<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Moğollar Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/mogollar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/mogollar/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Mar 2017 14:55:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>EBU ZEHRA’NIN “İSLAM BİRLİĞİ” MODELİNİ DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 09:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasiler]]></category>
		<category><![CDATA[Acem]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Aynu Calût]]></category>
		<category><![CDATA[Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hilâfetu’r-Râşide]]></category>
		<category><![CDATA[el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî]]></category>
		<category><![CDATA[es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Gerlof Van Vloten]]></category>
		<category><![CDATA[İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed S. Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pers]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=461</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar ve bazen zorunlu geçiş cümleleri ilave ederek orijinal fikri ve kurguyu muhafaza ederek okuyucuya aktarmaya gayret ediyorum. Koyduğum çerçeveyi olabildiğince ince ama sağlam tutarak yazı dizileri oluşturuyorum. Bu gayretimle eş zamanlı olarak birkaç kitabın materyalini de bir taraftan hazırlamış oluyorum. Dolayısıyla dizi yazılarda sadece bir yazı okunduğunda noksan kalan hususlar ya da başka bazı mahzurlar ortaya çıkabilmektedir. Ancak, takdir edersiniz ki tam sayfa da olsa bir gazete sayfasını daha fazla zorlamak mümkün değildir. Geçtiğimiz dört hafta boyunca allâme Muhammed Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları arasında Arapça ve Türkçe metinleri bir arada çıkan “İslam Birliği” kitabını ana hatlarıyla özetlemiştim.</p>
<p>Özetle iktibas formatında sizlere sunduğum yazılara çok kıymetli yorum ve değerlendirmelerle katkı yapan hocalarım, dostlarım, okuyucularım oldu. Bir kısmı şahsi sitemde yayımlanan yazıların altına yorum şeklinde düşülen bu katkıları yine özetle bu haftaki yazımda değerlendirmek istiyorum. Zira, bu pek kıymetli katkılar yazıların amaçladığı fikrî kıvamın daha sağlıklı teşekkül etmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Elektronik posta, vatsap, yazı altında yorum ve telefon yoluyla ya da yüzyüze kanaatlerini paylaşan tüm dostlarıma can u gönülden şükranlarımı sunarak, son dört yazıya ilişkin bazı yorum ve katkıları sırasıyla ve özetle takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Tarihçesini Ebu Zehra’dan Okumak</strong></p>
<p>İlk yazıyla ilgili olarak Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan 11 madde halinde özetle iktibas ettiğim “İslam Birliği” düşüncesinin ondört asırlık tarihçesine yapılan yorum ve katkılardan bir tanesini özetle aktarmakla yetineceğim. Muhterem Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt hocamın uzun, detaylı, gerekçeli ve belgeli değerlendirmesinin -yer tahdidi nedeniyle- bazı okurların da itiraz sadedinde yorum yaptığı hususlara ilişkin bölümlerini sizlerle paylaşıyorum:</p>
<p>“- Merhum Muhammed Ebû Zehre’nin; “Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi.” ifadeleri tarihî gerçeklerle uyuşmayan bir yargıdır. Müslümanların, fethettikleri yerlerin yerel dilleri yerine Arapçayı koymaları, tamamen hicrî beşinci asırda gerçekleşmiş bir olgudur. Emevîler dönemi boyunca, valiler emirnamelerini Yunanca yazmak zorunda kaldılar, Doğu Roma ve Perslerden kalan bürokratlarla yönetimi yürüttüler ve o dönemde Araplardan başka Arapçayı konuşup anlayabilen hiçbir milletten söz edilemez. Kaldı ki, el-Hilâfetu’r-Râşide döneminin yarısından sonra başlayan ilk ihtilaflarda da Arapça konuşmayan Müslümanların hiçbir dahli yoktur. Ayrıca, Hâricîlerin tamamı, orijinal ve hiç şehir görmemiş bedevî Araplardır. Buna göre, eğer “Müslümanlar arasındaki parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olmasının en belirgin işareti dil konusunda yaşanan ayrılık” olsaydı Arab’ın en fasihi olan İmam Ali (r.) Hâricileri ikna ederdi.” (Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce Arapça Kültür, Bağdat’ta Yunanca-Arapça Çeviri Hareketi ve Erken Dönem Abbâsi Toplumu, çev. Lütfü Şimşek, Kitap Yayınevi, 5. Basım, İstanbul, 2011).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Mo</strong><strong>ğ</strong><strong>ollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler.” yargısı da tarihi gerçeklerle çelişmektedir. Doğrusu, Emevîlerin fethettikleri yerlere bir ilave yapmayan Abbâsiler, miras olarak kondukları toprakları, hiçbir zaman tam bir birlik hâlinde yönetemediler. Genellikle Pers bürokratların elinde götürülen yönetim, çoğu Türk ve Çerkes olan Orta Asya ve Kafkas kökenli paralı askerlerin eliyle iç ve dış güvenliği sağladılar. Ayrıca Moğollar, Kafkas kökenli Baybars tarafından Aynu Calût’ta bozguna uğratılınca, Suriye ve Şam’a girme imkânını elde edemediler.</p>
<p>&#8211; Osmanlı Devleti, halkı Müslüman olan hangi Arap ya da Acem beyliklerinden cizye almış, Ebû Zehre bu kanaatini hangi delile dayanarak söylemektedir, gerçekten de öğrenmek isterim. Tam aksine, ganimetçi Arap Emevîlerinin gerek Orta Asya’da gerekse Kuzey Afrika’da, yeni Müslüman olmuş halkları, tam Müslüman olmadıkları gerekçesiyle, yeniden fethedip, mallarını ganimet, kızlarını cariye olarak gasp ettiklerine, tarihte fazlaca örnek vardır. (Gerlof Van Vloten (1866-1903), Recherches sur La Domination arabe, le Chiitisme et les Croyances messianiques sous le Khalifat des Omayades, Amsterdam, 1894. trc. Mehmed S. Hatiboğlu, Emevî Devrinde Arab Hâkimiyeti, Şîa ve Mesîh Akideleri Üzerine Araştırmalar, A.Ü.İ.F.Y. No: 172, Ankara, 1986. Ayrıca “Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî” adlı doktora tezimdeki “Hâricî Ayaklanmaları” ve “İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması” başlıklı bölümlere bakılabilir. A.V. Kurt).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Tarih, Osmanlı Devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm Devleti’nin yıkılışına karşı sessiz kalmasını asla unutmadı.” yargısı da tarihî hakikatlerle uyuşmamaktadır. Şayet o sırada, yeni yeni kurulmakta olan Kemal Reis (ö. 916/1510) ve Burak Reis (ö. 904/1499) komutasındaki Osmanlı Donanması Akdeniz’de olmasaydı, şu anda Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta Arap ve Berberi Müslümanlar kalmazdı. Ayrıca, Endülüs’te yenilgiye uğratılan Müslümanlarla sürülen Yahudilerin bir kısmı, bu deniz desteği olmasaydı İslâm dünyasının tercih ettikleri yerlerine yerleşme imkânına asla sahip olamazlardı. (TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddeleri).</p>
<p>Son olarak, Ebû Zehre’den “İslam Birliği” fikrinin tarihçesine ilişkin madde madde iktibas edilen çok kıymetli özetler, ilk baskısı 2013’te, Lübnan’da, el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî tarafından yapılmış olan, es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh’ın, “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye Hutuvât Nahve’t-Tatbîk</em> (İslam Birliği: Uygulamaya Dönük Adımlar)” adlı eseriyle karşılaştırılarak müzakere edilirse daha birleştirici bir sonuç alınması mümkün olacaktır.” (Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’ni Muttaki Ulema Önderliğinde Tesis Etmek</strong></p>
<p>“İslam, insanlık için indirilmiş en mükemmel bir hayat nizamı olduğu ve onu kabul eden İslam Milletinin de dünyaya nizam verecek yegâne hâkim güç olması gerektiği hâlde günümüzde Müslümanların sefalet içinde yaşamaları, Müslümanların İslam’ı anlamada ve yaşamada bir noksanlıkları olduğunu göstermektedir. İnancının temel umdesi <strong>tevhit</strong> olan bir İslam toplumunun <u>tefrika bataklığında çağdaş müşriklerin zulmü altında inlemesi</u> akıl ve mantıkla bağdaşacak bir durum değildir. Onlarca yıl önce Müslümanların birliğini sağlamak için bir teklifte bulunan Muhammed Ebu Zehra&#8217;ya katılıyorum. Konu güncellenerek <u>bütün İslam ülkelerinden bir <strong>ulema heyeti</strong> oluşturup ilmî bir çalışma yapılması bu ümmet üzerine bir vazifedir</u>. Dünyada aydınlık bir gelecek için bu ümmetin birliğine ihtiyaç vardır. Bu gibi çalışmalar inşaAllah bu konunun fitilini ateşlemiş olur.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>“İslam bütün dinlerin üstünde mükemmel bir din, bütün ideolojilere en akılcı cevap veren bir düşünce sistemi, bilim ne kadar şüpheden arındırılmışsa onunla o kadar arkadaş, sanatla evreni birleştiren, en ilkel toplumları eğiterek dünyada yeni bir medeniyet ortaya koyan bir nizamdır. Üstelik bu nizamın yayıldığı coğrafyaya baktığımız zaman yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. Bu <u>yeraltı ve yer üstü zenginlikleri yerli yerinde kullanıldığı zaman dünyada hiçbir Müslüman aç kalmaz ve ülkelerin en müreffeh toplumu olurlar</u>. Bu imkânlara rağmen açlık ve sefalet bu ümmetin başındadır!</p>
<p>Bu ümmetin nüfus yapısına baktığımız zaman Batı toplumuna göre daha genç, daha dinamik ve daha zekidir. Bu ümmetin gençliği değerlerine bağlı olarak eğitilmiş olsa, değil ümmetin selameti, üç asırdır Batı medeniyeti tarafından talan edilmiş gezegenimiz kurtulur. Ne yazık ki bu ümmetin gençliği İslam’ı karalamak için Batılı ağa babaları tarafından terörün kucağına itilmiştir. Bu ümmet İslam’dan uzak yaşamaktadır.</p>
<p>Bunca imkâna rağmen bu ümmet neden sefalet içinde düşmanları tarafından ezilmektedir? Bu soruya cevap olarak Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce tespit ettiği sorunlar hâlâ yerinde duruyor. <strong>Sorun Müslümanın İslam’ı şartsız anlayarak teslim olmamasından kaynaklanmaktadır</strong>. Tağuti güçler Müslümanları ezerken biz hâlâ ırk, mezhep, meşrep ayrılıkları içinde birbirimiz yemekteyiz. Asabiyet iliklerimize o kadar işlemiş ki iyi kötü ümmetin birliğini sağlayan Osmanlı’yı böldük ve onun topraklarında kırk üç devletçik olduk, yetmedi hâlâ ırkçılıkla parçalanmaya çalışıyoruz. İslam’ı da kendi asabiyetimize göre yorumluyoruz. Bir de her biri ayrı telden çalan meşreplerimiz var. Başlarında <u>olağanüstü özelliklere sahip(!) sözde kanaat önderleri dini kendi makam ve mansıpları doğrultusunda yorumlayarak bu ümmeti darmadağın etmişlerdir</u>.</p>
<p>Artık yeter; bu menfur sorunları ortadan kaldırarak bu ümmeti İslam’la buluşturmak gerekir. Bu kutlu eylemi gerçekleştirmek için Müslüman âlimlere, siyasetçilere, sanatçılara çok iş düşmektedir. Her İslam ülkesinde <u>Müslüman âlimler geniş yelpazeli bir heyet oluşturarak İslami anlayışta birlik ve farklılıklarda hoşgörüyü hâkim kılmalıdırlar</u>. Ümmetin birliğini sarsan istismarcı şarlatanlara meydan vermemelidirler. Ümitsiz olmaktan Allah’a sığınırım, inşaAllah bir gün bunların hepsi gerçekleşecektir.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Millet-i İslam Camiası”nı Kurabilmek</strong></p>
<p>“Müslümanlar şahsi çıkarlarını ve meşrebini imanının ve Allah&#8217;ın emirlerinin önüne geçirmez ise Müslümanca bir tavır ortaya koymuş ve ittihat için en büyük adımı atmış olurlar. Fertte başlayan bu bilinç toplumu kuşattığında Allah’ın izniyle yazınızda çeşitli isimlerle isimlendirdiğiniz o İslam Birliği kurulur.” (N. Yavuz).</p>
<p>“İnanç esaslarının birinci şartı <strong>tevhit</strong> olan bu ümmetin birbirini yiyen bin bir fırkaya bölünmüş olması Müslümanların İslam’la olan bağlarını sorgulanmalarını gerektirmektedir. Bu ümmet <u>dinini okur, öğrendiğini düşünür, düşündüğünü yaşar; sonra da kendi gibi yaşayanlarla toplumunu kurarsa</u> Allah bunun karşılığını elbette verecektir. Muhammed Ebu Zehra’nın onlarca yıl önce vurguladığı gibi Müslümanlar <u>tefrikaya giden bütün yolları tıkamalı; fitneden, nifaktan hassasiyetle kaçınmalıdır</u>. Farklılıklarımızı tevhit inancı içinde zenginliğimiz kabul etmeli ve tevhit inancını toplum yapısına yansıtmalıyız. Aksi takdirde birbirinin kusurlarına razı olmayan bu ümmet haçlı sürülerinin bombaları altında ezilmeye devam edecektir.</p>
<p>Günümüz şartlarına göre dünya Müslümanlarının <u>tek devlet</u> olmasının bir anlamı yoktur. Demokratik yollardan İslami hükümetlere kavuşan ülkeler önce ekonomik bakımından, sonra savunma alanında birlik olurlar ve en son siyasi birlikteliği tesis ederler. Tevhit inancına yakışır bu birlik de dünyadan zulmü ve sömürüyü kaldırır. İnsanlık rahat bir nefes alır. Zira, <u>dünya Müslümanların nefesine muhtaçtır</u>.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ebu Zehra’nın “İslam Birliği” Eserinin Altmışlı Yılların Başında Yayımlandığını Hatırda Tutmak</strong></p>
<p>Dönem başkanlığını hâlen Türkiye’nin yürüttüğü İslam İşbirliği Teşkilatı’nı gerçek bir “İslam Birliği”ne dönüştürmenin imkânı ayrı bir çalışmanın konusu olup farklı birçok öneri yanında öne çıkardığım “<u>Millet-i İslam Camiası</u>” terkibini garipseyen bir akademisyen hocama, Ebu Zehra’dan özetle iktibas ettiğim yazılarımın başında -eserin 60 yıl öncesinin şartlarında yayımlandığı notunu düştüğümü hatırlatıyorum.</p>
<p>Üstad Ebu Zehra’nın “İslam Birliği”ne ilişkin görüşlerini özetleyen yazılarıma iki ayrı profesörden, ümmetten ümitleri kalmadığı, bizi ancak Allah’tan gelecek bir mucizenin kurtarabileceği, İslam birliğini ütopya gördükleri, Müslümanların daha İslamiyet’in ne olduğunu bilmedikleri, belki menfaat görürlerse böyle bir birlikte yer alabilecekleri mealinde yorumlar geldi.</p>
<p>En çetin şartlarda bile umudumuzu muhafaza etmek psikolojik bir eşiktir. Bu eşiğin altında kalan hiçbir girişimin muvaffak olması beklenemez. Çünkü o baştan kaybetmiştir. Allah’ın yasakladığı yeis hâlidir bu. Kurtuluş umudunu mucizeye bağlamak da yöntem olamaz, zira mucize bir hayat tarzı değildir. Sosyal hayatta geçerli olan sünnetullah’tır, Allah’ın kâinata, tarihe ve topluma koyduğu değişmez yasalarıdır. Bu yasaları çiğneyen, her kim olursa olsun bedelini ağır öder.</p>
<p>Uzun soluklu faaliyetlerle, insanca, medeni bir hayatı ilkeli bir yürüyüşle birlikte inşa etme çabamızı sürdürmek ve her daim Allah’ın huzurunda olduğumuz bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmek, O’nun dışında hiçbir varlıkta ilahi güç vehmetmemek icap etmektedir.</p>
<p>Mevcut vahim görüntümüze rağmen en yüksek düzeyde ümitvar olmamız gerekir. Müslümanlar perişan olmalarına yol açan büyük hatalarından mutlaka dersini alacak, vaziyeti akl-ı selim ile değerlendirip tüm sorunlarımıza kalıcı çözümler geliştirecektir. Bizim bütün bir İslam âlemi olarak içine itildiğimiz fitne ateşine yeni odunlar taşımadan bu ateşi bir an önce söndürecek, ümmetin garip evlatlarını iki asırlık sömürge sürecinden kurtaracak ve sağlıklı bir ümmete dönüşmesinin zeminini oluşturacak bir mücadele yürütmekle mükellefiz. Büyük insanlık ailemizin ihtida edecek fertleri de elbette ümmetin derlenip toparlanmasında önemli katkılar yapabilecektir. Bir ucundan toparlanmaya ve ayağa kalkmaya başladığında İslam ümmeti mevcut sorunlarını hızla çözebilecek potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.</p>
<p>Yazılarıma olması gereken kıvamı verdikleri için tüm katkı sahiplerine şükranlarımı sunuyorum. Ümitvarız, doğru soruları sorup acı cevaplarla yüzleşmeye başlayan ümmetimiz, kendisinden beklenen rolünü üstlenecek, sadece kendisinin değil bütün bir insanlığın dertlerine deva olacak adil bir nizamı mutlaka tesis edecektir. Rabbim bizlere inisiyatif alarak izzetimizi yeniden kuşanabilme liyakati bahşetsin.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 208 s.</li>
</ul>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Konya: Esra Yayınları.</li>
</ul>
<ol>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİ’NİN TARİHÇESİNİ  EBU ZEHRA’DAN OKUMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 09:47:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:103]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:208]]></category>
		<category><![CDATA[dinî birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Urvetu’l-Vuskâ]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta adam]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’da Siyasi İktisadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Profesör Şeyh Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Saad Zağlul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=449</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah&#8217;ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O&#8217;nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).   Türkiye’de daha ziyade [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah&#8217;ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın!<br />
Ve Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın:<br />
Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da<br />
O&#8217;nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz;<br />
ve siz <u>ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı</u>!<br />
İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.”<br />
(Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye’de daha ziyade “İslam’da Siyasi, İktisadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi” isimli dev eseriyle tanınan allâme Muhammed Ebu Zehra’nın “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>: <strong>İslam Birliği</strong>” isimli eseri Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Beyan Yayınları’nın 651. kitabı olarak yayımlandı. Arapça ve Türkçe karşılaştırmalı iki metinden oluşan 208 sayfalık kitabın günümüz İslam dünyasının sorunlar yumağından çıkış kapısını işaret eden bölümlerden özetle iktibas ettiğim pasajları -eserin Arapça ilk baskısının <u>1958</u> yılında yapıldığını hatırda tutmak gerektiğini hatırlatarak- dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>“Hamd, Allah’a mahsustur. Yalnız O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, bağışlanma ister, O’na tövbe eder, nefislerimizin ve amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiği bir kulu saptıracak; O’nun sapkınlığa uğrattığını da hidayete erdirecek olan yoktur. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan efendimiz Muhammed (s)’e salât ve selam ederiz. Paramparça olmuşlarken Arapları bir araya toplayan odur. Bu risaletin en büyük nimeti düşmanlıkla birbirlerinden ayrılmış olanları bir araya getirmesidir (s.9).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Katettiği Zorlu Yolu Hatırlamak</strong></p>
<ol>
<li>İslâm tek bir ilah düşüncesini esas alan bir din olduğu gibi ümmet açısından da birlik dinidir. Kıyamet gününe dek ölümsüz olan İslâm’ın sloganı mabudun/ yaratıcının/ ilahi varlığın birlenmesi olduğu gibi İslâm’ın tüm hükümleri de ümmeti <u>vahdetin sağlanması</u>na yönlendirir. Bu husus ibadet, muamelat ve genel insani ilişkilerin düzenlenmesiyle alakalı tüm hükümleri kapsamaktadır. İslâm, soylara ve ten renklerine bakmaksızın tüm insanları birliğe davet eder. Kur’an’ın apaçık bir surette ortaya koymuş olduğu <u>insani birlik</u> konusu, yaratılışın başlangıcında karara bağlanmış bir hakikattir. Ancak insanlar arasında çıkan anlaşmazlıklar ile heva ve heveslerine uymaları sonucu bu birlik bozulmuştur. Tüm semavi dinlerin -özellikle de İslâm’ın- ideal hedefi bu <u>birliği ihya etmek, düşmanlıkları gidermek</u>, kötülüğe çağıran, kin ve düşmanlık uyandıran ve yeryüzünde fitne çıkarmak için çabalayan unsurları ortadan kaldırmaktır. (s.11).</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Şüphesiz İslâm tüm mesajlarında dinî bir birlik ve tek bir ilahi risalet hususunda karar kılmıştır. İlahi risaletteki bu <strong>dinî birlik</strong> sebebiyle İslâm, daha önce gelip geçmiş <u>tüm peygamberlere iman etme</u> davetinde bulunur. Böylece onların risaletlerini inkâr etmeyi Muhammedî risaletin bir kısmını inkâr etmekle eşit tutar. (s.13).</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>İslâm; iman eden, şüpheye kapılmayan, Allah’ın buyruklarına itaat eden ve birlik oluşturan kimselere kendi aralarında <strong>kardeşler</strong> olarak bakar. Nebi (s), Müslümanlar içerisinde daha önce tarihte eşine rastlanmamış ideal bir kardeşlik örneği meydana getirip <u>muhacir ve ensarı birbirleriyle kardeş kıldığı</u> gibi her grubun içerisinde de kardeşlikler oluşturmuştur. Bu mukaddes kardeşlik iki kardeşten zengin olanı diğeriyle malını paylaşma konusunda teşvik etmiş ve hiçbir akrabalık ve kan bağı olmaksızın kardeşi olan bu kimseyi ailesinden biri gibi görmesini sağlamıştır. Zira <u>İslâm, insanları bir araya toplayan bir ana rahmi hükmündedir</u>. (s.17).</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Nebi (s) vefat ettikten sonra <u>hilafet</u> sorumluluğunu ashabından önde gelenler yüklendi ve onun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda her daim insanları bir araya getirici olmaya çalıştılar ve ümmet içerisinde <u>ayrılık çıkarmaktan sakındılar</u>. Ümmetin parçalara ayrılması ihtimaline karşı <u>hep birliğin arkasında durdular</u>. Birlik ve beraberliklerinden aldıkları kuvvet, ahlaklarından gelen güç ve Allah’ın kalplerine yerleştirdiği şefkat ve merhametle yeryüzünde insanları doğru yola çağıran bir güç haline geldiler. (s.19).</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>İslâmi yönetim ‘nebevi hilafet’ten ‘ısırıcı saltanat’a dönüştüğünde İslâm hâlâ kalplerde taptazeydi. Bu yüzden yönetimdeki değişiklik İslâm birliği üzerinde yıkıcı bir etki göstermedi. Bazı Emevi yöneticiler Arap milliyetçiliğini yeniden uyandırmak istemişlerse de iman kuvveti bu kralların yapmaya çalıştıklarına mâni olmuştur. Abbasi devleti döneminde Arap fanatikliğinin sesi kısıldı, ancak bunun yerini ırkçı hareketler aldı. Böylece bölgesel devletler kurularak zaman zaman birbiriyle savaşan, nadiren bir araya gelen birçok ayrılıklar yaşandı. Endülüs’te Müslümanların parçalanması, İslâm düşmanlarını dost edinmeleri ve birbirlerinden ayrılıp din kardeşlerini düşman bellemelerinin acı sonuçları ortaya çıktı… (s.23).</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi. Bununla beraber Kur’an, sünnet ve İslâmi ilimler Müslümanları bir araya <strong>toplayıcı</strong> ve <u>ihtilafın daha uç boyutlara ulaşmasını engelleyici</u> bir unsur olarak kalmıştı. Ancak saltanat sahibi kimseler savaş ve bölünmeyi fırsat bilerek Kur’an’ın gerçekleştirdiği birlik ruhuna karşı mücadele etmeyi sürdürüyorlardı. <u>Batı Roma</u> devleti ve onu destekleyen diğer Batılı devletlerin oluşturduğu <u>Haçlı orduları</u> böyle bir ortamda tek bir güç halinde doğuya saldırmıştı… Selahaddin hem dışarıda İslâm düşmanlarıyla çarpışıyor hem de Müslümanların içinde yaşayan Bâtınilerin gerçekleştirmekte oldukları entrikaları engellemek için mücadele veriyordu. Bâtıniler taifesi din kardeşleri yerine kâfirleri dost edinmeyi kendileri için daha kazançlı görmekteydiler! (s.25). Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Moğollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler. Ancak Allah Müslüman Arapların kalplerini birleştirdi, Mısır ve Şam halkları bu yıkıcı akımın durdurulmasında birbirlerine destek oldular. (s.27).</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>Bu olayların ardından Osmanlı devleti geldi ve İslâm ülkelerinin başına geçti. Avrupa’da birçok fetih gerçekleştirdi ve Doğu Roma devletini yıktı. Daha sonra İslâm beldelerinin yönetimini devraldı. Ancak bu bölgeleri fethettiği diğer bölgeler gibi görüyor ve buralarda da cizye ödemeyi zorunlu kılıyordu. Bu siyasi hata, İslâm toplumu içerisinde maddi ve manevi açıdan ayrılığa götüren sebepleri oluşturmaktaydı. Tarih, Osmanlı devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm devletinin yıkılışına karşı sessiz kalınmasını asla unutmadı… (s.29).</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>Osmanlıların İslâm beldelerini bir araya getirişlerinin temeli iman ve gönül birliği sağlamak, Rahman olan Allah katından bir nur ve muhabbet üzerine bir araya gelmek değil de <u>diğerlerine galip gelmek</u> olunca bu beldelerde yaşayan Müslümanlar da onlara <u>merhametli bir gözetici</u> değil <u>baskın bir diktatör</u> gözüyle baktılar. Batının güçlendiği vakitlerde Osmanlı devleti İslâm bölgelerinin dizginlerini elinde tutmaktan aciz kalmaya başladı. Böylece Batılılar, İslâm beldelerini, ele geçirilecek bir ganimet ve ordularının özgürce gezip dolaşacağı bir uğrak gördüler. “Hasta adam” olarak isimlendirdikleri Osmanlı’nın zayıf eli yavaş yavaş İslâm topraklarından çekilirken işgalciler ona ait toprakları birer birer ele geçirmeye başladılar. Böylece hicri 13. asrın başında tüm İslâm beldeleri karşılaştıkları güce yenik düşerek düşmanları tarafından idare edilir hale gelmişlerdir&#8230; Bu beldelerin yöneticileri ve kralları ise boyun eğdikleri düşmanlara karşı zayıf, müminlere karşı ise pek şiddetli bir tavır takınmışlardır! (s.33).</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>İslâm ümmetinin ne kendisini koruyacak bir toplayıcısı ne de bir araya getirecek bir bağı kalmayacak derecede paramparça bir hâl aldığı bu dönemde, ansızın zifiri karanlığın ortasında hakkı haykıran güçlü bir ses her yeri sardı. Bu, modern çağda İslâmi dirilişin lideri olan Cemaleddin Afgani’nin tüm İslâm âlemine seslendiği bir çağrıydı. İslâm ülkelerini teker teker dolaşarak davasını oralara taşıdı. Geçtiği tüm topraklarda arkasında tek şey bıraktı: Onun davetini kabul etmek ve bu davetin ağırlığını yüklenmek isteyenlerin yüreklerinde tutuşturduğu İslâm’ın nuru ile alevlenmiş bir meşale. Başta Profesör Şeyh Muhammed Abduh ve Saad Zağlul olmak üzere Afgani’nin en meşhur talebeleri Mısır’dan çıkmıştır. Afgani davetçilerini Avrupa başkentlerinden birinde topladı ve birliğe davet eden “<em><u>el-Urvetu’l-Vuskâ</u></em>” dergisini çıkardı. Cemaleddin Afgani’nin bu daveti, hiçbir zaman boş bir vadide yankılanan bir çığlık hükmünde kalmadı, bilakis güzel bir toprağa ekilmiş verimli bir tohum oldu. Ancak sömürgeci yönetimlerde rahat çalışabileceği bir zemin bulamadı. Bu sebeple yalnızca birkaç sayı yayımlandıktan sonra dergisi kapatıldı, ama daveti sona ermedi. Aksine bu dava kalplerde ve dillerde dolaşır hale gelmişti. Öğrencileri farklı yollarla bu daveti gerçekleştirmek üzere onun yolunu izlemeye başladılar. Şeyh Muhammed Abduh bilinçlendirme, eğitim, tıpkı dinin başlangıcında olduğu gibi <u>İslâmi gerçeklerin Müslümanların kalplerine yeniden yerleşmesi</u> ve İslâm’ın asırlar boyunca özüne yapışan <u>bidatlerden temizlenmesi</u> yoluyla işe koyuldu. Bazı öğrencileri de büyük üstat Cemaleddin’in tüm İslâm beldelerini sömürge ateşinden kurtarma ve hür bir şekilde birleşene dek <u>eğitim ve bilinçlendirme</u> çağrısına uyarak bölgesel kurtuluş ve özgürleşme yoluna yöneldi. (s.37).</li>
</ol>
<ol start="10">
<li>Bölgesel kurtuluş hareketleri büyük ölçüde başarılı oldu ve birçok İslâm beldesinde sömürgecilik ortadan kalktı. İslâm topraklarında Batı sömürgeciliği yok edilip tam bir siyasi hürriyet elde edildiği bu tarihlerde bazı ufak tefek engeller kalmıştı: <u>Hürriyet fikrinden hoşlanmayan krallar</u>, <u>gayrimüslimlerle kurdukları dostlukları Müslümanlarla olan ilişkilerinden daha üstün gören bazı liderler</u> ve düşünme yeteneği zayıflayarak <u>Batı sevgisi ile kalpleri körelmiş birtakım insanlar</u>ın arzuları. Bu kimseler kuvvetli bir şekilde sömürgecilerin dostluğuna inanıyorlardı. İçlerinden bir kısmı ise kalplerinde İslâmi hakikatlere karşı korku ve nefret duyuyordu. İslâm topraklarını işgal eden düşman orduları çekip gittikten sonra bu kimselerle yaşanan psikolojik savaş etkisini sürdürmeye devam ediyor. Ancak güçlü bir dalga bunların da defterini dürecektir. Bunların yürüyüşüne güçlenerek devam eden İslâm kervanı karşısında durabilecek bir güçleri yoktur! (s.39).</li>
</ol>
<ol start="11">
<li>Şüphesiz gün doğmuş ve etraf aydınlanmıştır. Sap samandan ayrılmış, köpük uçup gitmiş, insanlara fayda veren şey sabit kalmıştır. Avrupa uygarlığı ve ona tâbi olanlar arasında sahte bir gururla hareket eden aklı kıt ve şaşkın bazı insanlar dışında hiç kimse İslâm’a savaş açma cüretinde bulunamaz! Bu durumda <u>din kardeşleriyle <strong>bir olma</strong></u> konusunda tefekkür etmek, her Müslüman üzerinde bir <strong>hak ve görev</strong> olmuştur. Günümüz dünyasında tüm varlığın geleceğine, birbirleriyle rekabet içerisinde bulunan ve birbirine yakın boyutlarda güce sahip iki blok hükmediyor. Her ikisi de avlarını parçalamaya hazırlanan iki aslan konumunda ve ruhlarına yapışıp kalmış <u>yok olma korkusu</u> dışında hiçbir şey onları durdurabilecek güce sahip değil. Müslümanların bu iki bloktan herhangi birine tâbi olması doğru değildir. <u>Müslümanların yapması gereken;</u> <strong><u>tüm insanlığın iyiliği adına</u></strong><u> insanlar üzerindeki şahitlik görevini yerine getirmek üzere <strong>din kardeşleriyle bir araya gelmek</strong>tir</u>. <u>Müslümanlar <strong>gerçek bir birlik</strong> oluşturmazlarsa İslâm düşmanları tarafından paramparça edilirler</u>. Gerçek bir birlik tesis edemezlerse, hiçbir şeye güç yetiremeyen, kendisine en ufak bir faydası olmayan, sadece başkalarının kullandığı birer araç haline gelmiş, toprağı, suyu ve tüm zenginlikleri düşmanlarının eline geçmiş kokuşmuş cesetlere dönüşmeleri kaçınılmazdır! Bir araya gelmeleri durumunda ise kendisine fayda veren, dünyayı kurtaran ve Kur’an’ın diliyle şöyle seslenen bir güç haline geleceklerdir (s.41):</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ey iman edenler! Hep birlikte İslam/barış/<u>teslimiyet yoluna girin</u> ve <u>şeytanın adımlarını izlemeyin</u>! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2:208).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. Rumeyse Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.9-41.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
