<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Müşrikler Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/musrikler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/musrikler/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Aug 2021 06:44:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>HİCRET FIKHINI ÇAĞIMIZA HİKMETLE UYARLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2017 09:49:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Şehid]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özel]]></category>
		<category><![CDATA[Batı demokrasileri]]></category>
		<category><![CDATA[Batı dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Câhiliye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemâat-ı Müslimîn]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[dârülhicre]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Sedat]]></category>
		<category><![CDATA[güçlü]]></category>
		<category><![CDATA[güven ve barış]]></category>
		<category><![CDATA[Habeşistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret]]></category>
		<category><![CDATA[Hicret kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[I. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[ihtiyaç ve zaruret]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkasya ve Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Mekke]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir]]></category>
		<category><![CDATA[Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyon-ı Âlîsi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ahmed el-Mehdî]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[onurlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Senûsiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Şükrî Mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[Tirmizi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[üstün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=565</guid>

					<description><![CDATA[“Ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere doğrulukla girmemi sağla; çıkacağım yerden de beni doğrulukla çıkar ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 17:80). Yeni bir hicrî yıla girdiğimiz bu mübarek günde, milyonlarca insanın inançları sebebiyle enva-ı çeşit zulme maruz kalarak muhacir konumuna düşmüş olması hasebiyle, Mekke’den Medine’ye hicretin fıkhi/sosyal boyutlarını -Türkiye Diyanet [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ve şöyle de: Rabbim! Gireceğim yere <strong>doğrulukla girmemi sağla</strong>; çıkacağım yerden de beni <strong>doğrulukla çıkar</strong> ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.” (İsra 17:80).</p>
<p>Yeni bir hicrî yıla girdiğimiz bu mübarek günde, milyonlarca insanın inançları sebebiyle enva-ı çeşit zulme maruz kalarak muhacir konumuna düşmüş olması hasebiyle, Mekke’den Medine’ye hicretin fıkhi/sosyal boyutlarını -Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde yer alan bilgileri esas alarak- yeniden hatırlamamızda yarar var.</p>
<p><strong>Hicret: İnanç ve değerleri uğruna yurdunu değiştirmek</strong></p>
<p>“Hicret’in tarihî, içtimaî ve iktisadî yönden olduğu gibi dinî, siyasî ve hukukî yönden de birtakım sonuçları olmuştur. Müslümanlar, hicretle birlikte Mekke müşriklerinin zulüm ve baskısından kurtularak Medine’yi yurt edinince İslâm’a yeni girenlerin de gerek zulüm ve <u>baskıya mâruz kalmadan yaşamaları</u>, gerekse yeni kurulan İslâm toplumuna <u>destek olmaları</u> ve İslâm esaslarını öğrenme imkânına kavuşmaları bakımından onlara katılmaları büyük önem arzediyordu. Bundan dolayı Medine’ye hicret, dinî bir <strong>vecîbe</strong> olmanın yanında hicret etmeyenlerin ulaşamayacağı bir fazilet de sayılıyordu (17/463).</p>
<p>Birçok âyette Allah yolunda hicretin önem ve faziletine işaret edilmiş, kişinin <strong>hayatını ve inancını korumak</strong> için vatanını terk ederek başka bir yere göçmesi sebebiyle karşılaşacağı zorluklara katlanması bakımından da İslâm’a bağlılığın göstergesi sayılmıştır.</p>
<p>Medine’ye hicretle ortaya çıkan en önemli durum şüphesiz <strong>müslümanların bir yurt edinmiş olmaları</strong>dır. Uğradıkları baskılar yüzünden daha önce Habeşistan’a göç eden müslümanlar bu defa ana yurtlarıyla ilgilerini tamamıyla keserek Medine’ye hicret etmişlerdi. Hicretten önce siyasî bir organizasyona sahip bulunmayan müslümanların siyasî iktidarlarının hâkimiyet ve faaliyet alanı olacak bir yurtları yoktu. Hicretin hemen ardından ise <strong>devlet</strong> kurma imkânına kavuştukları gibi bu devletin hâkimiyet alanını meydana getiren bir <strong>ülke</strong>ye de sahip olmuşlardı. Böylece ilk dârülislâm, bazı hadislerde “<strong>dârülhicre</strong>” veya “dârülmuhâcirîn” diye de anılan Medine olmuştu. <strong>Mekke</strong> döneminde nâzil olan âyetler daha çok dinin <strong>inanç esasları</strong>yla ilgili iken hicretten sonra bağımsız bir devletin kurulmasıyla birlikte gerek Kur’an’da gerekse sünnette müslümanların <strong>toplumsal</strong> ve milletlerarası alanda <strong>ilişkileri</strong>ni düzenleyen siyasî, hukukî ve iktisadî <strong>esaslar</strong> vazedilmiştir. Bundan dolayı hicret İslâm teşrii bakımından da önemli bir merhale oluşturmaktadır.” (17/463).</p>
<p><strong>Hicret fıkhını günümüze doğru ve dengeli uyarlayabilmek</strong></p>
<p>“Kur’ân-ı Kerîm’de hicretle ilgili hükümleri ve Hz. Peygamber’in uygulamasını göz önüne alan müslüman hukukçular kendi zamanlarındaki milletlerarası şartlar çerçevesinde, gayri müslim bir toplum içinde İslâmiyet’i kabul eden kimselerin veya düşman istilâsına uğrayan İslâm ülkesindeki müslümanların hicret açısından durumlarını tartışmıştır. “Muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzaklaşan ve onları terk eden kimsedir” (Buhârî, Îmân 4, Riqâq 26; Ebû Dâvûd, Cihâd 2) meâlindeki hadisten de anlaşılacağı gibi hicret genel anlamda dinin yasakladığı şeyleri terk etmeyi ifade etmekle birlikte hukukçular hicreti özel olarak “bir yerden başka bir yere göç etme” anlamında kullanmışlardır.</p>
<p>İslâmiyet yalnız bir <strong>inanç sistemi</strong> değil aynı zamanda bir <strong>hayat tarzı ve bir dünya görüşü</strong> olduğundan müslümanların İslâmî hüküm ve vecîbelerin rahatlıkla yerine getirilebildiği bir ortamda güvenlik içinde yaşamaları büyük önem taşımaktadır. Yukarıda zikredilen âyetler yanında Hz. Peygamber’in, “Müşrikler arasında ikamet eden müslümandan berîyim” (Ebû Dâvûd, Cihâd 105; Tirmizî, Siyer 42) hadisi de müslümanların baskılara maruz kaldıkları takdirde gayri müslimlerle beraber yaşamalarının yasaklandığını ve hicretin gerekliliğini anlatmaktadır (17/464).</p>
<p>İslâm toplumunun dışında yaşayan bir müslüman yalnızlık hissine kapılır; bu ise aşağılık duygusu doğurarak gitgide gayri müslimlere tâbi olmaya yol açar. Halbuki İslâm dini müslümanın kendini <strong>güçlü, onurlu ve üstün</strong> olarak görmesini, Allah’ın hükümranlığından başka herhangi bir hâkimiyeti kabul etmemesini ister. Bundan dolayı dinin gereklerini yerine getirmenin mümkün olmadığı bir yerde ikamet etmek haram kılınmıştır. Ancak dârülharpte olup da dinin emirlerini yerine getiremeyenler hicrete imkân bulamadıkları takdirde bu hükümden istisna edilmişlerdir. Dârülharpte dinin emirlerini serbestçe yerine getirme hususunda baskıya mâruz kalmayanların dârülislâma hicret etmeleri ise farz değil müstehaptır. Bunlara yine de hicretin tavsiye edilmesi, müslümanların ilke olarak İslâm toplumu içinde yaşamasının içtimaî ve siyasî yönden gerekli görülmesi ve yabancı bir toplumda kendi inançlarını paylaşmayanlarla birlikte yaşamanın muhtemel olumsuzlukları sebebiyledir. Özellikle Endülüs’te yaşanan tarihî tecrübenin etkisiyle Mâlikî âlimleri genel olarak küfrün hâkimiyeti altında yaşamanın hiçbir zaman câiz olmadığını, mutlaka hicret edilmesi gerektiğini söylerler. Ancak bazı âlimler kâfirlerin hidayetine vesile olmak amacıyla dârülharpte kalmayı meşru görmüşlerdir.” (17/465).</p>
<p><strong>Sömürgecilerle mücadelede hicretin işlevini kavramak</strong></p>
<p>“Hicret kavramı, klasik dönem cihad ve ülke kavramları çerçevesinde kazandığı dinî-siyasî anlamıyla, bütün Ortaçağ boyunca İslâm hâkimiyetinin zayıfladığı yerlerde ve dönemlerde olduğu gibi İslâm dünyasının Batı karşısında gerilemeye başladığı son birkaç yüzyıl boyunca da birçok dinî-siyasî hareketin mahallî ve milletlerarası güçlere karşı verdiği mücadelede önemli rol oynamıştır. Hindistan’da Ahmed Şehid’in, Nijerya’da Osman b. Fûdi, Futa Toro’da el-Hâc Ömer Tâl, Cezayir’de Emîr Abdülkâdir el-Cezâirî, Sudan’da Muhammed Ahmed el-Mehdî’nin, Libya’da I. Dünya Savaşı sırasında Senûsiyye tarikatı ve Hindistan’da Hilâfet Hareketi’nin (1920), sömürge güçlerine veya İslâm’a muhalif hareketlere karşı mücadelelerini meşrû göstermek için cihadla birlikte bu kavrama atıfta bulunduğu görülmektedir. Osmanlı Devleti’nin kaybettiği topraklardan ve özellikle 1860-1914 yılları arasında Kafkasya ve Balkanlar’dan Anadolu’ya yönelen müslüman göçleri de hicret kavramıyla ifade edilmiş ve göç işlerini düzenlemekle görevli teşkilâtlara İdâre-i Umûmiyye-i Muhâcirîn Komisyonu veya Muhâcirîn-i İslâmiyye Komisyon-ı Âlîsi gibi adlar verilmiştir (17/465).</p>
<p>XX. yüzyıl ortalarında Mevdûdî ve Seyyid Kutub gibi dinî liderler ve düşünürler hicreti, müslüman ulus-devletlerin seküler, kapitalist ve modernist politikalarıyla özdeşleştirdikleri yeni Câhiliye’den uzak durma şeklinde ideolojik bir anlamda kullandılar. Mısır’da Şükrî Mustafa’nın kurduğu, muhalifleri tarafından daha çok “Cemâatü’t-tekfîr ve’l-hicre” adıyla anılan Cemâat-ı Müslimîn mensupları, bu Câhiliye kavramını daha da genişleterek Cemal Abdünnâsır ve Enver Sedat yönetimindeki Mısır toplumunu İslâm dışı saydılar ve ondan uzak durmanın gerektiğini ileri sürerek Mansûre’de toplumdan kopuk bir grup oluşturdular (s.17/465).</p>
<p>İslâm tarihinin ilk dönemlerinde hicret kavramı çerçevesinde daha çok gayri müslim bir ülkede müslüman olan kimsenin İslâm ülkesine göç etmesi ele alınırken İslâm hâkimiyetinin zayıflamaya başlaması üzerine ve özellikle XII. yüzyıldan itibaren doğuda Moğollar’ın, batıda hıristiyan devletlerin eline geçen İslâm topraklarındaki müslümanların durumu da tartışılır olmuş, bu ülkelerden hicret edilip edilmeyeceği veya hangi şartlarda hicret edilmesi gerektiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. (s.17/466).</p>
<p>Gerek Osmanlı Devleti’nin çökmesi üzerine gerek sömürgecilik döneminden sonra oluşan yeni devletler içinde kalan müslüman azınlıklarla bağımsızlığa kavuşamayan müslüman toplulukların varlığı yanında, İslâm toprakları üzerinde birçoğu laik veya Batı tesirinde bir düzeni uygulayan ulus-devletlerin meydana geldiği günümüzde farklı bir durum ortaya çıkmıştır. Artık müslümanlar, diledikleri zaman bu ülkelerden herhangi birine yerleşme ve hatta seyahat etme imkânına sahip olmadıkları gibi, gayri müslim bir ülkedeki müslüman azınlıklar veya İslâmiyet’i yeni kabul eden bir kişi istediği bir müslüman ülkesine serbestçe hicret edememektedir. Ayrıca bu ulus-devletlerin birçoğunda hâkim olan siyasî ve hukukî yapı sebebiyle müslümanlar kendi ülkelerinde bile İslâm’a uygun şekilde yaşama konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya gelmişlerdir. Modern iletişim araçlarıyla küçülen, Batı’nın kültürel, ekonomik ve askerî hâkimiyeti altında bulunan günümüz dünyasında bütün müslümanlar bir anlamda gayri müslimlerin hâkimiyeti altındaki bir toplum manzarası çizmektedir.</p>
<p>Bu durumda hicret, karşılaşılan güçlükler sebebiyle bir yerden diğerine göç etme yerine <u>Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma</u> şeklinde mânevî boyutuyla önem kazanmakta, gayri müslim bir ülkede bulunan müslüman azınlıklar yerine göre bağımsızlıklarını elde etmeye veya kendi dinî ve kültürel kimliklerini koruyarak <strong>güven ve barış içinde</strong> yaşayacakları şartları oluşturmaya, müslüman ülkelerde bulunanlar da İslâm’ı yaşama konusunda karşılaştıkları <u>zorlukları aşmaya çalışmak</u> sorumluluğu taşımaktadırlar. Hicretin esasen maddî boyutuyla da zorluklar karşısında pasif bir kaçış değil İslâm’ı öğrenmek ve yaşamak için <strong>yeni imkânlar arama</strong>ya, yeni şartların oluşmasına zemin hazırlamaya yönelik etkin bir çaba olması onu her iki boyutu bakımından cihad kavramıyla bütünleştirmektedir.” (17/466).</p>
<p><strong>Batı ülkelerinde muhacir olmanın zorluğuna katlanmak</strong></p>
<p>“Çalışma, öğrenim ve eğitim amacıyla ve kendi istekleriyle İslâm ülkelerinden Batı ülkelerine göç eden müslümanların durumu geçmişte benzeri olmayan, dolayısıyla fukaha arasında tartışılmayan yeni bir gelişmedir. Bunun meşrûlaştırılması konusunda bazı araştırmacılar Habeşistan’a hicret modeline atıfta bulunurken bazıları da gerek İslâm’ı tebliğ etmenin, gerekse müslüman toplumların kalkınması için modern bilim ve teknolojinin öğrenilmesinin önemi sebebiyle bu ülkelere gitmenin yalnız mubah değil aynı zamanda gerekli olduğunu ileri sürmektedir.</p>
<p>Buna ayrıca ticarî ilişkilerin geliştirilmesi, iş ve çalışma imkânlarının aranması gibi hususlar da eklenmekte ve gayri müslim ülkelere göçün genel olarak <strong>ihtiyaç</strong> ve <strong>zaruret</strong> prensiplerinden hareketle meşrû sayıldığı görülmektedir. Ayrıca gayri müslim ülkelerden İslâm ülkesine hicretin gerekçesi, müslümanın can ve mal güvenliğiyle dinin temel hükümlerini serbestçe yerine getirme imkânının bulunmaması olduğundan geçmiş dönemlerin aksine milletlerarası ilişkilerde barışın hâkim olduğu günümüzde ve özellikle demokratik Batı ülkelerinde dini tebliğ ve yaşama konusunda şartların birçok müslüman ülkeden daha uygun olduğuna da dikkat çekilmektedir.</p>
<p>Ancak Batı demokrasilerinde dinî hürriyetten genellikle ibadet özgürlüğünün anlaşılması, buna karşılık İslâm’ın sosyal hayatın her alanında prensipler koyması sebebiyle bu ülkelerdeki müslümanların kendi gerçek dinî ve kültürel kimlikleriyle yaşama imkânları, içinde bulundukları gayri müslim toplumun müsamahasıyla sınırlı kalmaktadır. Çoğulculuğun ve <u>çok kültürlü bir toplum yapısının tarihî tecrübesine sahip olmayan Batı dünyası</u>, müslüman azınlıkların kendi kimliklerini koruyarak yaşamaları konusunda hazırlıksız göründüğü gibi demokrasiye ve serbest düşünceye rağmen Batı kültürünün tekelci yapısının müslümanları asimileden vazgeçip geçmeyeceği, onların bu ülkelerde daha etkin duruma gelmelerinin ne gibi sonuçlar doğuracağı merak konusudur.</p>
<p>Bununla birlikte milletlerarası ilişkilerde insan haklarıyla ilgili telakkilerin ön plana çıktığı, global ve dinamik bir rekabetin hâkim olduğu zamanımızda müslüman azınlıkların birçok yerde sistemi zorlamasının sonucunda yeni şartlar oluşmakta, fevkalâde durumlar dışında müslüman bir ülkeye hicret yerine <strong>müslümanların</strong> <strong>bulundukları yerlerde güçlenmesi</strong>ne yönelik politikalar önem kazanmaktadır.” (17/466).</p>
<p>Diğer birçok kavram gibi ‘hicret’i de istismar edip çarpıtanlara karşı uyanık kalmak, bireysel ve toplumsal hayatımızda Allah’ın razı olacağı tutum ve davranışlara hicret etmek ve büyük insanlık ailemize model teşkil edecek medeni bir hayat nizamını el birliğiyle kurabilmek niyazıyla…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong>Ahmet Özel; <strong>Hicret</strong> maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), Ankara 1998, c.17, s.462-466.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hicret-fikhini-cagimiza-dogru-uyarlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>FAİZ İLLETİNE İSLAM İKTİSADI PERSPEKTİFİNDEN ÇÖZÜM ARAMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 09:56:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abbas b. Abdulmuttalib]]></category>
		<category><![CDATA[adil ve verimli bir piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:130-132]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Teala]]></category>
		<category><![CDATA[bankalar]]></category>
		<category><![CDATA[bankalarfaiz farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Borç]]></category>
		<category><![CDATA[BuhârîKur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[cana kıymak]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma ve yardımlaşma sandıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri BaşkanlığıHadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[faiz farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[faiz hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Faizsiz bir bankacılık modeli]]></category>
		<category><![CDATA[finansal okuryazarlık]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimenkul sertifikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever davranış]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever davranışyatırım enstrümanları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İGİAD]]></category>
		<category><![CDATA[İKAM]]></category>
		<category><![CDATA[İktisadi Problemler]]></category>
		<category><![CDATA[İLEM]]></category>
		<category><![CDATA[İlmi Etüdler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insanca bir hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[kâr-zarar ortaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[katılım bankacılığının geliştirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitle fonlaması]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif bankacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli ÇeviriDiyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Menâsik]]></category>
		<category><![CDATA[mikro finans]]></category>
		<category><![CDATA[Modern]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[savaştan kaçmak]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[sihir yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[şirk koşmak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[tefecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Veda Haccı]]></category>
		<category><![CDATA[Vesâyâ]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım enstrümanları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir faizsiz sistem]]></category>
		<category><![CDATA[yetim malı]]></category>
		<category><![CDATA[zina]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=496</guid>

					<description><![CDATA[“Ey müminler! (Müşrikler gibi siz de) tefecilik yapmaya kalkışmayın; bu yolla sermayenize sermaye katmayın! Allah’ın bu yasağını çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah’ın emirlerine itaatsizlikten) sakınmak suretiyle kendinizi koruyun. Allah’a ve elçisine itaat edin ki rahmet ve merhamete nail olasınız.” (Âl-i İmran 3:130-132). Önce Kur’an’ın faizle ilgili âyetlerine dikkat kesilelim: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey müminler! (Müşrikler gibi siz de) tefecilik yapmaya kalkışmayın;<br />
bu yolla sermayenize sermaye katmayın! Allah’ın bu yasağını<br />
çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.</p>
<p>Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah’ın<br />
emirlerine itaatsizlikten) sakınmak suretiyle kendinizi koruyun.</p>
<p>Allah’a ve elçisine itaat edin ki rahmet ve merhamete nail olasınız.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:130-132).</p>
<p>Önce Kur’an’ın faizle ilgili âyetlerine dikkat kesilelim:</p>
<ul>
<li>“(Mallarını Allah’ın rızasını kazanma arzusuyla harcamak yerine) tefecilik yapıp servetlerine servet katanlar, (kazanç hırsından dolayı) âdeta şeytan çarpmış/delirmiş gibi hareket ederler. Nitekim onlar, “Ha alışveriş, ha tefecilik; sonuçta ikisi de birer kazanç kapısı!” derler. Oysa Allah alışverişi helâl, tefeciliği haram kılmıştır. Arktık kime (tefecilikten vazgeçme hususunda) Rabbinin emri ulaşır ve o da bu emir gereğince tefecilikten vazgeçerse, geçmişte bu yolla kazandıkları kendisine kalır. Tövbesinden dolayı mükâfatı da Allah’a aittir. Ama her kim vazgeçmeyip tefeciliğe devam ederse, işte böyleleri cehennemlik olacak ve orada temelli kalacaklardır.</li>
<li>Allah tefecilikle elde edilen kazançta bet bereket bırakmaz; buna mukabil zekât ve sadakaları malın/kazancın bereketlenmesine vesile kılar. (Bilin ki) Allah, (tefeciliği helâl saymak suretiyle) kâfirlik günahına batanları sevmez.</li>
<li>İman edip imanlarına yaraşır güzellikte işler yapan, namazı hakkıyla kılıp zekâtı veren kimseler Allah katında büyük mükâfata nail olacaktır. Üstelik onlar için ne ahirette azap korkusu ne de dünyada bırakılan güzel şeyler adına hüzün söz konusu olacaktır.</li>
<li>Ey Müminler! Allah’ın emirlerine itaatsizlikten sakının. Madem ki müminsiniz, o hâlde tefecilikten kalan alacaklarınızdan vazgeçin.</li>
<li>Böyle yapmadığınız, tefecilikten vazgeçmediğiniz takdirde bilin ki Allah ve Elçisi tarafından size savaş açılmıştır. Eğer tövbe edip tefecilikten vazgeçerseniz, anaparanız sizindir. Böylece ne siz haksız yere başkasının malını ne de başkası sizin malınızı almış olur.</li>
<li>Borç verdiğiniz kişinin eli darda ise maddi durumu düzelinceye kadar ona süre tanıyın. Hattâ eğer ne büyük bir sevap ve fazilet olduğunu bilirseniz, borcu tamamen silip alacağınızı bağışlamanız sizin için elbet daha hayırlıdır.</li>
<li>Hesap vermek için Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız o müthiş günde rezil rüsva olmamak için şimdiden tedbirinizi alın. Çünkü o gün herkese dünyada yaptıklarının karşılığı tastamam verilecek ve hiç kimsenin hakkı yenmeyecektir.” (Bakara 2:275-281). <u>(<strong>1</strong>)</u>.</li>
</ul>
<p>Allah Teala’nın yüce emirlerini en iyi şekilde hayata tatbik eden ve insanlığa ‘en güzel örnek’ olan Rasûlullah (s), Veda Haccında faizin kıyamete kadar yasaklandığını şu şekilde insanlığa duyurmuştu:</p>
<ul>
<li>“Cahiliyeye ait her şey ayaklarımın altındadır… İyi bilin ki cahiliye dönemi faizi kesinlikle kaldırılmıştır! İlk kaldırdığım faiz de (amcam) Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Anaparalarınız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Müslim, Hac 147; İbn-i Mâce, Menâsik 84, Ebu Davud, Buyû 5).</li>
</ul>
<p>Bir gün Allah Rasûlu (s) “Helâk edici yedi şeyden kaçınınız!” buyurdular. Yanında bulunun sahâbîler; “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu yedi şey nedir?” diye sorunca şöyle cevap verdiler:</p>
<ul>
<li>“Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, hukukun gerektirdiği dışında Allah’ın (zarar vermeyi) yasakladığı bir cana kıymak, <strong>faiz yemek</strong>, yetim malı yemek, (düşmanla karşılaşınca) savaştan kaçmak, zinadan uzak duran ve hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara zina iftirasında bulunmak.” (Buhârî, Vesâyâ 23). <u>(<strong>2</strong>)</u>.</li>
</ul>
<p>İnsanlığın çok çeşitli ve çok boyutlu sorunlar yaşamasında belirleyici bir etkiye sahip olan <strong>faiz illeti</strong>ni konu alan ve bu yıl <strong>beşincisi</strong> düzenlenen <strong>İslam İktisadı Atölyesi</strong>’ne yurtiçinden ve yurtdışından tebliğci ya da müzakereci sıfatıyla katılan elliyi aşkın akademisyenin <u>(<strong>3</strong>)</u>, mevcut faizli sistemin iktisadi, siyasi ve sosyal alanlarda ne tür sorunlara yol açtığına ilişkin tespitlerini ve çözüm önerileri özetleyen “<u>5. İslam İktisadı Atölyesi Sonuç Bildirgesi</u>”ne dikkatinizi çekmekte yarar görüyorum:</p>
<p><strong>İktisadi Problemlerin Temelinde Faizin Yattığını Görebilmek</strong></p>
<p>“İslam İktisadı Araştırma Merkezi’nin (İKAM) düzenlediği 5. İslam İktisadı Atölyesi, 31 Mart-2 Nisan 2017 tarihlerinde “İslam İktisadı Perspektifinden Faiz” başlığı ile Sakarya Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir. İlmi Etüdler Derneği (İLEM), Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD), İslam Ekonomisi ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSEFAM) işbirliğiyle düzenlenen atölyede bu sene günümüz iktisadi problemlerinin kaynağı olarak faiz konusu detaylı bir biçimde tartışılmıştır. Üç gün boyunca sunulan tebliğler, yapılan değerlendirmeler ve tartışmalar çerçevesinde aşağıdaki konulara kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve bu hususta gerekli uygulamaların geliştirilmesi çağrısında bulunulmasına karar verilmiştir:</p>
<ol>
<li><u>Faiz tüm din ve inanışlarda yasaklanmış ve faizin zararlarına vurgu yapılmıştır</u>. Bu çerçevede <u>faizin</u> sadece sorunlu rutin bir iktisadi uygulama olarak görülmeyip bir <u>hastalık olarak teşhisi</u> önem arz etmektedir. Zira faiz tüm ekonomik problemlerin merkezinde yer almakta olup bu sorunun çözülmesi iktisadi pek çok sıkıntının esaslı bir biçimde aşılmasına katkı sağlayacaktır. Bu nedenle <strong>faizin</strong> sadece azaltılması değil <strong>tamamen ortadan kaldırılması</strong>na yönelik adımlar atılması gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Modern kapitalist ekonomi içinde sermaye ve <u>servetin belirli ellerde toplanmasını sağlayan temel etken faizdir</u>. <u>Böylece faiz iktisadi eşitsizliğin ve sosyal adaletsizliğin temel sebeplerinden birisi</u> haline gelmektedir. Faiz oranlarındaki her yükseliş en zenginleri daha zengin ederken, merkez bankaları tarafından zaman zaman uygulanan düşük faiz uygulamaları da temelde sermayedar kesimin kamu kaynaklı kredileri daha fazla kullanması ile neticelenmektedir. <u>Faizli bir sistemde sosyal adaleti faiz oranları üzerinden sağlamak imkânsızdır.</u> Dolayısıyla <strong>sosyal eşitsizlik</strong> faizli bir sistemin yol açtığı en temel problemler arasında yer almaktadır.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>Son yıllarda yapılan birçok araştırmada <u>faizin iktisadi büyüme üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya konmuştur</u>. Faiz üretken kaynakların reel ekonomiye aktarılmasını etkilemekte ve bu bağlamda iktisadi kalkınma üzerinde olumsuz tesirler oluşturmaktadır. Böylece eldeki kaynakların tam ve verimli kullanımı önünde engel olan <strong>faiz, ekonomideki gelişmeyi durdurmakta</strong>dır. Faize dayalı bir finansal sistemden faizsiz bir sisteme geçmek, paranın pozitif bir getirisi olmayacağı için ekonomideki reel dengelerin daha sağlıklı bir hale gelmesine sebep olacaktır.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>İslam iktisadının ekonomi bilimine en önemli katkılarından birisi faizsiz bir iktisadi sistem oluşturmasıdır. Bu katkının günümüz şartları içinde geliştirilerek evrensel bir sisteme dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu nedenle İslam iktisadı araştırmacılarının faizi dinî saik ve argümanlarla reddetmenin ötesine geçip iktisadi olarak açıklanmış ve temellendirilmiş <strong>yeni bir faizsiz sistemi inşa etme</strong>leri gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>Genel olarak İslam ekonomisi çalışmalarında, özelde ise <strong>faiz konusunda</strong> Osmanlı başta olmak üzere Müslüman toplumların tarihî tecrübesinden hem teorik hem de pratik olarak istifade edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde fikrî derinliği sağlamak mümkün olmayacaktır. Bu durum günümüzde önemli bir sömürü aracı olan faiz ile ilgili çözüm arayışlarını tıkayacaktır. Bu nedenle <strong>tarihî tecrübe ve birikime önem verilmesi </strong>gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Dünyada finans alanında ortaya çıkan krizlerin en önemli nedeni faizdir. Bu durum birçok uzman tarafından dile getirilmekte ve alternatif çözümler aranmaktadır. Ancak bu çözümler de vahiyden beslenmedikleri için yeni başka sorunlara yol açmaktadırlar. Tam da bu noktada <strong>Müslümanların dünyaya sunabilecekleri çok önemli katkılar </strong>bulunmaktadır. Bu alanda yapılacak çalışmaların teorik bir derinlikle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>Finans sisteminde <u>faizsiz uygulamaların alanının genişletilmesi</u> ve kooperatif bankacılığı, gayrimenkul sertifikaları, dayanışma ve yardımlaşma sandıkları, mikro finans ve kitle fonlaması gibi yeni uygulamaların önünün mevzuatta açılması gerekmektedir. Bu uygulamalar yoksulluğun azaltılması ve ihtiyaçların karşılanması noktasında, İslam iktisadı çerçevesinde teorik boyutta ele alınan değişik finans modellerinin faizsiz bir temelde pratikte uygulaması anlamına gelecektir. Bu modellerin uygulanması ile elde edilecek olumlu neticeler İslam’ın insanlığın <strong>ekonomik ve sosyal anlamda</strong> nasıl daha <strong>insanca bir hayat</strong> teklifinde bulunduğunu gözler önüne serecektir.</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>Toplumun her kesiminde <strong>faiz hassasiyetinin oluşturulması</strong> bir zorunluluk arz etmektedir. Özellikle insanları zorunlu olarak faizli banka sistemi içine çeken uygulamaların sonlandırılması önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede faizi özendirici reklam ve uygulamaların azaltılması kadar <u>faizsiz modeli özendirici</u> olanların da arttırılması gerekmektedir. Ayrıca <u>finansal okuryazarlığın faiz farkındalığı yönüyle geliştirilmesi</u>, bu husustaki eğitim çalışmalarının derinleştirilmesi lazımdır.</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>Günümüzde başta kamu kurumları çalışanları olmak üzere çalışanlar maaşlarını alacakları bankaları kendileri tercih edememekte, kişiler kurumlarının promosyon karşılığında anlaştıkları bankalarla çalışmak zorunda kalmaktadırlar. <u>İnsanları zorunluluk altında bırakarak faizli banka sistemine çeken</u> bu tür <u>uygulamaların sonlandırılması</u>, faizsiz bir ekonomik sistemin oluşturulmasında önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede kamu sektörü başta olmak üzere çalışanların banka promosyonları ile ilgili bir düzenleme yapılarak <u>kişilerin maaşlarını kendi istedikleri bankalardan alma tercihlerinin sağlanması</u>na yönelik bir düzenleme yapılması önem arz etmektedir. Böylece hem katılım bankalarının müşteri ve mevduat oranları artırılacak hem de faizsiz bir ekonomik sistemin oluşmasına ve gelişmesine katkı sağlanacaktır.</li>
</ol>
<ol start="10">
<li>Faizsiz bir bankacılık modeli için <strong>katılım bankacılığının geliştirilmesi</strong> önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu sektör temsilcilerinin <u>bilgilendirme ve halkla ilişkilere yönelik faaliyetler</u>ine daha fazla önem vererek kendi fark ve uygulamalarını halka anlatmada yaygın iletişim araçlarını da kullanarak daha aktif bir rol üstlenmesi gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="11">
<li>Faizsiz uygulamaların geliştirilmesi için katılım bankalarının araştırma ve uygulama önerilerini daha fazla desteklemesi gerekmektedir. Bu doğrultuda <u>İslam iktisadı alanındaki yeni araştırma ve modelleme çalışmalarının ivedilikle başlatılması </u>elzemdir.</li>
</ol>
<ol start="12">
<li>Günümüz koşullarından <u>ötürü faiz konusunda zorunlu olarak geliştirilen bazı ara çözümlerin kalıcı uygulamalar olarak görülmemesi</u> gerekmektedir. Bu bağlamda İslam’ın temel esaslarına göre sürekli bir iyileştirme siyasetinin takip edilmesi icap etmektedir.</li>
</ol>
<ol start="13">
<li>Günümüzde her ne kadar İslami bankacılığın finans sektöründe sahip olduğu pay hem dünyada hem de Türkiye’de artış gösterse de bunun oranı oldukça düşüktür. Bunda birçok faktörün rolü olmakla beraber <u>faiz hassasiyetinden kâr odaklı bir anlayışa doğru evrilme</u>nin önemli bir etkisi olduğu açıktır. Bunun bir tezahürü olarak özellikle Türkiye’de kurulan faizsiz bankalarda ülkemiz kaynaklı yerleşik pay sahiplerinin oranının <u>oldukça düşük olması</u> dikkat çekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="14">
<li>Katılım bankalarının borç finansmanına dayalı işlemleri politika faizlerinden olumsuz yönde etkilenirken, bu yöntemle birlikte faiz oranlarındaki değişimlerin reel ekonomiye yansıtıldığı gözlemlenmiştir. Bu durum faiz hassasiyeti açısından çeşitli sorunlar barındırmaktadır. Buna bağlı olarak <u>borç finansmanı yerine <strong>kâr-zarar ortaklığı</strong>na dayalı işlemlerin oranının arttırılması</u> bu etkiyi azaltacaktır.</li>
</ol>
<ol start="15">
<li>Kamunun <strong>katılım bankacılığı</strong> alanına yatırım yapmış olması ve bazı İslami yatırım enstrümanlarını kullanması halkın İslam iktisadına yönelik algısını olumlu yönde etkilemektedir. Bu bakımdan kamunun uygulama alanlarının genişletilmesi önemli bir gelişme olarak görülmektedir.</li>
</ol>
<ol start="16">
<li>Daha adil ve verimli bir piyasa düzeni ve buna bağlı olarak iktisadi büyüme için <strong>hayırsever davranış</strong> önemlidir. <u>Faiz temelli ve aşırı borçlanmaya dayalı finansal sistem ekonomik krizlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır</u>. Dolayısıyla hayırseverliği teşvik edecek kamu ve özel sektör uygulama ve mevzuatının geliştirilmesi önemlidir.</li>
</ol>
<ol start="17">
<li>Genel olarak dünyada özelde ise Türkiye’de İslam iktisadına yönelik artan bir ilgi ve beklenti söz konusudur. <strong><u>İslam iktisadı</u></strong><u> alanının</u> bu ilgi ve beklentiyi karşılayacak şekilde <u>teori ve uygulamada genişletilmesi ve geliştirilmesi</u> gerekmektedir.</li>
</ol>
<p>31 Mart-2 Nisan 2017 tarihlerinde Sakarya’da gerçekleştirilen 5. İslam İktisadı Atölyesi’ni tertip eden, katılan ve katkı yapan ilim adamları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri günümüzde dünyada ve özellikle Müslüman ülkelerde yaşanan iktisadi <strong>problemlerin temelinde faizin bulunduğu</strong>nu dile getirmekte ve faizsiz bir ekonomiye geçişin tüm insanlığa saadet getireceğini ilan etmekte; yöneticileri, karar alıcıları, uygulayıcıları ve ilim adamlarını bu sese kulak vermeye çağırmaktadırlar.” <u>(<strong>4</strong>)</u>.</p>
<p>Tüketicilerin, aydınların, özellikle gönüllü kuruluşlar ile yerel ve merkezi yönetimlerde görevli karar alıcıların bu çağrıya cevap vermesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Mustafa Öztürk; <strong>Kur’an-ı Kerim Meali</strong>: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2016, s.82.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, Ankara 2014, c.5, s.167-178.</li>
<li><a href="http://www.ikam.org.tr/tr/sempozyumlar/iew5">http://www.<strong>ikam.org.tr</strong>/tr/sempozyumlar/iew5</a>, 2 Nisan 2017.</li>
<li><a href="http://islamiktisadi.net/index.php/2017/04/03/5-islam-iktisadi-atolyesi-sonuc-bildirgesi/">http://islamiktisadi.net/index.php/2017/04/03/5-<strong>islam-iktisadi-atolyesi-sonuc-bildirgesi</strong>/</a>, 2 Nisan 2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
