<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mehmet akif ersoy Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/mehmet-akif-ersoy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/mehmet-akif-ersoy/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 26 Dec 2020 19:22:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>HAKKIN ELİNDEN TUTMAK -İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek-</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Sep 2019 07:09:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ADİL ŞAHİTLİK SORUMLULUĞU]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BEŞERÎ BİLİMLER YAYIN NO: 144]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaat-i İslami]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİN’DE HAK İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[ERİTME POLİTİKALARI]]></category>
		<category><![CDATA[FETHİ GÜNGÖR]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[HAKKANİYET BİLİNCİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAKKIN ELİNDEN TUTMAK]]></category>
		<category><![CDATA[İHVAN-I MÜSLİMİN SURİYE]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAN HAKLARINI YENİDEN DÜŞÜNMEK]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANLIK HAYSİYETİNİ KORUMAK]]></category>
		<category><![CDATA[ISBN: 978-605-7846-48-8]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[NOBEL AKADEMİK YAYINCILIK]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SİYASİ İDAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlar]]></category>
		<category><![CDATA[ZULME MÂNİ OLMAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=938</guid>

					<description><![CDATA[10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle Hakkın Elinden Tutmak isimli kitabımı tanıtan yazımı dikkatlerinize sunuyorum. Adil Şahitlik Sorumluluğumuzu Üstlenip Zulümlere Mâni Olabilmek İnsan Olabilmek başlığını taşıyan birinci bölümde insanı anlamak, insanı tanımak, insan olabilmek, şahsiyet sahibi özgür bir birey olmak, iyi olmak ve bozulmaktan korunmak   alt başlıkları altında yeryüzünün yönetimi kendisine emanet edilen insanı, kendimizi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle <strong>Hakkın Elinden Tutmak</strong> isimli kitabımı tanıtan yazımı dikkatlerinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Adil Şahitlik Sorumluluğumuzu Üstlenip Zulümlere Mâni Olabilmek</strong></p>
<p><strong>İnsan Olabilmek</strong> başlığını taşıyan birinci bölümde insanı anlamak, insanı tanımak, insan olabilmek, şahsiyet sahibi özgür bir birey olmak, iyi olmak ve bozulmaktan korunmak   alt başlıkları altında yeryüzünün yönetimi kendisine emanet edilen insanı, kendimizi tanımaya gayret ediyoruz. İkinci bölümde <strong>Hakkın Elinden Tutmak</strong> başlığı altında tasavvuru doğru kurmanın, mevcut nakıs insan hakları söylem ve belgeleriyle yetinmeyip İslam insan hakları beyannamesini yazmak ve İslam’ın insan hakları nazariyesini ortaya koymak için nitelikli bir çaba ortaya koymanın, bunun için de insan haklarını yeniden düşünmenin lüzumunu ve hak ihlallerini belgeleyerek insanlık haysiyetini korumanın ehemmiyetini izah etmeye çalışıyoruz.</p>
<p><strong>İhlaller Karşısında Adil Şahitler Olabilmek</strong> başlıklı üçüncü bölümde; Mısır’da İhvan-ı Müslimin liderlerine yönelik siyasi idamları ve sistematik hak ihlallerini durdurmak için somut adımlar atmanın, İsrail’deki Filistinli tutsakların, özellikle tutsak çocuk ve kadınların maruz kaldığı ağır hak ihlallerini engellemenin, keza Suriye’de işkence gören tutsak kadın ve çocukların çığlıklarını duymanın, Çin’in Doğu Türkistan’da eritme politikaları kapsamında Uygurlara ve diğer Müslüman topluluklara reva gördüğü ağır hak ihlallerine mâni olmanın, son olarak Bangladeş’te Cemaat-i İslami önderine yönelik siyasi idamları durdurmanın aciliyetine dikkat çekiyoruz.</p>
<p>Eserin dördüncü ve son bölümünde <strong>İhlalleri Durdurup Zulümlere Mâni Olabilmek </strong>başlığı altında Hollanda örneğinde Batı’nın hak ihlallerini ortaya koymaya, Avrupa’da hızla yayılan İslamofobi/İslam düşmanlığı konusunda yayımlanan raporlara dikkat çekmeye, zulme maruz kalmanın zulmetmeye gerekçe teşkil edemeyeceğine ve olağanüstü hâl uygulamalarının uzaması durumunda durumun olağanlaştırılarak hakkaniyet bilincinin ve hukuk sisteminin nasıl sakatlanacağına vurgu yapıyoruz.</p>
<p><strong>Tüm İnsanlığı Kuşatan Adil Bir Evrensel İnsan Hakları Belgesi Hazırlayabilmek</strong></p>
<p>Hakkın Elinden Tutmak isimli eserimizin önsözünde okuyucuya şu hususları hatırlatıyoruz:</p>
<p>Din ve bilim, dünya ve ahiret, akıl ve inanç, Allah ve insan, insan ve kâinat gibi en temel meselelerde altın dengeyi kurabilmiş olan İslamiyet’i benimseyen bilim insanlarının, Kur’an ve Sünnet başta olmak üzere Müslüman toplumların on dört asır boyunca üretmiş olduğu müktesebat ve uygulamaları inceleyerek insanlığa mükemmel bir <strong>insan hak ve hürriyetleri beyannamesi</strong> takdim etmesi sadece mümkün değil aynı zamanda elzemdir de.</p>
<p>Bu eserde temas edilen bazı temel metinler başta olmak üzere on dört asır boyunca İslam âleminde üretilmiş olan belgeler ile Allah’ın, hukukun ve toplumun hakkını korumak için oluşturulan “Hisbe Teşkilatı” gibi kurumsal tecrübeler incelenerek bütün insanlığı kuşatan, adil bir evrensel insan hakları belgesi hazırlamak, Müslüman aydınların önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>Zulmü kendisine haram kılan, aynı şekilde insanlar arasında da haram kıldığını bildiren Allah Teâlâ modern dünyanın zalimlerine de hak ettikleri akıbeti yaşatmak üzere onları gözetim altında tutmaktadır. Hiç şüphesiz Allah Teâlâ zalim kullarına belli bir vakte değin mühlet tanır, ancak onları azabıyla yakaladığında artık bu zalimler için asla bir kaçış imkânı yoktur!</p>
<p><strong>Hakkaniyet Bilincini İçselleştirmek ve Zalime Asla Pasif Destek Vermemek</strong></p>
<p>Hakkaniyet bilincini içselleştirmiş ve haysiyet, şeref, namus gibi yüce değerleri benimsemiş insanların zulme sessiz kalarak zalime pasif destek vermeleri kabul edilemez. Beşerin insanlaşma sürecinde hakkaniyet bilincini kazanma düzeyi, hakkın elinden tutma davranışında ulaştığı seviyeyle ölçülür.</p>
<p>Müminlerin annelerinden Ümmü Seleme validemiz (r), Rasulullah’ın (s) hanesinden çıkarken şöyle dua ettiğini nakleder: “Allah’ım! Dalalete ve zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan, cahillikten ve cahilce muameleye maruz kalmaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, 5072). Son Nebi’nin izinden giden tüm müminlerin bu duayı hem kalben hem de davranışlarıyla her gün tekrar etmesi <strong>hak temelli medeni bir hayatın yeniden inşasına</strong> zemin hazırlayacaktır.</p>
<p>Elbette Allah Teâlâ’nın; “Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bilecekler!” (Şu’arâ 26:227) vaîdi/tehdidi gerçekleşecektir. Ama insanlık onurumuzu korumak için bize düşen; “Cihadın en faziletlisi zalim sultana karşı hakkı söylemektir.” (Humeydî, 752) nebevi müjdesine mazhar olmak, bedelini ödemeyi göze alarak hakkın elinden tutmaktır. İnsaniyet ve hakkaniyet timsali Mehmet Âkif, “Âsım” şiirinde ne kadar da veciz ifade etmiş insanlığın hakşinaslık ödevini:</p>
<p>“Hâlık’ın nâmütenâhî adı var, en başı: Hak.<br />
Ne büyük şey kul için <strong>hakkın elinden tutmak</strong>!<br />
Başta îmân-ı hakîkî geliyor, sonra salâh,<br />
Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.</p>
<p>Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem;<br />
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem&#8230;<br />
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;<br />
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam!</p>
<p>Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,<br />
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.<br />
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.<br />
Çiğnerim, çiğnenirim, <strong>hakkı tutar kaldırırım</strong>!”</p>
<p>(Mehmet Âkif Ersoy, Safahat).</p>
<p>Hakkın elinden tutup onu ayağa kaldıran insanın -sırtını Hak Teâlâ’ya yasladığından dolayı- şu fani âlemde çekineceği hiç kimse olamayacağını Develili ozan Âşık Seyrani (ö. 1866) şu dizelerle dile getirmiş:</p>
<p>“Seyrani de der ki Hak benim arkam,<br />
Hak benim arkam da ben kimden korkam?<br />
Fazilet ehli ol isteme görkem,<br />
Mevlâ’dan korkmayan kuldan ırak ol!”</p>
<p><strong>Zamanlar ve Coğrafyalar Üstü Hakkaniyet Çağrısına Dikkat Kesilmek </strong></p>
<p>Bütün bir insanlık, insanlığın bekası için hep birlikte “Son Nebi”nin şu insaniyet ve hakkaniyet çağrısına kulak vermek durumundadır:</p>
<p>“İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, zulmederlerse biz de zulmederiz diyen zayıf karakterli kimseler olmayın. Bilakis iyilik yaptıklarında insanlara iyilik yapmayı, kötülük yaptıklarında ise onlara <strong>zulmetmemeyi</strong> içinize (bir ilke olarak) yerleştirin.” (Tirmizî, Birr, 63).</p>
<p>Hakkın elinden tutmak gönüllü bir faaliyet türü değildir. Bilakis insanı akıllı ve tercih sahibi pek değerli bir varlık kılan ve sayısız nimetlerle donatan Yüce Allah’ın kesin bir emridir:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah için, hakkı ayağa kaldırarak adâletin timsali olun ve birilerine olan nefretiniz sizi adâletten sapmaya sevk etmesin! (Gerek dosta gerekse düşmana karşı hep) <strong>âdil olun</strong>. Zira bu, takvaya (Allah’a karşı saygı ve sorumluluk bilincine) en uygun davranıştır. Artık Allah’ın emirlerine kayıtsız kalmaktan sakının! Çünkü Allah yaptıklarınızdan tümüyle haberdardır.” (Mâide 5:8).</p>
<p>“Sizinle aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceğiz, O’ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız, Allah’ın yanı sıra başka birilerini rabler olarak kabul etmeyeceğiz!” (Âl-İmran 3:64).</p>
<p>“Doğrusu Biz elçilerimizi hakikatin apaçık belgeleriyle gönderdik; onlarla birlikte Kitab’ı ve <strong>insanlığı adaletle ayakta tutsun</strong> diye mizanı indirdik…” (Hadid 57:25).</p>
<p>“Allah, size emanet edilen (şey)leri <strong>ehil olanlara</strong> tevdi etmenizi ve her ne zaman insanlar arasında hüküm verecek olsanız <strong>adaletle hükmetmenizi</strong> emreder. Allah’ın size yapılmasını tavsiye ettiği (şey), mutlaka en güzel (şey)dir: Allah, kesinlikle her şeyi işitendir, her şeyi görendir.” (Nisa 4:58).</p>
<p>“Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz (O’nun koyduğu ilkelere riayet ederseniz), O da size (hakkı korumada) yardım eder ve adımlarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed 47:7).</p>
<p>Sorumluluk bilincinin zirvelerinde dolaşmış olan merhum Âkif’in bir asır öncesinde gözlemlediği utanç verici tabloda aradan bir asır geçmesine rağmen yeterli bir iyileşme olmamasında bizim payımız ne kadar diye nefis muhasebesi/ öz eleştiri yapmamız gerekmez mi?</p>
<p>Beşerin <strong>hakka refik olmak</strong> için vicdânı,<br />
Beşeriyyetle berâber yürümektir şânı.<br />
Yürümez dersen eğer, rûhu gider İslâm’ın;<br />
O yürür, sen yürümezsen, ne olur encâmın? (…)</p>
<p>Dâhilîdir sadme&#8230; Hâriçten değil&#8230; Aslâ değil!<br />
Sonra, olmaz ez-kazâ dünyâda bir şey, böyle bil!<br />
Nâgehânî lâfzının ma’nâsı yoktur, herzedir:<br />
En beyinsizler bu istikbâli zîrâ kestirir. (…)</p>
<p><strong>Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak;<br />
</strong><strong>Kendi âsûdeyse, dünyâ yansa, baş kaldırmamak!<br />
</strong>Ahdi nakzetmek, yalan sözden tehâşî etmemek;<br />
Kuvvetin meddâhı olmak, acizi hiç söyletmemek!</p>
<p>Mübtezel birçok merâsim: İnhinâlar, yatmalar,<br />
Şaklabanlıklar, riyâlar, muttasıl aldatmalar;<br />
Fırka, milliyet, lisan nâmıyla dâim ayrılık;<br />
En samîmî kimseler beyninde en ciddî açık;</p>
<p>Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi&#8230;<br />
Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!<br />
Hâlimiz bir inhilâl etmiş vücûdun hâlidir;<br />
Rûh-i izmihlâlimiz ahlâkın izmihlâlidir.</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:<br />
Bir halâs imkânı var: <strong>ahlâkımız yükselmeli</strong>,<br />
Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;<br />
Çünkü hem dünya gider, hem din, eğer yapmazsanız!</p>
<p>20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913)</p>
<p>(Mehmet Âkif Ersoy, Safahat).</p>
<p>Muhatapları insan haklarını yeniden düşünmeye davet ettiğimiz Hakkın Elinden Tutmak isimli eserimizi tanıtmak için hazırladığımız bu yazımızı kitabın arka kapağına yerleştirdiğimiz şu mesajla bitirelim:</p>
<p>Çıkara odaklanan ‘beşer’in değer yüklü ‘insan’a dönüşme sürecinde kat ettiği mesafe, <strong>hakkaniyet bilinci</strong>nde ve <strong>hakkın elinden tutma davranışı</strong>nda ulaştığı seviyeyle ölçülebilir. Hak sahibi ile hakkı gasp edeni ayırt etmek insanın doğuştan getirdiği yetenekleriyle başarabildiği bir merhaledir. Ancak <strong>insanlık haysiyetini koruyabilmek</strong> için bu kadarı yeterli olmayıp zalimin haksızlığını dile getirme ve mazlumun hakkını savunma erdemini de gösterebilmek gerekmektedir.</p>
<p>Mevcut nakıs insan hakları belgeleriyle yetinmemeye, insan haklarını yeniden düşünmeye, hakkaniyet duygusunu yüceltmeye ve hak ihlallerine el birliğiyle mâni olmaya dikkat çeken bu eser, ihlaller karşısında adil şahitlik yapmak suretiyle zalimin zulmüne ortak olmayı reddetmeye ve en yakınlarımız aleyhine bile olsa adaletten şaşmamaya çağırmaktadır.</p>
<p>İstisnasız bütün insanlığı kuşatan, hakkaniyeti ve adaleti içselleştirmiş yeni bir ‘evrensel insan hakları beyannamesi’ hazırlamak, özellikle Müslüman aydınların önünde ertelenemez bir görev olarak durmaktadır.</p>
<p>İnsanlık hak ve haysiyetini koruyup kollama uğrunda içtenlikle bedel ödeyen büyük insanlara ithaf ettiğim bu eserin, hakikaten çok kısa bir süre için misafir olduğumuz yerkürede hak temelli medeni bir sosyal hayatın inşası uğrunda harcanan çabalara bir nebze olsun katkı yapmasını diliyorum.</p>
<p>Çabalarımızın ve dualarımızın nihai gayesi; “tüm övgülerin âlemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğunu” hem söylem hem de eylem düzleminde bihakkın ikrar edebilmektir.</p>
<p>Hakkın, hakikatin ve hakkaniyetin sorumluluğunu üstlenmenin insan olmanın bizatihi kendisi olduğunun bilincine varan ve her şart ve ortamda hakkı üstün tutan insanların çoğalması ve el birliğiyle yeryüzünün yönetimini üstlenmeleri niyazıyla…<strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Güngör, F. (2019). <strong>Hakkın Elinden Tutmak: İnsan Haklarını Yeniden Düşünmek</strong>. Nobel Akademik Yayıncılık, 1. Basım: Ankara, Haziran 2019, Beşerî Bilimler Yayın No: 144, ISBN: 978-605-7846-48-8, 382 s. 13,5&#215;21,5 cm.<br />
https://www.nobelyayin.com/detay.asp?u=15455, 01.08.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/hakkin-elinden-tutmak-insan-haklarini-yeniden-dusunmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ İDAMLARI DURDURMAK-II</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 09:49:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[AİZ EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ EL-ÖMERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMLERİN İDAMINI DURDURUN]]></category>
		<category><![CDATA[AVAD EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[ENES CANLI]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN KOYUNCU]]></category>
		<category><![CDATA[İBNÜ’L-USEYMÎN]]></category>
		<category><![CDATA[İBRAHİM ED-DUVEYŞ]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAHD]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL SELMAN]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[MEHMET ALİ BÜYÜKKARA]]></category>
		<category><![CDATA[MÜCAHİT GÜLTEKİN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHAMMED B. SAİD EL-KAHTANİ]]></category>
		<category><![CDATA[NASIR EL-ÖMER]]></category>
		<category><![CDATA[Nevzat Yalçıntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SEFER EL-HAVALİ]]></category>
		<category><![CDATA[SELMAN EL-AVDE]]></category>
		<category><![CDATA[ŞUYÛHU’S-SAHVE]]></category>
		<category><![CDATA[UYANIŞ ÂLİMLERİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=900</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbim (Sahibim)! Bana lütfettiğin nimete (iyiliğe) karşılık artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas 28:17). “… (Emrini yerine getirin) ki Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mücâdele, 58:11). 2015 yılında 175 kişiyi idam eden, takip eden her yıl buna yakın insanın idam hükmünü infaz eden Suudi Arabistan yönetimi 2019’da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Rabbim (Sahibim)! Bana lütfettiğin nimete (iyiliğe) karşılık</p>
<p>artık suçlulara asla arka çıkmayacağım.” (Kasas 28:17).</p>
<p>“… (Emrini yerine getirin) ki Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin.</p>
<p>Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mücâdele, 58:11).</p>
<p>2015 yılında 175 kişiyi idam eden, takip eden her yıl buna yakın insanın idam hükmünü infaz eden Suudi Arabistan yönetimi 2019’da bu sayıyı ikiye katlamaya azmetmiş görünüyor! Bu gidişe kör, sağır ve dilsiz kalmak Müslümanlık şöyle dursun insanlık iddiasına da mugayirdir. Merhum Âkif yüz yıl öncesinden ne kadar da beliğ tasvir etmiş hâl-i pürmelâlimizi:</p>
<p>“Müslümanlık pâk sîretten ibâretken, yazık!</p>
<p>Öyle saplandık ki levsiyyâta: Hâlâ çıkmadık!</p>
<p><strong>Zulme tapmak, adli tepmek, hakka hiç aldırmamak; </strong></p>
<p><strong>Kendi âsûdeyse dünya yansa baş kaldırmamak!</strong></p>
<p>Enseden arslan kesilmek, cebheden yaltak kedi,</p>
<p>Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi!</p>
<p>Sâde bir sözdür fakat hikmetlerin en mücmeli:</p>
<p>Bir halâs imkânı var: <strong>Ahlâkımız yükselmeli</strong>,</p>
<p>Yoksa pek korkunç olur katmerleşip hüsrânımız&#8230;</p>
<p>Çünkü hem dünya gider hem din, eğer yapmazsanız.</p>
<p>20 Haziran 1329 (3 Temmuz 1913).” (Ersoy, 2013).</p>
<p><strong>Mutedil Söylem Sahibi Ulemanın Ortadan Kaldırılmasına Karşı Çıkmak</strong></p>
<p>22.05.2019 tarihinde bazı haber sitelerinde Riyad yönetiminin, aralarında tanınmış İslam alimi Selman el-Avde&#8217;nin de yer aldığı din adamlarını ramazandan sonra idam etmeye hazırlandığı ileri sürülmüştü. İngiltere merkezli &#8220;Middle East Eye&#8221; internet sitesinde, iki hükümet kaynağı ve alimlerden birinin akrabasına dayandırdığı habere göre, Suudi Arabistan&#8217;da 2017 yılında tutuklanan Selman el-Avde, Hatip Avad el-Karni ve televizyonda dinî program sunucusu Ali el-Ömeri ramazan sonrasında idam cezasına çarptırılacağı bildirilmişti.</p>
<p>Haberde ifadelerine yer verilen İnsan Hakları Gözlemevi (HRW) Orta Doğu Direktörü Sarah Leah Whitson, Suudi Arabistan&#8217;la ilgili gelişmelerde ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın sağladığı ortamın rolüne dikkati çekerek, Trump yönetiminin Suudi Arabistan&#8217;a adeta &#8220;kendi halkına ne zulmü uygularsan uygula biz arkandayız&#8221; mesajı verdiğini belirtmişti.</p>
<p>Twitter hesabında 13,4 milyon takipçisi bulunan Selman el-Avde, mutedil yaklaşımıyla tanınan Sünni bir alim olup 2017&#8217;de tutuklandı. Bir yıl sonra çıkarıldığı mahkemede, &#8220;terör örgütüne liderlik, Riyad&#8217;ın Katar&#8217;a uyguladığı ablukaya karşı çıkma, Müslüman Kardeşler Teşkilatıyla iş birliği, hükümetin başarılarına karşı kinayede bulunma, Katar kraliyet ailesiyle ilişki içinde olma, ulusal güvenliği tehdit, şiddeti kışkırtma&#8221; gibi 37 ayrı suçlamaya maruz kalmıştı. (Ramazan öncesinde idam edilen 37 muhalifle Avde’ye yöneltilen suç listesinin aynı sayıda oluşu da ironik bir mesaj taşıyor olmalı).</p>
<p>Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı, cinayete kurban gitmeden iki gün önce katıldığı programda Avde&#8217;nin tutuklanmasıyla ilgili Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed Bin Selman&#8217;ı suçlamıştı. Kaşıkçı, &#8220;(Muhammed Bin Selman) Muhalifleri ne pahasına olursa olsun yok edecek&#8230; Selman el-Avde, idam edilirse fanatik olduğu için değil bilakis ılımlı olduğu için idam edilir. Çünkü ılımlı haliyle onu tehdit olarak algılıyorlar.&#8221; diye konuşmuştu.</p>
<p>İnsan hakları karnesi kırık notlarla dolu Suudi Arabistan&#8217;da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman&#8217;ın siyaset sahnesinde yükselmesinin ardından üst düzey aktivist, gazeteci ve din adamlarına yönelik tutuklamaların hız kazandığı herkesin malumudur. Reprieve İnsan Hakları Grubu Twitter&#8217;dan yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan&#8217;da 2019 yılı için 300&#8217;den fazla kişinin daha idam sırasını beklediğini iddia etti (Canlı, 22.05.2019).</p>
<p>Haziran 2000’de büyük mütefekkir Cevdet Said’i Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde yer alan Bi’ruAcem köyündeki evinde ziyaret ettiğimde bir açıklaması hayretimi ziyadesiyle mucip olmuştu. Amerika’da bir üniversitenin kendisini konferansa davet ettiğini ancak vize alamadığından gidemediğini söyleyince ben de; “Siz şiddet yöntemini kategorik olarak reddeden bir insansınız. Size neden vize vermesinler ki?” diye sormuştum. Cevabı küresel sömürge düzeninin çalışma sistemini deşifre eder nitelikteydi: Onlar için en büyük tehdit benim gibi düşünenlerdir. Şiddeti yöntem olarak benimseyenler onların sömürü çarkını döndürmeye yardımcı olduğu için onları çok severler…</p>
<p>Konuya bir başka zaviyeden de bakmakta yarar var: “Muhalefet potansiyelimiz, &#8216;yeni sosyal hareketler&#8217; tarafından &#8216;mikro&#8217; ve &#8216;iç&#8217; meselelere yönlendiriliyor. İsteniyor ki biz, her gün 24 bin çocuğu açlıktan öldüren küresel oligarşiyi değil, belediyelerin niçin köpek barınakları kurmadığını tartışalım. İsteniyor ki biz, Tayland, Laos, Kamboçya gibi ülkelere her yıl çocuk fuhşu için giden 500 bin Batı Avrupalı için Güneydoğu Asya&#8217;da kurulmuş &#8216;legal seks turizmi düzeni&#8217;ni değil, İslami geleneklerin kadını nasıl baskıladığını tartışalım…” (Gültekin, 21.05.2019).</p>
<p>Müslüman toplumu nasıl iç meseleleriyle meşgul ettiklerinin güncel bir numunesi olan asıl konumuza devam edelim:</p>
<p>“Murtaja Qureiris 10 yaşında iken &#8220;Arap Baharı&#8221; kapsamında Suudi Arabistan&#8217;ın doğu bölgesinde gerçekleşen protestolar sırasında abisi güvenlik güçlerince öldürüldü ve bunu protesto etmek amacıyla eylemlere katıldı. Bu eyleme 10 yaşındayken katılan Qureiris, 3 yıl sonra ailesiyle Bahreyn&#8217;e giderken Suudi güvenlik güçlerince tutuklandı. Qureiris&#8217;in, &#8220;polis karakoluna molotofkokteyli atmak, terör örgütüne üye olmak, eylemlerde şiddete başvurmak, abisinin cenazesinde yürüyüş düzenlemek ve halkı isyana teşvik etmek&#8221; suçlarından yargılandığı kaydedilirken, Suudi Arabistan yasalarına göre idam edileceği kaydedildi. Haziran 2019’da 18 yaşında olan ve 5 yıllık tutukluluk sürecinin en az 2 yılını hücrede geçirdiği belirtilen Qureiris&#8217;in, suçlamaları &#8220;ağır işkence ve stres altında&#8221; kabul etmek zorunda kaldığı öne sürüldü.” (Koyuncu, 08.06.2019).</p>
<p><strong>Âlimlere Yönelik İmha Siyasetinin Asıl Sebebini Görmek</strong></p>
<p>Eylül 2017’de Suudi Arabistan’da Ali el-Ömeri, Selman el-Avde, Avaz el-Karni, Nasır el-Ömer gibi onlarca âlim peşpeşe tutuklandı. İbn Bâz ve İbnü’l-Useymîn gibi gelenekçi Vehhabi âlimlerden farklı olarak, Selman el-Avde, Sefer el-Havali, Nasır el-Ömer, Aiz el-Karni, İbrahim ed-Duveyş, Muhammed b. Said el-Kahtani gibi isimlerden oluşan ve kendilerine “<em>şuyûhu’s-sahve</em>” (uyanış âlimleri) denilen yeni Selefi ulema kendilerine yöneltilen teröre destek olma suçunu işlemeleri mümkün olmayan âlimlerdir. Bu yeni akımın en meşhur simaları Selman el-Avde ve Sefer el-Havali olup genel tutum ve tavırlarını Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’dan okuyalım:</p>
<p>“1991 Körfez Savaşı’nda Suudi Arabistan’ın ABD yanında duruşu ve Amerikalı askerî personelin ülkede konuşlanması ve üs açması, Avde ve Havali gibi bazı Selefi âlimlerce tenkit konusu yapılmış, söz konusu sert eleştiriler karşısında rejimin kararlarını savunmak resmî görevli ulemaya kalmıştı. Söz konusu tenkitlerle beraber, bir dizi İslamîleştirme muhtevalı reform talebi, o zamanki kral Fahd ile baş müftü İbn Baz’a yazılan ve basın organlarında yayımlanan mektuplarda dile getirildi. Bu mektupların imzacıları arasında hukuk ve fetva konseylerinde, üniversitelerde, vakıflar ve hac işlerinde resmî vazifeli Selefi âlimler de bulunmaktaydı. Avde ve Havali gibi geri adım atmayan âlimler görevlerinden alındılar, yargılanarak uzun süreli hapis cezalarına mahkûm oldular.</p>
<p>Vazgeçmedikleri siyasal İslamcı ve cihatçı görüşlerine rağmen, hem Avde hem de Havali, el-Kaide çizgisindeki bir grup Selefi şeyhin varmış oldukları aşırı çizgiyi onaylamıyordu. 1994-1999 yıllarını cezaevinde geçiren Selman el-Avde, 11 Eylül üzerine yazdığı bir makalesinde, İslam’ın suçsuz insanları, kadın, çocuk ve yaşlıları hedef almayı yasakladığını belirtmekte, bu nedenle uçaklar, alışveriş merkezleri gibi mekânların savaşlarda dahi hedef alınamayacağını bildirmekteydi. Avde’ye göre bu çeşit terör eylemleri İslam ve Müslümanlar açısından bir dizi zararı beraberinde getirmektedir. Her şeyden önce Filistin, Keşmir ve Çeçenistan mücadeleleri gibi <strong>haklı davalar şaibe altında kalmaktadır</strong>. Davet faaliyetleri, kültürel aktiviteler, eğitim çalışmaları, dünya çapında olumsuz etkilenmektedir. Bu, <strong>din düşmanlarının arzu ettiği bir durum</strong> olup Müslümanlar cani damgası yemekte, bu imaj çarpıtmasıyla insanların İslam’a yönelişine set çekilmektedir.</p>
<p>Avde, orta yolculuğu İslamiyet’in önemli bir prensibi olarak gösterir. ‘Ğulüv’ yani aşırılık, fıtrata ve şeriata ters bir tutumdur. Aşırılık, tarihte Haricilerin yaptığı gibi birtakım şer’i delillere dayandırılsa bile, temel dini talimatlardan ciddi bir sapmadır.</p>
<p>Suudi Arabistanlı yüz elli kadar din âlimi, bilim adamı ve entelektüelin imza attığı “Nasıl bir arada var olabiliriz” başlıklı, “şiddet diline alternatif yaratmak” için dünyaya barış ve diyalog çağrısı yapan açık mektubun imzacıları arasında, Avde ile beraber Aiz el-Karni ve Havali gibi radikal şeyhlerin de bulunması, Sahve’nin benimsediği itidal çizgisinin somut bir göstergesiydi.</p>
<p>Kısa zamanda dünyanın en tanınmış İslam ‘davetçileri’ arasına giren Avde, mezhepçiliği ve din kaynaklı şiddeti kınadı. İntihar saldırılarının şeriatta yeri olmadığını açıkladı. Belki de arkasındaki taraftar gücüne güvenerek cesur çıkışlar yapmaktan çekinmedi. 2006’daki İsrail-Hizbullah savaşında Hizbullah’a açık destek verdi. Bir Selefi şeyhten hiç beklenmeyen bu adım, İslamcı çevrelerde takdirle karşılandı.</p>
<p>Avde’nin 2011 sonrası Arap devrimleri sürecindeki duruşu da zikre değer. Suudilerin müesses dini nizamının önemli figürlerinden Şeyh Salih el-Fevzan sokak gösterilerinin caiz olmadığını söylerken, Avde Arap halklarına sokağa çıkma çağrısı yapmıştı. Yine Mısır’daki askerî darbeye karşı çıkmıştı.</p>
<p>Anlaşılıyor ki Bin Selman, etkili muhalefeti tümüyle etkisiz hale getirmek niyetinde. İşleri ‘de facto’ eline aldığından beri ekonomide belirgin bir iyileşmenin kaydedilmemesi, Yemen’de açık bir yenilgiyle karşılaşması, Katar krizinde ABD tarafından yalnız bırakılması, 32 yaşındaki muhteris prensi daha şimdiden sıkıntıya soktu.” (Büyükkara, 15.09.2017).</p>
<p><strong>Heyet Oluşturup Kral Selman’dan İdamları Durdurmasını Talep Etmek</strong></p>
<p>Türkiye’de bazı sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri ve akademisyenler, Suudi Arabistan’da idamların durdurulmasına yönelik basın bildirileri yayımladılar. Fas’ta iktidarın başını çeken Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (PDJ) sivil kanadı ve ülkenin en önemli sivil toplum hareketlerinden kabul edilen Tevhid ve Islah Hareketi, Riyad yönetimine, tutuklu üç din adamını ramazan ayından sonra idam etmeye hazırlandığı haberlerine açıklık getirmesi çağrısında bulundu. Suudi Arabistan&#8217;dan, söz konusu haberler doğru ise bu karardan dönmesi ve tutuklu tüm fikir ve din adamlarını serbest bırakmasını istedi. Açıklamada ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkeleri liderlerinden, bu gibi idam hükümlerinin engellenmesi ve alimlerin serbest bırakılması için gerekli tüm gayretin gösterilmesi talep edildi. Ancak ne Suudi Arabistan yönetiminden, ne de dönem başkanlığını Türkiye’nin yaptığı ancak Suudi Arabistan’ın güdümünde kalmaya devam eden İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan henüz bir açıklama gelmiş değil.</p>
<p>İİT dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin, üye ülkelerden seçerek oluşturacağı mütenasip bir heyeti Kral Selman’a idamları durdurma talebiyle göndermesi müspet netice verecektir. Nitekim 1995 yılı Ağustos ayında Kral Fahd’a özel elçi olarak gönderilen merhum Prof.Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın hikmetli yaklaşımı idam hükmü kesinleşmiş 55 tır şoförünün affedilmesiyle neticelenmişti (Yalçıntaş, 2012: 780 vd.).</p>
<p>Merhum Âkif’in tasviriyle açtığımız bahsi yine onun ikazıyla noktalayalım:</p>
<p>“Yâ İlâhî bize tevfikini gönder&#8230; &#8211; Âmin!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster&#8230; &#8211; Âmin!</p>
<p>Ey cemaat, uyanın! Yoksa, hemen gün batacak.</p>
<p>Uyanın! Korkuyorum: Leyl-i nedâmet çatacak!”</p>
<p>(Ersoy, 2013).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Büyükkara, Mehmet Ali; “<strong>Suudi Arabistan’da Sahve Şeyhlerinin Tutuklanması Ne Anlama Geliyor?</strong>” www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/suudi-arabistanda-sahve-seyhlerinin-tutuklanmasi-ne-anlama-geliyor/911197, 15.09.2017.</li>
<li>Canlı, Enes; “<strong>Suudi Arabistan&#8217;ın İslam alimlerini idama hazırlandığı iddiası</strong>”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/suudi-arabistanin-islam-alimlerini-idama-hazirlandigi-iddiasi/1484556, 22.05.2019.</li>
<li>Ersoy, Mehmet Âkif; <strong>Safahat</strong>, Çağrı Yay., İstanbul 2013.</li>
<li>Gültekin, Mücahit; https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=893950307611944&amp;id=100009909484275, 21.05.2019.</li>
<li>Koyuncu, Hüseyin; “<strong>Ağabeyi öldürüldüğü için eylem yapan Suudi çocuk &#8216;isyana teşvikten&#8217; idamla karşı karşıya</strong>”, https://tr.euronews.com/2019/06/08/agabeyi-olduruldugu-icin-eylem-yapan-suudi-cocuk-isyana-tesvikten-idamla-karsi-karsiya.</li>
<li>Sabah; “<strong>Fas&#8217;tan Suudi Arabistan&#8217;a &#8220;idam&#8221; tepkisi</strong>”, https://www.sabah.com.tr/dunya/2019/05/26/fastan-suudi-arabistana-idam-tepkisi.</li>
<li>Yalçıntaş, Nevzat; <strong>Türkiye’yi Yükselten Yıllar: Hatıralar</strong>, 2 c., İşaret Yayınları, İstanbul 2012, 968 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak-ii/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ İDAMLARI DURDURMAK-I</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jun 2019 06:34:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[ALİ EL-ÖMERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÂLİMLERİN İDAMINI DURDURUN]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[AVAD EL-KARNİ]]></category>
		<category><![CDATA[DİN GÖREVLİLERİ BİRLİĞİ DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[EYÜP BULUŞMALARI]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrettin Karaman]]></category>
		<category><![CDATA[LYNN MAALOUF]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SELMAN EL-AVDE]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİYE TEFSİR AKADEMİSYENLERİ PLATFORMU]]></category>
		<category><![CDATA[UAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<category><![CDATA[Zühal Demirci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=897</guid>

					<description><![CDATA[“Kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını bilen) âlimler Allah’a hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28). “Âlimler nebilerin varisleridir…” (Buhari, İlim 10). İslam dünyasının bereketli ramazan ayına girme coşkusu yaşadığı hicrî 1440 yılının şaban ayı sonunda Suudi Arabistan’da 37 kişinin “terör” suçlamasıyla verilmiş ölüm cezasının infaz edilmesi Müslüman toplumun fazlaca dikkatini çekmedi. Bu vurdumduymazlıktan cesaret alan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını bilen) âlimler Allah’a hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28).<br />
“Âlimler nebilerin varisleridir…” (Buhari, İlim 10).</p>
<p>İslam dünyasının bereketli ramazan ayına girme coşkusu yaşadığı hicrî 1440 yılının şaban ayı sonunda Suudi Arabistan’da 37 kişinin “terör” suçlamasıyla verilmiş ölüm cezasının infaz edilmesi Müslüman toplumun fazlaca dikkatini çekmedi. Bu vurdumduymazlıktan cesaret alan Suud rejimi, şimdi de itidal çizgisini savunan Selman el-Avde, Avad el-Karni ve Ali el-Ömeri gibi meşhur âlimleri idam ederek İslam âleminin bayram günlerini zehir etmeye yelteniyor!<br />
<strong>Hayat Hakkını Hiçe Sayarak Muhalefeti Ortadan Kaldırmaya Yeltenmemek</strong><br />
Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) Orta Doğu Araştırma Direktörü Lynn Maalouf, olaya ilişkin basın açıklamasında bu siyasi idamların sebebine ışık tutan bir değerlendirme yaptı:<br />
“24 Nisan 2019 tarihinde gerçekleşen ölüm cezası infazları, Suudi yetkililerin insan hayatını ne derece hor gördüğünü korkunç bir şekilde ortaya koyuyor. Bu zâlimane olay aynı zamanda ülkedeki Şii azınlığın içinden doğan muhalefeti yok etmek için ölüm cezasının siyasi bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor.<br />
Ailelerin cezaların infaz edileceğinden haberdar edilmemesi ve suç işlendiği sırada 18 yaşın altında olan birine idam cezası uygulanması, uluslararası hukukun son derecede pervasızca ihlal edilmesidir… 2019 yılının ilk dört ayında 44’ü başka ülkenin vatandaşı en az 110 kişinin ölüm cezasını uygulayan Suudi Arabistan, 2018 yılında da en az 149 kişinin ölüm cezasını infaz etmişti.” (Amnesty International, 24.04.2019).<br />
Suudi Arabistan yönetiminin kadın hakları aktivistlerine yönelik toplu gözaltılarının yıldönümünde yeni bir açıklama yapan Maalouf, başsavcının âlimlerin terörle mücadele mahkemelerinde yargılanmaları yönündeki çağrısını hatırlatarak şu ihlallere dikkat çekti:<br />
“Şeyh Selman el-Avde’ye, aralarında Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olmak ve hükümetten reform talep etmek gibi çeşitli gerekçelerle 37 ayrı suç yöneltildi. Nisan 2019 sonunda yetkililer, 37 erkeğin ölüm cezasını toplu olarak uyguladı. Bu kişilerin çoğu Suudi Arabistan’ın Şii azınlığına mensuptu ve adil olmayan yargılamalar sonucunda ölüm cezasına mahkûm edilmişlerdi. Geçen ay, en az 15 erkek, işkence altında alındığını bildirdikleri “itiraflara” dayanılarak ölüm cezasına mahkûm edildi.” (Amnesty International, 21.05.2019).<br />
<strong>Kanaat Önderlerinin ve STK’ların İtidal Çağrılarını Duymak</strong><br />
Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği (UMAD), konuya ilişkin bildirisinde âlimlerin idam edilmesinin bir devlet terörü olduğuna ve elim sonuçlar doğuracağına dikkat çekti:<br />
“Seçkin İslam âlimlerini teröre bulaştıkları gibi asılsız iddialarla idam sehpasına çıkarmaya çalışmak, doğuracağı elim sonuçlar sebebiyle terörle denk bir tutum olacaktır. Suudi Arabistan hükümetinin İslâm âlimlerine yönelik bu katliam düşüncesinden bir an önce vaz geçmesini sağlayacak her türlü tepkiyi meşru sınırlar ve Müslümana yakışır bir vakar içinde kullanmakta gecikmeyiniz. Âlimine sahip çıkmayan bir ümmet dinine ve mukaddesatına da sahip çıkamaz.<br />
Uluslararası insan hakları örgütleri ve hukuk birimleri bu süreci ciddiyetle takip etmeli, uluslararası kamuoyunun gündemine taşımalı, gerekirse bu durumu telin eden protestolar organize etmelidir. İslam dünyasındaki siyasetçiler Suudi Arabistan’ın yapmayı planladığı bu akıl almaz işi parlamentolarına taşımalı, her türlü diplomatik ve siyasi girişimde bulunarak İslam âlimlerinin idam edilmesine yönelik bu girişimi durdurmalıdırlar.” (Demirci, 24.05.2019).<br />
Din Görevlileri Birliği Derneği Genel Merkezi’nin çağrısında ise hakkı haykırmanın nebilerin varisleri olan âlimlerin temel misyonu olduğuna dikkat çekilerek görevlerini yerine getiren ulemanın idam edilmesinin büyük infiale yol açacağının altı çizildi:<br />
“İlmin haysiyetiyle hareket ederek marufu emretme, münkerden sakındırma, her zaman ve zeminde hakkı haykırma cehdi içerisinde olagelen âlimler, “en büyük cihadın, zâlim sultanın karşısında hakkı haykırmak” olduğuna gönülden iman etmişlerdir. Suudi Arabistan’ın muhalif gazeteci, yazar, ilim ve fikir adamlarına karşı başlattığı bu haksız uygulamaların daha büyük adaletsizlikler ve acılarla devamı, İslam dünyası ve insanlık nazarında bu ülkeye karşı derin bir infiale yol açacaktır.<br />
Suudi Arabistan’ın, ülkesindeki muteber ilim ve fikir adamlarını hukuki dayanaktan yoksun suçlamalarla idam etmeye hazırlanması asla kabul edilemez. Peygamberlerin varisleri olan âlimlere karşı sergilenen adaletsiz, delilsiz, ispatsız tutuklamaları ve âlimler üzerinde yürütülen baskı politikasını; adalet, insan hakları, ifade özgürlüğü, evrensel hukuk normları ve hepsinden önemlisi İslam ile bağdaşmayan idam hazırlıklarını kınıyor ve reddediyoruz!” (Din Görevlileri Birliği Derneği, 28.05.2019).<br />
Farklı bilim dallarına mensup aydınların bir araya geldiği Eyüp Buluşmaları, kanaatlerini hür bir şeklide açıklama hakları ellerinden alınarak tutuklanan âlimlerin bu sefer de idama mahkûm edilmelerini şiddetle kınadı:<br />
“Suudi Arabistan hükümetinin, fikir ve kanaatlerini hür bir şeklide açıklama hakkı olan âlimleri tutuklamasını ve haklarında idam kararı verecek bir düzeye gelmesini, İslam’ın adalet ve insaf anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir. Suudi hükümetinin bir delile ve mesnede dayanmaksızın âlimleri suçlaması, tutuklaması ve bunlarla da iktifa etmeyerek idama mahkûm etmesi asla maşerî vicdanda kabul edilemez.” (Eyüp Buluşmaları, 27.05.2019).<br />
İslam âlimlerini haksız ithamlarla suçlayıp idam sehpasına çıkartmaya çalışmanın büyük bir zulüm olduğunu hatırlatan Türkiye Tefsir Akademisyenleri Platformu, “Müslümanların birliğini temsil eden gözde âlimlerin” Suudi Arabistan hükümeti tarafından idam edilme kararının, insan hak, düşünce ve inanç özgürlüğüne yapılan en büyük saldırı olduğunu ifade etti:<br />
“Ne yazık ki insanlık dışı şartlarda hapiste tutulan, aileleriyle ve avukatlarıyla görüştürülmeyen, tedavilerine izin verilmeyen ve sayısı 100’ü bulan Suudlu âlimlerin bazılarının idamının gündemde olması içler acısı bir durumdur. Adaleti sağlaması gerekenlerin zulüm üreten kimseler olmaları kabul edilemez. İslam âlimlerini baş tacı yapıp onların haysiyetini, onurunu, özgürce konuşma hakkını ve can güvenliğini sağlaması gereken Müslüman bir devletin, bütün bunları sağlamak yerine onların hayatına kast ediyor olması bıçağın kemiğe dayandığı son nokta olarak görülmektedir.<br />
Suudlu devlet yetkilileri, âlimlerin idamını “Bizim iç meselemiz!” diye geçiştiremez. Suudi Arabistan’da idamı gündeme gelen âlimler bütün ümmete mal olmuş, kendilerini bütün ümmete kabul ettirmiş değerlerdir. Onlar ümmetin ortak hazinesidir. Bırakınız onları idam etmeyi, onların bir saat bile hapiste tutuluyor olmaları, size, bir ömrü heder edecek bir günah olarak yeter de artar bile. Bilinmelidir ki zulüm ile abat olunmaz!<br />
Âlimleri idama kalkışmaktan vazgeçmenizle yapacağınız iyilik onlara değil, bizzat kendinize olacaktır, şüphe etmeyiniz. Biz Türkiye Tefsir Akademisyenleri olarak Suudlu âlimlerin yanındayız. Bizler Suudi Arabistan Hükümeti’nin Bayram sonrası âlimlerin muhtemel idamına karşıyız.” (Türkiye Tefsir Akademisyenleri Platformu, 26.05.2019).<br />
<strong>Mütefekkir ve Âlimlerin Uyarılarını Dikkate Almak</strong><br />
Türkiye’den mütefekkir, aydın ve âlimlerin konuya ilişkin değerlendirmelerine de iki örnek vermekle iktifa edelim:<br />
Türkiye’de kurulan ve kendisinin de danışma kurulunda yer aldığı Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği’nin açıklamasını Yeni Şafak gazetesindeki köşesine taşıyarak destekleyen Prof.Dr. Hayrettin Karaman tehlikeli gidişin altını çizdi:<br />
“Suudi Arabistan, Mısır ve BAE’nin, ABD ve İsrail güdümünde girdiği gayr-i meşru ve çok tehlikeli yol üzerinde çok şey yazıldı, yazılıyor ve yazılacak. Kaşıkçı cinayetinin kanı kurumadan Suudi Arabistan’ın yeni cinayetlere hazırlandığı haberi yayılınca vicdanlı çevreler bu cinayeti engellemek için harekete geçtiler…” (Karaman, 26.05.2019).<br />
Cemal Kaşıkçı’nın görülmemiş bir cinayetle ortadan kaldırışını deşifre edenlerden biri olan Prof.Dr. Yasin Aktay ise “Hadimu’l-Harameyn” sıfatını taşıyan Kral Selman’a doğrudan çağrı yapmayı tercih etti:<br />
“Uhdenizde bulunan servetlerle dünyanın her yanında açlık ve yokluk çekmekte olan Müslümanların durumu arasındaki trajik çelişki herkesin dikkatini çekmektedir… Yaklaşmakta olan büyük tehlike dünyanızı da ahiretinizi de büyük bir felâkete doğru sürüklemektedir…<br />
Selman el-Avde’yi yakından tanıma fırsatı buldum. Kitaplarını okudum, konuşmalarını takip ettim. Vallahi ona atfettiğiniz aşırılıktan eser yok onda. Sizin resmî ulemanız Afganistan’a cihad için insanları teşvik ederken, o, “Suudi gençlerinin Afganistan’da ne işi var?” diyor ve böyle bir cihad yolunun olmadığını söylüyordu. Sizin resmî ulemanız kadınların araba kullanmasının zinhar haram olduğunu iddia ederken, o, Müslüman kadınların Peygamber Efendimiz zamanında develere, atlara bindiğini ve araba sürmenin bundan neden ayırt edildiğini anlayamadığını söylüyordu. Yine sizin resmî ulemanız, Müslümanların gayr-ı Müslimlerle asla iyi olamayacaklarını söyleyerek bir tür nefret aşılarken, o, kendilerine düşmanlık beslemeyen gayr-ı Müslimlere iyi davranmanın, onlarla iyi geçinmenin, bir ve beraber barış içinde yaşamanın yüce Allah’ın tâlimatı olduğu gerçeğini öğretiyordu.<br />
Selman el-Avde’ye aşırılık ithamı büyük bir bühtandır. Aksine o son derece makul, gençliğin ve modern insanın zihnine son derece aşina söylemiyle İslâm’ı sevdiren, alabildiğine sempatik bir İslâm âlimidir.<br />
İslâm âlimleri meselesi sizin iç meseleniz değildir. Söz konusu âlimler bütün ümmete mal olmuş, kendilerini bütün ümmete kabul ettirmiş değerlerdir. Onlar sizin teb’anız değil, tavsiyelerine kulak vereceğimiz, bize, ilimleriyle, duruşlarıyla ışık tutacak ortak hazinemizdir.<br />
Gelin zindanlarınızdaki Ahmed b. Hanbel’lere yapılan zulümleri durdurun. Siz onları idam ederseniz veya hapiste tutmaya devam ederseniz, tarihe de mal olurlar ve ruhları nesiller boyu onlara bu zulümleri yapanların peşini bırakmaz. Yapacağınız iyilik onlara değil, bizzat kendinize olacak, emin olun.” (Aktay, 27.05.2019).<br />
<strong>İdam Furyasının Muhataplarına Sesimizi Duyurabilmek</strong><br />
Ey Kral Selman! Veliaht oğlunun tutuklattığı yüzlerce âlim, mütefekkir ve muhaliflerden, hiç olmazsa prenslerden haberin mi yok? Var da bildiğin halde kifayetsiz muhteris oğlunun şerrinden emin olmak için sen de mi susmak zorunda kalıyorsun? En azından bu meyanda bir mesaj yayınla ki Müslümanlar senin de suç ortağı olmadığına inansın.<br />
Ey hukuk adamları! Adil yargılanmanın asgari şartlarını bile taşımayan göstermelik davalarda, sanıklar işkence sonucu elde edilen itiraflara dayanılarak ölüm cezasına mahkûm edilirken uzaktan seyretmekle mi yetineceksiniz yoksa görmezden gelmeyi mi tercih edeceksiniz?<br />
Ey Batı devletlerinin yöneticileri! Yağlı silah ticaretine öncelik vermek yerine, fikirlerini barışçıl biçimde ifade etmeleri sebebiyle tutuklanan ve idamla cezalandırılan insanları kayıtsız şartsız serbest bırakmaları için Suudi Arabistan yetkilileri üzerinde baskı oluşturma erdemini gösterebilecek misiniz? Yoksa “insan hakları”, “demokrasi”, “barış içinde birlikte yaşama” gibi süslü söylemlerinizi bir kez daha ayak altı etmeyi mi yeğleyeceksiniz?<br />
Ey âlimin ölümünü âlemin ölümü gibi gören mü’minler! Ey “bir insanı haksız yere öldürenin bütün insanlığı öldürmüş olacağı”na inananlar! Âlimlerle birlikte insanlığın da idam edilmesine duyarsız mı kalacağız?<br />
Ey mazlumların hamisi Türkiye’mizin yöneticileri! Dönem başkanlığını yürüttüğümüz İslam İşbirliği Teşkilatı ve D8 Teşkilatını ivedilikle toplamak için daha ne olmasını bekliyorsunuz?<br />
Ey Müslüman ülkelerin yöneticileri! Suudi Arabistan ile ilişkilerinizi hiçbir şey olmamış gibi sürdürmeyi nasıl içinize sindireceksiniz?<br />
Ey Birleşmiş Milletler’in ve diğer uluslararası kuruluşların yöneticileri! Pasif tavrınızın canilerin iştahını ve cüretini nasıl kabarttığı görmüyor musunuz? Yoksa asıl istediğiniz zaten bu mudur?<br />
Ey Muhammed Bin Selman! Yerkürenin kabadayısı Trump’a verdiğin milyarlarla kendi ülkenin sefil arka sokaklarını imar etmeyi hiç aklından geçirdin mi! Küresel sömürü çarkını uzaktan kumandayla keyifle döndüren kodamanların sana sağmal inek muamelesi yaptığını ne vakit idrak edeceksin?<br />
Suudi Arabistan yöneticilerine son çağrımız Kur’an şairi Mehmet Âkif’in bir asır öncesinden seslenen dizeleri olsun:<br />
Hiç sıkılmaz mısınız Hz. Peygamber’den?<br />
Ki uzaklardaki bir mü’mini incitse diken,<br />
Kalb-i pâkinde duyarmış o musibetten acı.<br />
Sizden elbette olur ruh-ı Nebi davacı!<br />
(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde).</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>• Aktay, Yasin; “Suudi Arabistan Kralı Sayın Selman b. Abdülaziz’e Açık Mektup”, Yeni Şafak, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/suudi-arabistan-krali-sayin-selman-b-abdulazize-acik-mektup-2050506, 27.05.2019.<br />
• Amnesty International; “Suudi Arabistan’da Bir Günde 37 Kişinin Ölüm Cezası İnfaz Edildi”, https://amnesty.org.tr/icerik/suudi-arabistan-bir-gunde-37-kisinin-olum-cezasi-infaz-edildi, 24.04.2019.<br />
• Amnesty International; “Suudi Arabistan’ın ‘Utanç Yılı’: Muhaliflere ve İnsan Hakları Aktivistlerine Yönelik Baskılar Sürüyor”, https://amnesty.org.tr/icerik/suudi-arabistanin-utanc-yili-muhaliflere-ve-insan-haklari-aktivistlerine-yonelik-baskilar-suruyor, 21.05.2019.<br />
• Demirci, Zuhal; “Müslüman Âlimlerden Suudi Arabistan’a ‘İdamları Durdurun’ Çağrısı”, Anadolu Ajansı, www.aa.com.tr/tr/dunya/musluman-âlimlerden-suudi-arabistana-idamlari-durdurun-cagrisi/1488014, 24.05.2019.<br />
• Din Görevlileri Birliği Derneği, “Suudi Arabistan’a Çağrı”, www.dinbirder.org.tr, 28.05.2019.<br />
• Ersoy, Mehmet Âkif; Safahat, Çağrı Yay., İstanbul 2013.<br />
• Eyüp Buluşmaları; “Suudi Arabistan Yönetiminin İslam Âlimlerini İdam Etme Girişimi Durdurulmalıdır”, https://eyupbulusmalari.com, https://twitter.com/eyupbulusmalari, 27.05.2019.<br />
• Türkiye Tefsir Akademisyenleri Platformu; “Âlimlerin İdamını Durdurun!”, 26.05.2019.<br />
• Karaman, Hayrettin; “Suûdîlere Uyarı ve Çağrı”, Yeni Şafak, www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/sudlere-uyari-ve-cagri-2050488, 26.05.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/insanligin-dertleriyle-dertlenmek/suudi-arabistandaki-idamlari-durdurmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DAKİ CİNNET İDAMLARINA TEPKİ KOYMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2019 06:31:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[20 ŞUBAT 2019]]></category>
		<category><![CDATA[9 GENCİN İDAM EDİLMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[AI]]></category>
		<category><![CDATA[ÂL-İ İMRAN 169]]></category>
		<category><![CDATA[Amnesty International]]></category>
		<category><![CDATA[ANGELA MERKEL]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA BİRLİĞİ-ARAP LİGİ]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 66]]></category>
		<category><![CDATA[CEM‘İYYETÜ’L-İHWÂNİ’L-MÜSLİMÎN]]></category>
		<category><![CDATA[D-8]]></category>
		<category><![CDATA[DEVELOPİNG 8 TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[ERSİN ÇELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[HİLAL GÖRGÜN]]></category>
		<category><![CDATA[HİRÂBE AYETİ]]></category>
		<category><![CDATA[HİŞAM BEREKÂT]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN BAUMİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSNÜ MÜBAREK]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Beyyûmî Gânim]]></category>
		<category><![CDATA[İDAM HÂKİMLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İİT]]></category>
		<category><![CDATA[İLKHA]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İsmailiye]]></category>
		<category><![CDATA[LAZOĞLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:32]]></category>
		<category><![CDATA[MÂİDE 5:33]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR FETVA KURUMU]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR YARGITAYI]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR’DAKİ CİNNET İDAMLARI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[NACİYE BUNAİM]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[THERESA MAY]]></category>
		<category><![CDATA[UAÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Af Örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=840</guid>

					<description><![CDATA[“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibi olur! Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur…” (Mâide 5:32). “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere) teslim etmez.” (Buhari, Mezalim 3). “Müminler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kim cinayet suçu işlememiş veya yeryüzünde fesat çıkarmamış bir kişiyi öldürürse <strong>bütün insanlığı öldürmüş</strong> gibi olur! Buna karşılık kim de birinin hayatını kurtarırsa bütün insanlığı kurtarmış gibi olur…” (Mâide 5:32).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin <strong>velisidirler </strong>(yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, <strong>onu (zalimlere) teslim etmez</strong>.” (Buhari, Mezalim 3).</p>
<p>“Müminler birbirini sevmede ve birbirlerine karşı merhamet göstermede <strong>tek bir beden</strong> gibidir. O bedenin bir organı acı çektiğinde diğer tüm organları da ateşlenir ve uykusuz kalır.” (Müslim, Birr 66).</p>
<p>Mısır’da 20 Şubat 2019 Çarşamba sabahında 9 gencin idam edilmesiyle, 30 Haziran 2013 tarihinden bu yana idam edilen siyasi tutukluların sayısı 47’ye yükselmiş oldu! Önceki hafta da sessiz habersiz 6 kişi idam edilmişti…</p>
<p><strong>Mısır’da Yeni Bir Firavun Düzeni Kurulmasına Lakayt Kalmamak</strong></p>
<p>Mısır’da darbeci general Sisi’nin Mısır’ın demokratik usulle seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı Prof.Dr. Muhammed Mürsi’yi 2013’te dış destekli darbeyle devirmesinden bu yana 40 binden fazla kişinin tutuklandığı, binden fazla kişinin de öldürüldüğü uluslararası insan hakları örgütlerince rapor edilmiştir. Gerçekte tutuklananların sayısının <strong>100 bini</strong>, öldürülenlerin sayısının ise <strong>3 bini</strong> aştığına dair kuvvetli şüpheler mevcuttur. 14 yaşındaki çocuklardan başlayarak seksenine merdiven dayamış pirifanilere kadar erkek-kadın her yaşta insana reva görülen bu sindirme politikasının hiç ele alınmayan bir de faili malum “kayıp insanlar” dosyası var…</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ: AI: Amnesty International) Mısır araştırmacısı Hüseyin Baumi şu açıklamayı Eylül 2018’de şu açıklamayı yapmıştı:</p>
<p>“Mısır’da hükümeti eleştirmek, yakın tarihe bakıldığında, hiç şu an olduğu kadar tehlikeli olmamıştı. Güvenlik güçleri kalan bağımsız siyasi, sosyal ya da kültürel alanları bastırmak konusunda acımasızca davrandı. 30 yıllık baskıcı Hüsnü Mübarek yönetiminden çok daha aşırı olan bu önlemler, Mısır’ı <strong>muhalifler için bir açık cezaevi</strong>ne çevirdi. Mısırlı yüzlerce gazeteci, insan hakları savunucusu, muhalefet üyesi, sanatçı ve futbol taraftarı <strong>konuşmaya cesaret ettikleri için</strong> şu an hapisteler!” (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mısır’da dokuz kişinin adil olmayan bir yargılama sonucunda öldürülmesinin kelimelere sığmayan bir utanç olduğunu söyleyen UAÖ Kuzey Afrika Kampanyalar Direktörü Naciye Bunaim idamlara ilişkin açıklamasında şu hususlara vurgu yaptı:</p>
<p>“Bugün dokuz kişinin ölüm cezasını uygulayan Mısır, <strong>hayat hakkını tamamen hiçe saydığını</strong> göstermiş oldu. İşkence iddialarının gölgesindeki yargılamalar sonucunda ölüm cezasına mahkûm edilen kişilerin öldürülmesi adaletin değil, <strong>ülkede devasa boyutlara ulaşan adaletsizliğin göstergesidir</strong>. Bugün uygulanan ölüm cezaları hükümetin ölüm cezasına giderek daha fazla başvurduğunu açıkça ortaya koyuyor. Son üç haftada 15 kişinin ölüm cezası uygulandı. Mısır yetkilileri, son haftalarda adil olmayan yargılamalar sonucunda devamlı olarak insanları ölüme gönderdi. Yetkililer, insanların öldürüldüğü <strong>bu kanlı deliliğe acilen son vermelidir</strong>.” (<strong>2</strong>).</p>
<p>Ülkede “idam hâkimleri” namıyla korku salan memurların ne denli gaddar ve hukuktan bîhaber olduklarını Yasin Aktay Hoca’nın konuya ilişkin ilk köşe yazısından (<strong>3</strong>), idam kararları önceden alınıp düzmece bir olayla hayat hakları gasp edilen lider şahsiyetli gençlerin meziyetlerini de ikinci köşe yazısından (<strong>4</strong>) ve İLKHA sitesinden okuyabilirsiniz (<strong>5</strong>). İdama gülümseyerek yürüyen gençlerin mahkeme heyetini işaret ederek okuduğu şu ezgi onların sadece masum değil aynı zamanda derin bir iman ve teslimiyet sahibi olduğunun da şahididir: “Bizim suç işlemediğimizi ve isyana kalkışmadığımızı bilen Rabbimize hamdolsun/ Suçu işleyenler işte bunlar, Rabbimiz onların bu zulmünü kesecek, hiç şüphemiz yok/ Dünyanın cevrindense cennetin kokusu yeğdir bize/ Hüzne hacet yok, sekinet indi bize, asıl ölüler kendini hür sanan şunlardır…” (<strong>6</strong>).</p>
<p><strong>Mazlumların Çilesini Görmek ve Çığlıklarını Duymak</strong></p>
<p>Peki, bizler Mısır’da cinnet boyutuna ulaşan seri idamları uzaktan izlemekle mi yetineceğiz? Genç kadın mahkumların idamlarının -hamile olmaları sebebiyle doğumdan 2 ay sonrasına- ertelenmesi, bir acılı annenin idamına hüküm verilen gencecik oğluna son kez sarılmak için yalvarması sonucunda buna göz yumulması gibi darbecilerin merhamet kırıntılarıyla mı teselli bulacağız? (<strong>7</strong>).</p>
<p>Sonucu daha en başından belli mahkeme celseleri açılmadan önce kalın camlarla kapatılmış demir kafesler içerisinde salona getirilen eşlerine uzaktan vücut ve işaret diliyle sevgi mesajlarını ve hane haberlerini iletmelerine müdahale edilmemesini fazilet mi sayacağız? (<strong>8</strong>).</p>
<p>“Müslüman Kardeşler tarihleri boyunca akıl almaz zulümlere mâruz kaldıkları halde ‘silaha sarılmama’ düsturunu hiç bozmamış ve her daim sivil kalmaya önem göstermişlerdi. Ancak Mısır yargısı neredeyse tümünü ölümlü suçlardan dolayı yargılıyor.</p>
<p>Mısır’da tüm dünyanın gözleri önünde <strong>kanlı bir darbe</strong> yaşandı. Binlerce sivil katledildi. Türkiye ve birkaç ülke dışında kimse tepki göstermedi. Şimdi ise darbe sürecinde öldürülemeyen siviller idam ediliyor. Dünya yine sessizce izliyor. Dünya, halkın %52’sinin oyuyla seçilen bir cumhurbaşkanının darbeyle indirilip hapse atılmasını da izledi. Bu cümleyi kurmak çok acı, biliyorum. Fakat korkarım ki, Sisi 6 yıldır haber alamadığımız <strong>Muhammed Mürsi’yi de idam edecek</strong>, dünya da yine izleyecek!</p>
<p>‘Uluslararası kamuoyu’ Mısır’daki işkencelere, göstermelik yargılamalara, seçilmiş devlet başkanının düşürüldüğü duruma ve temelsiz suçlardan verilen idam cezalarına karşı sessizliğini koruyor. Muhaliflerini ölümle bastırmaya çalışan darbeci Sisi ise gittiği tüm ülkelerde el üstünde tutuluyor. Kirli hesapların tam ortasında duran ve girdiği borç batağını üst üste yaptığı anlaşmalarla örtmeye çalışan Sisi’nin infazlarına henüz ‘dur’ diyecek bir mekanizma gelişmedi.” (<strong>9</strong>).</p>
<p>20.02.2019 sabahında Mısır’da ömrünün baharında idam edilen 9 gencin cansız bedenlerinin ailelerine teslim edilmesiyle teselli bulup, <strong>Mahmud el-Ahmedi</strong>’nin; hâkim sıfatıyla görev yapan şahsiyetsiz bir memurun; “Ama itiraf ettin!” çıkışmasına cesaretle karşılık veren ve böylece Mısır’daki vahşetin boyutlarını da ifşa etmiş olan şu son sözlerini duymazdan mı geleceğiz?</p>
<p>“… Sayın yargıç! Kıyamet günü Allah’ın huzurunda bunun hesabını soracağız. Benim de diğerlerinin de <strong>mazlum olduğumuzu çok iyi biliyorsunuz</strong>. Tüm bu insanların ve kameraların önünde bana o elektrik düzeneğini ver ve bu insanların arasından seçeceğin herhangi birisiyle bizi bir odaya koy, ona Sedat’ı öldürdüğünü itiraf ettireyim! <strong>Bize elektrik verdiler, hem de Mısır’a yirmi yıl yetecek kadar!</strong> Videolardaki itirafların tamamı <strong>işkence altında</strong> alındı! Ben Lazoğli’nde 12 gün tutuldum. Meğer ağabeyim 3,5 aydır orada tutuluyormuş. İlk gün Devlet Emniyeti’nden bir komiser geldi. ‘Söylediğimi yap, çıkıp gidersin, bütün ihtiyaçlarını da karşılarım’, dedi. Nedir efendim, diye sordum. ‘Başsavcıyı onların öldürdüğünü söyle’, dedi. Ona dedim ki: İyi ama bu zulüm değil mi? O da; ‘onları suçla onları’, dedi. Şu anda burada, bu mahkemede Lazoğli’nde bize işkence eden komiserlerden biri de var. Beni koruyacaksanız onu şimdi size gösterebilirim. Ama beni korumanız gerekir. Zira hapishaneye döndükten sonra başıma neler gelir bilemem. Bana, ağabeyime ve diğer suçlananlara işkence eden o adam burada!&#8230;” (<strong>10</strong>).</p>
<p>Bu ifşaatı canı pahasına yapan masum gencin tek suçu, karakola gidip doktor ağabeyinin kayıp olduğunu bildirerek hakkında bilgi edinmek istemesiydi! Bu bilgiyi edindi ama işlemediği bir suçtan dolayı asılmak pahasına!</p>
<p>Darbeci Mısır Yargıtayı, 29 Haziran 2015 tarihinde darbeci başsavcı Hişam Berekât’ı bombalı saldırıyla öldürme ithamıyla yargılar gibi göründüğü 9 genç hakkında verilen haksız idam cezalarını -yöneltilen suçlamaları kesinlikle reddetmelerini ve ifadelerinin ağır işkenceler altında alındığını belirtmelerini dikkate almaksızın- Kasım 2018’de onaylamıştı! Oysa idam edilen 9 gencin işkence altındaki itiraflar dışında en küçük alakaları ortaya konulamayan bu düzmece bomba eyleminde hiçbir zarar görmeyen başsavcı aracından inip olay yerini incelemişti. Ama ona ne olduysa muayene olmak için gitmeye ikna edildiği hastanede olmuştu. Belli bir plan dahilinde eş zamanlı olarak da bu gençler toplanıp hapse tıkılmıştı… Bu <strong>çirkin tezgâhı</strong> görmek için dahi olmaya gerek yok…</p>
<p><strong>Zalimlerin Ayetleri İstismar Etmesine Bigâne Kalmamak</strong></p>
<p>Tarihteki son firavun tahtını garanti altına almak için binlerce erkek bebeği vahşetle katletmişti. Ama feci akıbeti herkesin malumu. Mısır’ın modern firavunu da ülkenin şahsiyet sahibi yetişmiş gençlerini -küresel şer ittifakının türlü entrikalarla kendisini bostan korkuluğu olarak oturttuğu- tahtını patronlarına insan kurbanı sunmakla garanti altına alabileceğini zannediyor. Mevcut firavunun tarihteki son firavundan farkı, eskisinin gücünü ailesinin kurduğu düzenden alması ve sadece erkek bebekleri katletmesiydi. Oysa çağdaş firavun gücünü İngiltere-Amerika-İsrail şer ittifakı ile bu ittifakın gönüllü Arap yandaşlarından ve pasif destekçileri AB ülkelerinden almakta, erkek-kadın ayırt etmeksizin masum gençleri idam sehpalarında sallandırmaya devam etmekte! Tarihte mazlum konumunda olan İsrailoğulları bugün zalim konumunda, geçmişte hakkın ve adaletin sözcüsü olan Mısır müftüsü de bugün zulmün ve zalimin işgüzar yalakası rolüne soyunmuş durumda…</p>
<p>“Mısır Anayasası’nın 2. Maddesi ‘yargılamada <strong>şer’î esaslara</strong> <strong>riayet</strong> edilir’ diyor. Bu nedenle, bir mahkûmla ilgili idam hükmü verildiğinde dosyası müftüye gönderiliyor. Şayet müftü “şeriata göre” idamı onaylarsa, caizdir derse hüküm infaz edilebiliyor. 9 genç hakkında mahkeme salonunda kararı okuyan yargıç sözüne Âl-i İmran suresinin 169. ayetini okuyarak başladı:</p>
<p>“Allah yolunda öldürülenleri sakın ‘ölüler’ saymayın. Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.” Suikaste uğrayan savcı “şehit” ilan edilmişti! Şimdi, onu “şehit” ettiği iddia edilenlere ilişkin de bir şeyler söyleyecekti… Yargıç, idam cezasına çarptırdığı 9 genç için Maide suresinin 33. ayetini uygun görmüştü:</p>
<p>“Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları…” diyerek devam etti… İdamlarını Kur’an-ı Kerim’e dayandırarak gerçekleştiren cunta yönetiminin infaz ettiği gençlerin ellerinde de Kur’an vardı…” (<strong>11</strong>).</p>
<p>Bu kurmaca mahkemede ayetler bağlamlarından koparılarak tamamen tersyüz edilmişti. “Hirâbe suçu”nun hükmünü açıklayan ayetin (5:33) asıl muhatabı, yarım asırdan fazla süren darbeci sıkı yönetimden sonra seçimle iktidara gelmiş Mürsi hükümetini dış destekli askerî darbeyle deviren, ülkeyi fitne ve fesada boğan kukla Sisi ve ekibidir. İslam hukukunda meşru otoritenin ortadan kaldırılması suretiyle Müslümanlara büyük zararları dokunacak hadiseler karşısında bir olağanüstü hâl hükmü olarak uygulanan “hirâbe ayeti”; nefsin/canın, dinin, malın, aklın ve neslin korunması ilkesini ortadan kaldırmayı amaçlayan mefsedet/bozgunculuk eylemlerine verilecek cezayı bildirmektedir. Sisi yönetimi sadece tutuklular için değil bütün bir Mısır halkı için bu temel hak ve ilkelerin tamamını tehlikeye atmıştır.</p>
<p>Allah’ın ayetlerini çirkin siyasi emellerine pervasızca alet etmede darbeci politikacıları ve memurlarını yüreklendiren, koltuk düşkünü müftünün onursuz tutumları olmalıdır. Mısır Fetva Kurumu’nun, 9 gencin idam edilmesinin ardından resmî hesabından paylaştığı mesajlar bunun delilidir:</p>
<p>“Terörist İhvan cemaati Mısır’ın düşmanlarındandır. Dini ayakta tutmak adı altında yıkım ve tahribi yaydılar. Tarihleri boyunca içi boş sloganlar ve tumturaklı nutuklar dışında ülkelerine veya dinlerine hizmet eden tek bir medeni başarı sunmadılar.”, “Müslüman ümmetimiz, çok sayıda sapkın akım ve fırkanın başkaldırısına tanık olmuştur ama Müslüman Kardeşler’den daha sapığını görmemiştir. Din onların bineği, yalan (amaca ulaşma) araçları, ikiyüzlülük sanatları, öldürme hobileri, terörizm yöntemleri, gençler kurbanları, şeytan önderleri, vatanları parçalamak hedefleri, siyaset ise (nihai) amaçlarıdır.”, “Devletin kurumları, ordusu ve polisinin bu terörist cemaate karşı yürütmekte olduğu (operasyonlar) cihadın en yüksek türlerinden biri sayılır. Nitekim Nebi (<em>sallâllahu aleyhi vesellem</em>) bizlere aşırılık yanlısı cemaatleri kovuşturmamızı emretmiştir. Ulema da onlarla savaşmanın vücubu (farz olduğu) hususunda icma (görüş birliği) etmiştir.” (<strong>12</strong>).</p>
<p>Oysa Mısır Fetva Kurumu’nun <strong>çağdaş Hariciler</strong> olarak tanımlayıp topyekûn imhalarının vücubuna fetva verdiği Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvân-ı Müslimîn) bu çirkin yaftalamalarla uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır. Doksan yıllık tarihleri, ülkenin dört bir yanında sükunetle halka hizmet sunan binlerce sosyal kurumları, şiddeti kategorik olarak reddetmeleri ve şiddet sarmalına itilmek için maruz bırakıldıkları onlarca büyük tuzak ve ağır tahriklere rağmen vakar ve sükunetlerini korumayı bilmeleri Müslüman Kardeşler Teşkilatı üyelerine atılı suçların asılsız olduğunu izaha kâfidir. Mart 1928’de Mısır-İsmâiliye’de Hasan el-Bennâ tarafından <em>Cem‘iyyetü’l-İhwâni’l-Müslimîn</em> adıyla kurulan ve 1930’lu yılların ortalarından itibaren Ortadoğu’da Suriye, Sudan, Ürdün, Küveyt, Yemen gibi bazı İslâm ülkelerinde de faaliyet göstermeye başlayan dinî-siyasî bir teşkilât ve hareket olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı yakından tanımak için Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’nin “İhvân-ı Müslimîn” maddesini okumak yeterli olacaktır (<strong>13</strong>).</p>
<p><strong>Küresel Şer İttifakını Destekçileriyle Birlikte Deşifre Etmek</strong></p>
<p>Mısır’da dokuz masum gencin bir yerlere kurban sunarcasına idam edilmesinden dört gün sonra Kızıl Deniz kıyısındaki Şarme’ş-Şeyh kentinde 24-25 Şubat 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen <strong>1. Avrupa Birliği-Arap Ligi</strong> zirve toplantısına -Almanya Başbakanı Angela <strong>Merkel</strong> ve İngiltere Başbakanı Theresa <strong>May</strong> başta olmak üzere- Avrupa’dan 20’yi aşkın hükümet ve devlet başkanının katılması AB liderlerinin de bu ağır insan hakkı ihlallerinden pek de rahatsız olmadığının bilakis bu idamları memnuniyetle karşıladıklarının bir göstergesi olarak da yorumlanabilir.</p>
<p>15 Temmuz 2018 tarihinde Mısır Meclisi’nden 2/3 çoğunluk oyuyla geçerek yürürlüğe giren yeni kanun gereğince Facebook, Twitter ve diğer sosyal medya platformlarındaki popüler hesaplar sıkı denetime tâbi tutulmaya başlandı. 5 binden fazla takipçiye sahip kişisel sosyal medya hesaplarına getirilen bu sıkı takiple muhalif görüşleri büsbütün hayattan dışlamak isteyen bu baskıcı politakalar da insan hakları ve demokrasi havarilerinin hiç umurunda değil belli ki…</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü’nün engel olma çabalarının yetersiz kaldığı son idamlara dünyadan <strong>yeterli tepki yükselmemesi</strong> de bir insanlık ayıbı olarak önümüzde durmaktadır. Ankara’da bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri tarafından “Bir Musa gelecek, firavunu yenecek!” gibi sloganlar eşliğinde Mısır Büyükelçiliği önüne siyah çelenk bırakılması takdiri hak bir eylem olmakla birlikte asla yeterli görülemez. Batı dünyasının idamlar karşısında sessiz kaldığının altını çizen ve 9 gencin idam edilmesine <strong>tepki koyan tek devlet başkanı</strong> yine Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan oldu:</p>
<p>“Dünyada darbecilere karşı olduğunu söyleyenler Mürsi’yi darbe ile indiren Sisi’ye karşı bir tavır koydular mı? Aksine kırmızı halılarla karşıladılar. Batılı ülkeler maalesef darbecileri desteklemekte hâlâ kararlılıkla devam ediyorlar. Tabii açık net ortada olan bir şey var: <strong>bu bir insanlık suçudur</strong>. Sisi göreve geldiğinden bu yana 42 kişiyi idam ettiler ve en son bu 9 genci idam ettiler. Şimdi bu yenilir yutulur bir lokma değil!&#8230; Tayyip Erdoğan neden Sisi ile görüşmüyor, diyenlere söylüyorum: ben böyle bir kişi ile asla görüşmem. Her şeyden önce onun bir defa <strong>genel bir afla</strong> içerideki bütün insanları serbest bırakması lazım, serbest bırakmadığı sürece de biz asla Sisi ile görüşemeyiz.” (<strong>14</strong>).</p>
<p>Elbette İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ile D-8 (Developing 8) Teşkilatı’nın dönem başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın öncelikle bu iki birliği toplayarak ardından meseleyi Birleşmiş Milletler’e götürmesi en etkili yol olacaktır. Ancak bu adım, sivil toplum kuruluşlarımız ile aydınlarımıza düşen sivil tepki koyma görevini bertaraf etmeyecektir.</p>
<p>Rabbim bizleri küresel şer ittifakına ve gönüllü uşaklığını yapan zalimlere karşı hak sözü açıkça söylemeye ve cinnet mertebesindeki Mısır idamlarını durdurmayı intac edecek somut adımlar atmaya muvaffak eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45587283, 20.09.2018.</li>
<li><strong>amnesty</strong>.org.tr/icerik/<strong>misir-dokuz-kisinin-adil-olmayan-bir-yargilama-sonucunda-oldurulmesi-kelimelere-sigmayan-bir-utanc</strong>, 22.02.2019.</li>
<li>Yasin Aktay; “<strong>Sisi’nin Katliam Gibi İdamları</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/sisinin-katliam-gibi-idamlari-2049403, 23.02.2019.</li>
<li>Yasin Aktay; “<strong>Bu Gençler Cellatlarından Daha Uzun Yaşayacak</strong>”, www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/bu-gencler-cellatlarindan-daha-uzun-yasayacak-2049425, 25.02.2019.</li>
<li>https://ilkha.com/haber/92441/<strong>misirda-idam-edilen-9-gencin-goz-yasartan-drami</strong>, 01.03.2019.</li>
<li>https://twitter.com/grupyuruyus/status/1099281824495427584, 23.02.2019.</li>
<li><strong>youtube</strong>.com/watch?v=pKqY2Hh-7e0, 23.02.2019.</li>
<li>https://gencmuslumanlar.com/<strong>misir-mahkemelerinde-gozlerin-ve-parmaklarin-dili</strong>/, 15.12.2018.</li>
<li>Ersin Çelik; “<strong>Dünya Mursi’nin İdamını da İzleyecek mi?</strong>”, www.gercekhayat.com.tr/gundem/dunya-mursinin-idamini-da-izleyecek-mi/#, 25.02.2019.</li>
<li><strong>youtube</strong>.com/watch?v=B5JVmhpOOlY, 20.02.2019.</li>
<li>Mehmet Akif Ersoy; “<strong>Mısır’da 9 Gencin İdamı ve Şeriat</strong>”, Haber Türk, www.haberturk.com/yazarlar/mehmet-akif-ersoy-2548/2383279-misirda-9-gencin-idami-ve-seriat, 24.02.2019.</li>
<li>www.aljazeera.net/news/politics/2019/2/21/ <strong>الإفتاء-الإخوان-خوارج-العصر</strong></li>
<li>İbrâhim El-Beyyûmî Gânim ve Hilal Görgün; “<strong>İhvân-ı Müslimîn</strong>” maddesi, TDVİA, Ankara 2000, c.21, s.583-586. https://islamansiklopedisi.org.tr/ihvan-i-muslimin, 25.02.2109.</li>
<li>www.yenisafak.com/gundem/<strong>erdogan-9-genc-idam-edildi-batinin-sesini-duyuyor-musunuz</strong>-3448157, 23.02.2019.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/hakkin-elinden-tutmak/misirdaki-cinnet-idamlarina-tepki-koymak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABDÜRREŞİD İBRAHİM’İN GÖZLEMLERİNİ  MEHMET ÂKİF’TEN DİNLEMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Sep 2018 08:10:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdürreşid İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP COĞRAFYASI]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[BÖĞRÜDELİK]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Türkistan]]></category>
		<category><![CDATA[GARP]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İBN-İ SİNA]]></category>
		<category><![CDATA[İDİL-URAL]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[İNCİ ENGİNÜN]]></category>
		<category><![CDATA[İSAR YAYINLARI]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[İSMAİL TÜRKOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[JAPON İMPARATORU MEİJİ]]></category>
		<category><![CDATA[JAPONLAR]]></category>
		<category><![CDATA[KONYA]]></category>
		<category><![CDATA[Mağrib-i Aksa]]></category>
		<category><![CDATA[MANÇURYA]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaasya]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlılar]]></category>
		<category><![CDATA[RUS-JAPON SAVAŞI]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Safahat]]></category>
		<category><![CDATA[SANAT VE KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA VAKFI]]></category>
		<category><![CDATA[Sibirya]]></category>
		<category><![CDATA[SÜLEYMANİYE KÜRSÜSÜNDE]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan II. Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO]]></category>
		<category><![CDATA[TOKYO CAMİİ]]></category>
		<category><![CDATA[TÜRKİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[UYGUR BÖLGESİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=743</guid>

					<description><![CDATA[Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sibirya’da 23 Nisan 1857’de doğan Abdürreşid İbrahim, Rusya’da dağıttığı broşürler sayesinde 70 bin kadar Müslümanın Anadolu’ya göç etmesini sağlar. İmparatorluk tarafından kara listeye alınınca Osmanlı’ya sığınır. Rus-Japon Savaşı’nın (8 Şubat 1904-5 Eylül 1905) Japonların kesin galibiyetiyle neticelenmesi üzerine Japonları Ruslara karşı Osmanlı’nın yanına çekmeyi gerekli görür. Japon İmparatoru Meiji ile Sultan II. Abdülhamit’e mektuplar yazamaya başlar. İki ülke arasındaki yakınlaşmanın ilk kıvılcımını ateşleyen hareket adamı, 1903-1908 arasında Tokyo’da Japonca öğrenir. İmparatorluk ailesiyle dostluk kurup üst düzey bazı devlet adamlarının ihtida etmesine vesile olur. Cumhuriyet döneminde Konya’nın Böğrüdelik Köyü’ne yerleşen Abdürreşid İbrahim 1933’te 76 yaşındayken yeniden Japonya’nın yolunu tutar. Yapımı için büyük çaba sarf ettiği Tokyo Camii 1937’de ibadete açılır. Caminin ilk imam-hatipliğini de üstlenir. 1939’da İslamiyet’in Japonya’da resmî din olarak tanınmasına ve teşkilat kurma hakkı kazanmasına öncülük eder. 17 Ağustos 1944 günü 87 yaşında Tokyo’da vefat eder ve Müslüman mezarlığına defnedilir.</p>
<p><strong>İslam Âleminin Vaziyetini Dirayetle Ortaya Koymak </strong></p>
<p>Abdürreşid İbrahim Efendi’yi yakından tanıyan, onu çok seven ve ondan çok etkilenen Mehmet Âkif, Safahât’ın ikinci kitabında büyük seyyahın gözünden öncelikle hilafetin emanetçisi olarak ümmetin sorumluluğunu taşıyan Osmanlı payitahtının içinde bulunduğu durumu gözler önüne serer. Ardından Osmanlı coğrafyası dışında kalan Müslüman topluluklara ait gözlemlerini dizeye döker. Böylece İslâm âleminin bir asır önceki <strong>ilmî, siyasi ve ekonomik</strong> tablosunu çarpıcı ifadelerle yansıtır.</p>
<p>Abdürreşid İbrahim’in yolculuğu İstanbul’da başlar, İdil-Ural bölgesi üzerinden Türkistan’a, oradan Uygur bölgesine (Doğu Türkistan) uzanır ve Hindistan üzerinden dönerek İstanbul’da son bulur. Zira İstanbul, Osmanlı Devleti’nin -tüm Arap coğrafyasını ve Balkanları da kapsayacak şekilde- dolayısıyla hilafetin sembolüdür. Bu güzergâh, İslâm coğrafyasını Osmanlı merkezinde ele alan bir zihniyetle çizilmiş olmalıdır.</p>
<p>Aynı duygu ve düşünceleri paylaştığı yakın dostu Abdurreşid İbrahim’in, Mehmed Âkif’in Safahat’taki birçok şiirine, özellikle ‘<strong>Süleymaniye Kürsüsünde’</strong> adlı şiirine büyük etkisi olduğu müsellemdir. Bu uzun şiir, “Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ” mısraıyla başlayan takdimden itibaren neredeyse bütünüyle büyük seyyah ve gözlemcinin dilinden aktarılır.</p>
<p><strong>Abdürreşid İbrahim’i Âkif’in Gözünden Tanımak </strong></p>
<p>Kimdi kürsîdeki? Bir bilmediğim pîr ammâ,</p>
<p>Hiç de bîgâne değil kalbe o câzib sîmâ.</p>
<p>Bembeyaz lihye-i pâkiyle, beyaz destârı,</p>
<p>O mehîb alnı, pek mûnis olan didârı,</p>
<p>Her taraftan kuşatıp, bedri saran hâle gibi,</p>
<p>Ne şehâmet, ne melâhat veriyor, yâ Rabbi!</p>
<p>Hele gözler iki mihrak-ı semâvîdir ki:</p>
<p>Bir şuâıyla alevlendiriyor idrâki.</p>
<p>Ah o gözlerden inen huzme-i nûrânûrun,</p>
<p>Bağlı her târ-ı füsunkârına bin rûh-i zebûn! (Safahât, s.406).</p>
<p><strong>Ortaasya ve Türkistan’ı Eski Velûd Hâline Döndürebilmek</strong></p>
<p>İbn-i Sina ve İmam Buhari gibi binlerce âlime yurt olmuş topraklarda toplumu esir alan cehalet ve hurafeler Abdürreşid İbrahim’i ve onun gözlemlerini nazma döken Mehmet Âkif’i derinden yaralar:</p>
<p>O Buhârâ, o mübârek o muazzam toprak;</p>
<p>Zilletin koynuna girmiş uyuyor müstağrak!</p>
<p>İbn-i Sînâ ́ları yüzlerce doğurmuş iklîm,</p>
<p>Tek çocuk vermiyor âguşuna ilmin, ne akîm!</p>
<p>O rasadhâne-i dünyâ, o Semerkand bile;</p>
<p>Öyle dalmış ki hurâfâta o mâzîsiyle:</p>
<p>Ay tutulmuş, “Kovalım şeytanı kalkın!” diyerek,</p>
<p>Dümbelek çalmada binlerce kadın, kız, erkek!</p>
<p>Bu havâlîde cehâlet ne kadar çoksa, nifâk,</p>
<p>Daha salgın, daha dehşetli… Umûmen ahlâk… (s.426).</p>
<p><strong>“Böyle Gördük Dedemizden!” Saplantısından Kurtulabilmek</strong></p>
<p>Çin’de Mançurya’da din bir görenek, başka değil.</p>
<p>Müslüman unsuru gâyet geri, gâyet câhil.</p>
<p>Acabâ meyl-i teâlî ne demek onlarca?</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi milyonlarca</p>
<p>Kafadan aynı tehevvürle, bakarsın, çıkıyor!</p>
<p>Arş-ı âmâli bu ses tâ temelinden yıkıyor.</p>
<p>Görenek hem yalınız Çin’de mi salgın; nerde!</p>
<p>Hep musâb âlem-i İslâm o devâsız derde.</p>
<p>Getirin Mağrib-i Aksâ’daki bir müslümanı;</p>
<p>Bir de Çin sûrunun altında uzanmış yatanı;</p>
<p>Dinleyin her birinin rûhunu: Mutlak gelecek,</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sesi titrek, titrek!</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” sözü dînen merdûd;</p>
<p>Acabâ sâha-i tatbîki neden nâ-mahdûd</p>
<p>Çünkü biz bilmiyoruz dîni. Evet, bilseydik,</p>
<p>Çâre yok gösteremezdik bu kadar sersemlik.</p>
<p>“Böyle gördük dedemizden!” diye izmihlâli</p>
<p>Boylayan bir sürü milletlerin olsun hâli,</p>
<p>İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!</p>
<p>Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu âyetlerde</p>
<p>Lâfzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur’ân’ın:</p>
<p>Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz ma’nânın:</p>
<p>Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;</p>
<p>Yâhud üfler geçeriz bir ölünün toprağına.</p>
<p>İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,</p>
<p>Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için!</p>
<p>Bu havâlîdekiler pek yaya kalmış dince;</p>
<p>Öyle Kur’an okuyorlar ki: Sanırsın Çince!</p>
<p>Bütün âdetleri âyîn-i mecûsiye karîb;</p>
<p>Bir şehâdet getirirler, o da oldukça garîb. (s.430-432).</p>
<p><strong>Japonların Hidayetine Vesile Olabilmek </strong></p>
<p>Abdurreşid İbrahim’e göre Rus toplumunda rüşvet yaygın olmasına rağmen Japonlarda rüşvet hiç yoktur. Ruslarda ahlak çok bozulmuş, Japonlar çok ahlaklı ve çalışkan bir millettir. Büyük seyyahın bu gözlemlerinden Âkif, Japonların İslam’a çok yatkın bir yaşayışları olduğunu, ismen değil ama davranış itibarıyla Müslüman gibi olduklarını ifade eder:</p>
<p>Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?</p>
<p>Onu tasvîre zaferyâb olamam, hayrettir!</p>
<p>Şu kadar söyleyeyim: Dîn-i mübînin orada,</p>
<p>Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda.</p>
<p>Siz gidin, safvet-i İslâm ́ı Japonlarda görün!</p>
<p>O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,</p>
<p>Müslümanlıktaki erkânı sıyânette ferîd;</p>
<p>Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.</p>
<p>Doğruluk, ahde vefâ, va‘de sadâkat, şefkat;</p>
<p>Âcizin hakkını i‘lâya samîmî gayret;</p>
<p>En ufak şeyle kanâat, çoğa kudret varken,</p>
<p>Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;</p>
<p>Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmayarak,</p>
<p>Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;</p>
<p>“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;</p>
<p>Yeri gelsin, gülerek oynayarak terk-i hayat;</p>
<p>İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmeyerek,</p>
<p>Nef‘-i şahsîyi umûmunkine kurbân etmek,</p>
<p>Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada…</p>
<p>Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada. (s.434).</p>
<p>Doğruluk, ahde vefa, vaade sadakat, şefkat, zayıfın hakkını gözetme, az ile kanaat, cömertlik, namusa düşkünlük, kutsal için canını feda edebilecek düzeyde adanmışlık, şahsi ihtiraslardan kurtulmuş olma, Batı’nın yalnızca fenni ile ilgilenip moda vb. zararlı özelliklerine mesafeli durabilme gibi vasıflarıyla Âkif’in ideal toplumunda bulunması gereken tüm özellikler Japon toplumunda mevcuttur. Noksan kalan tek şey kelime-i şahadettir. Bunun için de Osmanlının himmetine ihtiyaç vardır. Abdürreşid İbrahim’den dinlediklerini şiir diliyle aktaran Âkif’e göre Japonlar, Müslümanların yeterince ayırt edemediği bir hususta da muvaffak olmuşlar, Avrupa’nın fenni ile ahlâkını birbirinden ayırarak, yalnız fennini almışlardır:</p>
<p>Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle…</p>
<p>O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.</p>
<p>Dikilip sâhile binlerce bâsiret, im’ân;</p>
<p>Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!</p>
<p>Garb’ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;</p>
<p>Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!</p>
<p>Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;</p>
<p>Herkesin sandığı meydanda, bilinmez hırsız. (s.436).</p>
<p>Müslümanların birlik ve beraberliğini tesis etmek için en yüksek seviyede çarpan iki kalbin sahipleri olarak Abdürreşid İbrahim ile Mehmet Âkif, İslam’a ziyadesiyle yatkın olan Japonların azıcık bir gayretle ihtida edeceklerini belirtir. Hıristiyan misyonerlerin gece gündüz dünyanın dört bir yanında büyük gayretler ortaya koymasına rağmen Müslüman âlimlerin İslam’a davet hususunda çok geri kaldıklarını esefle ifade etmektedir:</p>
<p>Müslümanlık sanırım parlayacaktır orada;</p>
<p>Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada,</p>
<p>Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,</p>
<p>Ulemâ, vahy-i İlâhî’yi mi bilmem, bekler? (s.436).</p>
<p><strong>Fitne Girdabından Kurtulabilmek İçin Allah’ın Yardımını İstemek </strong></p>
<p>Mehmet Âkif, Abdürreşid İbrahim’in yıllar süren uzun seyahatleri ve derin gözlemleri neticesinde sunmuş olduğu mevcut durum değerlendirmesini şu duayla noktalar:</p>
<p>Yâ İlâhî! Bize tevfîkini gönder… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Doğru yol hangisidir, millete göster… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Rûh-i İslâm’ı şedâid sıkıyor, öldürecek.</p>
<p>Zulmü te’dîb ise maksûd-i mehîbin, gerçek,</p>
<p>Nâra yansın mı berâber bu kadar mazlûmîn</p>
<p>Bî-günâhız çoğumuz… Yakma İlâhî! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Boğuyor âlem-i İslâm’ı bir azgın fitne,</p>
<p>Kıt’alar kaynayarak gitti o girdâb içine!</p>
<p>Mahvolan âileler bir sürü ma’sûmundur,</p>
<p>Kalan âvârelerin hâli de ma’lûmundur.</p>
<p>Nasıl olmaz ki tezelzül veriyor arşa enîn!</p>
<p>Dinsin artık bu hazin velvele ya Rab! &#8211; Âmîn!</p>
<p>Müslüman mülkünü her yerde felâket vurdu…</p>
<p>Bir bu toprak kalıyor dinimizin son yurdu!</p>
<p>Bu da çiğnendi mi, çiğnendi demek ‘Şer‘-i Mübîn’;</p>
<p>Hâksâr eyleme ya Râb, onu olsun… &#8211; Âmîn!</p>
<p>Ve’l-hamdu lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.</p>
<p>15 Ramazan 1330 / 15 Ağustos 1328 (28 Ağustos 1912).</p>
<p>(Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, s.490-492).</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ul>
<li>Mehmet Âkif ERSOY; <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman, Çağrı Yayınları İstanbul 2013, s.386-490.</li>
<li>İsmail TÜRKOĞLU; “<strong>Mehmet Âkif’in Süleymaniye Kürsüsü’ndeki Vaizi Abdürreşid İbrahim</strong>”, Vefatının 60. Yılında Mehmet Âkif Sempozyumu Bildirileri içinde, Editör: İnci Enginün, Düzenleyen: İslâm Tarih, Sanat ve Kültürünü Araştırma Vakfı &#8211; 30 Aralık 1996, İSAR Yayınları. İstanbul 1997, 117 s.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/abdurresid-ibrahimin-gozlemlerini-mehmet-akiften-dinlemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>9</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HAYIR MEDENİYETİNİ YENİDEN İNŞA EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Apr 2018 09:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Murat Daryal]]></category>
		<category><![CDATA[AYIRICI VASIFLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[DİĞERGÂM]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HAYR]]></category>
		<category><![CDATA[GREK]]></category>
		<category><![CDATA[HAYIR]]></category>
		<category><![CDATA[Hint]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan]]></category>
		<category><![CDATA[İNŞA]]></category>
		<category><![CDATA[İslam medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İSMET ÖZEL]]></category>
		<category><![CDATA[KADİM MEDENİYETLER]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Okuyan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[SİVİLİZASYON]]></category>
		<category><![CDATA[şûrâ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=663</guid>

					<description><![CDATA[“Hayr” kelimesi Arapça “h-y-r” kökünden türeyen bir mastar olup “iyi, seçkin, iyilik, iyi davranış” anlamlarını ifade etmektedir. Türkçe sözlüklerde; “Bir karşılık beklemeksizin yapılan yardım, iyilik işi, iyilik. Yararlı, uğurlu, güzel, hayırlı, iyi.” şeklinde tanımlanan “hayır” kökünden türemiş çok sayıda kelime ve bileşik kelime hâlen -diğer tüm Müslüman toplumların anadillerinde olduğu gibi- Türk dilinde de yaygın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hayr” kelimesi Arapça “<em>h-y-r</em>” kökünden türeyen bir mastar olup “iyi, seçkin, iyilik, iyi davranış” anlamlarını ifade etmektedir. Türkçe sözlüklerde; “Bir karşılık beklemeksizin yapılan yardım, iyilik işi, iyilik. Yararlı, uğurlu, güzel, hayırlı, iyi.” şeklinde tanımlanan “hayır” kökünden türemiş çok sayıda kelime ve bileşik kelime hâlen -diğer tüm Müslüman toplumların anadillerinde olduğu gibi- Türk dilinde de yaygın şekilde kullanılmaktadır.</p>
<p>Türkçede “h-y-r” kökünden türemiş hayırlı, hayırsever, hayırhah, hayırsız, hayret, hayrülhalef, muhayyer, muhtar, ihtiyar gibi çok sayıda kelime hâlen canlılığını korumaktadır. Hayır beklememek, hayır etmemek, hayır kalmamak, hayra alamet değil, hayra yormak, hayırdır inşallah, hayrı dokunmak, hayrını görmek, hayırla anmak (ya da yâd etmek), hayır dua gibi olumlu veya olumsuz birçok kalıpta kullanılan bu ve benzeri bileşik kelimeler, İslamiyet’i bir hayat tarzı olarak benimseyen toplumların “hayır” odaklı bir medeniyet perspektifine sahip olduğunu da göstermektedir.</p>
<p><strong>“<em>Festebiqû’l-hayrât</em>; hayırlarda yarışın!” Emrine Uygun Davranabilmek </strong></p>
<p>Türevleriyle birlikte “hayr” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 196 yerde dört farklı anlamda kullanılmıştır. “<strong>Seçmek</strong>, tercih etmek” anlamında 21 yerde, “<strong>servet</strong>, mal mülk” anlamında 6 yerde, “<strong>iyi hâl</strong>” anlamında bir yerde (Enfâl 8:23) ve dördüncü anlam grubu olarak da “hayır, <strong>iyilik</strong>, daha iyi, daha hayırlı, yegâne/mutlak iyi, <strong>vahiy</strong>, ecir/sevap, zafer ve ganimet, ahlâken iyi/güzel olan, sevilen, yararlı olan” anlamında “<u>şerrin zıddı</u>” olarak 168 yerde geçmektedir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden birisi de “<strong><em>el-HAYR</em></strong>” olup “hayrın kaynağı, zâtı mutlak hayır olan, hayrı eşsiz ve benzersiz olan” demektir. “<em>H-y-r</em>” kökünden türeyen kelime ve kavramlar; “fıtratın ilgi duyduğu, meyledip sevdiği ve istediği şey, iyilik, cömertlik, tercih, üstünlük, hayranlık, şaşkınlık” gibi anlamlara sahiptir. (<strong>2</strong>).</p>
<p>“Herkesin bir hedefi olur ve ona yönelir. <strong>Siz, hayırda (iyiliklerde) yarışın.</strong> Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Her şeye bir ölçü koyan (ve gücü yeten) Allah’tır.” (Bakara 2:148).</p>
<p>“Gerçekleri içeren bu Kitab’ı sana, önceki Kitapları onaylayıcı ve koruyucu özellikte indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen doğruları bırakıp onların arzularına uyma! Her birinize bir şeriat ve bir yöntem belirledik. Tercihi (size bırakmayıp) Allah yapsaydı hepinizi tek bir toplum yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi (yıpratıcı) bir imtihandan geçirmek için böyle yaptı. <strong>Artık iyi işlerde yarışın.</strong> Tekrar (kalıcı hayata) dönüşünüzde Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları size bildirecektir.” (Mâide 5/48).</p>
<p>“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı toplum/ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a inanıp güvenirsiniz. Eğer Ehl-i Kitap da inanıp güvenseydi, haklarında <strong>daha hayırlı</strong> olurdu. Onlardan (Allah’a) güvenip inananlar varsa da, çoğunluğu yoldan çıkmıştır.” (Âl-i İmran 3:110).</p>
<p>Allah Rasulü (s) de birçok hadisinde “hayr” kelimesini kullanmış olup; “<em>Lâ hayra fî</em> …; …de hayır yoktur.”, “<em>Hayrukum</em>…; Sizin en hayırlınız…”, “<em>Hayru’n-nâsi</em>…; İnsanların en hayırlısı…” kalıplarıyla sahih hadis külliyatında onlarca hadis olduğu malumdur.</p>
<p><strong>Medeniyetlerin “Hayır” Telakkilerini Tefrik Edebilmek</strong></p>
<p>“<em>Huwe Hayrun we ebqâ</em>: O hayrın kaynağıdır, O bâkidir.” âyet-i kerimesi mucebince mutlak kaynağı Allah olan hayrın dört kaynağından söz edilebilir. Hayrın; ontolojik kaynağı olan <strong>fıtrat</strong> ve vicdan; teolojik kaynağı olan <strong>inanç</strong>; mutlak kaynağı olan <strong>Allah</strong> ve sosyolojik kaynağı olan <strong>toplum</strong>.</p>
<p>Eski Hind’de hayır faaliyeti yoktu. Çünkü Hinduizm, Brahmanizm, Budizm gibi inançlar görünen âlemin gerçek değil hayal olduğuna inanmaktadır. Ayrıca <strong>kast</strong> sistemini esas aldığından hayır yapmak Yaratıcı’nın işine karışmak gibi algılanır. Konfüçyanizmde hayrın kaynağı toplumsal ve siyasal çıkarlardır.</p>
<p>Ahuramazda-Ehrimen (İyilik Tanrısı-Kötülük Tanrısı) tesniyesine dayalı Zerdüştlük’de, madde bir Rahman’ın bir Şeytan’ın eline geçen ve kimin eline geçerse onun aleti olan bir silah olarak resmedilir. Eski Mısır’da hayır; Firavun’a, yani “Güneş’in/Tanrı’nın oğlu”na(!) hizmet etmektir.</p>
<p>Yahudi ilahiyatı hayrı saf akidenin ve Allah inancının bir gereği olarak değil, sosyal şartların açtığı yaraları kapatmanın bir unsuru olarak görür. Hıristiyanlık; -Kilise seküler/dünyevi olanın karşıtı olduğu için- hayrı sadece teolojik olarak tanımlar, hayrın fıtri, vicdani ve toplumsal tarafını yok sayar. (<strong>2</strong>).</p>
<p>İslam’da ise dünya ile ahireti, madde ile mânayı, Yaratan ile yaratılanı, toplum ile ferdi dengeli bir şekilde ele alan bir hayır telakkisi ve bu telakkiye uygun Hisbe Teşkilatı, Fütüvvet Teşkilatı, vakıflar gibi hayır kurumları ortaya koymuştur. İslam medeniyeti diğer medeniyetlerin aksine muhatabını hazza ve yarara değil, <strong>hayra</strong> çağırır. Müslüman haz için ve yarar için değil, hayır için çabalar. Zira hazzı içgüdüler, yararı nefis, hayrı ise Allah belirler. Haz anlıktır, yararın en uzunu ömürlüktür, hayır ise ölümden sonrasını da kapsayan uzun süreli ve kuşatıcı bir mutluluktur. Hazzın ücreti hemen verilir, yararın karşılığı dünyada görülür, hayrın karşılığı ise hem bu dünyada hem de ahirette görülür.</p>
<p><strong>Hayır Medeniyetini Gerekçelerine Uygun Olarak Yeniden İnşa Edebilmek </strong></p>
<p>“… Mescid-i Haram’a girmenizi engellediler diye bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi aşırılığa sevk etmesin. <strong>İyilikte ve yanlışlardan korunmada (takvada) yardımlaşın ama günahta ve taşkınlıkta yardımlaşmayın</strong>. Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun. (Zira) Allah, suçla ceza arasında sıkı bağ kurar.” (Mâide 5:2).</p>
<p>Yahudiler ve Hıristiyanlar (Mâide 5:51), bütün kâfirler (nankör inkârcılar) (Enfâl 8:73), bütün zalimler (Câsiye 45:19) nasıl birbirlerinin velisi, koruyup kollayıcısı ve destekçisi ise, Allah’ın dosdoğru yolunda yürüme çabası veren mü’minler de birbirlerinin velisidirler (Enfâl 8:72).</p>
<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar <strong>birbirlerinin velisi</strong>/yakın dostudur. Marufa (Kur’an ölçülerine) uygun olanı ister, münkere (Kur’an’a aykırı olana) engel olurlar. Namazı özenle ve sürekli kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Elçisi’ne de boyun eğerler. Allah, işte bunlara ikramda bulunacaktır. Allah güçlüdür, doğru kararlar verir.” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Sana bağlılık sözleşmesi yapanlar, o sözleşmeyi aslında Allah ile yapmış olurlar. <strong>Allah’ın eli onların elleri üstündedir</strong>. Kim sözünden cayarsa kendi aleyhine caymış olur. Kim de Allah’a karşı üstlendiği görevi yerine getirirse, Allah ona büyük bir ödül verecektir.” (Fetih 48:10).</p>
<p>Hayır medeniyetini inşa yolunda yardımlaşmamızı ve dayanışmamızı, birbirimizi koruyup kollamamızı emreden bu ayetler yanında yolda kalmıştan yetime, muhacirden miskine kadar bütün dezavantajlı insanlara nitelikli destek sunmamızı emreden Rabbimizin yüce buyrukları ile “<em>ed-Dâllu ale’l-hayri kefâ’ilih</em>: Bir <strong>hayra rehberlik eden</strong> onu bizzat yapmış gibidir.” hadisiyle tüm mü’minleri hayrın yaygınlaşmasında görev üstlenmeye teşvik eden Allah Rasulü’nün güzel örnekliği Müslümanların sadece dindaşlarını değil, bütün insanlığı, hayvanatı, nebatatı, hatta cemadatı kuşatan bir hayır medeniyetini yeniden elbirliğiyle inşa etmeleri gerektiğinin gerekçesini oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>İslam Medeniyetinin Ayırıcı Vasıflarını Ortaya Koyabilmek </strong></p>
<p>Medeniyet kavramı sözlük anlamı itibarıyla <strong>uygar</strong> olma durumunu ve uygar kimseye yakışır davranış ve tutum sergilemeyi ifade etmektedir. Felsefede “Barbarlık durumundan çıkıp törelere bağlı olarak belirli bir yurt içinde birlikte yaşama” anlamına gelen medeniyet, toplumbilimde “İnsanların doğaya egemen olma, toplum olarak daha iyi bir hayata ulaşma çabalarından çıkan sonuçların, bilim, teknik, sanat ve kültürün tümü” olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p>Hayatımız başta olmak üzere, verdiği sayısız nimet ve lütuflar karşısında şükran borcumuz olan Allah’a karşı borçluluk bilincini de ifade eden “<em>dîn</em>” kelimesiyle aynı kökten türeyen “<strong><em>medîne</em></strong>” şehri, “<em>medenî</em>” ise kurallara uygun davranan şehirliyi ifade eder. Bilgi ve görgü seviyesi bakımından yüksek düzeyde olan insanı tanımlayan “medenî” sıfatının zıttı “bedevî”dir.</p>
<p>“Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” diyerek Mehmet Âkif Ersoy’un ya da Batı sivilizasyonuna optimizm, üniversalizm ve etnosentrizm gibi vasıfları çerçevesinde ve insanlığa yaşattığı olumsuzluklar üzerinden bakan İsmet Özel’in eleştirileri (<strong>3</strong>) tanımladığımız anlamdaki medeniyete değil, bazı insanları tanrılaştırıp diğerlerini köleleştiren Batı tarzı medeniyete, daha doğru ifadesiyle sivilizasyona yönelik olsa gerektir. Zira, içtenliğin yok oluşu, israfın artması, maddileşme, dünyevileşme, ahireti unutma, yabancılaşma gibi olumsuzluklar İslam medeniyetinin değil; insan kişiliğini ve toplum yapısını bozan, donuklaştıran, sınıflaşma ve sömürüyü beraberinde getiren Batı sivilizasyonunun ürünüdürler.</p>
<p>Uzun yıllar medeniyetlerin mahiyet ve farklılıkları konusunda çalışmalar yapmış olan merhum <strong>Ali Murat Daryal</strong> Hoca’nın tespitlerine göre, bir medeniyet başka hiçbir medeniyete benzemeyi istemez. Zira o taktirde kendisi olmaktan çıkacak, Başkaları gibi de olamayacaktır. Bu takdirde medeniyetler camiasında layık olduğu saygın yerini bulamayacaktır. Çünkü sahicisi varken kimse taklidine itibar etmeyecektir. Ayrıca, o medeniyete mensup insanlar, medeniyet yarışında ön sıraya geçmek hususunda <strong>ümitsizliğe ve yılgınlığa</strong> düşecektir. Dolayısıyla “inşa güçlerini” ve “atılım kabiliyetlerini” kaybedecek ve nihayetinde yok olup gideceklerdir.</p>
<p>Gayet tabiidir ki medeniyetler uzun süren “sosyal hayatları” içinde ihtiyaç duydukları müesseseleri başka medeniyetlerden alacaklardır. Ancak bunları gelişigüzel ve oldukları gibi almayacaklardır. Çünkü <strong>alış tarzları</strong> ve aldıkları müesseseler onların geleceğini belirleyecektir. Bu yüzden medeniyetler, ihtiyaçlarını “kendi hayati ölçülerini” temel alarak belirleyeceklerdir. Müteakiben bu ihtiyaçlarını tahlil ederek, üzerinde durup düşünerek ve mukayeseler yaparak önem sıralarına göre tasnif edecekler, dışarıdan, en fazla ihtiyaç duydukları sosyal kurumları almakla yetineceklerdir.</p>
<p>Medeniyetler ihtiyaç duydukları bazı “sosyal müesseseleri” dışarıdan alacakları zaman önce bu sosyal müesseseleri en alt birimlerine kadar parçalarına ayıracaklar, daha sonra bu bölümler üzerinde ayrı ayrı durup düşünerek, yorumlayarak ve ayırdıkları parçaları kendi zevklerine, dehalarına inanç ve değerlerine göre <strong>yeniden birleştirip</strong> şekillendirdikten sonra bünyelerine kabul edeceklerdir. Bu noktadan sonra artık bu sosyal müessese başka hiçbir medeniyete değil sadece o medeniyete ait olacaktır. (<strong>4</strong>).</p>
<p>İslam medeniyeti önceki medeniyetlerden bazı sosyal kurumları ya olduğu gibi kabul etmiş, ya onları tamamen reddetmiş ya da yepyeni sosyal kurumlar ihdas etmiştir. Yaygın tasnife göre insanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş Grek, Roma, Mısır, Hint, Çin vb. yirmialtı kadim medeniyeti karşılaştırdığımızda, İslam medeniyetinin bazı hususiyetleriyle onlardan farklılaştığını görmekteyiz. Özetle İslam medeniyetinin temel özelliklerini şöylece sıralayabiliriz:</p>
<ol>
<li>Allah merkezli olup <strong>tevhid inancı </strong>üzerine kurulmuştur.</li>
<li>Temel kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Sahih Sünnet’tir.</li>
<li>İlk evrensel medeniyet olup yerel ve kapalı değil küresel ve açıktır.</li>
<li>Sadece dünyayı ya da sadece ahireti esas almaz, ikisinin altın dengesini kurar.</li>
<li>Maddeyi yüceltmediği gibi hakir de görmez ama mâna önceliklidir.</li>
<li>Kendi aleyhine bile olsa <strong>adalet</strong>ten taviz vermez.</li>
<li>Merhameti ve şefkati sadece dindaşlarını değil tüm yaratılmışları kapsar.</li>
<li>Tüm insanları kardeş bilir ve barışı esas alan iyi ilişkiler (<strong>ihsan</strong>) geliştirir.</li>
<li>Bencil değil diğergâmdır / kendi çıkarını değil başkasını düşünür.</li>
<li>Mekânı da ihmal etmemekle birlikte <strong>zaman öncelikli</strong> bir medeniyettir.</li>
<li>Toplumsal işleri ortak akıl (<strong>şûrâ</strong>) ile karara bağlar.</li>
<li>İmanın yanında akla, tedrice, kolaylığa, sadeliğe, estetiğe de önem verir.</li>
</ol>
<p><strong>Kaynaklar</strong>:</p>
<ol>
<li>Mehmet Okuyan; <strong>Kur’an Sözlüğü</strong>, Düşün Yay., İstanbul 2015, s.311-314.</li>
<li>Mustafa İslâmoğlu, <strong>Esmâ-i Hüsnâ</strong>, 2. Baskı, Düşün Yay., İstanbul 2013, II/1185-1215.</li>
<li>İsmet Özel; Üç Mesele: Teknik &#8211; Medeniyet &#8211; Yabancılaşma, Tiyo Yay., İstanbul 2012, 160 s.</li>
<li>Ali Murat Daryal;<strong> Medeniyetler ve Mesajları</strong>, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı (İFAV) Yay., İstanbul 2015, 246 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hayir-medeniyetini-yeniden-insa-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF’İN YÜKSEK SORUMLULUK BİLİNCİNE ERİŞEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2016 10:32:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerim Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[cemaatçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalist]]></category>
		<category><![CDATA[fitne tohumları]]></category>
		<category><![CDATA[ibadet]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<category><![CDATA[insan şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslâmiyet]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçilik]]></category>
		<category><![CDATA[nesep asabiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Nuran Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[rabb]]></category>
		<category><![CDATA[sebep asabiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Büyük Millet Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Umrandan Uygarlığa]]></category>
		<category><![CDATA[yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=283</guid>

					<description><![CDATA[“Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî, Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî. Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin; Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!”   Âkif Gibi Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek İstiklâl Harbi’nin millî birlik ve beraberlik ruhuyla kazanılmasında pek mühim bir tesiri olan İstiklâl Marşı&#8217;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 12 Mart 1921 tarihinde kabulünün 95. sene-i devriyesinde, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Zeminlerden, semâlardan taşarken feyz-i Rabbânî,</p>
<p>Olur kalbin tecellîzâr-ı nûrâ-nûr-i Yezdânî.</p>
<p>Musağğar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin;</p>
<p>Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz, bîtenâhîsin!”</p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Âkif Gibi Kur’an’ı Hayatın İçinden Yorumlayabilmek</strong></p>
<p>İstiklâl Harbi’nin millî birlik ve beraberlik ruhuyla kazanılmasında pek mühim bir tesiri olan İstiklâl Marşı&#8217;nın Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde 12 Mart 1921 tarihinde kabulünün 95. sene-i devriyesinde, büyük insan Mehmet Âkif Ersoy’dan iktibas ettiğimiz hakikatli fikirlere ilişkin okuyucu yorum ve değerlendirmelerinin ikinci kısmını paylaşıyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Pek çok hususiyetleri yanında takva sahibi olması ve kınayanların kınamasından korkmaması, adaleti ilke edinmesi, namusu ve çalışkanlığı ile Âkif örnek almamız gereken mühim bir şahsiyettir. Kanaatimce Âkif, cüz’i iradelerimizi sonuna kadar kullanmamızın, çok çalışmamızın ve topyekûn gayret içerisinde olmamızın ibadet olduğunu öğretmek istedi bize. Gayret noksanlığı neticesinde ümmetin başarısızlığa uğraması, bizi neredeyse küfre götüren bir yeis bataklığına düşürdü. Nihayetinde tarafgirlik, ırkçılık, mezhepçilik, cemaatçilik, hemşericilik gibi mikromilliyetçilik hastalıkları biz sardı ve boğuyor. Tevhit inancı kapsamında umudun, gayretin ve ayrımsız birlikteliğin anlatılmasına ısrarla devam edilmeli. Âkif’i anma merasimlerimizin onu anlama gayretine dönüşmesi duasıyla.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Meal çalışması yapmış diğer zevattan farklı olarak, Kur&#8217;an&#8217;daki iç ahengi mealinde yakalamış, pek kıymetli mealinin kirli zihniyetlerce İslam’a darbe projesinin parçası olarak kullanılmaması için onun yakılmasını vasiyet etmiş büyük şahsiyet Mehmet Âkif Ersoy&#8217;u tekrar tekrar gündeme getirmek gerekir&#8230; Ufku-dimağı açık imanlı h/er kişinin, Rabbim çalışmalarını bereketlendirsin. Âkif’e rahmet ola, eserleri kıymetli birer hazine! Her dem Kur’an’ın ışığında canlı-diri. D/alıp çıkaranlara selam olsun!&#8230; Tevhidin sosyal hayatta bulduğu karşılık olan ‘kardeşlik’ bilincine yeniden kavuşmak ve ‘imanda kardeş, insanlıkta eş’ formülünü yeniden Kur’an’dan hayata geçirebilmek duası ile…” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif 20. asra süzülüp gelen kutlu bir sahabi misali, gayba imanın doruğunda, hakikatin kule nöbetçisi olarak sürekli ümmeti kendine getirme çabası içinde olmuştur. Ümmeti sarıp sarmalayan cehalete, emperyalist saldırılara, içten gelen çürümelere, çarpık kader ve tevekkül anlayışlarına ve hurafelere karşı sahih olanın, hakikatin hadimliğini yapmış, sanatını ve hayatını tevhid edebilmiş bir şahsiyettir.” (Abbas Ataman).</p>
<p>“Mehmet Âkif yapması gerekeni yazıyor, yazdığı gibi de yapıyor ve yaşıyordu. Biz de Müslüman fertleriz, lâkin, bırakın bir İslam devlet nizamına sahip olmayı, sokaklarda Müslümanların yaşadığına dair bir iz bile göremiyoruz! Âkif, yaşadığı çağa hayatı ile örneklik gösterdi. Yazdığını yaşadı, yaşadığını yazdı. Bizim sorunumuz inandığımızı yaşayamamakta. Merhum Âkif paylaşmanın lüzumundan bahsediyordu ve Ankara kışında ceketle dolaşıyordu; çünkü paltosunu bir fakire giydirmişti. Kendi nefsim başta olmak üzere, bizim durumumuz maalesef farklı. Bizzat örneklik gösteremediğimizden dolayı söylediklerimizin tesiri olmuyor, vesselam” (Ahmet Us).</p>
<p>“Âkif gibi bir büyük önderin, kaynağını Kur’an ve sünnetten alıp ilahi gönül suyuyla yoğurup kalbinden fışkıran âb-ı hayat kaynağını tekrar canlanma ikliminde yeni nesiller ve günümüz insanlarına nakşeden çabalarınızdan dolayı hürmetlerimi bildirir, kaleminizin gücünü artırması için Yüce Allah’a niyaz ederim.” (Ali Vayvaylı).</p>
<p>“Düşüncelerini Kur’an’la hamurlaştırıp tohum olarak bu topraklara serpen büyüğümüz Mehmet Âkif’ten Allah razı olsun. O üzerine düşeni ziyadesiyle yapmaya çalıştı. İnşaAllah bizler de onun bıraktığı yerden devam ederek elimizden geldiğince görevimizi yapmaya gayret edelim.” (Ebubekir Akbaş).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Güç Kaynağından Beslenebilmek </strong></p>
<p>“Mehmet Âkif, toprağın çorak, iklimin kurak olduğu bir ortamda yetişti. Allah’ın ona verdiği güç, iman ve irade ile iklimi değiştirdi, toprağı yeşertti. Çorak toprağın insanlarına, ‘ya istiklal, ya ölüm’ dedirtmesini bildi. İslam’ın son kalesini ayakta tutacak olan iman gücüne can verdi. Onun güç kaynağından beslenmeyen, etraftan dolanan sahte kahramanlar, onu yok saymakla işlenen günahın cezasını çeken bu millet, sizlerin gayretleri ile geç te olsa, onun kaynağından güç almasını öğrenecektir&#8230; İnsan olmanın gereklerini Âkif’ten daha iyi anlayan ve anlatana rastlamak çok zordur. Onun üstün akıl ve iman gücü ile sorumluluk bilincinin zirveye ulaştığını görüyoruz. Âkif, vaazları, şiirleri ve yazıları ile Allah’ın insana verdiği en büyük nimet olan aklı ve İslamiyet gibi muazzam bir güç kaynağını en iyi şekilde anlatmaktadır.” (Yaşar Nogay).</p>
<p>“Mehmet Âkif&#8217; in güç kaynağı dün vardı, bu gün de var, ilelebet var olmaya da devam edecektir. Önemli olan o kaynağı anlayabilmek ve gerçek manası ile halka aktarabilmektir. O, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in mesajlarını derinlemesine özümsemiş ve tüm benliği ile buna inanmıştır. O&#8217;nun, esaretle İslam’ın ve ibadetin hiç bir koşulda bağdaşmayacağını haykırmasını, bağımsızlık mücadelelerine destek vermesini ve her fırsatta halkını aydınlatmaya çalışmasını, mütevazı hayatını, halkının esareti kabul etmeyeceğine olan güveni ve inancının haklı çıkmasının ona coşku ile söylettiği dizeler bütünü olan İstiklâl Marşı&#8217;nın tam metnini yazdığı halde yarışmaya göndermeyişini, ısrarlar üzerine teslim ettiğinde hak ettiği ödülü almayı reddedişini bir düşünün. Bir de 90 yıl sonrasını, bu günü değerlendirin. Aynı güç kaynağı Kur’an-ı Kerim&#8217;in içerdiği ideal insan hedefli temel prensipleri basit ve sevecen anlatımlarla halka kavratmak ve sevdirmek gibi kutsal görevi olanlardan bir kısmının bu görevlerini günümüz teknolojisini de kullanarak maalesef ticari ve siyasi kazanç aracı olarak kullanmakta beis görmemelerini göz önüne aldığınızda Âkif’in güçlü inancına, sade hayatına, çıkarsız hizmet, adalet ve bağımsızlık anlayışına hayran olmamak ve saygı duymamak mümkün müdür?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beraberliğin Kurucu, Tefrikanınsa Yıkıcı Gücünü Görebilmek </strong></p>
<p>“Âkif’in “Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan” mısraı ‘cemaat’ kavramının o zamandan bu zamana ne denli vahim bir anlam kaymasına uğradığını kanıtlıyor. O zaman cemaat &#8216;toplanarak bir olmak&#8217; manasına gelirken, günümüzde &#8216;fırkalara ayrılarak kamplaşmak&#8217; anlamına gelmeye başlamış! Ne kadar acı, değil mi?” (Tuba Erdem).</p>
<p><em> </em>“Mehmet Âkif hocamızın kahrını çektiği gelişmeler değil midir bugün yüzleştiklerimiz?! Âkif gibi unutulmaya yüz tutmuş bir çok değerimizin olduğuna inanıyorum. Bu zevat, kitapları ve mücadeleleri eksene alınarak küçük risaleler halinde ümmetin kirlenmiş zihin dünyasına sunulmalıdır.” (Mustafa Öner).</p>
<p>“Az gittik uz gittik, dönüp bir de baktık ki, bir arpa boyu kadar bile yol alamamışız. Allah sonumuzu hayretsin. Bunca yıl sonra hâlâ Âkif’in korkularını paylaşıyor, aynı kâbusları görüyoruz, bu zillet de bize yeter! Elbette, hidayeti isteyen için Kur&#8217;an ortada&#8230;” (Hamide Göktaş).</p>
<p>“Millî duygu bütünlüğü içerisinde iken ayrıştırılan bir millet olduğumuzu, özümüz olan İslam değerleri ve şemsiyesi altında toplanmanın milli bir mesele olduğunu, kavmiyetçiliğin ayrılık ve parçalanmaktan başka bir işe yaramadığını tarihte gördük, hâlâ da görmeye devam etmekteyiz. Haklı ve içten yazınızı Cemil Meriç’in Umrandan Uygarlığa isimli eserinde yer alan şu sözleri ile desteklemek isterim:</p>
<p>“Gelişen toplumlarda insanı insanla kaynaştıran, yığını millet yapan, inanç birliği. İnananlar kardeştir, diyor İslâmiyet. Kan biyolojik bir mefhum: karanlık, esrarlı, kör. İnsanlaşmak biyolojinin esaretinden kurtulmaktır. Tek insanî değer var: iman. İman ayırmaz birleştirir. İman yani hisle yoğrulan, heyecanla kanatlanan, yaşayan ve yaşatan düşünce.” Asabiyet anlayışımızı nesep asabiyetinden sebep asabiyetine geçirebilirsek işte o zaman ancak daha çok bütünleşmiş ve ‘bir’ olmuş oluruz.” (Melek Çaylak).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif’in Millî Birlik ve Bütünlük Şuuruna Erişebilmek </strong></p>
<p>“Bizi Âkif üzerine toptancı bir bakıştan kurtararak farklı düşünmemizi sağlıyorsunuz. Yazılarınız göstermiştir ki; tefrikanın her türlüsüne karşı çıkan Âkif, bu milletin kurtuluşu için millî birliğin sağlanmasına ihtiyaç olduğunu şiirlerinde, yazılarında ve konuşmalarında vurgulamış ve birlik olmanın yollarını da ortaya koymuştur. Âkif&#8217;in bir asır önce dile getirdiği ve ümmetin en büyük derdi olan ‘tefrika’ dün büyük bir imparatorluk olan Osmanlı’yı yıktı. Şimdi de Türküyle, Kürdüyle, Çerkesiyle, hâsılı yirmi altı etnik kökenin vahdetiyle kurduğumuz imparatorluk bakiyesi Türkiye’yi yok etmek için iç ve dış mihrakların el birliğiyle; ırk, mezhep ve meşrep üzerinden ‘böl, parçala ve yut’ taktiğini kullanarak bizi Endülüs’ün akıbetine hazırlamaktadırlar! Allah bu millete Âkif&#8217;i anlayarak tefrika belasından kurtulup vahdet aydınlığına çıkmayı nasip eylesin.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif, “Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez!” sözünü çok isabetli söylemiş, ama ne kendi zamanında ne de daha sonra kimse onun bu sözünü dinlememiş. Bilakis, bu fikrin tam tersi istikamette koşar adım gidilmiş. Elan aynı yanlış tutum sürdürülüyor. Evet, o siyaset yürümüyor, acı üstüne acı veriyor.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Fikirler, kuvvetlerini his ve heyecanlardan alırlar. Yeis mâni-i her kemâldir. Hamiyet ise; şiddet-i mevânia karşı şiddetle mukavemet etmektir. Bu vecizeler fehvalarınca; ifadelerini Mehmet Âkif’te bulan şevk ve heyecanınızı tebrik ediyor, bizlerin ve Âlem-i İslam’ın şevk ve heyecanına vesile olmanızı diliyorum.” (Şaban Odabaşı).</p>
<p>“Mehmet Âkif merhum, müslüman toplumlarda, maalesef hâlâ devam etmekte olan ‘bir ve beraber’ olamama hastalığına çok güzel teşhis koymuş. Bunu telafi etmenin çarelerinden birinin de insanlarımızdaki cehaleti gidermek olduğunu da güzelce belirtmiş. Bunun gibi doğruları açıkça anlatan eserleri çok okumamız icap ediyor.” (Sait Yolaçan).</p>
<p>“Âkif&#8217;in bir asır öncesinden bugünleri görürcesine yazdıklarını hatırlatmak isabetli olmuş. Birliğin yolunun tek olduğunu görmek gerekir. Avrupa kendi arasında birliği sağlarken, bizim aramıza fitne tohumlarını nasıl attığını görmemiz gerekir.” (Mehdi Çetinbaş).</p>
<p>Muhterem hocalarıma, dostlarıma ve henüz vicahen tanışmadığım kıymetli okurlarıma, hakkaniyetli yorum ve değerlendirmelerinden dolayı minnettarım. İnsan güzeli merhum Âkif’le ilgili yazılarımızı, ona hitaben, onun muhteşem “İnsan” şiirinden yazımızın başında iktibas ettiğimiz iki beytinin manzum sadeleştirmesiyle noktalayalım:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Taşarken Rahman&#8217;ın feyzi bütün yerlerden, göklerden,</p>
<p>Rabb’in nur üstüne nuru akseder senin sinenden!</p>
<p>Cismin pek küçüktür amma, zirvesi Hak san’atının;</p>
<p>Bu onurla sınırın yok, sonu yok itibarının!”</p>
<p>Yetmiş dokuz sene evvel göçtü hak şairi Âkif,</p>
<p>Cennette en mûtenâ yer olsun mekânı ey Lâtîf!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilebilecek Eserler:</strong><strong> </strong></p>
<ol>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2012). <strong>KUR’AN MEALİ: Fâtiha Sûresi – Berâe Sûresi</strong>. Yayına Hazırlayanlar: Recep Şentürk ve Âsım Cüneyd Köksal, İstanbul: Mahya Yayınları, 581 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1969). <strong>Kur’an-ı Kerim’den Ayetler (Meâl-Tefsir)</strong>. Derleyen: Suat Zühtü Özalp. 1. Baskı. Ankara: Sevinç Matbaası, 237 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1976). <strong>Kur’ân-ı Kerîm’den Âyetler</strong>. Derleyen: Ö. R. Doğrul. Nakışlar Yayınevi, Yayın no: 14, İstanbul: Üçler Matbaası, 333 s.</li>
<li>ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). <strong> Âkif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri</strong>. Ankara: DİB Yayını, 231 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (1994). <strong>Kur’an’dan Ayetler</strong>. Toplayan: Ömer Rıza Doğrul. Yüksel Yayınevi, İstanbul: Universum Matbaası, 373 s.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2010). <strong>Düzyazılar, Makaleler, Tefsirler, Vaazlar</strong>. (Hazırlayan: A. Vahap Akbaş), İstanbul: Beyan Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>. Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, Ankara: DİB Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
<li>CÜNDİOĞLU, Dücane. (2013). <strong>Bir Kur’an Şairi</strong>. İstanbul: Kapı Yayınları.</li>
<li>DÜZDAĞ, M. Ertuğrul (2004). <strong>Mehmet Âkif Ersoy</strong>. İstanbul: Kaynak Kitaplığı Yayınları.</li>
<li>ELİAÇIK, R. İhsan. (2010). <strong>Mehmet Akif Ersoy</strong>. İstanbul: İlke Yayıncılık.</li>
<li>ERDEM, Hatice İslamoğlu. (2012). <strong>Kur’an ve Âkif</strong>. İstanbul: Düşün Yayıncılık.</li>
<li>KILIÇ, Ahmet Faruk. (2008). <strong>Milli Yürek Mehmet Âkif Ersoy’un Din ve Toplum Anlayışı</strong>. İstanbul: Değişim Yayınları.</li>
<li><strong>Mehmet Âkif Ersoy</strong>. (2013). Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 199 s.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2015). <strong>İnsanı Tanımak: Âkif’in “İnsan” Şiiri</strong>. Diriliş Postası, 23 Mart 2015. <a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/insani-tanimak/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-yuksek-sorumluluk-bilincine-erisebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKİF’İN BİLGELİĞİNDEN  HAKKIYLA İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2016 10:40:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[39:18]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[asrın idraki]]></category>
		<category><![CDATA[çağının şahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[hafız]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an müfessiri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Önal Mengüşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[veteriner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=280</guid>

					<description><![CDATA[“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18). &#160; Samimi Katkıları Değerlendirmek Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız. Son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Samimi Katkıları Değerlendirmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız.</p></blockquote>
<p>Son altı hafta boyunca Fikriyat sayfası yazılarımı merhum Âkif’in günümüz problemlerine ışık tutan fikirlerine ayırdım. Âkif yazılarını şimdilik, toplumun derdiyle dertlenmiş muhterem okurların pek kıymetli eleştiri ve değerlendirmeleriyle noktalamak istiyorum. Ancak, toplu değerlendirme yazısını tek sayfaya sığdıramadığım için bu hafta yazının ilk bölümünü sizlerle paylaşıyorum.</p>
<p>Nitelikli ve hakkaniyetli değerlendirmelerle Âkif’in daha iyi anlaşılmasına katkı yapan kıymetli hocalarım, dostlarım ve bazılarıyla henüz tanışma fırsatı bulamadığım okurlarım, merhum üstadın İslam âleminin sorunlarına çözüm öneren fikirlerine ilişkin kanaatlerini serdettiler. Zorunlu imla ve ibare tashihleriyle iktifa ederek, Âkif konulu yazılarıma gelen yorumları özetle takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Çağının Şahidi Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Şiir ve nesri yanında canlı hitabeleriyle bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p></blockquote>
<p>“Ahlâkı, veterinerliği, memurluğu, hafızlığı, edebiyatı, sporla uğraşması gibi çok yönlü vasıflarının tezat içermeyen vahdetini sağlayan üstad Âkif’in, ahiret odaklı yaşayan bir mümin oluşu ve sanatı davası için araç olarak kullanması çok muhterem bir hususiyettir. Zira o, sanatı sanat için değil, bilakis toplum ve inanç için dengede götüren bir şahsiyettir. Metin Önal Mengüşoğlu’nun ‘Müstesnâ Şair Mehmed Âkif’ isimli eserini gençlerimize hararetle tavsiye ediyorum.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i niçin bu kadar sevdiğimizi, merhum Ferid Kam’ın ona yazdığı mektuptaki şu cümlesine bağladım: ‘Sen sanatta gaye aramıyorsun, lâkin gayede sanat arıyorsun.’” (Tûba Erdem).</p>
<p>“Bugün yaşananları bir asır öncesinden çözümleri ile tespit etmiş, bizlere yol göstermiş, asıl hataların nerelerden kaynaklandığını ve çözüm yollarını önümüze koymuş olan Âkif’i ne kadar az tanıdığımızı ve tanıtmak adına ne kadar az gayret gösterdiğimizi düşününce vicdanımız sızlıyor.” (Beyza Erkoç).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i sadece şair olarak anıp hep bu yönüyle ondan bahsetmek çok büyük bir haksızlıktır. Zaten bu yaklaşım üzerinden Âkif’in gerçek değeri saklanmış, üzerine ambargo konulmuştur. Âkif, zamanının en kuvvetli Kur’an müfessiri ve mücahitlerinden birisidir. Âkif’in, tutarlı müslümanlığının ve bilge kişiliğinin kaynağı Kur’an’dır. Başka bir deyişle Mehmet Âkif’in ‘güç kaynağı’ Kur’an-ı Kerim’dir.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Âkif, Kur’an’ın ve Rahman’ın maksadını en iyi anlayanlardan birisi olarak o günün, bugünün, hattâ gelecek tüm insanlığın temel ve kadim hatalarını ve reçetelerini sunmuştur.</p>
<p>Âkif’ten iktibas ettiğiniz “Okur yazar gençlerimiz hâlâ nefsanî hevesler arkasında koşarken, düşünürlerimiz gençliğin bu sapkınlıklarını doğru yolda yürüme olarak göstermeye sıkılmazken; fen âlimlerimiz çalışma odalarını siyaset ocağına çevirirken&#8230;” cümlesini okurken, geçenlerde 1128 akademisyenin terör örgütüne destek veren ihanet belgesine imza atışını hatırladım. Âkif gerçekten hayatı doğru okumuş! Dün de, bugün de, yarın da ‘bilme’ hali kişiye ‘had’leri öğretmiyor, hatırlatmıyor, sınır koymuyorsa kişi hadsizce gizli gündem oluşturabiliyormuş! Ayrıca, Âkif’in şiirleri yanında vaazlarına, makalelerine ve düz yazılarına da yer vermeniz çok yararlı oldu.” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif’in bıraktığı eserler derslerde İngiltere ve ABD’de Shakespeare’in okutulduğu gibi hem dil hem kimlik açısından okutulursa eminim yaşadığımız travmalara iyi gelecektir. Fakat, Âkif’in şiirlerinden ve yazılarından -stratejik/felsefî bütüncül çalışmalar yapmadan- yol haritası çıkarılabileceğini düşünmüyorum. Yani; ilham verebilir, ama sosyolojik açıdan çok çalışma yapılması gerekir&#8230;” (Sezer Pal).</p>
<p>“İlmi, sanatı, ahlâkı ve aksiyonu ile zamanının rol modeli olan Âkif’i makalenizin konusu yapmakla günümüzde ona duyulan minnet borcunu ortaya koymak ve ayrıca hâlâ Müslümanların bu rol modele ihtiyacının olduğunu hatırlatmakla ona büyük bir hatırşinaslık göstermişsiniz. Âkif’i anlayalım ki; ihtiyacımız olan Âkifleri yetiştirebilelim.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif ne kadar işlense, efkâr-ı umûmiyyeye ne kadar arz edilse o kadar iyidir.” (Murat Sülün).</p>
<p>“En küskün döneminde bile umudunu ve coşkusunu kaybetmeden sürekli üreten büyük şair Âkif, iyi ki İslâm âleminin bu günlerini görmedi&#8230; İnsanı insan yapan, toplumu huzurlu ve güvenli kılan güzel hasletlerin yerini para ve hırs almışsa; geleceğin o güzel hedeflerini gerçekleştirecek insanları kim, nasıl ve hangi periyotta yetiştirecek?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>“Merhum Âkif’in dikkatimizi çektiği noktalar hâlâ güncelliğini korumakta. Her kes elindekiyle övünüp insanları ona sarılmaya davet etmeyi bir vazife olarak gördüğü müddetçe bu halimiz devam edecektir. Başkalarını düzeltmeyi bir kenara bırakıp kendimize çekidüzen vermedikçe, birbirimizle uğraşmaktan arta kalan zamanımız olmayacaktır. Dilerim ki, Âkif’i örnek aldıklarını söyleyenler Âkif’i hakkıyla anlar, çarpık yanlarını düzeltir, sözleriyle değil amelleriyle insanlara Âkif’in idealindeki hayatın kodlarını göstermiş olurlar.” (Hasan Polat).</p>
<blockquote><p>Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, bir aksiyon adamı olarak sanatında ve eserlerinde ümmetin dertlerini terennüm etti.</p></blockquote>
<p>“Bu tür ufuk açıcı ve uyandırıcı çalışmaların kapsamlı olarak ve bütün topluma ulaştırılarak sürmesi gerekiyor. Merhum Âkif, Müslümanların Batı karşısında deprem geçiren bir binanın çöküşü gibi çöktüğünü görünce kalbi ve dili ile avazı çıktığı kadar bağırmış, Müslümanları enkazın altından çıkarmak için gece gündüz uğraşmıştır. Ama binanın çok eskimiş olması ve düşmanın güçlü darbelerine karşı artık dayanamaz duruma düşmesi nedeniyle ne yazık ki bütün feryatlar onu ayağa kaldırmaya yetmemiştir. Çünkü sünnetullahı tersine çevirmek mümkün değildir&#8230;</p>
<p>Merhum Âkif, güçlü bir edebiyatçı olduğu için olağan olayları biraz abartarak yahut olumsuzlukları görmezden gelerek anlatmaya çalışır. Mesela “Müslümanlar bu mertebeye nasıl eriştiler? Hep birlik sayesinde… Doğunun en uzak bir köşesinde bir Müslüman’ın kalbi incinseydi, bütün dünyadaki Müslümanların vücudu sızlardı… Herkes elinden gelen iyiliği esirgemez, mal ile, can ile, kan ile İslâmiyet’in hesabına çalışırdı.” değerlendirmesi gerçekleri tam yansıtmadığı gibi, abartmalarla dolu bir değerlendirmedir. Çünkü Cemel ve Sıffin savaşlarından, Harra’da ve Kerbela’da yaşananlardan başlayarak, Seffah yönetiminde Abbasilerin Emevilere, Timur’un Yıldırım’a ve vatandaşlarına yaptığına, nihayet bugün adı Müslüman toplulukların yine adı Müslüman diğer topluluklara yaptıklarına kadar Müslümanın Müslümana yaptığını belki gâvur bile yapmamıştır…” (İbrahim Sarmış).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Sürekli Bir Islah Çabası İçinde Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in yüz yıl önce gündeme getirdiği ‘sorunlarımız, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar’ gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.</p></blockquote>
<p>“Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, sanatını fildişi kulesinde lirik şiirler yazarak icra etmedi; bir aksiyon adamı olarak İslam’ı ve ümmetin dertlerini terennüm etti. Bu milletin Çanakkale’de kazandığı zaferin destanını ve kurtuluş savaşından sonra İstiklâl’in marşını Âkif yazdı. Esas mesleği veterinerlik olan Âkif, Arapça ve Farsça’yı bilen, İslam’a vakıf bir âlimi idi. O, ilkeli bir Müslümandı. En olumsuz anlarda bile ye’se kapılmadı, hayata ümitle bakarak ümmetin içine düştüğü bunalımlardan kurtuluşu için bilimle çare üretmeye çalıştı.</p>
<p>Âkif’in bir mütefekkir olarak ümmetin birliğini sağlamak maksadıyla yüz yıl önce gündeme getirdiği “İslâm dünyasının ve Müslümanların durumu, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, eğitim, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar, dil ve edebiyat tartışmaları” gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Şiir ve nesrin yanında bazen bir cami kürsüsünden, bazen bir meydanda halka hitap ederek bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, duygu ve düşüncelerinde kitap ve sünnete dayanırdı. Safahat’a baktığımız zaman şiirlerini bazen bir ayet üzerine, bazen bir hadis üzerine inşa ettiğini görmekteyiz. Milletimizin bu güzel örnekten faydalanmaya ihtiyacı vardır. O, düşüncelerini bir meşrep zemininde değil, ümmet zemininde ortaya koyduğu için kapsam alanı daha geniştir. İşte bu yüzden, Âkif’i yeniden objektiflerimize yaklaştırarak okumaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, bir meşrebin adamı olmayıp, yelpazesini geniş açıp ümmete kol kanat gerince, bir Süleyman Efendi gibi, bir Said Nursi gibi arkasından takipçi bir grubu olmayınca yeteri kadar anlaşılamadı. Şu gerçeğin altı çizilmelidir ki; bu milletin Âkif’i anlamaya çok büyük ihtiyacı vardır.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Rahmetli Âkif çok güzel çözüm reçeteleri sunmuş: Önce azim sonra tevekkül. Hz. Hüseyin biraz sonra şehit edileceğini ve bir çok sahabinin de aynı kaderi paylaşacağını bildiği halde ‘çalı çırpı toplayıp çadırları ateşe verin’ diyordu. Müslümana yakışan tavır budur. Eldeki imkân dahilinde çözüm üretiyordu, ama asla isyan ve tükenmişlik yoktu! Bizler de bu olaylardan hikmet devşirmesini bilmeli, dimdik ve azimle kutlu yolculuğumuza devam etmeliyiz.” (Ayşe Karan).</p>
<p>“Keşke bu yakın geçmişimizin en önemli şairini gençlerimiz, hattâ büyüklerimiz sözlük kullanmak zorunda olmadan anlayabilselerdi.” (Ayla Kerimoğlu).</p>
<p>“Bu yazılar merhum Âkif’in Kur’an’ın mesajlarını ne kadar özümsediğini, onun penceresinden hayata ne kadar isabetli baktığını, vahyin öğretileri ışığında yol alacağı yerde atalar kültürünü yahut sapmaların yolunu izleyerek Batı karşısında perişan duruma düşmüş İslam âleminin hastalıklarını ne kadar isabetli teşhis ettiğini ve tedavi yolunu gösterdiğini güzelce ortaya koymaktadır. Yazılarınız inşallah geniş kitlelere ulaşır ve ümmetin uyanmasına vesile olur. Böylece merhum Âkif’in amacı kısmen de olsa gerçekleşmiş olacağı gibi, bizler/sizler de görevimizi yapmış oluruz. Ümmetin perişanlığını ve vahyin ayaklar altına alınmasını ancak bu şekilde duyurabilir ve ümmetin elinden tutmuş olabiliriz. Bu sorumluluk gerçeği bilen ve gören bütün müminlerin üzerindedir. Görevimizi yaptığımız zaman ancak insanlara karşı ve Allah’a karşı sorumluluktan kurtulabiliriz.” (İbrahim Sarmış).</p>
<p><em> </em>“Yürekten coşup gelen ifadelerle eskimeyen eskimiz Âkif’imizi dimağlarımıza misafir ettiğiniz için zatınıza müteşekkirim. Bu çileli insan, toplumu okumuş ve okutmuştur. Merhum Âkif’in hocalığı sadece devrinin insanlarına yönelik değildi. Onun bugünün ve yarının insanına da rehberlik ettiğini görmekteyiz. O, “Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslam’ı” derken, her bir İslam ferdinin yaşayan bir Kur’an olmasını arzulamaktadır. Bu da ancak İslam’a teslim olmakla mümkün olacaktır, İslam’ı teslim almakla değil! Âkif’in teşhisleri ve tedavi önerileri, bekasına yardımcı olmaya çalıştığı İslam ümmetini kıyamete kadar inşa etmeye devam edecektir. Fî emânillah&#8230;” (Naci Şengün).</p>
<p>Kendi ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkarak, kör taassuptan ve taklitten kurtulmayı, yeniliklere açık olmayı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayı salık veren, ana kaynak olarak tasavvurunun odağına yerleştirdiği Kur’an’ı hayatın içinden yorumlamayı şiar edinen merhum Âkif’e milletçe, ümmetçe medyûn-ı şükranız, rûhu şâd, makâmı cennet olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Sempozyumu</strong>, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi Yayını, 2 c., 1184 s.</li>
<li><strong>Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu</strong>, 12-14 Ekim 2011, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayın No: 3, 597 s.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağı</strong>”. Yeni Devir gazetesi, 28-30 Aralık 1982.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÂKİF’İN MİLLÎ BİRLİK VE BÜTÜNLÜK  ŞUURUNA ERİŞEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-milli-birlik-ve-butunluk-suuruna-erisebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-milli-birlik-ve-butunluk-suuruna-erisebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2016 06:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[8:45-46]]></category>
		<category><![CDATA[anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[Balıkesir Zağnos Paşa Camii]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[İslam milleti]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[kıyam]]></category>
		<category><![CDATA[leş mi kesildin?]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[milli birlik ve bütünlük]]></category>
		<category><![CDATA[şirk]]></category>
		<category><![CDATA[tevhid]]></category>
		<category><![CDATA[Vâiz Kürsüde]]></category>
		<category><![CDATA[yeis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=277</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey imana erişenler, (savaş durumunda) bir toplulukla karşı karşıya geldiğinizde, sıkı durun ve aralıksız Allah’ı anın ki kurtuluşa erişesiniz! Ve Allah’a ve O’nun Rasulü’ne duyarlık ve bağlılık gösterin; ve sakın birbirinizle çekişmeye girmeyin, yoksa yılgınlığa düşersiniz; cesaretiniz sönüverir. Ve zor durumlarda sabır gösterin: çünkü Allah, gerçekten, zorluğa göğüs gerenlerle beraberdir.” (Enfâl, 8/45-46). Âtiyi Karanlık Görerek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Siz ey imana erişenler, (savaş durumunda) bir toplulukla karşı karşıya geldiğinizde, sıkı durun ve aralıksız Allah’ı anın ki kurtuluşa erişesiniz!<br />
Ve Allah’a ve O’nun Rasulü’ne duyarlık ve bağlılık gösterin;<br />
ve sakın birbirinizle çekişmeye girmeyin, yoksa yılgınlığa düşersiniz;<br />
cesaretiniz sönüverir. Ve zor durumlarda sabır gösterin:<br />
çünkü Allah, gerçekten, zorluğa göğüs gerenlerle beraberdir.”<br />
(Enfâl, 8/45-46).</p></blockquote>
<p><strong>Âtiyi</strong> <strong>Karanlık Görerek Azmi Bırakmamak</strong></p>
<blockquote><p>Şahsi olanla umumi olan arasındaki dengeyi kuramayan insan nemelâzımcılığa teslimiyette tereddüt göstermez.</p></blockquote>
<p>“Âkif’e göre, geleceği karanlık görüp azmi bırakmak, olsa olsa “alçak bir ölüm”dür. İnanan bir insanın, böyle bir ölümle “gebermesi” kabul edilebilecek bir netice değildir. Eylem adamı olan Âkif, hareket etmesi için her türlü imkân sağlandığı hâlde, ölü gibi cansız yatan insana, “leş mi kesildin?” sorusunu yönelterek, insanı ayağa kaldırmak ister. Ayağa kalkmak, bir kıyamdır. Kıyam ise, bir idealin tahakkuku ve bir hakikatin hâkimiyetini temin etme kararlılığıdır. Kıyama kalkma iradesini göstermek hususunda insan, dışarıdan herhangi bir sebebin tahrikini beklememelidir. Hayat hakkı, yolda yürüyenlerindir. Yolda olmak, sonsuza sevdalıların yegâne fiilidir.” (Erbay, 2011: 96).</p>
<p>“Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak&#8230;<br />
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.<br />
Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.<br />
İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:</p>
<p>Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’<br />
Davransana&#8230; Eller de senin, baş da senindir!<br />
His yok, hareket yok, acı yok&#8230; Leş mi kesildin?<br />
Hayret veriyorsun bana&#8230; Sen böyle değildin.</p>
<p>Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?<br />
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?<br />
Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?<br />
Esbâbı elinden atarak ye’se yapıştın!</p>
<p>Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan<br />
Tek bir ışık olsun buluver&#8230; Kalma yolundan.<br />
Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!<br />
Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!</p>
<p>Herkes gibi dünyâda henüz hakk-ı hayâtın<br />
Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?”&#8230; (Ersoy, 2013: 530).</p>
<p><strong>Kâinatın Olduğu Kadar İnsanın ve Toplumun da Nizamı Olan BİRLİK </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre insan evrenin âhengine ve çalışma disiplinine uyarak pek çok şeyi başarabilir.</p></blockquote>
<p>“Birleştirme, birlik, Allah’ın birliğine inanma” gibi anlamlara gelen “tevhid” kelimesi, insanı ve kâinatı anlatan bir kavramdır. Birlik ve beraberlik kâinatın olduğu kadar insanın ve milletlerin  de nizamıdır. Âkif’e göre; insan evrenin âhengine ve çalışma disiplinine uyarak pek çok şeyi başarabilir; çünkü insanoğlu sınırlandırılamayan kabiliyetlere sahiptir. Mehmet Âkif, 12 Şubat 1920 tarihinde Balıkesir Zağnos Paşa Camii’ndeki va’azında, hayatta tek başına hiçbir iş yapılamayacağını belirtir. Ona göre, birlik ve beraberlik aynı zamanda güncel bir ihtiyaçtan doğar (Çapan, 2011: 102):</p>
<p>“Bugünkü hayatın, maîşetin bugünkü ihtiyâcâtın aldığı tarz itibariyle bir insan tek başına bir iş göremiyor. Bütün işler şirketler, cemiyetler, milletler tarafından meydana getiriliyor. Ne fabrikalar, ne demiryolları, ne vapurlar, ne limanlar, ne hastahâneler, ne câmiler, ne mektepler, ne ticarethâneler, ne de din ve vatanı müdâfaa edecek toplar, tüfekler, cephâneler&#8230; Elhâsıl hiçbir şey ferdî sa’y ile, yani tek başına çalışmakla kâbil olamıyor. Bugün hayat öyle bir şekil almış ki, tek başına çalışan bir adamın alnından damlayan terler, tıpkı gözyaşı gibi dökülüp gidiyor, hiçbir fayda temin etmiyor. Ne zaman, bir yere gelmiş binlerce alın birden terlerse işte o vakit bu sa’yin yeryüzünde bir eseri, bir izi görülebilir. Mademki tek başına sarfolunan mesainin kıymeti yoktur, biz de aramızda vahdeti te’min ederek topluca çalışmaya koyulmalıyız.” (Ersoy, 2013a: 230).</p>
<p><strong>Millî Birlik ve Bütünlük Bilincini Müslüman Üst Kimliğiyle İnşa Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez/ Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”</p></blockquote>
<p>“Mehmet Âkif millî birlik ve bütünlük şuurunu; bir toplumu teşkil eden muhtelif unsurların dünya ve hayat görüşlerini belirleyen ortak bir üst kimlik etrafında kenetlenen yaşama iradesi olarak görmektedir. Bu üst kimliği Müslümanlık olarak gören Âkif; Türk, Arap, Fars, Hint, Afgan, Tacik, Kazak, Türkmen, Kırgız, Kürt, Çerkez, Arnavut, Boşnak, Makedon, Malezyalı, Zenci vs. tüm Müslüman toplulukların ortak dünya ve hayat görüşleri olan dinî üst kimliğin hem kuşatıcı hem de duygu birlikteliğini sağlayan gücünü ortaya koymaktadır.</p>
<p>Devlet kavramının tanımı bir toplumsal gurubun ya da bireyin aidiyet duygusuna açık olmalıdır. Çünkü millî birlik ve bütünlüğün bu aidiyet kavramıyla direkt ilişkili olması devlete bağlılıkla sahiplenme ve koruma duygusunu da yanında getirmektedir. Aksi takdirde toplumsal grupların ve bireylerin devlete bağlılıklarına ve millî birlik ve bütünlük düşüncesine katılmaları güçleşmektedir. Müslümanlıkta kavmiyetçiliğe yer olmadığına sıkça vurgu yapan Âkif, ırkçı düşünceleri ayrılığa ve parçalanmaya neden olan en büyük tehdit ve tehlike olarak görmüştür.</p>
<p>Âkif’e göre asırlardır mazlum insanların, yersiz ve￼yurtsuz bırakılan kimsesizlerin ve sahipsizlerin güvenli yurdu ve emin beldesi olan Anadolu coğrafyasına kastetmeye çalışmak, dünya mazlumlarının hayat hakkına ve güvenliğine kastetmek anlamına gelmektedir.” (Demir, 2011: 228).</p>
<p><strong>Kendi Elimizle Düşmanımıza Sunduğumuz En Yıkıcı Silah: Kavmiyetçilik!</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre ne zaman bir araya gelmiş binlerce alın birlikte terlerse işte o vakit bu ortak çabanın yeryüzünde bir tesiri görülebilir.</p></blockquote>
<p>Âkif’in milletlerin üstünlük esasına dayanan ırkçılığa karşı çıkışı iki sebepten kaynaklanır: Birincisi, bu anlayışın İslamiyet’le bağdaşmaması, ikincisi ise, bu anlayışın siyasi olarak İslam dünyasını parçalayarak, Batı’nın karşısında kolay bir lokma haline getirmesidir (Kılıç, 2008: 178).</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin “fikr-i kavmiyyet” yüzünden dağılmaya yüz tuttuğunu gören Âkif, ülke içindeki ayrılıklardan düşmanın istifade edeceğini gayet iyi bildiğinden bu vahim gidişi engellemek istemiştir. Zîrâ, memleketi ele geçirmek isteyen düşmanın siyaseti, ülkede karışıklıklar çıkartarak iç düzeni bozmak ve toplumsal yapıyı zayıflatıp nihayetinde parçalamaktır:</p>
<p>“Müslümanlık sizi gâyet sıkı, gâyet sağlam,<br />
Bağlamak lâzım iken, anlamadım, anlayamam,<br />
Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?<br />
Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?</p>
<p>Birbirinden müteferrik bu kadar akvâmı,<br />
Aynı milliyyetin altında tutan İslâm’ı,<br />
Temelinden yıkacak zelzele kavmiyyettir.<br />
Bunu bir lâhza unutmak ebedî haybettir.</p>
<p>Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..<br />
Son siyâset ise Türklük, o siyâset yürümez!<br />
Sizi bir âile efrâdı yaratmış Yaradan;<br />
Kaldırın ayrılık esbâbını artık aradan.</p>
<p>Siz bu da’vâda iken yoksa, iyâzen-billâh,<br />
Ecnebîler olacak sâhibi mülkün nâgâh.<br />
Diye dursun atalar: “Kal’a içinden alınır.”<br />
Yok ki hiçbir işiten&#8230; Millet-i merhûme sağır!</p>
<p>Bir değil mahvedilen Devlet-i İslâmiyye&#8230;<br />
Girdiler aynı siyâsetle makbereye.<br />
Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;<br />
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.</p>
<p>Bırakın eski hükûmetleri, meydandakiler<br />
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.<br />
İşte Fas, işte Tûnus, işte Cezayir, gitti!<br />
İşte İran’ı da taksîm ediyorlar şimdi.</p>
<p>Bu da gâyetle tabîî, koşanındır meydan;<br />
Yaşamak hakkını kuvvetliye vermiş Yaradan.<br />
Müslüman, fırka belâsıyle zebun bir kavmi,<br />
Medenî Avrupa üç lokma edip yutmaz mı?</p>
<p>Ey cemâat, yeter Allâh için olsun, uyanın&#8230;<br />
Sesi pek müdhiş öter sonra kulaklarda çanın!” (Ersoy, 2013: 458-460).</p>
<p>İslam âlemine asırlarca hizmet eden Türk milletini takdir eden Âkif, Osmanlı devlet şemsiyesinin korunmasını bütün dünya Müslümanları için zorunlu görüyordu. O, asla kavmiyetçi değildi, ancak, bütün Müslümanları çatısı altında birleştirecek bir “İslam milleti” fikrinin müdafii idi. Türk ittihatçıları, Arnavut Başkımcıları, Arap kavmiyetçileri vd. ayrılıkçıları çok sert eleştiren Âkif’in bu meyandaki şiirlerini, aradan geçen yüz yıldan sonra bile günümüzdeki ayrılıkçılara uyarlayarak hayret ve esefle okuyabiliyoruz:</p>
<p>“Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk<br />
Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! (&#8230;)</p>
<p>Ya şu üç parçalı bayrak dikilirken tepene,<br />
Niye indirmedi, kim çıktı bu halkın önüne?<br />
Hani, milletlere meydan okuyan kavm-i necib?<br />
Görmedim bir kişi, tek bir kişi meydanda&#8230; Garib! (&#8230;)</p>
<p>Hani, ey kavm-i esâret-zede, muhtâriyyet?<br />
Korkarım, şimdi nasîbin mütemâdî haybet!<br />
Hani, ey unsur-ı bî-râbıta, istiklâlin?<br />
Ebediyyen, sanırım, söndü bütün âmâlin!</p>
<p>Hani “Başkım”cıların kurduğu yüksek hülyâ?<br />
Seni yıllarca avutmuş da o mel’ûn rü’yâ&#8230;<br />
Uyumuştun…Ya uyansaydın eder miydi tebah,<br />
Mülkü, birdenbire âfâka çöken kanlı sabah!”&#8230; (7 Mart 1913, Ersoy, 2013: 516-522).</p>
<p><strong>Şahsi Olanla Umumi Olan Arasındaki Dengeyi Kurabilmek</strong></p>
<p>Dünya üzerinde eşine az rastlanır cemiyetçilerden birisi olan Âkif, içinde yaşadığı toplumun varlığından ve bu varlığın sürekliliğinden üzerine düşen sorumluluğu çok derinden hisseden insanlardandır. İnsan olarak hissettiği bu sorumluluk, onu, bazen çok munis bir dille yol gösteren, bazen de avazı çıktığı kadar haykırarak uyaran sıfatı ile karşımıza çıkarır. Yaşadığı hayatı eskiterek her gün biraz daha sıradanlaştıran insanoğlu, kendine has kıldığı küçük şahsî dünyası içinde kaosu düzenlemeye uğraşırken, boğulduğu meselelere de çare olacak diğerkâmlığı ıskalayarak adım atmaya gayret eder. Şahsî olanla umumî olan arasındaki dengeyi kuramayan insan, tabiatından gelen olumsuzluğa meylin de icbarıyla nemelâzımcılığa teslimiyette tereddüt göstermez. İşte Âkif, ‘insan’ denen mahlûka, azmederek ayağa kalkmayı ısrarla yeniden telkin ederken, yeis hâlinden de şirke benzer olduğu için özellikle uzak durulmasını, içine düşülmemesi gerektiğini öğretir (Erbay, 2011: 98):</p>
<p>“Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.<br />
Ümmîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!<br />
Azmiyle, ümîdiyle yaşar hep yaşayanlar;<br />
Me’yûs olanın; rûhunu, vicdânını bağlar,</p>
<p>Lânetleme bir ukde-i hâtır ki; çözülmez..<br />
En korkulu câni gibi ye’sin yüzü gülmez!<br />
Mâdem ki alçaklığı bir, ye’s ile şirkin;<br />
Mâdem ki ondan daha mel’ûn, daha çirkin!</p>
<p>Bir seyyie yoktur sana; ey unsur-ı îman,<br />
Nevmîd olarak rahmet-i mev’ûd-ı Hudâ’dan,<br />
Hüsrâna rıza verme&#8230; Çalış&#8230; Azmi bırakma;<br />
Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!” (Ersoy, 2013: 532).</p>
<p><strong>Vatan Nimetinin Kadrini ve Kıymetini Bilmek</strong></p>
<p>İstiklâl Marşı’nda “Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,/ Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cudâ.” diyerek Allah’a yakaran Âkif, bu cennet vatan üzerinde yaşayıp da görevlerini bihakkın yapmayanlara karşı beslediği duyguları kendisinin vatan sevgisiyle mukayese ederek ‘Vâiz Kürsüde’ şiirinde şu mısralarla anlatır:</p>
<p>“Vatan muhabbeti, millet yolunda bezl-i hayât;<br />
Hülâsa, âile hissiyle cümle hissiyyât;<br />
Mukaddesâtı için çırpınan yürekte olur.<br />
İçinde leş taşıyan sîneden ne hayr umulur?</p>
<p>Vatan felâkete düşmüş&#8230; Onun hamiyyeti cûş<br />
Eder mi zannediyorsun? Herif: Vatan-ber-dûş!<br />
Bulunca kendine bir yer, doyunca kör boğazı,<br />
Kapandı, gitti, bakarsın ki, nekbetin ağzı.</p>
<p>Fakat, sen öyle değilsin: Senin yanar ciğerin:<br />
&#8220;Vatan!&#8221; deyip öleceksin semâda olsa yerin.<br />
Nasıl tahammül eder hür olan esâretine<br />
Kör olsun ağlamayan, ey vatan, felâketine!</p>
<p>Cemâ’at, elverir artık, bu uykudan uyanın,<br />
Hudâ rızâsı için, dünkü hâdisâtı anın!<br />
Kımıldamaz yine gelmezsek intibâha bugün,<br />
İkinci uyku ne dehşetli bir ölüm, düşünün!”&#8230; (Ersoy, 2013: 714).</p>
<p><strong>Yararlanılan Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>ÇAPAN, Funda. (2011). “Mehmet Âkif Ersoy’da Birlik ve Beraberlik Fikri”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011 Bildiriler Kitabı içinde, İZÜ Yayını, s.99-110.</li>
<li>DEMİR, Necati. (2011). “<strong>Mehmet Akif’in Milli Birlik ve Bütünlük Bilincini Günümüzde Okumak</strong>”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, s.217-239.</li>
<li>ERBAY, Erdoğan. (2011). “<strong>Millî Birlik Meselesinde Âkif’in İnsana Yüklediği Vazife</strong>”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, s.89-98.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). <strong>Safahât</strong>. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013a). <strong>Tefsir Yazıları ve Vaazlar</strong>. Hazırlayan: M. Ertuğrul Düzdağ, Ankara: DİB Yayınları.</li>
<li>KILIÇ, Ahmet Faruk. (2008). <strong>Milli Yürek Mehmet Âkif Ersoy’un Din ve Toplum Anlayışı</strong>. İstanbul: Değişim Yayınları.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-milli-birlik-ve-butunluk-suuruna-erisebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BERABERLİĞİN KURUCU,  TEFRİKANINSA YIKICI GÜCÜNÜ GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2016 10:48:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[3:142]]></category>
		<category><![CDATA[8:46]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülkerim Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Araplık]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutlar]]></category>
		<category><![CDATA[Asım]]></category>
		<category><![CDATA[beraberlik]]></category>
		<category><![CDATA[böl]]></category>
		<category><![CDATA[cemaat]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[çöküşün kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[Funda Çapan]]></category>
		<category><![CDATA[geleceğe umutla bakmak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı fikirler]]></category>
		<category><![CDATA[Kastamonu Nasrullah Cami]]></category>
		<category><![CDATA[kavmiyyet]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Laz]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Azimli]]></category>
		<category><![CDATA[Nuran Abdülkadiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[parçala ve yok et]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=268</guid>

					<description><![CDATA[“Hem Allah’a, hem O’nun Peygamberi’ne itaat edin. Sakın birbirinize girmeyin, sonra içinize korku düşer (hüsrâna düşersiniz). Devletiniz de elinizden gider. Sebat edin, Allah sebat edenlerle kat’iyyen beraberdir.” (Enfâl, 8/46). &#160; &#160; Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Hem Allah’a, hem O’nun Peygamberi’ne itaat edin. Sakın birbirinize girmeyin, sonra içinize korku düşer (hüsrâna düşersiniz). Devletiniz de elinizden gider. Sebat edin, Allah sebat edenlerle kat’iyyen beraberdir.”</p>
<p>(Enfâl, 8/46).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Müslümanların gerçek bir din kardeşliği duygusuyla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğine sürekli vurgu yapan Mehmet Âkif; ayrılıkçı duygulara ve tefrika hastalığına kapılıp küçük fırkalara bölünmenin ne kadar büyük tehlikelere yol açtığını şiirlerinde, yazılarında, vaaz ve hitabelerinde büyük bir fesahatle ortaya koymuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Din Kardeşliğinin Büyük Gücünü Keşfedebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre bir Müslüman dindaşlarının acısına asla bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değildir.</p></blockquote>
<p>“Âyât-ı kerîme var, nâmütenâhî ehâdîs-i şerîfe var ki, efrâd-ı müslimînden biri, diğer dindaşlarını kendi öz kardeşi bilmedikçe, onların meserretiyle mesrûr, musîbetiyle-mâtemiyle mahzûn olmadıkça tam Müslüman olamaz. İmanın kemâli, cemâat-i müslimîne sımsıkı sarılmakla kâimdir. ‘Bütün Müslümanlar bir araya gelerek tek bir vücudu meydana getiren muhtelif uzuvlara benzerler. İnsanın bir uzvuna bir hastalık, bir acı isabet etse, diğer uzuvların kâffesi o hasta uzvun elemine ortak oldukları gibi, bir Müslüman da diğer dindaşlarının acısına, musibetine, mâtemine kâbil değil bîgâne kalamaz. Kalabiliyorsa, demek ki Müslüman değil.’ ‘Bir müminin diğer mümine karşı vaziyeti, yekpâre bir duvarı vücuda getiren perçinlenmiş kayaların birbirine karşı aldığı vaziyet gibidir. Öyle olacaktır, öyle olmalıdır’<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> hadis-i şerifini elbette işitmişsinizdir.” (Abdülkadiroğlu, 1992:144).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beraberliğin Önemini ve Tefrikanın Zararını İdrak Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’e göre milletler silahla değil, ancak aralarındaki bağlar çözülerek, herkes kendi başının derdine düştüğü zaman yıkılır.</p></blockquote>
<p>Hz. Peygamber’in Müslüman toplumun çeşitli fırkalara bölünmesini yasaklayarak, fertlerin birlik içinde hareket etmesini ve tefrikadan uzak durmasını tavsiye etmesi sebebiyle, Müslüman toplumun geneli ile birlikte hareket etmenin önemini dile getiren ve Allah’ın yardımının cemaatin (birlik içinde olanların) yanında olduğunu ifade eden rivayetlere şiirlerinde, yazılarında ve hitabelerinde yer veren Âkif, Müslümanların birlik ve beraberliğinin önemini kuvvetli vurgularla dile getirir:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün ferdî mesâînin bütün mahsulü? Hep hüsrân;</p>
<p>Birer beyhûde yaştır damlayan tek tek alınlardan!</p>
<p>Cihan artık değişmiş, infirâdın yoktur imkânı,</p>
<p>Göçüp mâmûrelerden boylasan, hattâ beyâbânı.</p>
<p>Yaşanmaz böyle tek tek, devr-i hâzır: devr-i cem’iyyet.</p>
<p>Gebermek istemezsen, yoksa izmihlâl için niyyet,</p>
<p>“Şu vahdet târumâr olsun” deyip saldırma İslâm’a,</p>
<p>Uzaklaşsan da îmândan, cemâ’atten uzaklaşma.</p>
<p>İşit, bir hükm-i kat’î var ki istînâfa yok meydan:</p>
<p>“Cemâ’atten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan.”</p>
<p>Nedir îmân kadar yükselterek alçak bir ilhâdı?</p>
<p>Perîşân eylemek zaten perîşân olmuş âhâdı,</p>
<p>Nasıl yekpâre milletler var etrafında bir seyret,</p>
<p>Nasıl tevhîd-i âhenk eyliyorlar, ibret al, ibret!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gebermek istiyorsan başka! Lâkin, korkarım, yandın;</p>
<p>Ya sen mahkûm iken, sağlık, ölüm hakkın mıdır sandın?</p>
<p>Zimâmın hangi ellerdeyse, artık onlarınsın sen;</p>
<p>Behîmî bir tahammül, varlığından hisse istersen!</p>
<p>Ezilmek, inlemek, yatmak, sürünmek var ki, âdettir;</p>
<p>Ölüm dünyada mahkûmîne en son bir saadettir.</p>
<p>Desen bir kere “İnsanım!” Kanan kim? Hem niçin kansın?</p>
<p>Hayır, hürriyetin, hakkın masûn oldukça insansın.</p>
<p>Bu hürriyyet, bu hak bizden bugün âheng-i sa’y ister:</p>
<p>Nedir üç dört alın? Bir yurdun alnından boşansın ter.</p>
<p>(İstanbul, 3 Teşrînievvel 1334/ 3 Ekim 1918). (Ersoy, 2013:1208).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Osmanlı Devleti dağılmaya başladığında farklı soydan grupların devletten ayrılmalarının zararına defaatle işaret eden Âkif, birlik ve beraberliğin önemini anlatırken şu hadisi çokça kullanır:</p>
<p>“Herhangi bir ırkçılığa çağıran bizden değildir. Bir ırkçılık davası üzerine savaşan bizden değildir. Irkçılık davası üzere ölen bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 112).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gerçek Bir İman Kardeşliği Tesis Edebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Müslümanlık ́ta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!/ Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.”</p></blockquote>
<p>Âkif, iman kardeşliğinin söylemde bırakılmayıp uygulamada da gösterilmesinin zaruretine ilişkin şu açıklamaları yapmıştır:</p>
<p>“Cenâb-ı Hak sizi sıkı imtihanlara çekmedikçe, siz de sabr u sebat göstermedikçe, cennete gireriz mi zannediyorsunuz?” (bkz. Âl-i İmrân, 3/142). Yanlış. Sonra, Peygamber aleyhisselam buyurdu ki: ‘İman olmadıkça cennete giremezsiniz&#8230;’ Malûm, fakat alt tarafı var: ‘Birbirinizi sevmedikçe de mümin olmazsınız.’<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Lâkin ben bütün Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşlerime karşı hiç buğz, nefret yok&#8230; İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umûr-ı bâtıniyedendir. Vücûduna hükmolunmak için, hariçte âsârı, tecelliyatı görülmek lâzım. Yalnız hissiyât-ı kalbiye kâfî olsaydı, Cenâb-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emretmezdi. Kalben beni tanıyın. Bu kadar kâfî, derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahvâl-i kalbiyemizi, ahvâl-i vicdâniyemizi hâricî eşkâl ile görmek istiyor&#8230;” (Abdülkadiroğlu, 1992:116).</p>
<p>Âkif’e göre Batı’nın “böl, parçala ve yok et” politikaları karşısında devleti kurtaracak olan çare birlik ve beraberliktir. O, Müslümanların vaktiyle birlik ve beraberlik içerisinde oldukları için tarihte büyük devletler kurduğunu, ayrılığa düştükleri vakit ise vatanlarını kaybettiğini anlatır. Mehmet Âkif Ersoy’da birlik ve beraberlik fikri, geniş halk kitlelerini yönlendiren bir çağrıya dönüşür. Nitekim, Kurtuluş Mücadelesinde maneviyatın maddiyata karşı gâlip gelmesi, milletin zorluklara karşı tek yürek olması ve ülkede millî birlik ve beraberliğin sağlanmasıyla gerçekleşmiştir (Çapan, 2011:99).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Çöküşün Kanununu Kavrayıp Ona Göre Tedbir Alabilmek</strong></p>
<blockquote><p>“’Medeniyyet!’ size çoktan beridir diş biliyor/ Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor!”</p></blockquote>
<p>Birlik ve beraberliğin korunamadığı toplumların bağımsızlıklarını kaybederek başka milletlerin esareti altında girmeye mahkum olduğuna dikkat çeken Âkif; fitne, fesat, nifak ve şikak gibi sosyal hastalıklara karşı toplumu uyarır. Nitekim Kastamonu’da tarihî Nasrullah Cami’nde 19 Kasım 1920 tarihinde verdiği va’zında bu hususun ehemmiyetine vurgu yapmıştır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Milletler topla, tüfekle, zırhlılarla, ordularla, uçaklarla, silahlarla yıkılmıyor, yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki râbıtalar, bağlar çözülerek herkes kendi başının derdine, kendi havasına düştüğü zaman yıkılır&#8230; İslâm tarihini şöyle bir gözden geçirecek olursak, güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda yıkılmış ne kadar Müslüman devletler varsa hepsinin <strong>tefrika yüzünden</strong>, aralarına sokulan fitneler, fesatlar, nifaklar, şikaklar yüzünden bağımsızlıklarına veda ettiklerini, başka milletlerin esareti altına girdiklerini görürüz. Ecdadımız bize kanları, canları pahasına emanet ettikleri, yadigâr bıraktıkları o koca iklimleri, o dünyanın en zengin, en verimli topraklarını vere vere bugün avuç içi kadar yere tıkıldık kaldık. Haydi diyelim ki evvelce düşman önünden perişan bir halde kaçarken, arkada sığınabilecek barınabilecek bir ocak yahut bir bucak bulabiliyorduk. Fakat gözünüzü açınız, iyice bilmiş olunuz ki artık dinimizi, imanımızı, ırzımızı, namusumuzu, çoluğumuzu, çocuğumuzu barındırabilmek için arkamızda hiçbir yer kalmamıştır. Şayet düşmanların hilelerine, tezvirlerine, yalanlarına kapılarak birbirimize girmeye, birbirimizin kanını içmeye bir süre daha devam edecek olursak, Allah korusun bu son Müslüman ülke de ayaklar altında çiğnenip gidecektir!”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yılgınlığa Kapılmamak ve Geleceğe Umutla Bakmak</strong></p>
<p>İslâmiyet’i toplumsal birlik ve beraberliğin çimentosu olarak gören Âkif, düşmanca saldırıların bu milleti mazisinden koparamayacağı konusunda emindir ve istikbale umutla bakmaktadır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi, Âsım, bana müfrit de, ne istersen de,</p>
<p>Ma’rifetten de cüdâ, Şark, o fazîletten de.</p>
<p>Lâkin ister misin, oğlum, mütesellî olmak:</p>
<p>İctimâî bütün âmillere, kudretlere bak.</p>
<p>Bunların herbirinin kuvveti, mâzîye inen,</p>
<p>Kökü mikdârı olur; çünkü bu âmillerden,</p>
<p>En derin köklüsü, en sağlamı, en hâkimidir.</p>
<p>Şimdi, sen bizdeki kudretleri eşsen bir bir,</p>
<p>Göreceksin ki: bu millette fazîlet en uzun,</p>
<p>En derin köklere yaslanmada; hem sonra onun,</p>
<p>Bir mübârek suyu var, hiç kurumaz: Dîn-i Mübîn.</p>
<p>Hâdisât etmesin oğlum, seni aslâ bedbîn&#8230;</p>
<p>İki üç balta ayırmaz bizi mâzîmizden.</p>
<p>Ağacın kökleri mâdem ki derindir cidden,</p>
<p>Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar?</p>
<p>Oo, bakarsın, yine üstündeki edvârı yarar,</p>
<p>Yükselir, fışkırıp, âfâk-ı perîşânımıza;</p>
<p>Yine bin vâha serer kavrulan îmânımıza.</p>
<p>Vâkıa ortada yüzlerce mesâvî yüzüyor;</p>
<p>Sen bu kâbûsu bütün şerre değil, hayra da yor.</p>
<p>Çünkü yoktur birinin kalb-i cemâatte yeri;</p>
<p>Arasan: Hepsi beş on maskara ferdin hüneri!</p>
<p>Bu cihetten, hani, hiç yılmasın, oğlum, gözünüz;</p>
<p>Sâde Garb’ın, yalınız ilmine dönsün yüzünüz.</p>
<p>O çocuklarla berâber, gece gündüz, didinin;</p>
<p>Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin. (&#8230;)</p>
<p>Hani, bir ömre bedeldir şu geçen her gününüz;</p>
<p>Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz.</p>
<p>Şark’ın âğûşu açıktır o zaman işte size;</p>
<p>O zaman varmanın imkânı olur gâyenize&#8230; (18 Eylül 1919).</p>
<p>(Ersoy, 2013:1186).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Irkçı Fikirlere Karşı Tavır Alabilmek</strong></p>
<p>Mehmet Âkif’in Osmanlı Devleti’nin yıkılışı sırasındaki zorlu yıllarda devlet aleyhindeki ırkçı fikirlerle ve bağımsızlık adına yola çıkan Araplara ve Arnavutlara karşı devletin birlik ve bütünlüğünü savunması, günümüz açısından aynı sıkıntıları çeken bizler için çok önemlidir. Ona göre bütün toplumlar ve ırklar, devletin şemsiyesi altında kardeşçe, aynı dinin mensubu olarak sırt sırta vermeli ve bütünlüğü bozan hareketlerden kaçınmalıdır.</p>
<p>Âkif şiirlerinde devletin birliğine kasteden tüm ırkçı fikirlere karşı tavır almaktadır (Azimli, 2008:502):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Siz ey bu yangını ihzâr eden beş altı sefîl,</p>
<p>Ki ettiniz bizi Hırvat’la Sırb’a rezîl!</p>
<p>Neden hükûmete Kur’an’la bağlı Arnavud’u</p>
<p>Ayırdınız da harâb ettiniz bütün yurdu?</p>
<p>Nasılmış, anlayınız iddiâ-yı kavmiyyet?</p>
<p>Ne yolda mahvoluyormuş bakın ki bir millet!</p>
<p>Siz, ey bu zehri en evvel kusan beyinsizler!</p>
<p>Kaçıp da kurtuluruz sandınız&#8230; Fakat, ne gezer!</p>
<p>Bu gün belânızı bulmuş değilseniz, mutlak,</p>
<p>Yarınki sâikalar beyninizde patlayacak! (Ersoy, 2013:750).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk</p>
<p>Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk! (&#8230;)</p>
<p>Üç sefîl ordu çevirsin o metîn ordumuzu,</p>
<p>Bizi koğsun elimizden alarak yurdumuzu…</p>
<p>Kimsesiz âilelerden kimi gitsin bıçağa;</p>
<p>Kimi bin türlü fecâatle çekilsin kucağa&#8230;</p>
<p>Birinin ırzı heder, diğerinin hûnu helâl!&#8230;</p>
<p>İşte, ey unsur-ı isyân, bu elîm izmihlâl,</p>
<p>Seni tahrîk eden üç beş alığın ma’rifeti!</p>
<p>Ya neden beklemiyordun bu rezîl âkıbeti?</p>
<p>Hani, milliyyetin İslâm idi&#8230; Kavmiyyet ne?!</p>
<p>Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.</p>
<p>“Arnavutluk” ne demek? Var mı şerîatte yeri?</p>
<p>Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!</p>
<p>Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;</p>
<p>Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde!</p>
<p>Müslümanlıkta ‘anâsır’ mı olurmuş? Ne gezer!</p>
<p>Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.</p>
<p>En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın;</p>
<p>Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!</p>
<p>Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel,</p>
<p>Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!</p>
<p>Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?</p>
<p>Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü!</p>
<p>Dinle Peygamber-i Zîşân’ın İlâhî sözünü.</p>
<p>Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ‘yaşar’ der delidir,</p>
<p>Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.</p>
<p>Veriniz baş başa&#8230; Zîrâ sonu hüsrân-ı mübîn:</p>
<p>Ne hükûmet kalıyor ortada billâhi, ne dîn!</p>
<p>“Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;</p>
<p>Evvelâ parçalamak, sonra da yutmak diliyor.</p>
<p>Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,</p>
<p>Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid dâvâ?</p>
<p>Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz&#8230;</p>
<p>Size rehberlik eden haydûdu artık koğunuz!</p>
<p>Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum&#8230;</p>
<p>Başka bir şey diyemem&#8230; İşte perîşan yurdum!&#8230; (7 Mart 1913). (Ersoy, 2013:522-526).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hakikat Bilgisinin Gücüyle Mücadele Etmek</strong></p>
<p>Âkif ömrünün sonuna kadar ayrılıkçı fikirlerle mücadele etti. Onun için vatanın birlik ve bütünlüğü, ümmetin beraber yaşaması hayati öneme sahipti. Bu düşüncelerle Araplara karşı geldi ve onları ikna için Arabistan’a gitti. Aynı yıllarda Turancılığı ön plana alan İttihatçılara karşı çıktı. Kendi milleti olan ayrılıkçı Arnavutçulara karşı en sert söylemlerde bulundu. Âkif’in bu düşüncelerinde ne kadar haklı olduğu, müttefik Almanya’da bulunan ve İngilizlerden alınan esirlerle görüşmek üzere gittiğinde dönüşte Viyana’da Kudüs’ün İngilizlerce işgal edildiğini duyan Müttefiklerinin sevinç çığlıkları atmaları üzerine daha net anlamıştı. O, çözümü şu şekilde sunmuştu (Azimli, 2008:505):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gün anâsır-ı İslâm’ı bir denî cereyân</p>
<p>Sürüklüyor ki: bakın nerden eyliyor nebe’ân</p>
<p>Felâketin başı, hiç şüphe yok, cehâletimiz;</p>
<p>Bu derde çâre bulunmaz -ne olsa- mektepsiz.</p>
<p>Ne Kürd elifbâyı sökmüş, ne Türk okur, ne Arab;</p>
<p>Ne Çerkes’in ne Laz’ın var, bakın elinde kitab!</p>
<p>Hulâsa, milletin efrâdı bilgiden mahrum.</p>
<p>Unutmayın şunu lâkin: “Zamân: zamân-ı ulûm!” (Ersoy, 2013:710).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li>ABDÜLKADİROĞLU, Abdülkerim ve Nuran Abdülkadiroğlu. (1992). M. Akif’in Kur’ân-ı Kerim’i Tefsiri, Mev’ıza ve Hutbeleri. Ankara: DİB Yayını, 231 s.</li>
<li>AZİMLİ, Mehmet. (2008). “Arnavut Mehmet Akif ve Devletin Bütünlüğü”. I. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu Bildiriler Kitabı içinde, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Yayını, c.II, s.501-505.</li>
<li>ÇAPAN, Funda. (2011). “Mehmet Âkif Ersoy’da Birlik ve Beraberlik Fikri”. Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu, 12-14 Ekim 2011 Bildiriler Kitabı içinde, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını, s.99-110.</li>
<li>ERSOY, Mehmet Âkif. (2013). Safahât. Hazırlayan: Abdullah Uçman. İstanbul: Çağrı Yayınları.</li>
</ol>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Buhârî, Salât 88, Edeb 36; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Müslim, İman 93; Ebû Dâvûd Edeb 131; Tirmizî, İsti’zân 1. Keza bkz. Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 56; Ahmed b. Hanbel, I/165,167.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Bu va’zın metni, Sebîlü’r-Reşâd dergisinin 25 Kasım 1920 tarihli 464. sayısında yayımlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/beraberligin-kurucu-tefrikaninsa-yikici-gucunu-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
