<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>miras Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/miras/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/miras/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Jun 2017 13:51:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Jun 2017 09:44:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:177]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:215]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:220]]></category>
		<category><![CDATA[Beled 90:12-17]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Yaşam Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Duhâ 93:1-11]]></category>
		<category><![CDATA[Dürr-i yetim]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Davud]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:41]]></category>
		<category><![CDATA[Fecr 89:17-21]]></category>
		<category><![CDATA[Hadislerle İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Haşr 59:7]]></category>
		<category><![CDATA[Hesap Günü]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Hanbel]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Mâce]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan 76:7-10]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Katar]]></category>
		<category><![CDATA[Kehf 18:82]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’ı Anlayarak Okumak]]></category>
		<category><![CDATA[Mâ‘ûn 107:1-7]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:127]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:2-10]]></category>
		<category><![CDATA[psikososyal destek merkezleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[Son Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUMA EMANET EDİLEN YETİMLERE SAHİP ÇIKABİLMEK]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yetim kızlar]]></category>
		<category><![CDATA[yetimin malı]]></category>
		<category><![CDATA[yetimler]]></category>
		<category><![CDATA[yoksul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=523</guid>

					<description><![CDATA[İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (1) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi. Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam Dünyası Yetimler Günü’nün (<strong>1</strong>) üçüncüsü Türkiye’de 15 Ramazan 1438/ 10 Haziran 2017 tarihinde -Katar’a uygulanan ablukanın gölgesinde sönük kalan- birkaç etkinlikle kutlandı. Ümraniye, Fatih ve Reyhanlı’da psikososyal destek merkezleri açmayı planlayan Yetim Vakfı, açılış programını bu anlamlı günde İstanbul’da gerçekleştirdi.</p>
<p>Yetimlere ayırdığımız bu haftaki yazımızda Rabbimizin bu konudaki beyanlarını ve Rasulullah’ın (s) açıklamalarını hatırlatmak istedik. Allah Teâlâ, yetim ve öksüzler hakkında yakınları ve yöneticiler başta olmak üzere tüm insanlara çeşitli emir ve tavsiyelerini Kitâb-ı Kerim’inde bildirmiş; psiko-sosyal ve ekonomik desteklerle korunmalarını ve güçlendirilmelerini emrettiği yetimlerin horlanmalarını da yasaklamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kur’an’ı Anlayarak Okumak ve Buyruklarını Ciddiyetle Yerine Getirmek</strong></p>
<p><em>Bismillâhirrahmânirrahîm</em>: Rahmân Rahîm Allah’ın Adıyla</p>
<p>“Gerçek erdem yüzlerinizi doğuya veya batıya döndürmeniz değildir. Fakat gerçek erdem kişinin Allah’a, âhiret gününe, meleklere, İlâhî kelâma, peygamberlere inanması, <u>malı -ona sevgi duymasına ra</u><u>ğ</u><u>men- yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve özgürlü</u><u>ğ</u><u>ü ellerinden alınanlara vermesi</u>, namazı istikametle kılması, zekâtı gönlünden gelerek vermesidir. Onlar söz verdikleri zaman sözlerinde dururlar, şiddetli zorluk ve darlıklara karşı göğüs gererler. İşte bunlardır sözlerine sadık kalanlar… Takvâya ermiş olanlar da bunlardır.” (Bakara 2:177).</p>
<p>“Sana, (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar. Cevap ver: “Hayır olarak yapacağınız harcama öncelikle <u>ebeveyninize, akrabanıza, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara, yoldakilere</u>dir. Her ne iyilik yaparsanız yapın, Allah onu mutlaka bilir.” (Bakara 2:215).</p>
<p>“Bir de sana <strong>yetimler</strong> hakkında soruyorlar. De ki: “Onların lehine olan <strong>her tür iyileştirme</strong> (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. <u>Onlarla (hayatı) paylaşırsanız, unutmayın ki onlar sizin kardeşinizdir</u>. Kaldı ki Allah fesatlık yapanı ıslah edenden ayırmasını bilir. Ve eğer Allah isteseydi sizi zora koşardı; ne var ki Allah her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet sahibidir.” (Bakara 2:220).</p>
<p>“Ey insanlık!… <strong>O hâlde yetimlere mallarını verin; de</strong><strong>ğ</strong><strong>ersizi de</strong><strong>ğ</strong><strong>erliyle de</strong><strong>ğ</strong><strong>iştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp da bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azınıza geçirmeyin. Çünkü bu büyük bir vebaldir.</strong> Ve eğer yetimlere, âdil davranamamaktan korkuyorsanız, o zaman size helâl olan diğer kadınlardan (biriyle evlenin); (hattâ) ikişer, üçer ve dörder&#8230; Ama onlara âdil davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman <u>bir taneyle</u> ya da elinizin altındakilerle (yetinin)! Altına girdiğiniz sorumluluğu ihlal etmemeniz açısından en uygun yol budur.</p>
<p><strong>Yetimleri, evlenme ça</strong><strong>ğ</strong><strong>ına gelinceye kadar (mallarına dair) sınayın; ama e</strong><strong>ğ</strong><strong>er aklen olgunlaştıklarını tespit ederseniz, mallarını kendilerine geri verin! Büyüyüverecekler diye mallarını alelacele ve saçıp-savurarak yemeye kalkmayın</strong>: İhtiyacı olmayan kimse tenezzül etmesin, muhtaç olan da münasip bir biçimde yararlansın! Mallarını kendilerine iade ettiğinizde, onlar adına şahitler bulundurun! Hesap sorucu olarak Allah yeter…</p>
<p>(Miras) taksimi sırasında, (diğer) akraba, <strong>yetimler </strong>ve yoksullar da hazır bulunurlarsa, onlara da <u>bir şey verin; ve kendilerine gönül alıcı sözler söyleyin</u>! Artık korksun onlar ki; eğer kendileri, arkalarında korunmaya muhtaç çocuklar bıraksalardı, onlar için endişelenirlerdi. Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşansınlar da dosdoğru konuşsunlar.</p>
<p><strong>Do</strong><strong>ğ</strong><strong>rusu, yetimlerin mallarını haksız yere bo</strong><strong>ğ</strong><strong>azlarına geçirenler, karınlarını yalnızca <u>ateşle doldurmuş</u> olurlar. Zira, gelecekte çılgın bir ateşe çıra olacaklar!</strong>” (Nisa 4:2-10).</p>
<p>“Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye ilâhlık yakıştırmayın; ana-babaya ve akrabaya, <strong>yetimlere</strong> ve yoksullara, kendi çevrenizden olan komşulara ve yabancı komşulara, yanınızdaki dosta, yolcuya ve meşru şekilde bihakkın sahip olduklarınıza iyilik yapın! Unutmayın ki Allah kendini beğenmiş küstahları sevmez!” (Nisa 4:36).</p>
<p>“… Kaldı ki, yazılı haklarını dahi kendilerine vermeye yanaşmayıp üstelik (bir de) nikâhlamak istediğiniz (velayetiniz altındaki) <strong>yetim kızlar</strong>, kimsesiz çocuklar ve söz konusu yetimleri adâletle koruyup kollama yükümlülüğünüz hakkında Kitap’ta size tebliğ edilen hükümler zaten mevcuttur. Ve her ne iyilik yaparsanız yapın, unutmayın ki Allah onu bilir.” (Nisa 4:127).</p>
<p>“… Rüştüne erinceye kadar, <strong>yetimin malına dokunmayın</strong>; ne ki en güzel biçimde olan müstesna; (maddî mânevî her alanda) ölçüp tartarken hikmet ve hakkaniyeti gözetin; (bilin ki) Biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz; ve biri hakkında konuşacaksanız yakınınız da olsa âdil olun; ve Allah’la olan sözleşmenize sadâkat gösterin! Bütün bunları Allah size emretti ki, sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız. Zira işte Benim dosdoğru yolum budur: Öyleyse bu yolu izleyin ve farklı yollara sapmayın ki, sizi O’nun yolundan uzaklaştırmasınlar! Bütün bunları Allah size emretti ki, O’na karşı saygıda kusur etmeyesiniz.” (En’âm 6:152-153).</p>
<p>“Şunu iyi bilin ki, ganimet olarak aldığınız her şeyin beşte biri Allah’a ve Elçi’ye; dolayısıyla <u>yakınlara, <strong>yetimlere</strong>, muhtaçlara ve yolda kalmışlara</u> aittir. Eğer siz, Allah’a ve hakkın bâtıldan ayrıldığı o gün, -yani iki ordunun karşı karşıya geldiği gün- kulumuza indirdiklerimize inanıyorsanız (bu paylaşıma uyarsınız): Zira Allah her şeyi yapmaya kadirdir.” (Enfâl 8:41).</p>
<p>“<strong>Yetimin malına</strong> da -kendisi temyiz çağına erişinceye kadar <u>yapaca</u><u>ğ</u><u>ınız en uygun ve olumlu tasarruflar</u> dışında- yaklaşmayın. Yine, verdiğiniz her (meşru) söze sadık kalın! Şüphesiz verilen her söz, taşınması gereken bir sorumluluktur.” (İsra 17:34).</p>
<p>“Ve duvara gelince: Duvar o şehirde yaşayan <strong>iki yetime aitti</strong> ve altında da onlara ait bir hazine gömülüydü. O ikisinin erdemli bir babası vardı; senin Rabbin ise, onlar erişkin birer insan olunca hazinelerini çıkarmalarını -Rabbinden bir rahmet olarak- diledi.” (Kehf 18:82).</p>
<p>“Allah’ın malum beldelerin sakinlerinden alıp Rasulü’ne verdiği tüm savaş gelirleri, Allah’a, Rasulü’ne, (onun) yakınlarına, <strong>yetimlere</strong>, yoksullara ve yolculara aittir. Bunu böyle yaptık ki, <u>servet (sırf) sizden zengin sınıflar arasında dolaşan bir devlete dönüşmesin</u>&#8230;” (Haşr 59:7).</p>
<p>“(O has kullar ki;) üzerlerine vacip kıldıkları hayrı yerine getirirler ve şerri kahredici bir virüs gibi yayılan günün kaygısını taşırlar; ve kendi istek ve arzularına rağmen <strong>muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yemek yedirirler</strong>; (kendi kendilerine derler ki): “Biz size sadece Allah için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Elbet biz yüzleri astırıp kaşları çattıran bir günde Rabbimizden korkarız.” (İnsan 76:7-10).</p>
<p>“Asla! Bilakis siz <strong>yetime izzet ikram göstermiyorsunuz</strong>, yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, emeksiz kazancı haram-helâl demeden açgözlülükle boğazınıza geçiriyorsunuz, dahası ölçüsüz bir sevgiyle malı seviyorsunuz. Yoo, öyle yapmayın!” (Fecr 89:17-21).</p>
<p>“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır; veya açlık gününde (<u>yoksulu</u>) doyurmaktır; (mesela) yakını olan <strong>bir yetimi</strong>, ya da <u>evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü</u>… Daha sonra iman edenlerden olmak ve <u>birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmek</u>tir.” (Beled 90:12-17).</p>
<p>“<strong>O seni bir yetim olarak bulup sı</strong><strong>ğ</strong><strong>ınak olmadı mı?</strong> Yine O seni yolunu kaybetmiş bulup doğru yola yöneltmişti. Seni birilerine yük olmuş olarak bulup, muhannete muhtaç olmaktan ve mala tamahtan müstağni kılmıştı. <strong>Dolayısıyla, asla yetimi ezme!</strong> Hiçbir durumda yardım isteyeni azarlama! Ve hiçbir zaman Rabbinin (sonsuz) nimetini dilinden düşürme!” (Duhâ 93:1-11).</p>
<p>“Bak şu Hesap Günü’nü yalanlayan kişiye! İşte bu tiptir<strong> yetimi itip kakan</strong> ve yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen. İşbu yüzden, olmaz olsun (böyle) ibadet edenler! Bu gibiler, ibadetin hakiki amacından gafil görünmektedirler. Bunlar öyle kimselerdir ki, (<u>ibadeti) gösteriye dönüştürürler, ama en küçük yardımı bile esirgerler</u>!” (Mâ‘ûn 107:1-7). (<strong>2</strong>).</p>
<p><em>Sadaqallâhu’l-Azîm</em>: Azamet sahibi Allah ne kadar da doğru söyledi!</p>
<p><strong>Yetimin Hâlet-i Rûhiyesini ‘Dürr-i Yetim’ Son Nebi’den Öğrenmek</strong></p>
<p>İslam edebiyatında “<em>dürr-i yetîm</em> (nadide büyük inci)” remziyle anılan, yetimlerin hâmisi, insanlığın büyük incisi Son Nebi’nin yetimler konusunda ne kadar duyarlı davrandığını Sehl b. Sa’d (r) şöyle anlatıyor:</p>
<p>“Rasulullah (s); ‘Ben ve <strong>yetime kol kanat geren</strong> kimse cennette böyle (yan yana) olacağız.’ buyurdu ve aralarını hafifçe açarak işaret parmağıyla orta parmağını gösterdi.” (Buhari, Talâk 25; Hadislerle İslam, 4/287).</p>
<p>Anne karnında yetim kalmış olan Hz. Muhammed aleyhisselam, birçok hadisinde yetimlerin hukuku üzerinde hassasiyetle durmuştur:</p>
<p>“Allah’ım, ben iki zayıfın; <strong>yetim ve kadının hakları</strong> konusunda (insanları) şiddetle uyarıyorum, onların haklarına el uzatılmasını (özellikle) yasaklıyorum.” (İbn Mâce, Edeb 6; İbn Hanbel, II/440; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Kalbinin katılığından dert yanan bir adama Allah’ın Elçisi (s) şu tavsiyede bulunmuştur:</p>
<p>“<strong>Yetim(ler)in başını okşa</strong>, fakir(ler)i doyur!” (İbn Hanbel, II/387; Hadislerle İslam, 4/293).</p>
<p>Allah rızası için bir yetimin başını okşayan kimseye elinin dokunduğu her saç teli kadar sevap verileceğini müjdeleyen Son Nebi (s), İbn-i Abbas’tan (r) nakledilen bir hadisinde bir yetimin bakımını üstlenen kimseyi de cennetle muştulamıştır:</p>
<p>“Müslümanlar arasında <strong>kim</strong> <strong>bir yetimi yiyecek ve içeceğini üstlenecek şekilde sahiplenirse</strong>, affedilmeyecek bir günah işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyar.” (Tirmizî, Birr 14; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Keza bir başka hadisinde yetime iyi davranılan bir evi en iyi ev olarak tavsif etmiştir:</p>
<p>“Müslümanlar(ın evleri) arasında en hayırlı ev, içinde <strong>kendisine iyi davranılan bir yetimin bulunduğu ev</strong>dir. Müslümanlar arasında en kötü ev ise, içinde kendisine kötü davranılan bir yetimin bulunduğu evdir.” (İbn Mâce, Edeb 6; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Yetimlere ait malların ticaret yoluyla nemalandırılmasını tavsiye eden Allah Rasulü (s), <u>yetim malı yeme</u>nin ise insanı helâke sürükleyen yedi büyük günahtan biri olduğunu belirtmiş, müminlerin bundan şiddetle kaçınması gerektiği hususunda uyarmıştır:</p>
<p>“Dikkat edin! Kim malı olan bir <strong>yetimin velisi</strong> olursa, o malı ticarette değerlendirsin ve onu (çoğalmadığı için) zekâtın yiyip tüketmesine terk etmesin.” (Tirmizî, Zekât 15; Hadislerle İslam, 4/296).</p>
<p>Allah Rasulü (s), kocası öldüğü halde çocuklarının başında bekleyen, onları büyütüp yetiştiren, hayata hazırlayan, eğitimleriyle ilgilenip edep ve ahlâk öğreten dul kadınlardan övgüyle bahsetmiştir:</p>
<p>“Ben ve (karşılaştığı sıkıntılar ve bakımsızlık yüzünden) yanakları kararmış kadın kıyamet gününde şu ikisi (işaret parmağı ve orta parmak) gibi yakın olacağız. O kadın ki kocasının ölümü sebebiyle dul kalır da asil ve güzel olduğu halde çocukları yetişinceye ya da ölünceye kadar <strong>kendisini yetim çocuklarının bakımına hasreder</strong> (ve evlenmez).” (Ebu Davud, Edeb 120; Hadislerle İslam, 4/289).</p>
<p>Habeş Kralı Necâşi’nin huzuruna kabul ettiği muhacirlere, kendilerini kavimlerinin dinini ter edecek kadar etkileyen yeni dinin ve elçisinin özelliklerini sorduğunda Cafer b. Ebu Tâlib’in verdiği cevabın yetimlere ilişkin önemli bir vurgu da içermesi, İslam’da yetime verilen değerin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir:</p>
<p>“… O Elçi bize doğru sözlü olmayı, emaneti ehline vermeyi, akrabayla ilişkiyi sürdürmeyi, güzel komşuluk yapmayı, haramlardan ve kan davası gütmekten kaçınmayı emretti. Çirkin işleri, yalan konuşmayı, <strong>yetim malı yemeyi</strong> ve iffetli hanımlara iftira atmayı bize <strong>yasakladı</strong>. Sadece Allah’a kulluk etmemizi ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı istedi…” (Hadislerle İslam, 1/633).</p>
<p>Mûte savaşında şehid düşen kuzeni Ca’fer’in (r) saçı başı karışmış üç yetimini daha üçüncü günde berber getirtip tıraş ettirerek onlara kol kanat geren Allah Rasulü, çocukların yetimlik hissinden sıyrılmaları için toplumun duyarlı davranmasını ve yetimleri ayakları üzerinde durabilecek şekilde yetiştirmeyi teşvik etmiştir:</p>
<p>“Ergenlik çağına geldikten sonra yetimlik yoktur.” (Ebu Davud, Vesâyâ 9; Hadislerle İslam, 4/296). (<strong>3</strong>)</p>
<p>Mübarek ramazan günlerinde mazlumlara destek çıkması gerekçe gösterilerek -küresel şer düzeninin sıkıştırdığı beş Müslüman Arap kardeş ülke tarafından- dövülmek istenen Katar’ın bir hayır kurumu olan RAF ile İHH’nın Reyhanlı’da ortaklaşa yapmış olduğu 990 yetim kapasiteli “<strong>Çocuk Yaşam Merkezi</strong>”nin (<strong>4</strong>) azami verimlilikle işletilmesi ve binlerce yetim yavrunun orada insanlığa büyük hizmetler sunacak önder şahsiyetler olarak yetiştirilmesi duasıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Yetimleri Görmek ve Haklarını Gözetmek</strong>”, http://fethigungor.net/dirilis-postasi/yetimleri-gormek-ve-haklarini-gozetmek/, 10.06.2017.</li>
<li>Mustafa İslâmoğlu; <strong>Hayat Kitabı Kur’an: Gerekçeli Meal-Tefsir</strong>, Düşün Yayıncılık, İstanbul 2013, 2 c., 1359 s.</li>
<li><strong>Hadislerle İslam</strong>, Diyanet İşleri Başkanlığı, 1. Baskı, 7 cilt, DİB. Yayınları, Ankara 2014.</li>
</ol>
<p>http://hadislerleislam.diyanet.gov.tr/, 10.06.2017.</p>
<ol start="4">
<li>https://www.ihh.org.tr/raf-ihh-<strong>cocuk-yasam-merkezi</strong>, 18.05.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/topluma-emanet-edilen-yetimlere-sahip-cikabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÜLTÜREL MİRASIMIZI TENKİT EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kulturel-mirasimizi-tenkit-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kulturel-mirasimizi-tenkit-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2015 09:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[9:31]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[gaybi hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[hahamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[kalıt]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Said Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[rahipler]]></category>
		<category><![CDATA[taklidî zihniyet]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel]]></category>
		<category><![CDATA[tenkit]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=185</guid>

					<description><![CDATA[“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de- rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emr olunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden beri ve yücedir.” (Tevbe 9:31). &#160; Toplumbiliminde kültür; tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içerinde oluşturulan her türlü değerler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de- rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emr olunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden beri ve yücedir.” (Tevbe 9:31).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumbiliminde <strong>kültür</strong>; tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içerinde oluşturulan her türlü değerler ile bunları kullanmada ve sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümünü ifade eder. <strong>Miras</strong>; bir kuşağın kendinden sonraki kuşağa bıraktığı değerli birikimlerin tamamını ifade eder. <strong>Tenkit</strong> ise bir insanı, bir konuyu, bir eseri, doğru ve yanlış yönlerini bulup göstermek amacıyla inceleme işini ifade eder. Felsefe alanında kullanıldığında tenkit kavramı; bilginin dayanaklarını ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama ve ayıklama işini ifade eder. Günümüz Türkçesinde kültür için <u>ekin</u>, miras için <u>kalıt</u>, tenkit için <u>eleştiri</u> ve <u>kritik</u> kelimeleri de kullanılmaktadır.</p>
<blockquote><p>“İslam’ı anlayabilmekte baş vurulan eserlerin Kur’an ve Sünnet zihniyetini aksettirmedeki yanlış ve eksiklerini ortaya koymadan gerçek bir İslami hayata kavuşmamız mümkin değildir.”</p></blockquote>
<p>Tenkitten kasıt, kendi görüşünden olmayanlara saldırgan tavırlarla eleştiri oklarını yönelterek onları yıpratma gayreti değil, “<strong>tenqîh</strong>” yapabilme; bir şeyi dikkatle araştırıp onun hakikatine ulaşma, bir şeyi fazlalıklardan ayıklayarak onu temizleme faaliyetidir. Dolayısıyla tenkitten kastımız, kültürel mirasımızı ciddiyetle gözden geçirmek; güçlüsünü zayıfından, gerçeğini uydurmasından, doğrusunu eğrisinden ayıklayıp temizlemek, külü değil közü günümüze taşımaktır. Bu manada kültürel mirasımızın tenkit edilmesini kaçınılmaz bir görev olarak addeden ve altmış yıla yakın bir süredir büyük bir ihlas ile bu gayretini sürdüren hadis profesörü Mehmed Said Hatiboğlu hocamızın konuya ilişkin tahlillerini ve çözüm önerilerini paylaşmakta büyük yarar var.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>1958’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitiren ve aynı yıl asistanlığa tayin edilen ünlü hadis hocası, 1962’de “İslâmî Tenkîd Zihniyeti ve Hadîs Tenkidinin Doğuşu” isimli tezini bitirerek öğretim üyesi olduğu fakülteden 2000 yılında emekli oldu. İslâmî Araştırmalar ve İslâmiyât dergilerinin uzun yıllar boyunca editörlüğünü yapan hocaların hocası Hatiboğlu’nun, “Hz. Âişe’nin Hadîs Tenkidciliği”, “Müslüman Âlimlerin Buhârî ve Muslim’e Yönelik Eleştirileri”, “Müslüman Kültürü Üzerine”, “Hilafetin Kureyşliliği”, “Gaybi Hadisler” gibi derin araştırmaları ilim dünyasında büyük yankılar bulmuştur. Hocanın eserlerini seri halinde yayımlamaya başlayan Otto yayınevi yetkililerine teşekkür ediyor, 83 yaşına baliğ olan muhterem hocamıza sağlıklı uzun ömürler diliyor, henüz yayınlanmamış diğer kıymetli çalışmalarını da yayınlayabilmesi için Rabbimizden kendisine sıhhat ve afiyet bahşetmesini niyaz ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Kültürel mirasımızı tenkid zarureti”</strong></p>
<blockquote><p>“Kültür muhtevası malzemelerimiz, bu malzemeyi değerlendirecek bir kadromuz ve bu kadronun ortaya koyduğu sentezi değerlendirecek bir teşkilatımız olmalıdır.”</p></blockquote>
<p>“Kültürel mirasımızın günümüz ve geleceğimiz için sağlam temeller oluşturabilmesi, onların ilmî tenkidden geçirilmeleri şartına bağlıdır. Bugün İslam’ı anlayabilmekte, baş vurulan eserlerin Kur’an ve Sünnet zihniyetini aksettirmedeki yanlış ve eksiklerini ortaya koymadan gerçek bir İslami hayata kavuşmak pek mümkin değildir. Muhakkak ki her müslüman âlim kendi iktidarı nisbetinde İslam kültürüne ihlasla hizmet etmiş, kendi fikirlerini hiçbir zaman mutlak hakikatler olarak görmemiş, her zaman tenkide açık olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki, ileriki asırlarda onları hatasız imamlar olarak gören ve tenkid dışı bırakan mezheb salikleri, bu hataların asırlarca kitablarda yaşamasına sebeb olmuşlardır. Bunların örneklerini bizzat görmeden işin vahametini kavramak güçtür&#8230;” (Hatiboğlu, 2012:41).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Büyük âlimler de büyük hatalar yapabilirler</strong></p>
<blockquote><p>“Pek çoğumuza arız olmuş zaaflardan birisi de, büyük gördüğümüz kimseleri bir nevi yanılmazlık zırhına bürüyerek, onların her söz ve hareketlerinde birer hikmet arıyor olmamızdır.”</p></blockquote>
<p>“Herhâlde pek çoğumuza arız olmuş zaaflardan birisi, büyük tanıdığımız imam, şeyh, allâme, başkan, kurtarıcı&#8230; olarak gördüğümüz kimseleri bir nevi <u>yanılmazlık zırhı</u>na bürüyerek, adeta onların her söz ve hareketlerinde birer hikmet arıyor olmamızdır. Hemen her millete arız olmuş bu hastalıktan müslümanları haric tutmanın mümkin olmayacağına en açık delil, kültürel kaynaklarımızda bunun misallerinin ziyadesiyle bulunuyor olmasıdır&#8230;” (Hatiboğlu, 2012:49).</p>
<p>“Mâlesef büyük adam yanlış yapmaz diye bir anlayış var. En büyük yanlış buradadır. Büyük adam da yanlış yapar. Bizzat en büyük önderimiz Resullullah’a, Allahu Teala kaç kere itabda bulunmuş. Bu durum âyetlerle Kur’an’da sabit. Bugün Gazâlî’yi tenkid etmeye kalktığınız zaman “Sen kim oluyorsun da Gazâlî’ye laf ediyorsun” diyecek muhibleri belki sizi sokağa bile çıkarmazlar. Ama meselenin detaylarını ortaya koyduğunuz zaman, eğer iddia ettiğiniz şey hakikatse ona karşı direnmek doğru değildir&#8230; (M.Baykul, V.Aknar, 2009:37).</p>
<p>İslam’ın en büyük adamları taklidî zihniyete hiçbir zaman tabi olmamışlardır. Biz, o kişilerden bin küsur sene sonra gelmiş kimseler olarak onların zihniyetini devam ettireceğiz. Kim ne söylerse söylesin, unvanı, makamı ne olursa olsun mühim olan doğruluktur, doğru sözdür, doğru hükümdür&#8230; Hep birlikte bu tenkid seviyesine çıkabilirsek İslam’ın kurtuluşu oradadır. Yoksa bütün dünyayı kubbelerle donatsanız da İslam’ı temsil ediyor iddiasında bulunamazsınız&#8230;” (M.Baykul, V.Aknar, 2009:38).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İstismar ahlaksızlığından vazgeçebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Binlerce kasıdlı rivayeti sahih sayıp onlarla hayatına yön vermeye çalışan müslüman dünyası, Kur’an ve Sünnet’in istemediği bir manzaranın sahibi haline gelmiştir.”</p></blockquote>
<p>“&#8230; ‘Hedefine ulaşmakta başkasını da kullanma’ şeklinde tarif edebileceğimiz istismar hareketinin tarih boyunca müslüman toplum hayatının her safhasında görülmüş olduğu bir gerçektir. Bu gayr-i ahlaki davranış, hususiyle Hz. Peygamber’i odak alan son derece zengin bir malzemenin vücud bulmasına da yol açmıştır. Kur’an’a ayet ekleyemeyen zekalar, derdlerinin ilacını Hz. Peygamber’e yönelmekte bulmuşlardır. Zira şahıs olarak İslam dünyasının en büyük otoritesi odur ve onun desteğini alan her teşebbüsün başarı şansı yüksektir&#8230; İslam kitabiyatında binlerce kasıdlı rivayet, hadîs kılığında yer almış bulunmaktadır. Bunları sahih sayıp onlarla hayatına yön vermeye çalışan müslüman dünyası, Kur’an ve Sünnet’in istemediği bir manzaranın sahibi haline gelmiştir. İslam dünyasında hemen hemen her düşünce, ister iyi niyyetle olsun, ister kötü; ifadesini hadîs hâline getirmiş gibidir. Peygamber istismarcılığının bu mahsullerini bizzat müslümanlar ele alıp tasfiye etmedikçe, evrensel İslam davetinde başarılı olmanın imkânı pek yoktur&#8230;” (Hatiboğlu, 2012:64).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Oku!” emrini doğru anlamak</strong></p>
<blockquote><p>“Peygamber istismarcılığının mahsullerini bizzat müslümanlar ele alıp tasfiye etmedikçe, evrensel İslam davetinde başarılı olmanın imkânı pek yoktur.”</p></blockquote>
<p>“21. asra girdik; 15. hicri asrın içinde 1400 senelik bir mazimiz, İslami kültürümüz var. İslami kültürümüzün başlangıcından zamanımıza kadar milyarlarca insan gelmiş, geçmiş ve yüzlerce devlet kurulmuş, batmış. Fakat isim olarak ve cisim olarak Kur’an-ı Kerim elimizde aynen var. Fakat bu Kur’an-ı Kerim’den biz ne derece nasiblenmişiz, ne derecede amelî hayatımıza, günlük hayatımıza tatbik edebilmişiz? Bu durum, mâlesef ile başlayacağım bir cevabı içeriyor. Burada İslam toplumu olarak birkaç yanlış algılamayı ele almakta yarar var:</p>
<p>Birinci yanlışımız, “Kur&#8217;an okuyun!” emrini yanlış anlamamızdır&#8230; Hem Kur’an hem de Peygamberimiz “Kur’an okuyun!” diye Arapça anlayan kimselere, anlayacak kimselere, Arabcayı bilen kimselere hitab ediyor. Yoksa Arabca bilmeyen coğrafyalardaki Arabca bilmeyen kimselere değil. Biz burada yanılmışız. Ve bu yanılgının sonucunda Kur’an’ı şeklî olarak hatmetmeyi “Kur’an’ı okumak” diye anlamışız. Hâlbuki bu son derece yanlıştır. Kur’an’ın zihniyetine aykırıdır. İkinci yanlışımız, Kur’an’ı anlamadan okuduğumuz için Kur’an’ın mesajını da <strong>yanlış anlamamız</strong>dan kaynaklanıyor. Kur’an’ı anlamadan nasıl tatbik edersiniz? En büyük kabahatimiz bu&#8230;</p>
<p>Birtakım İslam ülkeleri dediğimiz devletlerde saltanatlar hâkimdir. Ya’ni halkın isteyerek beyat ederek başına getirdiği adamlar değildir bunlar. Bunlar birtakım Dünya devlerinin idaresinde olan zümrelerdir. Şimdi bunları görüp, yaşayıp dururken onların İslam’ı temsil ediyor olduklarını söylemek benim için mümkin değil. İstedikleri kadar kendileri hacca gitsinler, hacılara hizmet etsinler, Mekke’yi, Medine’yi genişletsinler bir şey ifade etmez. Kendilerinde yaşabiliyorlarmı İslamiyet’i, Kur’an’ın zihniyetini kendilerinde tecelli ettirebiliyorlarmı? Mühim olan budur.” (M.Baykul, V.Aknar, 2009:32).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beynelmilel bir İslami araştırma hareketi başlatabilmek</strong></p>
<p>“&#8230; Biz meseleleri, çoğu zaman nazari planda halletmişiz, fakat amelî planda bunun tatbiki mümkin olmamıştır&#8230; İslam kültürünü toptan bir tahlile, senteze, müşterek bir kanaate vardırabilmek için beynelmilel çapta bir İslami araştırma hareketinin başlatılmasına ihtiyac var. Geçmiş kültürümüzün ortaya konulabilmesi için bu araştırmalarda yapılması gereken en mühim iş, elde mevcud olan fakat yayımlanmamış eserlerin ilmî usûllerle ortaya çıkarılmasıdır. Bunlar yapıldıktan sonra iki, üçüncü nesiller bu eserleri tahlile tabi tutarak yeni hükümler geliştirecektir. İnsanoğlu çok acelecidir. Bütün işleri hemen bitirelim istiyoruz. İlmî araştırma kolay bir iş değildir. Sabır gerektirir, emek gerektirir. İslam dünyası birkaç asırdır geri kalıyorsa, İslam’ı anlayabilmemiz için asırlar sürecek ilmî bir çalışmaya ihtiyacımız var&#8230;</p>
<p>Biz ilmi, dinî ve gayr-i dinî şeklinde ayırdığımız için daha ikinci asırdan itibaren dinî ilimlerle uğraşanlara ulema demişiz. Kendi kanaatlerine göre gayr-i dinî ilimlerle uğraşanları da ilim adamı saymamışız. Tabakat kitablarımızı alın okuyun, ilim adamlarından bahsettikleri zaman ya müfessirleri alırlar ya muhaddisleri. Yahud bu gruba zoraki kelamcıları da alırlar. Ama bir filozofun, bir felsefecinin, bir kimyacının veya fizik ilmiyle uğraşan müslüman bir âlimin, âlim sayıldığını görmedim. Bizde ilim sahasında yazılmış isimleri ‘ilim’ olan yüzlerce kitab var. Bu kitabların ilim dediği zaman kastettiği ekseriyetle hadîs ilmidir. Yoksa kimyayla, fizikle veya astronomiyle katiyen alakası yoktur. Çünkü bu dalları ilim, bu dallarda çalışanları da ilim adamı saymazlar. Bu zihniyeti muhakkak yıkmamız lazım. Bugün fizik âlimi de İslam’ın istediği âlimdir, astronomi âlimi de âlimdir, ötekiler de aynı şekilde âlimdir&#8230;” (M.Baykul, V.Aknar, 2009:34-35).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel mirasımızı tenkit edecek bir heyet kurmak</strong></p>
<p>“&#8230;İslam’ın kültürünü tam olarak ortaya koyabilmek için bu kültürü inceleyebilecek vasıfta adamlarınızın olması gerekir. Öncelikle kültür muhtevası <strong>malzemeler</strong>iniz olacak; ikinci olarak o malzemeyi değerlendirecek bir <strong>kadro</strong>nuz olacak; üçüncü olarak onların ortaya koyduğu sentezi değerlendirecek <strong>teşkilat</strong>ınız olacak. Bunların hiçbiri henüz ortada yok. Öncelikle <strong>umumi prensipler</strong>i tesbit etmeliyiz. Bu prensiplerde on dört asırlık İslam kültür muhtevası var. Bunu kimse inkâr edemez. Bu kültür muhtevası ilmen sentezden geçirilmeden, eleştiri dediğimiz tenkidî incelemeden geçirilmeden, neticelerini umuma arz etmek bugün için hiç kimsenin haddi değildir. Ancak bu yolda ölünceye kadar çalışmak boynumuzun borcudur&#8230;</p>
<p>Bir de kültür dünyamızı ele aldığımızda orada ne yazıyorsa hepsi doğrudur, dediğim zannedilmesin. Kitablarımızda doğrular olduğu gibi eğriler de vardır. Bu bir hakikattir. Kast-ı mahsusla eğri yazanlar olduğu gibi bilmeyerek yazanlar da var. İyi niyetle bu yanlışa düşmüş olanlar da var. Siz herhangi bir kitabı tenkidsiz, olduğu gibi kabul ederseniz <em>Seâdet-i Ebediyye</em> kitabının yazarının durumuna düşersiniz, Allah muhafaza. Bu yola çeşitli sebeblerle düşmüş -mâlesef– birçok âlimimiz var. İsim isim zikrederek onları rencide etmek istemiyorum. Ama hürmet sınırları içerisinde, âlimlerimize unvanları ne olursa olsun, İslam adına Kur’an adına tenkit yöneltmekten kendimi alamam, aksi takdirde Allah beni mesul tutar&#8230;” (M.Baykul, V.Aknar, 2009:36).</p>
<p>“Şimdi, katımızdan indirdiğimiz apaçık belgeleri ve rehberlik delillerini Kitab aracılığıyla insanların önüne koyduktan sonra onu gizleyenler var ya: işte Allah&#8217;ın ve lanet etme yeteneğine sahip tüm varlıkların lanet ettiği kimseler onlardır.” (Bakara 2:159).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Baykul, V.Aknar; “Mehmed Said Hatiboğlu ile Kültürel Mirasımızı Tenkid Zarureti Üzerine”, söyleşi, Kur’ani Hayat dergisi, Sayı: 5, Mart-Nisan 2009, s.30-39.</li>
<li>Mehmed Said Hatiboğlu; Kültürel Mirasımızı Tenkid Zarureti, Otto Yayınevi, 3. Baskı, Ankara 2012, 162 s.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Fikirleri çift tırnak içerisinde iktibas edilirken hocamızın kendine has imla tercihleri olduğu gibi korunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kulturel-mirasimizi-tenkit-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
