<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Milli Eğitim Bakanlığı Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/milli-egitim-bakanligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fethigungor.net/etiket/milli-egitim-bakanligi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 11 Apr 2017 05:13:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MEHMET SAVAŞ HOCA’DAN İLMİN VAKARINI ÖĞRENMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mehmet-savas-hocadan-ilmin-vakarini-ogrenmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mehmet-savas-hocadan-ilmin-vakarini-ogrenmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2017 09:56:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Gürses Hocaefendiler]]></category>
		<category><![CDATA[Altınoluk dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bağdat]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlar Kurulu kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Literatüre Mütevazı Bir Katkı]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir Merkez Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[el-Bûti]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviye Camii]]></category>
		<category><![CDATA[Ezher Şeyhi]]></category>
		<category><![CDATA[Fethi Dureydi]]></category>
		<category><![CDATA[fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Günenç]]></category>
		<category><![CDATA[Hanefi fıkhıAbdulvehhab el-Hafız]]></category>
		<category><![CDATA[Haseki Eğitim Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Haseki Külliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hocaların Hocası]]></category>
		<category><![CDATA[İbn-i Akil]]></category>
		<category><![CDATA[İHAM]]></category>
		<category><![CDATA[İlahiyat Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[İlim Hizmet Araştırma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İlme Adanmış Bir Ömür: Mehmet Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Müftüsü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Jandarma]]></category>
		<category><![CDATA[Köklerin Hikâyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Savaş Hocaefendi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Zerk]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne ve Hukuk Mektebi]]></category>
		<category><![CDATA[pedagoji]]></category>
		<category><![CDATA[Pendik Belediye Başkanı Kenan Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Fazlurrahman]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Âdem Esen]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mustafa Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Tayyar Altıkulaç]]></category>
		<category><![CDATA[TRT Diyanet Tv]]></category>
		<category><![CDATA[Türk-Suud Kültür Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Usul-i Fıkıh]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=488</guid>

					<description><![CDATA[Âlim ve mütefekkirlerimizin kadr ü kıymetini bildiğimizi göstermek için onların vefat etmesini beklememize gerek yok. Son yıllarda İstanbul’da Mehmet Savaş, Halil Günenç, Yusuf el-Karadâvî, Cevdet Said gibi yaşayan büyüklerimizi tebcil için toplantılar tertip edilmiş olması takdire şayan bir kadirşinaslık örneğidir. 29 Mart 2017 akşamı İstanbul Fatih’te kâin İBB. Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde “İlme Adanmış [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Âlim ve mütefekkirlerimizin kadr ü kıymetini bildiğimizi göstermek için onların vefat etmesini beklememize gerek yok. Son yıllarda İstanbul’da Mehmet Savaş, Halil Günenç, Yusuf el-Karadâvî, Cevdet Said gibi yaşayan büyüklerimizi tebcil için toplantılar tertip edilmiş olması takdire şayan bir kadirşinaslık örneğidir.</p>
<p>29 Mart 2017 akşamı İstanbul Fatih’te kâin İBB. Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde “<b>İlme Adanmış Bir Ömür: Mehmet Savaş</b>” başlığıyla bir sohbet programı gerçekleştirildi. Moderatörlüğünü İHAM (İlim Hizmet Araştırma Derneği) Başkanlığını da deruhte etmekte olan Prof.Dr. Mustafa Karataş’ın yürüttüğü programa Savaş Hoca’nın arkadaşları, kendileri de hoca olan talebeleri ve çok sayıda öğrenciler katıldı. Tüm koltukların erkenden dolduğu ve koridorlarda bile yer bulmanın zor olduğu program üç saat sürmesine rağmen katılımcılar büyük bir dikkatle sonuna kadar takip ettiler.</p>
<p>1987-1991 yılları arasında Türk-Suud Kültür Derneği’nde bir grup arkadaşımızla birlikte ilk yıl Arapça, ardından Hidaye dersleri aldığımız Mehmet Savaş Hocamızı yıllar sonra yeniden dinlemek nasip oldu. Yakın tarihimizde kendi coğrafyamızda dinî ilim tahsili uğrunda çekilen çilelere örnek teşkil etmesi açısından, son sohbet programında Hocaefendi’nin anlattıklarını özetle aktarmakta yarar görüyorum:</p>
<p><b>Bütün Bir Ömrü İlme ve Tedrise Adayabilmek</b></p>
<p>Savaş Hoca’nın kısa hayat hikâyesini -yer kısıtı nedeniyle- Altınoluk dergisinin kendisiyle 1995 yılında yapmış olduğu röportaja (<b>1</b>) ve TRT Diyanet Tv’de yayımlanan “Köklerin Hikâyesi” programının 13. bölümüne (<b>2</b>) havale ederek burada son programda hocamızın vurguladığı bazı hususları özetle aktarmayı tercih ediyorum:</p>
<p>“Defalarca denedikten sonra kaçak yollardan Suriye’ye girebildik… Lise kısmına geçeceğim sırada apandisitten rahatsız olmuştum. Dersin hocasına söyledim, ‘dersten kaçmak için böyle yapıyorsun’ diyerek izin vermeyi reddetti, bir aspirin vermekle yetindi. Acıdan kıvranıyordum. Ben mi çağırdım seni, çık dışarı!” diyerek medresenin kapısına koydu beni. Ağlıyordum. Bir başka hocam okula girerken beni gördü. Beni yanına alıp müdüre çıktı. “Bize güvenip insanlar çocuğunu okula gönderiyor. Bu çocuğu almıyorsanız ben de derse gelmiyorum artık!” deyince tekrar aldılar…</p>
<p>Şam’da Osmanlı Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne ve Hukuk Mektebi mezunu bir doktor ikinci kez apandisit ameliyatımı yapmıştı. Sağ tarafımda apse oluşmuştu. Hamidiye kışlasının tamamlayıcı bir kısmı olan hastanede 58 gün kaldım. Bazı ırkçı çalışanlar (yatak işgal etmeyeyim diye) beni erkenden çıkarmak istiyorlardı… “Ziyaretçim yok, garip öleceğiz, anamız babamız duyunca perişan olacak!” diye kuruntular yaparak yorganın altında ağlıyordum.</p>
<p>AÜDTCF.’nden bir doçent arkadaş ziyaretime geldi. Hâlimi hatırımı sordu. “Şevket ağbi, bana biraz can eriği getirebilir misin?” dedim. Tamam deyip çıktı. Meğer onun da parası yokmuş. Gidip odasından İbn-i Akil kitabını almış, Emeviye Camii girişinde onu satıp bir kese kâğıdı erik getirmiş bana. Ama onu da yiyememiştim. Çünkü doktor yasaklamıştı… Tanımadığım bir kadın hastane bahçesinden topladığı bir demet çiçeği getirip moralimi yükseltmişti. “Burayı sizin ecdadınız yaptı, kendinizi garip hissetmeyin.” demişti.</p>
<p>Şam’da Mustafa Zerka, Mustafa Sıbai, Fethi Dureydi ve el-Bûti gibi hocalardan ders aldık… 14 sene evime hiç gelmedim. Fakülteyi bitirdikten sonra pedagoji ihtisası yaptım. Kızlı erkekli yüzlerce öğrenci arasından seçilen 80 kişi arasına girdik hamdolsun… Suriye’de Hanefi fıkhını en iyi bilen Abdulvehhab el-Hafız’dan sabah namazının akabinde evinde özel ders alırdık. Tek bir söz almıştı bizden: “Siz de erinmeden talep eden herkese ders vereceksiniz.” Allah rahmet eylesin. İlahiyat Fakültesi’nden sonra ikamet alabilmek ve Suriye’de kalmaya devam edebilmek için Eğitim Fakültesi’ni de okudum. Bu arada çok sayıda öğrenci okuttum.</p>
<p>Valide ve pederin yaşlandığını haber aldık. Yine kaçak yollardan Halep’ten gelmek için yola çıktık. Bir yerde nehirden geçmemiz gerekiyor, bot yok. Jandarma sesimizi duyup gelmeden geçelim diye suya girdik, yüzme de bilmiyorum. Sudan salimen çıktık, ama pamuk tarlalarında koşarken kazıklar ayağımızı parçaladı. Konya’ya geldim ki anamın bir gözü görmez olmuş…</p>
<p>Suriye ile kültür anlaşması olmadığından iki fakülte diplomamız geçersiz sayılmıştı. Bu arada, askere celp çağrılarına cevap vermediğimiz gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlığımız sonlandırılmıştı… Suriye’de 1964-70 yılları arasında dünya vatandaşı (vatansız) olarak yaşadık…”</p>
<p><b>Tahsil Edilen İlmi Tedris de Edebilmek </b></p>
<p>“Nihayet yeniden Türkiye’ye dönerek Konya İHL’nde öğretmenlik yapmaya başladım. Daha sonra yedek subay olarak hudutta, Saroz körfezinde yaptım askerliği. Dönüşte Afyon Bolvadin’de meslek dersleri öğretmeni olarak çalışmaya başladım. Sonra baskılar sonucu müdür oldum. İdareciliği sevmediğim için bir an önce kurtulmak istedim.</p>
<p>1975’te Bolvadin’de bir fabrikanın temel atma törenine birçok bakanla birlikte Başbakan Yardımcısı da gelecek oldu. Kaymakam cuma vaazını benim vermemi rica etti. Heyet bir hayli gecikmişti, benim vaazı uzatmamı istiyorlardı. Ben de “Burası camidir, bakan, başbakan diye kimseye imtiyaz tanınmaz!” deyince gazeteler, “Vaiz başbakan yardımcısına meydan okudu!” diye haber yaptılar. Vaazda anlattığımız konu, minare ile fabrika bacası bir ülkenin kalkınması için gerekli olduğu mealindeydi.</p>
<p>1968 yılında Tayyar Altıkulaç Bağdat’tan dönerken Suriye’ye uğradığında bir dersimi dinleyip çok memnun kalmıştı. Onun talebiyle Millî Eğitim Bakanlığı’ndan ayrılıp 1976’da Haseki Eğitim Merkezi’ne iltihak ettim. Mustafa Alkan Hoca ve diğer hocalarla birlikte orada göreve başladık. Başlangıçta Eğitim dili Arapça idi, Türkçe konuşmak yasaktı… 46 yıldır oradayım. Öğrencilerimle iftihar ediyorum…”</p>
<p><b>İlmin İtibarını ve Muallimin Vakarını Muhafaza Edebilmek</b></p>
<p>Ara sıra Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendisine Hac esnasında Arafat Vakfesi duasını yaptırma, uluslararası bazı toplantılara temsil yetkisiyle katılma gibi görevler de tevdi ettiği Mehmet Savaş Hocaefendi, -programda gösterilen sinevizyonda konuşan talebelerinin de şahitlik ettiği üzere- ilim ve kitap aşığı, kitapları, şerhlerini, baskılarını çok iyi bilen, fıkhı derinden kavramış ve fıkıh eğitimine derinlik kazandırmış bir hocaefendidir.</p>
<p>Prof.Dr. Âdem Esen’in ifadesiyle; “Mehmet Savaş Hocaefendi, ilmini hiçbir olumsuz bir hususa alet etmeyen, her zaman ilmin vakarına uygun davranan, istikametini koruyan, siyasilerle, mal mülk sahipleriyle mesafeli tutumunda ölçüyü iyi koruyan bir insandır. Onun için insanlar ona karşı saygısını muhafaza eder.”</p>
<p>Kendisinden daha kıdemli hocaefendilerin de zaman zaman derslerine iştirak ettiğini hatırlatan Savaş Hocaefendi şu hatıralarını paylaştı:</p>
<p>“Haseki’ye geldiğimde 38 yaşında genç bir insandım. İstanbul Müftüsü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı zaman zaman derslerime katılıp beni teşvik ederdi. Edip ve büyük bir şeyh olan bu zatın dışında Gönenli Mehmet Efendi ile Abdurrahman Gürses Hocaefendiler de ellerinde Hidaye kitabı derslerime gelir, blok hâlinde işlediğim derslerimi sonuna kadar takip ederlerdi.</p>
<p>Sınıftan çıkarken Güzelyazıcı Hocaefendi, “Hocam buyur, bizi yaşlı deyip öne sürme, buranın hocası sensin.” derdi. Bir gün derste elini kaldırarak şöyle demişti: “Çocuklar, ‘biz dinî eğitimi yok ettik’ demişlerdi. Oysa “<i>el-ba’su ba’del-mevt</i>; ölümden sonra diriliş” haktır. İşte siz bu dinî eğitimin dirilişinin en güzel göstergesisiniz!”</p>
<p>İslam Bankası Guvernörler Toplantısı için İstanbul’a gelmiş olan Cezayir Merkez Bankası Müdürü ziyaretimize gelip ne okuttuğumu sormuştu. Fıkıh ve Usul-i Fıkıh deyince; “Ben fıkhı çok severim, İtalya’da maliye okudum, Sorbon’da doktora yaptım, müsaade eder misiniz, dersinize misafir olabilir miyiz?” dedi. Ben de memnuniyetle, dedim. Ben dersimi takrir ederken Cezayirli mendilini çıkarıp gözlerini siliyordu ara ara. Dersimi bitirince kendisini kürsüye davet ettim. Hıçkırıktan konuşamadı. Sadece şunu söyleyebildi: “İslam’a 800 yıl bayraktarlık yapan bir millete de bu yakışırdı!” İstanbul’u nasıl bulduklarını sorduğumda ise şu cevabı vermişti: “İstanbul’da en çok hoşuma giden, tepelerde gök kubbeyi kucaklayan ve ben kıyamete kadar buradayım diyen camiler oldu.”</p>
<p>Bir ara Ezher Şeyhi de ziyaretimize gelmişti ve “Andolsun, biz de Ezher’de fıkhı bu şekilde okutuyoruz.” demişti. Merhum Ramazan el-Bûti’nin de; “Fıkıh nasıl okutulur, gidin Haseki’de görün.” dediğini duymuştum.”</p>
<p>Savaş Hocamızın bu son programda anlatmadığı bir ziyaretçisini de ben kısaca sizlere aktarmak isterim. Haseki Külliyesi’nde ders esnasında o zamanki müdür kapıyı çalmış. Arkasında esmer ince yapılı bir misafir. Aklından yolda kalmış bir garip yardım talebiyle uğramış olabilir diye geçirmiş. Müdür bey “Amerika’dan Prof. Fazlurrahman” deyince Savaş Hoca biraz telaşlanmış. Çünkü Hidaye’den o gün köle bahsine ilişkin bir pasaj okuyorlarmış. Fazlurrahman’ı da reformist olarak duymuşluğu var… “Bu adam bizi topa tutar, bu çağda siz hâlâ köle bahisleri mi okuyorsunuz?” diye bizi kınar diye düşünmüş. Acaba başka bir konuya atlasam daha mı iyi olur diye de düşünmüş kendi kendine. Ama bu sefer de öğrencilerden birisi “Hocam, köle bahsini okuyorduk, niye bu konuya atladınız?” derse iş daha da karışır diye bu düşüncesinden vaz geçmiş. En arka sıraya geçip uslu bir talebe gibi dersi izleyen Fazlurrahman dersin sonunda söz alıp demiş ki:</p>
<p>“Ben İstanbul’a geldiğime, bu kurumu ziyaret ettiğime, bu derse iştirak ettiğime ne kadar memnun oldum, bilemezsiniz. Amerika’ya gider gitmez basın toplantısı düzenleyerek şu mesajı vereceğim: “Ey Amerika’nın iş adamları! İşçilerinize İslam fıkhının köle hukukunu uygulayın, fazlası gerekmez!” Zira, yediğinden yedireceksin, giydiğinden giydireceksin, sövemezsin, dövemezsin, akraba olanları ayıramazsın. Bu düzeyde işçi hakkı dünyanın neresinde var?”</p>
<p><b>“Hocaların Hocası” Unvanına Layık Olmak</b></p>
<p>Fıkıh, tefsir ve feraiz gibi İslami ilimler sahasında dünyaca tanınmış otoritelerinden biri olan Mehmet Savaş Hoca için ilk onur gecesi 24 Eylül 2011 tarihinde Pendik Yunus Emre Kültür Merkezi’nde düzenlenmişti. Dostları ve talebeleri yanında ilim camiasından önemli simaları da bir araya getiren gecede ‘Çağdaş Literatüre Mütevazı Bir Katkı’ konulu bir de panel gerçekleştirilmişti.</p>
<p>Programda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez; Türkiye’de fetret dönemi yıllarında Mehmet Savaş, Halil Gönenç gibi hocaların canhıraç bir çabayla ilmi ayağa kaldırmaya çalıştıklarını anlatmıştı. O dönemlerde Fıkıh, Hadis gibi ilimlerin kürsülerinin dahi olmadığını kaydeden Görmez; “Bu gibi İslami ilimlerin kürsülerinin adına ne yazık ki ‘Arkaik İlimler Kürsüsü’ adı konmuştu. Çok şükür ki Mehmet Savaş gibi hocalarla bu yılları geride bıraktık.” demişti.</p>
<p>Savaş Hoca’nın engin ilmine ve üstün düzeydeki Arapçasına da dikkat çeken Görmez; “Yıllarca müftüler, vaizler ve akademisyenler yetiştiren Savaş Hoca, engin ilminin zekâtını müderrisliğiyle ödemiştir. Kendisine uzun ömürler diliyorum.” diyerek konuşmasını tamamlamıştı.</p>
<p>Diyanet İşleri Eski Başkanı ve Haseki Eğitim Merkezi kurucularından Dr. Tayyar Altıkulaç, İstanbul Milletvekili Erol Kaya, İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, Pendik Belediye Başkanı Kenan Şahin, il ve ilçe müftüleri ile çok sayıda akademisyen ve vaiz de katıldığı programda Mehmet Savaş Hoca’nın kısa hayat hikâyesini anlatan video sunumunun ardından, başta Dr. Tayyar Altıkulaç olmak üzere Savaş Hoca’nın dostları ve akademisyen talebeleri, kendisiyle yaşamış oldukları anılarını programa katılanlarla paylaşmıştı.</p>
<p>Mehmet Savaş Hoca’nın Henüz 1950’li yıllarda 16 yaşında iken ilim tahsil etmek amacıyla diyar-ı gurbete çıktığını belirten akademisyen talebeleri, 17 yıl boyunca Şam’da illim tahsil eden Savaş Hoca’nın hem akademik hem de klasik tarzda ilim tahsil ettiğini kaydettiler. Şam’da dersleri haricinde ünlü âlimlerin kapılarını aşındırarak özel dersler alan Savaş Hoca, 14 yıl boyunca Şam’da din görevlisi olarak da görev yaptı. Program sonunda Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez tarafından kendisine üstün hizmet plaketi takdim edilen Mehmet Savaş Hoca; “Ölene kadar ilim öğrenmeye ve öğretmeye devam edeceğim.” vadinde bulunmuştu.” (<b>3</b>).</p>
<p>Bu vadine sadık kaldığına şahit olduğumuz muhterem Mehmet Savaş Hocaefendi hâlen tedrisata devam etmektedir (Örnek bir ders için bakınız: <b>4</b> nolu kaynak). Hukuk alanında akademik faaliyetler yürüten oğlu Abdurrahman Savaş ile program çıkışında selamlaşınca, muhterem hoca babasının hatıratını yazdıkları, tashih ve redaksiyon çalışmalarının ardından baskıya verecekleri müjdesini verdi. Bir ilim adamının meşakkatli ilim yolculuğuna ilişkin kıymetli bilgilerin yer aldığı bu hatıratı sabırla bekleyeceğiz.</p>
<p>Allah (c) Mehmet Savaş Hocamıza sağlıklı uzun ömürler ihsan eylesin. Öğrencilerini de onun derin ilminden ve örnek şahsiyetinden müstefid olmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><b>Kaynaklar</b>:</p>
<ul>
<li><b>Mehmet Savaş Hoca ile Röportaj</b>: &#8220;İslam İlimle Başlar Takva İle Biter&#8221;,</li>
</ul>
<p>Altınoluk dergisi, İstanbul, Ocak 1995, Sayı: 107, s.10. http://dergi.altinoluk.com/index.php?sayfa=yillar&amp;MakaleNo=d107s010m1</p>
<ul>
<li>TRT Diyanet Tv, <b>Köklerin Hikâyesi: Mehmet Savaş Hocaefendi</b>, 13. Bölüm, Nüans Ajans 2015. https://www.youtube.com/watch?v=7FhUbMVXGWY&amp;feature=youtu.be</li>
<li><b>Mehmet Savaş Onur Gecesi</b>, http://www.haber7.com/kulturel-etkinlikler/haber/788227-mehmet-savas-hocayi-gormez-onurlandirdi, 24 Eylül 2011.</li>
<li>Mehmet Savaş, <b>Usûl-i Fıkıh Dersi</b> 1/10 (Mukaddime-1),</li>
</ul>
<p>https://www.youtube.com/watch?v=cczw7n0z54k, 2 Şubat 2016.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mehmet-savas-hocadan-ilmin-vakarini-ogrenmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİMDE MÜFREDAT, UYGULAMA VE YAPILANMA  SORUNLARINI ÇÖZEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Mar 2017 09:27:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[4+4+4]]></category>
		<category><![CDATA[Batılı]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[Değerler Eğitimi ve Eğitimde İdeoloji Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim ve Yabancılaşma]]></category>
		<category><![CDATA[en büyük hata]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[ezbere dayalı]]></category>
		<category><![CDATA[faydacı]]></category>
		<category><![CDATA[Karma eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Küreselleşme Sürecinde Eğitim Sorunlarının Felsefi Boyutu]]></category>
		<category><![CDATA[lise]]></category>
		<category><![CDATA[Maarif Vekâleti]]></category>
		<category><![CDATA[meslek liseleri]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[Tevhid-i Tedrisat Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk eğitim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi Tebliğler Kitabı]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türkiye Yayınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=474</guid>

					<description><![CDATA[Ethem Paksoy Hocamın Şubat 2017’de Yeni Türkiye Yayınları tarafından basılan “Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları” isimli eserinin, bir taraftan müfredat çalışmalarının iyileştirilmesi için tüm şahıs, kurum ve kuruluşlardan katkıların toplandığı diğer taraftan kapsamlı bir anayasa değişikliğiyle güçlü büyük Türkiye için gerekli gördüğüm daha fonksiyonel bir anayasal yapının halkın onayına sunulacağı bir dönemde yayımlanmış olmasından büyük [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ethem Paksoy</strong> Hocamın Şubat 2017’de Yeni Türkiye Yayınları tarafından basılan “<strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>” isimli eserinin, bir taraftan müfredat çalışmalarının iyileştirilmesi için tüm şahıs, kurum ve kuruluşlardan katkıların toplandığı diğer taraftan kapsamlı bir anayasa değişikliğiyle güçlü büyük Türkiye için gerekli gördüğüm daha fonksiyonel bir anayasal yapının halkın onayına sunulacağı bir dönemde yayımlanmış olmasından büyük memnuniyet duydum.</p>
<p>Eserinde Türk eğitim sisteminin sorunlarını müfredat, uygulama ve yapılanma olmak üzere üç grupta ele alan ve her gruptaki sorunları sistem açısından inceleyen Ethem Paksoy Hoca, sorunların tadadını gereksiz yere uzatmak yerine sorunun esasına değindikten sonra çözüm önerilerine yoğunlaşmakta, böylece <u>çözüm odaklı yapıcı bir eleştiri yöntemi benimsemektedir</u>. Eserden azami istifadenin temin edilmesine katkı sadedinde bazı pasajları özetle iktibas ederek eğitim kurumunun karar vericileri başta olmak üzere kamuoyunun dikkatine sunmakta yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İşe Yapılanmayla İlgili Sorunlardan Başlamak</strong></p>
<p>“Türk Milli Eğitiminin doksan yıllık tarihinde yapısıyla, müfredatıyla, işleyişiyle, ithal Batılı değerleriyle <u>toplumun tarihî, kültürel ve sosyal yapısıyla uyumsuz</u> olduğu; kurucu kadronun eğitimi ulus devlet ideolojisini kabul ettirecek şekilde tanzim ettiği; <u>ilkeler ve inkılaplar değişime kapalı olduğu için</u> sağlam bir sistem oluşturamadığı görülmektedir. Müfredat, uygulama ve yapılanmayla ilgili birbirine geçmiş eski ve yeni onlarca sorunu sayılan bu sebepler doğurmuştur.</p>
<p>Türk eğitim sisteminin başlangıç tarihi olan <strong>Tevhid-i Tedrisat Kanunu</strong><a href="#_ftn1" name="_ftnref1">*</a> bütün okulları Milli Eğitim Bakanlığı çatısı altında toplamış ve bütün yetkileri Bakanlığa vermiştir. Bu kanunla Osmanlı eğitim sisteminin bütün kurum ve kuruluşları lağvedilip Batı eğitim sistemi bütün değerleri ile kopyalanmış, böylece Türk eğitim sisteminin sahip olması gereken tarihî çizgisi ve millilik yönü yok edilmiştir. Hâlbuki bir kurumun tarihî çizgisi o kurumun tecrübesini ve oturmuşluğunu gösterir (Paksoy, s.21).</p>
<p>Osmanlı eğitimindeki <u>gönüllük esası</u> yerini merkezî yönetimde <u>dayatma</u>lara bırakmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile devlet, “baba” rolüne soyunarak her şeyi üstlenmiş, halkı devre dışı bırakmış ve son zamanlara kadar halkın katkısını göz ardı etmiştir. Bu yapılanmayla eğitim; <u>yönetimi zor, yapısı hantal</u> bir niteliğe bürünmüştür. Hâlâ yürürlükte olan <u>Tevhid-i Tedrisat Kanunu</u> Türk eğitim sistemine bir yük olduğu hâlde kurucu kadronun eseri olduğundan dolayı kimsenin değiştiremeyeceği bir <u>dogma hâline gelmiş ve değişimin önünü tıkamıştır</u>. Çünkü eğitim kurumunun yönetim tarzı ve yapısı bu kanun üzerine tanzim edilmiştir.” (s.22).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müfredatla İlgili Sorunları Çözebilmek</strong></p>
<p>“Türk eğitim sistemi demokratik bir anlayışla <u>herkesi farklılıklarında serbest bırakarak toplumun ortak değerleri üzerine oturmak</u> yerine amacına ulus devlet modelini koyarak <u>müfredatı</u> da bu <u>ideoloji üzerine oturtmuştur</u>. Bu amaca ulaşmak için herkesin tek etnik kökeni, tek dili, Batı’dan ithal tek hayat tarzı olmasını varsaymıştır. Müfredatta dil, tarih, din ve hattâ bilim bile bu anlayışa göre şekillendirilmiştir. Müfredatın bu sorunu, bütün sorunların doğduğu veya etkilendiği <u>anaç bir sorun</u>dur. Çocuk taşıdığı kimlikte, konuştuğu dilde, öğrendiği tarihte, yaşadığı hayat tarzında hep bu sorunla karşılaşmaktadır. Çağdışı anlayış üzerine oturtulan bu <u>müfredat milletin onayı olmadan dayatılmış</u>, cumhuriyetin ulusal değerleri ile <u>dokunulmazlık zırhına büründürülmüştür (s.23)</u>.</p>
<p>Müfredatın en büyük sorunu <u>kendi toplumsal değerlerimize</u> <strong>yabancı</strong> ve Batılı değerlerle örtüşüyor olmasıdır. <u>Gönüllü sömürgecilik</u>le Batı’dan kopyalanarak alınan bu müfredat yeni bir Batılı toplum doğurmak için konmuştur. Eğitime konulan bu amaç, eğitime teslim ettiğimiz çocuğun irademiz dışında nasıl bir kalıba dökülmek istendiğini ortaya koymaktadır <u>(s.24)</u>.</p>
<p>Müfredatın diğer önemli bir sorunu ise sunulan <u>bilgilerin amaca göre ideolojik ayar verilerek gerçeklikten uzaklaştırılması</u>dır. Çocuklara nasıl, niçin, ne zaman kullanacağı bilinmeyen bir yığın ham bilgiler sorgulanmadan ezberletilmektedir. Bunların çoğu çocuğun hayatında hiç karşılaşmayacağı şeylerin bilgisi olduğu için unutulup gitmektedir. Bu müfredat bilginin bilincine varmadan hafızaya yüklenerek <u>öğrenciye işkence etmektedir</u>. Bilgi konusunda <strong>faydacı</strong> değiliz. Mesela, <u>ana dilimizi doğru dürüst öğretemiyoruz</u> ama neredeyse ana dil kadar müfredatta yer verdiğimiz bir yabancı dili öğretmek için büyük çaba sarf ediyoruz.</p>
<p>Her anne ve babanın, çocuğunun kendi gibi olmasını istemesi en tabii hakkıdır. <u>Din, dil, kimlik ve kültür</u>le ilgili bilgilerin çocuğun ailesinin isteği doğrultusunda öğretilmesi gerekir. Türk eğitim sisteminde devlet dini, dili, tarihi, kimliği çocuğa işine geldiği şekilde öğreterek <u>aile ile çatışma içine girmekte</u>dir.” (s.25).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uygulama Sorunlarını Taraf Tutmadan ve Adaletle Çözüme Kavuşturmak</strong></p>
<p>“Milli Eğitim’de sistemin işleyişi ile ilgili de sorunlar yaşanmaktadır. Sistem homojen toplum oluşturmanın gayretiyle din ve dinî kurumlarla bir türlü barışık olmamıştır. Bu sistemde din eğitimi üzerine çok zikzaklar çizilmiş ve <u>din siyasetin malzemesi hâline getirilmiştir</u>. Laikliğin beşiği kabul edilen Batı ülkelerindeki bütün eğitim yuvalarında ibadet yeri olduğu hâlde bizim ülkemizde son birkaç yıla kadar mescit açmak yasaklanmıştır. Okullarda uygulanan disiplin ve işleyiş tarzı sanki bir askerî karargâhı andırmaktadır. Merkezî sınavlar dershaneleri doğurmuştur. Dershaneler de okulları etkisizleştirmiştir. Rehberlik ve yönlendirme, merkezî sınav puanlarına teslim edilmiştir. Bu yüzden bilimsel bir rehberlik hizmeti verilememektedir. <u>Toplumun hassasiyetlerine dikkat etmek yerine onları törpüleyerek yok etme metodu</u> güdülmüştür (s.27).</p>
<p>Sistemimizin en önemli bir sorunu da eğitimde <u>yeni uygulamaların bir alt yapı oluşturulmadan <strong>alelacele</strong> yürürlüğe konması</u>dır. Mesela sekiz yıllık <u>kesintisiz eğitim</u>in alt yapısı olmadan acil koduyla uygulanması eğitimde birçok sıkıntıları beraberinde getirmiştir. Hâlbuki eğitimde bir şey yapılmadan önce ölçülüp biçilip pilot bölgede uygulanıp alt yapısı hazırlandıktan sonra ülke genelinde uygulamaya konmalıdır. Zira eğitim kurumu ideolojik yaklaşımı ve oldubittiyi hiçbir zaman kabul etmez, geri teper, pedagoji kanunlarının uygulanmasını ister.</p>
<p>Devlet nezdinde <u>her vatandaş eşit hakka sahipse</u> devletin her kurumda olduğu gibi eğitimde de adaletli davranması gerekir. Yıllarca <u>tek dil ve tek kimlik dayatması</u> ideolojik yanlı davranışın kötü bir örneğidir. Devlete yakışan uygulamada <strong>objektif</strong>, davranışta <strong>adaletli</strong> olmak ve hiç kimsenin hakkını gasp etmemektir.</p>
<p>Mevcut eğitim sistemimiz <u>bilimsel uygulamadan yoksundur</u>. Bilimsel bir yönlendirme olmadığından ve adaletsiz kat sayı uygulamasından dolayı meslek liselerindeki öğrenci oranı %30, diğer liseler ise %70’tir. Bu sorun toplumda <strong>işsizler ordusu</strong>nu üretmektedir. Hâlbuki gelişmiş dünya ülkelerinde bunun tam tersi oranda bir uygulama görülmektedir (s.274).</p>
<p><strong>Karma eğitim</strong> uygulaması Türk eğitim sisteminin <strong>en büyük hata</strong>sıdır. Kadının ve erkeğin üst kimliği “insan” olmaktır. Ama yaratılışta kadınla erkeğin farkı vardır. Bu fark sosyal hayatta da kendisini göstermektedir. Her türlü ideolojiden uzak ve bilimsel bir yaklaşım karma eğitimden vazgeçmeyi gerektirir. Bu, kız çocuklarımıza da erkek çocuklarımıza da yapacağımız en büyük iyiliktir (s.29).</p>
<p>Aynı derslikte yedi sekiz saat ders gören öğrenci bıkmakta ve bu bıkkınlığını sınıftan ve içindeki demirbaş eşyadan çıkarmaktadır. Bu durum öğretmenin derse daha hazırlıklı gelmesini engellemektedir. Hâlbuki <strong>dersliği öğretmene versek</strong>, öğretmen dersliği branşına göre düzenlese birçok sorunu ortadan kaldırmış oluruz (s.28).</p>
<p>Türk eğitim sisteminin tüm <strong>eğitim kademelerinde</strong> sorunlar yaşanmaktadır. Her kademede yer alan program/programlar eğitim bilimleri bakımından o kademeyle örtüşmemekte veya yetersiz kalmaktadır. Öğretim <u>bir bütün</u> olarak ele alınmak suretiyle programlar yapılmalıdır. Çünkü gereksiz tekrarlar öğrenciyi bıktırmakta ve <u>yaratıcılığını öldürmektedir (s.30)</u>.</p>
<p>Son on beş senede eğitimimizde sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim ve 4+4+4 eğitim sistemi olmak üzere kademelendirmede iki defa değişiklik yapılmıştır. Bunlar birbiriyle örtüşen değil birbirini nakzeden iki kademelendirmedir. Eğitim biliminden uzak bu hızlı değişimler birçok sorunu beraberinde getirmiştir (s.438).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğrenciyi Özgür ve Özgün Bir Birey Olarak İnşa Edebilmek </strong></p>
<p>“Eğitimimizin müfredatla, uygulamayla ve yapılandırmayla ilgili sorunları çözülmedikçe bu milletin çocukları da sorunlu yetişmeye devam edecektir. Çocuk ne kadar zeki olursa olsun mevcut eğitim sistemi bilim adamı, düşünür ve sanatçı yetiştirmez. Mevcut eğitim sisteminin ekonomiye ve kalkınmaya katkısı da olmaz (s.384).</p>
<p>Bizi yetiştiren, ismimize doktor, mühendis, mimar vb. unvanları katan bu eğitim sistemimizin sorunlarla boğuştuğunu hepimiz görüyoruz. “Günümüzde eğitim; <u>ideolojik tek tipleştirme</u>ye alet olma, bireye <u>aşırı ve amaçsız bilgi yükleme</u>, <u>değerler öğretimini gerçekleştirememe</u>, <u>piyasanın hegemonyası altına girme</u> gibi büyük sorunlarla karşı karşıyadır.” (Evkuran, 2009:479).</p>
<p>Günümüzde bilgi öğrenmekte geçmişten çok daha fazla imkânlara sahip olduğumuz hâlde öğrencilerimizde büyük bir bilgi boşluğu bulunmaktadır. Üniversite imtihanına giren öğrencilerden binlercesi sıfır almakta, lise mezunu öğrencilerimizin pek çoğu ana dilini bilmemekte; okuduğunu anlamaktan, duygu ve düşüncelerini yazıya dökmekten aciz kalmaktadır. Çocuklarımız sınavlardan fırsat bulamadığı için okuma ve yazma zevkinden mahrum yetişmektedirler (s.384). Matematiği iyi bilmediği için soyut düşünmekten yoksundurlar. Çocuklarımızın ekseriyeti hiçbir özelliğe sahip olmadan liseden mezun olmaktadır. Bağımsız düşünebilen eleştirel bir kafa yapısına sahip değildirler.</p>
<p>İlköğretimden ortaöğretime, ortaöğretimden üniversiteye geçmek için konulan testli sınavlarda başarı <strong>ezbere dayalı</strong>, basmakalıp bilgilerle elde edilmekte ve sınavdan sonra da unutulmaktadır. Okullarımızda inceleme, gözlem ve deneye dayalı bilgi öğretilmemektedir. Eğitimimiz bilgi öğretme metodolojisine sahip olmadığı için öğretimde <u>çocuk özne değil nesne kabul edilmektedir</u>. Sınav odaklı eğitim sisteminde çocuklar sınav parkurunda yarış atı gibi koşturulmaktadırlar. Bu yüzden bilginin bilincine varamamaktadırlar. Bilincin bilgisini ise hiç bilmemektedirler. Mevcut bilgi öğretme metoduyla öğrenci dersten nefret etmektedir.</p>
<p>Fıtratımız gereği hepimiz özgürlüğü severiz, inancımızda, yaşantımızda, düşüncemizde, giyim kuşamımızda özgür olmayı isteriz. Kendisi için özgürlük isteyen bir kimse başkasının özgürlüğüne de saygı göstermelidir. Toplumsal huzur için insanlar birbirlerinin farklılıklarını kabul etmek zorundadırlar (s.385).</p>
<p>Okulun istediği gibi inanacak, düşünecek ve tek tip giyineceksin, her gün sabah ant içeceksin ve binaya sırayla gireceksin! Sanki okul bir eğitim kurumu değil bir kışla! Böyle bir eğitim anlayışından özgürlük doğar mı? <strong>Eşitlik</strong> herkesi aynı inançta, aynı yaşantıda, aynı düşüncede, aynı kıyafette birleştirerek mi sağlanır? Farklılıklar özgürlük ister. Özgürlüğün olduğu yerde ise yönetim zordur (s.386).</p>
<p>Zorunlu eğitime tabi tutulan bir çocuk devletin istediği özelliklerde yetişmek için dayatılan bir programla okulda tutulmaktadır. Çocuk okutulan müfredatta kendini bulmuyorsa, onun öznesi değil de nesnesi oluyorsa, bir ideoloji dayatılıyorsa o zaman öğrenci o okulu nasıl sevsin? O zaman öğretmenin derse gelmemesini nimet, tatili de hürriyet bilir. Okul binaları ders odaklı planlandıkları için günümüz çocuğunun hayatını kuşatıcı değildir. Çocuk aile yuvası kadar okulunu sıcak bulmalıdır (Yapıcı, 2004).</p>
<p>Özgür bir ortamda yetişmiş insanla ideolojik ve baskıcı bir eğitimle yetişmiş insan arasındaki farkı görmek lazım. Özgür insan bağımsız düşünür, kimsenin ideolojisine hizmet etmez. Baskıcı eğitimden geçmiş insanlar hem bedenen hem de zihnen emre amadedirler, düşünmezler, düşünceleri aktarırlar; icat etmezler, icat edilenleri kullanırlar. Çünkü ideolojik eğitimler özgür insan yetiştirmezler…” (Paksoy, s.386).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li><strong>PAKSOY, Ethem. (2017). TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNİN TEMEL SORUNLARI. Yeni Türkiye Yayınları, 488 s. </strong></li>
<li>YAPICI, Mehmet. (2004). “<strong>Eğitim ve Yabancılaşma</strong>”. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi (https://www.j-humansciences.com/ojs/index.php/IJHS/article/view/98/97).</li>
<li>EVKURAN, Mehmet. (2009). “<strong>Değerler Eğitimi ve Eğitimde İdeoloji Sorunu”</strong>. Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi Tebliğler Kitabı içinde, s.479-488, Eğitim-Birsen Yayınları: 44.</li>
<li>Uluslararası Eğitim Felsefesi Kongresi. (2009). <strong>Küreselleşme Sürecinde Eğitim Sorunlarının Felsefi Boyutu</strong>, Başkent Öğretmen Evi, 6-8 Mart 2009, Ankara: Eğitim-Birsen Yayınları: 44, 770 s. (http://www.egitimbirsen.org.tr/ebs_files/files/yayinlarimiz/231-egitimbirsen.org.tr-231.pdf).</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">*</a> TBMM tarafından 3 Mart 1924 tarih ve 430 Kanun Numarası ile kabul edilmiş olan Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası) gereğince ülkedeki bütün eğitim kurumları Maarif Vekâleti&#8217;ne (Millî Eğitim Bakanlığı) bağlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/egitimde-mufredat-uygulama-yapilanma-sorunlarini-cozebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ZAAFLARINI DOĞRU TEŞHİS EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Mar 2017 09:17:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[beyin gücü]]></category>
		<category><![CDATA[Develi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Ethem Paksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Güçlü Bir Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-Hatip Lisesi]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Talim ve Terbiye Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[ulus devlet]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Türkiye Yayınları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=470</guid>

					<description><![CDATA[Yetmişli yılların sonunda Kayseri’nin Develi ilçesinde İmam-Hatip Lisesi’nde kendisinden ders almaktan şeref duyduğum muhterem hocam emekli eğitimci Ethem Paksoy’un “Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları” isimle kapsamlı eseri, müfredat çalışmalarının ülke sathında tartışmaya açıldığı ve önerilerin toplandığı bir zamanda yayımlanmış oldu. Mart 2015’te ilk nüshasını tashih ve redaksiyon için bana gönderdiği zaman bir yayınevini de haberdar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yetmişli yılların sonunda Kayseri’nin Develi ilçesinde İmam-Hatip Lisesi’nde kendisinden ders almaktan şeref duyduğum muhterem hocam emekli eğitimci <strong>Ethem Paksoy</strong>’un “<strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>” isimle kapsamlı eseri, müfredat çalışmalarının ülke sathında tartışmaya açıldığı ve önerilerin toplandığı bir zamanda yayımlanmış oldu. Mart 2015’te ilk nüshasını tashih ve redaksiyon için bana gönderdiği zaman bir yayınevini de haberdar etmiş, eseri tamamlanınca basma sözü de almıştık. Bir yılı aşkın bir süre bu yayınevinde bekledikten sonra nihayet Yeni Türkiye Yayınları (YTY) tarafından Şubat 2017’de İstanbul&#8217;da basılarak okuyucuyla buluştu. Ethem Hocam büyük çoğunluğu 2000 yılından sonra olmak üzere son elli yılda üretilmiş yüz elliyi aşkın bilimsel kaynağa dayanarak hazırladığı eserini, yarım asırlık gözlem ve tespitlerini de katarak yoğun bir mesaiyle milletimizin istifadesine sunmuştur. Talim ve Terbiye Kurulu üyeleri, eğitim yöneticileri ve eğitimcilerimiz başta olmak üzere eserin ehemmiyetine kamuoyunun dikkatini çekmek maksadıyla kitabın <strong>giriş</strong> kısmını özetle iktibas etmekte yarar görüyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim Kurumunda Kendi Değerlerimizi Bulabilmek</strong></p>
<p>“Yurdumuzun en ücra köşelerine kadar uzanan okullarıyla, yüz binlerce öğretmeniyle, milyonlarca öğrencisiyle Türkiye nüfusunun üçte birini teşkil etmekte olan Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde üyesi olmayan aile sayısı çok azdır. Bu kurumun faaliyetleri gibi sorunları da toplumun ekseriyetini ilgilendirmektedir. Haklı olarak toplumda bu kurum üzerine konuşulduğu kadar hiçbir kurum hakkında konuşulmamaktadır.</p>
<p>Eğitimin siyasetin, bilimin, sanatın, medyanın, yargının ve bütün bir toplumun gündemini bu kadar meşgul etmesinin sebebi kişilerin, ailelerin, cemaatlerin ve cemiyetlerin Milli Eğitim’in aynasında kendilerini görememeleridir. Eleştirilerin ortak noktası <u>hiç kimsenin din, dil, kültür ve sanat farklılıklarıyla bu kurumda kendini bulamıyor olması</u>dır. Milli Eğitim, toplumu ulus devlet kalıbına dökmek istiyor; toplum ise <u>farklılıklarıyla eğitimde varlığını sürdürmek</u> istiyor. Eğitim demokratik bir yapıya kavuşsa herkesi olduğu gibi kabul eder ve bulunduğu hâl üzerine eğitir. Milletimiz kendini bir aile gibi görür ve tasalarını, sevinçlerini kolayca paylaşır.</p>
<p>Millet olarak sahip olmanın sevincini paylaşacağımız dünya çapında bilim, fikir ve sanat adamımız yok. Bunun sebebini araştırdığımız zaman <u>aslan payının eğitimde olduğu</u>nu görmekteyiz. Bozuk bir fabrika gibi çalışan Türk eğitim sisteminin sorunlarının her biri, emanet ettiğimiz neslin beynini kelepçeleyerek <u>hür düşünmesini</u>; birer pranga gibi elini ayağını bağlayarak onların <u>becerilerini ortaya koymasını engellemiştir</u>.</p>
<p>Beyin göçü ile yurt dışına kaçırılan zeki ve kabiliyetli insanlarımız ABD ve Batı’ya hizmet etmektedirler. Eğitimimizi sorunlardan arındırırsak hem bu milletin bakir beyin gücünü verimli hale getiririz, hem de bu göçü tersine çevirmiş oluruz. Bunun ötesinde yaptığımız masrafları, harcadığımız emekleri boşa gitmekten; milyonlarca gencimizin ömrünü de zayi olmaktan kurtarmış oluruz. O zaman belki güneş doğudan yeniden doğar.</p>
<p>Bu millet en sıkıntılı anlarında bile ahlaki değerleri ile mutlu olmasını bilmiştir. Bu değerler hızla aşınmaya uğradığından ahlaki çöküntüye gidildiğini görüyoruz. Toplumda boşanmalar, suç oranları arttı. İnsanlar arasındaki güven ortadan kalktı. Bu olumsuzluğun en büyük suç ortağı da eğitimdir. <u>Eğitimle dayatılan ulus devlet değerleri toplumumuzu ayakta tutan sosyal değerlerin aşınmasının da sebebidir</u>. Toplumdaki geri kalmışlığın sebebini düşünen her insan, bunun temelinde eğitimin sorunlarını görür. Eğitim sistemimiz bu sorunlardan kurtulmadıkça toplumumuzdaki sıkıntıları ortadan kaldırmamız mümkün değildir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Toplumun En Büyük Kurumuna Bigâne Kalmamak</strong></p>
<p>“Türk eğitim sisteminin sorunlarının bir kısmı, sistem kurulurken dayandığı tartışılması yasak ilkeler ve devrimlerin uzun bir dönemden sonra dogmalaşmasından ve kimsenin onları değiştirmeye cesaret edememiş olmasından dolayı ortaya çıkmıştır. Günümüz eğitim bilimine ters olduğu halde bu sorunlar varlığını ısrarla korumaktadır. Bir kısım sorunlar da askeri müdahalelerin akabinde eğitimde yapılan değişikliklerden kaynaklanmaktadır. İktidar hırsıyla askeri vesayet altına giren siyasiler bu değişimleri yapmışlar ve suçun ortağı olmuşlardır.</p>
<p>Eğitim sisteminin sorunları onlarca yıldır biliniyor. Ancak sıra çözüme geldiği zaman herkesi memnun edecek demokratik ve bilimsel çözüm üretilmiyor. Ulus devletin bekası için sunulan ideolojik ve taraflı çözümler bir süre sonra yeni bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bunun için eğitimimiz yapboz tahtası haline gelmiştir. Akıl ve bilimin öncülüğünde yapılan değişim, eğitimi bir kademe yükseltir, eskiyen pörsüyen yerleri yeniler. Bizdeki değişimler ise <u>ulus-devlet değerlerinin dışına çıkan toplumu hizaya sokmak için</u> yapılmaktadır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kuşatıcı Bir Eğitim Sistemi Kurabilmek</strong></p>
<p>“Bu <u>milleti</u> sosyal ve ekonomik bakımından <u>ayağa kaldıracak yegâne kaynak beyin gücüdür</u>. Bir milletin beyin gücünü kullanmasının yolu ise eğitimden geçer. Eğitim sisteminde hiçbir inanç, hiçbir etnik köken, hiçbir kültür dışlanmamalıdır. Bilimle dini çatıştırmayan, tarihi çizgiyi parçalamayan, bu milletin bağrından çıkan bilim adamlarının buluşlarını da kitaplara koyan, dilimizin tarihi çizgisinde gelişmesi için ilkelerini tespit eden, birey, aile, devlet ve millet dörtlüsünün bağlarını dengeli bir şekilde kuran bir eğitim sistemi geliştirilmelidir.</p>
<p>Öğretilecek bilgi konusunda seçici davranan, beyne empoze edilen ezbere dayalı kuru bilgiden çok araştırma, inceleme ve gözleme dayanan bir öğretim metodu benimseyen, yeni araştırma ve inceleme kurumlarıyla gelişmenin önünü açan, dayatmalardan uzak, ideolojinin hegemonyasından kurtulmuş ve eğitim bilimlerinin yasalarına dayandırılan bir eğitim sistemi kurmak mecburiyetindeyiz.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eğitim ve Öğretimin Dönüştürücü Gücünü Hakkıyla Kavramak</strong></p>
<p>“Öğrenmek insan için bir amaç değil, eğitime götüren bir araçtır. Bilgi, öğrenildikten sonra, hayata aktarılınca eğitim olur. İnsan, öğrenme hakkı elinden alınırsa şartlanmayla eğitilen hayvanların seviyesine indirgenmiş olur. İnsanlar, hayvanlar gibi şartlanmayla eğitilme içgüdüsüne sahip olmadıkları için seviye daha da aşağıya düşmektedir. Ayrıca İnsanın öğrenme hakkını çeşitli ideolojik kalıplara dökerek kullandırmak da aynı olumsuz sonucun doğmasına yol açar.</p>
<p>Her insanın, eğitimi için bilgi öğrenecek kadar zekâsı ve kabiliyeti vardır. <strong>Eğitim</strong>, insanın öğrendiği bu <u>bilgiyle davranış biçimi geliştirme</u>sinin adıdır. Öğrendiği halde bilgisini davranışlarına yansıtmayan kimse eğitilmemiş olur. Kişisel gelişim bilgiyi hayata aktarmakla tamamlanır.</p>
<p>Öğrenim ve eğitim insanın soyut güçlerini kullanmasını sağlamaktadır. İnsanın en büyük gücü, soyut gücü olan beyin gücü, manevi gücüdür. İnsan beyin gücü sayesinde kendinden daha güçlü canlılara hâkim olmakta, hatta tabiata bile hâkim olabilmek için çabalamaktadır. Bu gücü en iyi kullanmanın yolu eğitimden geçer. İnsan eğitimle duygularını ve melekelerini kullanarak sanatı doğurmaktadır. İnsan, eğitim ve öğretimle bilimde, sanatta, kültürde önceki insanların birikiminden faydalanırken kendi birikimini de sonraki nesillere miras bırakmaktadır. Bu sayede oluşturduğu bilgi hazinesiyle insan dünyayı imar etmektedir. Bu bakımdan bilim, sanat ve kültürün gelişmesi eğitime bağlıdır. Nitekim her yeni buluş da eskilerin yanlışları da yeni nesle eğitimle aktarılmaktadır.</p>
<p>Sosyal bir varlık olan insan, öğretimle sanatta, bilimde ya da mesleğinde kendini ortaya koyar. Eğitilmiş insan farklı algılar, olayları farklı değerlendirir ve hayatının kalitesini artırır. İnsan eğitimle hayatını daha zevkli hale getirecek yeni ilgi alanları ortaya çıkarır. Eğitim insanın ufkunu açar, onu yeni sentez ve yorumlara götürür. Eğitimli insanın hayatı hiçbir zaman durağanlaşmaz, çünkü her zaman gelişim halindedir. Eğitimli insan hayatın inceliklerini görür, sezer, yaşama zevkini tadar ve buna göre sosyal çevrisini oluşturur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlam Bir Aile Terbiyesiyle Güçlü Bir Toplum İnşa Edebilmek</strong></p>
<p>“Çocuğun ilk eğitimi ailede başlar. Okuldaki eğitim çocuğun ailede gördüğü temel eğitim üzerine bina edilir. Çocuğun aileden aldığı temel eğitim onun hayatından kolay kolay silinmeyen bir karakter eğitimidir. Bu eğitimin kalitesi ise anne babanın eğitimli olmasına bağlıdır. Bu yüzden çocuklar için okul açtığımız gibi günümüz toplumunda büyüklerin tecrübelerinden yararlanma imkânını ortadan kaldıran çekirdek ailelerde yaşayan anne ve babalar için de okullar açmalıyız. Aksi takdirde çocuğun aile eğitimindeki yanlışlar okullarda alacağı eğitimi de olumsuz yönde etkiler. Huzurlu, ekonomik, sağlıklı, medeni bir aile olmanın yolu eğitimden geçtiği gibi sağlıklı bir nesil, medeni bir toplum, güçlü bir devlet olmanın yolu da eğitimli aileden geçer. Dolayısıyla eğitim, aile için en büyük bir güçtür. <u>Anne ve babalar çocuklarına</u> öncelikle büyük servetler bırakmak yerine büyük <u>değerler ve erdemler bırakmış olsalar</u> daha büyük iyilik etmiş olurlar.</p>
<p>Bir toplum her alanda güçlü olmak istiyorsa bütçesinden en büyük payı ayırarak demokratik ve bilimsel eğitim sistemine yönelmek zorundadır. Bir milletin en büyük gücü beyin gücüdür. Hangi toplum beyin gücünün farkına varıp onu eğitmişse her alanda ilerlemiştir. Bir milletin tarihindeki yükselme devirleri beyin gücünü eğittiği devirlerdir; gerileme devirleri de beyin gücünü âtıl bıraktığı devirlerdir.</p>
<p>Bir toplum bilgi toplumu olmadan ilerleyemez. Bilgi toplumu olmanın yolu ise hayat boyu öğrenmekten geçer. Milletler ilkellikten eğitimle kurtulmuş, yükselmişler veya zamanına göre yükselmişken eğitime önem vermediği için geri kalmış ve çökmüşlerdir. Bir devletin gelişmişliği eğitiminin gelişmişliği ile doğru orantılıdır.</p>
<p>İnsanın eğitimi, kendisi için olduğu kadar, içinde yaşadığı toplum, çevre hatta kullandığı eşya için de önemlidir. Hiçbir canlı insan kadar çevresini ihya ve imhada etkili değildir. Bütün dünya toplumlarında insanın kendisini, toplumunu, çevresini ihya edebilmesi için eğitime ihtiyacı vardır. Aksi takdirde bir gün gezegenimizde hayat son bulabilir.</p>
<p>İyi bir eğitim farklı kültürlere, farklı ilgilere, farklı inançlara sahip insanların bir araya gelmesini sağlar. Farklılıklar toplumda eğitimle zenginlik halini alır. Eğitimsiz toplumlarda farklılıklar huzursuzluğun, ayrılıkların, anarşi ve terörün sebebi olur. Medeniyet, farklılıkları zenginlik kabul eden toplumlardan çıkar. Bir toplumdaki siyasi istikrar ve sosyal dayanışma eğitimden geçer.</p>
<p>Geri kalmış toplumların kurtuluş yolu eğitime yaptıkları fedakârca harcamalardan geçer. Bu tutum, yaşayan neslin gelecek nesle bir sorumluluğu ve borcudur. Bu gerçeği bilen bir millet kalkınmak için birçok fanteziden vazgeçerek eğitime yatırım yapar. Belki on-on beş yıl sıkıntı çeker ama sonra bu yatırımlarının meyvelerini toplamaya başlar ve dünya toplumları içinde gelişmişlik seviyesini yükseltir.</p>
<p>İnsanın olduğu yerde sorunlar, sorunun olduğu yerde mutsuzluk da var olacaktır. Eğitim bu sorunları asgariye indirir, eğitimsizlik ise kronikleştirir. Günümüz süper güçleri en acımasız silahlar üreterek savaş peşinde koşacaklarına veya güçsüz toplumları silah ticaretiyle sömüreceklerine, kendi halklarını eğiterek israfsız, medeni bir şekilde yaşatsalardı toplumlarını daha mutlu ederlerdi. Savaşların dünyaya ektiği kin tohumları bir gün yeşerdiği zaman, devletler güçlü iken yaptıkları zulmün karşılığını rekabette geri kaldıklarında mutlaka göreceklerdir. Artık savaşla, kaba güçle, sömürüyle medeniyet olmaz. Medeniyetin yolu eğitimden geçer.”</p>
<p>Eğitim ferdin, firmaların ve toplumun geleceğine bir yatırımdır. Toplumun refah seviyesinin ve yaşam kalitesinin yükselmesinde eğitime yatırım etkin bir role sahiptir. Ekonomide büyüme, ulusal rekabet gücü ve verimlilik artışı ancak eğitimle sağlanmaktadır. Sosyal anlamda katılımcılık, adil gelir dağılımı, yoksulluğun giderilmesi, sosyal uyum ve çevrenin korunması gelişmiş eğitimin bir sonucudur.</p>
<p>Eğitimi gerçek mihverine oturtturduğumuz zaman evrende dünya, dünyada da insan güzel olur. İnsan bozulduğu zaman dünya bozulur; dünya bozulduğu zaman da evren bozulur. İnsan gerçek eğitime kavuştuğu zaman dünya için yük olmaktan çıkar, dünyayı güzelleştirir. Gerçek eğitim almış insan dünyanın yaratılışını bozmaz, bilakis ona güzellik katar…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>PAKSOY, Ethem. (2017). <strong>Türk Eğitim Sisteminin Temel Sorunları</strong>, Yeni Türkiye Yayınları, 488 s.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/egitim-sistemimizin-zaaflarini-dogru-teshis-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖĞRETMENİN KIYMETİNİ TAKDİR EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2015 10:11:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[24 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[28 Şubat]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[ILO]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[medrese]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[mu'îd]]></category>
		<category><![CDATA[muallim]]></category>
		<category><![CDATA[müderris]]></category>
		<category><![CDATA[müteallim]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmen atamaları]]></category>
		<category><![CDATA[öğretmenler günü]]></category>
		<category><![CDATA[rabbânî]]></category>
		<category><![CDATA[şakirt]]></category>
		<category><![CDATA[tâlib]]></category>
		<category><![CDATA[tâlim ve terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tedris]]></category>
		<category><![CDATA[terbiye]]></category>
		<category><![CDATA[tilmiz]]></category>
		<category><![CDATA[ulusdevlet]]></category>
		<category><![CDATA[UNESCO]]></category>
		<category><![CDATA[yeni Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=209</guid>

					<description><![CDATA[1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl 5 Ekim günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür. Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1994 yılından bu yana dünyanın bir çok ülkesinde her yıl <strong>5 Ekim</strong> günü <strong>Öğretmenler Günü </strong>olarak kutlanmaktadır. Çünkü 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.</p>
<p>Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine veya okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Mesela, Yemen’den Fas’a kadar uzanan 12 Arap ülkesinde her yıl <strong>28 Şubat</strong> günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmaması da ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir (tr.wikipedia.org).</p>
<blockquote><p>Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p></blockquote>
<p>Dünyada her sene öğretmenler günü olarak kutlanan ve öğretmenlere toplumca değer verildiğini göstermek üzere, onlara saygı günü olarak belirlenmiş olan Öğretmenler Günü Türkiye’de <strong>24 Kasım</strong>’da kutlanmaktadır. Bu münasebetle bu haftaki yazımızı hak ettiği itibarı yeniden kazanmasına mütevazı bir katkı sadedinde öğretmenlere tahsis ettik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmeni ve Öğrenciyi Doğru Tanımlayabilmek</strong></p>
<p>“Bir bilim dalını, bir sanatı ya da teknik bilgileri öğretmeyi meslek edinmiş, okulda öğrencilere ders veren kimse” için kullanılan “öğretmen” kelimesi “öğretme” odaklı eğitim anlayışının ürünü olarak ortaya çıkmış bir tanımlamadır. Oysa öğretim eğitimin sadece bir boyutu olup tek başına maksadın hasıl olmasına yetmez. Eğitimi öğretime indirgemenin, talim ile terbiyenin arasını açmanın, öğretmenin özellikle öğrenci nezdindeki itibarını zedelemenin acı sonuçlarını toplumca yaşıyoruz.</p>
<p><strong>Muallim</strong>; bir şeyi gerçek yönüyle kavramaya yardım eden bilgiyi öğreten, bu maksatla ders veren, belli bir konuyu anlatan veya okutan insan demektir. Bilgiyi öğrenene de “<strong>müteallim</strong>” denir. Hakikatin bilgisine talip olması hasebiyle öğrenciye “<strong>tâlip</strong>” (çoğulu “talebe”), “tilmiz”, “şakirt” gibi isimler de verilmiştir.</p>
<p>Öğretmenin yürüttüğü öğretim faaliyeti bilgi aktarmaktan ibaret değildir. Onun asıl görevi eğitmek, terbiye etmektir. “Korumak, ıslah etmek, gözetmek, yükseltmek” anlamlarına gelen “<em>rabv</em>” kökünden türetilmiş olan “<strong>terbiye</strong>”; “çocuğu veya ekini besleyip büyütmek ve geliştirmek” demektir.</p>
<p>İmam Buhârî, İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayetteki “<strong>rabbânî</strong>” kelimesini açıklarken bunun “öğrenim çağındakileri terbiye eden kişi” demek olduğunu belirtir (Buhârî, İlim, 10).</p>
<p>“Öğrenmek ve ezberlemek” anlamındaki <em>ders</em> kökünden türeyen “<em>tedris”;</em> “öğretmek, ders vermek” demektir. Ders veren kimseye <strong>müderris</strong>, ders okutulan yere <strong>medrese</strong> adı verilir.</p>
<p>İslam tarihi boyunca müderrisin öğrencilerin kabiliyetine göre konuşması, dersi anlatırken anlaşılır bir dil kullanması, öğrencinin derse ilgisini sağlaması, kendisinin ve yardımcısının (<em>mu‘îd</em>) öğrenciye sert davranmaması gibi eğitim psikolojisiyle ilgili birçok kuralı detaylarıyla açıklayan müstakil eserler telif edilmiştir (Bozkurt, 2006:31/467).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öğretmenin İtibarını Koruyabilmek</strong></p>
<p>Öğretmenin itibarını iade edemez ve bu itibarı koruyamaz isek eğitim kurumunu ayağa kaldırmamız mümkün olmayacaktır. Ahlaki hasletleri, hak ve hukuk bilinci gelişmiş şahsiyetlerin inşası yoluyla toplumumuzu kalkındırmak ve ileri bir düzeye taşıyabilmek için işe öğretmene itibarını iade etmekle başlamalıyız.</p>
<blockquote><p>Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar.</p></blockquote>
<p>Nitekim, İslam tarihi boyunca muallim ve müderrisler toplumun en itibarlı kimseleri arasında yer almış, bu itibarları sebebiyle aslî görevleri olan eğitim ve öğretim faaliyetleri dışında onlara devlet tarafından zaman zaman tahkikat, teftiş, yargı, hakemlik, bilirkişilik gibi görevler de verilmiştir.</p>
<p>Bir eğitim sisteminin verimliliğini sağlamak için müfredatın kalitesi ve öğrencinin motivasyonu da önemli bileşenler olmakla birlikte insanlığın bu kadim kurumunda en önemli ayağı oluşturan öğretmendir. Toplumu oluşturan tüm tabakaların mensupları öğretmenin elinden geçen insanlar olduğu için öğretmenin kalitesine yapılacak yatırım doğrudan bütün toplumsal alanlara yapılmış olacaktır.</p>
<p>Eğitimin niteliği okul binasının sağlamlığı, ders materyalinin çeşitliliği ve müfredat programının dakikliği ile ölçülmez. Bunlar da gerekli ve önemli olmakla birlikte bir eğitim kurumunun kalitesi o kurumdaki öğretmenlerin kalitesi ile ölçülür. Esasen bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür. Aynen öğretmenlerin yeterlik ve içtenliklerine bakarak onların elinde nasıl bir toplumun inşa edilebileceğini anlamanın mümkün olduğu gibi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tâlim ve Terbiyeyi Birlikte Yapabilmek</strong></p>
<p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir. Bu ilke zamanla veya coğrafi bölgelerle sınırlı değildir. Zira ilk nâzil olan Kur’an âyeti okumayı ve öğrenmeyi emretmektedir. Hz. Peygamber’in uygulamaları da hep bu doğrultuda olmuştur. Kitap ve Sünnet’in bu konudaki bağlayıcı hükmünü göz önünde bulunduran Müslümanlar daha İslâm’ın ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir.</p>
<blockquote><p>İslâm’da tâlim ve terbiyenin amacı inançlı, erdemli, şahsiyet sahibi yetkin insanlar yetiştirmektir.</p></blockquote>
<p>Öğretim işi; bilgi kazandırma, insanlığın sahip olduğu bilgileri yetişmekte olan nesillere aktarma faaliyetidir. Eğitim ise daha ziyade davranış ve karaktere esas teşkil eden beceri ve değerler kazandırmayla ilgili faaliyetleri kapsar. Tâlimden yalnız bilgi kazandırma, bunu hâfızada saklama ve yeri geldiğinde hatırlama anlaşılmaktadır. Terbiye ise insanda mevcut bütün kabiliyetlerin dikkate alınarak bunların geliştirilmesi ve yönlendirilmesidir. Buna göre terbiye kavramı tâlimden daha kapsamlı olup öğretim alanına giren bütün konuları içine almakta ve genellikle tek başına kullanıldığında öğretimi de ifade etmektedir.</p>
<p>Öğretim insana eşya ve olaylar hakkında doğru bilgiler kazandırmayı amaçlar. İnsanın öğrenimi gelişip bilgi seviyesi yükseldikçe daha tutarlı davranışlarda bulunması, tutarlı bir kişiliğe kavuşması beklenirse de eğitim yönü dikkate alınmadan yürütülecek bir öğretimle bu hedefe ulaşılamaz. Öğretim sayesinde zekâ ve bilgi gelişirken, eğitim iradenin güçlü olmasını, akıl ve irade arasında denge kurulmasını sağlar. Bu sebeple kişilerin öğrenim seviyelerine paralel şekilde ahlâk ve karakter eğitiminin de yapılması gerekir.</p>
<p>İslam kaynaklarındaki ortak anlayışa göre eğitim ve öğretim bütün hayat boyunca devam etmesi gereken bir süreç olup amacı bireyleri ve toplumları gerçek inanca, doğru bilgiye ve erdemli yaşayışa ulaştırmaktır. Bu sebeple eğitimciler her çocuğu ebeveynine, eğitimciye ve topluma emanet edilmiş, korunması ve geliştirilmesi gereken bir varlık olarak görmüştür. İslâm’da çocukların eğitim ve öğretimi için -birçoğu günümüz pedagoji biliminde de önemini koruyan- ilkeler ve kurallar konmuştur. Meselâ zihin ve davranış eğitimine eşit derecede önem verilmesi, eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, çocuğun eğitim yaşının dikkate alınarak zihinsel yeteneğine göre bilgi ve davranış eğitimi verilmesi, çocuğun arsızlaşmasına, dolayısıyla şahsiyetinin aşınmasına yol açacak tutumlardan sakınılması, başarının ödüllendirilmesi, başarısızlık ve yanlışlıkların pedagojik esaslara göre düzeltilmesi, cezalandırmada acele edilmemesi İslâm eğitimi kaynaklarındaki ortak ilke ve yöntemlerden bazılarıdır.</p>
<p>Müslüman eğitimciler özellikle hoşgörü, sevgi ve şefkatin eğitimde değişmez ilkeler olarak benimsenmesi, zorunlu olmadığı sürece öğrenciye sert muamele yapılmaması hususunda görüş birliğine varmış, başarısızlığın sürmesi durumunda uyarıdan başlayıp giderek sertleşen bir ceza yöntemi uygulanmasını faydalı görmüştür. (Kazıcı ve Ayhan, 2010:39/516).</p>
<p><strong>Öğretmenlerin Sorunlarını Çözecek Bir Sistem Kurabilmek</strong></p>
<p>Öğretmene saygınlık kazandıran unsurlardan birisi de ona tanınan ekonomik haklardır. Türkiye’de öğretmenin yıllık geliri on yıl gibi kısa bir süre içerisinde belirgin bir iyileşme katetmiş olmasına rağmen henüz gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında onların yarısı kadar bir seviyeye ulaşılabildiği görülmektedir.</p>
<p>Mevcut eğitim sisteminde öğretmen, Bakanlık tarafından belirlenen müfredat çerçevesinde öneriler ders kitabını öğrenciye okutan bir teknisyen olmaktan öteye geçememektedir, çünkü özerkliği yoktur.</p>
<p>Öğretmen yetiştiren fakültelerin kontenjanları toplumun ihtiyacına cevap verecek şekilde bilimsel yöntemlerle belirlenmediği için plansız, dağınık ve başına buyruk vaziyette ilerlemektedir. Bu da ciddi istihdam sorunlarına yol açmakta, bazı branşlarda öğretmen açığı had safhaya ulaşmışken diğer bazı branşlarda yığılma olduğu için on binlerce mezun öğretmen olarak atanamamaktadır.</p>
<blockquote><p>Bir toplumun genel görünümüne bakarak o toplumun öğretmenlerine ne kadar değer verdiğini anlamak mümkündür.</p></blockquote>
<p>Ulusdevlet mantalitesinin dünya toplumlarına dayattığı tektipleştirici “iyi vatandaş yetiştirme” zihniyetinden arınarak “iyi insan yetiştirme” mantalitesiyle Milli Eğitim sistemini baştan sona yeniden kurgulamamız icap etmektedir. Aksi takdirde öğretmenlerin hantal sistemin çarkları arasında rutine boyun eğen pasif memurlar olmaktan öteye geçmesi ve Yeni Türkiye’nin yeni neslini inşa etmeleri mümkün değildir. Yılda sekiz ay derse girip çıkan, hafta sonları da eklenince yılın yarısını tatil ile geçiren, günü kurtarıp bir an önce emekli olmayı hayal eden bir öğretmenin öğrencisine verebileceği ne olabilir?</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar öğretmen yetiştirmek üzere çeşitli modeller denendi. Yüksek Öğretmen Okulları, Eğitim Enstitüleri, Köy Eğitmenleri Projesi, Köy Enstitüleri, Edebiyat Fakülteleri, Fen-Edebiyat Fakülteleri ve nihayet Eğitim Fakülteleri çeşitli branşlarda öğretmenler yetiştirmiştir. Mevcut sistemde daha çok Yükseköğretim Kurulu’nu (YÖK) ilgilendirdiği için yükseköğretimi ve sorunlarını ayrı bir yazıda ele almak daha uygun olacaktır.</p>
<p>Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı”nda (PISA) Finlandiya’nın neden altı dalda birinci, bir dalda ikinci olarak dünyanın bu alanda öncü ülkesi olduğunu bir de öğretmenin bu ülkedeki yüksek itibarı nokta-i nazarından değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Öğretmenlerimizin ekonomik durumunu iyileştiren, onlara mesleki özerklik alanı tanıyan ve kendilerini geliştirmelerini destekleyen, özgürlük ve özgünlüklerine imkân tanıyan, istihdam daralmasına veya yığılmaya sebebiyet vermeyen, tek tip ve durağan değil çok çeşitli, çok katmanlı ve dinamik bir eğitim sistemi geliştirmemiz, Yeni Türkiye’nin sadece 78 milyon insanımızın değil, 2 milyarlık İslam âleminin mevcut perişan durumundan bir çıkış yolu bulmasına da vesile olacaktır.</p>
<p>Elbette öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan kadrolu memurlardan ibaret değildir. On binlerce vakıf ve dernekte yıl boyunca gönüllü eğitim faaliyetleri yürüten öğretim gönüllülerini de hayırla yâd ediyor, toplumun terbiyesinde büyük bir görev ifa eden bu gönüllü kadrosuna da bir sistem dahilinde yasal statü verilmesini Yeni Türkiye’nin yeni eğitim bakanından talep ediyorum.</p>
<p>Tüm yaratıkları mükemmelen terbiye eden, insana aynı zamanda terbiye etme görevini de bahşeden Rabbimize hamd, insanlığın başöğretmenleri peygamberlerimize salât, ilk doğal öğretmenlerimiz olan ebeveynimiz başta olmak üzere yetişmemizde emeği geçen tüm öğretmenlerimize selam olsun&#8230;</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Bozkurt, Nebi; “Müderris” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2006, c.31, s.467-468.</li>
<li>Kazıcı, Z. ve Ayhan, H.; “Tâlim ve Terbiye” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2010, c.39, s.515-523.</li>
<li>https://tr.wikipedia.org</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/ogretmenin-kiymetini-takdir-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
