiniz?” (Hucurât 49:16). Ayete bu meali verdikten sonra Mustafa İslâmoğlu, dipnotta şu açıklamayı da ekler: Zımnen: Kitab’a uymayı değil de, kitabına uydurmayı mı düşünüyorsunuz? Bu âyet iki mânaya da gelir:</p>
<p>1) Allah, hangi inanç sisteminin sizi mutlu edeceğini bilir.</p>
<p>2) Allah, sizin keyfinize göre uydurup da adını “din” koyduğunuz şeylerin gerçeğini bilir.</p>
<p>“Zira göklerde ve yerde olanların hepsi ona aittir; (varlıkların) O’na olan borçluluk sorumluluğunun bittiği bir nokta yoktur. Şimdi siz kalkıp Allah’tan başkasını kaygı edineceksiniz, öyle mi?” (Nahl 16:52).</p>
<p>“De ki: “Elbet ben, hele de Rabbimden bana hakikatin apaçık delilleri ulaşmışken, Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten nehyolundum; ve ben kendimi Âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolundum.”</p>
<p>(Mu’min 40:66).</p>
<p>“Ey hapishane arkadaşlarım! Birbirinden farklı birden fazla ilâha (inanmak) mı daha makul, yoksa bütün varlıklar üzerinde otorite olan biricik Allah’a (inanmak) mı? O’nu bırakıp da taptığınız şeyler, başka değil, yalnızca sizin ve atalarınızın (Allah’a ait) nitelikleri kendilerine yakıştırdığınız isimlerdir, Allah bunlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. (Varlıkların konumları hakkındaki) nihâî yargı yalnızca ve yalnızca Allah’a aittir: O size kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir: İşte bu dosdoğru olan tek dindir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf 12:39-40).</p>
<p>“Doğrusu İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örneklik vardır. Hani onlar kendi kavimlerine şöyle demişlerdi: “Bakın, biz sizden ve Allah’ın yanı sıra taptığınız her şeyden uzağız; biz sizi(n hayat tarzınızı) reddediyoruz; sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a ibadet edinceye kadar ebediyen sürecek bir düşmanlık ve nefret vardır.” Tek istisna, İbrahim’in babasına “Senin için kesinlikle Allah’tan mağfiret dileyeceğim; ama senin lehine Allah’tan bir şey elde etme yetkisine sahip değilim” diye söz vermesiydi. (Size düşen şöyle yalvarmaktır):  “Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:4-5).</p>
<p>“De ki: “Kuşku yok ki, Rabbim beni dosdoğru bir yola yöneltti; (Allah-insan arasında) her türlü aracı inancını reddeden ve Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmayan İbrahim Milleti’ne.”</p>
<p>De ki: “Benim tüm istek ve arzum,   bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!</p>
<p>Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!</p>
<p>De ki: “O her bir şeyin Rabbi iken, şimdi ben Allah’tan başka bir Rab mi arayacağım?”</p>
<p>İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.  Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size tek tek bildirecektir.</p>
<p>Çünkü O, sizi yeryüzüne mirasçı kılmış ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinizden derecelerle üstün kılmıştır.</p>
<p>Kuşkusuz Rabbin karşılık vermede çok seridir: Fakat, bununla birlikte O gerçekten tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (En’am 6:161-165).</p>
<p>“Kendilerine vahiyden bir pay verilmiş olanların onu sapıklıkla değiştirdiklerini ve sizin de yoldan çıkmanızı istediklerini görmüyor musun? Fakat Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Ama (eğer size veli lazımsa) veli olarak Allah yeter; (yardım lazımsa) yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisa 4:44-45).</p>
<p>“Kendi uydurduklarını Allah’a isnat eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim biri olabilir mi? Bu tipler için yazılan (ceza)lardan onların payına düşen gelip onları bulacak: En sonunda canlarını almak için elçilerimiz geldiğinde, onlara “Nerede Allah’ı bırakıp da kendilerine yalvarıp yakardıklarınız?” diye soracak. Onlar (ise) “Bizi yüzüstü bıraktılar!” cevabını vererek, hakikati ısrarla inkâr etmeleri konusunda yine kendi aleyhlerine tanıklık edecek.” (A’râf 7:35-37).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eskiyen din dilini yenileyebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kültürün dinleşmesi neticesinde otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p></blockquote>
<p>Farklı geleneklerin ve İslam dışı fikir akımlarının yoğun baskısı altında oluşan din dili; Kur’an’ın kendisini değil mushafını, manasını değil lafzını, iyi anlaşılmasını değil güzel okunmasını, maksadını gözetmeyi değil asırlar öncesinden aktarılagelen manasını, mesajın iç bütünlüğünü kavramak için çaba harcamayı değil anadan atadan aktarılan şeklini mutlak hakikat kabul etmeyi öncelemiştir. Bu din dilinin artık güncellenmesi, yenilenmesi hem İslam dininin, hem Müslümanların, hem de insanlığını geleceği adına kaçınılmaz ve ertelenemez acil bir zaruret haline gelmiştir.</p>
<p>Yeni din dilini oluştururken elbette on dört asırlık birikimden istifade edilmesi yadsınamaz bir zorunluluktur. Bırakınız İslam kültür ve medeniyetlerinin kültür mirasını, bütün bir insanlığın tarihî tecrübesinden istifade etmeye bir mani bulunmamaktadır. Lâkin, burada hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p>
<p>Önceki ümmetlerin kazanımları kendilerini bağlar. Bizi bağlayacak olan da kendi kazanımlarımızdır. Mehmet Görmez hocanın ifadesiyle, “bizden önceki âlimlerin ürettiği hazineleri, müsrif bir mirasyedi misali harcamakla mı iktifa edeceğiz, yoksa selef-i salihine hayru’l-halef olarak yeni problemlere yeni çözümler bulacak, karşımıza çıkan duvarlarda yeni kapılar mı açacağız?”</p>
<p>Merhum Mehmet Âkif’in veciz ifadesinde olduğu gibi; doğrudan doğruya Kur’an’dan alarak ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültüre din muamelesi yapmanın acı neticelerini görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedemez isek, akıbetimiz dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktır.</p></blockquote>
<p>Kültürel birikime din muamelesi yaparak çürük rivayetleri iman esası gibi benimseyen binlerce genç, kendince bir cihad söylemi geliştirerek önce tekfir ettiği Müslümanları ardından ‘Allah rızası için’(!) infaz etmektedir. Bir hamlede birkaç kâfir öldürüp cennette kendilerini beklediğine inandıkları hurilere kavuşmak için gözünü kırpmadan canını feda eden intihar bombacılarının sayısı da az değildir.</p>
<p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak; otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p>
<p>Tek taassubu hakikat olması gerekirken kör taassupların girdaplarında boğulmak, Allah’ın muradını ve Kur’an’ın maksatlarını kavramak için bütün çabasını ortaya koymak yerine tarafgir taklitçiliğin tembelliğine ve konforuna kapılmak, İslam’ı çağa taşıma gayreti yerine insanları eski çağlara götürme gayreti gütmek, kevnî âyetleri münzel âyetlerle uyumlu bir şekilde anlamak yerine din ilimleri ve dünya ilimleri diye seküler bir yaklaşım benimseyip bunu da takva zannetmek&#8230; gibi indirilen dini tersyüz etmiş birçok geleneksel tutum ve davranışımız, kültürü din edinmenin acı neticelerinden sadece bir kaçıdır.</p>
<p>İslam’ı kâmil manada temsil edebilecek, ümmete ve insanlığa örneklik ve önderlik yapabilecek mutedil bir cemaatin ortaya çıkamıyor olması, dahası, dünyanın dört bir tarafında yüzlerce Müslüman cemaatin yanlış odaklara hizmet eder duruma düşmesi dini hayata hakim kılmak yerine kültür ve geleneği din haline getirmenin alçaltıcı bir neticesidir. Allah’ın indirdiği, Kur’an’ın açıkladığı, Hz. Peygamber’in öğrettiği din yerine atalarından devraldıkları kültürel mirasa din muamelesi yapan günümüz Müslümanları bu durumdan çok da rahatsız görünmemektedir.</p>
<blockquote><p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir.</p></blockquote>
<p>Kültürünü din edinmenin yakıcı neticeleri İslam coğrafyasını dört bir yanıyla kuşatmış olmasına; Ümmet-i Muhammed ateş, kan ve gözyaşı içinde boğulmasına rağmen, neden bu durumdayız, nerede yanlış yapıyoruz, niye ittifak edemiyoruz, gelin problemlerimizle yüzleşelim, sorunlarımızın çözümü için Rabbimizin rehberliğine başvuralım diyerek silkinememesi, zehirli kör taassubun yol açtığı akıl tutulmasından olsa gerek. Yetmiş üç fırkaya bölünmek gerektiğini bir iman esası zanneden kültür dini, ham hayalden öteye geçmeyen varsayımlarla kendi grubunu kurtuluş garantisi elinde olan “fırka-i nâciye” olarak görmekte, nefis muhasebesi yapmayı, özeleştiri yaparak kendine çeki düzen vermeyi aklının ucundan bile geçirmemektedir.</p>
<p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedip dini sadece Allah’a has kılamaz isek adeta paralel bir din haline gelen uydurulmuş kültür dininin bizi götüreceği yer irtica, şirk ve cahiliyeden, akıbetimiz ise dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktan başka bir şey değildir, hafizanallah&#8230;</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve O’na yaklaşma çabası içinde bulunun ve O’nun yolunda tüm gayretinizi harcayın ki kurtuluşa erebilesiniz..” (Mâide, 5:35).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM İRADESİNİ ORTAYA KOYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2015 13:09:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[14:7]]></category>
		<category><![CDATA[17:9-10]]></category>
		<category><![CDATA[20:69]]></category>
		<category><![CDATA[29:69]]></category>
		<category><![CDATA[Âdil-i Mutlak]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Allah yolunda]]></category>
		<category><![CDATA[bedevilik]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[dâvâ]]></category>
		<category><![CDATA[erdem]]></category>
		<category><![CDATA[gelenek]]></category>
		<category><![CDATA[geleneksel din]]></category>
		<category><![CDATA[güzel davranış]]></category>
		<category><![CDATA[imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[irade]]></category>
		<category><![CDATA[kudret]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[müktesebat]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[nefis muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[nimet]]></category>
		<category><![CDATA[ölü toprağı]]></category>
		<category><![CDATA[şiilik]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<category><![CDATA[sünnilik]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=160</guid>

					<description><![CDATA[“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur’an, en doğru yola yöneltmekte; erdemli ve güzel davranış sergileyenleri, kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir; ve âhirette (yaptıklarından hesap vereceğine) inanmayan kimseler için, elim bir azap hazırladığımızı da…” (İsra, 17:9-10). &#160; Çözümden ne anlıyoruz? Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">“Hiç şüphe yok ki işte bu Kur’an, en doğru yola yöneltmekte; erdemli ve güzel davranış sergileyenleri, kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir; ve âhirette (yaptıklarından hesap vereceğine) inanmayan kimseler için, elim bir azap hazırladığımızı da…” (İsra, 17:9-10). </span></p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Çözümden ne anlıyoruz?</b></p>
<blockquote><p>Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sorunun bertaraf edilmesi, sağlıklı işleyişe mani olan engellerin ortadan kaldırılması, meselede bir neticeye varılması, içinde bulunulan olumsuz durumdan bir çıkış yolu bulunması manalarına gelen “çözüm” kelimesi matematik biliminde bir denklemde bilinmeyenlerin yerine konulduğunda denklemi sonuçlandıran, gerçekleştiren sayı ya da sayılar için kullanıldığı gibi denklemde ulaşılan sonuç için de kullanılır. Sorunla başa çıkma anlamında “çare” kelimesiyle de eşanlamlı olarak kullanılan çözüm kelimesi sosyal olaylar söz konusu olduğunda ‘bir sorunun karanlık, güç yanını bulup onu açıklayarak anlaşılmazlıktan kurtarmak için tutulacak yol ya da bir sorunu çözme biçimi; bir güçlüğü ortadan kaldıracak düşünce, eylem ve işlemler bütünü’ anlamında kullanılmaktadır. </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Çözüm gücümüz ve mükellefiyetimiz var mıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan, kendisine bahşedilmiş olan akıl, irade, sorumluluk bilinci, kuvvet ve kudret gibi emanetleri yerli yerince kullanabildiğinde çözemeyeceği bireysel ya da toplumsal sorun yoktur. Sınav salonu mesabesindeki bu dünyada bize kısa ve geçici bir ömür bağışlayan Allah Teala, kaldıramayacağımız mükellefiyetler yüklemediği gibi baş edemeyeceğimiz soru ve sorunlarla da bizi imtihana tabi tutmamaktadır. Yeter ki biz kendimizi, haddimizi yani sınırlarımızı bilelim, zaaf ve meziyetlerimizi iyi yönetelim, donanımlarımızı kullanarak kapasitemizi geliştirelim, çözemeyeceğimiz sorunumuz olmadığını bilelim, kapasitemizi aşan hususlardan zaten sorumlu olmadığımızın farkında olarak sorunlarımızın üstüne üstüne gidelim.</span></p>
<blockquote><p>Akıl, irade, kudret gibi meziyetlerimizi sorunlarımızın çözümünde ve vahye mutabık bir hayatı inşa etmede kullanmazsak, nimetleri israf etmiş, dahası emanete  ihanet  etmiş oluruz.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Terbiye etmediğimiz ve yerli yerinde kullanmadığımız meziyetlerimiz körelmeye mahkumdur. Her nimetin şükrü kendi cinsinden olur. Akıl, irade, kudret gibi nimetlerimizi de sorunlarımızın çözümünde ve vahye mutabık bir hayatı inşa etme yolunda kullanmazsak, nimetleri israf etmiş, dahası emanete  ihanet  etmiş oluruz.</span></p>
<blockquote><p>Biz kul olarak çıkış yolu bulmak için bütün çabamızı ortaya koyarsak, Allah Teala elbette bize çıkış yollarını gösterecektir, zira buna va’di vardır.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Nimetin şükrünü fiilen eda edersek, Rabbimiz o nimetin kapasitesini artırma garantisi vermekte; kullanmayarak ya da yanlış kullanarak nankörlük edecek olursak çetin azabı kendi tercihimizle hak edeceğimiz konusunda açıkça uyarmaktadır:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Eğer şükrederseniz size (olan nimetimi) artırırım,  yok eğer nankörlük ederseniz iyi bilin ki azabım  pek şiddetli olacaktır.” (İbrahim, 14:7). Nimetlerin artmasının ve azaptan kurtulmanın ön şartı; önce bizim harekete geçmemiz, çözüm irademizi ortaya koyup gücümüzü harekete geçirerek somut adımlar atmamızdır. Biz olayları ve şartları anlamak ve çıkış yolu bulmak için bütün çabamızı ortaya koyarsak, Allah Teala elbette bize çıkış yollarını gösterecektir, zira buna va’di vardır (29:69). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mustafa İslâmoğlu hoca “…Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah o toplumun gidişatını (kendiliğinden) değiştirmez&#8230;” (Ra’d Sûresi, 13/11) âyetinin meâline şu notu ilave etmiştir: Bu âyet toplumsal değişimin yasasını ifade eder. Toplumun ve hayatın yeniden inşâsı için, tasavvur ve aklın “akleden kalp” olarak yeniden inşâsını öngörür. Zımnen: Allah’ın bir toplumun gidişatı hakkındaki iradesi, o toplumu oluşturan bireylerin tercihlerinden bağımsız değildir. Bu âyet gidişatı beğenmeyen mü’min muhatabının önüne “değişimi” bir hedef olarak koymaktadır. Bunun </span><span style="font-weight: 400;">başlama noktası kişinin kendisidir</span><span style="font-weight: 400;">. Zira kendilerini eğitemeyenler başkalarını eğitemezler. İçinden aydınlanamayan dışını aydınlatamaz (Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meâl-Tefsir). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Âlem-i İslam’ın hâl-i pürmelâlinden kurtularak müminin izzetine yaraşır bir hayat sürebilmesi ve insanlığa örnek olacak bir toplum modeli geliştirebilmesi için; iradesini ve gücünü ortaya koyarak çözüme yönelik somut adımlar atması gerekmektedir.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Sorunlarımızı teşhis edip uygun çözümler üretebilmeliyiz</b></p>
<blockquote><p>Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek çözüm için irademizi ve tüm gücümüzü ortaya koyduğumuz zaman, Rabbimizin bizleri muvaffak kıldığını göreceğiz.</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">İslam âleminin bütün sorunlarını efradını cami ağyarını mani şekilde tadat edip çözüm önerilerini sıralamak bir şahsın  tek başına yapabileceği bir iş olmadığı gibi bir kısa makale de bu büyük görev için yeterli bir zemin değildir. Ancak, sorunlarımızı tasnif edebileceğimizi, teşhisin de çözüm önerisinin de mümkün olduğunu, bahşedilen yüksek meziyetler yanında vahye mazhar olmuş âdemoğlu olarak  sorunları görmezden gelmek ve sürekli kaçmak yerine cesaretle bu sorunların üzerine giderek kalıcı etkin çözümler oluşturabileceğimizi vurgulayabilmek için burada bir kaç tespitimi paylaşmak istiyorum: </span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Hatasız tek kitabın Kur’an olduğuna can u gönülden </span><span style="font-weight: 400;">inanıp</span><span style="font-weight: 400;">, onun kıyamete kadar insanlığın sorunlarına </span><span style="font-weight: 400;">kalıcı gerçek çözümler</span><span style="font-weight: 400;"> sunma vasfına ve gücüne </span><span style="font-weight: 400;">güvenmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kitaba uymak yerine kitabına uydurma, Kur’an’ın söylediğine dikkat kesilmek yerine kendi kanaatimizi Kur’an’a söyletme hadsizliğini artık tamamıyla terk etmeliyiz. Kur’an’ı anlamaya çalışırken mezhep taassubu başta olmak üzere tüm </span><span style="font-weight: 400;">ön yargılarımızdan kesinlikle uzak durmalıyız</span><span style="font-weight: 400;">.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Mistik eğilimlere kapılarak herkesi haklı ve mazur görme fantazisiyle hakkı zayi etmemeliyiz. </span><span style="font-weight: 400;">Hakk’ın hatırı</span><span style="font-weight: 400;">nı özenle tüm hatırların üzerinde tutulmalıyız. Hak namına hiç bir kıymeti olmayan </span><span style="font-weight: 400;">zanna dayalı</span><span style="font-weight: 400;"> spekülatif yöntemlere itibar etmemeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Büyük insanların, dinî ve siyasi önderlerin, eski ve yeni âlimlerin de </span><span style="font-weight: 400;">hata yapabileceğini kabul etmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. Ne var ki, hata yaptı diye süpür atmaya kalkmanın, hatalarıyla birlikte toptancı bir yaklaşımla almaktan farksız olduğunu da kabul etmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Toptan kabul ya da toptan red yerine seçerek, ayıklayarak kabul etmeyi veya reddetmeyi alışkanlık haline getirmeli, </span><span style="font-weight: 400;">temyiz</span> <span style="font-weight: 400;">kudretimizi geliştirmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Allah’ın koyduğu ölçülerle yetinmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">; sahte kutsallar, asılsız takvalar, haksız otoriteler oluşturma ve onların eteğine yapışarak toptan cennete girme hayallerinden vaz geçmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Görünmeyi değil olmayı öncelemeli, </span><span style="font-weight: 400;">imajı değil hakikati önemsemeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadakati ve tarafgirliği değil, samimiyeti ve liyakati öncelemeli, görevlendirmelerde ölçü olarak </span><span style="font-weight: 400;">içtenliği ve yetkinliği esas almalıyız</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Batı medeniyetlerinin yücelttiği, doğu medeniyetlerinin de tam tersine alçalttığı ego/nefis meselesinde </span><span style="font-weight: 400;">dengeli bir yaklaşım</span><span style="font-weight: 400;"> ortaya koyabilmeli, insanlığa izzet-i nefsini koruyan ama başkalarını kendine köle etmeye yeltenmeyen sağlam bir </span><span style="font-weight: 400;">şahsiyet modeli</span><span style="font-weight: 400;"> sunabilmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Nefis muhasebesini bir ritüel olarak tekrarlayıp durmaktan vaz geçip herkesten önce kendimizi hesaba çekmeyi, </span><span style="font-weight: 400;">ciddiyetle özeleştiri yapma</span><span style="font-weight: 400;">yı öğrenmeliyiz. Birbirimizi </span><span style="font-weight: 400;">yapıcı eleştiriler</span><span style="font-weight: 400;">le desteklemeli, bize eleştiri yöneltenleri düşman bellemek yerine onlara teşekkür etmeliyiz. Artık ferden ve toplum olarak esaslı bir </span><span style="font-weight: 400;">tevbeye niyet</span><span style="font-weight: 400;"> etmeliyiz.  </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sünnilik ve Şiilik başta olmak üzere mezhep, cemaat veya meşrep davası gütmenin, onun holiganlığını yapmanın </span><span style="font-weight: 400;">tefrika suçu işlemek</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunu, haram kılınmış olan bu büyük sosyal hastalık Âlem-i İslam’ı yiyip bitirmeden öğrenmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Şahsımıza emanet edilen akıl, irade, sorumluluk, güç gibi nimetlerin </span><span style="font-weight: 400;">devredilemez ve vazgeçilemez ferdî emanetler</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunun bilincine vararak, şark kurnazlığıyla onları başkasının cebine koymak suretiyle sorumluluktan kurtulma uyanıklığından vaz geçmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Kendi kendimize yaptığımız zulümlerin, kendi tercih ve eylemlerimizin sonucu olarak başımıza gelen acı olayların faturasını Allah’a keserek bunca nimeti bağışlayan Rabbimize iftira atma terbiyesizliğini bırakıp adam gibi </span><span style="font-weight: 400;">tercih ve eylemlerimizin sorumluluğunu üstlenmeliyiz</span><span style="font-weight: 400;">. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Tarih boyunca farklı kültürlerin karışımıyla ortaya çıkmış olan geleneksel din algılarını sorgulayarak Allah’ın bize indirdiği dini yeniden keşfetmeli, Allah’ın dinine zam yapmadan, indirilmiş dinde indirime yeltenmeden </span><span style="font-weight: 400;">Rabbimizin</span><span style="font-weight: 400;"> insanlık ailemiz için </span><span style="font-weight: 400;">öngördüğü sınırlarla yetinerek</span><span style="font-weight: 400;">, O’nun emr-i ilahisi gereğince aklın ve ilmin işbirliğiyle, vahyin aydınlığında yepyeni bir hayatı inşa etmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Üzerimizdeki ölü toprağını atmalıyız. Yeryüzünün imarı ve vahye mutabık medeni bir hayatın inşası için gerek fizik, gerek sosyal, gerekse entelektüel alanda </span><span style="font-weight: 400;">büyük çabalar</span><span style="font-weight: 400;"> ortaya koymalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bedeviliği, kabalığı, marjinalliği ve </span><span style="font-weight: 400;">şiddeti  yücelten</span><span style="font-weight: 400;"> tutum ve davranışlardan bütünüyle uzaklaşmalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Evde, okulda, işyerinde, kamusal alanda, siyaset ve cemaat ilişkilerinde </span><span style="font-weight: 400;">çatışmaya ve nefrete değil, saygıya ve müzakereye dayalı</span><span style="font-weight: 400;">, sözleşme, ilke ve hak temelli hukuklu  bir ilişki ağı geliştirmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Temyiz kudretimizi geliştirerek</span><span style="font-weight: 400;"> iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan, geleneği dinden, kültürü imandan hassasiyetle ayırt etmeyi, şirke bulaşmamak için olabildiğince titiz davranmayı, bunu bir ömür yapmanın asıl </span><span style="font-weight: 400;">kaderimiz</span><span style="font-weight: 400;"> olduğunu kavramalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Dinî ve siyasi önderlerimizin peygamberlerin bile kullanmadığı yetkiler kullanmasına göz yummayı terk etmeli, </span><span style="font-weight: 400;">istişareyle iş yapma ve ortak akıl ile karar alma</span><span style="font-weight: 400;"> erdemini gösterebilmeliyiz. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Sadece beş milyarı aşkın kayıp kardeşlerimizi bulabilmek için değil, iki milyarlık Âlem-i İslam’ın evlatlarını evden kaçırmamak için de mutlaka </span><span style="font-weight: 400;">yeni bir din dili geliştirmek</span><span style="font-weight: 400;"> maksadıyla elbirliği yapmalıyız. </span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Yöntemler farklı olsa da temeli oluşturan </span><span style="font-weight: 400;">‘asıl’ın tek olduğunu</span><span style="font-weight: 400;"> asla unutmamalı ve dosdoğru geniş yolda birbirimize çelme takmadan kendi gücümüz ve gayretimiz nispetinde, ödülünü sadece Âdil-i Mutlak’tan bekleyerek </span><span style="font-weight: 400;">hayır ve ıslah faaliyetlerinde yarışmalıyız</span><span style="font-weight: 400;">.</span></li>
</ol>
<p><b>Özetle; </b><span style="font-weight: 400;">duygularımızla değil aklımızla hareket etmeyi, aşağılık ya da büyüklük kompleksinden kurtulmayı, gücü değil hakkı üstün tutmayı, sadakati değil liyakati öncelemeyi, mehdi/kurtarıcı beklemekten vaz geçip sorumluluğumuzu üstlenerek gereğini yapmayı, zanna ve menkıbelere dayalı çürük bilgileri bırakıp Kur’an’a ve aklın faaliyetlerine dayalı sağlam bilgiyi esas almayı başarabilirsek, bunun için irademizi ve çabamızı ortaya koyabilirsek, Müslümanlar İslam’ı yetkinlikle temsil etmeye başlayacak, İslam dini büyük bir hızla tüm dünyada yayılacak, karşısında başkaca hiç bir sistem tutunamayacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek kendimizle yüzleştiğimiz, Allah’ın koyduğu ilkeleri yeterli görüp dine zam yapmaya ya da inirim yapmaya yeltenmeden vahye mutabık bir hayat inşa etmek için irademizi ve gücümüzü ortaya koyduğumuz zaman, Rabbimizin bizleri yeryüzünün varisleri kıldığını göreceğiz. Zira buna vadi var ve O, asla vadinden hulfetmez.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Zulme ve zalime meyletmeyip adaleti üstün tutarsak, cehaleti ilim ile yenersek, saltanat yerine şûrâ, yani ortak akıl ve istişare ile işlerimizi yürütürsek, günah ve düşmanlık yerine iyilik ve takvada yardımlaşarak sorumluluk bilincimizi geliştirirsek, insanlığın ortak iyilerini yaygınlaştırıp ortak kötülükleri engellemeye çalışırsak, ifrat veya tefrite saplanıp uçlarda gezinmek yerine dengeli, orta yolu tutan bir ümmet, sağlıklı bir toplum olursak, Allah elbette Müslümanları yeryüzünün varisi kılacaktır. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“</span><b>Dâvâmız uğrunda var gücünü harcayanları, elbette kendi yollarımıza  yönelteceğiz. Şüphesiz Allah iyi ve erdemli olanların yanındadır.”</b><span style="font-weight: 400;"> (Ankebut, 29:69). </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-iradesini-ortaya-koyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM YOLLARINI ARAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2015 09:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[14:12]]></category>
		<category><![CDATA[39:73-74]]></category>
		<category><![CDATA[Akabe Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlar]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[diriliş çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ebü'l Fadl Abbas]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ali]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan devleti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[millet]]></category>
		<category><![CDATA[mushaf]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[öldürücü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[ölü fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Sezai Karakoç]]></category>
		<category><![CDATA[va'd]]></category>
		<category><![CDATA[vaîd]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=155</guid>

					<description><![CDATA[“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12). İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Bize yollarımızı bulmada rehberlik ettiği hâlde, Allah’a neden güvenip dayanmayalım ki? Ve elbette sizin bize çektirdiğiniz eza ve cefaya rağmen direneceğiz: sağlam bir dayanak arayan herkes de sadece Allah’a güvenip dayansın!” (İbrahim Sûresi, 14/12).</p></blockquote>
<p>İnsan, yeryüzünün yönetiminden sorumlu tutulduğu için tercihlerinde özgür bırakılmış ayrıcalıklı bir varlıktır. Sorunun ya da çözümün bir parçası olmak, bedeline katlanmak şartıyla hür irade sahibi insanın kendi tercihine kalmıştır. Kur&#8217;an-ı Kerim, insanın akıl ve irade sahibi özgür bir varlık olması hasebiyle, kendi eylemlerinden mesul olduğunu, dolayısıyla doğru yolu seçerek yanlış ve günahtan uzak durması gerektiğini, Allah&#8217;ın iyilik yapanları ödüllendireceğini (<em>va&#8217;d</em>), kötülük yapanları ise cezalandıracağını (<em>vaîd</em>) haber vermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ölü Fikirleri Ayıklayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır.</p></blockquote>
<p>Allah’ın sınırlarına duyarlı, yeryüzünde ıslah edici davranışlar ortaya koyan inanmış insanlar tarihin her döneminde insanlığın sorunlarına çözüm yolları aramışlardır. Malik bin Nebi’nin ifadesiyle “ölü fikirleri ayıklamak” gibi çetin bir görevi üstlenen bu salih ve muslih iyiler, hurafelere ve şirke bulandırılmış ilahi mesajın dosdoğru şekilde anlaşılması ve hayata tatbik edilmesi için insanı önceleyen, hikmeti, maslahatı ve makâsıdı gözeten yeni bir din dili üretmeye ve yaygınlaştırmaya çalışmışlardır. Ölü fikirleri ayıklama ameliyesi hayati önem arz etmektedir. Çünkü “ölü fikirler”, dışarıdan empoze edilen “öldürücü fikirlerden” çok daha tehlikelidir. Zira “ölü fikirler” bağışıklık sistemini çökerterek doğal savunma sistemini devre dışı bırakmaktadır. Oysa “öldürücü fikirlere” karşı bünyenin doğal bir direnci ve kendisini savunacak donanımları vardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak Birliğini Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Şikâyet etmek yerine anlamaya çalışmamız, körü körüne itaat yerine sorgulamamız, taklit yerine tahkiki esas almamız gerektiğini, aksi takdirde Müslümanlar olarak bugünümüzün rehin, geleceğimizin ise kayıp olacağını belirten Mustafa İslâmoğlu, çözüm yolu olarak da Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle <u>kaynak birliğini sağlamamız gerektiği</u>nin altını çizmektedir.</p>
<p>Her cemaatin kendi büyükleri tarafından kaleme alınan muteber saydıkları kitapları olduğunu, bu kitapları hayatın mihverine koyarak ve bunları savaştırarak varacak bir yerimiz olmadığını, bu eserlerin öğrettiği İslam anlayışı ile vahdeti sağlamamızın imkânı bulunmadığını altını kalın çizgilerle çizerek anlatan İslâmoğlu hoca, tek çıkış yolu olarak, içinde hiç bir kuşku barındırmayan yegâne kitap olan <u>Allah’ın Kitabı’na dönme</u>yi, başka yerde çare arayarak zaman kaybetmemeyi, yoksa tefrika illetinin bu ümmeti tüketeceğini ihtar etmektedir.</p>
<blockquote><p>“Barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa edemezsek bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür.”</p></blockquote>
<p>12 Ağustos 2015 tarihinde Erciyes dağındaki bir otelde Akabe Vakfı tarafından gerçekleştirilen ribat eğitim programında verdiği sohbetinde Müslümanların içine düştüğü zilletten kurtularak yeniden hayatın kurucu öznesi olabilmesi için izlenmesi gereken yol haritasını on iki madde halinde anlatan İslâmoğlu hocanın çözüm önerilerini kendi ifadeleriyle şöylece özetleyebiliriz:</p>
<ol>
<li>Akıl ile Kur’an, hayat ile vahiy arasındaki bağ asla koparılmamalıdır.</li>
<li>Hissî dindarlığın yerini ilmî dindarlık, pasif iyilerin yerini aktif iyiler almalıdır.</li>
<li>Geleneksel dinî birikimin tamamı ana kaynak olan Kur’an’a arz edilmeli, Kur’an’ın kabul ettiği alınmalı, etmediği alınmamalıdır.</li>
<li>İlahi olan ile beşerî olan, din ile gelenek, vahiy ile rivayet, ibadet ile âdet birbirine karıştırılmamalıdır.</li>
<li>Taklit, taassup ve tefrikadan şeytandan kaçar gibi kaçılmalı, onların yerini tahkik, denge ve vahdet almalıdır.</li>
<li>Mushaf’ı Kur’an’ın, tecvidi tertilin, lafzı mananın, fıkhı tefakkuhun, mucizeyi sünnetullahın, kabuğu özün, nasıl’ı niçin’in, korkuyu sevginin, ölüyü dirinin önüne alan eski din dilinden vazgeçilmelidir.</li>
<li>Onun yerine Kur’an’ı Mushaf’ın, tertili tecvidin, manayı lafzın, tefakkuhu fıkhın, sünnetullahı mucizenin, özü kabuğun, niçin’i nasıl’ın, sevgiyi korkunun, diriyi ölünün önüne alan bir din dili konulmalıdır.</li>
<li>Aşırı yüceltmeci veya ara kablosuna indirgemeci yaklaşımlarla hayattan dışlanan bir peygamber algısı, yerini Kur’an’ın ‘arkadaşınız’ dediği örnek alabileceğimiz model bir insan peygamber anlayışına bırakmalıdır.</li>
<li>Dünya ve ahirette maddi ve manevi rantçılığa ve kayırmacılığa dayalı, sorumsuz, çoğaltma tutkusuna kapılmış gösterişçi dindarlık, yerini alın teri ve emeğe dayalı samimi ve sorumluluk bilincini her şeyden önde tutan bir dindarlığa bırakmalıdır.</li>
<li>Kur’an tarafından gayb ve şahadet ayakları üzerine oturtulan İslam bilgi sistemi, zanna dayalı sahte bir ayak eklenerek bozulmamalıdır.</li>
<li>‘İnsan devleti’ni hedefleyen bir siyasetin ilkeleri; hakikat, adalet, merhamet, ehliyet ve meşveret olmalı, en ölümsüz devletin yürek devleti, en kalıcı fethin de yürek fethi olduğu unutulmamalıdır.</li>
<li>Ümmet-i Muhammed, Yahudilerden çok Yahudileşmekten, Hıristiyanlardan çok Hıristiyanlaşmaktan korkmalıdır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Olup Bitenleri Kaygıyla İzleyip Oturmak Yetmez</strong></p>
<p>Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez, Ortadoğu’da sürüp giden çatışmaların İslam dünyasını tehdit eder boyuta ulaşması üzerine 18 Haziran 2014 tarihinde yayımladığı bir beyanname ile sağduyu çağrısı yapmıştır. Müslüman&#8217;ın canını ve kanını Müslüman&#8217;a helal gören bir cihat anlayışını kesin bir dille reddeden ve sekiz dilde dünya kamuoyunun dikkatine sunulan beyannamede vurgulanan hususlar, İslam dünyasının sorunlarına çözüm yolları da sunmaktadır:</p>
<p>“<u>Müslüman kimliği</u>, her türlü mezhebî, meşrebî, coğrafi, etnik, siyasi ve politik aidiyetin üstündedir. Hiçbir yapı, İslam kardeşliğini ve vahdetini bozmaya yönelik çalışmalara izin vermemelidir. Haksız yere bir insanın kanını dökmek, dini bakımdan en büyük cürüm olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>1400 yıldır bütün farklılıklarıyla bugünlere gelen bir toplumu dini, mezhebi ve etnik temellere dayalı bir yapı ile yönetme imkânı yoktur. Hiç kimse ya da hiçbir grup, bir başkasının inancına, değerine ve düşüncesine savaş açamaz. Herkes yaşadığı topraklarda tarihsel birikimine uygun olarak özgürce yaşama hakkına sahip olmalıdır. Bunun aksine olan her tutum ve davranış, selam ve eman yurdu olan bu topraklarda fitne çıkarmak isteyen unsurlar olarak görülmelidir.</p>
<p>Tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet geleneklerini birbirine karşıt olarak görüp bunun üzerinden güç mücadelesine girmek büyük bir fitne olarak görülmelidir. Herhangi bir Müslüman grup, fırka veya cemaatin, kendi dini anlayışını mutlak hakikat kabul ederek diğer anlayışları ötekileştirmesi, tekfir etmesi, tekfir ettiklerini de ölüme mahkûm etmesi asla kabul edilemez. Bu tür anlayışları meşrulaştıracak hiçbir yaklaşım, anlayış ve görüşün, İslam’dan destek bulması mümkün değildir. Hiç kimsenin bir başkasını İslam’dan çıkartma salahiyeti yoktur.</p>
<p>Necef ve Kerbela gibi müstesna mekânlar, Hz. Ali, Hz. Hüseyin ve Ebü’l Fadl Abbas gibi Ehl-i Beyt büyükleri, Şiilerin veya Sünnilerin değil, bütün İslam ümmetinin ortak, büyük değerleridir.</p>
<p>Bazı çevrelerin diğerlerine karşı cihat ilan etmesi de kabul edilemez. Zira Kur’an ve Sünnet, Müslümanın Müslümana canını ve kanını helal gören bir cihadı asla emretmemiştir. <strong>Bugün Müslümanların topyekûn başvuracağı en büyük cihat, taassuba, fakirliğe, cehalete, fitneye ve tefrikaya karşı yapacakları cihattır.</strong> Hiç kimse, zulme karşı cihat iddiasıyla başkaca mazlumiyetlerin yaşanmasını meşru gösteremez.</p>
<blockquote><p>“Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.”</p></blockquote>
<p>Bugün, âlimlere düşen en büyük görev, Müslüman toplumları ayrıştırmaya yönelik fetvalar vermek yerine; İslam dünyasındaki farklılıkları bir rahmet ve zenginlik olarak görüp barış içinde birlikte yaşamanın ahlakını ve hukukunu yeniden inşa etmek olmalıdır. Aksi takdirde bütün İslam âlemi suç ortamına, bütün İslam âlimleri de suç ortağına dönüşür. Bütün bu olup bitenleri sadece kaygıyla izlemek yetmez. Elim sonuçlar doğuracak bir çatışmayı engellemek için bütün dinî liderler ve âlimler kararlılıkla birlik ve beraberlik içinde hareket etmelidir. Bu hepimizin dinî, ahlaki ve vicdani görevidir&#8230;”</p>
<p>Rabbimiz, beyanatının arkasında duran ve olup bitenleri kaygıyla izlemekle yetinmeyerek “Dünya İslam Bilginleri Barış, İtidal ve Sağduyu İnisiyatifi”nin kurulmasına önayak olan muhterem başkanın çabalarını bereketlendirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diriliş Çağrısı</strong></p>
<blockquote><p>“Allah’ın gösterdiği yola girerek duygu, düşünce, eylem ve hedef birliği sağlayabilmek için öncelikle kaynak birliğini sağlamamız gerekir.”</p></blockquote>
<p>11 Temmuz 2008 tarihinde Yüce Diriliş Partisi adına Genel Başkan A. Sezai Karakoç tarafından yayınlanan deklarasyonda çözüm yolu için mazi bilincine ve aydın kadro ihtiyacına vurgu yapılmaktadır:</p>
<p>“Milletim, uyan! Kendine dön! Aslını unutma! Geçmişini bil. <u>İçinden, gerçek aydınlardan kurulu bir kadro çıkar. Çıkar ki, onlar, hem bugününü, hem yarınını kurtarsınlar.</u> Geleceğini, ancak, bilinçli, idealist bir aydın nesil güven altına alır.</p>
<p>Milletim! Büyük bir milletsin. Çok büyük bir ülken var. Onun bir çok parçasına el konulmuş. Öbür parçalarına da göz dikilmiş. Çok köklü bir tarihe sahipsin. Gerçek bir medeniyetin, Hakikat Medeniyeti’nin sahibisin. Onu yeniden ayağa kaldır. Diril ve dirilt! İnsanlık seni bekliyor.</p>
<p>Milletim! Doğu’ya, Batı’ya dur diyecek güç, sensin. Kendini bildiğin gün, kurtulacaksın. Ve bütün insanlığı kurtaracaksın. Yoksa, insanlık, büyük bir felakete doğru gidiyor. Sınırsız hırs sahipleri dünyayı yakmaktan geri durmuyorlar.</p>
<p>Milletim! Uyan, kendine gel! Yeni bir sayfa aç. Yeni bir çağ aç. Geçmişte birkaç kez çağ açmıştın. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin. Yine açabilirsin.”</p>
<p>Üstadın “Çıkış Yolu” adıyla peşpeşe yayımladığı üç eser, ülkemizin, ümmetin ve insanlığın sorunlarına çözüm yolu arayan esaslı çalışmalardan biridir. Özellikle <u>aydınların aldanmaması</u> gerektiğinin altını çizen üstat, “Aydınlar aldanmazsa insanları işin gerçeğine getirirler. Fakat aydın aldanırsa işin içinden çıkılmaz.” demektedir.</p>
<p>Sorunlarımızı “geçmişi çok iyi bilip geleceğe çok köklü çok boyutlu bir genel idealle, her kişide her aydında bulunan bir idealle yarına adım atmakla” halledebileceğimizi söyleyen üstat, çeşitli problemler yaşayan “halkları kardeş bilip neden bu duruma düşüyorlar diye endişelenmemiz, bunu bir tek silah bile ateşlenmeden nasıl çözeriz diye düşünmemiz” gerektiğini ifade etmektedir. Müslüman halkların yaşadığı problemlerde etken “dış tesiri etkisiz hale getirmeden” sorunları çözemeyeceğimizi belirten üstat, kalıcı çözümün mümkün olduğunu, ancak yabancı projeleri çözüm diye sunarak halkları hayal kırıklığına uğratmamak gerektiği hususunda uyarmaktadır.</p>
<p>Rabbim bizleri çeşitli sebeplerle entelektüel zehirlenmeye maruz kalan, kendisi sapmakla kalmayıp sahte cennet vaatleriyle başkalarını da saptıran, dünyayı kaosa boğan aktif kötülerden olmaktan muhafaza buyursun. Rabbimiz, ülkelerin adaletle yönetildiği, nimetlerin gönül huzuruyla paylaşılarak insanların mutlu yaşadığı, Allah’ın sınırlarının gözetilerek insanların kalıcı barış yurduna titizlikle hazırlandığı vahye mutabık bir hayatın inşasında bizleri hizmetçi olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p>İlk sözümüz gibi son sözümüz de Kur’an olsun:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Rablerine karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar ise guruplar halinde cennete buyur edilecekler. Kapıları zaten açılmış bulunan cennete vardıklarında, oranın muhafızları kendilerine şöyle diyecek: “Selam olsun size! Safa başınıza! Ebedî kalmak üzere buyursunlar!..” Onlar da şöyle mukabele edecekler: “Bize ettiği vaadi gerçekleştiren, bizi bu uçsuz bucaksız mekâna vâris kılan ve bizi cennette tercih ettiğimiz yere yerleştirecek olan Allah’a hamd olsun!” Bakın, çalışıp çabalayanların ödülü ne de güzelmiş.” (Zümer, 39/73-74).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-yollarini-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSABETLİ BİR TEŞHİS KOYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/isabetli-bir-teshis-koyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/isabetli-bir-teshis-koyabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2015 09:00:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[3:102]]></category>
		<category><![CDATA[3:102-109]]></category>
		<category><![CDATA[âdemoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ahlâk]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[beşer]]></category>
		<category><![CDATA[bidat]]></category>
		<category><![CDATA[hidayet]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[isyan]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim 2:227]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[taassup]]></category>
		<category><![CDATA[tabiat]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[teşhis]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizî 4:343]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Uhud]]></category>
		<category><![CDATA[vahiy]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=143</guid>

					<description><![CDATA[“Ey (Kur’an’a) iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun gereğini hakkıyla yerine getirin! Ve (Allah’a) tam teslim olmadan can verecekseniz, sakın ölmeyin!&#8230;” (Âl-i İmran, 3/102). Teşhis; ‘kim ya da ne olduğunu anlama, tanıma ve seçme’ anlamına gelmektedir. Sağlık alanında ‘hastalığı araştırıp bulguları değerlendirerek ne olduğunu ortaya koyma’ anlamında kullanılmaktadır. Sözlükte ‘hedefin tam üstüne düşme’ anlamına gelen ‘isabet’ [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Ey (Kur’an’a) iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun gereğini hakkıyla yerine getirin! Ve (Allah’a) tam teslim olmadan can verecekseniz, sakın ölmeyin!&#8230;” (Âl-i İmran, 3/102).</p></blockquote>
<p>Teşhis; ‘kim ya da ne olduğunu anlama, tanıma ve seçme’ anlamına gelmektedir. Sağlık alanında ‘hastalığı araştırıp bulguları değerlendirerek ne olduğunu ortaya koyma’ anlamında kullanılmaktadır. Sözlükte ‘hedefin tam üstüne düşme’ anlamına gelen ‘isabet’ kelimesi, söz, düşünce veya öneri ile ilgili olarak ‘yerindelik, uygunluk ve yanılmazlık’ manasında kullanılmaktadır. Arapça kökenli bu iki kelimeden ilki için yeni Türkçede ‘tanı’, ikincisi için de ‘yerinde’ kelimeleri de kullanılabilmektedir.</p>
<p>Daha yakın olduğunu savunanlar da olmakla beraber, yaklaşık elli bin yıl kadar önce akıl, irade, sorumluluk bilinci gibi donanımlar kendisine bahşedilerek ‘beşer’likten insanlığa terfi ettirilen ve ‘yeryüzünün halifesi’ seçilen âdemoğlu; Âdem aleyhisselamdan Muhammed aleyhisselama kadar binlerce elçi aracılığıyla vahiy ile desteklenmiştir. Sonradan insanların farklı isimlerle anmasına rağmen, ilk peygamberden son peygambere kadar bütün elçilerin tebliğ ettikleri dinlerin ortak adı ‘islam’, ortak mesajı da ‘tevhit’ olmuştur. İslam; Allah’ın buyruklarına teslim olma, barış ve esenlik, tevhit ise Allah’ın bir tek ilah olduğunu kabul etme ve birilerinin ya da bir şeylerin O’na aracı, ortak veya yardımcı olduğu vehmine kapılmamaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ayrılmaz ikili: Kur’an ve akıl</strong></p>
<blockquote><p>Akıl vahyin aydınlatıcı kılavuzluğundan vareste kalamaz. Ancak, vahyin hidayet olabilmesi ve insanlığa dosdoğru yolu gösterebilmesi de aklın faaliyetine vabestedir.</p></blockquote>
<p>Toplumsal çürüme süreçlerinde kaybedilen yol gösterici ilahi mesajlar, insanlığın karanlıklar içinde boğulmaması için Rahman ve Rahim Rabbimizin yüksek bir lütfu olarak tarih boyunca dönem dönem yenilenegelmiştir. Ancak, Son Elçi Muhammed aleyhisselamdan sonra artık yeni bir peygamber ve yeni bir vahiy gelmeyeceği alenen beyan buyurulmuştur. Kıyamete kadar gelecek bütün insanların ve bütün toplumların yollarını aydınlatacak tek kılavuz Kur’an ve akıl ikilisidir.</p>
<p>Sevgili Efendimiz’in güzel örnekliği vahyi en doğru şekilde anlayabilmemiz için, bilim de aklı en doğru şekilde çalıştırabilmemiz için izlememiz gereken iki uygulama modelidir. Zira, nebevî sünnet vahyin, bilim ise aklın hayata tatbik edilmiş şeklini ifade eder. Dolayısıyla, tamamı Allah’ın insanoğluna büyük ikramları olan bu nimetlerin çelişmesi ve çatışması söz konusu değildir. Bilakis, sadece insana bahşedilen bu nimetlerin dengeli birlikteliği sayesinde biz durumumuzu değerlendirebilir, sorunlarımızı teşhis edebilir ve onlara kalıcı çözümler oluşturabiliriz.</p>
<p>Sebeplerle sonuçlar arasında bağ kurabilmek ve olayları doğru görüp isabetle yorumlayabilmek için işletilmesi gereken akıl melekesi göz mesabesinde olup, görebilmesi için ayrıca ışığa ihtiyaç duymaktadır. Bu yüzden akıl vahyin aydınlatıcı kılavuzluğundan vareste kalamamaktadır. Ancak, vahyin hidayet olabilmesi ve insanlığa dosdoğru yolu gösterebilmesi de aklın faaliyetine vabestedir.</p>
<p>Anlayarak okumayan, mesajlarını algılayıp hayata tatbik etme çabası gütmeyen birisi için vahiy yol gösterici olmamış demektir. Zira, vahyin bir insana hidayet rehberi olması, o insanın bu niyetle vahye muhatap olması ve vahyi muhatap alması gerekmektedir. Keza, aklını devre dışı bırakarak bir insanın vahyin kılavuzluğuna tabi olması mümkün değildir. Zira, kullanılmayan, işletilmeyen akıl yok hükmündedir ve aklı olmayanı vahiy muhatap bile almamaktadır. Bu sebeple biz mevcut durumumuza ilişkin isabetli bir teşhis koyabilmek için vahyin aydınlattığı aklın çabalarına ihtiyaç duymaktayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuçları ve sebeplerini birlikte görebilmek</strong></p>
<ol>
<li>Kur’an’ı kendi iç bütünlüğü çerçevesinde anlama çabasına girmek yerine, ciddi bir ayıklama zahmetine girmeden ve Kur’an ile sağlamasını yapmadan hâtıbulleyl misali yapışıp aldığımız rivayetler; günümüzde yaşadığımız ahlâk, inanç, düşünce ve bireysel ya da sosyal davranış problemlerimize mesnet teşkil eden ana kaynağı oluşturmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Aklı devre dışı bırakarak nassın tek başına yeterli olduğunu zannetmek, rivayetleri kutsayıp eleştiri konusu olmaktan çıkarmak; ümmetin içinde haricilik, tekfircilik ve kadercilik gibi çarpık inanç ekollerinin gelişip yayılması sonucunu doğurmuştur.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>Bidatlere bulanma, sömürgeye elverişlilik, şiddeti yüceltme, tefrikayı içselleştirme, körü körüne tarafgirlik gibi sosyal hastalıklarımız; bütünü ıskalamamızdan, elimize geçirdiğimiz parçanın bütünün kendisi olduğuna kendimizi inandırmaktan ve lafzın yanında manayı ve maksadı da göremememizden dolayı derinleşerek bugüne kadar gelmiştir.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Tarihi ibret vesilesi olarak görüp ders çıkarmak yerine övgü ya da sövgü malzemesi yapmamız; bilgiyi hor görüp her şeyi duygudan ibaret görmemiz; tedvin kudretimizi yitirip bilgi üretemez hale gelmemiz; temyiz kabiliyetimizi kaybedip iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden ayırt edemez hale gelişimiz&#8230; bütün bu hastalıklı durumlarımız, her ikisi de Allah’ın bize ikramı ve emaneti olan akıl ile vahyin arasını açmamızdan, bu ikisini birbirine rakip, hatta düşman gibi görmemizden kaynaklanmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>Nezaketi istihza konusu edip kabalığı yiğitlik saymamız; insan olmadan müslüman, bilgi sahibi olmadan düşünce sahibi, sorumlu davranmadan müttaki olunabileceğini zannetmemiz gibi derin yanılgılarımız, tasavvurumuzu Kur’an’ın kavramlarıyla inşa edemeyişimizden kaynaklanmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Hakikati anlama çabalarını küçümseyip kendi cemaatimizin doğrularını tartışmasız hakikat ilkeleri olarak görmemiz, mümin şahsiyetin inşasında temeli oluşturan ahlâkın yerine akideyi koymamız, piramidi tersine çevirerek cezayı eyleme, eylemi inanca, inancı da ahlâka göre daha üstün görmemiz, Kur’an’ın hayat inşa eden muhteşem kavramlarını yeterince kavrayamamamızdan, daha da kötüsü taassupkârane tarafgirlikler sebebiyle vahyin kavramlarını çarpıtmamızdan, içini boşaltıp kendi hiziplerimizin kifayetsiz manalarını Kur’an’ın kavramlarına yedirmeye çalışmamızdan kaynaklanmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>İslam coğrafyası genelinde karşımıza çıkan sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların bir çoğu hilafet gibi kuşatıcı güçlü bir siyasi şemsiyeyi yitirmekten kaynaklanmaktadır. Hilafet kurumunun ilgasıyla darmadağın olan Âlem-i İslam, küresel şer odaklarının ve zalim büyük komşularının çifte sömürüsüne sahne olmuştur. Batı medeniyeti karşısında farklı alanlarda peşpeşe yaşanan yenilgiler, cetvelle çizilen sun’i sınırların yol açtığı toprak sorunları, şeytani bir ustalıkla körüklenen etnik çatışmalar, son derece zengin tabiî ve beşerî kaynaklarının fütursuzca sömürülmesi gibi tarihî ve sosyolojik travmalar, Ümmet-i Muhammed’in özgüvenini yitirmesine ve kimlik krizi yaşamasına yol açmıştır.</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>Kur’an’ın ve Sevgili Nebi’nin bize tavsiye ettiği tevbeyi ve nefis muhasebesini anlamını bilmediğimiz Arapça sözleri belli bir nağme eşliğinde tekrar etmekten öteye geçirerek hatalarımızdan yakıcı bir pişmanlık duymayışımız ve içtenlikle özeleştiri yapamayışımız ve bize eleştiri yöneltenleri düşman belleyişimiz; dilimizle farklı söylesek bile kendi mezhebimizin, meşrebimizin, cemaatimizin ve önderimizin korunmuş olduğuna kesin olarak inanmamızdan kaynaklanmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>Büyük insanların, dinî ve siyasi önderlerin, eski ve yeni âlimlerin hata yapabileceğini kabul etmeyişimiz ya da bir hatalarını gördüğümüzde onların gözümüzden büsbütün düşmesi, sorumluluğun “ferden” olduğunu, ayıklamanın ve doğru olanı seçmenin kaderimizin taa kendisi olduğunu kavrayamayışımızdan kaynaklanmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="10">
<li>Allah’ın koyduğu ölçülerle yetinmeyişimiz; sahte kutsallar ve asılsız takva anlayışları geliştirmemiz, yalancı otoriteler oluşturmamız; Allah’ın hakkını yeterince takdir edemeyişimizden ve O’nun bizim için belirlediği çerçeveye razı gelmeyişimizden kaynaklanmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="11">
<li>Allah’ı bir, Peygamber’i bir, Kitab’ı bir, Kıble’si bir olan Ümmet-i Muhammed’in dirlik bulamaması birlik olamamasından, birlik olamaması da “Kardeş olun” ve “Müminler ancak kardeştirler” gibi açık ilahi talimatlara kulak asmayışından, daha da kötüsü kendi kavim, hizip, mezhep ve grup menfaatlerini ümmetin menfaatlerinden üstün ve öncelikli görmelerinden kaynaklanmaktadır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dengeli bir ümmet olabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Akıl vahyin aydınlatıcı kılavuzluğundan vareste kalamaz. Ancak, vahyin hidayet olabilmesi ve insanlığa dosdoğru yolu gösterebilmesi de aklın faaliyetine vabestedir.</p></blockquote>
<p>Bu haftaki yazımızı Rabbimiz’in Âl-i İmran Sûresi’ndeki şu diriltici buyruklarıyla noktalayalım:</p>
<p>“102. Ey (Kur’an’a) iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun gereğini hakkıyla yerine getirin! Ve (Allah’a) tam teslim olmadan can verecekseniz, sakın ölmeyin!</p>
<ol start="103">
<li>Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da, O’nun lutfu sayesinde kardeş oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.</li>
<li>Öyleyse sizler hayra çağıran, meşru ve iyi olanı öneren, kötü ve yanlış olandan da sakındıran bir ümmet olun! İşte onlar, evet onlardır sonsuz mutluluğa erenler.</li>
<li>Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar var ya, korkunç bir azaba müstahak olanlardır;</li>
<li>bazı yüzlerin ağarıp bazı yüzlerin karardığı o günde, yüzü kara çıkanlara (denilecek ki): “İmana erdikten sonra inkâra saptınız ha? O hâlde, inkârınızdan dolayı tadın azabı!”</li>
<li>Fakat yüzü ağaranlar Allah’ın rahmetine garkolacaklar; onlar o rahmette daimi kalacaklar.</li>
<li>İşte bütün bunlar Allah’ın mesajlarıdır. Biz bunları sana, gerçek bir amaca mebni olarak iletiyoruz; zira Allah, hiç kimseye haksızlık etmek istemez.</li>
<li>Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’a aittir; ve tüm iş ve oluş sonunda Allah’a döner (bu yüzden kâinattaki her şey Allah’ın yasalarına göre hareket eder).”</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mustafa İslâmoğlu hocamız, açık ve anlaşılır şekilde çevirdiği bu muhteşem âyetlere şu notları da düşmüştür:</p>
<ol>
<li>Allah Rasulü 103. âyette sözü edilen ipin Kur’an olduğunu söylemiştir (Müslim, 2:227; Tirmizî, 4/343). Vahdet sosyal tevhid, tevhid akidevi vahdettir. Doğal olarak tefrika da sosyal şirk olmaktadır.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>104. âyetin alternatif bir anlamı da şudur: “Ümmet saparsa onu düzeltecek bir maya topluluk bulunsun!” Bu bir ebedî risalet çağrısıdır. Risaletin Nebi’den sonra ümmetin omuzlarında olduğunu beyan eden bu âyet Fâtır Sûresi’nin 32. âyeti ışığında anlaşılmalıdır. Bu âyet “ümmet” olmanın bir takım kurmak ve kuru kuruya o takıma mensup olmak değil, ehliyet ve liyakat kesbetmek demeye geldiğinin belgesidir. Zira ‘ummet’ kelimesinin türetildiği kök “anne”, ümmet de insanlığa anne gibi şefkat ve merhamet abidesi kesilen toplum anlamına gelir.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>105. âyetle yasak kılınan görüş farklılığı değil, bu farklılıkların inanç birliğini parçalamasına izin vermektir.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>109. âyette zımnen şöyle denmektedir: Ey insan! Bütün bir kâinat Allah’ın yasalarına uyarken, sen Allah’ın tabiat, tarih ve toplum için koyduğu yasaları gözardı ederek nasıl bir netice elde etmeyi bekliyorsun?! Bütün bir kâinat Allah’a aitken, sen O’na isyan ederek kime sığınmayı düşünüyorsun?</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>110. âyetten itibaren sûre, Uhud imtihanı üzerinden İslâm cemaatine hitap ediyor ve Müslümanların evrensel ahlâkî sorumluluklarını hatırlatıyor. (Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meâl-Tefsir, İstanbul 2013, c. I, s. 125-126).</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/isabetli-bir-teshis-koyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘LEYLE-İ KADR’İN KADRİNİ BİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2015 19:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15:99]]></category>
		<category><![CDATA[17:52]]></category>
		<category><![CDATA[2:125]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[20:102-104]]></category>
		<category><![CDATA[23:112-113]]></category>
		<category><![CDATA[3:138]]></category>
		<category><![CDATA[30:55]]></category>
		<category><![CDATA[44:1-6]]></category>
		<category><![CDATA[44:3]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrâil]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[i'tikâf]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kamerî takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[leyle-i kadr]]></category>
		<category><![CDATA[M. Sait Özervarlı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Şener]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=115</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır. Kamerî [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır.</p>
<p>Kamerî takvimin dokuzuncu ayı ramazanı diğer on bir aydan farklı kılan, bu ayda oruç tutarak bedenimizi aç bırakmamız değil, bilakis kendimizi tutarak, bir yıllık dağınıklığımızı toparlayarak, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek, vahiyle inşa olma ve vahye mutabık bir hayat inşa etme görevimizi daha bir şevkle yerine getirmeye yeniden azmetmemizdir. Bu sebeple son yıllarda ramazanın oruç ayı olmaktan öte ‘Kur’an ayı’ olması vasfıyla anılır olması sevindirici bir gelişmedir.</p>
<p>Abdülaziz Bayındır, sadece ümmet-i Muhammed’e değil, önceki ümmetlere de farz kılınmış olan orucun eski semavi dinlerde de dokuzuncu ayda tutulmasının hikmetini, önceki vahiylerin de dokuzuncu ayda yine bir kadir gecesinde nazil olmaya başlamasıyla izah eder.</p>
<p><strong>Leyle-i Mübâreke: Leyletu’l-Kadr</strong></p>
<blockquote><p>Ramazan ayını farklı kılan, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek vahye mutabık bir hayat inşa etme azmimizi bilememizdir.</p></blockquote>
<p>Cehalet karanlıklarını nuruyla aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini; “bütün insanlığa iletilmiş tarifsiz bir bildiri ve sorumluluk bilincini kuşananlar için de bir rehber ve öğüt” (3/138) olarak tanımlar. Vahyin inmeye başladığı ilk geceyle ilgili olarak önce Duhân Sûresi’nin ilk âyetlerine, ardından Kadir Sûresi’ne kulak verelim:</p>
<p>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</p>
<ol>
<li>Hâ-Mîm! 2. Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin!<br />
3. Evet, onu <u>mübarek bir gecede</u> Biz indir(meye başla)dık; zaten, baştan beri (vahiyle) uyaran da Bizdik. 4. O gece, (iyi ve kötü) her iş ayrıştırılarak hikmetli bir hükme bağlanır, 5. tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet (rasulleri) gönderen de Bizdik, 6. Rabbinin rahmeti sayesinde. Şüphesiz yalnızca O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur&#8230;” (Duhân, 44/1-6).</li>
</ol>
<p><strong>Kadir Sûresi; cüz 30, sûre 97 </strong></p>
<p>Son Nebi&#8217;ye Son Vahy&#8217;in ilk ayetlerinin geldiği bereketli gecede parlayan nur, yeryüzünde kıyametin kopuşuna kadar yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir. “İnnâ Enzelnâ Sûresi” olarak da anılan “Kadr Sûresi”nin -üslup benzerliği ve konu bütünlüğü dikkate alındığında- Medine’de değil, Mekke’de Alak Sûresi’nin hemen ardından ya da Leyl Sûresi’nden sonra ve Fecr Sûresi’nden önce 12. sırada indiği kabul edilebilir. Bereket timsali sûrenin meâlini ve tefsirini Mustafa İslâmoğlu&#8217;nun çalışmasından okuyalım:</p>
<p><strong>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</strong></p>
<ol>
<li>Elbet onu kadir-kıymet gecesinde<sup>(1)</sup> Biz indirmeye (başlamışızdır).</li>
<li>Bilir misin o kadir-kıymet gecesinin mahiyeti nedir?<sup>(2)</sup></li>
<li>O kadir-kıymet gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.<sup>(3)</sup></li>
<li>Melekler, vahiyle beraber<sup>(4)</sup> o gece inerler de inerler,<sup>(5)</sup> Rablerinin izniyle, hayatın her alanına dair<br />
5. tarifsiz bir mutluluğun (formüllerini getirirler); bu durum,<strong> tanyeri ağarıncaya kadar sürer.”</strong><sup>(6)</sup></li>
</ol>
<p>(1) Veya: “Kıymeti belli bir gecede”. Yani: “Kıymetine yeter olmayan, bir ömre bedel, bereketli ve şerefli bir gecede” (Krş: 44:3). Burada isim tamlamasından dolayı belirli gelen gece Duhân 3’te sıfat tamlaması olarak belirsiz gelmiştir (<em>fî leyletin mubâraketin</em>). Zira orada bereketi belirsizdi, burada ise o bereketin “kadarı/mikdarı/kadri” belirlenmiştir: “Bin aydan hayırlı.”</p>
<blockquote><p>Cehalet karanlıklarını aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini “bütün insanlığa iletilmiş bir bildiri, rehber ve öğüt” olarak tanımlar.</p></blockquote>
<p>Kadr, bir şeyin miktarını, değerini ve sonucunu belirtir. Burada kelimenin “miktarla” değil “değerle” ilgili olduğu 3. âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Yine Kadr’in anlamının <u>değere ilişkin</u> olduğunu, bu gecenin ramazan ayında olduğunu söyleyen Bakara 185’in sonundaki “hakkı bâtıldan ayıran bir ölçme ve değerlendirme yeteneği” anlamına gelen furkân da teyit eder.</p>
<p>Leyl, içinden aydınlatılabilecek geçici karanlık için kullanılır. Zulumâtın türetildiği zalâm ise içinden aydınlatılamayan, aydınlanmak için terk edilmesi gereken karanlıktır. Birçok yerde gelen “Karanlıklardan aydınlığa” kalıbı, “gece” gibi içinden aydınlatılacak karanlığı değil, ancak terk edince kurtulunacak karanlığı ifade eder.</p>
<p>(2) Bakara 185, Kur’an’ın indiği gecenin ayın bütününde aranmasını îmâ eder. Bu gecenin haftanın günlerinden pazartesine denk geldiğini, Allah Rasulü’nün, pazartesi günleri neden nafile oruç tuttuğuyla ilgili bir soruya verdiği cevaptan öğreniyoruz. Zaten Rasulullah’ın hayatının dönüm noktası olan o gecenin hangi güne denk geldiğini bilmemesi düşünülemezdi.</p>
<p>(3) Yani: O ömre bedel bir gecedir. Zımnen: Ey muhatap! Kur’an, indiği geceye otuz bin kat değer yüklemiştir! O gecenin değeri kendinden değil vahiydendir. Zira o gece ay yılına ait bir gecedir. Ay yılı ise sabit değil dönen bir zamandır. Demek ki o mübarek gece bereketini bizzat zamandan değil, o zamanda inmeye başlayandan almıştır. Şu halde aynı Kur’an senin hayatına inerse, ömrüne nasıl bereket katacağını var sen hesap et! Düşünsene aynı vahiy, ilk muhatabını “âlemlere rahmet”, indiği şehri “kentlerin anası”, indiği toplumu “insanlık anası” (ümmet) kılmıştır! Sözün özü: İçine vahyin indiği bir gece bir ömre bedeldir. Kur’an bunun tersinin de geçerli olduğunu söyler: İçinde vahyin olmadığı bir ömür, bir gece kadar bereketsizdir. (Krş: 17:52; 20:102-104; 23:112-113; 30:55).</p>
<p>(4) Rûh, Nahl 2, Mü’min 15 ve Şûrâ 52’de tartışmasız vahiy mânasına kullanılmıştır. Bu sûrenin ana konusu da vahiydir. Dolayısıyla burada teşrifatçı melekler eşliğinde indirilen, akleden kalbin hayat soluğu olan vahiy olmalıdır. Zira, bilinçsiz bilgi ruhsuz cesettir. Vahiy ise bilgiyi bilince dönüştürür.</p>
<p>(5) Zımnen: Lafzı bir kez, mânası sonsuz kez inen vahiyle inşâ olmak isteyen her mü’mine, melekler, hidayet ve furkan olan vahyin diriltici soluğunu kıyamete kadar indirmeye devam ederler. Vahyin her çağda geçerli olan dönüştürücü gücünün arkasındaki mucize budur.</p>
<p>(6) Veya fecrin mastar anlamıyla: “(Hakikatin) fışkırdığı kaynağa dönünceye kadar sürer.” İki anlama da gelebilir:</p>
<ol>
<li>İnsanlığın içinde debelendiği cahiliye gecesi Kur’an’ın ışığıyla son buluncaya kadar. İbrahim Sûresi’nin ilk âyetinde ifadesini bulan hakikat budur.</li>
<li>Gaybî hakikatleri örttüğü için bir geceye benzeyen bu dünya hayatı son bulup, gaybî hakikatlerin “yakîn” olduğu âhiret şafağı atıncaya kadar (Krş: Hattâ ye’tiyeke’l-yakîn: 15:99).” (İslâmoğlu, 2013:II/1281-1284).</li>
</ol>
<p><strong>Kur’an’ın vahyedilmeye başlanmasıyla müşerref olan gece!</strong></p>
<blockquote><p>Son elçiye ilk vahyin geldiği bereketli gecede parlayan nur, kıyamete kadar yeryüzünde yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir.</p></blockquote>
<p>Tevhit Mesajı’nda Sûre-i Kadr’in özlü tefsiri şöyle yapılmıştır:</p>
<p>“1-3. Ey elçimiz Muhammed’e iman etmeyen ve kendi soyları içerisinden önemli kişilerin yaptıkları ile övünen, müminlere “İsrailoğulları içerisinde Allah yolunda bin ay cihat etmiş kimseler bulunmaktadır” gibi sözler söyleyen Medine yahudileri! Şunu iyi bilin ki elçimiz Muhammed’e vahyettiğimiz bu Kur’an, öylesine büyük bir ilahi nimettir ki, onun vahyedilmeye  başlandığı gecenin dahi değerini kavramaya sizin aklınız ermez, çünkü onun vahyedilmeye başlandığı Kadir gecesi sizin bahsettiğiniz bin aydan daha hayırlıdır.</p>
<p>4-5. O gece vahiy meleği Cebrâil, Allah’tan bir lütuf ve rahmet olmak üzere, diğer meleklerle birlikte ilk defa elçimiz Muhammed’e vahiy getirmiş ve ondan sonra da, tevhit dininin hükümlerini açıklamak üzere vahiy getirmeye devam etmiştir. O gece Allah, elçisi Muhammed’i tam bir itminana kavuşturmuş ve ona, insanları tevhide çağırma, esenliğe ve kurtuluşa davet etme vazifesini tevdi etmiştir.”</p>
<p>Burada âdeta Kur’an’a iman etmeyen yahudilere şöyle denilmektedir: “Sizler, vahyedildiği geceyi dahi bin aydan daha hayırlı yapan şu Kur’an’a iman etmedikçe, geçmişte bin ay ibadet etmiş atalarınızın bulunmasıyla kurtuluşa eremezsiniz.” Bununla beraber sûrenin lafzan Hz. Peygamber’e ve müminlere hitap ettiği de ortadadır. Bize göre burada yahudiler üzerinden müminlere mesaj verilmektedir. <em>Doğrusunu Allah bilir</em>.” (Elik, 2013:1365).</p>
<p><strong>Hz. İbrahim’den beri gelen nebevî sünnet: İ</strong>‘<strong>tikâf</strong></p>
<blockquote><p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir.</p></blockquote>
<p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir. Böylece, bin aydan hayırlı oluşunu bir ömre bedel olarak anlayabileceğimiz Kadir Gecesi’nde ihya olmanın bir yolu da İbrahimî dinlerin ortak sünneti olan i‘tikâftır. Nitekim, “Ramazanın son on gününe girildiğinde Allah Rasulü dünyevi işlerden uzaklaşıp i‘tikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı. Bir hadiste Rasulullah’ın Kadir gecesinde, “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet!” şeklinde dua edilmesini tavsiye ettiği belirtilir.</p>
<p>Sözlükte “hapsetmek, alıkoymak; bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak” anlamlarındaki <em>akf</em> kökünden türeyen i‘tikâf, bu mânaları yanında kişinin kendisini sıradan davranışlardan uzak tutmasını, fıkıh terimi olarak da ibadet amacıyla ve belirli bir şekilde camide kalmasını ifade eder. İ‘tikâfa giren kimseye <em>mu‘tekif</em> veya <em>âkif</em> denir.</p>
<p>İ‘tikâfın meşruiyeti Kur’an ve Sünnet ile sabittir. “Mescidlerde i‘tikâfta bulunduğunuz zaman kadınlara yaklaşmayın” (Bakara 2/187) meâlindeki âyetle Hz. Âişe’nin, “Rasulullah ramazanın son on gününde i‘tikâfa girerdi. O bu âdetine vefatına kadar devam etmiştir. Sonra onun ardından hanımları i‘tikâfa girmiştir” (Buhârî, “İ‘tikâf”, 1) şeklindeki rivayeti bunun delillerini teşkil eder.</p>
<p>Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde ibadet ve tâatte bulunmak amacıyla zamanının belirli bir kısmını ayırması ve bu esnada meşrû bile olsa her türlü nefsânî ve şehevî arzulardan uzak durması kişinin mânen olgunlaşması için önemli vesilelerden biridir. Zorunlu ibadetlerin yanı sıra nâfile ibadetler de bu konuda önem taşımakta, dinî duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde yaşandığı, mümkün olduğu ölçüde maddî ilgilerden uzaklaşarak yüce yaratıcıya yönelinen bir ortam insana derin bir mânevî ufuk ve imkân sunmaktadır.</p>
<p>İ‘tikâf yalnız İslâm ümmetine has bir ibadet olmayıp vahiy geleneğine sahip hemen bütün dinlerde muhtelif şekillerde gerçekleştirilen köklü bir gelenektir; İslâmî öğreti içinde de Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil zamanından beri devam edegelen bir sünnet olarak bilinir. Nitekim, “İbrâhim ve İsmâil’e: Evimi onu ziyaret edenler, ibadet için orada kalanlar (<em>âkifîn</em>), rükû ve secde edenler için tertemiz tutun diye ahid -emir- verdik” (Bakara 2/125) meâlindeki âyet bir yönüyle buna işaret etmektedir&#8230;” (Şener, 2001:23/457).</p>
<p>Rabbim bizleri mümin sorumluluğunu kuşanan ve her iki cihanda mesut olan bahtiyar kulları arasına girmeye muvaffak eylesin. Günümüz ramazan, gecemiz kadir olsun.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>İslâmoğlu, Mustafa; Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, c.II, s.1281-1284.</li>
<li>Elik, Hasan ve Coşkun, Muhammed; Tevhit Mesajı: Özlü Kur’an Tefsiri, Fikir Yayınları, İstanbul 2013, s.1365.</li>
<li>Özervarlı, M. Sait; “Kadir Gecesi” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 24/124-125.</li>
<li>Şener, Mehmet; “İ‘tikâf” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 23/457-459.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
