<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>MEHMET MAKSUDOĞLU Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/mehmet-maksudoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/mehmet-maksudoglu/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Jan 2019 20:48:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>SİGARANIN KÜRESEL BİR FELAKET OLDUĞUNU GÖRMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigaranin-kuresel-bir-felaket-oldugunu-gormek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigaranin-kuresel-bir-felaket-oldugunu-gormek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Jan 2019 20:48:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ ERBAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[AZİZ SANCAR]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEKTRONİK SİGARA]]></category>
		<category><![CDATA[ENFİYE]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN SAĞLIĞI VE EĞİTİM VAKFI (İNSEV)]]></category>
		<category><![CDATA[JUN LV]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET MAKSUDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MURAT ELLİ]]></category>
		<category><![CDATA[nargile]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZLEM EVLİYAOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[PURO]]></category>
		<category><![CDATA[SELAMİ ÇATALGİL]]></category>
		<category><![CDATA[SICAK ÇAY İÇMEK]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[SİGARA BAĞIMLILIĞI]]></category>
		<category><![CDATA[SİGARA DUMANI SOLUMAK]]></category>
		<category><![CDATA[TORAKS DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[TURGUT ÖZCAN]]></category>
		<category><![CDATA[TÜTÜN MAMULLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[YEŞİLAY]]></category>
		<category><![CDATA[ZEKİ KILIÇASLAN]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=822</guid>

					<description><![CDATA[Şubat 1986’da Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin mezun olmaya hazırlanan ilk öğrencileri olarak gerçekleştirdiğimiz umre ziyaretimizde bir hafta süren karayolu seyahatimiz nihayete ermişti. “Lebbeyk” nidalarıyla Mekke-i Mükerreme’ye giren otobüsümüz bir yerde durmuştu. Binaların arasından Kâbe-i Muazzama’nın bir kısmını gören grup coşmuştu. Hayatımızda ilk kez Kâbe’yi görmenin verdiği heyecan doruktaydı. Açılan ön kapıdan elinde sigarayla bir adam [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şubat 1986’da Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin mezun olmaya hazırlanan ilk öğrencileri olarak gerçekleştirdiğimiz umre ziyaretimizde bir hafta süren karayolu seyahatimiz nihayete ermişti. “Lebbeyk” nidalarıyla Mekke-i Mükerreme’ye giren otobüsümüz bir yerde durmuştu. Binaların arasından Kâbe-i Muazzama’nın bir kısmını gören grup coşmuştu. Hayatımızda ilk kez Kâbe’yi görmenin verdiği heyecan doruktaydı. Açılan ön kapıdan elinde sigarayla bir adam binmişti. Meğer Diyanet görevlisiymiş, grubumuza rehberlik yapacakmış! Grubumuzda yer alan hocalarımızdan ön sırada oturan Prof. Dr. Mehmet Maksudoğlu’nun, duygusuz ve dahi saygısız adama nerede olduğu hatırlatan tatlı sert uyarısından sonra adam sigarasını atmaya kıyabilmişti!</p>
<p>Bu acı tecrübemizden otuz dört yıl sonra nihayet Diyanet’ten beklenen sevindirici haber geldi. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, bu yıl hac ve umre organizasyonlarında sigara kullanmayan din görevlilerini tercih edeceklerini, daha sonraki yıllarda ise sigara kullananların sınava dahi alınmayacağını duyurdu. 81 il müftülüğüne gönderilen 17 Ocak 2019 tarihli DİB talimatında “kafile ve ekiplerde görev alan bazı personelin otel önlerinde ve açık alanlarda sigara içmelerinin kutsal toprakların manevi atmosferine yakışmadığı gibi hac yolcularının da örneklik ve rehberlik noktasında beklentilerine uygun düşmediği, başkanlığa sayısız şikâyet dilekçesi geldiği” belirtilerek bu kararın alındığı bildirildi (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>Sigaranın Çok Boyutlu Bir Felaket Olduğunu Görmek</strong></p>
<p>Basına verdiği demeçte “Sigaranın pek çok ilim adamı ve âlim tarafından haram olduğu söyleniyor. Şahsen benim de kanaatim bu yöndedir. Bizim bu noktada çok dikkatli olmamız, hassas davranmamız gerekiyor. Din görevliliği gibi mukaddes bir vazifede imamlarımızın, bütün görevlilerimizin bu tür alışkanlıklardan uzak durmaları gerekiyor.” diyen Erbaş; “Nefis terbiyesi için gittiğimiz Arafat&#8217;ta çadırların etrafındaki sigara izmaritlerini görünce benim yüreğime sanki bir hançer saplanıyor. Arafat&#8217;ta vakfe öncesi ya da sonrası bir Müslüman kardeşimin elinde sigara gördüğüm zaman çok üzülüyorum.” ifadelerini kullandı. “Vatandaşlar elinde sigara bulunan din görevlisi görmek istemiyor” diyen Erbaş, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Milletimizi beş konuda korumamız gerekiyor. İnsanların aklını, neslini, canını, malını ve dinini korumak. Şöyle bakıyorum, sigaranın cana, mala, nesle, akla ve dine zararı var, çünkü bir <strong>bağımlılık</strong> meydana getiriyor. Din de bağımlılıklardan insanı uzaklaştırıyor. Zararlı olan bağımlılıklardan insanların uzak olması gerekiyor, din bunu emrediyor. Dolayısıyla bizim en önemli vazifelerimizden birisi de <strong>insana zarar veren</strong> şeylerden insanı korumak. Bu açıdan sigarayla mücadele konusunu bir vazife addediyoruz.”</p>
<p>Din görevlilerini hassas davranmaya davet eden Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, sigaranın çok boyutlu bir felaket oluşuna da şu sözleriyle vurgu yaptı:</p>
<p>“Sadece bizim ülkemizde sigaraya ödenen paranın miktarı yılda 30 milyar doları buluyor. Bu, <strong>150 milyar lira</strong> anlamına geliyor. Dünyada her 3,5 saniyede bir insan açlıktan ölüyor. Sadece ülkemizde sigaraya ödenen paranın yarısı açlıktan ölecek olan insanlara verilse, o insanlar açlıktan kurtarılıyor. Sigara yerine binlerce okul, hastane yapılabiliyor. Binlerce aç ve açıkta olan mülteci insan, bulundukları konumdan kurtarılabiliyor ama maalesef sigara yüzünden ortaya çıkan hastalıkları tedavi etmek için de bir o kadar daha para harcanıyor. Dolayısıyla bu kararımızı, bu büyük felaketle mücadelenin bir başlangıcı olarak kabul ediyoruz.” (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>Sigaranın Bünyeye Verdiği Ciddi Hasarları Görmezden Gelmemek</strong></p>
<p>Sigaranın DNA hasarına sebep olup kansere, özellikle de akciğer kanserine yol açtığı biliniyor. Kuzey Karolayna Üniversitesi’nde Prof. Dr. Aziz Sancar’ın liderliğini yaptığı araştırmacılar sigara dumanındaki kanser yapıcı etkiye sahip kimyasal maddenin <strong>DNA’da sebep olduğu</strong> hasarın haritasının çıkarılması için yeni bir yöntem geliştirdi.</p>
<p>Organik maddelerin yanması sonucu açığa çıkan benzo[α]piren (BaP) -örneğin sigara dumanında ve fosil yakıtların kullanıldığı motorların egzoz gazlarında bulunur- çevre için ciddi zararları olan bir madde. Ancak bu maddenin insan dokularına ulaşmasının en etkili yolu <strong>solunan sigara dumanı</strong>. Zararlı organik maddeler insan vücuduna girdiğinde genellikle kandaki enzimler aracılığıyla daha az zararlı maddelere dönüştürülür. Ancak BaP bu tepkimeler sonucunda daha zararlı bir madde olan BPDE’ye dönüştürülüyor!</p>
<p>DNA onarım mekanizmalarının aydınlatılmasıyla ilgili çalışmaları nedeniyle 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü kazanan <strong>Aziz Sancar</strong>, sigaranın kanser oluşumundaki etkisini gösteren araştırmalarının, insanlar için ciddi zararları olan bu kötü alışkanlığı terk etme konusunda teşvik edici olmasını umut ettiğini belirtiyor (<strong>3</strong>).</p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof.Dr. Murat Elli, çocuk sahibi olmadan en az 6 ay önce hem anne hem de baba adayının sigarayı hayatından tamamen çıkarması gerektiğini söyledi. Çünkü gebelikten önceki sigara tiryakiliği doğacak <strong>çocuğun</strong> da kansere yakalanma riskini <strong>ikiye katlıyor</strong>.</p>
<p>Genellikle 5 yaşına kadar görülen <strong>çocukluk çağı kanserleri</strong>, diğer kanser tiplerinde olduğu gibi <strong>dış etkenler tarafından</strong> tetiklenebiliyor. Anne karnında radyasyona maruz kalma, yüksek gerilim hatları gibi manyetik alanlar, otobanların oluşturduğu zehirli gazlar ve tarımda sık kullanılan ilaç artıkları ilk akla gelenler olsa da anne ve bebeğin sağlığını <strong>en çok sigara dumanı tehdit ediyor</strong>!</p>
<p>Çocukluk çağı kanser türlerinin önlenebilir olduğuna dikkat çeken Murat Elli’nin şu uyarıları, bir anlık zehirli bir haz duygusu için küçücük bebeğine kıyabilen anne ve babaların kulağına küpe olsun:</p>
<ol>
<li>Doğum öncesi veya sonrasında sigara dumanına maruz kalan bebeklerde bronşit, bronşolit, orta kulak ve üst solunum yolu enfeksiyonları <strong>daha sık</strong> görülür.</li>
<li>Sigara içen baba adaylarının çocuklarında <strong>lösemi</strong> görülme riski yaklaşık <strong>iki katına çıkar</strong>.</li>
<li>Gebelikten önce veya gebelik sırasında <strong>anne-babanın içtiği sigara</strong>; beyin tümörleri, lösemi, lenfoma ve nöroblastom gibi çocukluk çağı kanserlerinin oluşma <strong>riskini arttırır</strong>.</li>
<li>Gebelik sırasında sigara içen annelerin bebeklerinde retinoblastom adı verilen <strong>göz içi tümörü</strong> görülme riski 1,5 katına çıkar.</li>
</ol>
<p>Tüm bu nedenlerden ötürü <strong>gebelikten en az 6 ay önce</strong> hem anne hem de baba adayı sigarayı kesinlikle bırakmalıdır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof.Dr. Evliyaoğlu, sigara içen kadınların içmeyenlere göre birkaç yıl daha erken menopoza girdiğini ve menopoz belirtilerini daha şiddetli yaşadığını belirterek şu uyarıyı yapmıştır:</p>
<p>“Hiç sigara içmeyenlere göre, günde yirmiden fazla <strong>sigara içen kadınlarda erken menopoz riski</strong> %50 artmıştır. Bu risk sigaranın direk yumurtalar üzerindeki toksik etkisine bağlıdır. Yapılan araştırmalarda 30&#8217;lu yaşlarda sigarayı bırakan kadınların 40&#8217;lı yaşlarda sigarayı bırakanlara göre erken menopoz riskinin çok daha düşük olduğunun bildirilmesidir. Bu durum da sigarayı üreme çağının başlarında bırakmanın avantajını ortaya koyması açısından önemlidir.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Sigaranın yol açtığı <strong>büyük acıları</strong> yakından görmek için Ecz.Dr. Erkan Yılmaz’ın anlattıklarını dinlemek gerekir (<strong>6</strong>).</p>
<p>Dr. Turgut Özcan tarafından -Prof.Dr. Zeki Kılıçaslan ile Dr. Selami Çatalgil başta olmak üzere birçok doktorun katkısıyla- hazırlanan “Sigaranın Gerçek Yüzü” belgeseli <strong>nasıl bir felaketin tehdidi altında olduğumuzu</strong> gözler önüne sermektedir. Gaziosmanpaşa Belediyesi ve İNSEV ortaklığıyla hazırlatılan, Toraks Derneği ve Yeşilay başta olmak üzere birçok kurum ve öğretim elemanınca desteklenen 1 saatlik belgesel, koruyucu hekimlik bağlamında ciddi bir eğitim kaynağı olup 21 dakikalık özeti telif hakkı talep edilmeksizin internet üzerinden istifadeye sunulmuştur (<strong>7</strong>).</p>
<p><strong>Sigaraya Her Yıl 7 Milyon Can Verme Çılgınlığını Sonlandırmak</strong></p>
<p>Sigara karşıtı önlemler birçok ülkede uygulanmasına rağmen dünyada halen bir milyardan fazla insan sigara kullanıyor ve her yıl yaklaşık <strong>7 milyon kişi</strong> sigara sebebiyle hayatını yitiriyor! Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2017 verilerine göre, dünyanın karşı karşıya olduğu <strong>en büyük kamu sağlığı tehditlerinden sigara</strong>, her yıl 6 milyon doğrudan kullanıcı ile içmediği halde sigara dumanına <strong>maruz kalan 1 milyon</strong> insanın ölümüne yol açıyor! (<strong>8</strong>).</p>
<p>Sigaranın içinde yaklaşık <u>5 bin kimyasal madde</u> bulunuyor. Bunlardan 90 madde kanseri tetikliyor. En çok sigara içilen ülkelerin başında Endonezya, Rusya ve Çin geliyor. Türkiye’de sigaranın ömrünü tükettiği insanların oranı %42 olup bu oran erkekler arasında %55! Hayatını zehirli dumana armağan edenleri vaz geçirmek için tütün karşıtı kamu spotları, sigara paketleri üzerinde yer alan ürkütücü grafik ve resimler, çıkarılan kanunlar ve uygulanan cezalar da ne yazık ki yeterli olmuyor!</p>
<p>Pekin Üniversitesi Epidemiyoloji ve Biyoistatistik Departmanı’ndan Prof.Dr. Jun Lv, sıcak çayın tütün veya alkol kullanan kişilerde kanser riskini artırdığını gözlemlediklerini açıkladı. Çin&#8217;de 500 bin yetişkinin dokuz buçuk yıl izlenmesiyle gerçekleştirilen araştırmaya göre <strong>sıcak çay içmek</strong> özellikle sigara içen ve alkol tüketen kişilerde <strong>yemek borusu kanseri</strong> riskini beş kat artırmaktadır (<strong>9</strong>).</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve ABD Ulusal Kanser Enstitüsü Ocak 2017’de yayımladıkları raporda, tütün kontrolünün milyarlarca dolar tasarruf sağlayabileceği ve milyonlarca insanın hayatını kurtarabileceği vurgulandı. “Tütün endüstrisi ve sigaranın ölümcül maliyeti, sağlık hizmetleri masraflarını artırması ve verimliliği düşürmesi nedeniyle dünya ekonomisine yıllık <strong>1 trilyon dolara</strong> mal olmaktadır.” acı tespitinin yer aldığı raporda, sigara içen 15 yaş ve üstü 1,1 milyar kişi bulunduğu, bunların yüzde 80&#8217;inin düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşadığı, tüm dünyada sigara kullananların yaklaşık 226 milyonunun yoksul olduğu belirtildi (<strong>10</strong>).</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Oğuz Kılınç, <strong>yürürken içilen sigaranın</strong> vücuda daha fazla zararlı olduğunu söyledi:</p>
<p>“Sigara içmek ya da pasif dumana maruz kalmak sağlığa zararlı. Ancak yürürken, hareket ettiğinizde nefes alma sıklığı artıyor. Nefes alma sıklığı ve derinliği arttığı için de sigaranın içindeki zehirlerin akciğerin ve vücudun diğer tüm uç noktalarına kadar gitme olasılığı güçleniyor. Daha fazla zehir soluyorsunuz.” “Hırsızdan ve katilden dost olur mu?” sorusunu yönelten Kılınç, her yıl milyonlarca kişinin ölmesine ya da sakat kalmasına yol açan sigara, enfiye, puro, elektronik sigara gibi tüm tütün mamullerinin, katilin değişik kıyafetler giymiş farklı şekilleri olduğuna dikkat çekti (<strong>11</strong>).</p>
<p>Cami avlusundan okul bahçesine, hastane önlerinden çalışma ofislerine, kaldırımlardan duraklara, yürüme yollarından dinlenme yerlerine kadar hemen her yerde insanların sağlıklı bir çevrede yaşama ve temiz hava soluma haklarını fütursuzca ihlal eden sigara bağımlılarının Yeşilay’ın yayınlarını da inceleyip (<strong>12</strong>) olayın vahametini idrak ederek, kendileri için değilse bile yakınlarının ve her gün hakkına girdikleri binlerce insanın hatırı için sigara illetinden kurtulma iradesini ortaya koymalarını bekliyorum. Niyet edip hareke geçmek neticeye vasıl olmanın yarısıdır vesselam…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>www.aa.com.tr/tr/turkiye/<strong>sigara-icen-diyanet-personeline-hac-gorevi-verilmeyecek</strong>/1370695, 21.01.2019.</li>
<li>www.aa.com.tr/tr/turkiye/<strong>vatandaslarimiz-elinde-sigara-bulunan-din-gorevlisi-gormek-istemiyor</strong>/1376025, 27.01.2019.</li>
<li>http://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/<strong>aziz-sancar-ve-arkadaslari-sigaranin-dnaya-verdigi-hasarin-haritasini-cikardi</strong>, 07.07.2017.</li>
<li>http://dirilispostasi.com/n-10922-<strong>anne-adaylarina-nikotin-uyarisi</strong>.html, 01.06.2016.</li>
<li>www.aa.com.tr/tr/saglik/<strong>sigara-erken-menopoz-nedeni</strong>/1326661, 01.12.2018.</li>
<li>Erkan Yılmaz, Sigaranın Acı Gerçekleri, www.youtube.com/watch?v=xIq6hHEQ8DE&amp;feature=youtu.be, 28.10.2008.</li>
<li>Turgut Özcan; <strong>Sigaranın Gerçek Yüzü</strong>, www.youtube.com/watch?v=CWq3L6qe0zQ, 31.10.2012.</li>
<li>http://aa.com.tr/tr/saglik/<strong>sigara-her-yil-yaklasik-7-milyon-cana-mal-oluyor</strong>/1057542, 08.02.2018.</li>
<li>www.haberturk.com/<strong>cay-ve-kahve-ses-tellerini-kurutuyor</strong>-1921380#, 30.07.2018.</li>
<li>http://aa.com.tr/tr/ekonomi/<strong>sigara-yilda-1-trilyon-dolar-masrafa-yol-aciyor</strong>/724154, 10.01.2017.</li>
<li>www.haberturk.com/saglik/haber/848899-<strong>yururken-daha-da-zarar-veriyor</strong>, 30.05.2013.</li>
<li>www.<strong>yesilay.org.tr</strong>/tr/bagimlilik/sigara-ve-tutun-bagimliligi, 28.01.2018.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/sigaranin-kuresel-bir-felaket-oldugunu-gormek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE DEĞİŞİM MACERAMIZI TAHLİL EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2018 20:29:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[1856 ISLÂHÂT FERMÂNI]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[ALTER]]></category>
		<category><![CDATA[CENOVA]]></category>
		<category><![CDATA[DÂNİŞMEND]]></category>
		<category><![CDATA[ERŞAHİN AHMET AYHÜN]]></category>
		<category><![CDATA[FUAT UĞUR]]></category>
		<category><![CDATA[HARB]]></category>
		<category><![CDATA[KAVALALI MEHMED ALİ PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR İSTİLÂSI]]></category>
		<category><![CDATA[MAHMÛD CELÂLEDDÎN]]></category>
		<category><![CDATA[MASSİMO D’AZEGLİO]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET MAKSUDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA REŞÎD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[NAPOLİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZTUNA]]></category>
		<category><![CDATA[SALON YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[SIRMA]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülaziz]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Abdülmecid]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN İKİNCİ MAHMÛD]]></category>
		<category><![CDATA[TANZÎMÂT]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH BİLİNCİ VE KÜLTÜR DERGİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[TBDD]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇÜNCÜ SELÎM]]></category>
		<category><![CDATA[UĞUR MUMCU]]></category>
		<category><![CDATA[VENEDİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=786</guid>

					<description><![CDATA[“Zâlike biennallâhe lem yeku muğayyiren ni’meten en’amehâ ‘alâ qawmin hattâ yuğayyirû mâ bi enfusihim: Allah, bir topluma bahşettiği nimeti o toplum özbenliğine yabancılaşmadıkça asla değiştirmez.” (Enfâl 8:53). Hocam Mehmet Maksudoğlu’nun (1) Osmanlı’dan günümüze toplumsal değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği özlü eserinin (2) ikinci kısmını, değişim stratejimizi gözden geçirmemize vesile olması niyazıyla -hocamın imla tercihlerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>Zâlike biennallâhe lem yeku muğayyiren ni’meten en’amehâ ‘alâ qawmin hattâ yuğayyirû mâ bi enfusihim</em>: Allah, bir topluma bahşettiği nimeti o toplum özbenliğine yabancılaşmadıkça asla değiştirmez.” (Enfâl 8:53).</p>
<p>Hocam Mehmet Maksudoğlu’nun (<strong>1</strong>) Osmanlı’dan günümüze toplumsal değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği özlü eserinin (<strong>2</strong>) ikinci kısmını, <strong>değişim stratejimizi gözden geçirmemize vesile olması </strong>niyazıyla -hocamın imla tercihlerini koruyarak- özetle paylaşıyorum. Bu özetin ardından Tarih Bilinci ve Kültür dergisi sitesinde pdf kitap halinde yayımlanan eserin tamamını okumanızı (<strong>3</strong>), Osmanlı Devleti’nin kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemlerini daha detaylı incelemek isteyenlere de Hoca’nın “Osmanlı Tarihi (1289-1922)” isimli eserini tavsiye ediyorum (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Yenilenme Çarelerini Aramak</strong></p>
<p>“Çâreler aramakta olan <strong>Sultân Üçüncü Selîm </strong>(1789-1807) tahta çıkışının ikinci yılında, <strong>1791</strong> ekiminde, 19 Türk ve 2 yabancıdan devletin niçin eski gücünü kaybettiği, bu güce erişmek için şimdi hangi reformların yapılması gerektiği hakkında birer lâyiha (rapor) istedi (Âsım I/34; Cevdet VI/3). 21 lâyiha tek noktada birleşti: Devlet eski gücünü kaybetmişti, müesseseleri bozulmuş veya işlemez hâle gelmişti, mutlaka <strong>ıslâhât</strong> (reform) lâzımdı. Ancak lâyiha sâhibleri çârede ayrılıyorlardı. Başlıca üç grup vardı:</p>
<p><strong>Muhâfazakâr idealistler: </strong>“Osmanlı, mâzide cihân devletiydi, rakıybi de yoktu. O zaman bütün müesseseleri mükemmeldi. O müesseselere dönebilir, onları canlandırabilirsek devlete eski kudretini iade ederiz.”</p>
<p><strong>Tâvizci romantikler: </strong>“Avrupa bâzı bakımlardan bir müddetten beri bizden ileri gitti. <strong><em>Toplum düzenimizi bozmadan</em></strong>, acele etmeden, Avrupa’nın bizde olmayan <strong><em>tekniğini</em></strong> alalım ve hazmedelim. Zâten Avrupa ile aramızdaki mesafe ancak 30 yıldan beri açılmıştır. Hızla onlara yetişmemiz ve gene en büyük devlet olmamız mümkündür.”</p>
<p><strong>Düzen değiştirmek isteyen radikaller: </strong>“Avrupa’nın bizi şimdilik bâzı hususlarda geçtiği ortadadır. Bu düzene devâm edersek, her sahada bizi geçecektir. Biz de <strong><em>düzen değiştirip </em></strong>onlara yetişelim ve onları geçelim. Bizim aklımız onlardan eksik, zekâmız geri midir?” (Öztuna).</p>
<p>Öztuna’nın, “tâvizci romantikler” dediği kimselerin görüşünün ne kadar haklı ve isâbetli olduğunun canlı örneği Japonya’dır. “<strong>Toplum yapısını değiştirmeden, sâdece tekniği almak” </strong>gerekiyordu! Aradan geçen 300 yıla yakın zaman sonra, hâlâ bu konu tartışılıyor ve gündemden düşmüyor. Rahmetlinin kendisi de, ağır basan üçüncü görüşün devâmı olan akımın bir ürünü olduğu için, pâdişâhın üçüncü şıkkı tatbikini haklı buluyor.</p>
<p>Gerçekten zor bir durumda idik: Dünyâda birinci, en üstün siyâsî kuruluş, <strong>Devlet-i ‘Aliyye</strong> iken, kötü bir duruma düşmüştük ve kurtuluş, yenilenme çâreleri arıyorduk. Karar vermek asla kolay değildi. Verilecek karar, devletin ve milletin geleceğini belirleyecekti.</p>
<p><strong>Muhâfazakâr idealist</strong>lerin görüşü isâbetliydi, Osmanlı müesseselerinin mükemmel ve gıbta edilir olduğunu belirten yabancılar bile vardı. Ancak, ‘insan’ unsurunda bozulma söz konusuydu: <strong>Halîl Hâmid Paşa</strong>’nın hareketi devleti oldukça iyi duruma getirecekti ama, çıkarına dokunulanların marifetiyle makamını ve hayatını<strong> 1785</strong> yılında kaybetmişti.</p>
<p><strong>Düzeni değiştirmek isteyen radikaller </strong>ise <strong><em>panik havası </em></strong>içindeydiler ve işin kolayına kaçma eğilimi gösteriyorlardı: Yakın geçmişte, iyileşme için <strong><em>düzen değişikliği</em></strong>ne, <strong><em>sosyalizm</em></strong>e bel bağlayan okur-yazarlarımız gibi… Bilinmeyen yeniliğin çekiciliği de işin cabası…”</p>
<p><strong>Yenilenirken Yapıyı Tahrip Etmemek</strong></p>
<p>“Devletin bünyesinin (yapısının) değiştirilmesinin sonuçları <u>hiç hesaplanmadı</u>, öngörülemedi.</p>
<p><strong>“Sultân Üçüncü Selîm</strong>, 21 lâyihayı okudu ve kararını verdi: <strong>Üçüncü şık uygulanacaktı, <em>düzen değişecekti</em></strong>, adını da buldu: <strong>Nizâm-ı Cedîd </strong>(Yeni Düzen).</p>
<p>… Pâdişâh’ın lehlerine karar verdiği radikaller şahsiyetleri bakımından, zâhiren aynı fikre sâhib görünüyorlarsa da gerçekte üç grup idi:</p>
<p>1- Avrupa’nın her şeyini üstün, Türk’ün, Osmanlı’nın, belki İslâm’ın her şeyinin bozulmuş olduğunu savunan, bir bakıma romantik; Türk, Osmanlı ve İslâm târihinin ilk züppeleri.</p>
<p>2- Nizâm-ı Cedîd’ci olarak yeni düzen içinde külâh kapmak ve reform adına memleketi sömürmek isteyen, mal, para ve iktidara çok harîs menfaatçiler.</p>
<p>3- Hızlı bir radikal reformla Türkiye’yi kalkındırmak isteyen gerçek devlet adamları. Ancak bu sonuncu grup radikaller makbûl idi, makbûl olmak gerekirdi. Hâlbuki Sultân Üçüncü Selîm Hân, radikalleri bir bütün olarak gördü.” (Öztuna).</p>
<p>24 Şubat <strong>1793</strong>’de Nizâm-ı Cedîd rejimi resmen bir hatt-ı hümâyûn ile ilân edildi. Sultân Selîm, yeniliğe ordudan başlamak gerektiğini, iyice bozulmuş olan yeniçeri ile bir yere varılamayacağını biliyordu. Yeniçerilere dokunmadan, onların tepkisini çekmeden, yeni bir ordu kurmağa girişti. Bu ordudaki asker, esnaflıkla uğraşmayacak, disiplinli olacak, milletine ve subayına silâh çekmeyecekti. “Kanûnî devrindeki disiplini hâiz bir ordu, ama asrın tekniği ile de mücehhez olacaktı… Avrupa’dan subaylar, mühendisler, denizciler getirildi. Avrupa kıyafetinden mülhem üniformalar giydirildi.”</p>
<p>Kültür istilâsı böylece, Devlet eliyle, farkına varılmadan, başlatılmış oluyor.</p>
<p><strong>Üniformadan etkilenmek, <em>kültür istilâsının başlangıcı </em></strong><strong><em>oluyor. </em></strong>Benzemek <strong><em>yol olunca</em></strong>, bu iş devâm ediyor ve insanlar, askerden başlayarak, <strong>başkalarına benzeye benzeye</strong> sonunda kimyâdaki târifiyle <em>renksiz, kokusuz, tatsız </em>bir hâle geliyorlar!</p>
<p>Ordu, ıslâh edilmek isteniyor, maddî her şey düşünülüyor, <strong>her gün 40 rekât namaz kılma durumunda olan askere, Allah’ın bu emrini yerine getirmesi için <u>uygun</u> kıyâfet düşünülmüyor! </strong>Demek ki Avrupa karşısındaki <em>şaşkınlık </em>ve <em>panik</em>, doğru, sağlıklı düşünmeye mâni oluyor.</p>
<p>Burada, askerî işgalden çok daha kötü ve tehlikeli olan <strong><em>kültür istilâsı</em></strong>nın ortaya çıkışı görülmektedir. Savaş usulünü almak başka (Hendek harbinde Selmân-ı Fârisî hazretlerinin teklifiyle, İran’da uygulanan hendek işi benimsenmiştir), kâfire <strong>benzemek </strong>çok başka bir iştir. “<strong>Bir kavme benzeyen onlardandır.</strong>” nebevî sözünü, o çağdaki yetkililerin bilmemesi düşünülemez; bu bilgiye rağmen, bunun aksine davranmış olmaları, İslâm’a bağlılık bilincindeki zayıflık mı, düşüncesizlik mi, Avrupa karşısındaki aşağılık duygusu ve panik havasının etkisi mi, merak ve inceleme konusu olarak durmaktadır.”</p>
<p><strong>Nasyonalizmin Osmanlı’ya Etkisini Görebilmek</strong></p>
<p>“Bir Avrupa icadı, ürünü, fabrikasyonu olan<strong> Nasyonalizm</strong>, fikir kökleri daha eskiye dayanmakla birlikte, Fransız İhtilâli’nden (<strong>1789</strong>) sonra<strong>, </strong>onsekizinci asrın sonlarına doğru bir akım olarak ortaya çıktı. İtalya’da, önce dil birliği sağlandı, Napoli, Cenova, Venedik gibi devletçikler İtalyan <em>nation</em>u olarak birleştirildi. “Dil birliğini meydana getirdik, sıra <em>İtalyan milleti</em>ni yaratmağa(!) geldi” denildi. <strong>1861</strong> yılında İtalya siyâsî birliğinin kurulmasından sonra yazar ve Piemont’un eski başbakanı<strong> Massimo d’Azeglio</strong>’nun şöyle dediği yaygındır: “İtalya’yı meydana getirdik, şimdi ‘İtalyan’ları meydana getirmemiz gerek.” (Alter).</p>
<p>“1838’de İngiltere ile yapılan ticâret anlaşması, Mehmed Ali Paşa isyanıyla ilgilidir (Öztuna). Çünkü, İngiltere, Osmanlı Devleti’ni tehdîd eder duruma gelmiş olan Mehmed Ali Paşa meselesine çözüm arayışına düşen Osmanlı’nın bu güç durumundan faydalanarak bu anlaşmayı yapmıştır (Harb).</p>
<p><strong>Kavalalı Mehmed Ali Paşa </strong>konusu, gerçekten <strong><em>ibretle </em></strong>incelenmeğe değer:</p>
<p>Allah’ın verdiği kabiliyet doğru yönde kullanılmazsa ne vahim sonuçlar verdiği görülüyor: “Ben daha iyi yaparım” diye nizâmı bozup entrikalar çevirerek eyâlet vâlisi ol, Avrupalı’dan öğrendiğin teknikle devletin ordusundan daha güçlü ordu kur, sonra devleti yönetmeye kalk, devlet senden çekindiği için <strong><em>telâşla, </em></strong>doğru dürüst değil, hemen hemen hiç <strong><em>inceleme yapmağa imkân bulamadan </em>devletin yapısını kökten değiştirme sonuçlarını getirecek olan </strong>birtakım<em> <strong>iyileştirme </strong></em>hareketlerine girişsin, artçı sarsıntılarla bunun etkisi, birkaç nesil devam etsin ve sonunda, devlet, aynı şekilde, “ben kurtarırım” heveslilerinin elinde harîtadan silinsin!</p>
<p>İngiltere ile 16 Ağustos 1838’de yapılan ticaret anlaşmasının ardından Fransızlar da Osmanlı Devleti’ni, üç ay sonra, kendileriyle, İngiltere’ninki gibi bir anlaşma yapmağa mecbûr etmiştir. Osmanlı, İspanya ile 2 Mart 1840 tarihinde, Hollanda ile de 14 Mart 1840 günü benzer anlaşmalar imzalamak zorunda kalmıştır.</p>
<p><strong>Yenileşmek niyetiyle, <em>kültür istilâsı </em></strong>devlet eliyle <strong>buyur ediliyor:</strong></p>
<p>Sultân İkinci Mahmûd’un, Pertersburg büyükelçiliğinden kapdân-ı deryâ olarak İstanbul’a gelen damadı Müşir Halîl Rif‘at Paşa’nın; “Avrupa’ya benzemezsek, Asya’ya çekilmeye mecburuz” demesi, pâdişâhı, inkılâb (devrim) hareketlerinde daha şiddetli davranmaya teşvik etti (Öztuna).”</p>
<p><strong>Sultân Abdülmecîd’den (1839-1861) Ders Almak</strong></p>
<p>“Tanzîmâtı ilân eden Abdülmecîd, 16 yaşında pâdişâh olmuştur. <strong>Mustafa Reşîd Paşa</strong>, hem hâriciye nâzırı, hem de Osmanlı Devleti’nin Londra sefiri idi. Mısır vâlisi <strong>Mehmed Ali Paşa</strong>, güçlü durumda idi, devlet, ikiye bölünme tehlikesi ile karşı karşıya idi. Mısır gailesini atlatmak için <strong><em>dış desteğe, </em></strong>yâni Avrupalı devletlerin yardımına ihtiyâc vardı (Mahmûd Celâleddîn).</p>
<p>Böylece, devletin, değişen dünyâ şartları karşısında yeniden yapılanmağa olan ihtiyâcı yanında, Avrupa devletlerinin <strong>isteklerine de uyacak, onları tatmin edecek </strong>düzenlemeler yapıldı. Sultân Abdülmecîd’in tahta çıkması üzerine İstanbul’a gelen <strong>Mustafa Reşîd Paşa</strong>, “Tanzîmât’ın hayâtî bir zaruret olduğunu genç pâdişâha <strong>gizli mülâkatlarla </strong>anlatmış” idi (Dânişmend).</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin târihî çizgisindeki müthiş kırılma <strong>Tanzîmât’la resmen başlamış </strong>oluyordu. Bu kırık çizgide gidiş, <strong>1856 Islâhât Fermânı’yla derinleşerek </strong>devâm edecek ve Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar sürecek, aydınlar ve yetkililer bu akım içinde, bu şartlarda yetiştikleri için, orada da durmayacak, ondan sonra da devlet politikası olarak sürüp gidecektir.</p>
<p>Aslında, Osmanlı Devleti, 18. Yüzyıl sonunda dinamizmini büyük ölçüde yitirmiş, kendisine hayât veren İslâmî değerlere bağlılık, bürokraside ve idârî seviyede zayıflamıştı. 19. Yüzyıl başından beri yapılan işleri, ‘her ne pahasına olursa olsun, mâddeten ayakta kalmak çabaları’ olarak nitelemek yanlış olmaz.</p>
<p>“Osmanlı Devleti’nde Batı kültürünün yerleşmesinde ana sebeb, Sultan Abdülmecid’in (m. 1839-1861) ‘Batılılaşma’ya öncülük etmesidir. Sultan ki ülkede yönetimin başıdır. Onun bu tarzda yönelişi, zorunlu olarak Osmanlı aydınlarının geleneksel kültürden uzaklaşmalarını, Avrupa tarzı eğitime ve Batı kültürüne yönelmelerini teşvik edici olmuştur.” (Dânişmend).</p>
<p>Yaşı, kültürü ve birikimi genç Sultan Abdülmecid’e, Mustafa Reşîd Paşa’nın âdetâ diktesi olan Hatt-ı Hümâyûnu ilân edip yaymasının etkilerini, vereceği sonuçları kestirme imkânı vermiyordu; gerekli olduğuna iknâ edildiği hususları, iyi niyetle ilân ediyordu.</p>
<p>“Seçkin Osmanlı aydınlarının sultanı ve Osmanlı sarayını örnek alması, Osmanlıların yaşama tarzlarının değişmesini ve Avrupa hayat tarzına yönelmeyi süratlendirmiştir. Dolayısıyla daha önce Osmanlı aydınının ikinci dili Arapça iken, onlar için ikinci dil Fransızca olmuştur. Ayrıca edebiyat alanında Osmanlı aydını için Fars edebiyâtı örnek iken artık Fransız edebiyâtı örnek olmuş, Fransızca eserlerin tercümesi de çoğalmaya başlamıştır.” (Dânişmend).</p>
<p>Tanzimât Fermânı’nın verdiği imkânla, azınlıklar ekonomi alanında kuvvetlendiler. Yabancı sermayenin memlekete serbestçe girmesi ve onları koruması, ticaret işlerinin ellerine geçmesine sebep oldu (Sırma).</p>
<p>Sanayi devrimi yapmış, yeryüzünün pek çok yerlerini kendi sömürgesi hâline getirerek iyice zenginleşmiş Avrupalıların yaşayışını yakından görüp, üç yıl boyunca onların yaşama tarzlarına iyice âşinâlık kazanmış Osmanlı yöneticileri, bürokrasisi, bu <strong>kültür şoku</strong>nun sarsıntısını geçiriyor, ‘onlar gibi’ yaşama özentisi içinde bulunuyordu!</p>
<p>Sultan Abdülazîz (1861-1876) mâlî durumu düzeltmeğe çalıştı, gereksiz masrafları kıstı, sarayda altın ve gümüş eşya kullanılmasını yasak etti, rüşveti ve nüfuz ticâretini önlemeğe çalıştı. Bâzı memurlar, rüşvet suçlamasıyla hüküm giydiler…</p>
<p>Tanzîmât’la başlayan değişiklikler zincirinin son halkası Cumhûriyet olmuştur ve bu son safhada eskilerin hayâl bile edemeyeceği, ziyadesiyle radikal işler yapılmıştır…</p>
<p>Ünlü gazeteci yazar Uğur Mumcu, günümüzdeki durumu, internette dolaşan bir konuşmasında şöyle özetliyor:</p>
<p>“Türk vatandaşı; İsviçre Medenî Kanunu’na göre evlenen, İtalyan Ceza Yasası’na göre cezalandırılan, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası’na göre yargılanan, Fransız İdâre Hukuku’na göre idâre edilen ve İslâm Hukuku’na göre gömülen kişidir.”</p>
<p>Uğradığımız <strong>kültür şoku </strong>sebebiyle, <em>farkına bile varmadan, </em>kendimizi, iyi yapıyoruz, Avrupalılar <strong><em>gibi</em></strong> oluyoruz, asrî oluyoruz (çağdaşlaşıyoruz) diyerek <strong>kültür istilâsı</strong><em>na</em> mahkûm etmişiz! <strong><em>En</em> <em>keskin kırılma noktası olan</em></strong> Tanzîmât’tan beri (1839) artarak süregelen <strong>kültür istilâsı</strong>,<strong> </strong>son yüzyılda doruğuna ulaşmış, bu sebeple iş o hâle gelmiş ve devlet eliyle öyle birkaç nesil yetiştirilmiştir ki; bu tip, Fuat Uğur’un şâhâne ifâdesiyle; <strong><em>kendinin, yanlışlıkla bu ülkede doğmuş, bir talihsizlik eseri olarak Türk ve Müslüman bir âile içinde dünyaya gelmiş </em></strong>olduğu kanaatindedir.</p>
<p>“Düşman tarafından öldürüldüğünde değil, <strong>ona benzediğin zaman</strong> <em>yenilmiş olursun!</em>” der Aliya İzzetbegoviç.”</p>
<p>Bu eserin, maruz kaldığımız kültür şokunu daha derinden idrâk ederek kendimize gelme çabalarımıza müspet bir tesir yapması temennisiyle…</p>
<p>“Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah (hak eden) bir toplumu cezalandırmayı murad ettiği zaman, onu engellemek mümkün olmaz; O’ndan başka sığınacak bir merci de bulamazlar.” (Ra’d 13:11).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="http://mehmetmaksudoglu.com">http://<strong>mehmetmaksudoglu</strong>.com</a>, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı’dan Günümüze Değişme Mâcerâmız</strong>, Editör: Fethi Güngör, Tarih Bilinci ve Kültür Dergisi yayını, İstanbul, Kasım 2018, 114 s.</li>
<li>http://www.<strong>tbbd.org</strong>/, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı Tarihi (1289-1922)</strong>, Yayına Hazırlayan: Dr. Erşahin Ahmet Ayhün, 5. Basım, Salon Yayınları, İstanbul 2018, 550 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/786/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OSMANLI’NIN ÇÖKÜŞ SEBEPLERİNDEN DERS ALMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Nov 2018 05:51:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[DÂNİŞMEND]]></category>
		<category><![CDATA[DÖRDÜNCÜ MURÂD]]></category>
		<category><![CDATA[ERŞAHİN AHMET AYHÜN]]></category>
		<category><![CDATA[FÂTİH SULTÂN MEHEMMED]]></category>
		<category><![CDATA[FERHAD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[GENÇ OSMAN (1618-1622)]]></category>
		<category><![CDATA[HAÇOVA MEYDAN MUHÂREBESİ]]></category>
		<category><![CDATA[HALÎL HÂMİD PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[HASAN KONUK]]></category>
		<category><![CDATA[İNEBAHTI (LEPANTO)]]></category>
		<category><![CDATA[İPŞİRLİ]]></category>
		<category><![CDATA[KANÛNÎ SULTÂN SÜLEYMAN]]></category>
		<category><![CDATA[KARAKAŞ MEHMED PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[KÂTİB ÇELEBİ (1609-1657)]]></category>
		<category><![CDATA[KOÇİ BEY]]></category>
		<category><![CDATA[LALA MUSTAFA PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET MAKSUDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[MÎMAR KASIM AĞA]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED HARB]]></category>
		<category><![CDATA[NA‘ÎMÂ 1665-1716)]]></category>
		<category><![CDATA[NEŞRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[OSMANLI TARİHİ (1289-1922)]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZTUNA]]></category>
		<category><![CDATA[PİYÂLE PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SADRÂZAM HÜSEYİN PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SİLAHDÂR]]></category>
		<category><![CDATA[SİNAN PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SOKULLU MEHMET PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[SOLAKZÂDE]]></category>
		<category><![CDATA[SULTÂN ÜÇÜNCÜ MURÂD (1574-1595)]]></category>
		<category><![CDATA[TARİH BİLİNCİNDE BULUŞANLAR DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇÜNCÜ MEHMED (1595-1603)]]></category>
		<category><![CDATA[UZUNÇARŞILI]]></category>
		<category><![CDATA[VEZÎR AHMED PAŞA]]></category>
		<category><![CDATA[ZİGETVAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=783</guid>

					<description><![CDATA[“We li kulli ummetin ecel. Fe izâ câ’e eceluhum lâ yeste’khirûne sâ‘aten ve lâ yestaqdimûn;  Her toplumun bir vadesi vardır: Vadeleri dolduğu vakit onu ne bir an erteleyebilirler ne de öne alabilirler.” (A’râf, 7/34. Keza; Yunus, 10/49; Nahl, 16/61 vd.). Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okurken 1983-84 yıllarında kendisinden İslam Tarihi ve Arapça dersleri aldığımız muhterem [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“<em>We li kulli ummetin ecel. Fe izâ câ’e eceluhum lâ yeste’khirûne sâ‘aten ve lâ yestaqdimûn</em>;  Her toplumun bir vadesi vardır: Vadeleri dolduğu vakit onu ne bir an erteleyebilirler ne de öne alabilirler.” (A’râf, 7/34. Keza; Yunus, 10/49; Nahl, 16/61 vd.).</p>
<p>Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okurken 1983-84 yıllarında kendisinden İslam Tarihi ve Arapça dersleri aldığımız muhterem hocamız Mehmet Maksudoğlu (<strong>1</strong>), Osmanlı’dan günümüze, toplumdaki değişim maceramızı büyük bir dirayetle özetlediği kitabını yayına hazırlamam için bana gönderdiğinde büyük bir iştiyakla okudum.</p>
<p>Maksudoğlu hocamın imla tercihlerini muhafaza etmeye gayret ederek eseri tashih ve redaksiyona tâbi tutup kendisinin de muvâfakatini aldıktan sonra tasarım ustası bir dostuma ilettim (<strong>2</strong>). Ardından, daha çok okuyucuya daha hızlı ulaşabilmesi için Tarih Bilinci ve Kültür dergisine -internet sitesinden tam metin hâlinde yayımlanması- ricasıyla gönderdim. Derginin sahibi Tarih Bilincinde Buluşanlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Konuk, eseri dergi sitesinden hızlıca yayımlattı (<strong>3</strong>). Tam metin halinde siteden indirip okuyabileceğiniz eserin ilk bölümünü, ehemmiyetine dikkat çekmek maksadıyla özetle aktarıyorum. Osmanlı Devleti’nin kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemlerini daha detaylı incelemek isteyenlere de Hoca’nın “Osmanlı Tarihi (1289-1922)” isimli eserini tavsiye ediyorum (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Bozulmanın Nasıl Başladığını Doğru Tespit Etmek</strong></p>
<p>“Fâtih Sultân Mehemmed çağında; “Zina suçu derhâl ve şiddetle cezâlandırılırdı. Yol kesicilik âlemden silinmişdi. Öyle ki, bir kadın, yanında büyük mikdârda altınla, yalnız başına bir iki günlük yola gitse, hiçbir zarâra uğramadan döneceğinden kimse şüphe etmezdi.” (Neşrî)</p>
<p>Fâtih’in yıktığı Doğu Roma İmparatorluğu’nda, Kostantinopolis’te ise “fuhuş yaygındı, kölelerin durumu fecî idi.” (Jenkins). Osmanlı ordusu şehri kuşattığında halk, Hipodrom (Sultanahmed) meydanına, Mâviler ile Yeşiller arasındaki araba yarışlarını seyretmeğe koşuyordu…</p>
<p>Derken, durum değişti, Avrupa karşısında, yenileşme, değişme ihtiyâcı duyduk. Güçlü olan, gurura kapılıyor (gurur; ‘aldanmak’ demektir). <strong>Kanûnî Sultân Süleyman</strong> pâdişâh olunca, şehzâdeliğinde Enderûn’da (saray mektebinde) tanıdığı, gerçekten çok zeki ve kabiliyetli İbrâhîm’i, <em><u>usule aykırı olarak</u></em> sadrâzam yaptı. Vezîr <strong>Ahmed Paşa </strong>1522’de Mısır’a tâyin edildi. Sadrâzamlık sırası kendinde olduğu hâlde bu işe İbrâhim’in getirilmiş olmasından dolayı kırgındı, Devlet’e baş kaldırdı, Mısır’da kilit noktalara güvendiği Memlûkları getirdi. 1524 yılı ocak ayında <strong>kendi adına sikke kestirdi, hutbe okuttu! Yâni bağımsız oldu! </strong>1525 yılında ortadan kaldırıldı, <em>ama</em> Devlet’e <em>karşı </em><u>bir davranış ortaya çıkmış oldu.</u></p>
<p><strong>Fâtih</strong>, dışarıdan İstanbul’a ikindi vaktinden sonra girilmesini yasaklamıştı. Kendisi, tebdîl-i kıyâfetle (kılık değiştirmiş olarak) gezerken İstanbul’a ikindi vaktinden sonra girmek isteyince, kapıdaki görevli, onu içeri almamıştı. Fâtih kendisini tanıtıp içeri girerken de; “Hünkârım, kendi <strong>töre</strong>ni niçin kendin bozarsın?!” hitâbını tevcih etmişti.</p>
<p><strong>Kanûnî Süleyman</strong>, Zigetvar cihâdı sırasında, atının kırılan gümüş gemini onaran yeniçeriyi, “orduya sanatkâr karışmış” diyerek öfkelenip yeniçerilikten çıkartmış, emekliye sevketmişti. <strong><em>Yeniçeri Ağası, bu yüzden büyük tehlike atlatmıştı.</em></strong></p>
<p>Bozulmada ikinci adım:<strong> İnebahtı (Lepanto</strong>) deniz savaşını (<strong>1571</strong>) unutmayalım:</p>
<p>Haçlı Donanmasına karşı gönderilen “Osmanlı Donanmasının başında, ‘Donanma-yı Hümâyûn Serdârı’ sıfatıyla İkinci Vezîr Pertev ve Kapdân-ı Deryâ Müezzin-zâde Ali Paşalar vardır ve bunların her ikisi de kara ordusunda yetişmiş olmak itibariyle denizcilikle hiçbir alâkaları yoktur!… Deniz işlerinden hiçbir şey anlamayan bu kara paşalarını o kadar buhranlı bir devirde Bahriye’nin başına getiren de Vezîr-i A‘zam Sokullu Mehmet Paşa’dır! Bunlardan Kapdân-ı Derya Müezzin-zâde Ali Paşa’nın kapdanlıktan evvelki vazifesi Yeniçeri ağalığıdır ve ondan evvel de hiç deniz işlerinde bulunmamıştır! Eski ve yeni müellifler bunda müttefiktir… Büyük denizci Piyâle Paşa’nın donanma serdarlığından azli, Kıbrıs ganimetlerinde Sokullu’yu memnun edememiş olmasından, Sadâret makamında Sokullu’ya rakip sayılmasından ve Sokullu’nun da, onun yerine gönderdiği ikinci vezir Pertev Paşa’yı muvaffak olamayacağı (başaramayacağı) bir işe sevkederek gözden düşürmek istemesindendi!” (Dânişmend).</p>
<p>Avrupalı’nın, <strong>o zamana dek yenemediği</strong> Osmanlı’ya karşı kazandığı Lepanto deniz zaferi, İtalya’da, 450 yıl sonra, halâ şatafatlı törenlerle anılmaktadır.</p>
<p>Kanûnî’nin torunu <strong>Sultân Üçüncü Murâd</strong> (1574-1595) çağında, Osmanlı Cihân Devleti’nin hudûdu, batıda Litvanya’ya kadar uzanıyordu. Sultân Üçüncü Murâd, oğlu Mehmed’in günlerce süren sünnet düğününde (Solakzâde), şaşılacak hünerler gösteren canbazlara, hokkabazlara, mükâfat olarak ne istediklerini sorunca (1595), <strong>yeniçeri olmak istediklerini </strong>söylediler! Yeniçeri Ağası Ferhad, bu gülünç isteğe uymaktansa ağalığı bırakmayı yeğledi. Yerine geçen makam heveslisi Yûsuf Ağa, bu maskaraca işi irtikâb etti, hokkabazları, canbazları yeniçeriliğe aldı. Böylece, Dünyânın en güçlü ordusunun <em>bozulmasında çok mühim bir adım </em>atılmış oldu! (<strong>1595</strong>).”</p>
<p><strong>Şahsi Menfaat Hırsıyla Devlet ve Toplum Nizamını Tehlikeye Atmamak</strong></p>
<p>“Mîlâdî 16. Yüzyıl sonlarında, <strong>Sinan Paşa</strong>’nın beş defa sadrâzam olması, bu makama gelmek için çoğu defa, etkililere ‘hediye’ nâmı altında çok büyük meblâğlar ödemiş olması, <strong>bozulmanın belirtileri olarak değerlendirilmelidir. </strong></p>
<p><strong>Kişinin, böylesine mühim, âhireti için son derecede tehlikeli olan bir makama gelmek için büyük meblâğları ‘hediye’ olarak etkili ve yetkililere ödemesi, neye alâmettir? </strong></p>
<p>“Sinan Paşa, başta harem ve saray muhiti olmak üzere ulemâ ve asker çevresinden kıymetli hediyelerle veya mevkiler vererek bir taraftar kitlesi oluşturmuş, siyasî gücü bu ekiple birlikte kullanmıştır. Özellikle Lala Mustafa Paşa, Ferhad Paşa gibi amansız rakipleriyle giriştiği siyasî mücadele XVI. Yüzyıl’ın son çeyreğine damgasını vurmuştur.” (İpşirli).</p>
<p>Mîlâdî <strong>1596</strong> yılında yapılan Haçova Meydan Muhârebesi’nde, 100 bin kişilik Osmanlı ordusunun karşısına çıkan 300 bin kişilik Haçlı ordusunda Avusturyalı, Macar, İspanyol, Çek, Polonyalı, Floransalı, Erdelli askerler ve <strong>Papa</strong>’nın askerleri vardı. Savaşın ikinci gününde Avusturyalılar Osmanlı ordusunun merkezine şiddetle saldırıp merkezi dağıttılar. Yeniçeri ve sipâhîlerin birçoğu şehîd oldu. Bozgun başlamıştı…</p>
<p>Avusturya askerleri, Osmanlı karargâhına girmiş, yağmaya koyulmuşlardı. Düşman askerlerinin çadırlar arasında dağılıp yağmaladığını gören seyisler, aşçılar, deveciler, katırcılar; balta, kazma gibi âletlerle saldırıp bir kısmını öldürdüler (Solakzâde), bir yandan da “<strong><em>Kâfir kaçdıı!”</em></strong> diye haykırmağa başladılar. Kaçan Osmanlı askerleri de dönüp düşmana saldırdılar. Avusturyalılar 50 bin asker kaybetti. Osmanlılar 95 Alman topu ele geçirdiler (Uzunçarşılı).</p>
<p><strong>Görüldüğü gibi </strong>bozulma, yukarıda, üsttekilerde başlıyor; henüz bozulmamış olan halk çocukları, hizmetliler, <strong><em>bozgunu zafere çeviriyorlar.</em></strong> İbret alınacak bir durum! Bu savaşta genç pâdişâh <strong>Üçüncü Mehmed </strong>(1595-1603) de vardı ve tutsak düşebilirdi!</p>
<p>Lehistan kazakları, Özi (Dinyeper) nehrinden Karadeniz’e çıkıp İstanbul Boğazı’ndaki Yeniköy’ü yağmalamışlardı. Bu duruma çok kızan <strong>Pâdişâh Genç Osman</strong> (1618-1622) Lehistan’la savaşa karar verdi. Ordu-yu Hümâyûn ile 1621 yılında sefere çıkan pâdişâh, Hotin’e geldi, fakat kaleyi alamadı. Kırımlı 50 bin atlı Lehistan içlerine akınlar yaparak halka korku saldı. 14 Eylûl 1621 günü yapılan dördüncü yürüyüşte, Budin Vâlisi <strong>Karakaş Mehmed Paşa</strong>, Lehlilerin istihkâmlarına girmişti ve Osmanlı bayrağını çekmek üzeriydi ki şehîd düştü (Solakzâde).  Sadrâzam <strong>Hüseyin Paşa</strong>, gerekli yardımcı kuvvetleri, <em>kıskançlığından dolayı </em>göndermemişti. Mehmed Paşa bu işte başarılı olursa, <em>kendisinin yerine sadrâzam olabileceği endişesiyle </em>böyle davranmıştı! Bu fecî hatasından dolayı <strong>azledildi. </strong></p>
<p>Sonunda, Devlet-i ‘Aliyye ile Lehistan arasında, 5 Ekim 1621’de barış andlaşması yapıldı… Osmanlı merkez ordusundaki bozukluk, bu seferde de görülmüştü. Bu orduyla iş görülemeyeceğini iyice anlayan pâdişâh, hacca gidip Anadolu’dan asker toplamak istedi, bu hareketi statükoyu ürküttü ve hayâtına mâl oldu (<strong>1622</strong>).”</p>
<p><strong>Kamu Kaynaklarının İsraf Edilmesine Göz Yummamak</strong></p>
<p>“<strong>Mustafa 1617</strong>’de pâdişâh olunca, culûs bahşişi dağıtılmıştı. Üç ay sonra Genç Osman pâdişâh olunca (1618), yine culûs bahşişi dağıtıldı. Dört yıl sonra (1622) tekrar Mustafa pâdişâh olunca, yine culûs bahşişi dağıtılmıştı. Mustafa’nın annesi, oğlunun durumunu korumak için askerlere büyük meblâğlar ödemişti. Bir müddet sonra <strong>Dördüncü </strong>Murâd’a bey‘at edilince, <em><u>5 yılda 4 defa culûs bahşişi</u></em><u> <em>dağıtılmış oldu</em></u>. Sutân Murâd’ın culûs bahşişini ödemek için saraydaki altın ve gümüş eşyanın eritilmesi gerekti ve bâzı tâcirlere borçlanmak zorunda kalındı!</p>
<p><strong>Koçi Bey</strong>, Sultân Dördüncü Murâd’a sunduğu <strong>risâle</strong>de, 16. Yüzyıl’ın sonlarından başlayarak <em>ülke ve devletin içine düşmüş olduğu durumun umumi manzarasını çizdikten sonra <strong>ülkeyi hükmü altına almış kötülükleri </strong>seyredip de susmasının kendisi için mümkün olamayacağını ifade eder </em>(Akün).</p>
<p>Genç pâdişâhı, bu kötü gidişe dur demeğe, kötülükleri önlemeğe dâvet eden, bunu yapmazsa, Kıyâmet Günü’nde hesap vereceğini hatırlatan Koçi Bey, içten çürüme olgusunu, Osmanlı Devleti’nin devâmı ve geleceği için büyük tehlike olarak görür. Bozuluşun idârî ve ictimâî kuruluşlardaki durumunu ele alır. Bu kuruluşlar önceleri nasıldı, nasıl işliyordu, sonraları nasıl bozuldu, bunları anlatır… Zamanla, ehil olmayanlara verilen, hattâ <u>satılan tımarlar, devletin <em>temellerinin sarsılmasına </em>yol açmıştır</u>.</p>
<p><strong>İlmiye</strong> sınıfındaki bozukluğu, bâzı makamlara gelmek için verilen rüşveti belirtir. Mühim makamlara rüşvet ve kayırma yoluyla ehil olmayanların getirilmesini zikreder. Koçi Bey, çâreyi, <strong>kanun-ı kadîm </strong>dediği, geçmişteki usûl ve nizâmlara dönmekte görür ve tavsiye eder.”</p>
<p><strong>Bozuluşu Durdurup Nizamı Islah İçin İrade Koymak</strong></p>
<p>“Bocalama devrinde, duraklama hâlindeki Osmanlı devletinde nâdiren görülen bir olay gerçekleşti: Kabiliyetli, işin ehli bir şahıs, tepedekilere ulaşabildi: <strong>Mîmar Kasım Ağa</strong>, yetmiş yaşında, hâlâ bir Sancak Beyi olan <strong>Köprülü Mehmed Paşa</strong>’yı sarayla tanıştırdı. Köprülü, iç bünyesinde zayıflık belirtileri görülmeğe başlamış olan Osmanlı Devleti’nin dinamiklerini ve hâlâ sâhip olduğu gücü biliyor, halkı tanıyordu. Balığın baştan kokması gibi, bozukluğun, üst düzeydeki bürokratlarda olduğunun, çevirdikleri fırıldakların farkında idi. Bunun için, görevi kabul etmek için dört şart ortaya koymuş ve bu şartların kabul edilmesi üzerine <strong>1656 </strong>yılında Sadrâzam olmuştu (Uzunçarşılı). Köprülü, bu şartları koymazsa, ileri gelenlerin birtakım oyunlarla iş gördürmeyeceklerini, hattâ kendisini sadrâzamlıktan uzaklaştıracaklarını çok iyi biliyordu. Bürokrasinin genel havası buydu…</p>
<p>Bu sırada Osmanlı münevverleri, bozukluğun ne olduğunu tesbît edip devleti sağlıklı kılacak bir düzeltmenin görevleri olduğunu görmeğe başladılar. Bazı târihçi ve edebiyâtçılar 17. Yüzyıl’dan itibaren devletteki zayıf noktaları ve Osmanlı yönetimindeki kusurların neler olduğunu yazmaya başladılar. Bunlar arasında ansiklopedist <strong>Kâtib Çelebi </strong>(1609-1657) ve müverrih <strong>Na‘îmâ </strong>1665-1716) mühimdir. Gerek karar vericilerin çevresinde bulunan veya idârî mekanizmada görevi olan, gerekse idârî görevi olmayan aydınlar, <strong>Osmanlı Devleti’nin yönetim sistemini bozup değiştirmek değil, o sistemi <u>iyileştirmek</u> arzusunda idiler </strong>(Harb).</p>
<p>Tam olgunluğa erişmiş meyvenin bozulmağa başlaması gibi, Osmanlı toplumunda da 16. Yüzyıl sonunda belirmeğe başlayan alâmetler, 17. Yüzyıl sonlarında tamamen açığa çıkmaktadır. Bunun en bâriz örneği <strong>1683 </strong>yılındaki ikinci Viyana muhasarasıdır. Viyana’yı kuşatan asker içinde, kutlu üç aylarda bile içki içenler, zina ve oğlancılık yapanlar vardı (Silahdâr). Toplumda, genel olarak ahlâkî çöküntü başlamıştı. Kara Mustafa Paşa, surlarda ikişer metre eninde 6 gedik açılmış olduğu hâlde (Öztuna) hucûm emri vermedi, verseydi Viyana alınabilirdi… (Şehir düşerse askerin 3 gün yağma hakkı vardı. Ancak teslim olursa, ganimet, Hazine’ye, yani Mustafa Paşa’nın tasarrufuna kalacak, üst düzey yöneticilere dağıtacağı hediyelerle mevkii sağlamlaşacaktı).</p>
<p>Bozukluk ve çürüme tepede kalmamış, zamanla aşağıya inmeye başlamıştı. Devletin kendini toparlaması için son derecede isâbetli ve değerli olan bu hareketler ve Paşa’nın, tımar düzenini iyileştirme hareketi, çıkarlarına dokunanların tepkisine yol açtı ve Halîl Hâmid Paşa’nın makamını kaybetmesine ve idâm edilmesine yol açtı (Nisan <strong>1785</strong>). Çıkarlarına dokunulan fırsatçı düşüncesizlerin Paşa’dan kurtulmak için uydurdukları ve çeşitli kanallarla yayılan ve iletilen iğrenç yalan ve iftirâ; “yeniçerilerin ulûfelerini kesip ayaklanmalarına zemîn hazırlamak ve pâdişâhı değiştirmek” idi!</p>
<p>Terzi ne kadar usta olursa olsun, yıpranmış kumaş yama tutmuyordu…”</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>mehmetmaksudoglu</strong>.com, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı’dan Günümüze Değişme Mâcerâmız</strong>, Editör: Fethi Güngör, Tarih Bilinci ve Kültür Dergisi yayını, İstanbul, Kasım 2018, 114 s.</li>
<li>http://www.<strong>tbbd.org</strong>/, 18.11.2018.</li>
<li>Mehmet MAKSUDOĞLU; <strong>Osmanlı Tarihi (1289-1922)</strong>, Yayına Hazırlayan: Dr. Erşahin Ahmet Ayhün, 5. Basım, Salon Yayınları, İstanbul 2018, 550 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/osmanlinin-cokus-sebeplerinden-ders-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
