<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Meryem Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/meryem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/meryem/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Mar 2017 15:39:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KUR’AN’IN HAKİKATLERİNİ CEVDET SAİD’DEN DİNLEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-hakikatlerini-cevdet-saidden-dinlemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-hakikatlerini-cevdet-saidden-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2017 09:02:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arafat]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bi'ru Acem]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Nuri]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkesçe]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Golan tepesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hâbil]]></category>
		<category><![CDATA[Hanefî]]></category>
		<category><![CDATA[Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Hayat-Der]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan olma]]></category>
		<category><![CDATA[Kanadalı]]></category>
		<category><![CDATA[Kuneytıra]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[lâ ikrahe fiddîn]]></category>
		<category><![CDATA[Melekler]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Şafii]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Veda Hutbesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yolların Ayrılış Noktası’nda İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=463</guid>

					<description><![CDATA[10 Şubat 1931 tarihinde Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Golan tepesinin eteğinde yer alan Çerkes köylerinden Bi’ru Acem’de dünyaya gelen Cevdet Said, Aralık 2012 ortasında çocukları, torunları, kardeşleri ve yeğenlerinden oluşan geniş ailesiyle birlikte hicret ettiği İstanbul’da yaşıyor. Sanal ortamda hiç aksatmadan sürdürdüğü haftalık dersleri ve ziyaretine gelen misafirleriyle yaptığı sohbetler yanında ara ara konferans davetlerine de [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Şubat 1931 tarihinde Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Golan tepesinin eteğinde yer alan Çerkes köylerinden Bi’ru Acem’de dünyaya gelen Cevdet Said, Aralık 2012 ortasında çocukları, torunları, kardeşleri ve yeğenlerinden oluşan geniş ailesiyle birlikte hicret ettiği İstanbul’da yaşıyor. Sanal ortamda hiç aksatmadan sürdürdüğü haftalık dersleri ve ziyaretine gelen misafirleriyle yaptığı sohbetler yanında ara ara konferans davetlerine de icabet ediyor. Cevdet Said’in bu yakınlarda iştirak ettiğim ve ikisinin eşzamanlı çevirmenliğini üstlendiğim üç konferansında hassasiyetle vurguladığı hususları sizlerle de paylaşmak istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dünyadaki En Önemli Olayın Kur’an’ın Varlığı Olduğunu Fark Edebilmek</strong></p>
<p>14 Ocak’ta Tuzla’da Hayat-Der’de dünyadaki en önemli olayın Kur’an’ın varlığı olduğuna dikkat çeken Cevdet Said, her okuyan insanın Kur’an’ı anlayabileceğini, zira her insanın aklı olduğunu, Kur’an’ı okuyunca onun bâtıl bir söz olamayacağını idrak edip imana geleceğini örnekleriyle anlatmıştı.</p>
<p>“Mesela, Kanadalı misyoner Miller, Müslüman bir topluma giderek onları Hristiyanlaştırmaya niyetlendiğinde, “önce Kur’an’ı okuyup anlayayım ki onları İncil’e daha etkili şekilde davet edebileyim” diye düşünmüş ve Kur’an’ı okumaya başlamış. Kur’an’ı okuyunca adamın hayatı değişmiş. Çünkü Kur’an’ın çok enteresan bir kitap olduğunu gören Miler şu tespiti yapmış:</p>
<p>“Muhammed’in adı Kur’an’da sadece 4 defa geçiyor, ama İsa’nın adı 25 defa geçiyor. Ondan daha enteresan olanı ise, Meryem’le ilgili çok sayıda ayet yanında onun adını taşıyan müstakil bir de sûre var. Oysa Muhammed’in annesinin adı bir kez olsun geçmiyor Kur’an’da.”</p>
<p>Meryem kıssası da gerçekten çok enteresan bir kıssa. Allah’ın Meryem ile diyaloğu, ona çok yüksek bir değer vermesi, İsa aleyhisselamın doğar doğmaz konuşmaya başlaması… Nebilerin bir kısmının Kur’an’da hikâyeleri anlatılır, bir kısmının da anlatılmaz.</p>
<p>Kur’an Allah’ın tüm âlemlere/varlıklara delilidir. Her okuyan Kur’an’ı anlayabilir. Bir İngiliz lordu Kur’an’ı okuduktan sonra Müslüman olmuştu. “Nasıl dininden çıkıp kâfir olabildin?” diyerek kendisini kınayanlara; “Ben kâfir olmadım, imanıma iman kattım ve imanımı tamamına erdirdim.” diye cevaplamıştır. Kur’an’ın ne denli enteresan bir kitap olduğunun şahitlerinden bir başkası olan Muhammed Esed de “Yolların Ayrılış Noktası’nda İslam” isimli eserinde bu konudaki önemli tespitlerini paylaşmaktadır.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsan Olma Sorumluluğumuzun İdrakine Varmak</strong></p>
<p>“İnsanlar birçok önyargıları sebebiyle İslam’dan korkmaktadır. Onları bu korkulardan arındırmanın yolu Kur’an’ın berrak mesajlarını onlara en hikmetli yollarla ulaştırmaktır.</p>
<p>Kur’an-ı Kerim insanlığın sorumlulukları yanında yaratılış sürecine ilişkin de önemli bilgiler vermektedir. Mesela, dört satırlık kısacık Zilzal sûresinde yerkürenin insanlık tarihimizi bize anlatacağını haber veriyor. Dilinden anlarsak taş, kemik, ağaç vb. birçok varlık bizimle konuşuyor, bize yeryüzünün ve insanlığın yaşını ve haberlerini anlatıyor.</p>
<p><strong>İnsan olma</strong> sorumluluğu cinsiyet ya da başka ayrımlar gözetmeksizin tüm insanların üzerine yüklenmiş bir görevdir. Kur’an insanları etnik mensubiyeti, kadın ya da erkek olması yahut başka aidiyetleri itibarıyla değil, <strong>insan</strong> olmaları itibarıyla muhatap almaktadır. Allah Rasulü’nün Veda Hutbesi’nde ilan ettiği gibi Arabın Arap olmayana beyazın siyaha üstünlüğü yoktur, üstünlüğün tek ölçüsü takva yani sorumluluk bilincidir.</p>
<p>Allah Teala doğrudan insanı muhatap alır ve onu sorumlu tutar. Çünkü O, insanı yeryüzünün halifesi/yöneticisi/müdürü tayin etmiştir. Melekler bu durumu yadırgayarak; “Ey Rabbimiz, yeryüzünde fitne fesat çıkaran ve mal kavgası yüzünden kan döken şu türü mü yeryüzünün halifesi tayin ediyorsun?” mealindeki tepkileriyle durumu anlamak istediklerinde Rabimiz; “Ben sizin bilmediklerinizi de bilirim.” buyurarak, emaneti tevdi ederken buna muvafık olarak bahşetmiş olduğu akıl, irade, sorumluluk bilinci, yönetme becerisi gibi yüksek kabiliyetleri sayesinde insanoğlunun gelişmiş bir toplumsal yapı inşa edebileceğine olan güvenini beyan etmiştir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Anlaşmazlık ve Sorunlarımız Akıl ile Vahyin Kılavuzluğunda Çözebilmek</strong></p>
<p>“Evet, Hâbil kardeşini öldürmüştü. Ancak, bu kan dökücü insan eğitilebilir bir varlıktır. Zira Allah âdemoğluna bütün varlıklara isim verme, kavram geliştirme ve olayları kavrama yeteneği bahşetmiştir. Bütün bu yeteneklerini doğru kullanması için de insanlığa zaman zaman kılavuz ve elçiler göndermiştir. Son Nebi Muhammed aleyhisselamdan sonra yeni bir elçi gelmeyeceği gibi Kur’an’dan sonra yeni bir kitap da nazil olmayacaktır. Kur’an kıyamete kadar insanlığın yolunu aydınlatmaya devam edecektir.</p>
<p>Sorunları ve ihtilafları akıl ile vahyin kılavuzluğunda çözmeyi öğrendiğimizde savaş yöntemi kendiliğinden bitecektir. Üçüncü bin yılın başında hâlâ insanların gözü önünde başka insanların öldürülmesi aydınlar başta olmak üzere bütün bir insanlığın ayıbıdır! <u>Sorun çözme yeteneği kalmayan kaba savaşın hâlâ bir yöntem olarak kullanılması insanlığın ayıbıdır!</u> Allah Teala bize Şûra sûresinde yönetim işlerini aramızda şûra/istişare/ortak akıl ile yürütmemizi emretmektedir. Ancak, bugün 23 ülkeden oluşan Arap coğrafyasında yüzbinlerce insanın kanı akmaya devam etmektedir. Zira bu ülkelerde demokratik seçimler yapılmamakta, aralarındaki ihtilafları çözecek ileri modeller geliştirmek yerine birbirlerini boğazlayarak sorunlarını çözeceklerini zannetmektedirler. Hepsi Müslüman ve hepsi Arap olmasına rağmen Okyanus’tan Körfez’e kadar bu vahim tablo böylece sürüp gitmektedir. Bu gerçekten utanç verici bir tablodur!</p>
<p>Ben küçükken -anadilimin Çerkesçe olması ve Arapçayı sonradan öğrenmemin de etkisiyle- okula başladığımda anlatılanları tam anlayamazdım ve dönünce anneme sorardım. Mesela, bazı hükümlerin neden farklılaştığına anlam veremez, tam anlayamadığımı düşünür, eve gelince anneme sorardım. Rahmetli annem; ‘oğlum, onlar Şafii biz Hanefiyiz, onun için fıkhi hükümler farklı olabiliyor’ diye izah ettiğinde Müslümanlar arasındaki ayrılıkların mahiyetini tâ zamanlar anlamaya ve bu konuları düşünmeye başlamıştım.</p>
<p>Bilinçlenme sürecimde kendisinden çok istifade ettiğim Celal Nuri, <em>İttihâd-ı Müslimîn</em> isimli eserinde enteresan tespitler yapmaktadır. Osmanlı’nın son döneminde yetişmiş bu zatın kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Muhammed İkbal’i de çok severim. Türkiye’de onun benzeri Mehmed Âkif var… Celal Nuri Müslümanların birliğine ilişkin şöyle demektedir:</p>
<p>Siyah kayalardan oluşan <strong>Arafat</strong> dağı serapa elmas olsaydı Müslümanlar için bu kadar büyük bir kıymet ifade etmezdi. Zira Allah Rasulü’nün üzerinde insanlığa büyük hutbesini/hitabesini/söylemini tebliğ ettiği o tepe kıyamete kadar gelecek bütün Müslümanlar için muhteşem bir <strong>vahdet timsali</strong>dir. Her Müslümanın hayatında bir kez olsun Arafat’a gitmesi ve yılın belli bir gününde ve zamanında orada hazır bulunması hac farizasının olmazsa olmaz bir rüknüdür.</p>
<p>Allah sabredenlerle/direnenlerle beraberdir. İnsanları hikmetle ve güzel öğütle İslam’a davet etmeliyiz. Kötülüğü iyilikle savuşturmalıyız. İnsani ilişkilerimizde bu yöntemi yaygınlaştırmalıyız. Artık Kur’an’ın hemen her dilde tercümesi var dünyada, dolayısıyla insanların Kur’an’ı okumasını ve anlamasını teşvik etmeliyiz…”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Rabbimizin Mesajına Büyük Bir Ciddiyetle Dikkat Kesilmek</strong></p>
<p>Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Dr. Adil Bor Hocanın daveti üzerine 17 Şubat 2017 tarihinde Pendik’te ihtisas eğitimi görmekte olan vaiz ve müftülerden oluşan hoca efendi ve hoca hanımlara hitap eden Cevdet Said, Kur’an-ı Kerim’in hakikaten acayip bir kitap olduğuna bir daha dikkat çekti. Kendi ortamlarına döndüklerinde cinlerin “<em>qur’ânen acebâ</em>; acayip bir Kur’an” dinlediklerini hemcinslerine aktardıklarını anlatan ayetten iktibasla Kerim Kitab’ın ne kadar enteresan bir kitap olduğunu izah eden üstadın anlattıklarını şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<p>“Şu hususu çok iyi ayırt etmemiz gerekir: <strong>Kur’an’da konuşan Allah’tır</strong>, Muhammed değil! Muhammed aleyhisselam Allah’ın mesajını tebliğ eden elçidir. İnzivaya çekildiği Hira’da Hz. Muhammed’e Arapça indirilen Kur’an sadece Arapları ya da Müslümanları değil, kıyamete kadar gelecek bütün insanları muhatap almaktadır. Kur’an okuduğunda veya dinlediğinde insan büyük bir huzur duyması, Kur’an’da insanla konuşanın Allah olmasından kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Önceki nebilere çeşitli mucizeler verilmişti. Hz. Musa’ya asâ verilmişti mesela. Sihirbazların yere attığı sopalarını yutunca “Musa’nın Rabbine iman ettik.” demişlerdi, çünkü bunun sihir olmadığını hakkıyla anlamışlardı. <u>Allah Rasulü’ne verilen mucize Kur’an’dır.</u> Kur’an bize çok büyük hakikatleri açıklamaktadır. Büyük kolaylıklar sağlayan ulaşım vasıtalarını yapan insan, bu gelişmeleri Allah’ın kendisine bahşettiği yeteneklerle sağlamıştır. Akıllı cihazlarla anında yerkürenin herhangi bir yerindeki bir insanla kolayca irtibat kurabiliyoruz artık. Çünkü Allah bütün bu varlıkları insanın emrine -kayıtsız şartsız itaat etmek üzere- ‘müsahhar’ kılmıştır.</p>
<p>Hiçbir zaman bitmeyecek ve tükenmeyecek olan Kur’an hakikatlerini yeterince açık ortaya koyamadığım için çok üzgünüm. Zira ben Kur’an’ın önemini yeterince açık şekilde ortaya koymaktan acizim. Kur’an’ın her bir hakikatinin ne kadar büyük öneme sahip olduğuna dikkat çekmek maksadıyla kitaplarımdan her birinin adını bir ayetten iktibas ettim. 50’li yılların sonunda ilk hapse düştüğümde fikirlerimi insanlara ulaştırabilmek için kitaplar yazmaya karar vermiştim. Önce “Âdem’in İlk Oğlunun Mezhebi -İslami Hareketin Şiddet Sorunu-” kitabımı yazmıştım. Sonra, insanlara ilmin ve aklın önemini nasıl anlatabilirim diye düşünmeye başladım ve “OKU: Kerem Sahibi Rabbinin Adıyla” isimli kitabımı yazdım. <u>Çünkü Allah katındaki kıymetimiz anlayarak okuduğumuz kadardır.”</u></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cihadın Silahla Değil Kur’an’la Yapılabileceğini İdrak Etmek</strong></p>
<p>Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi’nde Türkçeye tercüme edilmeden sadece Arapça sunduğu konferansındaki temel vurgularını özetle paylaştığım Cevdet Said, kendisine yöneltilen farklı sorulara şu cevapları vermiştir:</p>
<p>“İslam dünyası içinde debelendiği problemler yumağından Kur’an’a sımsıkı sarılarak çıkabilecektir. Zira Kur’an Allah’ın insanlığa uzatmış olduğu sapasağlam ve asla kopmaz ipidir. İnsanlık, Allah’ın kendisine yönelen yüce hitabının hakikatlerini bir gün mutlaka anlayacaktır. Mesela, <em>âyetelkürsi</em> Allah’ın yüceliğini anlatır. Ancak, hemen bunun ardından gelen ayete insanlar pek dikkat etmemektedir. Oysa insanı en çok yücelten söylem bu ayettir:</p>
<p>“<em>Lâ ikrâhe fiddîn</em>; baskının ve zorbalığın hiçbir çeşidi dinde yoktur!” Çünkü baskı ve zorbalık ne iman doğurur ne de küfür. Baskı altında iman edenin imanı geçerli olmadığı gibi inkâr edenin inkârı da geçerli değildir. Ancak, insanı ikna edebilirsen canını da malını da sana feda eder. Artık Kur’an-ı Kerim dünyanın hemen tüm dillerine çevrilmiş durumda. İnsanlar Allah’ın mesajını okuyacak ve bu yüksek hakikatleri anlayacaktır. Kur’an’ı tüm insanlara ulaştırmamız gerekiyor. Çünkü insan hayvan değildir, Allah’ın mesajını okursa mutlaka anlayacaktır.</p>
<p>Cihadın ne olduğunu bizzat Kur’an tarif etmektedir: “<em>We cahidhum bihi cihaden kebîra</em>; Onlarla en büyük cihad (olan Kur’an vahyi) ile cihad/mücadele et.” Bu emir Kur’an’ın hakikatlerini insanlara açıkça tebliğ etmemizi emretmektedir, onu benimsetmek için <u>silaha başvurmamızı değil!</u> Silahın herhangi bir fikri, insanı ya da ülkeyi koruma kabiliyeti olsaydı, dünyayı 30 kez yok edecek kadar çok silah depolamış olan SSCB kendiliğinden çöküp gitmezdi! <u>Cihad Kur’an yapılır, silah ile değil.</u> Bu cihad kıyamete kadar devam edecektir. Silah ile kimse ne iman eder ne de inkâr. Kur’an insanlığa şu daveti yapmamızı istiyor: “Aramızda eşit bir söze/ilkeye gelin.” İnsanlık bu söylemden daha değerlisini getirsin, biz onlara uyalım. Kısacası <strong><u>cihad</u></strong><u> Kur’an’ın mâna ve hakikatlerini insanlara ulaştırma faaliyetidir.</u></p>
<p>Kıyamet kopana kadar insanlara meydan okumayı sürdürecek olan Kur’an’ı okuyup anlayalım ki, ayette kınanan “kitap yüklü merkepler” konumuna düşmeyelim. <u>İslam güç ve silahla yayılmaz</u>. Küfrü tercih edeni imana icbar edecek değiliz. İslam ‘barış’ demek olup İslam’a giren barışı tercih etmiş demektir. Olaya böyle bakarsak kin ve düşmanlığın ortadan kalktığı insani bir dünya inşa edebiliriz. Cihad adı altında göz göre göre insanların öldürülmesi büyük bir ayıbımızdır! Savaş ölmüştür! Günümüzde silahlı savaşa iki sınıf insan tevessül etmektedir: Pis herifler ve cahiller. Cahil mazur görülebilir, onu eğitmek ve ona doğruyu öğretmek gerekir. Savaşı bir araç olarak kullananlar, cahillerin cehaletini sömüren kötü insanlardır. Lütfen bu konuları derinlemesine düşünüp olayların hakikatini anlamaya gayret edelim. Savaş bir sorun çözme yöntemi olmaktan bütünüyle çıkmıştır. <u>Kahramanlık insanları öldürmek değil, onları eğitebilmek ve iyi yönde değiştirebilmektir.</u> İnsanlık, bugüne kadar devam eden silahlı savaş yöntemini bundan böyle artık bütünüyle terk edilmelidir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İnsanlarla Adalet ve İhsan Temelinde İlişki Geliştirmek</strong></p>
<p>15 Şubat 2017 tarihinde Sohta Sinan Vakfı’nın İstanbul Aksaray’daki merkezinde misafir edilen Cevdet Said, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Hanımefendi ile birlikte Afrika’da ve Körfez bölgesinde İslam ülkelerini ziyaret etmesinin çok anlamlı ve önemli olduğuna işaret ettikten sonra, yukarıda özetlediğim her iki konferanstaki bazı konulara ilave olarak şu hususlara da değinmiştir:</p>
<p>“Allah Teala bize insanlarla baskı ve zorbalık değil adalet ve ihsan temelinde ilişki geliştirmemizi emretmiştir. Zira Allah’ın Kendi ruhundan üfleyerek büyük değer verdiği insana baskı uygulamak insanın fıtratına aykırıdır.</p>
<p>Kitab’ı inzal eden Allah’a ne kadar hamd etsek azdır. Çünkü Kur’an olağanüstü derecede enterensan bir kitaptır. Bu Kur’an Muhammed aleyhisselamdan gelmiş değildir. Kur’an’da her ne var ise hepsi Allah’tandır. Bu hususu çok iyi ayırt etmek zorundayız. Kur’an’da insanlığa hitap eden Hz. Muhammed değil, Allah Teala’dır. Allah Rasulü Kur’an’ın muhatapların ilki idi. Elçi, kendisine inen vahyi kâtiplerine yazdırıyordu. Daha sonraları hadisler de kitaplar halinde derlendi, ama bunu Kur’an ile karıştırmamak gerekir. Son Nebi ile vahiy kapısı kapanmıştır. Kur’an ve akıl kıyamete kadar insanlığın yolunu aydınlatmaya devam edecektir.</p>
<p>Dünya artık tek bir oda haline gelmiş durumdadır. Bir odanın içinde tüm dünyayı izliyor, bir odadan dünyanın her köşesine kolaylıkla ulaşabiliyoruz. Bu imkânları iyi değerlendirip Kur’an’ın yüksek hakikatlerini tüm insanlara ulaştırmak için kesintisiz bir çaba içerisine girmeliyiz vesselam.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/kuranin-hakikatlerini-cevdet-saidden-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN EL-BENNA’NIN  İLKELİ DURUŞUNDAN DERS ALMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2016 09:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlâk ve Edep Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Abdurrahman el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[arınma]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[Dâru'l-Ulûm]]></category>
		<category><![CDATA[Davamız]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Planlaması]]></category>
		<category><![CDATA[fedakârlık]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis İlimleri Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Haramları Önleme Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Beyyûmî Gânim]]></category>
		<category><![CDATA[idrak]]></category>
		<category><![CDATA[ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Barış]]></category>
		<category><![CDATA[İsmailiye]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlik]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim'in Hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Metot Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[On İlkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Râşid Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[Risaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 61:14]]></category>
		<category><![CDATA[sebat]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=411</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı, bir gurup da inkâr etti. Bunun üzerine Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık: Sonunda galip gelenler onlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı, bir gurup da inkâr etti. Bunun üzerine Biz de <u>iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık</u>: Sonunda galip gelenler onlar oldu.” (Saff 61:14).</p>
<p>Çağının şahidi İmam Hasan el-Benna (1906-1949), son yüzyılda İslam dünyasını en çok etkileyen Müslüman önderlerden biri olarak, sadece Mısır halkına ya da İhvân-ı Müslimîn cemaati mensuplarına değil tüm dünya Müslümanlarına tarz-ı hareketlerine ilişkin önemli bir ilkesel çerçeve çizmektedir.</p>
<p>14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna, ilk eğitimini hadis âlimi pederi Ahmed Abdurrahman el-Benna’dan aldı. Sekiz yaşındayken kaydolduğu Râşid Medresesi’nde temel dinî eğitimini aldı, Kur’an’ın bir kısmını burada ezberledi. Çok sevdiği ve etkilendiği müdürü Muhammed Zehran’ın medreseden ayrılışı sebebiyle Hasan el-Benna, modern tarzda eğitim veren ortaokula kaydoldu. Bir taraftan Kur’an hıfzını tamamlamaya gayret ederken öbür taraftan “Haramları Önleme Cemiyeti” ve “Ahlâk ve Edep Cemiyeti” gibi sivil toplum kuruluşlarında da aktif rol aldı.</p>
<blockquote><p>el-Benna emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulması gerektiğini sürekli işlemiş; <u>Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliği</u>ne vurgu yapmıştır.</p></blockquote>
<p>İlköğrenimini tamamladıktan sonra Kahire’ye giden el-Benna, burada “Küçük Ezher” olarak bilinen ve öğretmen yetiştiren Dâru’l-Ulûm’a kaydoldu. Bu dönemde kendini ilmî faaliyetlere adayan Hasan el-Benna, ayrıca İngiliz sömürgeciliğine karşı yoğun faaliyetlerde bulundu. Dönemin tanınmış âlimleriyle temas kurup, onları bir araya getirmeyi başardı. Öğrencilik yılları boyunca halkı bilinçlendirmek için açık ve kapalı alanlarda çok sayıda toplantı düzenledi.</p>
<p>Dâru’l-Ulûm’u birincilikle bitiren Hasan el-Benna, öğretmen olarak göreve başladığı İsmailiye’de de toplantılarını sürdürdü. Bu sayede etrafında birçok insan toplandı. 1928 yılı Mart ayında, İsmailiye’deki evinde toplanan bir grup arkadaşıyla İslam davası uğrunda canla başla mücadele edeceğine dair yemin ederek, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın temellerini attı. 1933 yılında teşkilatın genel merkezini Kahire’ye taşıma kararı alan Hasan el-Benna, ailesiyle beraber başkente yerleşti. Öğretmenliğini devam ettirdiği bu dönemde zamanının çoğunu, Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerine ayıran el-Benna, erkek ve kız çocuklarına yönelik okulların açılmasına önayak oldu.</p>
<p>Dünya Savaşı sırasında Mısır’da iktidarı elinde tutan hükümetlerin, İngilizlerin talepleri doğrultusunda teşkilata baskı yaptıkları dönemde, Hasan el-Benna ve arkadaşları da birçok defa tutuklandı. Hasan el-Benna’nın Mısır’daki sömürgeye son vermek için İngiltere’ye savaş açmasıyla, teşkilat üzerindeki hükümet baskıları daha da arttı. Baskılara direnen Müslüman Kardeşler Teşkilatı, Filistin meselesine de el atarak, düzenlediği büyük bir protesto gösterisiyle İngiliz desteğindeki Yahudi göçü ve siyonist devlet aleyhine güçlü bir kamuoyu oluşturdu. 6 Mayıs 1948’de teşkilatın Mısır ve Arap ülkelerine Yahudilerle savaş konusunda yaptığı cihat çağrısı ve Filistin’e gönderdiği çok sayıda taraftar, teşkilatın Mısır hükümeti tarafından yasadışı ilan edilmesine ve 12 Ocak 1949’da bütünüyle kapatılmasına neden oldu.</p>
<p>Teşkilatın kapatılması üzerine, kurucusu olduğu “Müslüman Gençler Cemiyeti”nde faaliyet göstermeye başlayan el-Benna, 12 Şubat 1949 günü akşamı teşkilat merkezinden evine dönerken, suikasta uğrayıp otomobiline açılan ateş sonucu şehid edildi (el-Benna, 2007; el-Beyyûmî Gânim, 1997).</p>
<blockquote><p>el-Benna’ya göre İslam ümmetinin geri kalmasının yegâne nedeni, Müslümanların İslam dininin ilkelerinden uzaklaşarak Batı’yı model almış olmalarıdır.</p></blockquote>
<p>Hasan el-Benna, eserlerinde sıklıkla emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulması gerektiğini işlemiş; Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliğine vurgu yapmıştır. Ona göre İslam ümmetinin geride kalmasına neden olan yegâne unsur, Müslümanların hızla dinden uzaklaşarak Batı’yı örnek almış olmasıydı. Kurtuluş, ancak İslam ilkelerine geri dönmekle mümkündü. Devlet, İslam dini temelinde teşkilatlanmalı ve İslam hukuku geçerli kılınmalıydı. Toplumun ahlâk ve eğitimi, İslam ilkeleri doğrultusunda yönlendirilmeli, toplumsal imtiyazlara ve adaletsizliklere son verilmeliydi.</p>
<p>Hayatı bütün yönleriyle kuşatan İslam’ın inanç ve ibadetlerle sınırlandırılamayacağına devamlı surette vurgu yapan el-Benna, iç ve dış politika, uluslararası ilişkiler, emperyalizmle mücadele, inanç ve düşünce özgürlüğü gibi meselelerde İslam’ın önemli ilkeler vazettiğini; <em>Hatıralarım, Müslüman Kadın, Hadis İlimleri Araştırmaları, Doğum Planlaması, İslam’da Barış, Davamız, Risaleler, Metot Risalesi, Seçim Risalesi, Kur’an-ı Kerim’in Hedefleri</em> gibi eserlerinde anlatmıştır (el-Benna, 2016b:11-12).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>İlkeler Çerçevesinde</u></strong><strong> Hareket Halinde Olmak ve Faaliyet Üretmek </strong></p>
<blockquote><p>el-Benna, hayatı bütün yönleriyle kuşatan İslam’ın inanç ve ibadetlerle sınırlandırılamayacağını devamlı surette izah etmiştir.</p></blockquote>
<p>“On İlkemiz” isimli eserinde Hasan el-Benna, toplumsal ıslah hareketi olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın temel ilkelerini saymakta ve bunları detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Bu ilkeler sırasıyla; <em>idrak, ihlas, amel, cihat, fedakârlık, itaat, sebat, arınma, kardeşlik ve güven</em>dir.</p>
<p>İslam’ın hayatın her alanını kuşatan bir sistem olduğuna sıkça işaret eden el-Benna “<strong>idrak</strong>” ilkesinde, İslam’ın temel yapı taşlarının ilki olan inanç meselelerine değinmiş, teşkilatının bu meselelerdeki tutumunu yirmi maddede açıklamış ve idrak ilkesini “<u>Anayasamız Kur’an, önderimiz Rasulullah</u>” sloganı ile özetlemiştir.</p>
<p><strong>İhlas</strong>ı, “söz, davranış ve gayretinde kişinin tamamen Allah’a yönelmesi” olarak tanımlayan el-Benna, bu ilkeyi hayata geçiren kimsenin menfaati uğruna değil, düşüncesi uğruna çaba sarf edeceğine vurgu yapmış ve “ihlas” ilkesini “<u>Gayemiz Allah</u>” sloganı çerçevesinde izah etmiştir.</p>
<p>Üçüncü ilke olarak belirlediği “<strong>amel</strong>” ilkesinde el-Benna, eylemin ilim ve ihlasın meyvesi olduğunu vurgulamış ve bu ilkede Müslüman bir ferdin, ailenin, toplumun ve hükümetin niteliklerinin nasıl olması gerektiğini anlatmış, eylemin “<em>fitne</em> sona erinceye ve hayatın Allah’a adanmasına (mâni olmak isteyen tüm baskı ve zulümler ortadan kaldırılıncaya) kadar” (Enfâl 8:39) devam etmesi gerektiğinin altını çizmiştir.</p>
<p><strong>Cihad</strong>ı “kıyamete kadar geçerli bir farz” olarak tanımlayan el-Benna, bu ilkede cihadın mertebelerine değinmiş ve onu “<u>Yolumuz cihat</u>” sloganı etrafında açıklamıştır.</p>
<p>“Cihat” ilkesiyle bağlantılı olarak belirlediği “<strong>fedakârlık</strong>” ilkesinde ise, dünyada fedakârlık olmadan bir cihadın söz konusu olamayacağına dikkat çekmiş, fedakârlığı; “canını, malını, zamanını ve hayatını davası uğruna sarf etme” olarak tanımlamış ve bu ilkeyi “<u>En yüce arzumuz Allah yolunda can vermek</u>” sloganı ile özetlemiştir.</p>
<p><strong>İtaat</strong>i, “Hem zorlukta hem de kolaylıkta, zorunlu ve aktif olarak verilen talimata anında uyma” şeklinde açıklayan el-Benna, “itaat” ilkesini “tanıtma, yapılandırma ve uygulama” başlıkları altında üç aşamada incelemiş ve başarıyı elde etmenin yegâne yolunun “itaatin olgunluğa ulaşması”ndan geçtiğini ifade etmiştir.</p>
<p>Vakti ve sabrı bir “tedavi yöntemi” olarak gören Hasan el-Benna, “<strong>sebat</strong>” ilkesinde, hedefe ulaşmada zaman biraz uzasa da, birçok engelle karşı karşıya kalınsa da Müslüman bir ferdin amacı uğruna kesintisiz şekilde gayret sarf etmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>
<p><strong>Arınma</strong>yı, “düşünceyi, yabancı ilke ve kişilerden kurtarma” şeklinde tanımlayan el-Benna, bu ilkede İslam düşüncesinin en yüce düşünce olduğunu vurgulamış, “arınma” ilkesinin çatısı altında insanları altı sınıfa ayırmış ve kişiler gibi kurumların da bu tasnif çerçevesinde farklı hükümlere tabi olduğunu anlatmıştır.</p>
<p>el-Benna “Hareketimizin On İlkesi” başlıklı risalesinde, inancın en sağlam ve en değerli bağ olduğuna dikkat çekerek, <strong>kardeşlik</strong> bağını “akide/iman bağıyla kalplerin ve ruhların birbirine bağlanması” şeklinde ifade etmiş ve kurdun sürüden ayrılan koyunu kapması gibi, kişinin Müslüman kardeşlerinden ayrılması durumunda, şer odakları tarafından hedef alınacağını ve israf edileceğini belirtmiştir.</p>
<p>Hedefe ulaşmada, karşılaşılan engelleri aşmada ve zorlukların üstesinden gelmede en etkili unsurun, teşkilat yöneticileriyle mensuplarının birbirlerine karşı duyduğu “<strong>güven</strong>” olduğunu belirten el-Benna, “güven” ilkesinde Müslüman bir ferdin, yönetimine olan güvenini sorgulaması ve ilişkilerini gözden geçirmesi gerektiğine vurgu yapmış ve bu sorgulamada kendisine yardımcı olacak bazı sorular da yöneltmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Siyaset Anlayışını Doğru Kavramaya Çalışmak </strong></p>
<blockquote><p>el-Benna, bir toplumsal ıslah hareketi olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı; <em>idrak, ihlas, amel, cihat, fedakârlık, itaat, sebat, arınma, kardeşlik ve güven</em> ilkeleri üzerine kurmuştur.</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları tarafından eserlerin içeriklerine layık estetik bir formda okurun dikkatine sunulan “İki Dil Bir Eser” serisi arasında çağının şahidi İmam Hasan el-Benna “On İlkemiz” başlığıyla Gamze Özden tarafından Türkçeye kazandırılan eserinden özetle iktibas ederek Hasan el-Benna’nın ilkeli duruşunu günümüz kanaat önderlerinin ve tabilerinin dikkatine sunmakta yarar görüyorum. Burada eserin sadece sunuş kısmını olduğu gibi iktibas etmekle yetineceğim:</p>
<p><strong> </strong>“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a; salât ve selam takva ehlinin önderi, mücahitlerin komutanı, emin elçi efendimiz Muhammed Mustafa’ya ve kıyamet gününe kadar onun yolunu takip edenlere olsun.</p>
<p>Elinizdeki bu risale, davalarının yüceliğine ve fikirlerinin kutsallığına inanan, samimiyetle bu yolda yaşayıp, bu yolda ölmeye azmeden mücahit kardeşlere, Müslüman kardeşlere ithaf edilmiştir. Ezberlenmek üzere dersler niteliğinde değil; bilakis uygulanmak üzere talimatlar niteliğindeki bu veciz sözleri, sadece o kardeşlerime iletiyorum. Ey sözünün eri Müslüman kardeşlerim, harekete geçin!</p>
<p>“De ki; ‘Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da Rasulü de mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.’” (Tevbe 9:105).</p>
<p>“İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip, O’nun yolundan ayırır. İşte Allah bunları size, sakınasınız diye emretti.” (En’âm 6:153).</p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı dışındaki kardeşlerimiz içinse, dersler, konferanslar, kitaplar, makaleler, açıklamalar ve yönetmelikler mevcuttur. ‘Herkesin yöneldiği bir yön vardır.’ ‘Haydi, hep birlikte hayırlara koşun, hayırlarda yarışın! Allah, hepsine de en güzel olanı vaat etmiştir.’ Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”</p>
<p><em> </em>“Siz ey iman edenler! Sizi elem verici bir azaptan kurtaracak bir alışverişe yönlendireyim mi? Allah’a ve Elçi’sine güvenirsiniz, Allah dâvâsı uğrunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz: böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır; tabii ki eğer bilgiyle (hareket) ederseniz. (Böyle yaparsanız) O sizin günahlarınızı bağışlayacak ve sizi zemininden ırmakların aktığı cennetlere koyacaktır; kalıcı güzelliğin merkezi olan cennetlerdeki tarifsiz huzur köşklerine: işte gerçek büyük başarı budur! Ve kendisiyle sevineceğiniz bir şey daha var: Allah’tan bir yardım ve görünen bir zafer. Artık müminlere müjde ver!” (Saff 61:10-13).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna. (2016a). <strong>On İlkemiz.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 96 s.</li>
<li>Hasan el-Benna. (2016b). <strong>İslam ve Siyaset.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.7-13.</li>
<li>Hasan el-Benna. (2007). <strong>Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)</strong>, çev. M. Beşir Eryarsoy ve Osman Arpaçukuru, İstanbul: Beka Yayınları, s.29-45.</li>
<li>İbrahim el-Beyyûmî Gânim. (1997). “<strong>Hasan el-Benna</strong>” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), İstanbul: Cilt: 16, s.307-310.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
