<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MÜCAHİT GÜLTEKİN Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/mucahit-gultekin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/mucahit-gultekin/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 11 Jun 2019 09:49:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ İDAMLARI DURDURMAK-II</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 09:49:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[AİZ EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ EL-ÖMERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMLERİN İDAMINI DURDURUN]]></category>
		<category><![CDATA[AVAD EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[ENES CANLI]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN KOYUNCU]]></category>
		<category><![CDATA[İBNÜ’L-USEYMÎN]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ED-DUVEYŞ]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAHD]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ALİ BÜYÜKKARA]]></category>
		<category><![CDATA[MÜCAHİT GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED B. SAİD EL-KAHTANİ]]></category>
		<category><![CDATA[NASIR EL-ÖMER]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Yalçıntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SEFER EL-HAVALİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELMAN EL-AVDE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞUYÛHU’S-SAHVE]]></category>
		<category><![CDATA[UYANIŞ ÂLİMLERİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=900</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbim (Sahibim)! Bana lütfettiğin nimete (iyiliğe) karşılık artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas 28:17). “… (Emrini yerine getirin) ki Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mücâdele, 58:11). 2015 yılında 175 kişiyi idam eden, takip eden her yıl buna yakın insanın idam hükmünü infaz eden Suudi Arabistan yönetimi 2019’da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Rabbim (Sahibim)! Bana lütfettiğin nimete (iyiliğe) karşılık</p>
<p>artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas 28:17).</p>
<p>“… (Emrini yerine getirin) ki Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin.</p>
<p>Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mücâdele, 58:11).</p>
<p>2015 yılında 175 kişiyi idam eden, takip eden her yıl buna yakın insanın idam hükmünü infaz eden Suudi Arabistan yönetimi 2019’da bu sayıyı ikiye katlamaya azmetmiş görünüyor! Bu gidişe kör, sağır ve dilsiz kalmak Müslümanlık şöyle dursun insanlık iddiasına da mugayirdir. Merhum Âkif yüz yıl öncesinden ne kadar da beliğ tasvir etmiş hâl-i pürmelâlimizi:</p>
<p>“Müslümanlık pâk sîretten ibâretken, yazık!</p>
<p>Öyle saplandık ki levsiyyâta: Hâlâ çıkmadık!</p>
<p><strong>Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak; </strong></p>
<p><strong>Kendi âsûdeyse dünya yansa baş kaldırmamak!</strong></p>
<p>Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi,</p>
<p>Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:</p>
<p>Bir halâs imkânı var: <strong>Ahlâkımız yükselmeli</strong>,</p>
<p>Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;</p>
<p>Çünkü hem dünya gider hem din, eğer yapmazsanız.</p>
<p>20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913).” (Ersoy, 2013).</p>
<p><strong>Mutedil Söylem Sahibi Ulemanın Ortadan Kaldırılmasına Karşı Çıkmak</strong></p>
<p>22.05.2019 tarihinde bazı haber sitelerinde Riyad yönetiminin, aralarında tanınmış İslam alimi Selman el-Avde&#8217;nin de yer aldığı din adamlarını ramazandan sonra idam etmeye hazırlandığı ileri sürülmüştü. İngiltere merkezli &#8220;Middle East Eye&#8221; internet sitesinde, iki hükümet kaynağı ve alimlerden birinin akrabasına dayandırdığı habere göre, Suudi Arabistan&#8217;da 2017 yılında tutuklanan Selman el-Avde, Hatip Avad el-Karni ve televizyonda dinî program sunucusu Ali el-Ömeri ramazan sonrasında idam cezasına çarptırılacağı bildirilmişti.</p>
<p>Haberde ifadelerine yer verilen İnsan Hakları Gözlemevi (HRW) Orta Doğu Direktörü Sarah Leah Whitson, Suudi Arabistan&#8217;la ilgili gelişmelerde ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın sağladığı ortamın rolüne dikkati çekerek, Trump yönetiminin Suudi Arabistan&#8217;a adeta &#8220;kendi halkına ne zulmü uygularsan uygula biz arkandayız&#8221; mesajı verdiğini belirtmişti.</p>
<p>Twitter hesabında 13,4 milyon takipçisi bulunan Selman el-Avde, mutedil yaklaşımıyla tanınan Sünni bir alim olup 2017&#8217;de tutuklandı. Bir yıl sonra çıkarıldığı mahkemede, &#8220;terör örgütüne liderlik, Riyad&#8217;ın Katar&#8217;a uyguladığı ablukaya karşı çıkma, Müslüman Kardeşler Teşkilatıyla iş birliği, hükümetin başarılarına karşı kinayede bulunma, Katar kraliyet ailesiyle ilişki içinde olma, ulusal güvenliği tehdit, şiddeti kışkırtma&#8221; gibi 37 ayrı suçlamaya maruz kalmıştı. (Ramazan öncesinde idam edilen 37 muhalifle Avde’ye yöneltilen suç listesinin aynı sayıda oluşu da ironik bir mesaj taşıyor olmalı).</p>
<p>Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, cinayete kurban gitmeden iki gün önce katıldığı programda Avde&#8217;nin tutuklanmasıyla ilgili Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed Bin Selman&#8217;ı suçlamıştı. Kaşıkçı, &#8220;(Muhammed Bin Selman) Muhalifleri ne pahasına olursa olsun yok edecek&#8230; Selman el-Avde, idam edilirse fanatik olduğu için değil bilakis ılımlı olduğu için idam edilir. Çünkü ılımlı haliyle onu tehdit olarak algılıyorlar.&#8221; diye konuşmuştu.</p>
<p>İnsan hakları karnesi kırık notlarla dolu Suudi Arabistan&#8217;da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman&#8217;ın siyaset sahnesinde yükselmesinin ardından üst düzey aktivist, gazeteci ve din adamlarına yönelik tutuklamaların hız kazandığı herkesin malumudur. Reprieve İnsan Hakları Grubu Twitter&#8217;dan yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan&#8217;da 2019 yılı için 300&#8217;den fazla kişinin daha idam sırasını beklediğini iddia etti (Canlı, 22.05.2019).</p>
<p>Haziran 2000’de büyük mütefekkir Cevdet Said’i Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde yer alan Bi’ruAcem köyündeki evinde ziyaret ettiğimde bir açıklaması hayretimi ziyadesiyle mucip olmuştu. Amerika’da bir üniversitenin kendisini konferansa davet ettiğini ancak vize alamadığından gidemediğini söyleyince ben de; “Siz şiddet yöntemini kategorik olarak reddeden bir insansınız. Size neden vize vermesinler ki?” diye sormuştum. Cevabı küresel sömürge düzeninin çalışma sistemini deşifre eder nitelikteydi: Onlar için en büyük tehdit benim gibi düşünenlerdir. Şiddeti yöntem olarak benimseyenler onların sömürü çarkını döndürmeye yardımcı olduğu için onları çok severler…</p>
<p>Konuya bir başka zaviyeden de bakmakta yarar var: “Muhalefet potansiyelimiz, &#8216;yeni sosyal hareketler&#8217; tarafından &#8216;mikro&#8217; ve &#8216;iç&#8217; meselelere yönlendiriliyor. İsteniyor ki biz, her gün 24 bin çocuğu açlıktan öldüren küresel oligarşiyi değil, belediyelerin niçin köpek barınakları kurmadığını tartışalım. İsteniyor ki biz, Tayland, Laos, Kamboçya gibi ülkelere her yıl çocuk fuhşu için giden 500 bin Batı Avrupalı için Güneydoğu Asya&#8217;da kurulmuş &#8216;legal seks turizmi düzeni&#8217;ni değil, İslami geleneklerin kadını nasıl baskıladığını tartışalım…” (Gültekin, 21.05.2019).</p>
<p>Müslüman toplumu nasıl iç meseleleriyle meşgul ettiklerinin güncel bir numunesi olan asıl konumuza devam edelim:</p>
<p>“Murtaja Qureiris 10 yaşında iken &#8220;Arap Baharı&#8221; kapsamında Suudi Arabistan&#8217;ın doğu bölgesinde gerçekleşen protestolar sırasında abisi güvenlik güçlerince öldürüldü ve bunu protesto etmek amacıyla eylemlere katıldı. Bu eyleme 10 yaşındayken katılan Qureiris, 3 yıl sonra ailesiyle Bahreyn&#8217;e giderken Suudi güvenlik güçlerince tutuklandı. Qureiris&#8217;in, &#8220;polis karakoluna molotofkokteyli atmak, terör örgütüne üye olmak, eylemlerde şiddete başvurmak, abisinin cenazesinde yürüyüş düzenlemek ve halkı isyana teşvik etmek&#8221; suçlarından yargılandığı kaydedilirken, Suudi Arabistan yasalarına göre idam edileceği kaydedildi. Haziran 2019’da 18 yaşında olan ve 5 yıllık tutukluluk sürecinin en az 2 yılını hücrede geçirdiği belirtilen Qureiris&#8217;in, suçlamaları &#8220;ağır işkence ve stres altında&#8221; kabul etmek zorunda kaldığı öne sürüldü.” (Koyuncu, 08.06.2019).</p>
<p><strong>Âlimlere Yönelik İmha Siyasetinin Asıl Sebebini Görmek</strong></p>
<p>Eylül 2017’de Suudi Arabistan’da Ali el-Ömeri, Selman el-Avde, Avaz el-Karni, Nasır el-Ömer gibi onlarca âlim peşpeşe tutuklandı. İbn Bâz ve İbnü’l-Useymîn gibi gelenekçi Vehhabi âlimlerden farklı olarak, Selman el-Avde, Sefer el-Havali, Nasır el-Ömer, Aiz el-Karni, İbrahim ed-Duveyş, Muhammed b. Said el-Kahtani gibi isimlerden oluşan ve kendilerine “<em>şuyûhu’s-sahve</em>” (uyanış âlimleri) denilen yeni Selefi ulema kendilerine yöneltilen teröre destek olma suçunu işlemeleri mümkün olmayan âlimlerdir. Bu yeni akımın en meşhur simaları Selman el-Avde ve Sefer el-Havali olup genel tutum ve tavırlarını Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’dan okuyalım:</p>
<p>“1991 Körfez Savaşı’nda Suudi Arabistan’ın ABD yanında duruşu ve Amerikalı askerî personelin ülkede konuşlanması ve üs açması, Avde ve Havali gibi bazı Selefi âlimlerce tenkit konusu yapılmış, söz konusu sert eleştiriler karşısında rejimin kararlarını savunmak resmî görevli ulemaya kalmıştı. Söz konusu tenkitlerle beraber, bir dizi İslamîleştirme muhtevalı reform talebi, o zamanki kral Fahd ile baş müftü İbn Baz’a yazılan ve basın organlarında yayımlanan mektuplarda dile getirildi. Bu mektupların imzacıları arasında hukuk ve fetva konseylerinde, üniversitelerde, vakıflar ve hac işlerinde resmî vazifeli Selefi âlimler de bulunmaktaydı. Avde ve Havali gibi geri adım atmayan âlimler görevlerinden alındılar, yargılanarak uzun süreli hapis cezalarına mahkûm oldular.</p>
<p>Vazgeçmedikleri siyasal İslamcı ve cihatçı görüşlerine rağmen, hem Avde hem de Havali, el-Kaide çizgisindeki bir grup Selefi şeyhin varmış oldukları aşırı çizgiyi onaylamıyordu. 1994-1999 yıllarını cezaevinde geçiren Selman el-Avde, 11 Eylül üzerine yazdığı bir makalesinde, İslam’ın suçsuz insanları, kadın, çocuk ve yaşlıları hedef almayı yasakladığını belirtmekte, bu nedenle uçaklar, alışveriş merkezleri gibi mekânların savaşlarda dahi hedef alınamayacağını bildirmekteydi. Avde’ye göre bu çeşit terör eylemleri İslam ve Müslümanlar açısından bir dizi zararı beraberinde getirmektedir. Her şeyden önce Filistin, Keşmir ve Çeçenistan mücadeleleri gibi <strong>haklı davalar şaibe altında kalmaktadır</strong>. Davet faaliyetleri, kültürel aktiviteler, eğitim çalışmaları, dünya çapında olumsuz etkilenmektedir. Bu, <strong>din düşmanlarının arzu ettiği bir durum</strong> olup Müslümanlar cani damgası yemekte, bu imaj çarpıtmasıyla insanların İslam’a yönelişine set çekilmektedir.</p>
<p>Avde, orta yolculuğu İslamiyet’in önemli bir prensibi olarak gösterir. ‘Ğulüv’ yani aşırılık, fıtrata ve şeriata ters bir tutumdur. Aşırılık, tarihte Haricilerin yaptığı gibi birtakım şer’i delillere dayandırılsa bile, temel dini talimatlardan ciddi bir sapmadır.</p>
<p>Suudi Arabistanlı yüz elli kadar din âlimi, bilim adamı ve entelektüelin imza attığı “Nasıl bir arada var olabiliriz” başlıklı, “şiddet diline alternatif yaratmak” için dünyaya barış ve diyalog çağrısı yapan açık mektubun imzacıları arasında, Avde ile beraber Aiz el-Karni ve Havali gibi radikal şeyhlerin de bulunması, Sahve’nin benimsediği itidal çizgisinin somut bir göstergesiydi.</p>
<p>Kısa zamanda dünyanın en tanınmış İslam ‘davetçileri’ arasına giren Avde, mezhepçiliği ve din kaynaklı şiddeti kınadı. İntihar saldırılarının şeriatta yeri olmadığını açıkladı. Belki de arkasındaki taraftar gücüne güvenerek cesur çıkışlar yapmaktan çekinmedi. 2006’daki İsrail-Hizbullah savaşında Hizbullah’a açık destek verdi. Bir Selefi şeyhten hiç beklenmeyen bu adım, İslamcı çevrelerde takdirle karşılandı.</p>
<p>Avde’nin 2011 sonrası Arap devrimleri sürecindeki duruşu da zikre değer. Suudilerin müesses dini nizamının önemli figürlerinden Şeyh Salih el-Fevzan sokak gösterilerinin caiz olmadığını söylerken, Avde Arap halklarına sokağa çıkma çağrısı yapmıştı. Yine Mısır’daki askerî darbeye karşı çıkmıştı.</p>
<p>Anlaşılıyor ki Bin Selman, etkili muhalefeti tümüyle etkisiz hale getirmek niyetinde. İşleri ‘de facto’ eline aldığından beri ekonomide belirgin bir iyileşmenin kaydedilmemesi, Yemen’de açık bir yenilgiyle karşılaşması, Katar krizinde ABD tarafından yalnız bırakılması, 32 yaşındaki muhteris prensi daha şimdiden sıkıntıya soktu.” (Büyükkara, 15.09.2017).</p>
<p><strong>Heyet Oluşturup Kral Selman’dan İdamları Durdurmasını Talep Etmek</strong></p>
<p>Türkiye’de bazı sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve akademisyenler, Suudi Arabistan’da idamların durdurulmasına yönelik basın bildirileri yayımladılar. Fas’ta iktidarın başını çeken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (PDJ) sivil kanadı ve ülkenin en önemli sivil toplum hareketlerinden kabul edilen Tevhid ve Islah Hareketi, Riyad yönetimine, tutuklu üç din adamını ramazan ayından sonra idam etmeye hazırlandığı haberlerine açıklık getirmesi çağrısında bulundu. Suudi Arabistan&#8217;dan, söz konusu haberler doğru ise bu karardan dönmesi ve tutuklu tüm fikir ve din adamlarını serbest bırakmasını istedi. Açıklamada ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkeleri liderlerinden, bu gibi idam hükümlerinin engellenmesi ve alimlerin serbest bırakılması için gerekli tüm gayretin gösterilmesi talep edildi. Ancak ne Suudi Arabistan yönetiminden, ne de dönem başkanlığını Türkiye’nin yaptığı ancak Suudi Arabistan’ın güdümünde kalmaya devam eden İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan henüz bir açıklama gelmiş değil.</p>
<p>İİT dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin, üye ülkelerden seçerek oluşturacağı mütenasip bir heyeti Kral Selman’a idamları durdurma talebiyle göndermesi müspet netice verecektir. Nitekim 1995 yılı Ağustos ayında Kral Fahd’a özel elçi olarak gönderilen merhum Prof.Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın hikmetli yaklaşımı idam hükmü kesinleşmiş 55 tır şoförünün affedilmesiyle neticelenmişti (Yalçıntaş, 2012: 780 vd.).</p>
<p>Merhum Âkif’in tasviriyle açtığımız bahsi yine onun ikazıyla noktalayalım:</p>
<p>“Yâ İlâhî bize tevfikini gönder&#8230; &#8211; Âmin!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster&#8230; &#8211; Âmin!</p>
<p>Ey cemaat, uyanın! Yoksa, hemen gün batacak.</p>
<p>Uyanın! Korkuyorum: Leyl-i nedâmet çatacak!”</p>
<p>(Ersoy, 2013).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Büyükkara, Mehmet Ali; “<strong>Suudi Arabistan’da Sahve Şeyhlerinin Tutuklanması Ne Anlama Geliyor?</strong>” www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/suudi-arabistanda-sahve-seyhlerinin-tutuklanmasi-ne-anlama-geliyor/911197, 15.09.2017.</li>
<li>Canlı, Enes; “<strong>Suudi Arabistan&#8217;ın İslam alimlerini idama hazırlandığı iddiası</strong>”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/suudi-arabistanin-islam-alimlerini-idama-hazirlandigi-iddiasi/1484556, 22.05.2019.</li>
<li>Ersoy, Mehmet Âkif; <strong>Safahat</strong>, Çağrı Yay., İstanbul 2013.</li>
<li>Gültekin, Mücahit; https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=893950307611944&amp;id=100009909484275, 21.05.2019.</li>
<li>Koyuncu, Hüseyin; “<strong>Ağabeyi öldürüldüğü için eylem yapan Suudi çocuk &#8216;isyana teşvikten&#8217; idamla karşı karşıya</strong>”, https://tr.euronews.com/2019/06/08/agabeyi-olduruldugu-icin-eylem-yapan-suudi-cocuk-isyana-tesvikten-idamla-karsi-karsiya.</li>
<li>Sabah; “<strong>Fas&#8217;tan Suudi Arabistan&#8217;a &#8220;idam&#8221; tepkisi</strong>”, https://www.sabah.com.tr/dunya/2019/05/26/fastan-suudi-arabistana-idam-tepkisi.</li>
<li>Yalçıntaş, Nevzat; <strong>Türkiye’yi Yükselten Yıllar: Hatıralar</strong>, 2 c., İşaret Yayınları, İstanbul 2012, 968 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİLE KURUMUNU VE ÇATIŞMA BÖLGELERİNDEKİ ÇOCUKLARI KORUYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-kurumunu-catisma-bolgelerindeki-cocuklari-koruyabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-kurumunu-catisma-bolgelerindeki-cocuklari-koruyabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 May 2018 00:23:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[6284 SAYILI YASA]]></category>
		<category><![CDATA[ABDELLATİF ELFARAHİ]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Dilipak]]></category>
		<category><![CDATA[ADEM ÇEVİK]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET AĞIRAKÇA]]></category>
		<category><![CDATA[AİLE HAKLARI FORUMU]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[ARAŞTIRMA VE KÜLTÜR VAKFI (AKV)]]></category>
		<category><![CDATA[ARGEDA]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[CEZAYİR 8 MAYIS 1945 GUELMA ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[CEZAYİR SOUK AHRAS ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İCRASI]]></category>
		<category><![CDATA[EBEVEYNE YABANCILAŞTIRMA SENDROMU (EYS)]]></category>
		<category><![CDATA[EVLİLİK SÖZLEŞMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FAS ABDELMALİK SADİ ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[FATMA ÇELİK]]></category>
		<category><![CDATA[GENÇ/ERKEN EVLİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN SAĞLIKÇILAR EĞİTİM VE DAYANIŞMA VAKFI (KASAV)]]></category>
		<category><![CDATA[KEMAL SAYAR]]></category>
		<category><![CDATA[LİLİA BENSOUİLAH]]></category>
		<category><![CDATA[MAL REJİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[MASOUMEH KHANZADEH]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[MELİKE GÜNYÜZ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜCAHİT GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHSİN YILMAZÇOBAN]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT COŞKUN]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT DİNÇER]]></category>
		<category><![CDATA[NADİA MANAMANİ]]></category>
		<category><![CDATA[NAFAKA HAPSİ]]></category>
		<category><![CDATA[ORHAN ÇEKER]]></category>
		<category><![CDATA[ORTAK VELAYET]]></category>
		<category><![CDATA[OUAFA BEN TERKİ]]></category>
		<category><![CDATA[Sakarya Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[SEFA SAYGILI]]></category>
		<category><![CDATA[SEMA MARAŞLI]]></category>
		<category><![CDATA[ŞULE SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[SÜRESİZ NAFAKA]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ (TCE)]]></category>
		<category><![CDATA[TUBA PETEK YAYLACI]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[YAPAY ZEKA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=681</guid>

					<description><![CDATA[Mayıs ayı başında İstanbul’da aile konulu üç önemli sempozyum gerçekleştirildi. Aile Hakları Forumu “Aileyi Yasalar Yok Ediyor” başlıklı, Argeda “Çatışma Bölgelerinde Çocukluk” konulu, KASAV ise “Ailede Çözülmeler ve Çözümler” başlıklı toplantılarını gerçekleştirdi. Bu haftaki yazımda bu üç önemli etkinliği, aile sorunlarına ilişkin farkındalığın artmasına katkı maksadıyla özetleyeceğim. Aileye İlişkin Mevzuatı Kendi Değerlerimize Uygun Şekilde Güncelleyebilmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mayıs ayı başında İstanbul’da aile konulu üç önemli sempozyum gerçekleştirildi. Aile Hakları Forumu “Aileyi Yasalar Yok Ediyor” başlıklı, Argeda “Çatışma Bölgelerinde Çocukluk” konulu, KASAV ise “Ailede Çözülmeler ve Çözümler” başlıklı toplantılarını gerçekleştirdi. Bu haftaki yazımda bu üç önemli etkinliği, aile sorunlarına ilişkin farkındalığın artmasına katkı maksadıyla özetleyeceğim.</p>
<p><strong>Aileye İlişkin Mevzuatı Kendi Değerlerimize Uygun Şekilde Güncelleyebilmek </strong></p>
<p>Mayıs ayı boyunca Türkiye çapında bir dizi etkinlik gerçekleştirmiş olan<strong> Aile Hakları Forumu</strong> tarafından 5 Mayıs 2018 tarihinde Fatih’te Araştırma ve Kültür Vakfı (AKV) salonunda gerçekleştirilen ve Abdurrahman Dilipak, Ahmet Ağırakça, Sefa Saygılı, Orhan Çeker, Mücahit Gültekin, Sema Maraşlı, Muhsin Yılmazçoban, Adem Çevik ve mağdurların söz aldığı “Aileyi Yasalar Yok Ediyor” başlıklı sempozyumda Türkiye’de aile kurumunun karşı karşıya kaldığı sorunlar ortaya kondu ve çözüm önerileri sunuldu. Son 15 yılda <strong>9 milyon 620 bin</strong> çiftin evlendiği ülkemizde <strong>1 milyon 789 bin</strong> çiftin boşanmış olmasının, İzlanda, Finlandiya, Norveç, İsveç gibi ülkeler yanında 2012 yılından bu yana ülkemizde de uygulanmaya başlayan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE) politikasının isabetli olmadığının somut bir göstergesi olduğuna vurgu yapan sonuç bildirgesinde özetle şu talepler dile getirildi:</p>
<ol>
<li>Kadının delilsiz beyanını esas alan <strong>6284 sayılı yasa</strong> kaldırılmalı veya ıslah edilmeli, iftira cezalandırılmalıdır.</li>
<li>Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan <strong>süresiz nafaka</strong> süreli hale getirilmelidir.</li>
<li>İnsanlık dışı <strong>nafaka hapsi</strong> uygulaması kaldırılmalıdır.</li>
<li><strong>Ortak velayet</strong> ana babanın değil çocuğun hakkıdır, tek taraflı velayet çocuk hakkı istismarıdır.</li>
<li>Velayeti istismar ederek çocuğun ebeveyni ile kişisel ilişkisini engelleyenlerden <strong>velayet hakkı</strong> geri alınmalıdır.</li>
<li>Ebeveyne Yabancılaştırma Sendromu (<strong>EYS</strong>) hastalık olarak tanınmalı ve hukuki yaptırımı olmalıdır.</li>
<li><strong>Çocuk icrası</strong> uygulamasına son verilmelidir.</li>
<li><strong>Genç evlilik</strong> mağdurlarının tecavüzcülerle bir görülmesi bırakılarak özgürlükleri geri verilmelidir.</li>
<li><strong>Mal rejimi</strong> adaletli şekilde yeniden düzenlenmelidir.</li>
<li>Evlenmeden önce <strong>evlilik sözleşmesi</strong> yapılmalı, kadının ya da erkeğin mağdur edilmesi önlenmelidir.</li>
<li>Aileye ve çocuğa şiddet engellenmelidir.</li>
<li>Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (<strong>TCE</strong>) adı altında feminist politikalara yol verilmemelidir. (<strong>1-2</strong>).</li>
</ol>
<p><strong>Sorunlara Sağlıklı Çözümler Geliştirerek Ailede Çözülmeyi Engelleyebilmek</strong></p>
<p>Kadın Sağlıkçılar Eğitim ve Dayanışma Vakfı (<strong>KASAV</strong>) tarafından 13.05.2018 tarihinde Medeniyet Üniversitesi Güney Yerleşkesi’nde düzenlenen “Ailede Çözülmeler ve Çözümler” başlıklı 8. Bahar Sempozyumu’nda; “Tohumdan Fidana Hayatın Kodlanmasında 0-6 Yaş” konulu iki oturum gerçekleştirildi. İlk oturumda Şule Selman gebelik ve doğum sürecinin 0-6 yaş çocuğunun gelişimine etkisini, Fatma Çelik çocuğun nasıl sağlıklı besleneceğini, Murat Coşkun ise terk edilmiş olarak dünyaya gelen çocukların halet-i ruhiyesini anlattı.</p>
<p>Erken çocukluk döneminin hayat boyu etkilerinin ele alındığı ikinci oturumda Tuba Petek Yaylacı bakımverene bağlanmanın, Murat Dinçer ise 0-6 yaş çocuğunun ailesindeki dinamiklerin hayat boyu etkilerini anlattı. Melike Günyüz’ün dil, edebiyat ve kitabın erken çocukluk dönemindeki önemini anlattığı oturum Kemal Sayar’ın sosyal beyin konulu sunumuyla sona erdi. (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Çatışma Bölgelerindeki Çocukların Psiko-Sosyolal ve K</strong><strong>ü</strong><strong>lt</strong><strong>ü</strong><strong>rel Sorunlarını Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<p>Tebliğcilerin büyük çoğunluğunu Cezayirli akademisyenlerin oluşturduğu iki günlük “Çatışma Bölgelerinde Çocukluk Uluslararası Konferansı” boyunca izleyebildiğim sunumları özetle paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p>Cezayir Souk Ahras Üniversitesi’nden <strong>Nadia Manamani</strong>, Arap medyasında Suriyeli çocukların akıl sağlığını konu edinen tebliğinde; silahlı gerçek savaşın yanı sıra medya üzerinden de bir savaş yürütüldüğünü ve bu ikincisinin daha tehlikeli olduğunu, zira, dünya kamuoyunun algısını gelişmiş medya araçlarının oluşturduğunu anlattı:</p>
<p>“Çocuklar medya savaşının da kurbanı olmaktadır. Aynı fotoğraf farklı bölgelerde farklı medya araçlarında çok farklı yorumlanabilmektedir. Bu araçları elinde bulunduranlar fotoğrafları diledikleri gibi yorumlamaktadır. Fotoğrafın başka verileri karartılarak kendi istedikleri yönde belge olarak kullanabilmektedirler. Kendi amacına hizmet edecek bir infial uyandırmak ve kendi konumunu güçlendirmek için malzeme olarak kullanıyorlar.  Fotoğrafa yeni bir hikâye uydurularak kamuoyu yönlendiriliyor. O kadar ki, bir görüntü yeni bir savaşın başlangıcına hizmet edebilmektedir. Ahlaki ve insani kaygılar hiçbir şekilde gözetilmemektedir!</p>
<p>Hiçbir çatışma bölgesindeki tehlikeleri bütünüyle ortadan kaldırmamız söz konusu değildir. Zira güç ve otorite ilişkileri, siyasi durum, toplumsal yapı gibi çok boyutlu etkenler söz konusudur. Ancak bu <strong>tehlikeleri</strong> <strong>yönetebilmeli</strong>yiz. Tehlikeleri yönetmek ve zorlukları hafifletmek için uluslararası alanda stratejik bir yaklaşım geliştirilmeli, sağlık ve eğitim hakları başta olmak üzere çocuğun tüm hakları korunmalı ve normal bir hayat tarzına kavuşması sağlanmalıdır.”</p>
<p>Fas Abdelmalik Sadi Üniversitesi’nden <strong>Abdellatif Elfarahi</strong>, Afrikalı çocukların Avrupa’ya gizli göçünün nedenlerini, gerçeklerini ve çözüm önerilerini sunduğu tebliğinde; Avrupa ülkelerinde mülteci çocuklara “izole kusurlu sığınmacılar” gibi farklı tanımlamalar yapıldığını, ideolojik ve felsefi açıdan farklı bir arkaplana sahip bu gibi kullanımların farklı politik yansımaların ortaya çıktığını anlattı:</p>
<p>“Konuyla ilgili uluslararası kuruluşların tanımlamaları da çocuğun geldiği coğrafyaya ya da başka kriterlere göre farklılaşmaktadır. Yasal olan ya da olmayan evlatlık edinmeler söz konusudur. Çoğu zaman kaçak teknelerle sahillere götürülen çocuklar kamyon ya da tırlarla Avrupa’nın farklı bölgelerine taşınmakta, bir kısmı kamplara yerleştirilirken bir kısmı da parayla ailelere satılmaktadır. Organ nakli için pazarlanan çocuklar da var maalesef!”</p>
<p>Cezayir 8 Mayıs 1945 Guelma Üniversitesi’nden <strong>Lilia Bensouilah</strong> çatışma bölgelerindeki çocuklara yasal koruma stratejilerini ele aldığı tebliğinde, kanlı savaşlarda hakları çiğnenen günahsız çocukların, askerî operasyonlardan hukuki düzenlemelere kadar birçok alanda sert ve yumuşak koruma tedbirleri alınarak korunmalarının öncelenmesi ve izole emniyetli bölgelere nakillerinin sağlanması gerektiğini anlattı:</p>
<p>“Gündelik hayatımızda şiddetin birçok tezahürünü görmekteyiz. Medya yoluyla toplumda ‘şiddetin yeniden üretimi’ gerçekleştirilmektedir! Tehlikelerin küreselleşmesi en başta çocukları tehdit etmektedir. Bu yüzden Unicef, bir raporunda <strong>2017</strong> yılını <strong>karanlık yıl</strong> olarak isimlendirmiştir. Çünkü o yıl çok fazla çatışma bölgesinde çocukların hakları çiğnenmiş; öldürülmüşler, organlarını kaybederek sakat kalmışlar, ağır yoksulluklar yaşamışlar.  Çok büyük travmalara maruz kalan bu çocuklar iradi ya da icbari yollarla güvenli bölgelere nakledilmelidir. Çünkü çocukları ya da organlarını satan mafya grupları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla tüm uluslararası kuruluşların desteğiyle çatışma kurbanı çocukların normal bir hayat sürebilmelerinin şartlarını yeniden oluşturacak projeler geliştirilmelidir.</p>
<p>Sığınma merkezlerinde toplanan çocukların nereye dağıldığını takip edecek bir mekanizma yok. Avrupa sokaklarına dağılan çocukların sayısı da az değil. ‘Köprü altı çocukları’, ‘orman çocukları’, ‘demiryolu çocukları’ gibi kavramlar doğdu. Küresel kurumlar, sermaye sahipleri ve hükümetler, istismar etmek niyetiyle değil çözüm üretmek maksadıyla çözüme yönelmeli, bunun için kapsamlı bir strateji geliştirilmeli, öncelikle bu çocukları üreten <strong>zemin ıslah edilmeli</strong>dir.”</p>
<p>Sakarya Üniversitesi’nden Masoumeh Khanzadeh, çatışma bölgelerden gelen çocukların Türkiyeli çocuklarla birlikte tasarladıkları <strong>çokkültürlü mahalle</strong> projesini anlattı:</p>
<p>“Öğrencilerimle birlikte Sakarya’da çocukların mimariyle tanışması için yeni bir eğitim tarzı denedik. Şu anki eğitim sistemi 200 yıl önceden kalma olup böyle gidersek robotlarla yarışamayacağız. Biz çocukların takım çalışması, duygusal eğilimler, kendini ifade edebilme gibi özelliklerini geliştirmeye çalıştık. Bir mahallede herkesin neye ihtiyacı olduğunu sorduk. Ev, okul, cami, kule yapanlar oldu. Daha önce ziyaret ettiğim bir okulda Suriyeli çocuklar Türkiyeli çocuklardan kopuk, tek başına idiler. Mahalle takımına bu izole çocukları da dahil ettik. Tüm çocukların özgünlüğünü ve yaratıcılığını ortaya çıkarıp takımın bir parçası olmalarına yardımcı oluyoruz. Göç kaçınılmaz bir gerçektir. Ne kadar önlem alsak da göç devam edecektir. Dolayısıyla eğitici bir program ortaya koyup çocukların <strong>daha az hasar</strong> görmelerine yardımcı olmalıyız. Bu modeli başka yerlerde de uygulayıp büyütmek istiyoruz.”</p>
<p>Cezayir’de yapay zekâ ve doğal dil araştırmaları yürüten bir kuruluşun müdürlüğünü yapan <strong>Ouafa Ben Terki</strong>, çocukların eğitim hakkı bağlamında bilgi çağında çocukluğa hizmet eden teknolojiyi üretmemiz gerektiğine dikkat çekti:</p>
<p>İnternet insan haklarından bir hak oldu artık. Birçok dildeki ve farklı formatlardaki bilgileri çocuğa nasıl ulaştırabiliriz? Bilim ve teknolojiyi çatışma bölgesindeki çocukların emrine sunabilmeliyiz. Eğitim haklarını desteklemek için bu imkânları onlara kullandırabilmeliyiz. Ancak çatışma bölgelerinde çalışmak ve çocuklara hizmet ulaştırmak gerçekten zordur. Çünkü çocuk kendi doğal ortamında anadilini kullanırken ayrıldığında başka bir dili de kullanmak zorunda kalmaktadır. Nitekim çadırlarda doğal şartlar oluşturulamamakta, yeterli materyale erişemeyen çocuk yeni ve yabancı bir müfredata kolaylıkla uyum sağlayamamaktadır. Bir anda kendini başka bir ülkede bulan çocuk, kültür şoku yaşamaktadır. Kısa zamanda, alışkın olmadığı yeni bir dil öğrenmek ve yeni müfredata uyum sağlamak zorunda kalmaktadır. Başarılı olup üniversiteye yerleşmek zorunda olduğu için büyük baskı altında kalmaktadır. Bu çocukların ebeveynleri bir kez, iki kez, üç kez ülke değiştirmek zorunda kalabilmektedir. Bu istikrarsızlık da çocukta yeni kültür şokları yaşamasına yol açmaktadır.</p>
<p>Dil, mülteci çocuğun önündeki en büyük engel. Peki, bu meydan okumalar karşısında çocuğun işini kolaylaştırmada teknolojiyi nasıl kullanabiliriz? İnternet üzerinden onlara <strong>ücretsiz kurslar</strong> ve tercüme programları sunabiliriz. Hangi ülkelerde bulunuyorlarsa oranın eğitim sistemine ilişkin doyurucu bilgiler verebiliriz. Bilinçli ve sorumluluklarını üstlenebilen bir nesil yetiştirmek istiyorsak, teknolojiyi mülteci çocukların hizmetine sunmalıyız. Bunu yapmadığımızda, iyi bir doktor, iyi bir mühendis olmadıklarında onları kınamaya hakkımız olmaz. Sorumlulukları boynumuza yüklenmiş olan bu çocukların yetişmesi için elbirliği yapmalıyız.”</p>
<p>“Filistinli Tutsak Çocuklara Psiko-Sosyal Destek Sağlamanın Lüzum ve Ehemmiyeti” başlıklı kendi tebliğimi müstakil bir yazı halinde paylaşmam daha uygun olacaktır.</p>
<p>Sempozyuma Lübnan’dan katılan Av. Marlen Hanım, iki günlük oturumların son tebliğinde çatışma bölgelerinde sorun çözme gücüne dikkat çekti:</p>
<p>“Selam dinî, vicdani, toplumsal, insani bir ferahlık söylemidir. Küçük büyük, sıcak soğuk tüm savaşlar sadece insan varlığını değil, hayvan ve bitki, hatta camit varlıklar alanına da çok büyük zarar vermiştir. Savaş ateşini durdurmak ve taraflar arasında anlaşmanın yolunu açmak için <strong>selamın gücünü kullanmalıyız</strong>. Sıcak bölgeleri selam ile serinletebiliriz. Karşılıklı açık ve gizli görüşmelerle ilişkilerimizi askerî ve ideolojik değil ekonomik ve kültürel alanda yeniden inşa edebiliriz.</p>
<p>BM adaletli şekilde vaziyete el koyma rolü üstlenemezse herhangi bir devlet durumu kendi çıkarı doğrultusunda yönlendirebilir ve oldu bittiye getirebilir. Veto hakkı, ilişkilerin normalleşmesine engel teşkil eden en önemli problemdir.</p>
<p>Koruyucu diplomatik çabalarla sonuç elde etmeye çalışmalıyız. Gösteriler ve arabuluculuklar gibi Barışçıl, siyasi yöntemleri tercih etmeliyiz. Aslolan barışçıl, siyasi ve kanuni çözümdür. Sorun ortaya çıktıktan sonra askerî çözüm aramak da bir seçenek olabilir. Ancak, mutlaka belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olmalı, toplumu şiddet sarmalına sokmamalıdır.</p>
<p>Barışı sağlamak, akan kanı durdurmak ve yıkılan altyapıyı yeniden inşa etmek için çaba harcamalıyız. Oluşturulan barışı korumak için de dikkatli olmalıyız. Ne yazık ki büyük devletlerin müdahaleleri nedeniyle barışa kolaylıkla ulaşamıyoruz. STK’lar ya da hükümetler yeterli finansa ve otoriteye sahip olamayınca barış söylemlerini de gerçekleştirememektedir.”</p>
<p><strong>Çatışma Bölgelerindeki Çocuklukların Sorunlarına Çözümler Geliştirebilmek</strong></p>
<p>Tertip Heyeti’ndeki Cezayirli üyelerin hazırladığı ve Ömer Duran’ın da katkısıyla Türkçeye çevirdiğim Arapça sonuç bildirgesini paylaşarak bu haftaki yazımı sonlandırayım:</p>
<p>“6-7 Mayıs 2018 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Çatışma Bölgelerinde Çocukluk: Yaklaşımlar ve Çözümler” konulu konferansın sonunda, 19 oturumda sunulan 80’i aşkın bilimsel tebliğ ile bunların müzakerelerinden yola çıkarak şu sonuçlara varılmıştır:</p>
<ol>
<li>Savaşlarda çocukların istismar edilmesi <strong>suç</strong> sayılmalıdır. Çocuğun yüksek yararının korunması için alternatif <strong>kefalet modelleri</strong> geliştirilmelidir.</li>
<li>Çocukların çatışma ve savaş bölgelerinde <strong>medya elemanı</strong> olarak çalıştırılması suç sayılmalıdır.</li>
<li>Çocuk haklarını ihlal eden her türlü eylemin engellenmesi için gereken tüm <strong>önleyici tedbirler</strong> güçlü bir şekilde alınmalıdır.</li>
<li>Çatışma bölgelerindeki çocukları koruyan ve <strong>haklarını takip eden</strong> güçlü yasal tedbirler alınmalıdır.</li>
<li>Çatışma bölgelerinde çocukları kötüye kullanan doğrudan sorumluların şahsen <strong>cezalandırılmaktan kaçınma</strong>ları, ülkelerin iç mevzuatlarında da mutlak şekilde engellenmelidir.</li>
<li>Genel anlamda ve özellikle çatışma bölgelerinde, çocuk haklarına ilişkin tüm uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri işleten <strong>mekanizmalar</strong> güçlendirilmelidir.</li>
<li>Çatışma, yerinden edilme ve sığınma bölgelerinde çocuklara yönelik şiddet ve istismar vakalarını <strong>kayıt</strong> altına alarak belgelendirme çalışmalarını yürütecek bir mekanizma oluşturulmalı, hak ihlali izleme yönergeleri geliştirilmeli, ihlalleri kesintisiz izleyecek bir <strong>takip komisyonu</strong> oluşturulmalıdır.</li>
<li>Konu hakkındaki bölgesel ve küresel karşılaştırmalı <strong>araştırmalar</strong> arttırılmalı, bu araştırmaların sonuçları çocuklara yönelik politikalar oluşturulurken mutlaka dikkate alınmalı, çatışma bölgelerindeki çocukların da normal bir ortamda onurlu ve dengeli bir hayat sürmeleri teminat altına alınmalıdır.</li>
<li>Çatışan taraflar ve silahlı gruplar arasında diyalog ve <strong>uzlaşı çabaları desteklenmeli</strong>, vatandaşlık ve aktif katılımın egemen olduğu siyasi ve toplumsal bir ortam inşa edilmelidir.</li>
<li>Çatışma bölgelerinde çocukların yaşadığı trajediyi yerinde incelemek üzere <strong>saha</strong> çalışmalarıyla ilişkilendirilmiş <strong>diplomatik</strong> çabalar desteklenmelidir.</li>
<li>“<em>es-Selâmu Yasna’uhu Etfâluna</em>: Barışı Çocuklarımız Yapacak” inisiyatifi başta olmak üzere, ‘çatışma bölgelerindeki çocuklar’ sorununa yönelik tüm <strong>farkındalık oluşturma</strong> ve durumu iyileştirme girişimleri desteklenmelidir.”</li>
</ol>
<p>Kapanış oturumunda katılımcılara ve destek veren kuruluşlara teşekkür eden konferans eşbaşkanı Doç.Dr. Ali Arslan, Türkiye, Ürdün ve Bangladeş gibi fazla sayıda mülteci kabul ederek çatışma bölgelerindeki çocukların mağduriyetini gideren ülkelere destek olunması gerektiğine dikkat çekti.</p>
<p>Sonuç bildirgesinin okunmasının ardından misafirlere tasavvuf musikisi konseri de verilen sempozyum, sertifikaların dağıtılması ve aile fotoğrafının çekilmesiyle son buldu.</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>http://<strong>aileakademisi</strong>.org/basinaciklamasi/aile-akademisinden-siyasi-partilere-ve-sivil-toplum-oerguetlerine-cagri-ailesini-kor, 05.05.2018.</li>
<li>http://www.<strong>aileplatformu</strong>.net/, 05.05.2018.</li>
<li>http://www.<strong>kasav</strong>.org.tr, 13.05.2018. Keza bakınız: https://twitter.com/kasav_vakfi.</li>
<li>http://www.<strong>childrenconference</strong>.org/, 06.05.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/aile-kurumunu-catisma-bolgelerindeki-cocuklari-koruyabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
