<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>müminler Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/muminler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/muminler/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 30 Apr 2018 10:57:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>FAİZ İLLETİNE İSLAM İKTİSADI PERSPEKTİFİNDEN ÇÖZÜM ARAMAK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Apr 2017 09:56:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Abbas b. Abdulmuttalib]]></category>
		<category><![CDATA[adil ve verimli bir piyasa]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:130-132]]></category>
		<category><![CDATA[alışveriş]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Teala]]></category>
		<category><![CDATA[bankalar]]></category>
		<category><![CDATA[bankalarfaiz farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[Borç]]></category>
		<category><![CDATA[BuhârîKur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[cana kıymak]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma ve yardımlaşma sandıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri BaşkanlığıHadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[dünya]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[faiz]]></category>
		<category><![CDATA[faiz farkındalığı]]></category>
		<category><![CDATA[faiz hassasiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Faizsiz bir bankacılık modeli]]></category>
		<category><![CDATA[finansal okuryazarlık]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimenkul sertifikaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever davranış]]></category>
		<category><![CDATA[hayırsever davranışyatırım enstrümanları]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İGİAD]]></category>
		<category><![CDATA[İKAM]]></category>
		<category><![CDATA[İktisadi Problemler]]></category>
		<category><![CDATA[İLEM]]></category>
		<category><![CDATA[İlmi Etüdler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insanca bir hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Araştırma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalist ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[kâr-zarar ortaklığı]]></category>
		<category><![CDATA[katılım bankacılığının geliştirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kitle fonlaması]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif bankacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an-ı Kerim Meali: Anlam ve Yorum Merkezli ÇeviriDiyanet İşleri Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Menâsik]]></category>
		<category><![CDATA[mikro finans]]></category>
		<category><![CDATA[Modern]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Müşrikler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[savaştan kaçmak]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[sihir yapmak]]></category>
		<category><![CDATA[şirk koşmak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal eşitsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[tefecilik]]></category>
		<category><![CDATA[Tövbe]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Veda Haccı]]></category>
		<category><![CDATA[Vesâyâ]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım enstrümanları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni bir faizsiz sistem]]></category>
		<category><![CDATA[yetim malı]]></category>
		<category><![CDATA[zina]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=496</guid>

					<description><![CDATA[“Ey müminler! (Müşrikler gibi siz de) tefecilik yapmaya kalkışmayın; bu yolla sermayenize sermaye katmayın! Allah’ın bu yasağını çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah’ın emirlerine itaatsizlikten) sakınmak suretiyle kendinizi koruyun. Allah’a ve elçisine itaat edin ki rahmet ve merhamete nail olasınız.” (Âl-i İmran 3:130-132). Önce Kur’an’ın faizle ilgili âyetlerine dikkat kesilelim: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Ey müminler! (Müşrikler gibi siz de) tefecilik yapmaya kalkışmayın;<br />
bu yolla sermayenize sermaye katmayın! Allah’ın bu yasağını<br />
çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.</p>
<p>Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah’ın<br />
emirlerine itaatsizlikten) sakınmak suretiyle kendinizi koruyun.</p>
<p>Allah’a ve elçisine itaat edin ki rahmet ve merhamete nail olasınız.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:130-132).</p>
<p>Önce Kur’an’ın faizle ilgili âyetlerine dikkat kesilelim:</p>
<ul>
<li>“(Mallarını Allah’ın rızasını kazanma arzusuyla harcamak yerine) tefecilik yapıp servetlerine servet katanlar, (kazanç hırsından dolayı) âdeta şeytan çarpmış/delirmiş gibi hareket ederler. Nitekim onlar, “Ha alışveriş, ha tefecilik; sonuçta ikisi de birer kazanç kapısı!” derler. Oysa Allah alışverişi helâl, tefeciliği haram kılmıştır. Arktık kime (tefecilikten vazgeçme hususunda) Rabbinin emri ulaşır ve o da bu emir gereğince tefecilikten vazgeçerse, geçmişte bu yolla kazandıkları kendisine kalır. Tövbesinden dolayı mükâfatı da Allah’a aittir. Ama her kim vazgeçmeyip tefeciliğe devam ederse, işte böyleleri cehennemlik olacak ve orada temelli kalacaklardır.</li>
<li>Allah tefecilikle elde edilen kazançta bet bereket bırakmaz; buna mukabil zekât ve sadakaları malın/kazancın bereketlenmesine vesile kılar. (Bilin ki) Allah, (tefeciliği helâl saymak suretiyle) kâfirlik günahına batanları sevmez.</li>
<li>İman edip imanlarına yaraşır güzellikte işler yapan, namazı hakkıyla kılıp zekâtı veren kimseler Allah katında büyük mükâfata nail olacaktır. Üstelik onlar için ne ahirette azap korkusu ne de dünyada bırakılan güzel şeyler adına hüzün söz konusu olacaktır.</li>
<li>Ey Müminler! Allah’ın emirlerine itaatsizlikten sakının. Madem ki müminsiniz, o hâlde tefecilikten kalan alacaklarınızdan vazgeçin.</li>
<li>Böyle yapmadığınız, tefecilikten vazgeçmediğiniz takdirde bilin ki Allah ve Elçisi tarafından size savaş açılmıştır. Eğer tövbe edip tefecilikten vazgeçerseniz, anaparanız sizindir. Böylece ne siz haksız yere başkasının malını ne de başkası sizin malınızı almış olur.</li>
<li>Borç verdiğiniz kişinin eli darda ise maddi durumu düzelinceye kadar ona süre tanıyın. Hattâ eğer ne büyük bir sevap ve fazilet olduğunu bilirseniz, borcu tamamen silip alacağınızı bağışlamanız sizin için elbet daha hayırlıdır.</li>
<li>Hesap vermek için Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız o müthiş günde rezil rüsva olmamak için şimdiden tedbirinizi alın. Çünkü o gün herkese dünyada yaptıklarının karşılığı tastamam verilecek ve hiç kimsenin hakkı yenmeyecektir.” (Bakara 2:275-281). <u>(<strong>1</strong>)</u>.</li>
</ul>
<p>Allah Teala’nın yüce emirlerini en iyi şekilde hayata tatbik eden ve insanlığa ‘en güzel örnek’ olan Rasûlullah (s), Veda Haccında faizin kıyamete kadar yasaklandığını şu şekilde insanlığa duyurmuştu:</p>
<ul>
<li>“Cahiliyeye ait her şey ayaklarımın altındadır… İyi bilin ki cahiliye dönemi faizi kesinlikle kaldırılmıştır! İlk kaldırdığım faiz de (amcam) Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Anaparalarınız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Müslim, Hac 147; İbn-i Mâce, Menâsik 84, Ebu Davud, Buyû 5).</li>
</ul>
<p>Bir gün Allah Rasûlu (s) “Helâk edici yedi şeyden kaçınınız!” buyurdular. Yanında bulunun sahâbîler; “Ey Allah’ın Rasûlü! Bu yedi şey nedir?” diye sorunca şöyle cevap verdiler:</p>
<ul>
<li>“Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, hukukun gerektirdiği dışında Allah’ın (zarar vermeyi) yasakladığı bir cana kıymak, <strong>faiz yemek</strong>, yetim malı yemek, (düşmanla karşılaşınca) savaştan kaçmak, zinadan uzak duran ve hiçbir şeyden haberi olmayan mümin kadınlara zina iftirasında bulunmak.” (Buhârî, Vesâyâ 23). <u>(<strong>2</strong>)</u>.</li>
</ul>
<p>İnsanlığın çok çeşitli ve çok boyutlu sorunlar yaşamasında belirleyici bir etkiye sahip olan <strong>faiz illeti</strong>ni konu alan ve bu yıl <strong>beşincisi</strong> düzenlenen <strong>İslam İktisadı Atölyesi</strong>’ne yurtiçinden ve yurtdışından tebliğci ya da müzakereci sıfatıyla katılan elliyi aşkın akademisyenin <u>(<strong>3</strong>)</u>, mevcut faizli sistemin iktisadi, siyasi ve sosyal alanlarda ne tür sorunlara yol açtığına ilişkin tespitlerini ve çözüm önerileri özetleyen “<u>5. İslam İktisadı Atölyesi Sonuç Bildirgesi</u>”ne dikkatinizi çekmekte yarar görüyorum:</p>
<p><strong>İktisadi Problemlerin Temelinde Faizin Yattığını Görebilmek</strong></p>
<p>“İslam İktisadı Araştırma Merkezi’nin (İKAM) düzenlediği 5. İslam İktisadı Atölyesi, 31 Mart-2 Nisan 2017 tarihlerinde “İslam İktisadı Perspektifinden Faiz” başlığı ile Sakarya Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilmiştir. İlmi Etüdler Derneği (İLEM), Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD), İslam Ekonomisi ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSEFAM) işbirliğiyle düzenlenen atölyede bu sene günümüz iktisadi problemlerinin kaynağı olarak faiz konusu detaylı bir biçimde tartışılmıştır. Üç gün boyunca sunulan tebliğler, yapılan değerlendirmeler ve tartışmalar çerçevesinde aşağıdaki konulara kamuoyunun dikkatinin çekilmesi ve bu hususta gerekli uygulamaların geliştirilmesi çağrısında bulunulmasına karar verilmiştir:</p>
<ol>
<li><u>Faiz tüm din ve inanışlarda yasaklanmış ve faizin zararlarına vurgu yapılmıştır</u>. Bu çerçevede <u>faizin</u> sadece sorunlu rutin bir iktisadi uygulama olarak görülmeyip bir <u>hastalık olarak teşhisi</u> önem arz etmektedir. Zira faiz tüm ekonomik problemlerin merkezinde yer almakta olup bu sorunun çözülmesi iktisadi pek çok sıkıntının esaslı bir biçimde aşılmasına katkı sağlayacaktır. Bu nedenle <strong>faizin</strong> sadece azaltılması değil <strong>tamamen ortadan kaldırılması</strong>na yönelik adımlar atılması gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Modern kapitalist ekonomi içinde sermaye ve <u>servetin belirli ellerde toplanmasını sağlayan temel etken faizdir</u>. <u>Böylece faiz iktisadi eşitsizliğin ve sosyal adaletsizliğin temel sebeplerinden birisi</u> haline gelmektedir. Faiz oranlarındaki her yükseliş en zenginleri daha zengin ederken, merkez bankaları tarafından zaman zaman uygulanan düşük faiz uygulamaları da temelde sermayedar kesimin kamu kaynaklı kredileri daha fazla kullanması ile neticelenmektedir. <u>Faizli bir sistemde sosyal adaleti faiz oranları üzerinden sağlamak imkânsızdır.</u> Dolayısıyla <strong>sosyal eşitsizlik</strong> faizli bir sistemin yol açtığı en temel problemler arasında yer almaktadır.</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>Son yıllarda yapılan birçok araştırmada <u>faizin iktisadi büyüme üzerinde olumsuz etkileri olduğu ortaya konmuştur</u>. Faiz üretken kaynakların reel ekonomiye aktarılmasını etkilemekte ve bu bağlamda iktisadi kalkınma üzerinde olumsuz tesirler oluşturmaktadır. Böylece eldeki kaynakların tam ve verimli kullanımı önünde engel olan <strong>faiz, ekonomideki gelişmeyi durdurmakta</strong>dır. Faize dayalı bir finansal sistemden faizsiz bir sisteme geçmek, paranın pozitif bir getirisi olmayacağı için ekonomideki reel dengelerin daha sağlıklı bir hale gelmesine sebep olacaktır.</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>İslam iktisadının ekonomi bilimine en önemli katkılarından birisi faizsiz bir iktisadi sistem oluşturmasıdır. Bu katkının günümüz şartları içinde geliştirilerek evrensel bir sisteme dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu nedenle İslam iktisadı araştırmacılarının faizi dinî saik ve argümanlarla reddetmenin ötesine geçip iktisadi olarak açıklanmış ve temellendirilmiş <strong>yeni bir faizsiz sistemi inşa etme</strong>leri gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>Genel olarak İslam ekonomisi çalışmalarında, özelde ise <strong>faiz konusunda</strong> Osmanlı başta olmak üzere Müslüman toplumların tarihî tecrübesinden hem teorik hem de pratik olarak istifade edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde fikrî derinliği sağlamak mümkün olmayacaktır. Bu durum günümüzde önemli bir sömürü aracı olan faiz ile ilgili çözüm arayışlarını tıkayacaktır. Bu nedenle <strong>tarihî tecrübe ve birikime önem verilmesi </strong>gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Dünyada finans alanında ortaya çıkan krizlerin en önemli nedeni faizdir. Bu durum birçok uzman tarafından dile getirilmekte ve alternatif çözümler aranmaktadır. Ancak bu çözümler de vahiyden beslenmedikleri için yeni başka sorunlara yol açmaktadırlar. Tam da bu noktada <strong>Müslümanların dünyaya sunabilecekleri çok önemli katkılar </strong>bulunmaktadır. Bu alanda yapılacak çalışmaların teorik bir derinlikle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>Finans sisteminde <u>faizsiz uygulamaların alanının genişletilmesi</u> ve kooperatif bankacılığı, gayrimenkul sertifikaları, dayanışma ve yardımlaşma sandıkları, mikro finans ve kitle fonlaması gibi yeni uygulamaların önünün mevzuatta açılması gerekmektedir. Bu uygulamalar yoksulluğun azaltılması ve ihtiyaçların karşılanması noktasında, İslam iktisadı çerçevesinde teorik boyutta ele alınan değişik finans modellerinin faizsiz bir temelde pratikte uygulaması anlamına gelecektir. Bu modellerin uygulanması ile elde edilecek olumlu neticeler İslam’ın insanlığın <strong>ekonomik ve sosyal anlamda</strong> nasıl daha <strong>insanca bir hayat</strong> teklifinde bulunduğunu gözler önüne serecektir.</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>Toplumun her kesiminde <strong>faiz hassasiyetinin oluşturulması</strong> bir zorunluluk arz etmektedir. Özellikle insanları zorunlu olarak faizli banka sistemi içine çeken uygulamaların sonlandırılması önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede faizi özendirici reklam ve uygulamaların azaltılması kadar <u>faizsiz modeli özendirici</u> olanların da arttırılması gerekmektedir. Ayrıca <u>finansal okuryazarlığın faiz farkındalığı yönüyle geliştirilmesi</u>, bu husustaki eğitim çalışmalarının derinleştirilmesi lazımdır.</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>Günümüzde başta kamu kurumları çalışanları olmak üzere çalışanlar maaşlarını alacakları bankaları kendileri tercih edememekte, kişiler kurumlarının promosyon karşılığında anlaştıkları bankalarla çalışmak zorunda kalmaktadırlar. <u>İnsanları zorunluluk altında bırakarak faizli banka sistemine çeken</u> bu tür <u>uygulamaların sonlandırılması</u>, faizsiz bir ekonomik sistemin oluşturulmasında önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede kamu sektörü başta olmak üzere çalışanların banka promosyonları ile ilgili bir düzenleme yapılarak <u>kişilerin maaşlarını kendi istedikleri bankalardan alma tercihlerinin sağlanması</u>na yönelik bir düzenleme yapılması önem arz etmektedir. Böylece hem katılım bankalarının müşteri ve mevduat oranları artırılacak hem de faizsiz bir ekonomik sistemin oluşmasına ve gelişmesine katkı sağlanacaktır.</li>
</ol>
<ol start="10">
<li>Faizsiz bir bankacılık modeli için <strong>katılım bankacılığının geliştirilmesi</strong> önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu sektör temsilcilerinin <u>bilgilendirme ve halkla ilişkilere yönelik faaliyetler</u>ine daha fazla önem vererek kendi fark ve uygulamalarını halka anlatmada yaygın iletişim araçlarını da kullanarak daha aktif bir rol üstlenmesi gerekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="11">
<li>Faizsiz uygulamaların geliştirilmesi için katılım bankalarının araştırma ve uygulama önerilerini daha fazla desteklemesi gerekmektedir. Bu doğrultuda <u>İslam iktisadı alanındaki yeni araştırma ve modelleme çalışmalarının ivedilikle başlatılması </u>elzemdir.</li>
</ol>
<ol start="12">
<li>Günümüz koşullarından <u>ötürü faiz konusunda zorunlu olarak geliştirilen bazı ara çözümlerin kalıcı uygulamalar olarak görülmemesi</u> gerekmektedir. Bu bağlamda İslam’ın temel esaslarına göre sürekli bir iyileştirme siyasetinin takip edilmesi icap etmektedir.</li>
</ol>
<ol start="13">
<li>Günümüzde her ne kadar İslami bankacılığın finans sektöründe sahip olduğu pay hem dünyada hem de Türkiye’de artış gösterse de bunun oranı oldukça düşüktür. Bunda birçok faktörün rolü olmakla beraber <u>faiz hassasiyetinden kâr odaklı bir anlayışa doğru evrilme</u>nin önemli bir etkisi olduğu açıktır. Bunun bir tezahürü olarak özellikle Türkiye’de kurulan faizsiz bankalarda ülkemiz kaynaklı yerleşik pay sahiplerinin oranının <u>oldukça düşük olması</u> dikkat çekmektedir.</li>
</ol>
<ol start="14">
<li>Katılım bankalarının borç finansmanına dayalı işlemleri politika faizlerinden olumsuz yönde etkilenirken, bu yöntemle birlikte faiz oranlarındaki değişimlerin reel ekonomiye yansıtıldığı gözlemlenmiştir. Bu durum faiz hassasiyeti açısından çeşitli sorunlar barındırmaktadır. Buna bağlı olarak <u>borç finansmanı yerine <strong>kâr-zarar ortaklığı</strong>na dayalı işlemlerin oranının arttırılması</u> bu etkiyi azaltacaktır.</li>
</ol>
<ol start="15">
<li>Kamunun <strong>katılım bankacılığı</strong> alanına yatırım yapmış olması ve bazı İslami yatırım enstrümanlarını kullanması halkın İslam iktisadına yönelik algısını olumlu yönde etkilemektedir. Bu bakımdan kamunun uygulama alanlarının genişletilmesi önemli bir gelişme olarak görülmektedir.</li>
</ol>
<ol start="16">
<li>Daha adil ve verimli bir piyasa düzeni ve buna bağlı olarak iktisadi büyüme için <strong>hayırsever davranış</strong> önemlidir. <u>Faiz temelli ve aşırı borçlanmaya dayalı finansal sistem ekonomik krizlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır</u>. Dolayısıyla hayırseverliği teşvik edecek kamu ve özel sektör uygulama ve mevzuatının geliştirilmesi önemlidir.</li>
</ol>
<ol start="17">
<li>Genel olarak dünyada özelde ise Türkiye’de İslam iktisadına yönelik artan bir ilgi ve beklenti söz konusudur. <strong><u>İslam iktisadı</u></strong><u> alanının</u> bu ilgi ve beklentiyi karşılayacak şekilde <u>teori ve uygulamada genişletilmesi ve geliştirilmesi</u> gerekmektedir.</li>
</ol>
<p>31 Mart-2 Nisan 2017 tarihlerinde Sakarya’da gerçekleştirilen 5. İslam İktisadı Atölyesi’ni tertip eden, katılan ve katkı yapan ilim adamları, uzmanlar ve sivil toplum temsilcileri günümüzde dünyada ve özellikle Müslüman ülkelerde yaşanan iktisadi <strong>problemlerin temelinde faizin bulunduğu</strong>nu dile getirmekte ve faizsiz bir ekonomiye geçişin tüm insanlığa saadet getireceğini ilan etmekte; yöneticileri, karar alıcıları, uygulayıcıları ve ilim adamlarını bu sese kulak vermeye çağırmaktadırlar.” <u>(<strong>4</strong>)</u>.</p>
<p>Tüketicilerin, aydınların, özellikle gönüllü kuruluşlar ile yerel ve merkezi yönetimlerde görevli karar alıcıların bu çağrıya cevap vermesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Mustafa Öztürk; <strong>Kur’an-ı Kerim Meali</strong>: Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2016, s.82.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, Ankara 2014, c.5, s.167-178.</li>
<li><a href="http://www.ikam.org.tr/tr/sempozyumlar/iew5">http://www.<strong>ikam.org.tr</strong>/tr/sempozyumlar/iew5</a>, 2 Nisan 2017.</li>
<li><a href="http://islamiktisadi.net/index.php/2017/04/03/5-islam-iktisadi-atolyesi-sonuc-bildirgesi/">http://islamiktisadi.net/index.php/2017/04/03/5-<strong>islam-iktisadi-atolyesi-sonuc-bildirgesi</strong>/</a>, 2 Nisan 2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/faiz-illetine-islam-iktisadi-perspektifinden-cozum-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PSİKOLOJİK, DÜŞÜNSEL VE KÜLTÜREL BOYUTLARDA  BİRLİĞİ SAĞLAYABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 09:22:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmazlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[din kardeşliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[görüş birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel mirasımız]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[tek bir ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet Birliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=455</guid>

					<description><![CDATA[Ümmet-i Muhammed’in sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin allâme Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce yayımlanmış olan “İslam Birliği” adlı eserinde yer alan tespitlerinin aradan geçen yarım asırlık süreye rağmen günümüzde neredeyse birebir geçerli olması, kendisini İslam’ın âlimi, mütefekkiri ve önderi gören münevver tabakanın ciddi bir özeleştiri yaparak meseleyi neden ileriye götüremediklerini en azından kendi kendilerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ümmet-i Muhammed’in sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin allâme Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce yayımlanmış olan “İslam Birliği” adlı eserinde yer alan tespitlerinin aradan geçen yarım asırlık süreye rağmen günümüzde neredeyse birebir geçerli olması, kendisini İslam’ın âlimi, mütefekkiri ve önderi gören münevver tabakanın ciddi bir özeleştiri yaparak meseleyi neden ileriye götüremediklerini en azından kendi kendilerine izah edebilmelerini zorunlu kılmaktadır:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Müminlerin Tek Bir Ümmet Olduğuna İman Etmek </strong></p>
<p>“İslam birliği, her müminin arzulaması gereken ilahi bir gayedir. Müminlerin tek bir ümmet olduklarına iman etmeyen bir kimse, Kur’an ayetlerine karşı çıkmış, onun hikmetine muhalefet etmiş ve davetinden uzaklaşmış olur. İşlediği bu fiille Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere karşı çıkan kimseler güruhuna katılmış olur.</p>
<p><u> </u></p>
<p><u>Hizip</u><u>ç</u><u>ilik</u>, İslam’ın kesin bir surette yasakladığı ve bizden önce gelip geçmiş iki ümmet olan Yahudi ve Hıristiyanları bu işi yapmaları sebebiyle kınadığı bir günahtır. Aynı günahın bizim dinî ve siyasi düşünce tarzımızı olması gerekenin dışında bozuk şekillere sokması durumunda <strong>yapılacak tek </strong><strong>ş</strong><strong>ey yeniden Kur’an’ın kılavuzluğuna y</strong><strong>ö</strong><strong>nelmemiz</strong>dir. Ancak bu şekilde daha doğru bir yola girmiş oluruz ki bu yöneliş bizleri izzet ve yüceliğe ulaştırır. Zira; “Asıl şeref, Allah&#8217;a, O&#8217;nun Elçisi&#8217;ne ve inananlara aittir, ama ikiyüzlüler bunun farkında değildirler.” (Münâfikûn 63:8).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tefrikaya Yol Açan Etkenlerden Uzak Durmak</strong></p>
<p>Geçmişte çeşitli sebeplerle birbirimizden uzaklaşmış olsak da şimdi bu <strong>ayrılı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı bertaraf etmemiz ve tefrikaya g</strong><strong>ö</strong><strong>t</strong><strong>ü</strong><strong>ren etkenlerden uzak durmamız</strong> gerekmektedir. Ancak bu şekilde <u>ırkçılık, milliyet</u><u>ç</u><u>ilik ve entelekt</u><u>ü</u><u>el tutkular</u> gibi <u>ayrılık sebeplerinden kurtulmu</u><u>ş</u> oluruz. Zira bunlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği bağı koparır; bir araya gelmesini zorunlu kıldıklarının arasında ayrımcılık çıkarır; korumamız ve gözetmemiz gereken değerleri yok eder (s.79).</p>
<p>Çeşitli sebeplerden kaynaklanan <strong>anlaşmazlıklar</strong>, düşünce, madde ve mana bazında ayrılıklar meydana getirmiş ve tüm bunlar Müslümanlar arasında ciddi parçalanmalara yol açmıştır. Öyle ki Müslüman kimse fikrî boyutta ayrılığa düştüğü din kardeşine Allah’ın şeriatına göre hakikate ulaşmayı arzulayan bir muhalif değil de <u>her an saldırmak i</u><u>ç</u><u>in bekleyen bir d</u><u>üş</u><u>man</u> gözüyle bakmaya başlamıştır. <u>Mezhep</u><u>ç</u><u>i d</u><u>üşü</u><u>ncedeki taassup</u>, sahibini dinin özüne ve kesin bilgiye destek olmak yerine kendi mezhebinin üstün gelmesine odaklanacak hale getirmiştir. Tarih, geçmişte İslam’ın birliğini yıkan ve Müslümanları şiddetli bir şekilde birbirine düşüren bu durumun etkilerini kaydetmiştir. Hattâ bazı dönemlerde <u>birbirlerinin sapkınlık </u><u>ü</u><u>zere olduklarına inanmaları sebebiyle</u> iki fırka arasında gerçekleşen katliamlara şahit olduk (s.81).</p>
<p>Dinin özünde ve hakikatinde değil de <u>anla</u><u>ş</u><u>ılmasında</u>ki düşüncelerinden ötürü birbirleriyle savaşa girişen bu kimselerle <strong>güya Allah’a yakınla</strong><strong>ş</strong><strong>mak adına </strong><strong>ö</strong><strong>z karde</strong><strong>ş</strong><strong>ini katletmek</strong>ten geri durmayan Âdem’in oğlu Kâbil arasında ne kadar da büyük bir benzerlik vardır!</p>
<p>Günümüzde birbirleriyle çekişen Müslümanlar arasında <strong><u>karde</u></strong><strong><u>ş</u></strong><strong><u>i aleyhinde konu</u></strong><strong><u>ş</u></strong><strong><u>mamak</u></strong><u> i</u><u>ç</u><u>in diline mukayyet olan</u> birini görmek mümkün değildir! Aynı şekilde <u>aramızdaki ayrılıktan </u><u>ö</u><u>t</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u> pi</u><u>ş</u><u>manlık duymamız</u> ve gerçek imanın ancak <u>toplumdaki selamet</u>le mümkün olduğunu anlamamız için bize özel bir karga gönderilmesini mi bekliyoruz?! (s.83).</p>
<p>Bizler geçmişte <u>ırk</u><u>ç</u><u>ı etkenler</u>, fikrî tartışmalardan doğan <u>tarafgir d</u><u>ü</u><u>rt</u><u>ü</u><u>ler</u> veya İslam’a karşı önceki asırlardan kalma <u>cahiliye adetleri sebebiyle ihtilafa d</u><u>üş</u><u>erdik</u>.</p>
<p>Şimdi ise birbirimize muhalefet ediyoruz. Çünkü bizim ayrı düşmemizi arzulayan dış güçler içimize ayrılık tohumları ekiyor, bizlerse Müslümanlar dışında bazı kesimlerle sıcak dostluklar kurmaya çabalıyor ve onlardan destek bekliyoruz! (s.85).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Kardeşliğine Dayalı Bir “Ümmet Birliği” Kurabilmek</strong></p>
<p>İslam, Allah’ın “Müminler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız!” âyetinde ve Rasulü’nün “Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede bir başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez…” (Buhârî, Mezâlim 3 vd.)” hadisinde anlatıldığı gibi <u>genel bir <strong>din karde</strong></u><strong><u>ş</u></strong><strong><u>li</u></strong><strong><u>ğ</u></strong><strong><u>i</u></strong>ne davet eder. Bu mesajı veren daha birçok âyet ve hadis mevcuttur. Din kardeşliğini benimsemeyen ve her İslam ülkesinde karşılaşabileceğimiz bazı kimseler, İslam birliğinin önünde duran en büyük engellerdir (s.91).</p>
<p>Bunlar gayrimüslim politikalarına tâbi olmayı tercih ederler. Bu politikalar ise Müslümanları birleştirici değil <u>b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>c</u><u>ü</u><u> bir metot</u> izler. Müslümanları, yeryüzünde <strong>tek bir </strong><strong>ü</strong><strong>mmet</strong> olarak kendi değerlerini savunan ve onların amaçlarına engel teşkil eden bir güç olarak görmek istemezler. Bilakis İslam’ın zayıf düşürülmesi, kendilerinin ise yegâne güç sahibi olmaları hırsıyla İslam toplumunun paramparça olması, envaı çeşit gruplara bölünmesini için gece gündüz çalışırlar. İşte, birliğe götüren yolların ilki bu yerli engellerin ortadan kaldırılması için İslam kardeşliğini benimsemeyenlerin ellerindeki otoritenin geri alınmasıdır. Aksi takdirde yeryüzünü büyük bir fitne ve fesat kaplayacaktır. Fitne ise her zaman istenmeyen sonuçlar doğurur ve hedefin dışındaki yollara sevk ederek nihayetinde bizi olması gerekenin aksi yöne götürür (s.93).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Gerçek birlik, <u>psikolojik ve fikrî boyutta bir olmak</u> ve dinin genel toparlayıcılığını hissetmektir. Tevhid dini olan İslam’a inanan ve Kur’an’ın hükmüyle tek bir ümmet olan kıble ehli insanlar arasında gerçekleştirilmeye en layık olan <u>vahdet</u>tir. Nebî (s) İslam kardeşliğinin millî kardeşlik ve bölgesel birliktelikten çok daha üstün olduğunu öğretmek için İranlı Selman ile Habeşistanlı Bilal’i Arap Müslümanlarla kardeş kılmıştır (s.101). İşte, Müslümanlar arasında kurulan bu din kardeşliği bağı, ancak <strong>ırk</strong><strong>ç</strong><strong>ılık</strong> harekete geçtiğinde; her topluluk kendi kavmini ihya etmeye çalışıp milliyetçiliğini ilan ettiğinde darmadağın olur (s.103).</p>
<p>İslam dini her daim birlik olmamızı emrettiği halde tarih boyunca bölünme ve şiddet dönemlerinde soy birliğine yönelme konusundaki yanlış tutum ve davranışlar sürüp gitti. Günümüzde birliği sağlayacak başlıca unsur <u>ge</u><u>ç</u><u>mi</u><u>ş</u><u>te ve g</u><u>ü</u><u>n</u><u>ü</u><u>m</u><u>ü</u><u>zde b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>nmeye yol a</u><u>ç</u><u>an tüm sebepleri ortadan kaldırmak</u>tır. Nitekim geçmişte birliği bölen kralların koyduğu sınırlar iken modern zamanlarda birlik bir yandan bu sınırlar tarafından zarar görmekte, diğer yandan Batılıların bize telkin ettiği ve içimizden bazılarının da tabi olduğu bu sapkın görüşlerce tahrip edilmektedir. Günümüzde Müslümanlar arasındaki bölünme her bir Müslüman halkın bir diğerinin içinde bulunduğu şartlardan bîhaber olmasıyla daha da şiddetlenmektedir. Bu sebeple pratik açıdan <strong>birliği ger</strong><strong>ç</strong><strong>ekle</strong><strong>ş</strong><strong>tirecek adımlar</strong>ın üç farklı alanda yoğunlaştığını düşünüyoruz:</p>
<p>1- Müslüman toplumlar arasında <u>entelekt</u><u>ü</u><u>el ve psikolojik bir birlik</u> oluşturulmalıdır. Bu birlik ancak İslami düşünceyi bir araya getiren, ümmetin geçmişini araştıran, hayata dair meselelerde bir ortak nokta bulmak ve tüm İslami gruplar arasında yakınlık kurmak için şer’î hükümleri tanımakla meşgul olan <strong>ilmî bir heyet</strong> tarafından gerçekleştirilebilir.</p>
<p>2- İslam ülkeleri arasında <u>ortaya </u><u>ç</u><u>ıkmı</u><u>ş</u><u> veya </u><u>ç</u><u>ıkabilecek her t</u><u>ü</u><u>rl</u><u>ü</u> <u>ç</u><u>eki</u><u>ş</u><u>menin engellenmesi</u> için çalışmalar yürütülmelidir.</p>
<p>3- <u>Müsl</u><u>ü</u><u>manlar birbirlerini yakından tanımalı</u>dır. Bu ihtiyacı karşılamada en etkili araç ise Kur’an’ın ve Sünnet’in dili olan Arapçadır. Eğer Arap dili ihya edilirse birlik de ihya olmuş olur (s.105-107).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinin Ana Kaynağı Olan Kur’an’ın Etrafında Toplanmak</strong></p>
<p>Düşünsel, kültürel ve psikolojik birliğin sağlanması, bir inşa sürecinden çok insanların yönlendirilmesi ve bir araya getirilmesine ihtiyaç duyar. Bir araya gelmeye, yönlendirilmeye veya düzenlenmeye gerek duymayan bu entelektüel birliğe götüren sebepler <strong>kaynak birliği</strong>, bu kaynak hakkında varılan <strong>g</strong><strong>ö</strong><strong>r</strong><strong>üş</strong><strong> birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> ve mutabık kalınan ortak görüş etrafında<strong> toplanma</strong>dır (s.109-111).</p>
<p>Müslümanlar, asla değişme ve başkalaşım kabul etmeyen <strong>Kur’an</strong> ve onun muhkem âyetlerini kendileri için beslenilecek <strong>yeg</strong><strong>â</strong><strong>ne kaynak</strong> olarak görmekte ittifak etmişlerdir:</p>
<p>“Hiçbir anlam ve amacından saptırma çabası ona ne önünden açıkça ne de ardından gizlice ilişemez: Zira o (Kur’an), her tür övgüye lâyık, hükmünde tam isabetli olan (Allah) tarafından indirilmiştir.” (Fussilet 41:42).</p>
<p>Nebî’nin de (s) bunu destekleyen hadisleri vardır. Eğer bazı gruplar rivayetler konusunda ihtilafa düşerlerse üzerine mutabık kalınacak olan; temel dinin direği, İslam’ın fıkhı ve hakkında <strong>ittifak edilmiş h</strong><strong>ü</strong><strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>mler</strong>idir. Eğer İslami usullerde tek bir hükme ve bu usullere işaret eden sünnetin tamamını kabul etme sonucuna ulaşırlarsa <u>hedef birli</u><u>ğ</u><u>i sa</u><u>ğ</u><u>lanır ve k</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>rel birli</u><u>ğ</u><u>in temeli</u> herhangi bir hoşnutsuzluk, inatlaşma ve kötü lakaplar takma gibi zaaflar olmaksızın <u>sa</u><u>ğ</u><u>lamla</u><u>ş</u><u>ır</u>. Çeşitli anlaşmazlık türlerinin ortaya çıkmasının ve etkisini hâlen sürdürmesinin bir zararı yoktur. Zira bu, sadece kültürdeki farklılıktan değil bazen <u>d</u><u>üşü</u><u>nce darlı</u><u>ğ</u><u>ından</u> bazen de <u>d</u><u>üşü</u><u>ncedeki derinlikten</u> doğan bir sonuçtur (s.113).</p>
<p>İslam topraklarında birçok grup ve mezhep, çeşitli konularda ihtilafa düşmüş olsa da <u>fikrî, k</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>rel ve psikolojik birli</u><u>ğ</u><u>in tohumunun t</u><u>ü</u><u>m </u><u>İslam</u> <u>ü</u><u>lkelerinde varlı</u><u>ğ</u><u>ını s</u><u>ü</u><u>rd</u><u>ü</u><u>rd</u><u>üğü</u> şüphe götürmeyen bir hakikattir. Ancak bizlerin gerçekleşmesini istediğimiz durum bu <u>eğilimlerin birle</u><u>ş</u><u>tirilmesi</u>, sağlanan <u>birli</u><u>ğ</u><u>in geli</u><u>ş</u><u>tirilmesi</u> ve <u>fikrî birlik sa</u><u>ğ</u><u>lamı</u><u>ş</u><u> bir toplumun kurulması</u>dır (s.115).</p>
<p>Mümin toplumun yapması gereken, sapkın kimseyi kendisini kuşatan bilinmezlik içerisinde çırpınır hâlde bırakmak yerine ona doğru yolu göstermektir. Yabancıların henüz insanlar arasından seçip kendi emellerine göre yetiştirme fırsat bulamadığı bu kimselerin içlerinde, ihlâsın özü sabit olarak bulunur. Zira bunlar <u>do</u><u>ğ</u><u>ru yolu bulma konusunda hataya d</u><u>üş</u><u>m</u><u>üş</u><u> hakikat talebeleri</u>dir. O halde bizlerin onları dosdoğru yola yönlendirmesi gerekir. İmam Ali (kv) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hakkı isteyen kimse hata etse de, bâtılı isteyip de isabet eden kimse gibi olmaz.” (s.117).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel Mirasımızı Bir Sarraf Titizliğiyle İnceleyip Ayıklamak</strong></p>
<p>Kültürel mirasımızı tıpkı bir sarraf titizliğiyle incelememiz gerekir. Bir taifeyi diğerinden ayırt etmek için bu zengin mirasa yönelik incelememizi şu üç sonucu elde etmek için yapmalıyız:</p>
<p>1- <u>Ü</u><u>mmetin</u> bu gününden hareketle <u>geçmi</u><u>ş</u><u>ine ula</u><u>ş</u><u>mak</u>. Zira her bir medeniyetin geçmiş ve bugününü birbirine bağlayan kendine mahsus bir düşünce tarzı ve mirası vardır. İslam bilgesi, son asırda İslam birliğine davet edenlerin ve İslam beldelerinin her köşesinde entelektüel bilinci arayanların ilki olan Seyyid Cemaleddin Afgani’nin dediği gibi ‘İslam ümmetinin sürekli olarak ilerlemesi <strong>tarihle ba</strong><strong>ğ</strong><strong>lantılı olma</strong>yı gerektirir.’</p>
<p>2- İslam âlimi, karşısına çıkan görüşlerden hiçbirine <strong>tarafgir olmama</strong>lıdır. Aksi takdirde bu tavrı, geri kalan görüşlere yönelmesini ve onların içeriğini araştırmasını engeller (s.119).</p>
<p>3- İslami grupların birbirlerine <strong>yakınla</strong><strong>ş</strong><strong>ma</strong>sını sağlamak. Her bir grubun diğerlerinden ayrılan yönleri açısından -bölünme kabul etmeyen bir bütünün parçaları olarak- İslami mirasın incelenmesi Müslüman grupları birbirine yakınlaştıracaktır. Böylece İslam’ın mazisinden günümüze miras kalmış gayr-ı tabii karmaşa giderilebilecektir (s.121).</p>
<p>Günümüzde sürmekte olan sınıfsal ayrılık, ırkçı eğilimi andırmaktadır. Çünkü İslam’ı tuzağa düşürmek isteyenler sınıflar arasındaki anlaşmazlığı <u>İslam</u><u>’ın birli</u><u>ğ</u><u>ini yok etmek</u> için kullandıkları bir giriş kapısı olarak görmektedirler. O halde Müslümanların yapması gereken bu <strong>menfezi kapatmak</strong>tır. Zira İslam toplumlarının birliği, <u>duygu birliği</u>nin kemale ermesini gerektirir; sınıfçılık ise bu kemalin gerçekleşmesini imkânsız hâle getirir. Bazı sınıflar <u>ihtilaf</u>ın özde olduğunu iddia etseler de İslam’daki grupçuluk kavramı, inançla ilgili <u>temel konularda</u> veya ehl-i kıblenin etrafında toplandığı köklerde <u>de</u><u>ğ</u><u>il</u>, İslam’ın özünü teşkil etmeyen <u>yan konularda</u>dır (s.123).</p>
<p>Müslümanların kendi aralarında ihtilaf etmelerine engel bir durum yoktur. Ancak bu ihtilaf ilmî çerçevedeki bir tartışma içerisinde bulunan bireyler arasında olabilir. Bunun dallanıp budaklanmasına müsaade edilmez. İslam ümmetini birbirine savaş açan, birbirinden yüz çevirip <u>din karde</u><u>ş</u><u>ine kin g</u><u>ü</u><u>den</u> paramparça bir yapı haline getiren <u>cemaatler</u> ve taifeler bazındaki ihtilaf, kabul edilebilir bir durum değildir!</p>
<p>Sınıfçılığı ortadan kaldırma çağrımızın hedefi; yeryüzünün hiçbir yerinde bir sınıfa bağlılık iddiasıyla birbirinden ayrılan ve benimsediği ve bağlandığı bir <u>mezhep nedeniyle kendisini di</u><u>ğ</u><u>er M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>man karde</u><u>ş</u><u>lerinden ayrı bir yapı olarak g</u><u>ö</u><u>ren tek bir cemaatin bile kalmaması</u>dır.” (s.129).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.79-129.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DURUMUMUZU DİRAYETLE TAHLİL EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Aug 2015 05:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[3:105]]></category>
		<category><![CDATA[afâk]]></category>
		<category><![CDATA[analiz]]></category>
		<category><![CDATA[çözümleme]]></category>
		<category><![CDATA[dirayet]]></category>
		<category><![CDATA[enfüs]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Okumuş]]></category>
		<category><![CDATA[hadisat]]></category>
		<category><![CDATA[hâlık]]></category>
		<category><![CDATA[ihtilaf]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ittifak]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[mahluk]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[tahlil]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=150</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın;  işte bunlar var ya, korkunç bir azaba müstahak olanlardır!&#8230;” (Âl-i İmran, 3/105). Filoloji, kimya, psikoloji ve felsefe gibi çeşitli bilim dallarında farklılık arz edebilen tanımlarına rağmen “tahlil” kelimesi; ‘bir bütünü nicelik ve niteliklerine göre ana öğelerine ayırma’ anlamına gelmektedir. Sözlükte ‘beceriklilik, yetenek, ustalık, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın;  işte bunlar var ya, korkunç bir azaba müstahak olanlardır!&#8230;” (Âl-i İmran, 3/105).</p></blockquote>
<p>Filoloji, kimya, psikoloji ve felsefe gibi çeşitli bilim dallarında farklılık arz edebilen tanımlarına rağmen “tahlil” kelimesi; ‘bir bütünü nicelik ve niteliklerine göre ana öğelerine ayırma’ anlamına gelmektedir. Sözlükte ‘beceriklilik, yetenek, ustalık, kavrayış ve zekâ’ anlamlarına gelen “dirayet” kelimesi ise, ilim ve düşünce alanında ‘aklı yetkinlikle çalıştırma’ manasında kullanılmaktadır. Arapça kökenli ‘tahlil’ kelimesi için yeni Türkçede ‘çözümleme’ ve Fransızca kökenli ‘analiz’ kelimeleri de kullanılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Konumumuzu tespit edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>İnsanoğluna bahşedilen büyük emanetlerden biri de sorunları kavrayabilme, tahlil edebilme ve onlara çözüm üretebilme yeteneğidir.</p></blockquote>
<p>Hiçbir varlığı boş yere ve anlamsız şekilde yaratmayan Allah Teala, yeryüzünü imar etmek ve yönetmek üzere insanı görevlendirmiştir.  Diğer bütün yaratılmışlardan farklı olarak insanoğluna bahşedilen büyük emanetlerden biri de sorunları kavrayabilme, tahlil edebilme ve onlara çözüm üretebilme yeteneğidir. Kâinat içerisinde insanlığın, insanlık içerisinde Müslümanların, ümmet içerisinde şahsımızın görev ve sorumlulukları üzerinde düşünmek, görevimizin bilincinde olmak ve rolümüzü iyi oynamakla mükellefiz. Bu mükellefiyeti bihakkın ifa edebilmek için, öncelikle görevimizin ne olduğunu iyi bellememiz gerekir. Bu da, bizi yoktan var eden, varlığından haberdar eden, elçileri aracılığıyla bize mesaj gönderen Rabbimizin sözlerine dikkat kesilmekle mümkündür.</p>
<p>Bizi niçin yarattığını, bize ne gibi görevler verdiğini, bizim için ne gibi sınırlar çizdiğini O’nun son vahyi Kur’an-ı Mübin’den öğrenmemiz icap eder. Zira, bizi yaratan ve bize yaratıkları içinde saygın bir konum bahşeden Rabbimiz, elbette bizi ve kâinattaki konumumuzu en doğru şekilde tanımlayacak olandır. İnsanın görev tanımını yapmaya hakkı ve yetkisi olan tek varlık O’dur.</p>
<p>Allah Teala hiç bir baskı kurmadan, bahşettiği akıl ve irade sayesinde hür tercihler yapmaya yetkili kıldığı insana, tercihlerinin sorumluluğunu üstlenmesi gerektiğini ve bunu nasıl gerçekleştirebildiğini de elçileri aracılığıyla bildirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hadisatı doğru okuyabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Devasa bir görünüme sahip sorunlarımızın bir kaç madde etrafında odaklandığı, çözüm iradesi ortaya konduktan sonra hayret verici bir hızda çözüme kavuşacağı görülecektir.</p></blockquote>
<p>İnsanın zaaflarını çok iyi bilen Rabbimiz, onun bu zaafları sebebiyle türlü türlü sorunlar yaşayacağını da bildiği için sorunların nasıl çözebileceğini, zaaflarını nasıl terbiye edebileceğini de göstermiştir. Bir taraftan âfak ayetleri olan varlığı, öbür taraftan enfüs ayetleri olan kendi iç dünyasını sürekli gözlemlemeye ve bunların kanunlarını keşfetmeye davet eden Allah, Kur’an ayetleri yanında hadisatı da okuyup anlamamızı emretmektedir.</p>
<p>Vahyin diriltici kılavuzluğunda aklımızı çalıştırarak hadisatı iyi okumak, tarihte vuku bulan ve günümüzde cereyan eden olay, olgu ve süreçleri görmek ve kavramak, sorunlarımızı çözümleyebilmek ve çözüm önerileri geliştirebilmek için elzemdir.</p>
<p>Eşyayı, hadisatı ve insanı doğru okuyabilmek için öncelikle doğru bir bakış açısı kazanmamız icap eder. Kur’an’ın hayatı inşa eden kavramlarını gözardı ederek eski inanç sistemlerinin ve farklı kültürlerden neşet etmiş geleneklerin ürettiği kavramlarla tasavvurunu oluşturmuş insanların ne vahyi ne hadisatı ne de insanı doğru okuyabilmesi mümkün değildir. Zira, doğru okuma için önce doğru bir bakış açısı ve selim bir akıl gerekmektedir.</p>
<p>Allah’ı, Rasulullah’ı ve kendimizi en iyi şekilde tanımak için başvurabileceğimiz ilk ve en güvenilir kaynak Kur’an’dır. Hâlık ile mahluk ilişkisinin nasıl kurulduğunu, varlık hiyerarşisindeki konumumuzu, görev ve sorumluluklarımızı, meziyet ve zaaflarımızı nasıl yönetmemiz gerektiğini ve kulluk rolümüzü oynarken karşılaşacağımız sorunlarımızla nasıl baş edeceğimizi öğrenebileceğimiz en sağlam kaynak Kur’an’dır.</p>
<p>Kur’an’ı bize nazil oluyormuş gibi okursak, hitaplarının bir kısmını Yahudilere, bir kısmını Hıristiyanlara, bir kısmını diğer müşrik kesimlere havale etmeden tamamını üzerimize alırsak, aklımızı Kur’an kavramlarının inşa ettiği bir tasavvurla çalıştırırsak, Allah bize olayları ayırt edebilme ve olayların ardını görebilme yeteneği bahşedecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam dünyasının kimlik krizi</strong></p>
<blockquote><p>İnsanlık tarihi boyunca yaşanan ve kıyamete kadar yaşanabilecek muhtemel sorunlar, dönüp dolaşıp ‘insan’ın etrafında kümelenmektedir.</p></blockquote>
<p>Yaklaşık bir asırdır siyasi bağımlılık, ekonomik geri kalmışlık, kültürel bunalım, kimlik krizi, baskıcı, zalim ve kukla rejimler, savaş, çatışma ve sürgünler gibi bir çok problemle anılan İslam dünyası, tarihin en zor meydan okumalarından biriyle karşı karşıya bulunmaktadır. Son yüz yılda yaşadığı travmalar sebebiyle özgüven kaybı yaşayan İslam ülkelerinden bir kısmı komünist blokun, daha büyük bir kısmı da kapitalist blokun uydusu olmuştu. Son çeyrek asırda bütün İslam ülkelerinde yönetim biçimleri halklar tarafından sorgulanmaya, darbeler, totaliter rejimler ve vesayet sistemleriyle mücadelede mesafe kat edilmeye başlandı.</p>
<p>İslam dünyası şeffaflığı ve hesap verebilirliği önemseyen âdil yönetim modelleri geliştirerek insanlık haysiyetini koruyan bir hayat standardı tesis edebilecek imkânlara sahiptir. Bunun için dilimizde kullanılan anlamıyla ‘ihtilaf’ın değil ittifakın rahmet olduğunu kabul etmesi, kardeşlik bilinciyle hareket etmesi, insanların iradesinin idareye yansıması için mevcut yönetim biçimlerini ve vesayet sistemlerini cesaretle sorgulayabilmesi gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘İnsan’ kumaşımız</strong></p>
<blockquote><p>Rabbimiz, zaafları sebebiyle insanoğlunun türlü sorunlar yaşayacağını bildiği için sorunlarını nasıl çözebileceğini, zaaflarını nasıl terbiye edebileceğini de göstermiştir.</p></blockquote>
<p>İnsanlık tarihi boyunca yaşanan ve kıyamete kadar yaşanabilecek muhtemel sorunlar, dönüp dolaşıp ‘insan’ın etrafında kümelenmektedir. İnsan, sorunların da çözümün de odağında yer almaktadır. Bu yüzden, bir toplumun fertleri kendilerini değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmeyeceğini beyan buyurmuştur. Rabbimizin tarihe ve topluma koyduğu bu yasa değişimin hem müspet hem de menfi yönü için geçerlidir. Allah, insanların tercihleri doğrultusunda onlar hakkındaki hükmünü takdir etmektedir. İnsanların niyet ve eylemlerine bağlı olarak haklarında verdiği takdirini icra etmektedir.</p>
<p>Şiddeti bir iletişim ve terbiye yöntemi olarak gören, zararlı maddeleri fütursuzca kullanan, kör taassubun tutsağı olmuş, varlık içinde yokluk çeken, insanlık onurunu ayaklar altında çiğneten&#8230; bir topluluğu Allah niçin muzaffer eylesin? Allah’ın kendisine emanet ettiği sayısız değerlerin yanında iman kardeşliğinin yüksek kıymetini takdir edebildiği, vahyin aydınlatıcı rehberliğinde aklını kullanmaya başladığı zaman Müslümanların durumları da müspet yönde değişmeye başlayacaktır. İçinde bulunduğumuz zavallı durumdan kurtulmak için önce ‘insan’lığımızı yeniden keşfetmemiz, insanlara değil sadece Allah’a kulluk yapmamız, dürüst olmamız, “mü’min”, yani hem güvenen hem de güven veren, güvenilen insan olmamız gerekir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslümanların temsil yeteneği</strong></p>
<blockquote><p>Eşyayı, hadisatı ve insanı doğru okuyabilmek için öncelikle doğru bir bakış açısı kazanmamız icap eder.</p></blockquote>
<p>Bugün için Müslümanların sağlıklı ve dengeli bir ümmet görüntüsü verebildiğini ve İslam’ı layıkıyla temsil edebildiğini söylemek zor da olsa bu mümkündür ve elzemdir. Her ne kadar Emevilerle başlayan saltanat odaklı yönetim anlayışı günümüzde devam ediyorsa da, özellikle son iki asırda gazaba uğramışların ve sapıtmışların fazlaca etki alanına girmiş de olsa Müslümanların İslam’ın şahsiyet ve izzetiyle yeniden buluşması zor değildir. Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün örnek hayatı ve vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır. Yeter ki, ölçümüz Kur’an olsun. Bu durumda tedvin kabiliyetimizi yeniden kazanarak, vahye mutabık bir hayatı inşa ederek, Müslümanların insanlığa şahit olma sorumluluğunu yerine getirmesi müyesser olacaktır. Müslüman şahsiyetin inşasına ve dolayısıyla dengeli ümmetin oluşumuna menfi yönde tesir eden etkenleri tespit ederek, küresel projelerle bozulan ümmet imajını düzeltmek için elden gelen tüm çabayı harcamak müminlerin üzerine borçtur. Bu ıslah ve yenilenme çabasını ortaya koyamaz isek, ailesinde İslami terbiyesini yeterli düzeyde alamamış, işgal edilmiş coğrafyalarda sömürgecilere hizmet eden bozuk siyasi düzenlerde, ahlaki ve dinî kaygılardan uzak sosyal ortamlarda yetişmiş milyonlarca Müslümanın İslam’ı temsil yeteneği gelişemeyecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Batı dünyasıyla ilişkilerimiz</strong></p>
<p>Fatih Okumuş’un “Aynaya Bakma Zamanı!” başlıklı bir tahlil yazısında belirttiği gibi; oryantalizm, kolonyalizm, sömürgecilik ve nihayet İslamofobi Batı-İslam ilişkisindeki travmaların kaynağı. Bu ilişkinin son 400 yılında eşitliğin Müslüman dünya aleyhine bozulduğunu görüyoruz. Açık söylemek gerekirse İslam medeniyeti duraklama dönemine girdi ve sürecin sonunda Batının üstünlüğünü kabul etti.</p>
<p>Üstünlüğü sağlayan Batı, özellikle sömürgecilik döneminde her türlü şiddete başvurdu. Aşağılanan, kaynakları çalınan, yoksullaştırılan Güney’dekiler Kuzey’dekilere karşı önce pasif agresif bir tutum takındı. Sonra mesela Cezayir’de Malik bin Nebi (ö.1973) gibi düşünürler ortaya çıktı. Bin Nebi yazdığı kitaplar, konferansları ve öğrencileri aracılığıyla toplumuna “ev sahibinin hiç mi suçu yok?” mesajı verdi. Düşünür, bir yandan sömürgecinin hilelerini ve taktiklerini ifşa ederken, bir yandan da ‘sömürülmeye elverişli olduğumuz için sömürülüyoruz’ tezini işledi.</p>
<p>Batı-İslam ilişkisinin rayına oturması Kuzey’dekilerin üstünlük, Güney’dekilerin aşağılık kompleksinden kurtulmasına, bunun olması ise zayıf olanın güçlenmesine, cahil olanın öğrenmesine, ezik olanın kendine güven kazanmasına bağlı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çözümü istemek</strong></p>
<p>Yapısal sorunlarımız yanında yönetim sorunlarımızı çözebilmemiz, birlikte iş yapabilme kabiliyetimizi geliştirmemiz, insanlık için fikir, bilgi, materyal ve kaliteli hizmet üretebilmemiz; plan ve program dahilinde hareket edebilmemize, bize bahşedilen ama yeterince farkına varamadığımız fiziki ve beşeri kaynaklarımızı aklın ve vahyin birlikte kılavuzluğunda verimli kullanmamıza bağlıdır.</p>
<p>Müslümanların Ümmet-i Muhammed’in ve bütün bir insanlığını sorunlarını önce tasnif edecek, sonra tahlil ve teşhis edecek ve nihayet çözüm önerileri geliştirecek araştırma merkezlerine şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır. Zira hayati derecede önem arzeden bu derin araştırmaların bir kişi, bir kurum, hatta bir ülke tarafından tek başına çözülmesi mümkün değildir. Ancak, hamiyet sahibi birilerinin ön ayak olmasıyla sivil toplum kuruluşlarına, merkezi ve yerel yönetimlere fikir verebilecek, hükümetlere yol gösterebilecek sorunlarımızı araştırma merkezleri kurmak iyi bir başlangıç noktası olacaktır.</p>
<p>Devasa bir görünüme sahip olsa da, ciddiyetle ele alınıp tasnif edildiğinde, binlerce kalemden oluşan sorunlarımızın bir kaç madde etrafında odaklandığı, çözüm iradesi ortaya konduktan sonra hayret verici bir hızda çözüme kavuşacağı görülecektir. İnsanlık ailemizin kıyamete kadar tek umudu olan Ümmet-i Muhammed’in bu potansiyeli fazlasıyla mevcuttur. Yeter ki bu potansiyel enerjiyi kinetize etmeye niyet edelim&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.dirilispostasi.com/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/durumumuzu-dirayetle-tahlil-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAĞLIKLI BİR ÜMMET OLABİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2015 12:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[11 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[16:120]]></category>
		<category><![CDATA[2:143]]></category>
		<category><![CDATA[21 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[21:92]]></category>
		<category><![CDATA[23:52]]></category>
		<category><![CDATA[3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülmecit Çermoy]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 66]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çarlık Rusyası]]></category>
		<category><![CDATA[Edeb 27]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Haydar Bammat]]></category>
		<category><![CDATA[islam müktesebatı]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Kızıl Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[M. Aydın Turan]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Şimali Kafkas Cumhuriyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Terekkale]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Tavkul]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Vladikavkaz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=89</guid>

					<description><![CDATA[“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer uzuvları da bu yüzden uykusuz kalıp ateşler içinde onun ıstırabına ortak olurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). &#160; TDK’nın çıkardığı Türkçe Sözlük sağlığı; vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat ve afiyet olarak tanımlar. Dünya Sağlık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta tek bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hastalandığında, diğer uzuvları da bu yüzden uykusuz kalıp ateşler içinde onun ıstırabına ortak olurlar.”</em></p>
<p><em>(Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>TDK’nın çıkardığı Türkçe Sözlük sağlığı; vücudun hasta olmaması durumu, vücut esenliği, esenlik, sıhhat ve afiyet olarak tanımlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise sağlığı; “yalnızca hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali” olarak tanımlamaktadır. Sağlığın Arapçadaki karşılığı olan “sıhhat” kelimesi doğruluk manasını da ihtiva eder. Sağlık ve sıhhatin olmayışını ifade eden “hasta” kelimesi Farsça’da “yorgun” demektir. İslam ümmetinin mevcut vaziyetini bu tanımlara göre ele aldığımızda ne fiziki, ne biyolojik, ne psikolojik ne de sosyal açıdan pek de sağlıklı olmadığını üzülerek görürüz.</p>
<p>“Ümmet” kelimesi Arapçada yönelmek, kastetmek; öne geçmek, imam olmak anlamındaki ‘<em>e-me-me</em>’ kökünden türemiş olup aynı kökten gelen ‘<em>ümm</em>’ bir şeyin aslı, anası demektir. Sözlükte cemaat, topluluk anlamına gelen ‘ümmet’ kelimesi (çoğulu ‘<em>ümem</em>’), zaman, yol ve din manasına da gelmektedir. Kur’an’da atmış dört yerde geçen ‘ümmet’, kavram olarak; ‘kendi iradeleriyle veya bir zorunluluk sonucunda aynı yerde, aynı zamanda veya aynı dine uymak suretiyle bir arada yaşayan topluluk’ şeklinde tanımlanabilir. Kur’an’da, insan toplulukları, din mensupları, canlılar ve kuşlar gibi farklı topluluklar için kullanılan ‘ümmet’ kelimesi Hz. İbrahim’in (as) ‘tek başına bir ümmet’ olduğu şeklinde kullanılmıştır (16:120).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin kavramsal karşılığı</strong></p>
<blockquote><p>Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır.</p></blockquote>
<p>İslam müktesebatında ‘ümmet’ kavramı daha çok İslam’a gönül vermiş müslüman toplumu ifade eder. Dünyadaki bütün Müslümanlar bu topluluğun doğal üyesidir. Bu ümmetin imamı/önderi Hz. Muhammed (s), kitabı Kur’an, ülkesi İslâm’ı yaşayabildikleri her yer, hedefi ise İslâm’ın gerçek uygulayıcıları olarak diğer insanlar üzerine Hakk’ın şahitleri olmak ve imtihanı kazanmaktır. Nitekim Kur’an’a göre İslam ümmeti bir tek ümmettir (21:92, 23/52). Yeryüzündeki bütün sınırlara, farklı dil ve renklere rağmen İslâm ümmeti Kur’an’ın emriyle bir bütündür, din ve inanç açısından kardeştir ve Kur’an’ın ipine sımsıkı sarılarak birlik (vahdet) oluşturur. Ma’rufu yaymaya, münkeri  önlemeye çalışan İslâm ümmeti, insanlık içerisinden çıkartılmış en hayırlı ümmettir (3:110). Bu üstünlük soy, kabile, renk, sosyal sınıf, zenginlik ve iktidar açısından değil; Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle davranma (takva) ve vahyin öğrettiği ilkelere ve ölçülere uymada, hayrın ve ma’rufun yaygınlaşması için çalışmadadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dengeli ümmet modeli</strong></p>
<p>Sağlıklı olma hali dengeyi koruyabilme ve dengeli davranabilme, işlevlerini en iyi şekilde yerine getirebilme yetisiyle ölçülür. Kur’an’da yer alan “<em>ummeten vesetan</em>; vasat, mûtedil ümmet” kavramı (2:143); aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten, hem zevk ve sefahati hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insanın tabiatını ve imkânlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluğu ifade eder. İslâm ümmeti bir denge toplumudur. Bu toplum inançta ve ibadette, çalışma ve kazanmada, eğlenme ve dinlenmede, üretme ve tüketmede, güç kullanmada ve yargılamada,  dünya ve ahiret, korku ve ümit, sevgi ve nefret, saygı ve tevazu, düşmanlık ve savaş gibi hususlarda orta yolu tercih eden erdemli ve dengeli insanların oluşturduğu bir yapıdır. Ümmetin sağlıklı mensupları hiç bir konuda aşırı değildirler. Hakka ve adalete uygun hareket etmek, insanlara her konuda örnek olmak Ümmet-i Muhammed’in temel özelliğidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin hâl-i pürmelâli</strong></p>
<p>Bugün için Müslümanların sağlıklı ve dengeli bir ümmet görüntüsü verebildiğini ve İslam’ı layıkıyla temsil edebildiğini söylemek zor da olsa bu mümkündür ve elzemdir. Her ne kadar Emevilerle başlayan saltanat odaklı yönetim anlayışı günümüzde devam ediyorsa da, özellikle son iki asırda gazaba uğramışların ve sapıtmışların fazlaca etki alanına girmişse de Müslümanların İslam’ın şahsiyet ve izzetiyle yeniden buluşması zor değildir. Elde Kur’an gibi bir mucize-i baki varken, Allah Rasulü’nün örnek hayatı ve vahyi hayata tatbik şekli demek olan sünneti ortadayken sağlıklı ümmeti oluşturmak gerçekten kolaydır. Yeter ki, ölçümüz Kur’an olsun. Bu durumda tedvin kabiliyetimizi yeniden kazanarak, vahye mutabık bir hayatı inşa ederek, Müslümanların insanlığa şahit olma sorumluluğunu yerine getirmesi müyesser olacaktır. Müslüman şahsiyetin inşasına ve dolayısıyla dengeli ümmetin oluşumuna menfi yönde tesir eden etkenleri tespit ederek, küresel projelerle bozulan ümmet imajını düzeltmek için elden gelen tüm çabayı harcamak müminlerin üzerine borçtur. Bu ıslah ve yenilenme çabasını ortaya koyamaz isek, ailesinde İslami terbiyesini yeterli düzeyde alamamış, işgal edilmiş coğrafyalarda sömürgecilere hizmet eden bozuk siyasi düzenlerde, ahlaki ve dinî kaygılardan uzak sosyal ortamlarda yetişmiş milyonlarca Müslümanın İslam’ı temsil yeteneği gelişemeyecektir.</p>
<p>Aklıyla değil duygularıyla hareket eden, aşağılık ya da büyüklük kompleksi taşıyan, hakkı değil gücü, liyakati değil sadakati önceleyen, sorumluluğunu üstlenip gereğini yapmak yerine mehdi/kurtarıcı bekleyen, tek dünyalı eğitim çarkının şekillendirdiği, medyanın çok yönlü kuşatması altında kalmış, sağlam bilgiye değil menkıbelere kulak kabartan Müslümanların İslam’ı yetkinlikle temsil edemediği ortadadır. Müktesebatımızı Kur’an’ın eleğinden geçirerek kendimizle yüzleşirsek, Allah’ın koyduğu ilkeleri yeterli görüp dine zam yapmaya ya da iskonto yapmaya yeltenmeden vahye mutabık bir hayat inşa etmeye karar verdiğimiz zaman, Rabbimizin bizleri yeryüzünün varisleri kıldığını göreceğiz. Zira buna vadi var ve O, asla vadinde hulfetmez.</p>
<p>Zulümden uzak durup adaleti üstün tutarsak, cehaleti ilim ile yenersek, saltanat yerine şûrâ, yani ortak akıl ve istişare ile işlerimizi yürütürsek, günah ve düşmanlık yerine iyilik ve takvada yardımlaşarak sorumluluk bilincimizi geliştirirsek, insanlığın ortak iyilerini yaygınlaştırıp ortak kötülükleri engellemeye çalışırsak, ifrat veya tefrite saplanıp uçlarda gezinmek yerine dengeli, orta yolu tutan bir ümmet, sağlıklı bir toplum olursak, Allah elbette Müslümanları yeryüzünün varisi kılacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sevinci ve kederi paylaşabilmek</strong></p>
<p>Gerek toplumun küçük bir numunesi olan ailede gerekse ailenin büyük bir nüshası olan toplumda sevgi, saygı ve şefkat ilişkilerin zeminini oluşturmuyorsa hastalıklı durumların ortaya çıkması, fonksiyon yitimi yaşanarak sorunların, dolayısıyla acı ve huzursuzlukların ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Küçük, orta veya büyük, hangi ölçekte olursa olsun sağlıklı bir sosyal grubun en belirgin özelliklerinden biri de sevinçlerini ve kederlerini paylaşabilmesidir. Ümmet-i Muhammed’in üzüntülerini paylaşma kabiliyeti nispeten gelişmiş olmakla birlikte sevinci paylaşma hususunda aynı gözlemi yapmak zor olmaktadır.</p>
<p>Bugün 11 Mayıs. On gün sonra 21 Mayıs. Ümmete mensubiyetiyle iftihar edenlere sorsak, sizin için bu iki tarih ne anlam ifade ediyor diye, doğru bir cevap alma ihtimalimiz oldukça düşüktür. 29 Mayıs’ın mana ve ehemmiyetini sorduğumuzda alacağımız isabetli cevap sayısı elbette daha fazla olacaktır. Ancak, 29 Mayıs’ta İstanbul’da düzenlenecek fetih kutlamaları İslam âleminde ne kadar yankı bulabilecek, hep birlikte göreceğiz. 21 Mayıs 1864’te Kafkas halklarının binlerce yıl yaşadıkları yurtlarından sürülüşünün başlangıç günüdür. Bu meseleyi gelecek hafta ele alacağımız ‘insanlığın sürgünlerle yüzleşebilmesi’ konusu içinde değerlendirmek daha uygun olacağından bu gün sadece 11 Mayıs sevincini paylaşmakla yetinelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>11 Mayıs 1918: Şimali Kafkasya Cumhuriyeti</strong></p>
<blockquote><p>11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti Osmanlı Devleti başta olmak üzere bazı büyük devletlerce tanınmış, iki ülke arasında bir dizi antlaşma imzalanmıştır.</p></blockquote>
<p>Rus işgalini hiç bir zaman kabullenmemiş ve her fırsatta Rusya’ya karşı ayaklanmaya devam eden Kafkas halkları, Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’nın yenilmeye başlamasını bağımsızlık yolunda umut verici bir gelişme olarak değerlendirdi. Bu sırada, daha önce Osmanlı Devleti topraklarına sürülmüş olan Kafkasya muhacirlerinin kurdukları cemiyetlerin temsilcileri 1916 yılında Berlin, Viyana, Lozan gibi kentlerde toplanan kongrelere katılarak Avrupa’da Kafkasya’nın Rusya esaretinden kurtarılması için faaliyetler yürüttü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çarlık rejiminin sonunu hazırlayan Şubat 1917 ihtilalini fırsat bilen Kafkasyalılar 8 Mart 1917’de Terekkale (Vladikavkaz) şehrinde Birleşik Kafkasya Dağlıları Birliği’nin Geçici İdaresi adıyla millî bir teşekkül meydana getirdiler. Bu teşekkülün öncülüğüyle bütün Kafkasya’dan gelen 500 temsilcinin katılımıyla 3-7 Mayıs 1917 tarihleri arasında Birinci Genel Kuzey Kafkasya Kongresi toplandı. Kongrede dil bakımından aralarında farklar bulunan Kafkas halklarının gelenek, görenek ve hayat felsefesi yönünden bir millet halinde birleşip kaynaştıkları vurgulandı. Andi şehrinde 18 Eylül 1917’de toplanan ikinci kongreye katılan 1.500 temsilci Birleşik Kafkasya Dağlıları Cumhuriyeti’nin anayasasının temel ilkelerini belirledi. Bu ilkeler arasında Kafkasyalıların siyasî bir birlik teşkil ettikleri ve bu birlik içinde her kabilenin tam bir özerkliğe sahip olacağı gibi önemli maddeler yer almaktaydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birleşik Kafkasya Dağlıları Geçici Hükümeti Rusya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurduğunu daha 20 Kasım 1917 tarihinde duyurmuştu. Ruslara karşı ittifak imkânlarını araştırmak üzere Abdülmecit Çermoy ve Haydar Bammat başkanlığında bir heyet 1918 Nisanında Trabzon’a geldi. Kafkasya heyeti Enver Paşa ile görüşmek üzere Batum’a da gitti. Heyetin tekliflerini kendi siyasetine uygun bulan Enver Paşa onları İstanbul’a getirerek hükümetin diğer üyeleriyle görüşmelerini sağladı. Böylece Osmanlı siyasî ve askerî çevrelerinde Kafkasya meselesi bir anda ön plana çıktı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafkasyalılar 11 Mayıs 1918’de Şimali Kafkasya Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan ettiler ve bunu Osmanlı Devleti ile diğer ülkelere birer nota ile duyurdular. Osmanlı Devleti başta olmak üzere bazı büyük devletler bu yeni devleti tanımış, bir dizi antlaşmalar imzalamıştır. 11 Mayıs, Kafkas halklarının, ümmetin tüm halkları tarafından bilinmeyi ve paylaşılmayı bekleyen bir sevinç günüdür. Ne var ki bu sevinç uzun süreli olamadı. M.Kemal tarafından kurulan Ankara hükümetinin Sovyet hükümeti tarafından tanınması ve 16 Mart 1921 tarihli Moskova antlaşmasının imzalanmasıyla, Kafkasyalılar Türkiye’den umutlarını kestiler. Böylece, 11 Mayıs 1918’de kurulan Şimali Kafkasya Cumhuriyeti, Sovyet Kızıl Ordusu’nun Kafkasya’yı bütünüyle işgal etmesiyle yıkılmış oldu&#8230;<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kafkas İslam Ordusu’nun kısa süreli desteği ve Kuzey Kafkasya halklarının cansiperane direnişleri Kızıl ve Beyaz Rus ordularının peşpeşe gelen yoğun saldırıları karşısında daha fazla direnemedi&#8230; Ancak, Kafkasya’nın Ruslara karşı verdiği üç asrı aşkın mücadele bitmiş değildir. Birleşik Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin yeniden kurularak ümmet bünyesindeki saygın yerini alması diri bir ideal olarak hatırı sayılır miktarda taraftar bulabilmektedir&#8230;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Geniş bilgi için bkz: Hüseyin Kerim Ece, “Kur’an’a Göre Dengeli Ümmet Profili”, Kur’ani Hayat, Mayıs-Haziran 2015, sayı: 41, s.12-22.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Bu konuda geniş bilgi için; Prof.Dr. Ufuk Tavkul ile M. Aydın Turan’ın “Kafkasya Dağlıları Birliği” konusundaki yazılarına ve Sefer E. Berzeg’in <strong>Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti</strong> (1917-1922) isimli 3 ciltlik eserine (Birleşik Kafkasya Derneği Yayınları, İstanbul, 2006) bakılabilir. İstanbul Fatih’te Kafkas Vakfı’nda 11 Mayıs 2015 tarihinde organize edilen panelde, konunun uzmanları Sefer E. Berzeg, Cem Kumuk ve Erol Karayel’in sunduğu tebliğler şu linkten izlenebilir: <a href="http://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti-97-kurulus-yil-donumu">http://www.kafkas.org.tr/etkinlikler/kuzey-kafkasya-cumhuriyeti-97-kurulus-yil-donumu</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/saglikli-bir-ummet-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
