<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mustafa Demir Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/mustafa-demir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/mustafa-demir/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Jun 2017 09:04:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>ZEHİRLİ DUMANIN ESARETİNDEN KURTULABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Jun 2017 09:57:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Zaaflarımızı Yönetebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[10:100]]></category>
		<category><![CDATA[A’râf 7:31]]></category>
		<category><![CDATA[akciğer kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın beden emaneti]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:195]]></category>
		<category><![CDATA[dudak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[en büyük düşman]]></category>
		<category><![CDATA[En Güzel Hikâyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Eren Sarı]]></category>
		<category><![CDATA[gırtlak kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[katil hayat arkadaşı]]></category>
		<category><![CDATA[mesane kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[mide kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Nuriye Çakmak]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sigara bağımlıları]]></category>
		<category><![CDATA[sigara bırakma poliklinikleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara İçene Hitap]]></category>
		<category><![CDATA[Sigara öldürür]]></category>
		<category><![CDATA[sigara özürlü]]></category>
		<category><![CDATA[süründürür]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus]]></category>
		<category><![CDATA[Yunus 10:12]]></category>
		<category><![CDATA[Zehirli duman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=520</guid>

					<description><![CDATA[“We lâ tulqû bi eydîkum ile’t-tehluke: Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!” (Bakara 2:195). “Külû weşrebû we lâ tüsrifû innehu lâ yuhibbu’l-müsrifîn: Yiyin için ama israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!” (A’râf 7:31). “Züyyine li’l-müsrifîne mâ kânû ya’melûn: Savurganlara yaptıkları kötü işler süslü gözükür!” (Yunus 10:12). Sigara illetine müptela insanlara ve türlü eziyetlerine karşı hissettiğim [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We lâ tulqû bi eydîkum ile’t-tehluke</em>:</p>
<p>Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!”<br />
(Bakara 2:195).</p>
<p>“<em>Külû weşrebû we lâ tüsrifû innehu lâ yuhibbu’l-müsrifîn</em>:<br />
Yiyin için ama israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez!”<br />
(A’râf 7:31).</p>
<p>“<em>Züyyine li’l-müsrifîne mâ kânû ya’melûn</em>:<br />
Savurganlara yaptıkları kötü işler süslü gözükür!”<br />
(Yunus 10:12).</p>
<p>Sigara illetine müptela insanlara ve türlü eziyetlerine karşı hissettiğim duyguları, “Sigara İçene Hitap” başlıklı yazısında gazeteci Nuriye Çakmak edibane üslubuyla -sanki ben yazmışım gibi- ifade etmişti. Sigara bağımlılarının Ramazan günlerini bu illetten kurtuluş vesilesi ittihaz etmelerine yardımcı olması temennisiyle iktibas etmek istedim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zehirli dumanın köleliğinden azat olabilmek</strong></p>
<p>“Önümde yürüyorsun, bir vapuru andıran ya da egzozu bozulmuş bir kamyondan çıktığı hissini uyandıran dumanlar salıyorsun bana, ciğerlerimi, cildimi, sinirlerimi zedeliyorsun. Hakkında ne düşünüyorum biliyor musun, eğer <strong>hassas bir insan</strong> olsaydın ya da hassasiyetini kaybetmemiş birisi, bunu yapamazdın!</p>
<p>Ya kör olman gerek ya hissiz ya uyumuş ya da uyutulmuş… Çevrende onca insan varken, onları rahatsız ettiğini bile bile, umursamadan nasıl da üflüyorsun dumanını? Herkes gözünün ucuyla sana bakıyor. Sizden o kadar çok var ki, “Ya Sabûr” deyip başlarını çeviriyorlar. Sen bu hakları(!) bonus toplayan bir bilgisayar oyunu karakteri gibi heybene doldurup öylece ilerliyorsun. Yaradan’ın, yerin, göğün hakkını, yaratılmışın hakkını, öz vücudunun hakkını… Daha neler… Yürüyorsun…</p>
<p>Karakter zafiyeti ya da kişilik sorunları yaşadığını düşünüyorum. Onu vazgeçilmez görüyorsun, biberonunu arayan bir bebek gibi, topunu kaybetmiş huysuz bir çocuk, ya da oyuncak bebeğini arayan bir hırçın bir kız çocuk… Farkını göremiyorum. Kendini ona muhtaç bilmen böyle bir psikolojiden kaynaklanıyor olsa gerek. Kendini buna inandıran sensin çünkü. Saatler süren yolculuklarda nasıl duruyorsan içmeden, sarhoşlar gibi ellerin titremiyor, uyuşturucu kullananlar gibi krizlere girmiyorsan, mecburiyet oldu mu, onsuz kalabiliyorsun demektir. Oruç tutarken ya da ders esnasında içemiyorsun mesela. Ama otobüs son durağa geldi mi kâr biliyorsun birkaç saniyeyi, silahına mermi sürer gibi ellerine alıyorsun katil hayat arkadaşını! Aman bir saniye kaybetmeyesin, iner inmez hazır olsun. On dakika daha yolumuz olsa içmeyecektin, ama inince içmen gerektiğini beynine bizzat sen emrediyorsun.</p>
<p>Sana kendini özel mi hissettiriyor yoksa? Evet, <u>özelsin</u>, insanın en güzel yansıması olan <strong>gülümsemen bile sararmış</strong> senin, üzerine sürekli <u>kötü kokular sıkıyor gibisin</u>, evet özelsin çünkü insan çok nadir kararsız kalır, bir dostuna sarılırken… Bu kararsızlığın mimarı sensin. Yanına oturulmasıyla kalkılması bir oluyor, koca bir salonda tek başına bile olsan tüm salonu etkin altına alabiliyorsun! Ortamı kendine benzetme maharetin takdire şayan. Tüm bunlara karşı “beni rahat bırak” tavrına sarılıyorsun, “sen ne anlarsın”, diyorsun. Evet, <u>bütün akıllar bir araya gelse geçerli tek bir sebep bulamaz</u> diye düşünüyorum, ben anlamam, çünkü anlaşılacak bir yanı yok sigara içmenin.</p>
<p>O zehirlerin en zehir karışımının tek bir tutamını sana içirsem, beni <strong>en büyük düşmanın</strong> sayarsın. Kendi ellerinle kendine her gün tutam tutam zehir veriyorsun oysa! Her yıl <u>sigaraya harcadığın para</u>dan küçük bir dağ olurdu. Gözünün önünde o kâğıt dağına bir kibrit çaksam aklımı kaçırdığımı düşünür, benden nefret ederdin üstelik. Bugüne dek sigaraya verdiğin paraları hesaplasan eminim şu an “ihtiyacım var” diyebileceğin <u>her şeye yetecek bir miktarı kendi ellerinle yakmış olduğunu</u> görürdün. Ama yanan sadece paran değil, içinde sen de yanıyorsun, en yakınlarını ve hiç tanımadıklarını da beraberinde yakıyorsun! Sonra da bana “sen ne anlarsın” diyorsun, farkında değilsin, <u>can yakıyorsun</u>. Kendi canını yaktığın gibi tüm sevdiklerinin ve hiç tanımadıklarının canını da yakıyorsun. Nihayetinde dünyaya küsüyorsun. Ama keşke huysuz çocuklar kadar masum olsaydın…</p>
<p>Mesela Rus ruleti oynasan her gün, daha masum olurdun, çünkü o oyunda <strong>ölüm riski</strong> altıda birdir. Sigarada ise <strong>ikide bir</strong>. Karıkoca içiyorsanız, biriniz mutlaka sigaranın yol açtığı hastalıklardan dolayı ölecektir mesela. Çocuklarınız da içiyorsa, ya onlar annesiz ve/ya babasız kalacaklar ya da siz eşsiz ve evlatsız kalacaksınız! Bu büyük bir zulüm, ama sizi bu zulmü yapmaya zorlayan haricî bir güç yok. Ne ilginç, değil mi?</p>
<p>Akciğerlerin sıkılsa içinden katran zifir akıyor, boğazların bir boğuk motor gibi, sesin sana verilen eşsiz name değil artık, yüzün dumanların elinde esir, solgun ve delik deşik…</p>
<p>26 yıl onkoloji bölümünde çalışmış bir doktor isyan ediyor, “ben bu ülkeyi yönetiyor olsaydım, her birinize bir hafta gasilhanede, bir hafta da onkoloji servisinde mecburi hizmet yaptırırdım”, diye. “Çok uzak görüyorsunuz ölümü kendinize, her gün sizin gibi kaç kişinin geldiğini görmeniz gerek, <strong>akciğer</strong> kanseri nasıl oluyormuş, <strong>gırtlak</strong> kanseri, <strong>dudak</strong> kanseri, hattâ <strong>mide</strong> kanseri, <strong>mesane kanseri</strong>, kangren vs. Bu kişiler nasıl tarifsiz ağrılar, zor durumlar, büyük acılar yaşıyormuş, görün, ben de sizi göreyim…” diyor.</p>
<p>Aslında direk sebep olduğu veya yol açtığı o kadar çok hastalık var ki… “Sigara öldürür!” sözü bir uyarı değil. Bu bir sonuç aslında. Bir de “süründürür” tabii ki, ölümü aratacak düzeyde!</p>
<p>Duygularını yitirdiğini düşünmeme kızmıyorsun umarım, kendine böyle zulmetmek için kendini ve çevrendekileri bu tarifsiz acıların ve ağrıların içine attığın için sana şükran duyulmasını beklemiyor olmalısın. Üzerine bir de para ödüyorsun ya, gerçekten çok hayret ediyorum sana&#8230;</p>
<p>Kendini böyle <strong>değersiz</strong> ya da <strong>dokunulmaz</strong> hissetmekle ve bu acıları kendine reva görmekle tüm sevdiklerine türlü acılar çektirdiğini görememen nasıl açıklanabilir sence? Pasif içici yaptıklarının akıbetleri seni hiç ilgilendirmiyor mesela. Eşi yıllardır sigara içen birine, “Ne hâle gelmişsin, derhal sigarayı bırakman gerek!” diyen doktora kadın; “Ben hayatımda ağzıma hiç sigara koymadım ki!” diye hayretle cevap veriyor.</p>
<p>Seni <strong>sigara tutkusu</strong>ndan ne sana emanet verilen <u>öz canın</u> engelleyebiliyor, ne de Allah’tan bahşetmesini talep ettiğin diğer emanet canlar. Hiçbir hesaba yanaşmıyorsun. <strong>Her şeyini feda ettiğin, her zorluğu kendisi için göze aldığın tek şey senin bizzat en büyük düşmanın</strong>… İşin en kötü yanı da, bunu sen çok iyi biliyorsun, ama bilmez gibi davranıyorsun! Bir de kalkıp sana değil de kendime hayret etmem gerektiğini düşünüyorsun, böyle düşünüyorum diye?</p>
<p>Hayatımda hiç izi yoktu aslında bu düşüncelerin, küçük dünyamda böyle bir sorun yoktu. Çünkü yakın çevremde sigara içen bir tek kişi bile yoktu. Sonra zaman ve şartlar bir şekilde gelişti. Etrafımda “<strong>sigara özürlü</strong>” dostlar ve ders arkadaşları zuhur etmeye başladı. Senden geçtim, şimdi kendime acıyorum. Hangi yaramı sarayım bilemiyorum…</p>
<p><u>Seni suçlamak inan hiç de zevkli değil, sana acımak da marifet değil. Sana kızmak beni mutlu etmiyor, senden uzak kalmak da mümkün olmuyor</u>. Aklımı, yüreğimi, vicdanımı, tahammülümü sürekli <strong>yaralıyor</strong>sun… “Allah kurtarsın”, diyorum, çünkü zindandaki birinden farksızsın. Hattâ darağacındasın, çünkü kurtulmak için kılını bile kıpırdatmıyorsun! İçin yana yana arasan bir yol bulurdun, bırakamamaktan değil, <strong>bırakmaktan korkuyorsun</strong>!</p>
<p>Gel <strong>uyan</strong> ve bir <strong>adım at</strong>, lütfen artık <strong>kendini ve bizleri bu zehirli kölelikten kurtar</strong>. Yok, ben böyle mutluyum, diyorsan, hiç olmazsa beni azat et… Lütfen!” (<strong>1</strong>)</p>
<p><strong>Oruç ayında sigara illetinden tamamen kurtulabilmek </strong></p>
<p>Araştırma hastanelerinin <u>sigara bırakma polikliniklerinde</u> ramazan münasebetiyle <u>yoğunluk yaşandığı</u> yolundaki haberler beni ziyadesiyle memnun etti. Oruç tutarken zaten uzunca bir süreyi sigara içmeden geçiren insanların bir iki saat daha sabrederek sigara illetinden ömür boyu kurtulmaları somut bir fırsat olarak önlerinde duruyor. Hür iradesiyle esaretten kurtulmayı başaramayan sigara müptelaları mutlaka bu polikliniklere başvurmalı ve destek almalıdır.</p>
<p>Sigaraya başlamaya niyetlenenlerin de hayatlarını karartmamak için, “bir iki defa içer istediğim zaman bırakırım” diyerek başlayıp bağımlılık nedeniyle sağlıklarını kaybeden ve işlerini yapamaz hâle gelenlerin “Sigaradan uzak durun!” feryadına özellikle gençler kulak kabartmalıdır. Sigaranın yol açtığı atardamar tıkanıklığı nedeniyle uzuvlarının kesilmesini, akciğer başta olmak üzere çeşitli kanser hastalıklarına yakalanmayı, ailede ve toplumda sürekli horlanmayı, fert ve toplum bağlamında ciddi ekonomik kayıplar yaşamayı, Allah’ın beden emanetine hıyanet etmeyi, fıkıhta haram kabul edilen (<strong>2</strong>) bir yasağı bilerek çiğnemeyi… istemeyen yaşlı-genç, kadın-erkek, okumuş-cahil, zengin-fakir… herkesin sigaraya esir düşmekten korunması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Bir yasağa karşılıksız aşk besleme gafletinden uyanmak</strong></p>
<p>Ülkemizin, bölgemizin, Ümmet-i Muhammed’in ve nihayet tüm insanlığın, problemin boyutunu, çapını ve derinliğini yeterince idrak edemediğinden gerekli düzeyde mücadele etmeyi ihmal ettiği sigara belasına müptela bir tiryakinin itiraf mektubunu iktibas ederek sigara konusunda insanların kendilerini nasıl kandırdığına bir örnek sunalım:</p>
<p>“Onunla tanıştığımızda daha 14 yaşındaydım, o ise benden oldukça yaşlıydı. Hayatına giren ilk kişi değildim, son kişi de ben olmayacaktım kuskusuz. Herkes bu beraberlik için yaşımın çok küçük olduğunu düşünüyordu. Aslında hiçbir zaman yaşınızın uygunluğu söz konusu olmaz böyle bir ilişkide&#8230;</p>
<p>İlk önceleri sadece yakın arkadaşlarımla paylaştım küçük sırrımı. Sadece gönül eğlendiriyordum onunla. (Meğer ne kadar da aptalmışım!). Aileme anlatamazdım. Çünkü ‘kıyametin kopması’ diye adlandırılan durumun olanca gerçekliğiyle karşıma çıkmasından korkuyordum. Gizledim, gizledim.</p>
<p>Başlangıçta çok seyrek buluşuyorduk. Daha sonra buluşmalarımızın sayısı arttı. <strong>Gönül eğlendirmek</strong> demiştim ya, <u>palavra</u>. Çok zaman geçmesine gerek kalmadı hayatımda kapladığı yeri anlamam için. Evet onu seviyordum. Ama yine de aklımda hep aynı düşünce vardı:</p>
<p>“<u>Onun tutsağı değilim ve istediğim zaman <strong>terk edebilirim</strong></u>.” Buyurun size ikinci palavra. Ne, hayatımın her safhasına girmesi yetti onu terk etmeme ne de annemin bizi yakalaması. Aslında bizi yakaladı demem yanlış. İzlerimi buldu, ardında bıraktıklarını gördü. Kızmadı bağırmadı, sadece kısa bir nasihat çekti. Biliyordu çünkü buluşmamızı yasaklamasının bir şey ifade etmeyeceğini. O zamana kadar gizli devam ediyordu, yine gizli kalabilirdi.</p>
<p>Zaman geçtikçe birbirimize bağlandık (palavra üç&#8230; Ben ona <strong>bağlandım</strong>. Şimdi geriye bakıyorum da 6 uzun yıl geçti ve veren taraf hep ben oldum. O bana sahte mutluluklar verdi sadece, bense her şeyimi. Herhalde hayatta canımı vereceğim tek o oldu. Onun için kavga ettim, onun yüzünden hastalandım, ama hiçbir zaman ayırmadım <strong>yanımdan</strong>, <strong>ayıramadım</strong>&#8230;</p>
<p>Biliyordum nelere yol açtığını, görüyordum. Önce onu <strong>sevme</strong>yi öğrendim, sonra <strong>nefret etme</strong>yi. Beraber olmayı istemediğim anlarda bile yanımda olduğunu gördüm. <u>İrademi yerle bir ettiğine, beni kendimle karşı karşıya getirdiğine şahit oldum</u>. Başkalarını kırdım onun yüzünden ve ben daha da fazla kırıldım. İnsanlarla arama girdi. Arkadaşlarım ondan nefret etti çoğu zaman. Hattâ ben bile <strong>tiksindim</strong> bazen, ondan, <u>bedenime ve ruhuma sinen kokusundan</u>. Dudaklarımın her dokunuşunda, ben onun ruhundan çalıyorum, o benim bedenimden. O her seferinde yeniliyordu kendini, bense gittikçe <strong>kötüleşiyordum</strong>. Ama bir türlü terk edemedim.</p>
<p>Aslında birkaç kez denedim ayrılmayı. Hepsinde de dönüşüm bir öncekinden güçlü oldu. Yokluğunda kıvrandım hasretimden, alışmaya çalıştım ama <strong>asla atamadım aklımdan</strong>. Uzun ve stresli geceler hep ev sahibim oldu. Tırnaklarımı yedim, yetmedi kuruyemişe başladım. Ayrılık <strong>kilo</strong> aldırdı. Ve ben hep geri döndüm. Hatta şu an bile yanımda. Ama yine de yemin ediyorum burada, hepinizin önünde: <u>Bir gün mutlaka bırakacağım, şu lanet olasıca sigarayı!</u>” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Fesadı değil salâhı, kötüyü değil iyi örneği tercih etmek</strong></p>
<p>Sigara bağımlısı insanların aklına, gönüllerine ve vicdanlarına hitap edebilmek umuduyla kaleme aldığımız bu haftaki yazımızı, ömründe hiç sigara içmemiş olan Mustafa Demir Hoca’nın iyi örnekliğini özetle iktibas ederek noktalayalım:</p>
<p>“… Ortaokulu 60’lı yılların sonlarında Balya’da okumuş birinin sigara içmemiş olması ilginç değil mi? Çünkü arkadaşlarımın çoğu içiyordu, yetişkin nesilden içmeyen çok az insan vardı. O kadar ki, şimdi başka birçok şey için kullanılan “<strong>paket</strong>” sözü, o zamanlar herkes için sigara demekti. Birilerine ekstra bir yardımda bulunana ödül olarak paket verilirdi. Babalar, amcalar, dayılar ve başkaları erkek çocuklara <u>“erkek adam” olsunlar diye herkesin içinde sigara içirirlerdi</u>! Ne berbat bir manzara? Böyle bir furya içinde ben <u>neden sigara içmedim?</u> Bu sorunun bendeki cevabı bir cümledir: <strong>Babam; “Sigara içmeyeceksiniz!” dedi, ben de içmedim</strong>…</p>
<p>Süleyman Usta, kırklı yaşlara yaklaşınca bir gün üç çocuğunu çağırır ve birlikte oturduktan sonra başlar söze, sözü uzatmaz, az ve öz söyler: “Çocuklar! Biliyorsunuz ben <strong>laubalilik, ciddiyetsizlik ve gevşeklikten hoşlanmam</strong>. Şimdi beni iyi dinleyin: Delikanlılık yaşlarımdan beri sigara içiyorum. Bu meretin kötü bir madde olduğunu <u>herkes biliyor</u>, ne var ki insanların <u>çoğu içiyor</u>. Siz içmeyeceksiniz! Sigaranın zararlarını ve onu içmenin günah olup olmadığını anlatmayacağım. Sadece <strong>babalık hakkı</strong>mı kullanarak emrimi tekrar edeceğim: <strong>Siz sigara içmeyeceksiniz!</strong>&#8230;</p>
<p>… Ortaokulda ikinci sınıf öğrencisiydim. Emir ve nasihati alalı birkaç yıl olmuştu. Tabiat bilgisi öğretmenimiz “sigaranın zararları” konulu bir ev ödevi vermişti. Söz konusu sözleşmenin etkisi ve içimden kurduğum bir plan ile güzel bir ödev hazırladım. Öğretmenim beğendi ve iyi bir not verdi. Öğretmenime gidip ödev kâğıtlarımı geri istedim; “Veremem, onlar resmî belge ve bir süre okulda kalması gerekir.” deyince, ben de; “Aynısından bir daha yazsam, notumu verip imzalar mısınız?” diye sordum. Planımı anlatınca sevinçle karşıladı ve “Olur.” dedi. “<strong>Babacığım, sen de sigara içme!</strong>” diye bitirdiğim <u>mektupla birlikte ödevi de zarfa koyup posta ile eve gönderdim</u>.</p>
<p>Babam, henüz genç olmasına rağmen öksürükleri artmıştı, dönemin çoğu adamları gibi öyle namaza ve Mushaf’a da çok düşkün biri değildi. O öğretim yılının yarıyıl tatilinde köye gitmiştim. Akşam olmuştu, ama babam henüz eve gelmemişti. Anneme, “Babam nerede?” diye sordum, o da: “Baban camidedir, sen bilmiyorsun; o, <strong>sigarayı bıraktı, namaza başladı</strong>, haa, sakal da koyverdi, şimdi kapkara sakalları var, namazdan sonra gelir.” Mektubumu üniversiteye gidinceye kadar sakladı. Ara ara; “Aha burada saklıyorum.” diyerek ceketinin iç cebini gösterirdi.</p>
<p>… Kur’an’da yüzden fazla ayette, “Aklınızı kullanmaz mısınız?” ifadesi geçmektedir. Özellikle şu ayeti burada anmak isterim: “<strong>Allah aklını kullanmayanları pislik/rezillik içinde bırakır.</strong>” (Yunus, 10:100). Aklını iptal edip tamamen <u>başkalarına bağlı kalan mukallit insanlar, kendisi için <strong>neyin yararlı neyin zararlı</strong> olduğunu bilemez hâle gelirler</u>… Gerçek anlamda <u>özgür aklın, basiret ve iradenin</u> birlikte çalıştığı bir insanın hayatında <strong>kötü ve zararlı</strong> olan hiçbir şey kolayca yer bulamaz…” (<strong>4</strong>)</p>
<p>Mübarek ramazan atmosferinde -sigaraya köle olmayı içselleştirenler de dâhil olmak üzere- tüm duman esirlerinin hürriyetlerine kavuşması temennisiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Nuriye Çakmak; “<strong>Sigara İçene Hitap</strong>”, http://www.karakalem.net/?article=3665, 31.05.2009.</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Sigaranın Hükmünü Gözardı Etmemek</strong>”, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/sigaranin-hukmunu-gozardi-etmemek/, 10.06.2016.</li>
<li>Eren Sarı; <strong>En Güzel Hikâyeler</strong>, Nokta E-Book Publishing, Antalya 2016, s.113-114.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Sigara</strong>”, Ulusa Açılan Pencere: Balya dergisi, sayı: 32, 2014.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/zehirli-dumanin-esaretinden-kurtulabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKİF’İN BİLGELİĞİNDEN  HAKKIYLA İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2016 10:40:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[39:18]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[asrın idraki]]></category>
		<category><![CDATA[çağının şahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[hafız]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an müfessiri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Önal Mengüşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[veteriner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=280</guid>

					<description><![CDATA[“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18). &#160; Samimi Katkıları Değerlendirmek Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız. Son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Samimi Katkıları Değerlendirmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız.</p></blockquote>
<p>Son altı hafta boyunca Fikriyat sayfası yazılarımı merhum Âkif’in günümüz problemlerine ışık tutan fikirlerine ayırdım. Âkif yazılarını şimdilik, toplumun derdiyle dertlenmiş muhterem okurların pek kıymetli eleştiri ve değerlendirmeleriyle noktalamak istiyorum. Ancak, toplu değerlendirme yazısını tek sayfaya sığdıramadığım için bu hafta yazının ilk bölümünü sizlerle paylaşıyorum.</p>
<p>Nitelikli ve hakkaniyetli değerlendirmelerle Âkif’in daha iyi anlaşılmasına katkı yapan kıymetli hocalarım, dostlarım ve bazılarıyla henüz tanışma fırsatı bulamadığım okurlarım, merhum üstadın İslam âleminin sorunlarına çözüm öneren fikirlerine ilişkin kanaatlerini serdettiler. Zorunlu imla ve ibare tashihleriyle iktifa ederek, Âkif konulu yazılarıma gelen yorumları özetle takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Çağının Şahidi Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Şiir ve nesri yanında canlı hitabeleriyle bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p></blockquote>
<p>“Ahlâkı, veterinerliği, memurluğu, hafızlığı, edebiyatı, sporla uğraşması gibi çok yönlü vasıflarının tezat içermeyen vahdetini sağlayan üstad Âkif’in, ahiret odaklı yaşayan bir mümin oluşu ve sanatı davası için araç olarak kullanması çok muhterem bir hususiyettir. Zira o, sanatı sanat için değil, bilakis toplum ve inanç için dengede götüren bir şahsiyettir. Metin Önal Mengüşoğlu’nun ‘Müstesnâ Şair Mehmed Âkif’ isimli eserini gençlerimize hararetle tavsiye ediyorum.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i niçin bu kadar sevdiğimizi, merhum Ferid Kam’ın ona yazdığı mektuptaki şu cümlesine bağladım: ‘Sen sanatta gaye aramıyorsun, lâkin gayede sanat arıyorsun.’” (Tûba Erdem).</p>
<p>“Bugün yaşananları bir asır öncesinden çözümleri ile tespit etmiş, bizlere yol göstermiş, asıl hataların nerelerden kaynaklandığını ve çözüm yollarını önümüze koymuş olan Âkif’i ne kadar az tanıdığımızı ve tanıtmak adına ne kadar az gayret gösterdiğimizi düşününce vicdanımız sızlıyor.” (Beyza Erkoç).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i sadece şair olarak anıp hep bu yönüyle ondan bahsetmek çok büyük bir haksızlıktır. Zaten bu yaklaşım üzerinden Âkif’in gerçek değeri saklanmış, üzerine ambargo konulmuştur. Âkif, zamanının en kuvvetli Kur’an müfessiri ve mücahitlerinden birisidir. Âkif’in, tutarlı müslümanlığının ve bilge kişiliğinin kaynağı Kur’an’dır. Başka bir deyişle Mehmet Âkif’in ‘güç kaynağı’ Kur’an-ı Kerim’dir.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Âkif, Kur’an’ın ve Rahman’ın maksadını en iyi anlayanlardan birisi olarak o günün, bugünün, hattâ gelecek tüm insanlığın temel ve kadim hatalarını ve reçetelerini sunmuştur.</p>
<p>Âkif’ten iktibas ettiğiniz “Okur yazar gençlerimiz hâlâ nefsanî hevesler arkasında koşarken, düşünürlerimiz gençliğin bu sapkınlıklarını doğru yolda yürüme olarak göstermeye sıkılmazken; fen âlimlerimiz çalışma odalarını siyaset ocağına çevirirken&#8230;” cümlesini okurken, geçenlerde 1128 akademisyenin terör örgütüne destek veren ihanet belgesine imza atışını hatırladım. Âkif gerçekten hayatı doğru okumuş! Dün de, bugün de, yarın da ‘bilme’ hali kişiye ‘had’leri öğretmiyor, hatırlatmıyor, sınır koymuyorsa kişi hadsizce gizli gündem oluşturabiliyormuş! Ayrıca, Âkif’in şiirleri yanında vaazlarına, makalelerine ve düz yazılarına da yer vermeniz çok yararlı oldu.” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif’in bıraktığı eserler derslerde İngiltere ve ABD’de Shakespeare’in okutulduğu gibi hem dil hem kimlik açısından okutulursa eminim yaşadığımız travmalara iyi gelecektir. Fakat, Âkif’in şiirlerinden ve yazılarından -stratejik/felsefî bütüncül çalışmalar yapmadan- yol haritası çıkarılabileceğini düşünmüyorum. Yani; ilham verebilir, ama sosyolojik açıdan çok çalışma yapılması gerekir&#8230;” (Sezer Pal).</p>
<p>“İlmi, sanatı, ahlâkı ve aksiyonu ile zamanının rol modeli olan Âkif’i makalenizin konusu yapmakla günümüzde ona duyulan minnet borcunu ortaya koymak ve ayrıca hâlâ Müslümanların bu rol modele ihtiyacının olduğunu hatırlatmakla ona büyük bir hatırşinaslık göstermişsiniz. Âkif’i anlayalım ki; ihtiyacımız olan Âkifleri yetiştirebilelim.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif ne kadar işlense, efkâr-ı umûmiyyeye ne kadar arz edilse o kadar iyidir.” (Murat Sülün).</p>
<p>“En küskün döneminde bile umudunu ve coşkusunu kaybetmeden sürekli üreten büyük şair Âkif, iyi ki İslâm âleminin bu günlerini görmedi&#8230; İnsanı insan yapan, toplumu huzurlu ve güvenli kılan güzel hasletlerin yerini para ve hırs almışsa; geleceğin o güzel hedeflerini gerçekleştirecek insanları kim, nasıl ve hangi periyotta yetiştirecek?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>“Merhum Âkif’in dikkatimizi çektiği noktalar hâlâ güncelliğini korumakta. Her kes elindekiyle övünüp insanları ona sarılmaya davet etmeyi bir vazife olarak gördüğü müddetçe bu halimiz devam edecektir. Başkalarını düzeltmeyi bir kenara bırakıp kendimize çekidüzen vermedikçe, birbirimizle uğraşmaktan arta kalan zamanımız olmayacaktır. Dilerim ki, Âkif’i örnek aldıklarını söyleyenler Âkif’i hakkıyla anlar, çarpık yanlarını düzeltir, sözleriyle değil amelleriyle insanlara Âkif’in idealindeki hayatın kodlarını göstermiş olurlar.” (Hasan Polat).</p>
<blockquote><p>Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, bir aksiyon adamı olarak sanatında ve eserlerinde ümmetin dertlerini terennüm etti.</p></blockquote>
<p>“Bu tür ufuk açıcı ve uyandırıcı çalışmaların kapsamlı olarak ve bütün topluma ulaştırılarak sürmesi gerekiyor. Merhum Âkif, Müslümanların Batı karşısında deprem geçiren bir binanın çöküşü gibi çöktüğünü görünce kalbi ve dili ile avazı çıktığı kadar bağırmış, Müslümanları enkazın altından çıkarmak için gece gündüz uğraşmıştır. Ama binanın çok eskimiş olması ve düşmanın güçlü darbelerine karşı artık dayanamaz duruma düşmesi nedeniyle ne yazık ki bütün feryatlar onu ayağa kaldırmaya yetmemiştir. Çünkü sünnetullahı tersine çevirmek mümkün değildir&#8230;</p>
<p>Merhum Âkif, güçlü bir edebiyatçı olduğu için olağan olayları biraz abartarak yahut olumsuzlukları görmezden gelerek anlatmaya çalışır. Mesela “Müslümanlar bu mertebeye nasıl eriştiler? Hep birlik sayesinde… Doğunun en uzak bir köşesinde bir Müslüman’ın kalbi incinseydi, bütün dünyadaki Müslümanların vücudu sızlardı… Herkes elinden gelen iyiliği esirgemez, mal ile, can ile, kan ile İslâmiyet’in hesabına çalışırdı.” değerlendirmesi gerçekleri tam yansıtmadığı gibi, abartmalarla dolu bir değerlendirmedir. Çünkü Cemel ve Sıffin savaşlarından, Harra’da ve Kerbela’da yaşananlardan başlayarak, Seffah yönetiminde Abbasilerin Emevilere, Timur’un Yıldırım’a ve vatandaşlarına yaptığına, nihayet bugün adı Müslüman toplulukların yine adı Müslüman diğer topluluklara yaptıklarına kadar Müslümanın Müslümana yaptığını belki gâvur bile yapmamıştır…” (İbrahim Sarmış).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Sürekli Bir Islah Çabası İçinde Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in yüz yıl önce gündeme getirdiği ‘sorunlarımız, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar’ gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.</p></blockquote>
<p>“Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, sanatını fildişi kulesinde lirik şiirler yazarak icra etmedi; bir aksiyon adamı olarak İslam’ı ve ümmetin dertlerini terennüm etti. Bu milletin Çanakkale’de kazandığı zaferin destanını ve kurtuluş savaşından sonra İstiklâl’in marşını Âkif yazdı. Esas mesleği veterinerlik olan Âkif, Arapça ve Farsça’yı bilen, İslam’a vakıf bir âlimi idi. O, ilkeli bir Müslümandı. En olumsuz anlarda bile ye’se kapılmadı, hayata ümitle bakarak ümmetin içine düştüğü bunalımlardan kurtuluşu için bilimle çare üretmeye çalıştı.</p>
<p>Âkif’in bir mütefekkir olarak ümmetin birliğini sağlamak maksadıyla yüz yıl önce gündeme getirdiği “İslâm dünyasının ve Müslümanların durumu, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, eğitim, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar, dil ve edebiyat tartışmaları” gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Şiir ve nesrin yanında bazen bir cami kürsüsünden, bazen bir meydanda halka hitap ederek bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, duygu ve düşüncelerinde kitap ve sünnete dayanırdı. Safahat’a baktığımız zaman şiirlerini bazen bir ayet üzerine, bazen bir hadis üzerine inşa ettiğini görmekteyiz. Milletimizin bu güzel örnekten faydalanmaya ihtiyacı vardır. O, düşüncelerini bir meşrep zemininde değil, ümmet zemininde ortaya koyduğu için kapsam alanı daha geniştir. İşte bu yüzden, Âkif’i yeniden objektiflerimize yaklaştırarak okumaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, bir meşrebin adamı olmayıp, yelpazesini geniş açıp ümmete kol kanat gerince, bir Süleyman Efendi gibi, bir Said Nursi gibi arkasından takipçi bir grubu olmayınca yeteri kadar anlaşılamadı. Şu gerçeğin altı çizilmelidir ki; bu milletin Âkif’i anlamaya çok büyük ihtiyacı vardır.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Rahmetli Âkif çok güzel çözüm reçeteleri sunmuş: Önce azim sonra tevekkül. Hz. Hüseyin biraz sonra şehit edileceğini ve bir çok sahabinin de aynı kaderi paylaşacağını bildiği halde ‘çalı çırpı toplayıp çadırları ateşe verin’ diyordu. Müslümana yakışan tavır budur. Eldeki imkân dahilinde çözüm üretiyordu, ama asla isyan ve tükenmişlik yoktu! Bizler de bu olaylardan hikmet devşirmesini bilmeli, dimdik ve azimle kutlu yolculuğumuza devam etmeliyiz.” (Ayşe Karan).</p>
<p>“Keşke bu yakın geçmişimizin en önemli şairini gençlerimiz, hattâ büyüklerimiz sözlük kullanmak zorunda olmadan anlayabilselerdi.” (Ayla Kerimoğlu).</p>
<p>“Bu yazılar merhum Âkif’in Kur’an’ın mesajlarını ne kadar özümsediğini, onun penceresinden hayata ne kadar isabetli baktığını, vahyin öğretileri ışığında yol alacağı yerde atalar kültürünü yahut sapmaların yolunu izleyerek Batı karşısında perişan duruma düşmüş İslam âleminin hastalıklarını ne kadar isabetli teşhis ettiğini ve tedavi yolunu gösterdiğini güzelce ortaya koymaktadır. Yazılarınız inşallah geniş kitlelere ulaşır ve ümmetin uyanmasına vesile olur. Böylece merhum Âkif’in amacı kısmen de olsa gerçekleşmiş olacağı gibi, bizler/sizler de görevimizi yapmış oluruz. Ümmetin perişanlığını ve vahyin ayaklar altına alınmasını ancak bu şekilde duyurabilir ve ümmetin elinden tutmuş olabiliriz. Bu sorumluluk gerçeği bilen ve gören bütün müminlerin üzerindedir. Görevimizi yaptığımız zaman ancak insanlara karşı ve Allah’a karşı sorumluluktan kurtulabiliriz.” (İbrahim Sarmış).</p>
<p><em> </em>“Yürekten coşup gelen ifadelerle eskimeyen eskimiz Âkif’imizi dimağlarımıza misafir ettiğiniz için zatınıza müteşekkirim. Bu çileli insan, toplumu okumuş ve okutmuştur. Merhum Âkif’in hocalığı sadece devrinin insanlarına yönelik değildi. Onun bugünün ve yarının insanına da rehberlik ettiğini görmekteyiz. O, “Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslam’ı” derken, her bir İslam ferdinin yaşayan bir Kur’an olmasını arzulamaktadır. Bu da ancak İslam’a teslim olmakla mümkün olacaktır, İslam’ı teslim almakla değil! Âkif’in teşhisleri ve tedavi önerileri, bekasına yardımcı olmaya çalıştığı İslam ümmetini kıyamete kadar inşa etmeye devam edecektir. Fî emânillah&#8230;” (Naci Şengün).</p>
<p>Kendi ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkarak, kör taassuptan ve taklitten kurtulmayı, yeniliklere açık olmayı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayı salık veren, ana kaynak olarak tasavvurunun odağına yerleştirdiği Kur’an’ı hayatın içinden yorumlamayı şiar edinen merhum Âkif’e milletçe, ümmetçe medyûn-ı şükranız, rûhu şâd, makâmı cennet olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Sempozyumu</strong>, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi Yayını, 2 c., 1184 s.</li>
<li><strong>Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu</strong>, 12-14 Ekim 2011, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayın No: 3, 597 s.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağı</strong>”. Yeni Devir gazetesi, 28-30 Aralık 1982.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF’İN GÜÇ KAYNAĞINDAN BESLENEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-guc-kaynagindan-beslenebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-guc-kaynagindan-beslenebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2016 10:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[15:56]]></category>
		<category><![CDATA[2:1-2]]></category>
		<category><![CDATA[2:1-5]]></category>
		<category><![CDATA[61:2-4]]></category>
		<category><![CDATA[8:46]]></category>
		<category><![CDATA[Âkif'in güç kaynağı]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[cihet]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet-i Âl-i Osman]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Sesleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kitâb-ı A'zem]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an ışığında]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an Şairi]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Rab]]></category>
		<category><![CDATA[râsihûn]]></category>
		<category><![CDATA[Rasul]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=264</guid>

					<description><![CDATA[“Elif. Lâm. Mîm. Şu Kitab’ı görüyor musun? İşte bir kere onun hak olduğunda şüphe yok. Sonra, Allah’ın o saygılı kullarına yol gösterir&#8230;” (Bakara, 2/1-2). &#160; Hayatı vahiyle inşa etmenin yakın dönemde canlı bir örneğini sunmuş olan Âkif’i sadece “İstiklal Marşı Şairi” olarak anmak onu yeterince anlamamak anlamına gelir. Esasen Âkif coşkulu bir “Kur’an Şairi” olup, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Elif. Lâm. Mîm. Şu Kitab’ı görüyor musun? İşte bir kere onun hak olduğunda şüphe yok. Sonra, Allah’ın o saygılı kullarına yol gösterir&#8230;”<br />
(Bakara, 2/1-2).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayatı vahiyle inşa etmenin yakın dönemde canlı bir örneğini sunmuş olan Âkif’i sadece “İstiklal Marşı Şairi” olarak anmak onu yeterince anlamamak anlamına gelir. Esasen Âkif coşkulu bir “Kur’an Şairi” olup, yüksek sanatını zamanlar ve mekânlar üstü değerlerin en çetin şartlarda bile taviz vermeden hayata tatbik edilmesi gerektiğini haykırmış, bu inanç ve düşüncelerini fildişi kulesinden ürettiği kuru söylemlerle değil, derin sancılar çeken geniş bir coğrafyada hayatın içinden, bizzat ve bedel ödeyerek ortaya koymuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif’in bir çöküş hengâmesinde ortaya koyduğu çelikten iradesinin ve muhteşem duruşunun kaynağına, Mustafa Demir’in 1982 yılında Yeni Devir gazetesinde çıkan üç yazısından özetleyerek iktibas ettiğimiz bu yazımızla dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ölüm Kalım Döneminde Aktif Görev Üstlenmek </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in güç kaynağına herkes onun gibi inansa ve mesajını kavrasa her zaman ve mekânda adalet, özgürlük, güven ve huzur olurdu.</p></blockquote>
<p>Mehmet Âkif 1873-1936 yılları arasında yaşamıştır. Bu tarihler asırlarca büyük bir imparatorluk halinde yaşamış bir devlet ve milletin en acıklı günleridir. Devlet-i Âl-i Osman çökmüştür, savaşlar kaybedilmiştir, millet zayıf düşmüş ve toprakları işgal edilmiştir. Millet ölüm-kalım, var olma ya da yok olma noktasındadır. İşte bu noktada bu millet için her alanda kahramanlara şiddetle ihtiyaç vardır. Mehmet Âkif söz konusu şartlarda ortaya çıkmış her yönü ile mükemmel bir kahramandır. O, bağımsızlık savaşımızın kazanılmasında emeği geçen en önemli şahsiyetlerin başta gelenlerinden birisidir. Zira Âkif çok geniş bir alanda ve en zor şartlar altında dini ve ülkesi için önemli ve tehlikeli görevler icra etmiştir.</p>
<p>Milletinin bağımsızlığı için çok yönlü ve yoğun çabalar sarf etmiş olan Mehmet Âkif, muhteşem İstiklâl Marşı ile millete sunduğu kıymetli hizmetlerini taçlandırmıştır. Bu vesileyle diyorum ki; Ey koca Âkif, kadrini bilenler seni unutmadı, onlar sana hep minnettar ve duacıdır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağından Güç Alabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Eğer Âkif’in güç kaynağı üzerinde yeterince durulsaydı, hem Âkif doğru ve gereği gibi anlaşılır hem de birçok yeni Âkifler yetişirdi.</p></blockquote>
<p>Mehmet Âkif için çok konuşuldu, çok yazıldı. Birçok kitaplar Âkif’in şiirlerinden mısralarla süslendi, birçok toplantılar Âkif’in şiirleri ile açıldı ve kapandı. Mitinglerde, yürüyüşlerde insanların heyecanlarına Âkif’in şiirleri ile yeni heyecanlar katıldı. Onun için özel konferanslar ve geceler de düzenlendi. Bütün bu etkinliklerden söylem, eylem ve kültür alanlarında olumlu meyveler de devşirildi kuşkusuz. Ne var ki, Âkif’i besleyen, onu harekete geçiren, eylemlerinde süreklilik sağlayan kaynak yeterince gündeme getirilmedi. Oysa Âkif’i, idealleri ve aksiyonu ile benimseyenlerin onun kaynağına dikkat edip, o kaynağa varmaları gerekirdi. Ne var ki, çoğunlukla Âkif’in söyledikleri sloganlaştırılmakla yetinildi. Böyle olunca Âkif de hakkıyla anlaşılamadı, güç kaynağı da görülemedi. Eğer Âkif’in güç kaynağı üzerinde yeterince durulsaydı, hem Âkif doğru ve gereği gibi anlaşılırdı, hem de yeni birçok Âkifler yetişirdi. Bu bağlamda Âkif’in güç kaynağını gündeme getirmeye ve Âkif üzerinde toplanan haklı dikkat ve duyarlılıkların bir noktada kalmayıp, esas kaynağa yönelmeleri için bir katkı yapmak istiyorum.</p>
<p>Mehmet Âkif deyince hemen akla onun Safahat adlı eseri gelir. Âkif’in Safahat’ı kendi dönemi için ve geleceğe yönelik olarak İslam’ı anlatır safha safha. Her türlü bireysel ve toplumsal sorunlar için İslami çözümler, uygulamalar, formüller önerir ve tarihten örnekler gösterir. O sadece bir teoriysen ve kuru bir ideolog değil, yaşantısıyla uyarıya aracı olan, örnek bir eylem adamıydı. Âkif, gezici bir mesaj taşıyıcısıydı. Yolda, sokakta, camide, cephede, okulda ve nerede insan varsa Âkif orada idi. Çünkü o, yılmaz yorulmaz, ümidini yitirmez bir cihat eriydi. Âkif’in bir güç kaynağı vardı ki, herkes ona Âkif gibi inansa, onu Âkif gibi öğrense ve onun gibi kavrasa; her zaman ve mekânda adalet, eşitlik, özgürlük, güven ve huzur olurdu. Âkif, gücünü Kur’an’dan alan ve Allah Rasulü’nün Kur’an ahlakının yansıması olan yaşayışını kendisine örnek edinen gerçek anlamda bir Müslüman idi. Bu bağlamda Âkif’in güç kaynağını kendi yazılarından yola çıkarak ortaya koymamız yerinde ve anlamlı olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Safahat’ın Ana Kaynağını Görebilmek</strong></p>
<ul>
<li>Safahat’a genel olarak bakıldığında bütün konuların Kur’an’ın ışığında ele alındığı görülmektedir.</li>
<li>Safahat’ta İslam medeniyeti, mimari alandaki şaheserlerine varana kadar tanıtılmıştır.</li>
<li>Âkif şiir sanatını İslam’ın ve milletin kurtuluşu için büyük bir başarıyla kullanmıştır.</li>
<li>Âkif’in İslami ve insani bir konuya değinmeyen hiçbir şiiri yoktur.</li>
<li>Âkif kuvvetli Arapça bilgisiyle, dinini doğrudan Kur’an’dan öğrenebilme bahtiyarlığına erişmiş bir Müslüman’dır.</li>
<li>Yüksek derecede Kur’an bilgisine sahip olan Âkif, şiirlerinde konularını çoğu kez âyetler ışığında işler.</li>
<li>Âkif çağdaş sorunlara âyetler ışığında yaklaşmış ve böylece Kur’an’ın evrenselliğini açıkça göstermiştir.</li>
<li>Hiç şüphesiz Mehmet Âkif’in güç kaynağı Kur’an’dır.</li>
<li>Âkif, büyük bir imanla Rabbine iltica etmiş, zaman zaman naz edip şikâyette bulunmuş ise de, umudunu her daim en yüksek düzeyde korumuştur.</li>
<li>Âkif sadece din düşmanlarını değil, dindaşlarının hatalarını da şiddetle eleştirmiştir.</li>
<li>Kur’an-ı Kerim ve Rasul’ün (s) örnekliği, bunlara derin bir bağlılıkla tâbi olan Âkif’e yol göstermiştir.</li>
<li>Âkif, “Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhâmı/ Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı” beytinde söylediğini önce kendisi yapmış; doğrudan doğruya Kur’an’dan aldığı ilhamı asrın idrakine söyletebilmiştir.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Safahat’taki Manzum Tefsir Örneklerini Fark Edebilmek</strong></p>
<p>İmandır o cevher ki, İlâhî, ne büyüktür…</p>
<p>İmansız olan paslı yürek sînede yüktür! (Birinci Kitap, s.21).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa bir maksat aranmaz mı bu âyetlerde?</p>
<p>Lâfzı muhkem yalnız, anlaşılan Kur’ân’ın,</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiç birimiz mânânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına!</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için! (İkinci Kitap, s.170).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Baksana kim boynu bükük ağlayan?</p>
<p>Hakk-ı hayâtın senin, ey Müslüman!</p>
<p>Kurtar o bîçâreyi Allah için,</p>
<p>Artık ölüm uykularından uyan!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunca zamandır uyudun, kanmadın;</p>
<p>Çekmediğin kalmadı, uslanmadın.</p>
<p>Çiğnediler yurdunu baştanbaşa,</p>
<p>Sen yine bir kere kımıldanmadın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ninni değil dinlediğin velvele…</p>
<p>Kükreyerek akmada müstakbele,</p>
<p>Bir ebedî sel ki, zamandır adı;</p>
<p>Haydi, katıl sen de o coşkun sele. (Beşinci Kitap, s.303).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şehamet dini, gayret dini, ancak Müslümanlıktır;</p>
<p>Hakîkî Müslümanlık en büyük kahramanlıktır.</p>
<p>Cebânet, meskenet, dünyâda sığmaz rûh-ı İslâm’a…</p>
<p>Kitabullâh’ı işhâd eyledim -gördün ya- dâvâma.</p>
<p>Görürsün, hissedersin varsa vicdanınla îmânın:</p>
<p>Ne müthiş bir hamâset çarpıyor göğsünde Kur’ân’ın! (Beşinci Kitap, s.323).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol…</p>
<p>Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol. (Yedinci Kitap, s.466).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey zirve-i dest-i ihtirâmım!</p>
<p>Âlemde muhassalü’l-merâmım,</p>
<p>Pîrâye-i hâfızam sen oldun,</p>
<p>Sermâye-i hâfızam sen oldun.</p>
<p>Sensin hele Kitâb-ı A’zem</p>
<p>Hâşâ buna hiç tereddüt etmem,</p>
<p>Dünyâda refîk u hemzebânım,</p>
<p>Ukbâda mu’în ü müste’ânımsın. (Safahat Dışında Kalmış Şiirler, s.529-531).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Âkif, Safahat’ta üçüncü kitap olan ‘Hakkın Sesleri’nden sonra, genellikle her şiirden önce bir âyet metni ve meâli ile bazen de bir hadis metni ve tercümesini vermiştir. Onun bu tutumu son derece önemli bir mesaj içermektedir. Safahat ile ilgili bu kısacık değini ve alıntıdan sonra, Âkif’in fazlaca bilinmeyen ya da özellikle göz ardı edilen bir kitabından söz etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Çok Bilinmeyen Eseri: “Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler”</strong></p>
<p>‘Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler’ kitabı üç bölümden meydana gelmiştir ve her bölümde çok önemli konular işlenmiştir. Birinci bölüm bazı âyetlerin tefsirinden oluşmuştur. İkinci bölümde kimi âyetlerin tefsiri yer alırken, aynı zamanda Âkif’in savaş yıllarında yaptığı konuşmalara da yer verilmiştir. Üçüncü bölüm ise bir ders kitabı şeklinde hazırlanmış olup gerçekten çok önemli ve gerekli bilgileri içermektedir. Bu bölüme dercedilen hasbihaller, fıkralar, hâtıralar ve edebî konuların hepsi önemli birer bilgi kaynağıdır. Burada Âkif’in bu kitabına aldığı âyetlere verdiği meallerden üç tanesini örnek olarak vermekle yetinelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hem Allah’a hem O’nun Peygamberine mutî olunuz, birbirlerinizle uğraşmayınız, yoksa korkaklaşır, kuvvetten düşersiniz; bir de sabrediniz, zira şüphe yoktur ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 8/46).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ey iman edenler, yapmayacağınız bir şeyi niçin söylüyorsunuz? Sizin böyle yapmayacağınız işi söylemeniz indallah ne kadar çirkin oluyor: Allah o kimseleri sever ki; parçaları birbirine kaynaşmış yekpare binayı andırır saflar halinde, Allah yolunda savaşırlar.” (Saff, 61/2-4).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“İbrahim dedi ki: “Dalâle düşmüş olanlardan başka kim Rabbinin rahmetinden ümidini kesebilir?!”  (Hicr, 15/56).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak şunu söylemek isterim ki, Mehmet Âkif’in “ilimde derinleşenler”den olduğuna inanıyorum. Çünkü o, kesinlikle bir din adamı, ilahiyatçı, teolog ve din görevlisi değildi. O bir veteriner idi. Yani, geçimliği için bir mesleği vardı. Bu çok önemli ve değerli bir hususiyettir. Bu yüzden Âkif için “râsihûndandı” diyorum. Mehmet Âkif Kur’an’ı, bir meslek edinme/karın doyurma kitabı olarak görmediği için, kendisine güç ve  cesaret verdi, yüksek bir bilinç kazandırdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet Âkif mesleki bilgisi yanında iyi bir Kur’an bilgisine ve Rasulullah’ın örnekliğine ve hikmetine sahip olmak için sürekli bir çaba içerisinde oldu. İşte bu şahsiyet yapısı nedeniyle Âkif’in güç ve hareket kaynağının Kur’an-ı Kerim olduğunu söylüyoruz. Yazımızı merhum Âkif’in Bakara Sûresi’nin ilk beş âyetine verdiği meâl-i şerif ile bitirelim:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Elif. Lâm. Mîm. Şu Kitab’ı görüyor musun? İşte bir kere onun hak olduğunda şüphe yok. Sonra, Allah’ın o saygılı kullarına yol gösterir ki; gayba iman getirirler, namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan muhtaç olanlara pay çıkarırlar. O kimselere de yol gösterir ki, hem sana indirilenlere hem senden evvel indirilmişlere inanırlar ve âhiret olacağını yakîn ile onlar bilirler. İşte mabudlarının gösterdiği yolu tutmuşlar bunlardır. İşte felâh bulmuş kimseler yok mu? Onlar da bunlardır.” (Bakara, 2/1-5).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Kur’an’dan Ayetler</strong>. Toplayan: Ömer Rıza Doğrul. Yüksel Yayınevi, İstanbul 1944, Universum Matbaası, 373 s., 23 cm.<br />
(<strong>Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler</strong>. Derleyen: Ö. R. Doğrul. Nakışlar Yayınevi, Yayın no: 14, İstanbul 1976, Üçler Matbaası, 333 s, 23 cm.).</li>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Kur’an-ı Kerim’den Ayetler (Meâl-Tefsir)</strong>. Derleyen: Suat Zühtü Özalp. 1. Baskı. Ankara 1969, Sevinç Matbaası, 237 s., 19 cm.</li>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; <strong>Safahat</strong>. Tertip: Ömer Rıza Doğrul. 11. baskı. İlavelerle baskıya hazırlayan ve tashih eden: M. Ertuğrul Düzdağ, İnkılâp ve Aka Basımevi, İstanbul 1977.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağı</strong>”. Yeni Devir gazetesi, 28-30 Aralık 1982.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-guc-kaynagindan-beslenebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
