<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Sülün Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/murat-sulun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/murat-sulun/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 17 Oct 2018 21:32:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>HAYATA İMAN İLE ANLAM KAZANDIRMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Oct 2018 17:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[19 MAYIS ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ KÖSE]]></category>
		<category><![CDATA[CEHM B. SAVFAN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[EBÜ’L-BEKÂ]]></category>
		<category><![CDATA[EZARİKA]]></category>
		<category><![CDATA[FAHRETTİN YILDIZ]]></category>
		<category><![CDATA[GAYLAN ED-DIMEŞKİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNIŞIĞI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÂRİCÎLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYRETTİN NEBİ GÜDEKLİ]]></category>
		<category><![CDATA[HİZLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[HÜLYA ALPER]]></category>
		<category><![CDATA[İLHAMİ GÜLER]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN ÇALIŞMALARI VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMUT AYDIN]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[MATURİDİ]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT SEFA DEMİRYÜREK]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Sülün]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SİNANOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Harman]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER ÖZSOY]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. ŞABAN ALİ DÜZGÜN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKÂVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Vasip Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=768</guid>

					<description><![CDATA[Okulların açılmasıyla birlikte kültürel faaliyetler de canlandı. 13 Ekim 2018 Cumartesi günü, -İstanbul’un Eyüp ilçesinde Günışığı Derneği’nde üstat Cevdet Said’in hayatını ve fikirlerini anlattığım konferansım biter bitmez- Üsküdar’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde icra edildiğini son anda öğrendiğim “Hayatın Anlamı İman” başlıklı ulusal sempozyuma dinleyici olarak katıldım. Sadece öğleden sonraki iki oturumu izleyebildim. Dolayısıyla ilk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasıyla birlikte kültürel faaliyetler de canlandı. 13 Ekim 2018 Cumartesi günü, -İstanbul’un Eyüp ilçesinde Günışığı Derneği’nde üstat Cevdet Said’in hayatını ve fikirlerini anlattığım konferansım biter bitmez- Üsküdar’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde icra edildiğini son anda öğrendiğim “Hayatın Anlamı İman” başlıklı ulusal sempozyuma dinleyici olarak katıldım. Sadece öğleden sonraki iki oturumu izleyebildim. Dolayısıyla ilk iki oturumdaki konuşmalarda not tutma imkânım olmadı. Ancak ev sahibi Kur’an Çalışmaları Vakfı (<strong>1</strong>) yönetimi takdire şayan bir performansla tüm tebliğlerin tam metinlerini kitap olarak bastırıp sempozyuma getirmiş. Ben de önceki iki sempozyumun kitabıyla birlikte bu kitabı da satın alarak tüm tebliğlere göz gezdirme fırsatı elde ettim.</p>
<p>Editörlüğünü Marmara Üniversitesi’nde tefsir hocası Prof.Dr. Murat Sülün’ün yaptığı kitabı esas alarak, konuşmalar esnasında tuttuğum notları da ekleyerek bu önemli çalışmayı siz kıymetli okuyucularla da paylaşmak istedim. Büyük emeklerle ortaya konulan bu gibi ilmî ve fikrî faaliyetleri takdir etmek, iştirak etmek ve notlarımızı paylaşmak, emek sahiplerine karşı asgari vefa borcumuz olduğu gibi iştirak edemeyenler için de kayda değer bir ikramdır.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Albaraka-Türk’ün katkılarıyla düzenlenen sempozyuma İstanbul Valisi Vasip Şahin, Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Ali Köse’nin yanı sıra çok sayıda akademisyen katıldı (<strong>2</strong>).</p>
<p>Açılış konuşmasında, vakfın Kur’an kavramlarının doğru anlaşılmasına ve insanların zihin dünyasında netleşip kökleşmesine katkı sağlamayı amaçladığını vurgulayan Mütevelli Heyeti Başkanı Fahrettin Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Vakıf faaliyetleri yaparken herhangi bir fikri empoze etmek yerine, Kur’ân ve sahih Sünnet’in genel çerçevesinin dışına taşmayan ve İslâm’ın ana ilkeleri içinde kalan farklı görüşleri ilmî bakış açısıyla insanımıza sunmayı, ilmî niteliği ve kalitesi olan her fikre yer ve değer vermeyi, kişileri ve isimleri değil, anlayış ve düşünceleri öne çıkarmayı, kişi ve grupları hedef göstermemeyi, İslâm toplumlarının birlik ve dirliğini tehdit eden, ayrışmayı, çatışmayı ve ötekileştirmeyi besleyen eylem ve söylemlerden uzak durmayı ilke edinmiştir (s.14).</p>
<p><strong>Kur’an’daki İtikâdî, Amelî ve Ahlâkî Bütün Hükümlere İnanmak</strong></p>
<p><strong><em>İman</em></strong>, güven içinde bulunmayı, kulun Allah’a ve indirdiklerine olan kesin ve sarsılmaz inancını ifade eder. Kur’ân da inandıktan sonra imanlarını kesinlik derecesine ulaştırmış olanları gerçek anlamda inanmış, <em>özü sözü bir</em> sadıklar olarak niteler (el-Hucurât 49/15). İmanın en önemli boyutu onun kesinliği olduğundan, bu kesinlik düzeyine erişmemiş bir inanç henüz iman olarak adlandırılamaz. Yine iman, dogmatik bir kabullenme değil, inançla başlayıp bilgiyle devam eden çabanın “tasdik”le karar aşamasına ulaştırılmasıdır; mutlak hakikat karşısında aklın ve iradenin uyumudur. Bütün bunların da ötesinde kalbin bir eylemidir; hakikatin tam bir güven ve teslimiyetle kabul edilip pratik yaşama aktarılmasıdır (el-Mâide 5/41; el-Hucurât 49/14). Bu yüzden, Kur’ân’da iman, kalbe atfedilen bir eylem olsa da (el-Mücâdile 58/22) iradeye dayalı imanın ilahi rızaya uygun amellerle tamamlanması gerekir (el-Bakara 2/82; el-Enfâl 8/2-4; et-Tevbe 9/111-112).</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim insanlara nelere iman etmeleri gerektiğini açıkça bildirmiş (el-Bakara 2/177, 285; Âl-i ‘İmrân 3/ 179, 193; el-A‘râf 7/158; et-Teğâbun 64/8 vb.), Hazret-i Peygamber’in hadislerinde de benzer açıklamalara yer verilip (Buhârî, “İman”, 37; Müslim, “İman”, 1) imanın esasları, alametleri, amelle münasebetleri ve mü’minlerin vasıfları gibi hususlara açıklık getirilmiştir (Buhârî, “İman”, 1-42; Müslim, “İman”, 1-92). Bu sebeple, iman esasları içtihada dayalı bir mesele olmayıp bizzat Kur’ân ve sahih Sünnet’le sabittirler.</p>
<p>Bir insanın mü’min olması, kelime-i şahadetin muhtevasına inanmakla gerçekleşir. Ancak Kur’ân’da sabit olup sahih hadislerle de açıklanan iman esasları sadece yaygınlık kazanan altı unsurdan ibaret sanılmamalı, ayrıca dinden olduğu kesin biçimde kanıtlanan i‘tikâdî, amelî ve ahlâkî bütün hükümlere inanıp bunların farz, helal veya haram olduğunu tasdik etmenin de mü’min olmanın şartı (Mustafa Sinanoğlu, “İman”, DİA, XXII, 214) olduğu unutulmamalıdır…” (s.15).</p>
<p><strong>İmana İlişkin Sorulara Doğru Cevaplar Aramak</strong></p>
<p>Kitaba yazdığı önsözde <strong>Murat Sülün</strong> Hoca imanın mahiyetine ve yansımalarına ilişkin şu tespitleri paylaşmıştır:</p>
<p>“Şarkâvî’nin belirttiği gibi, iman hem buyruk ve yasaklara uymak hem de bir inanç olarak bağlanma ve boyun eğme anlamlarını kapsar. Dilci Ebü’l-Bekâ’nın dediği gibi, şer‘î teblîğât sadece haber veriliyorsa iman, bu haberi doğru kabul etmekten ibaret olur; ancak bir şeyin emredilmesi ya da yasaklanması söz konusu ise iman, insanın o emir ve yasağa içdünyasında tam olarak boyun eğmesidir. Verilen nimetle ilgili olduğu zaman, kendini şükr olarak gösteren îmân, mikro ve makro kozmosdaki ilahi deliller söz konusu olduğunda tefekkür ve nazar olarak; hukukî ilişkilerde güvenilirlik, adâlet ve hakkaniyet olarak; din düşmanlarıyla ilişkilerde berâ, buğz ve mücadele olarak; dinin emir ve yasakları söz konusu olduğunda itaat, inkıyâd, ittiba ve teslîmiyet olarak; bu ilkelerin çiğnenmesi durumunda tevbe ve inâbe olarak; hayatın zor devrelerinde sabır ve tevekkül olarak; sosyal ilişkilerde tevazu ve ağırbaşlılık olarak; dinî kutsallara ve mü’minlere karşı muhabbet, meveddet ve rızâ olarak ortaya çıkar. İman, kökü kalbin derinliklerinde olan ve yapılan işlerle teyid olunan bir şeydir. Belli bir “doğal sonuc”un eksikliği o sonucun bağlı olduğu “sebeb”in de eksik olduğunu kanıtlar. Böylelikle, “fiilen işlemenin imana dâhil mi olduğu, yoksa sadece zarurî olarak onu takip eden bir şey mi olduğu” tartışması, lâf kalabalığına dönüşür (s.9).</p>
<p>Bununla birlikte, Müslümanlar III. halifelerinin “imana aykırı icraatı (ameli)” gerekçe gösterilerek hunharca katledilmesinden beri imanı tartışıp durmaktadırlar. Ehl-i kıblenin, -ağırlıklı olarak- Hâricîlerin ortaya çıkışından itibaren birbirini ötekileştirip kâfir ilân ederek, şeytanlaştırmaya ve katletmeye başlaması, mezhep, klik, cemaat ve tarikatların birbirini dalâletle suçlayıp durması, <strong>İslâm dünyasının en büyük sorunlarından biri</strong> olmuş; tevhid dinine inananlar, kadim din mensupları gibi parçalanarak güçten düşmüşlerdir.</p>
<p>İşte bu ilmî toplantıda aşağıdaki sorulara cevap aradık: İman nedir, ne değildir? İman ettiğimizde ne yapmış oluyoruz? Ne yaptığımızda iman etmiş oluyoruz? Peygamber ve Ashâb devrinde ‘iman’ derken ne anlaşılıyordu? Kur’ân’da mü’min nasıl tanımlanmaktadır? Kur’ân’da hangi iman ilkeleri, neden öne çıkartılmaktadır? Kur’ân-dışı yollarla gelen fiten-melâhim edebiyatına inanmak gerekli midir, neden? Kur’ân’a göre kişiyi felâha, necâta ve ebedi saadete ileten imanın özellikleri nedir? Taat ve masiyetlerin imanla ilişkisi nedir? İman nasıl yok oluyor? İmanın zıddı nedir? İmansızlık nasıl oluşuyor? Kişi imandan nasıl çıkıyor? İnsanlara birilerini iman dairesinden çıkarma yetkisini kim vermektedir; böyle bir yetki var mıdır? Hakikat nedir? Hakikati kim, nasıl temsil etmektedir? Haklılığın ölçüsü nedir? Hakikati ve ‘cennet’i kendi tekellerinde gören din ve mezhepleri bu kadar kesin konuşmaya iten nasıl bir öz-güvendir?&#8230;” (s.10-11).</p>
<p><strong>Taklidî İmandan Tahkikî İmana Yükselmeye Çalışmak</strong></p>
<p>İman sempozyumunda mezheplerde tekfir ve tadlil olgusunu ele alan Doç.Dr. Mehmet Kalaycı, cemaat-fırka, sünnet-bid’at, hadis-rey ve zahir-bâtın eksenlerinde ortaya çıkan kutuplaşmaların, sadece düşünsel içerikli değil aynı zamanda toplumsal veya politik tutumların görünür hale geldiği ve kalıplara döküldüğü var olma zeminleri olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Mezhep mensuplarının negatif teoloji yaparak ‘ne olmaklık’ değil ‘ne olmamaklık’ üzerinden kendilerini tanımladıklarına, kendilerinden önce başkalarını tanımlamayı yeğlediklerine dikkat çeken Kalaycı, tekfir ve tadlil tutumunun hakikatin tek olması gerektiği kavgasından kaynaklandığını ve esasen bir konumlanma ve konumlandırma faaliyeti olduğunu anlattı.</p>
<p>“İnanç câzim (kesin) midir değil midir?” sorusunu soran Kalaycı, bir inanç kesin değilse zan ifade ettiğini ifade etti. “İnanç kesin ise gerçeklikle örtüşüyor mu?” sorusundan sonra da, örtüşmüyorsa ortaya cehl-i mürekkep çıkacağını, gerçeklikle örtüşüyorsa <strong>doğruluk</strong> vasfını elde edeceğini anlattı. Bilgi ve gerekçeye dayanmayan inanın taklitten öteye gidemeyeceğini söyleyen Kalaycı, taklidî imanı geçerli saymayan kelamcıların da bulunduğunu da hatırlattı.</p>
<p>“Dinî inanç esaslarını bilen mümin olur mu?” sorusunu yönelten hatip, bilgiye rağmen iman olmayabileceğini, mümin olmak için inanç, gerekçe, doğruluk ve tasdikin bir arada bulunması gerektiğini belirtti (s.179-214).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim Yahudilik’ten ya da Hıristiyanlık’tan değil yahudileşen ve hıristiyanlaşan insanlardan bahsedildiğini açıklayan ünlü dinler tarihi hocası Prof.Dr. Ömer Faruk Harman, <strong>Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta iman algısını anlattı. </strong>Yahudiler peygamberlerini sıradanlaştırdığını, Hıristiyanlar da sevgide çok aşırı giderek Hz. İsa’yı (hâşâ) ilahlaştırdığını anlatan Harman, Yahudilikte imanın; Tanrı’nın birliği ve geleceğe yönelik söylediklerinin gerçekleşeceği (İsrail’in seçilmişliği) ekseninde 13 madde halinde düzenlendiğini belirtti (s.215-251).</p>
<p>Hıristiyanların İslam’ı bağımsız bir din olarak görmediğini, ana gövdeden sapan tâli bir sapkın yol olarak gördüklerini anlatan Prof.Dr. Mahmut Aydın, Hıristiyan din adamlarının kendilerini ve yaklaşımlarını korumak için aykırı/ muhalif gördükleri tüm yaklaşımları tekfir ettiğini söyledi. Batı’da fikir ve ifade hürriyeti olduğu ama İslam’da olmadığı yönündeki algının yanlış olduğunu, hakikatin bunun tam tersi olduğunu anlatan Rektör Hoca, fikirlerinden dolayı kürsüleri ellerinden alınan ve dışlanan çok sayıda Batılı aydınlardan birkaç örnek de sıraladı (s.253-313).</p>
<p>“İslam’ı ve Müslümanları, farklı ve muhalif olanı dışlayarak koruyamayız, buna hiç gerek yok.” diyerek sözlerini tamamlayan Mahmut Aydın Hoca’yı kısa bir selamlama konuşması için söz alan İstanbul Valisi Vasip Şahin de şu sözüyle teyit etti: “Peygamberimiz ümmetinin çoğalmasını istiyor. Biz birbirimizi dışlayarak Müslümanların sayısını azaltmayalım!”</p>
<p>İman ve bilgi ilişkisini anlatan Dr.Öğr.Üyesi Hayrettin Nebi Güdekli, <strong>iman ve bilgi özdeşliği</strong>nin kelam tarihinde “iman marifettir” diyen Cehm b. Savfan ile Gaylan ed-Dımeşki’de tebellür ettiğini belirterek, mümin olmak için; inanç, gerekçe, doğruluk ve tasdikin birlikte gerekli olduğunu söyledi (s.165-178).</p>
<p><strong>Tekfir ve Tadlilden Uzak Durmak</strong></p>
<p>Kitapta basılan “düşünmenin iki farklı genetiği” (s.315-337) başlıklı tebliğin sahibi Prof.Dr. İlhami Güler ile “tekelcilik ve çoğulculuk arasında Kur’an’ın dinsel hermenötiği” (s.339-354) başlıklı tebliğin sahibi Prof.Dr. Ömer Özsoy hocaların baskılarla toplantıya katılmalarının engellenmesinden ve iman sempozyumunun kolluk kuvvetlerinin koruması altında yapılmasından utanç duyduğunu ve çok üzüldüğünü belirterek sözlerine başlayan Prof.Dr. Mustafa Öztürk şu hususlara vurgu yaptı (<strong>4</strong>):</p>
<p>“İnanç iman değil itikattır. İtikat kanaat demektir. İman, emanet, temin vs. hepsi <strong>güven</strong> kökünden kaynaklanır. Güven bilgi, ispat, kanıt değil, <strong>duygusal ve deruni bir keşif</strong>tir. Bizim Müslümanlığımız Hz. Peygamber’e güvene dayanır. Kur’an’ın Kur’an olduğuna da ona güvenimizle güvendik. İman, hayat formasyonunuza göre artar, azalır. İtikat ise ne artar ne azalır. Sizi amele, daha iyi ahlaki tutuma sevk ediyorsa sizde iman var demektir. Değilse sizde itikat var ve kanaatlerinizi iman zannediyorsunuz! Bal arısı gibi hiçbir alimden vaz geçmeden hepsinden yararlanmalıyız. Ehl-i Sünnet en geniş şemsiye idi, bazıları onu Ezarika konumuna düşürdüler!</p>
<p>“<em>İnnellezîne âmenû we amilu’s-sâlihâti</em>” âyeti nakarat olarak gelmedi. İman ameli üretmelidir deyip daha güzel amel üretmeye çalışmalıyız. Kusurumuz olunca da tevbe edip Allah’ın engin rahmetine sığınmalıyız. Fahiş hata yapan, kendine zulmeden, ama ardından tevbe eden, Allah’tan af dileyen, bile isteye günahta ısrar etmeyenler… Yani günahı alışkanlık haline getirmeyenler Kur’an’da <strong>muttakiler</strong> olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Tarihte bu topraklar iki ucu da barındırdı. Şimdi en esnek fıkhi yorumdan Taliban üretecek frankeştaynlık yaptı. Bu pervasızlık böyle sürüp giderse ya Afganistan-Pakistan olup insanlar birbirini boğazlayacak ya da 28 Şubat’ı aratacak yeni bir devlet sopası gelip bizi dövecek! Farklı seslerin, tonların boğulmasını isteyen faşizan dile mâni olunmalı!” (s.141-163).</p>
<p>Gençlerimizi ikna etmenin yol, yöntem ve üslubunu bulabilmemizin önemine vurgu yapan <strong>Prof.Dr. M. Said Yazıcıoğlu</strong>; deizm, ateizm vb. sorunları abartmamak ve fokurdatmamak, ama yok da saymamak gerektiğini söyledi.</p>
<p>Üreten insanları yıldırmamak ve küstürmemek gerektiğinin altını çizen eski Diyanet İşleri Başkanı Yazıcıoğlu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kimsenin gelenekle derdi yok. Eskiler büyük bir külliyat bıraktılar, Allah razı olsun. Onlardan istifade ediyoruz. Ama yanılmaz değiller. Kendi çağlarında bir çözüm ürettiler. Düşünmek onlar üzerine vecibeydi de bizden sâkıt mı oldu? Fıkıh külliyatını dinle eşleştirdik, oysa fıkıh=din değildir. Müctehid hata ederse bir sevap verilir, çünkü kafa patlatmıştır, isabet ederse iki sevap verilir.</p>
<p>Hakikat tekelciliği yapmayalım. Kendi doğrusunu hakikat, onun dışındakileri sapkınlık olarak gören, bu mutlakiyeti nereden alıyor? Eskiler “Allahu a’lem” diyordu. Bu dinin koruyucusu Allah’tır. Birileri korumaya kalkarsa bugün olduğu gibi huzursuzluk yaşanır.</p>
<p>Ebedi hayatı, ahireti imanımızla kazanacağız. Ebu Hanife ve Maturidi <strong>kişinin mümin ya da kâfir doğmadığını</strong>, iki yönden birini kendi tercihleriyle seçtiğini ifade ediyor. Küfür yolunda azimle ilerleyeni Allah terk ediyor (<em>hizlân</em>). İnsan hür iradesiyle bir şey yapmalı ki eylemlerinden dolayı hesaba çekilebilsin. “Yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz.” diyor Allah. Allah bu kadar geniş alan vermişken, daha küçük ihtilaflardan dolayı kim başkasını nasıl engelleyebilir?</p>
<p>Ev içi temizliğe gösterdiğimiz özeni kapıdan çıkar çıkmaz unutuyoruz. Oysa temizlik imandandır, buna inanıyoruz. Teori ve pratik arasında uyuşmazlık var. Teoriye uygun pratiği nasıl ortaya koyabiliriz, kafa yormamız lazım.</p>
<p>Dinden soğuma, cami cemaatinin azalması vb. alarm işaretleri üzerinde kafa yormak yerine birbirimizle uğraşmanın anlamı yok. Yanlış bir din algısı üzerinden doğruları aramakla meşgulüz. Eksen kayması nerede olduysa ıslaha da oradan başlamalıyız. Kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden, kafa kafaya verip tartışalım. Toplum iyileri alır, kötülerini süzer.” (s.355-357).</p>
<p>Prof.Dr. Şaban Ali Düzgün Hoca’nın “imanın duygusal, zihinsel ve bedensel formları” (s.17-27), Prof.Dr. Hülya Alper’in “imanın psikolojik yapısı” (103-139), Dr.Öğr.Üyesi Muhammed Coşkun’un “Kur’an’da iman ilkeleri ve imanın dönüştürücü etkisi” (s.67-94) başlıklı tebliğleri, dinleyemediğim için not alamadığım ama ilk fırsatta okumaya gayret edeceğim diğer tebliğlerdir…</p>
<p>Rabbim bizleri yüce katında kabul görecek sahih bir imana ve salih amellere muvaffak eylesin.</p>
<p>“Hayatın Anlamı İman” sempozyumunu özetlediğimiz bu yazımızı, Murat Sülün Hoca’nın sempozyum kitabının önsözüne sertâc ettiği âyet mealiyle noktalayalım:</p>
<p>“Size selâm vererek barış elini uzatana dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek ‘Sen mü’min değilsin!’ demeyin.” (Nisâ 4/90).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>kuranvakfi</strong>.com/, 13.10.2018.</li>
<li>https://www.haberturk.com/istanbul-haberleri/16627216-<strong>hayatin-anlami-iman-sempozyumu</strong>, 13.10.2018.</li>
<li>SÜLÜN, Murat. (2018). <strong>Hayatın Anlamı İMAN</strong>. Kur’an Çalışmaları Vakfı Sempozyum Dizisi-3, 13 Ekim 2018, İstanbul: Ensar Neşriyat, 360 s.</li>
<li>ÖZTÜRK, Mustafa. (2018). “<strong>İman-Amel İlişkisi</strong>”. Hayatın Anlamı İMAN içinde. İstanbul: Ensar Neşriyat, s.141-163. https://www.youtube.com/watch?v=A8RecUmR0QM, 13.10.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SORUMLULUĞUMUZU ÜSTLENEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorumlulugumuzu-ustlenebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorumlulugumuzu-ustlenebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2015 09:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[17:15]]></category>
		<category><![CDATA[17:34]]></category>
		<category><![CDATA[17:36]]></category>
		<category><![CDATA[25:16]]></category>
		<category><![CDATA[33:15]]></category>
		<category><![CDATA[35:18]]></category>
		<category><![CDATA[37:24]]></category>
		<category><![CDATA[39:7]]></category>
		<category><![CDATA[53:38]]></category>
		<category><![CDATA[6:164]]></category>
		<category><![CDATA[66:6]]></category>
		<category><![CDATA[Ahkâm 1]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Aylan bebek]]></category>
		<category><![CDATA[Cum'a 11]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Çetin]]></category>
		<category><![CDATA[fıtrî]]></category>
		<category><![CDATA[hacda izdiham]]></category>
		<category><![CDATA[İmamet 20]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[mesuliyet]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Sülün]]></category>
		<category><![CDATA[şeytan taşlama]]></category>
		<category><![CDATA[sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[suudi arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[takva]]></category>
		<category><![CDATA[tevbe]]></category>
		<category><![CDATA[vakfe]]></category>
		<category><![CDATA[vinç kazası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=181</guid>

					<description><![CDATA[“İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz. Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size bildirecektir.” (En’âm 6:164). &#160; İnsan olmak sorumlu olmaktır Sorumluluk kavramı, bir kimsenin üstüne aldığı, yapmak zorunda bulunduğu ya da yaptığı bir iş için gerektiğinde hesap verme durumunu ifade eder. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz. Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size bildirecektir.” (En’âm 6:164).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsan olmak sorumlu olmaktır</strong></p>
<p><strong>Sorumluluk</strong> kavramı, bir kimsenin üstüne aldığı, yapmak zorunda bulunduğu ya da yaptığı bir iş için gerektiğinde hesap verme durumunu ifade eder. Bir insanın sorumluluğunu üstlenmesi ise, kendi tercih ve davranışlarının veya yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, bu konuda hesap vermesi ve neticesine katlanması demektir. Herhangi bir konuda sorumluluk taşımayan kimse için kullanılan ‘sorumsuz’ kelimesi aynı zamanda sorumluluk duygusu bulunmayan ya da bu duygusu yeterince gelişmemiş olan, düşünmeden hareket eden, eylemlerinin sonucunu üstlenmeyen problemli insanlar için kullanılmaktadır.</p>
<p>Sorumluluk kelimesi yerine asırlardır kullandığımız Arapça kökenli <strong>mesuliyet</strong> kelimesi sormak ve sorgulamak anlamına gelen ‘<em>se-e-le</em>’ fiil kökünden türetilmiştir. Farklı kalıplarıyla Kur’an-ı Kerim’de çok yerde geçen sorma, sorgulama ve sorumluluk kelimeleri ‘<em>mes’ûl</em>’ ve ‘<em>mes’ûlîn</em>’ kalıbında ism-i mefûl olarak beş yerde geçmektedir (İsra 17:34 ve 36, Furkan 25:16, Ahzab 33:15, Sâffat 37:24). Özetle bu âyetlerde insanların taahhütlerinden, bakışlarından, dinlediklerinden, düşündüklerinden, inançlarından ya da inançsızlıklarından ve ortaya koydukları eylemlerden mesul olduğu ifade edilmektedir.</p>
<p>Belli sıfatları haiz oldukları varsayılarak belli bir süreyle yetkilendirilen ve kendilerine imkânlar verilen kişilerin, kendi irade ve kararlarıyla yaptıkları ya da ihmal ettikleri işlerden sorumlu tutulması, bunlardan dolayı sorgulanması, bu sorgu neticesinde takdir edilmesi ya da cezalandırılması gerekir.</p>
<p>Sorumluluk üstlenmiş olan bir insanın aklını, iradesini ve tüm kapasitesini kullanarak görevini en iyi şekilde yerine getirmesi için var gücüyle çaba harcaması beklenir. Toplumda yerleşmiş teamüllerin ve üstlenilen göreve ilişkin sözleşmenin doğal bir gereği olarak, aynı zamanda vicdanın fıtrî telkinleri doğrultusunda herkesin; görevinin gereklerini en iyi düzeyde bilmesi, görevinin inceliklerinin farkında olması, mevcut birikimiyle yetinmeyerek sürekli kendini yenilemesi ve görev alanına ilişkin yeni gelişmeleri takip etmesi, önceki hatalarını tekrar etmemesi, sorunlara çok daha etkin ve hızlı çözümler üretebilmesi, insanlara nitelikli hizmet sunması, konumuna mülkiyet değil emanet gözüyle bakması, tevazu ve kulluk bilinci ile yapıcı yaklaşımlar ortaya koyması beklenir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorumluluk hiyerarşisini doğru kurmak</strong></p>
<blockquote><p>Üstlendiği görevi en iyi şekilde yapması, eylemlerinin sonucunu üstlenmesi ve hata yaptığında özür dileyerek bedelini ödemesi insanın topluma karşı sorumluluğunun doğal bir gereğidir.</p></blockquote>
<p>Öncelikli ve en önemli sorumluluğumuz <strong>Allah’a karşı</strong> olan sorumluluğumuzdur. Allah’a iman edip O’nun bizim için çizdiği sınırları gözetmek, dini yalnızca O’na has kılmak, tevhit inancımıza şirk bulaştırmamak Rabbimize karşı sorumluluğumuzun zorunlu bir gereğidir. Sorumluluk bilincini kuşanmak anlamına gelen <strong>takva</strong>; bir taraftan sürekli Allah’ın huzurunda bulunduğumuz bilinciyle davranmak, öbür taraftan yetki kullanırken adil, insanlarla ilişki geliştirirken dürüst, samimi, saygılı ve merhametli olmak demektir.</p>
<p>Akıl sahibi yetişkin her bir fert, içinde yaşadığı <strong>topluma karşı</strong> sorumludur. Üstlendiği görevi en iyi şekilde yapması, tercih ve kararlarının sonucunu üstlenmesi, kimseyi aldatmaması, hata yaptığında özür dilemesi ve bedelini ödemesi, içinde yetiştiği toplumun bütün üyeleri arasında iyiliklerin yaygınlaşması ve kötülüklerin olabildiğince azalması için sürekli gayret etmesi, toplumda maddi ve manevi desteğe muhtaç olanlara elinden gelen yardımı yapması insanın topluma karşı sorumluluğunun gereğidir.</p>
<p><strong>Kendi nefsine </strong>ve <strong>ailesine karşı</strong> sorumlu olan insanın, kendisinin ve aile efradının yanlış yollara düşmemesi için dikkatli ve sorumlu davranması, dünya ve ahiret ateşlerinden kendisini ve yakınlarını koruması Rabbimizin bize açık emirlerindendir (Tahrim 66:6). Sosyal çevresine karşı sorumlu tutulan insan, soluduğu hava, içtiği su, üstünde yaşadığı coğrafya, beslendiği toprak ve hayvanlar başta olmak üzere bütün bir <strong>fizik çevreye karşı</strong> da sorumlu tutulmuştur. Dolayısıyla kendisine emanet edilen bütün bu nimetlerin emniyetinden sorumludur. Bu yüzden, sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmeyen, ihmal ya da yanlışlar yapan insanlar hem dünyada hem de ahirette sorguya çekilerek cezalandırılmayı hak eder.</p>
<p>Hiç kimse başkasının günahını yüklenmeyeceği gibi günah sahibi, büyük hesap gününde bu kötü yükünü paylaşacağı bir yardımcı bulamayacak, kendi yanlış tercih ve eylemlerinin, hatalı kararlarının cezasını bizzat kendisi çekecektir (Örnek olarak bakınız: Fâtır 35:18, Necm 53:38, En’âm 6:164, İsra 17:15, Zümer 39:7). Sevgili Efendimiz meşhur “<em>Kullukum râ’in we kullukum mes’ûlun ‘an ra’iyyetih&#8230;</em>” hadis-i şerifi başta olmak üzere bir çok hadisinde insanların sorumluluğunu üstlendiği diğer insanlara karşı davranışlarından hesaba çekileceğini, aile efradına, çalışanlarına, idaresini üstlendiği insanlara karşı sorumlu olduğunu, sorumluluğunun bilincinde olarak onlara karşı hakkaniyetle ve merhametle davranması gerektiğini hatırlatmıştır. (Buharî: Cum’a 11, Ahkâm 1; Müslim: İmamet 20).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hacdaki iki facianın sorumluluğunu üstlenmek</strong></p>
<p>Hicrî 1436 haccında yaşadığımız iki facia, Müslümanların oturup kader ve tevekkül anlayışlarını ciddiyet ve samimiyetle gözden geçirmesi, sorumluluk bilincinin ne olduğunu yeniden hatırlaması, sorumsuz sorumluların cezalandırılarak sorumlu davranma ve sorumluluğunu üstlenme erdeminin yeniden kazanılması gerektiğini, yadsınamaz ve ötelenemez acil bir zaruret olarak önümüze koymuştur.</p>
<p>Kâbe’de <strong>11 Eylül</strong> 2015 <strong>Cuma</strong> günü devrilen paletli <strong>vinç</strong> kazasında <strong>111</strong> hacı adayı hayatını kaybetmiş, 238 kişi de yaralanmıştır. Müteahhit firma <strong>Bin Ladin</strong> Grubu yöneticisi medyaya verdiği beyanatta; “<em>accident was an <u>act of God</u></em>” diyerek kazanın ‘takdir-i ilahi’ olduğuna vurgu yaptı. Yakını vincin altında ölen Müslümanların bir çoğu; en yakın akrabasının canını ‘kutsal topraklar’da alan Allah’a şükretti. Kâbe’nin güvenliğinden sorumlu olan, bu iş için yüklü bir ücret alan yönetici “<em>Lâ ilâhe illallah</em>” demekle yetindi. Bazı hacı adayları yaralıların yardımına koşmak yerine tavaf ibadetini bozmamayı ve yedi şavtı tamamlamayı tercih etti!&#8230; Birkaç gün sonra anlaşıldı ki, vincin üreticisi Alman firması adına açıklama yapan mühendisin ilk gün dediği gibi vinç, denge ağırlıkları noksan halde kullanılmış. Bununla da kalmayıp, şiddetli rüzgâr estiğinde vincin devrilmemesi için yere indirilmesi gereken ağırlık taşıyan kolu (BOM) hac yoğunluğu gerekçe gösterilerek yere indirilmemiş!</p>
<p>Suudi Arabistan Sağlık Bakanı, bayramın birinci günü hac ibadeti esnasında <strong>şeytan taşlarken</strong> hayatını kaybedenlerin sayısının 769&#8217;a yükseldiğini açıkladı. Yaralıların sayısını ise 934 olarak belirtti. İlk gün 220 olarak verilen ve üçüncü günde dört kat yükselen bu rakamlar muhtemelen biraz daha artacaktır. Sorumluluğunu üstlenip istifa ederek muhakeme edilmeyi istemesi gereken Suudi yöneticiler faturayı ‘talimatları dinlemeyen hacılar’a kesti! Neyse ki yeni kral her iki facia için soruşturma komisyonu kurulması talimatı vermiş&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yüksek sorumluluk örneği vakfe duasına ümmetçe âmîn diyebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Hacda yaşanan iki facia, kader ve tevekkül anlayışımızı ciddiyet ve samimiyetle sorgulamayı acil bir zaruret olarak önümüze koymuştur.</p></blockquote>
<p>Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez hocamız Arafat’ta 56 bine yakın Türkiyeli hacı adayına yaptırdığı vakfe duasında sorumlu bir duruş sergiledi ve sorumluluğu şer odaklarına ya da Allah’a yüklemeyip samimi ve derin bir özeleştiri yaptı:</p>
<p>&#8220;Her işimize Rahmân ve Rahîm isimlerini başlangıç eyledik. Lâkin işlerimizi adalet, hakkaniyet, merhamet ve şefkatle icra edemedik. Birbirimizden merhameti esirgedik&#8230; İslâm’ı hakkıyla temsil edemedik. Kur’an-ı Kerim’i anlamadık, meramını doğru anlatamadık. Böldük, bölündük, kendimizi tek hakikat yolcusu ilan ettik, birbirimizi küfürle itham ettik. Kendimizi, düşüncemizi, mezhebimizi, meşrebimizi kutsadık. Şiddetin adını cihad, zulmün adını zafer koyduk. Senin rahmet dinini, korku dini zannedenler varsa, sorumlusu biziz&#8230;</p>
<p>Dünyaya aldandık, hırs ve tamahın girdabında boğulduk. Kendimize yabancılaştık, iffetin kıymetini, önemini anlayamadık, anlatamadık. Zulme seyirci olduk, mazluma hak ettiği desteği veremedik. Malımızı, makamımızı, her türlü imkânımızı Senin rızana uygun bir biçimde kullanamadık. Cimriliğin, bencilliğin, çıkarcılığın karanlığında kaybolduk&#8230;</p>
<p>Omuzlarımızda kimlerin hakkı var, dilimizle kimleri ezdik, elimizle kimleri incittik? Senin evin gönüllerdi, biz nice gönüller yıktık. Senin rızan bir yetimin başını okşamakta, bir öksüzü sevindirmekte gizliydi. Biz bilerek ya da bilmeyerek kim bilir kaç yetimi yalnızlığa terk ettik, kaç öksüzü gizli köşelerde ağlattık. Komşumuz aç yatarken ondan habersiz kendimizi ağırladık. Sen muhtaçlara yardım için bizleri vesile kılmışken, biz sadece sana “Muhtaçlara yardım et Ya Rabbi!” diye dua etmekle yetindik! Şimdi hepsini burada sana itiraf ediyoruz.</p>
<p>Zulme uğrayan kardeşlerimize el uzatamadık, onları çoğu zaman yalnız bıraktık, gözyaşlarına ortak olamadık. Peygamberimizin emrettiği üzere, bir vücudun uzuvları, bir binanın tuğlaları gibi olamadık. Kardeşlerimizin halleriyle hâllenemedik, dertleriyle dertlenemedik, acılarını acımız, sevinçlerini sevincimiz bilemedik. Ne yazık ki bizler, zihinleri bir, yürekleri bir, gayeleri bir, sevgileri bir, hüzünleri bir, kederleri bir, acıları bir kardeşler topluluğu olamadık!</p>
<p>Kendimiz için istediğimizi mümin kardeşimiz için isteyemedik. Haset ettik. Gıybet ve iftiraya bulaştık. Kul hakkına girdik. Kardeşimizden hoşgörüyü dahi esirgedik. Kusurumuz boyumuzu aşmış, günahımız asırlara taşmış. Söz veriyoruz&#8230;</p>
<p><u>Açgözlüler yüzünden çocukların aç kalmadığı, Aylan bebeklerin minik bedenlerinin deniz kıyılarına vurmadığı bir dünyada yaşamayı, o dünyayı kurmayı bizlere lütfeyle Ya Rabbi!</u>”</p>
<p>Muhterem hocamızı bu yüksek sorumluluk bilinci ve samimi tevbesinin dolayı tebrik ediyor, özetle iktibas ettiğimiz vakfe duasının sonundaki anlamlı tazarru’u için can u gönülden âmîn diyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorumluluğu Allah’a yükleme kurnazlığından vaz geçmek</strong></p>
<blockquote><p>“Kadermiş?” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:<br />
Belânı istedin, Allah da verdi… doğrusu bu! (Mehmet Âkif).</p></blockquote>
<p>Kur’an şairi Mehmet Âkif, Müslümanların; müptela olduğu sorumsuzluk hastalığını ve adam gibi sorumluluğunu üstlenmek yerine şark kurnazlığıyla mesuliyeti nasıl Allah’a yüklediğini 90 yıl evvel ne kadar da beliğ ifade etmiş:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8230;</p>
<p>“Kadermiş?” Öyle mi? Hâşâ, bu söz değil doğru:</p>
<p>Belânı istedin, Allah da verdi… Doğrusu bu.</p>
<p>Taleb nasılsa, tabî’î netice öyle çıkar,</p>
<p>Meşiyyetin sana zulmetmek ihtimâli mi var?</p>
<p>“Çalış!” dedikçe şerîat, çalışmadın, durdun,</p>
<p>Onun hesâbına birçok hurâfe uydurdun!</p>
<p>Sonunda bir de “tevekkül” sokuşturup araya,</p>
<p>Zavallı dîni çevirdin onunla maskaraya!</p>
<p>Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,</p>
<p>Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!</p>
<p>Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,</p>
<p>Birer birer oku tekmîl edince defterini;</p>
<p>Bütün o işleri Rabbim görür: Vazifesidir…</p>
<p>Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir!</p>
<p>Başın sıkıldı mı, kâfi senin o nazlı sesin:</p>
<p>“Yetiş!” de, kendisi gelsin, ya Hızr’ı göndersin!</p>
<p>Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;</p>
<p>Şifa hazinesi derhal oluk oluk akacak.</p>
<p>Demek ki: Her şeyin Allah… Yanaşman, ırgadın O;</p>
<p>Çoluk çocuk O’na aid: Lalan, bacın, dadın O;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;</p>
<p>Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;</p>
<p>Tabîb-i aile, eczacı&#8230; Hepsi hâsılı O.</p>
<p>Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!</p>
<p>Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu!</p>
<p>Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;</p>
<p>Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete… Ha?</p>
<p>Senin bu kopkoyu şirkin sığar mı imâna?</p>
<p>Tevekkül öyle tahakküm demek mi Yezdân’a?</p>
<p>Kimin hesâbına inmiş, düşünmüyor, Kur’ân…</p>
<p>Cenâb-ı Hak çıkacak, sorsalar, muhâtab olan!</p>
<p>Bütün evâmire i’lân-ı harb eden şu sefih,</p>
<p>Mükellefiyeti Allah’a eyliyor tevcih!</p>
<p>Sarılmadan en ufak bir işinde esbâba,</p>
<p>Muvaffakiyyete imkân bulur musun acaba</p>
<p>Hamâkatin aşıyor hadd-i i’tidâli, yeter!</p>
<p>Ekilmeden biçilen tarla nerde var? Göster!</p>
<p>&#8220;Kader&#8221; senin dediğin yolda şer’a bühtandır.</p>
<p>Tevekkülün, hele, hüsrân içinde hüsrandır!</p>
<p>&#8230;</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Erol Çetin; “Kur&#8217;an&#8217;da Sorumluluk Kavramı ve Kapsamı”, Kur’ani Hayat dergisi, Sayı: 40, Mart-Nisan 2015, s.105-108.</li>
<li>Murat Sülün, Saffet Köse vd.; Kur’an-ı Kerim’de Mesuliyet (Kaynağı, Sınırları, Sonuçları), Ensar Neşriyat, İstanbul.</li>
<li>Mehmet Âkif Ersoy; Safahat, Fatih Kürsüsü’nden, Çağrı Yayınları, İstanbul 2013, s.666-672.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/sorumlulugumuzu-ustlenebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
