<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhammed Coşkun Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/muhammed-coskun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/muhammed-coskun/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 May 2020 12:06:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>HAYATA İMAN İLE ANLAM KAZANDIRMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Oct 2018 17:30:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[19 MAYIS ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ KÖSE]]></category>
		<category><![CDATA[CEHM B. SAVFAN]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Hanife]]></category>
		<category><![CDATA[EBÜ’L-BEKÂ]]></category>
		<category><![CDATA[EZARİKA]]></category>
		<category><![CDATA[FAHRETTİN YILDIZ]]></category>
		<category><![CDATA[GAYLAN ED-DIMEŞKİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNIŞIĞI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÂRİCÎLER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYRETTİN NEBİ GÜDEKLİ]]></category>
		<category><![CDATA[HİZLÂN]]></category>
		<category><![CDATA[HÜLYA ALPER]]></category>
		<category><![CDATA[İLHAMİ GÜLER]]></category>
		<category><![CDATA[KUR’AN ÇALIŞMALARI VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMUT AYDIN]]></category>
		<category><![CDATA[Marmara Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[MATURİDİ]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT SEFA DEMİRYÜREK]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Sülün]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA SİNANOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Harman]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER ÖZSOY]]></category>
		<category><![CDATA[PROF.DR. ŞABAN ALİ DÜZGÜN]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKÂVÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Vasip Şahin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=768</guid>

					<description><![CDATA[Okulların açılmasıyla birlikte kültürel faaliyetler de canlandı. 13 Ekim 2018 Cumartesi günü, -İstanbul’un Eyüp ilçesinde Günışığı Derneği’nde üstat Cevdet Said’in hayatını ve fikirlerini anlattığım konferansım biter bitmez- Üsküdar’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde icra edildiğini son anda öğrendiğim “Hayatın Anlamı İman” başlıklı ulusal sempozyuma dinleyici olarak katıldım. Sadece öğleden sonraki iki oturumu izleyebildim. Dolayısıyla ilk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasıyla birlikte kültürel faaliyetler de canlandı. 13 Ekim 2018 Cumartesi günü, -İstanbul’un Eyüp ilçesinde Günışığı Derneği’nde üstat Cevdet Said’in hayatını ve fikirlerini anlattığım konferansım biter bitmez- Üsküdar’da Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde icra edildiğini son anda öğrendiğim “Hayatın Anlamı İman” başlıklı ulusal sempozyuma dinleyici olarak katıldım. Sadece öğleden sonraki iki oturumu izleyebildim. Dolayısıyla ilk iki oturumdaki konuşmalarda not tutma imkânım olmadı. Ancak ev sahibi Kur’an Çalışmaları Vakfı (<strong>1</strong>) yönetimi takdire şayan bir performansla tüm tebliğlerin tam metinlerini kitap olarak bastırıp sempozyuma getirmiş. Ben de önceki iki sempozyumun kitabıyla birlikte bu kitabı da satın alarak tüm tebliğlere göz gezdirme fırsatı elde ettim.</p>
<p>Editörlüğünü Marmara Üniversitesi’nde tefsir hocası Prof.Dr. Murat Sülün’ün yaptığı kitabı esas alarak, konuşmalar esnasında tuttuğum notları da ekleyerek bu önemli çalışmayı siz kıymetli okuyucularla da paylaşmak istedim. Büyük emeklerle ortaya konulan bu gibi ilmî ve fikrî faaliyetleri takdir etmek, iştirak etmek ve notlarımızı paylaşmak, emek sahiplerine karşı asgari vefa borcumuz olduğu gibi iştirak edemeyenler için de kayda değer bir ikramdır.</p>
<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Albaraka-Türk’ün katkılarıyla düzenlenen sempozyuma İstanbul Valisi Vasip Şahin, Üsküdar Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Ali Köse’nin yanı sıra çok sayıda akademisyen katıldı (<strong>2</strong>).</p>
<p>Açılış konuşmasında, vakfın Kur’an kavramlarının doğru anlaşılmasına ve insanların zihin dünyasında netleşip kökleşmesine katkı sağlamayı amaçladığını vurgulayan Mütevelli Heyeti Başkanı Fahrettin Yıldız sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Vakıf faaliyetleri yaparken herhangi bir fikri empoze etmek yerine, Kur’ân ve sahih Sünnet’in genel çerçevesinin dışına taşmayan ve İslâm’ın ana ilkeleri içinde kalan farklı görüşleri ilmî bakış açısıyla insanımıza sunmayı, ilmî niteliği ve kalitesi olan her fikre yer ve değer vermeyi, kişileri ve isimleri değil, anlayış ve düşünceleri öne çıkarmayı, kişi ve grupları hedef göstermemeyi, İslâm toplumlarının birlik ve dirliğini tehdit eden, ayrışmayı, çatışmayı ve ötekileştirmeyi besleyen eylem ve söylemlerden uzak durmayı ilke edinmiştir (s.14).</p>
<p><strong>Kur’an’daki İtikâdî, Amelî ve Ahlâkî Bütün Hükümlere İnanmak</strong></p>
<p><strong><em>İman</em></strong>, güven içinde bulunmayı, kulun Allah’a ve indirdiklerine olan kesin ve sarsılmaz inancını ifade eder. Kur’ân da inandıktan sonra imanlarını kesinlik derecesine ulaştırmış olanları gerçek anlamda inanmış, <em>özü sözü bir</em> sadıklar olarak niteler (el-Hucurât 49/15). İmanın en önemli boyutu onun kesinliği olduğundan, bu kesinlik düzeyine erişmemiş bir inanç henüz iman olarak adlandırılamaz. Yine iman, dogmatik bir kabullenme değil, inançla başlayıp bilgiyle devam eden çabanın “tasdik”le karar aşamasına ulaştırılmasıdır; mutlak hakikat karşısında aklın ve iradenin uyumudur. Bütün bunların da ötesinde kalbin bir eylemidir; hakikatin tam bir güven ve teslimiyetle kabul edilip pratik yaşama aktarılmasıdır (el-Mâide 5/41; el-Hucurât 49/14). Bu yüzden, Kur’ân’da iman, kalbe atfedilen bir eylem olsa da (el-Mücâdile 58/22) iradeye dayalı imanın ilahi rızaya uygun amellerle tamamlanması gerekir (el-Bakara 2/82; el-Enfâl 8/2-4; et-Tevbe 9/111-112).</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim insanlara nelere iman etmeleri gerektiğini açıkça bildirmiş (el-Bakara 2/177, 285; Âl-i ‘İmrân 3/ 179, 193; el-A‘râf 7/158; et-Teğâbun 64/8 vb.), Hazret-i Peygamber’in hadislerinde de benzer açıklamalara yer verilip (Buhârî, “İman”, 37; Müslim, “İman”, 1) imanın esasları, alametleri, amelle münasebetleri ve mü’minlerin vasıfları gibi hususlara açıklık getirilmiştir (Buhârî, “İman”, 1-42; Müslim, “İman”, 1-92). Bu sebeple, iman esasları içtihada dayalı bir mesele olmayıp bizzat Kur’ân ve sahih Sünnet’le sabittirler.</p>
<p>Bir insanın mü’min olması, kelime-i şahadetin muhtevasına inanmakla gerçekleşir. Ancak Kur’ân’da sabit olup sahih hadislerle de açıklanan iman esasları sadece yaygınlık kazanan altı unsurdan ibaret sanılmamalı, ayrıca dinden olduğu kesin biçimde kanıtlanan i‘tikâdî, amelî ve ahlâkî bütün hükümlere inanıp bunların farz, helal veya haram olduğunu tasdik etmenin de mü’min olmanın şartı (Mustafa Sinanoğlu, “İman”, DİA, XXII, 214) olduğu unutulmamalıdır…” (s.15).</p>
<p><strong>İmana İlişkin Sorulara Doğru Cevaplar Aramak</strong></p>
<p>Kitaba yazdığı önsözde <strong>Murat Sülün</strong> Hoca imanın mahiyetine ve yansımalarına ilişkin şu tespitleri paylaşmıştır:</p>
<p>“Şarkâvî’nin belirttiği gibi, iman hem buyruk ve yasaklara uymak hem de bir inanç olarak bağlanma ve boyun eğme anlamlarını kapsar. Dilci Ebü’l-Bekâ’nın dediği gibi, şer‘î teblîğât sadece haber veriliyorsa iman, bu haberi doğru kabul etmekten ibaret olur; ancak bir şeyin emredilmesi ya da yasaklanması söz konusu ise iman, insanın o emir ve yasağa içdünyasında tam olarak boyun eğmesidir. Verilen nimetle ilgili olduğu zaman, kendini şükr olarak gösteren îmân, mikro ve makro kozmosdaki ilahi deliller söz konusu olduğunda tefekkür ve nazar olarak; hukukî ilişkilerde güvenilirlik, adâlet ve hakkaniyet olarak; din düşmanlarıyla ilişkilerde berâ, buğz ve mücadele olarak; dinin emir ve yasakları söz konusu olduğunda itaat, inkıyâd, ittiba ve teslîmiyet olarak; bu ilkelerin çiğnenmesi durumunda tevbe ve inâbe olarak; hayatın zor devrelerinde sabır ve tevekkül olarak; sosyal ilişkilerde tevazu ve ağırbaşlılık olarak; dinî kutsallara ve mü’minlere karşı muhabbet, meveddet ve rızâ olarak ortaya çıkar. İman, kökü kalbin derinliklerinde olan ve yapılan işlerle teyid olunan bir şeydir. Belli bir “doğal sonuc”un eksikliği o sonucun bağlı olduğu “sebeb”in de eksik olduğunu kanıtlar. Böylelikle, “fiilen işlemenin imana dâhil mi olduğu, yoksa sadece zarurî olarak onu takip eden bir şey mi olduğu” tartışması, lâf kalabalığına dönüşür (s.9).</p>
<p>Bununla birlikte, Müslümanlar III. halifelerinin “imana aykırı icraatı (ameli)” gerekçe gösterilerek hunharca katledilmesinden beri imanı tartışıp durmaktadırlar. Ehl-i kıblenin, -ağırlıklı olarak- Hâricîlerin ortaya çıkışından itibaren birbirini ötekileştirip kâfir ilân ederek, şeytanlaştırmaya ve katletmeye başlaması, mezhep, klik, cemaat ve tarikatların birbirini dalâletle suçlayıp durması, <strong>İslâm dünyasının en büyük sorunlarından biri</strong> olmuş; tevhid dinine inananlar, kadim din mensupları gibi parçalanarak güçten düşmüşlerdir.</p>
<p>İşte bu ilmî toplantıda aşağıdaki sorulara cevap aradık: İman nedir, ne değildir? İman ettiğimizde ne yapmış oluyoruz? Ne yaptığımızda iman etmiş oluyoruz? Peygamber ve Ashâb devrinde ‘iman’ derken ne anlaşılıyordu? Kur’ân’da mü’min nasıl tanımlanmaktadır? Kur’ân’da hangi iman ilkeleri, neden öne çıkartılmaktadır? Kur’ân-dışı yollarla gelen fiten-melâhim edebiyatına inanmak gerekli midir, neden? Kur’ân’a göre kişiyi felâha, necâta ve ebedi saadete ileten imanın özellikleri nedir? Taat ve masiyetlerin imanla ilişkisi nedir? İman nasıl yok oluyor? İmanın zıddı nedir? İmansızlık nasıl oluşuyor? Kişi imandan nasıl çıkıyor? İnsanlara birilerini iman dairesinden çıkarma yetkisini kim vermektedir; böyle bir yetki var mıdır? Hakikat nedir? Hakikati kim, nasıl temsil etmektedir? Haklılığın ölçüsü nedir? Hakikati ve ‘cennet’i kendi tekellerinde gören din ve mezhepleri bu kadar kesin konuşmaya iten nasıl bir öz-güvendir?&#8230;” (s.10-11).</p>
<p><strong>Taklidî İmandan Tahkikî İmana Yükselmeye Çalışmak</strong></p>
<p>İman sempozyumunda mezheplerde tekfir ve tadlil olgusunu ele alan Doç.Dr. Mehmet Kalaycı, cemaat-fırka, sünnet-bid’at, hadis-rey ve zahir-bâtın eksenlerinde ortaya çıkan kutuplaşmaların, sadece düşünsel içerikli değil aynı zamanda toplumsal veya politik tutumların görünür hale geldiği ve kalıplara döküldüğü var olma zeminleri olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Mezhep mensuplarının negatif teoloji yaparak ‘ne olmaklık’ değil ‘ne olmamaklık’ üzerinden kendilerini tanımladıklarına, kendilerinden önce başkalarını tanımlamayı yeğlediklerine dikkat çeken Kalaycı, tekfir ve tadlil tutumunun hakikatin tek olması gerektiği kavgasından kaynaklandığını ve esasen bir konumlanma ve konumlandırma faaliyeti olduğunu anlattı.</p>
<p>“İnanç câzim (kesin) midir değil midir?” sorusunu soran Kalaycı, bir inanç kesin değilse zan ifade ettiğini ifade etti. “İnanç kesin ise gerçeklikle örtüşüyor mu?” sorusundan sonra da, örtüşmüyorsa ortaya cehl-i mürekkep çıkacağını, gerçeklikle örtüşüyorsa <strong>doğruluk</strong> vasfını elde edeceğini anlattı. Bilgi ve gerekçeye dayanmayan inanın taklitten öteye gidemeyeceğini söyleyen Kalaycı, taklidî imanı geçerli saymayan kelamcıların da bulunduğunu da hatırlattı.</p>
<p>“Dinî inanç esaslarını bilen mümin olur mu?” sorusunu yönelten hatip, bilgiye rağmen iman olmayabileceğini, mümin olmak için inanç, gerekçe, doğruluk ve tasdikin bir arada bulunması gerektiğini belirtti (s.179-214).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim Yahudilik’ten ya da Hıristiyanlık’tan değil yahudileşen ve hıristiyanlaşan insanlardan bahsedildiğini açıklayan ünlü dinler tarihi hocası Prof.Dr. Ömer Faruk Harman, <strong>Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta iman algısını anlattı. </strong>Yahudiler peygamberlerini sıradanlaştırdığını, Hıristiyanlar da sevgide çok aşırı giderek Hz. İsa’yı (hâşâ) ilahlaştırdığını anlatan Harman, Yahudilikte imanın; Tanrı’nın birliği ve geleceğe yönelik söylediklerinin gerçekleşeceği (İsrail’in seçilmişliği) ekseninde 13 madde halinde düzenlendiğini belirtti (s.215-251).</p>
<p>Hıristiyanların İslam’ı bağımsız bir din olarak görmediğini, ana gövdeden sapan tâli bir sapkın yol olarak gördüklerini anlatan Prof.Dr. Mahmut Aydın, Hıristiyan din adamlarının kendilerini ve yaklaşımlarını korumak için aykırı/ muhalif gördükleri tüm yaklaşımları tekfir ettiğini söyledi. Batı’da fikir ve ifade hürriyeti olduğu ama İslam’da olmadığı yönündeki algının yanlış olduğunu, hakikatin bunun tam tersi olduğunu anlatan Rektör Hoca, fikirlerinden dolayı kürsüleri ellerinden alınan ve dışlanan çok sayıda Batılı aydınlardan birkaç örnek de sıraladı (s.253-313).</p>
<p>“İslam’ı ve Müslümanları, farklı ve muhalif olanı dışlayarak koruyamayız, buna hiç gerek yok.” diyerek sözlerini tamamlayan Mahmut Aydın Hoca’yı kısa bir selamlama konuşması için söz alan İstanbul Valisi Vasip Şahin de şu sözüyle teyit etti: “Peygamberimiz ümmetinin çoğalmasını istiyor. Biz birbirimizi dışlayarak Müslümanların sayısını azaltmayalım!”</p>
<p>İman ve bilgi ilişkisini anlatan Dr.Öğr.Üyesi Hayrettin Nebi Güdekli, <strong>iman ve bilgi özdeşliği</strong>nin kelam tarihinde “iman marifettir” diyen Cehm b. Savfan ile Gaylan ed-Dımeşki’de tebellür ettiğini belirterek, mümin olmak için; inanç, gerekçe, doğruluk ve tasdikin birlikte gerekli olduğunu söyledi (s.165-178).</p>
<p><strong>Tekfir ve Tadlilden Uzak Durmak</strong></p>
<p>Kitapta basılan “düşünmenin iki farklı genetiği” (s.315-337) başlıklı tebliğin sahibi Prof.Dr. İlhami Güler ile “tekelcilik ve çoğulculuk arasında Kur’an’ın dinsel hermenötiği” (s.339-354) başlıklı tebliğin sahibi Prof.Dr. Ömer Özsoy hocaların baskılarla toplantıya katılmalarının engellenmesinden ve iman sempozyumunun kolluk kuvvetlerinin koruması altında yapılmasından utanç duyduğunu ve çok üzüldüğünü belirterek sözlerine başlayan Prof.Dr. Mustafa Öztürk şu hususlara vurgu yaptı (<strong>4</strong>):</p>
<p>“İnanç iman değil itikattır. İtikat kanaat demektir. İman, emanet, temin vs. hepsi <strong>güven</strong> kökünden kaynaklanır. Güven bilgi, ispat, kanıt değil, <strong>duygusal ve deruni bir keşif</strong>tir. Bizim Müslümanlığımız Hz. Peygamber’e güvene dayanır. Kur’an’ın Kur’an olduğuna da ona güvenimizle güvendik. İman, hayat formasyonunuza göre artar, azalır. İtikat ise ne artar ne azalır. Sizi amele, daha iyi ahlaki tutuma sevk ediyorsa sizde iman var demektir. Değilse sizde itikat var ve kanaatlerinizi iman zannediyorsunuz! Bal arısı gibi hiçbir alimden vaz geçmeden hepsinden yararlanmalıyız. Ehl-i Sünnet en geniş şemsiye idi, bazıları onu Ezarika konumuna düşürdüler!</p>
<p>“<em>İnnellezîne âmenû we amilu’s-sâlihâti</em>” âyeti nakarat olarak gelmedi. İman ameli üretmelidir deyip daha güzel amel üretmeye çalışmalıyız. Kusurumuz olunca da tevbe edip Allah’ın engin rahmetine sığınmalıyız. Fahiş hata yapan, kendine zulmeden, ama ardından tevbe eden, Allah’tan af dileyen, bile isteye günahta ısrar etmeyenler… Yani günahı alışkanlık haline getirmeyenler Kur’an’da <strong>muttakiler</strong> olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Tarihte bu topraklar iki ucu da barındırdı. Şimdi en esnek fıkhi yorumdan Taliban üretecek frankeştaynlık yaptı. Bu pervasızlık böyle sürüp giderse ya Afganistan-Pakistan olup insanlar birbirini boğazlayacak ya da 28 Şubat’ı aratacak yeni bir devlet sopası gelip bizi dövecek! Farklı seslerin, tonların boğulmasını isteyen faşizan dile mâni olunmalı!” (s.141-163).</p>
<p>Gençlerimizi ikna etmenin yol, yöntem ve üslubunu bulabilmemizin önemine vurgu yapan <strong>Prof.Dr. M. Said Yazıcıoğlu</strong>; deizm, ateizm vb. sorunları abartmamak ve fokurdatmamak, ama yok da saymamak gerektiğini söyledi.</p>
<p>Üreten insanları yıldırmamak ve küstürmemek gerektiğinin altını çizen eski Diyanet İşleri Başkanı Yazıcıoğlu sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Kimsenin gelenekle derdi yok. Eskiler büyük bir külliyat bıraktılar, Allah razı olsun. Onlardan istifade ediyoruz. Ama yanılmaz değiller. Kendi çağlarında bir çözüm ürettiler. Düşünmek onlar üzerine vecibeydi de bizden sâkıt mı oldu? Fıkıh külliyatını dinle eşleştirdik, oysa fıkıh=din değildir. Müctehid hata ederse bir sevap verilir, çünkü kafa patlatmıştır, isabet ederse iki sevap verilir.</p>
<p>Hakikat tekelciliği yapmayalım. Kendi doğrusunu hakikat, onun dışındakileri sapkınlık olarak gören, bu mutlakiyeti nereden alıyor? Eskiler “Allahu a’lem” diyordu. Bu dinin koruyucusu Allah’tır. Birileri korumaya kalkarsa bugün olduğu gibi huzursuzluk yaşanır.</p>
<p>Ebedi hayatı, ahireti imanımızla kazanacağız. Ebu Hanife ve Maturidi <strong>kişinin mümin ya da kâfir doğmadığını</strong>, iki yönden birini kendi tercihleriyle seçtiğini ifade ediyor. Küfür yolunda azimle ilerleyeni Allah terk ediyor (<em>hizlân</em>). İnsan hür iradesiyle bir şey yapmalı ki eylemlerinden dolayı hesaba çekilebilsin. “Yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz.” diyor Allah. Allah bu kadar geniş alan vermişken, daha küçük ihtilaflardan dolayı kim başkasını nasıl engelleyebilir?</p>
<p>Ev içi temizliğe gösterdiğimiz özeni kapıdan çıkar çıkmaz unutuyoruz. Oysa temizlik imandandır, buna inanıyoruz. Teori ve pratik arasında uyuşmazlık var. Teoriye uygun pratiği nasıl ortaya koyabiliriz, kafa yormamız lazım.</p>
<p>Dinden soğuma, cami cemaatinin azalması vb. alarm işaretleri üzerinde kafa yormak yerine birbirimizle uğraşmanın anlamı yok. Yanlış bir din algısı üzerinden doğruları aramakla meşgulüz. Eksen kayması nerede olduysa ıslaha da oradan başlamalıyız. Kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden, kafa kafaya verip tartışalım. Toplum iyileri alır, kötülerini süzer.” (s.355-357).</p>
<p>Prof.Dr. Şaban Ali Düzgün Hoca’nın “imanın duygusal, zihinsel ve bedensel formları” (s.17-27), Prof.Dr. Hülya Alper’in “imanın psikolojik yapısı” (103-139), Dr.Öğr.Üyesi Muhammed Coşkun’un “Kur’an’da iman ilkeleri ve imanın dönüştürücü etkisi” (s.67-94) başlıklı tebliğleri, dinleyemediğim için not alamadığım ama ilk fırsatta okumaya gayret edeceğim diğer tebliğlerdir…</p>
<p>Rabbim bizleri yüce katında kabul görecek sahih bir imana ve salih amellere muvaffak eylesin.</p>
<p>“Hayatın Anlamı İman” sempozyumunu özetlediğimiz bu yazımızı, Murat Sülün Hoca’nın sempozyum kitabının önsözüne sertâc ettiği âyet mealiyle noktalayalım:</p>
<p>“Size selâm vererek barış elini uzatana dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek ‘Sen mü’min değilsin!’ demeyin.” (Nisâ 4/90).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>kuranvakfi</strong>.com/, 13.10.2018.</li>
<li>https://www.haberturk.com/istanbul-haberleri/16627216-<strong>hayatin-anlami-iman-sempozyumu</strong>, 13.10.2018.</li>
<li>SÜLÜN, Murat. (2018). <strong>Hayatın Anlamı İMAN</strong>. Kur’an Çalışmaları Vakfı Sempozyum Dizisi-3, 13 Ekim 2018, İstanbul: Ensar Neşriyat, 360 s.</li>
<li>ÖZTÜRK, Mustafa. (2018). “<strong>İman-Amel İlişkisi</strong>”. Hayatın Anlamı İMAN içinde. İstanbul: Ensar Neşriyat, s.141-163. https://www.youtube.com/watch?v=A8RecUmR0QM, 13.10.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hayata-iman-ile-anlam-kazandirmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘LEYLE-İ KADR’İN KADRİNİ BİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2015 19:30:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[15:99]]></category>
		<category><![CDATA[17:52]]></category>
		<category><![CDATA[2:125]]></category>
		<category><![CDATA[2:185]]></category>
		<category><![CDATA[2:187]]></category>
		<category><![CDATA[20:102-104]]></category>
		<category><![CDATA[23:112-113]]></category>
		<category><![CDATA[3:138]]></category>
		<category><![CDATA[30:55]]></category>
		<category><![CDATA[44:1-6]]></category>
		<category><![CDATA[44:3]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülaziz Bayındır]]></category>
		<category><![CDATA[Cebrâil]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Elik]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[i'tikâf]]></category>
		<category><![CDATA[kadir gecesi]]></category>
		<category><![CDATA[kamerî takvim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[leyle-i kadr]]></category>
		<category><![CDATA[M. Sait Özervarlı]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Şener]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Coşkun]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=115</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır. Kamerî [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman toplumların diline Arapçadan girmiş olan ‘kadir’ kelimesi; güçlü olma, gücü yetme, takdir, şeref, kıymet, değer, ölçü, nicelik, darlık ve kapasite anlamlarına gelmekte olup, gökbiliminde yıldızların parlaklık sırasını belirten ölçek için de bu isim kullanılır. Türkçede bir şeyin değerini bilme ve öneminin farkında olma durumu için ‘kadrini bilmek’ şeklindeki birleşik kelime yaygın olarak kullanılır.</p>
<p>Kamerî takvimin dokuzuncu ayı ramazanı diğer on bir aydan farklı kılan, bu ayda oruç tutarak bedenimizi aç bırakmamız değil, bilakis kendimizi tutarak, bir yıllık dağınıklığımızı toparlayarak, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek, vahiyle inşa olma ve vahye mutabık bir hayat inşa etme görevimizi daha bir şevkle yerine getirmeye yeniden azmetmemizdir. Bu sebeple son yıllarda ramazanın oruç ayı olmaktan öte ‘Kur’an ayı’ olması vasfıyla anılır olması sevindirici bir gelişmedir.</p>
<p>Abdülaziz Bayındır, sadece ümmet-i Muhammed’e değil, önceki ümmetlere de farz kılınmış olan orucun eski semavi dinlerde de dokuzuncu ayda tutulmasının hikmetini, önceki vahiylerin de dokuzuncu ayda yine bir kadir gecesinde nazil olmaya başlamasıyla izah eder.</p>
<p><strong>Leyle-i Mübâreke: Leyletu’l-Kadr</strong></p>
<blockquote><p>Ramazan ayını farklı kılan, Kur’an’la ruhumuzu besleyerek vahye mutabık bir hayat inşa etme azmimizi bilememizdir.</p></blockquote>
<p>Cehalet karanlıklarını nuruyla aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini; “bütün insanlığa iletilmiş tarifsiz bir bildiri ve sorumluluk bilincini kuşananlar için de bir rehber ve öğüt” (3/138) olarak tanımlar. Vahyin inmeye başladığı ilk geceyle ilgili olarak önce Duhân Sûresi’nin ilk âyetlerine, ardından Kadir Sûresi’ne kulak verelim:</p>
<p>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</p>
<ol>
<li>Hâ-Mîm! 2. Özünde açık ve hakikati açıklayıcı olan bu kitabın değerini bilin!<br />
3. Evet, onu <u>mübarek bir gecede</u> Biz indir(meye başla)dık; zaten, baştan beri (vahiyle) uyaran da Bizdik. 4. O gece, (iyi ve kötü) her iş ayrıştırılarak hikmetli bir hükme bağlanır, 5. tarafımızdan verilmiş bir emirle: elbet Biz, evet (rasulleri) gönderen de Bizdik, 6. Rabbinin rahmeti sayesinde. Şüphesiz yalnızca O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur&#8230;” (Duhân, 44/1-6).</li>
</ol>
<p><strong>Kadir Sûresi; cüz 30, sûre 97 </strong></p>
<p>Son Nebi&#8217;ye Son Vahy&#8217;in ilk ayetlerinin geldiği bereketli gecede parlayan nur, yeryüzünde kıyametin kopuşuna kadar yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir. “İnnâ Enzelnâ Sûresi” olarak da anılan “Kadr Sûresi”nin -üslup benzerliği ve konu bütünlüğü dikkate alındığında- Medine’de değil, Mekke’de Alak Sûresi’nin hemen ardından ya da Leyl Sûresi’nden sonra ve Fecr Sûresi’nden önce 12. sırada indiği kabul edilebilir. Bereket timsali sûrenin meâlini ve tefsirini Mustafa İslâmoğlu&#8217;nun çalışmasından okuyalım:</p>
<p><strong>“Rahmân Rahîm Allah’ın adıyla</strong></p>
<ol>
<li>Elbet onu kadir-kıymet gecesinde<sup>(1)</sup> Biz indirmeye (başlamışızdır).</li>
<li>Bilir misin o kadir-kıymet gecesinin mahiyeti nedir?<sup>(2)</sup></li>
<li>O kadir-kıymet gecesi, bin aydan daha hayırlıdır.<sup>(3)</sup></li>
<li>Melekler, vahiyle beraber<sup>(4)</sup> o gece inerler de inerler,<sup>(5)</sup> Rablerinin izniyle, hayatın her alanına dair<br />
5. tarifsiz bir mutluluğun (formüllerini getirirler); bu durum,<strong> tanyeri ağarıncaya kadar sürer.”</strong><sup>(6)</sup></li>
</ol>
<p>(1) Veya: “Kıymeti belli bir gecede”. Yani: “Kıymetine yeter olmayan, bir ömre bedel, bereketli ve şerefli bir gecede” (Krş: 44:3). Burada isim tamlamasından dolayı belirli gelen gece Duhân 3’te sıfat tamlaması olarak belirsiz gelmiştir (<em>fî leyletin mubâraketin</em>). Zira orada bereketi belirsizdi, burada ise o bereketin “kadarı/mikdarı/kadri” belirlenmiştir: “Bin aydan hayırlı.”</p>
<blockquote><p>Cehalet karanlıklarını aydınlatmak için mübarek bir gecede inmeye başlayan Kur’an kendisini “bütün insanlığa iletilmiş bir bildiri, rehber ve öğüt” olarak tanımlar.</p></blockquote>
<p>Kadr, bir şeyin miktarını, değerini ve sonucunu belirtir. Burada kelimenin “miktarla” değil “değerle” ilgili olduğu 3. âyetten açıkça anlaşılmaktadır. Yine Kadr’in anlamının <u>değere ilişkin</u> olduğunu, bu gecenin ramazan ayında olduğunu söyleyen Bakara 185’in sonundaki “hakkı bâtıldan ayıran bir ölçme ve değerlendirme yeteneği” anlamına gelen furkân da teyit eder.</p>
<p>Leyl, içinden aydınlatılabilecek geçici karanlık için kullanılır. Zulumâtın türetildiği zalâm ise içinden aydınlatılamayan, aydınlanmak için terk edilmesi gereken karanlıktır. Birçok yerde gelen “Karanlıklardan aydınlığa” kalıbı, “gece” gibi içinden aydınlatılacak karanlığı değil, ancak terk edince kurtulunacak karanlığı ifade eder.</p>
<p>(2) Bakara 185, Kur’an’ın indiği gecenin ayın bütününde aranmasını îmâ eder. Bu gecenin haftanın günlerinden pazartesine denk geldiğini, Allah Rasulü’nün, pazartesi günleri neden nafile oruç tuttuğuyla ilgili bir soruya verdiği cevaptan öğreniyoruz. Zaten Rasulullah’ın hayatının dönüm noktası olan o gecenin hangi güne denk geldiğini bilmemesi düşünülemezdi.</p>
<p>(3) Yani: O ömre bedel bir gecedir. Zımnen: Ey muhatap! Kur’an, indiği geceye otuz bin kat değer yüklemiştir! O gecenin değeri kendinden değil vahiydendir. Zira o gece ay yılına ait bir gecedir. Ay yılı ise sabit değil dönen bir zamandır. Demek ki o mübarek gece bereketini bizzat zamandan değil, o zamanda inmeye başlayandan almıştır. Şu halde aynı Kur’an senin hayatına inerse, ömrüne nasıl bereket katacağını var sen hesap et! Düşünsene aynı vahiy, ilk muhatabını “âlemlere rahmet”, indiği şehri “kentlerin anası”, indiği toplumu “insanlık anası” (ümmet) kılmıştır! Sözün özü: İçine vahyin indiği bir gece bir ömre bedeldir. Kur’an bunun tersinin de geçerli olduğunu söyler: İçinde vahyin olmadığı bir ömür, bir gece kadar bereketsizdir. (Krş: 17:52; 20:102-104; 23:112-113; 30:55).</p>
<p>(4) Rûh, Nahl 2, Mü’min 15 ve Şûrâ 52’de tartışmasız vahiy mânasına kullanılmıştır. Bu sûrenin ana konusu da vahiydir. Dolayısıyla burada teşrifatçı melekler eşliğinde indirilen, akleden kalbin hayat soluğu olan vahiy olmalıdır. Zira, bilinçsiz bilgi ruhsuz cesettir. Vahiy ise bilgiyi bilince dönüştürür.</p>
<p>(5) Zımnen: Lafzı bir kez, mânası sonsuz kez inen vahiyle inşâ olmak isteyen her mü’mine, melekler, hidayet ve furkan olan vahyin diriltici soluğunu kıyamete kadar indirmeye devam ederler. Vahyin her çağda geçerli olan dönüştürücü gücünün arkasındaki mucize budur.</p>
<p>(6) Veya fecrin mastar anlamıyla: “(Hakikatin) fışkırdığı kaynağa dönünceye kadar sürer.” İki anlama da gelebilir:</p>
<ol>
<li>İnsanlığın içinde debelendiği cahiliye gecesi Kur’an’ın ışığıyla son buluncaya kadar. İbrahim Sûresi’nin ilk âyetinde ifadesini bulan hakikat budur.</li>
<li>Gaybî hakikatleri örttüğü için bir geceye benzeyen bu dünya hayatı son bulup, gaybî hakikatlerin “yakîn” olduğu âhiret şafağı atıncaya kadar (Krş: Hattâ ye’tiyeke’l-yakîn: 15:99).” (İslâmoğlu, 2013:II/1281-1284).</li>
</ol>
<p><strong>Kur’an’ın vahyedilmeye başlanmasıyla müşerref olan gece!</strong></p>
<blockquote><p>Son elçiye ilk vahyin geldiği bereketli gecede parlayan nur, kıyamete kadar yeryüzünde yayılmaya ve insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmaya devam edecektir.</p></blockquote>
<p>Tevhit Mesajı’nda Sûre-i Kadr’in özlü tefsiri şöyle yapılmıştır:</p>
<p>“1-3. Ey elçimiz Muhammed’e iman etmeyen ve kendi soyları içerisinden önemli kişilerin yaptıkları ile övünen, müminlere “İsrailoğulları içerisinde Allah yolunda bin ay cihat etmiş kimseler bulunmaktadır” gibi sözler söyleyen Medine yahudileri! Şunu iyi bilin ki elçimiz Muhammed’e vahyettiğimiz bu Kur’an, öylesine büyük bir ilahi nimettir ki, onun vahyedilmeye  başlandığı gecenin dahi değerini kavramaya sizin aklınız ermez, çünkü onun vahyedilmeye başlandığı Kadir gecesi sizin bahsettiğiniz bin aydan daha hayırlıdır.</p>
<p>4-5. O gece vahiy meleği Cebrâil, Allah’tan bir lütuf ve rahmet olmak üzere, diğer meleklerle birlikte ilk defa elçimiz Muhammed’e vahiy getirmiş ve ondan sonra da, tevhit dininin hükümlerini açıklamak üzere vahiy getirmeye devam etmiştir. O gece Allah, elçisi Muhammed’i tam bir itminana kavuşturmuş ve ona, insanları tevhide çağırma, esenliğe ve kurtuluşa davet etme vazifesini tevdi etmiştir.”</p>
<p>Burada âdeta Kur’an’a iman etmeyen yahudilere şöyle denilmektedir: “Sizler, vahyedildiği geceyi dahi bin aydan daha hayırlı yapan şu Kur’an’a iman etmedikçe, geçmişte bin ay ibadet etmiş atalarınızın bulunmasıyla kurtuluşa eremezsiniz.” Bununla beraber sûrenin lafzan Hz. Peygamber’e ve müminlere hitap ettiği de ortadadır. Bize göre burada yahudiler üzerinden müminlere mesaj verilmektedir. <em>Doğrusunu Allah bilir</em>.” (Elik, 2013:1365).</p>
<p><strong>Hz. İbrahim’den beri gelen nebevî sünnet: İ</strong>‘<strong>tikâf</strong></p>
<blockquote><p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir.</p></blockquote>
<p>Âyette geçen sayı aritmetik bir vurgu içermemekle beraber, günümüzde gelişmiş ülkelerde ortalama hayat beklentisi 83 yıla yaklaşmış olup tam bin aya tekabül etmektedir. Böylece, bin aydan hayırlı oluşunu bir ömre bedel olarak anlayabileceğimiz Kadir Gecesi’nde ihya olmanın bir yolu da İbrahimî dinlerin ortak sünneti olan i‘tikâftır. Nitekim, “Ramazanın son on gününe girildiğinde Allah Rasulü dünyevi işlerden uzaklaşıp i‘tikâfa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi ailesini de uyanık tutardı. Bir hadiste Rasulullah’ın Kadir gecesinde, “Allah’ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni de affet!” şeklinde dua edilmesini tavsiye ettiği belirtilir.</p>
<p>Sözlükte “hapsetmek, alıkoymak; bir yere yerleşmek, oraya bağlanıp kalmak” anlamlarındaki <em>akf</em> kökünden türeyen i‘tikâf, bu mânaları yanında kişinin kendisini sıradan davranışlardan uzak tutmasını, fıkıh terimi olarak da ibadet amacıyla ve belirli bir şekilde camide kalmasını ifade eder. İ‘tikâfa giren kimseye <em>mu‘tekif</em> veya <em>âkif</em> denir.</p>
<p>İ‘tikâfın meşruiyeti Kur’an ve Sünnet ile sabittir. “Mescidlerde i‘tikâfta bulunduğunuz zaman kadınlara yaklaşmayın” (Bakara 2/187) meâlindeki âyetle Hz. Âişe’nin, “Rasulullah ramazanın son on gününde i‘tikâfa girerdi. O bu âdetine vefatına kadar devam etmiştir. Sonra onun ardından hanımları i‘tikâfa girmiştir” (Buhârî, “İ‘tikâf”, 1) şeklindeki rivayeti bunun delillerini teşkil eder.</p>
<p>Allah’a tam bir teslimiyet içerisinde ibadet ve tâatte bulunmak amacıyla zamanının belirli bir kısmını ayırması ve bu esnada meşrû bile olsa her türlü nefsânî ve şehevî arzulardan uzak durması kişinin mânen olgunlaşması için önemli vesilelerden biridir. Zorunlu ibadetlerin yanı sıra nâfile ibadetler de bu konuda önem taşımakta, dinî duygu ve düşüncenin yoğun bir şekilde yaşandığı, mümkün olduğu ölçüde maddî ilgilerden uzaklaşarak yüce yaratıcıya yönelinen bir ortam insana derin bir mânevî ufuk ve imkân sunmaktadır.</p>
<p>İ‘tikâf yalnız İslâm ümmetine has bir ibadet olmayıp vahiy geleneğine sahip hemen bütün dinlerde muhtelif şekillerde gerçekleştirilen köklü bir gelenektir; İslâmî öğreti içinde de Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil zamanından beri devam edegelen bir sünnet olarak bilinir. Nitekim, “İbrâhim ve İsmâil’e: Evimi onu ziyaret edenler, ibadet için orada kalanlar (<em>âkifîn</em>), rükû ve secde edenler için tertemiz tutun diye ahid -emir- verdik” (Bakara 2/125) meâlindeki âyet bir yönüyle buna işaret etmektedir&#8230;” (Şener, 2001:23/457).</p>
<p>Rabbim bizleri mümin sorumluluğunu kuşanan ve her iki cihanda mesut olan bahtiyar kulları arasına girmeye muvaffak eylesin. Günümüz ramazan, gecemiz kadir olsun.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>İslâmoğlu, Mustafa; Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, c.II, s.1281-1284.</li>
<li>Elik, Hasan ve Coşkun, Muhammed; Tevhit Mesajı: Özlü Kur’an Tefsiri, Fikir Yayınları, İstanbul 2013, s.1365.</li>
<li>Özervarlı, M. Sait; “Kadir Gecesi” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 24/124-125.</li>
<li>Şener, Mehmet; “İ‘tikâf” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2001, 23/457-459.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/leyle-i-kadrin-kadrini-bilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
