<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Maraş Müftüsü Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/maras-muftusu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/maras-muftusu/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 09 Apr 2019 20:39:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>FİKRİ TUNA HOCA’YI YAKINDAN TANIMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-tuna-hocayi-yakindan-tanimak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-tuna-hocayi-yakindan-tanimak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Apr 2019 20:39:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ÇERKESLER]]></category>
		<category><![CDATA[el-Emin]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[GÖKSÜN]]></category>
		<category><![CDATA[GÜVENİLİR İNSAN]]></category>
		<category><![CDATA[HÂTIRAT]]></category>
		<category><![CDATA[KANÇUVEY]]></category>
		<category><![CDATA[KIRŞEHİR MÜFTÜSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[M. ASIM ÖZ]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş Müftüsü]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E]]></category>
		<category><![CDATA[SÖMÜRÜYE ELVERİŞLİLİKTEN KURTULMAK]]></category>
		<category><![CDATA[TEMURAĞA]]></category>
		<category><![CDATA[Tûme]]></category>
		<category><![CDATA[ÜMİT MERİÇ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=862</guid>

					<description><![CDATA[Bir kimsenin bizzat yaşadığı veya şâhit olduğu olayları, bunlar hakkındaki duygu ve düşüncelerini aktardığı eserler, mazide kalmış olayların daha iyi anlaşılmasında önemli bir işlev icra etmektedir. Ancak, “hâtırat” adını verdiğimiz bu tür eserlerin, bir ömrün tüm hasılasını önümüze sererek insanlık adına daha iyi bir gelecek inşasında üstlendiği görev daha da önemlidir. Türkiye’de hâtırat türü eserlerin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kimsenin bizzat yaşadığı veya şâhit olduğu olayları, bunlar hakkındaki duygu ve düşüncelerini aktardığı eserler, mazide kalmış olayların daha iyi anlaşılmasında önemli bir işlev icra etmektedir. Ancak, “<strong>hâtırat</strong>” adını verdiğimiz bu tür eserlerin, bir ömrün tüm hasılasını önümüze sererek insanlık adına daha iyi bir gelecek inşasında üstlendiği görev daha da önemlidir. Türkiye’de hâtırat türü eserlerin rağbet görmeye başlaması bu bağlamda sevindirici bir gelişmedir. Pınar Yayınları da (<strong>1</strong>) hâtırat türü eserler neşretmeye başlamış olup bu seride yeni çıkan bir eserimizi bu haftaki yazımda tanıtmak istiyorum.</p>
<p><strong>Bütün Bir Ömrü İlim ve Hakikat Uğruna Vakfetmek</strong></p>
<p>Merhum Fikri Tuna Hoca (<strong>2</strong>), organizasyonlara sahip olmamaları ve medya araçlarına mesafeli durmaları gibi sebeplerden dolayı toplumda yeterince tanınmayan, fikirlerinden haberdar olunmayan, saklı bahçe gibi keşfedilmeyi büyük bir vakarla bekleyen ulemâ ve mütefekkirlerimizden biriydi. Hazine değerindeki müktesebatını dâr-ı bekâya intikal etmeden önce kayda geçirmiş olmamız, bizi de onu da ziyadesiyle mesut etmişti. 23 Ekim 2017 tarihinde vefat eden merhum hocama eserin prova baskısını ölüm döşeğinde takdim ettiğimde gözlerinden yaş gelmiş, bana sarılarak yürekten dualar etmişti. Sekiz yıl boyunca otuzu aşkın oturumda sesli ve yazılı olarak kayda geçirdiğimiz hatırat, dört yıllık bir hazırlık sürecinden sonra nihayet kitabevlerinde raflarda yerini aldı, okuyucularıyla buluşmayı bekliyor.</p>
<p>Kendi ifadesiyle; “1864 yılında Rus-Kafkas savaşının elem verici bir mağlubiyetle neticelenmesi sebebiyle cennet misali güzel yurtlarından sürülerek Osmanlı Devleti’nin çeşitli vilâyetlerinde iskân edilen Çerkeslerden Tûme ailesinin çocuğu olarak 1934 yılında Maraş’ın Göksün ilçesine bağlı Temurağa köyünde dünyaya gelen” eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna’nın Şam’dan Libya’ya, Mısır’dan Cezayir’e, Türkiye’den Yemen’e kadar uzanan ilim ve araştırma yolculuğunu daha önce müstakil bir yazıda arz etmiştim (<strong>3</strong>). Bu haftaki yazımda üstadın ehemmiyetini ve “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserin kıymetini konu edinen önsöz, takdim ve arka kapak yazılarını özetleyerek aktarmakta yarar görüyorum. Eserin yazarı olarak kaleme aldığım önsözü şu şekilde özetlemek mümkün (<strong>4</strong>):</p>
<p><strong>Eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna’yı Fikirleriyle Tanımak</strong></p>
<p>Kanaldan kanala, programdan programa koşarak gündemi hurafelerle meşgul eden ve toplumu gereksiz tartışmalarla yoran medya ulemasına inat, kendi köşesinde vakarla keşfedilmeyi bekleyen saklı kalmış âlim ve mütefekkirlerimiz de azımsanmayacak sayıdadır. Bunlardan biri olan merhum <strong>Tûme Fikri Tuna</strong> Hoca’yı 90’lı yılların başında Osmanlı Arşivi’nde çalışırken tanıma şerefine ermiştim. Ancak, onun ilmî ve fikrî derinliğini keşfederek yüksek birikiminden istifade edebilmek için aradan uzunca bir zaman geçmesi gerekti. Önce Kafkasya’dan getirdiğimiz öğrencilere ders vermesini organize ederken hocayı yakından tanımaya başladım. Ardından bir grup arkadaşımla kendisinden kısa bir süre dersler alıp sohbetlerini dinledik…</p>
<p>Saklı kalmış âlimlerimizi ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, toplumsal ihya ve ıslah çabaları açısından son derece önemlidir. Fikri Tuna <strong>1934</strong> tarihinde Kahramanmaraş’ın Göksun kazasına bağlı Türkçe adıyla <strong>Temurağa</strong>, Çerkesçe adıyla Kançuvey köyünde dünyaya geldi. “Sen büyük bir âlim olacaksın ve İslâm’a hizmet edeceksin!” diyerek küçük yaşta ilim aşkını kendisine aşılayan annesinin duasını gerçekleştirmek üzere uzun bir ilim yolculuğuna çıktı. Tûme Fikri Hoca, Suriye, Mısır, Libya gibi farklı İslâm ülkelerinde tahsil görmüş, Cezayir’de on yedi sene üniversite hocalığı yapmıştır. Kahramanmaraş ve Kırşehir’de müftülük görevi de icra etmiş olan üstat, Hindistan’dan Fransa’ya, Afrika’dan Kafkaslara çok farklı coğrafyalarda seyahatler gerçekleştirmiş, derinlemesine titiz gözlemler yapmıştır… Mesela üstadın sadece İran seyahati ve ayetullahlarla yaptığı münazaralar başlı başına bir inceleme konusudur…</p>
<p>Allah Rasulü’nün daha vahiy almadan herkesin ona itimat edip güvendiğine ve insanların onun için <em>el-emîn</em> (güvenilir insan) lakabını kullandığına vurgu yapan üstat, İslâmiyet’te ibadet, muamelat, ticaret, insanlar arası ve ülkeler arası ilişkiler gibi tüm alanlarda esas olanın <strong>ahlaki davranış</strong> olduğuna dikkat çekmektedir. İslâm âleminin içinde bulunduğu perişan vaziyetten kurtulabilmesi için öncelikle Kur’an’ın ahlak meselesine verdiği önemin doğru anlaşılması gerektiğini savunan üstat, İslâm âleminin eleştiriden korkmasını kaderciliğe bağlamakta, İslâm’da kadercilik anlayışına yer olmadığını savunmaktadır. Keza, sömürge düzeni konusunda Malik Bin Nebi’nin yaklaşımını benimseyen üstat, sömürgecilerle mücadele edebilmek ve sömürge olmaktan kurtulabilmek için öncelikle <strong>sömürüye elverişlilikten kurtulmak</strong> gerektiğine vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Fikri Tuna’nın engin fikirlerini, analiz ve önerilerini kamuoyuyla paylaşmak, toplumsal hayatımızın ihya ve ıslahı çabaları açısından büyük önem arz ettiğinden üstadın <strong>hayatını, hatıratını ve fikirlerini</strong> kendi ağzından yazıya aktarmak istedim. Bir dostumun bana ilettiği hocanın özgeçmişi her ikimizin bu ortak isteğini ateşledi… Bu çalışma, İstanbul’da 10 Mart <strong>2008</strong> tarihinde üstadın Kadıköy’deki ofisinde başlayan ve büyük çoğunluğu Erenköy’deki evinde gerçekleştirilen otuzu aşkın oturumda sesli ve yazılı bir şekilde kayıt altına aldığımız anlatımların 12 Haziran 2016 tarihindeki son oturumda birlikte gözden geçirilmesiyle nihayete erdirilmiş hâlidir. Ardından, her biri iki ilâ altı saat arasında değişen sürelerde fikirlerini ve hatıratını büyük bir dirayetle anlatan üstadın temas ettiği konuların tasnifini, redaksiyonunu ve tertibini yaptım. Bu süreçte metnin özgün yapısını olabildiğince korudum. Sözlü anlatımın yazılı anlatıma dönüştürülmesi elzem olan yerlerin yeniden yazımı, ayetler, hadisler ve fikrî aktarımların yapıldığı kitapların tam isimleri başta olmak üzere Arapça ve Çerkesçe kısımların Türkçeye tercümesi gibi ilaveler, tüm okuyucuların kolaylıkla istifade edebilmesi maksadıyla tarafımızdan yapılmıştır. Üstat gözlem ve fikirlerini sadece Türkçe anlatmamış, konuya ya da konuğa göre yer yer Arapça bazen de Çerkesçe anlatmayı tercih etmiştir. Keza, sözlü anlatımda noksan bırakılan şiirler, kitap isimleri, yer yer şahıs isimleri metnin özgün yapısını bozmayacak şekilde tamamlanmış, ayet ve sure numaralarıyla atıflar eklenmiştir.</p>
<p><strong>Yurtdışında Tanınan Değerlerimizi Yurtiçinde de Tanımak</strong></p>
<p>Prof.Dr. <strong>Ümit Meriç</strong> Hanımefendi’ye, takdim metni olarak sunduğumuz kısmı Dünyadan Kâinata Mektuplar adıyla yayına hazırladığı eserinin “Cezayir’de On Gece ve Bir Gece” başlıklı bölümünden iktibas etmemize müsaade ettiği için şükranlarımızı sunuyoruz:</p>
<p>“29 Haziran 1986. Cezayirliler Türkleri seviyor. 62’deki hatamıza rağmen. Ülkede Türk ailelerinden gelen bir seçkinler zümresi oluştuğu gibi, tarihlerinin en huzurlu dönemlerini de Osmanlı idaresi altında geçirdiklerini, artık tarihî belgelerle biliyorlar, Cezayirliler. Fransızların “Ecdadımız Galyalılar…” diye lise kitaplarından Cezayirlilere öğrettikleri gayr-ı millî tarih anlayışı, yerini millî ve ilmî bir tarihe bırakmak üzere. Bakın, nasıl?</p>
<p>Otelin restoranında, Türkiye’nin pek tanımadığı ama Cezayir’in çok iyi tanıdığı bir Türk ilim ve din adamı ile beraberiz. Cezayir dayılarının sonuncusu olacak kadar Cezayir’i, ülkenin, tarihini ve halini ve dilini bilen bu zatın adı <strong>Fikri Tuna</strong>. Cezayir’de geçirdiğim şu üç-beş gün içinde ismini defaatle duyduğum bu zat anlatıyor:</p>
<p>Bugünkü sınırlarıyla Cezayir, tarihte ilk defa Türkler tarafından kuruldu. Barbaros Hayrettin Paşa deniz ufkunda belirdiği zaman, bölgede birbiriyle savaşan ve İspanya’ya boyun eğen yirmi kadar emirlik vardı. Yani Endülüs’te oynanan trajedi, Kuzey Afrika’da da tekrarlanıyordu. Midillili bir sipahinin oğlu olan Barbaros kardeşler Akdeniz’de korsanlık yapan Avrupalılara (Cenova, Malta, İspanya ve Venedik’e) karşı bir tür deniz cihadı içinde idiler. İslâm prensiplerine uygun olarak ganimet taksiminde bulunuyor, devlet gemilerine hücum etmiyor, esirlere karşı insaflı davranıyorlardı. Kuzey Afrika sahillerinin bir kısmı İspanyollar tarafından zapt edilmişti. Fernando ile evlenen Kraliçe İsabella için Endülüs’ün alınması sadece bir başlangıçtır. Koyu Katolik olan kraliçenin arzusu (basılmış bulunan vasiyetnamesine göre) Hristiyanlık için önce Kuzey Afrika ve siyah Afrika’nın zaptı, sonra Mısır ve Kudüs’ün fethi ile İstanbul’a varmaktır. İstanbul’dan Roma’ya kenetlenebilecek, böylece Dünya Hıristiyan İmparatorluğu tamamlamış olacaktır.</p>
<p>İspanya harekete geçmiş ve adım adım ilerlemeye başlamıştır. Bicaya halkı üç denizci kardeşe “Bizi kurtarın!” diye mektup yazarlar. Bicaya alınırken Türk kuvvetleri ile Berberi kuvvetleri birleşir. İki yıl sonra Cezayir ayanı Barbaros kardeşleri, şehirlerini İspanyollardan kurtarmak üzere çağırırlar. Tunus’la Fas arası iki kardeşin idaresi altında birleşir. Cezayir’in batısında kalan bölge Oruç Reis’in, doğusunda kalan bölge Barbaros Hayrettin Paşa’nın yönetimine verilir. Cezayir’in ikinci beylerbeyi Barbaros’un oğlu olan Cezayirli Hasan Paşa, üçüncü beylerbeyi yine Hasan Paşa, dördüncüsü Turgut Reis, beşincisi Kılıç Ali Paşa’dır. Paşaları Ağalar onları da Dayılar devri izler. Son dayı Hüseyin Dayı, yelpazesiyle Fransız elçisinin yüzüne vuran zattır. Ona gelinceye kadar Cezayir’i Day (‘Dayı’nın kısaltılıp gündelik dile girmiş şekli) başkanlığındaki 40 kişilik yeniçeri ağaları, müftüler ve kadılardan mürekkep bir divan yönetiyor. Tarihte 28 Day yönetmiş Cezayir’i.</p>
<p>Fransız sömürgeciliğinin 1962’de sona ermesinden sonra Cezayir Devleti İngiliz ve Fransız’ın yazdığı Cezayir tarihlerinden farklı yeni ve hakikate uygun millî bir tarih yazmak istiyor. Bumedyen devrinde Tarihî Araştırmalar Millî Merkezi (CNEH) kuruluyor. Ve başkanlığına Tevfik Medeni geliyor. Cezayir Kurtuluş Savaşında Millî Eğitim Bakanı, Ben Bella zamanında Evkaf Bakanı, daha sonra Türkiye, Irak, Pakistan ve İran’da Cezayir Sefiri olan bu zat, Türkiye’den Cezayir tarihi ile ilgili 4 bin kadar Osmanlı arşiv belgesinin fotokopisini alıyor. İşte (bana bütün bu bilgileri veren) Sayın <strong>Fikri Tuna</strong> da Tevfik Medeni tarafından bu evrakı Arapçaya tercüme etmesi için 1970’te Cezayir’e davet ediliyor.</p>
<p>Beş cilt olarak hazırlanan Cezayir Tarihi’nin ilk üç cildi yayımlandı. Bunlar; 1) Tarih öncesinden İslâm fethine kadar Cezayir, 2) İslâm Dönemi, 3) Osmanlı Dönemi, 4) 1830 ve sonrası, 5) 1954-1962 Bağımsızlık Savaşı yıllarını kapsıyor. İki yıl evvel vefat eden ve ömrünün son gününe kadar çalışan Tevfik Medeni’nin Arapça kaleme almış olduğu hatıraları elan Melike Murabıt tarafından Fransızcaya tercüme ediliyor. Cezayir’de ilme, belgelere dayanan şuurlu bir Türk dostluğu olmasından dolayı çok seviniyor. <strong>Fikri Tuna</strong>’ya Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti namına nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.”</p>
<p><strong>Eleştiriyi Islah Gayesiyle ve İbadet Aşkıyla Yapmak</strong></p>
<p>Pınar Yayınları Editörü M. Asım Öz’ün eseri değerlendiren arka kapak yazısını da şöylece özetlemek mümkün:</p>
<p>“Uzun bir ilim yolculuğuna çıkan merhum Fikri Tuna, heyecanını ve coşkusunu ömrü hayatı boyunca korudu. Şam’dan Lübnan’a, Mısır’dan Cezayir’e uzanan seyahatleri ulvi ilim yolculuğuyla ilgili.</p>
<p>Fikri Tuna aynı zamanda çağdaş İslam düşüncesini ve İslam âleminin ahvalini yakından takip eden iyi bir müdekkik. İlmin “İslam’ı asrın idrakine söyletmek” manasına geldiğini bilen bir isim. Geleneksel tortulara itibar etmeyen, doğru bildiğinin peşinde giden bir mütefekkir. Hayatta risk almaktan çekinmeyen, denenmeyeni deneyen, söylenmeyeni dahası bazen asla söylenemeyecek olanı çekinmeden söyleyen bir eleştirmen.</p>
<p>Fethi Güngör, Maraş’tan Marakeş’e kitabını Fikri Tuna ile yaptığı ve yıllara yayılan uzun söyleşilerden hareketle kaleme aldı. Kapsamlı bir girişle birlikte yayımlanan bu hatırat, yakın tarihimizin saklı kalmış gerçeklerini öğrenmek isteyenler için önemli bir kaynak… Asıl olanın hatırlananlar olduğunu vurgulayan Fikri Tuna, elinizdeki kitapta Türkiye’de ve dünyada modern zamanlarda Müslüman olmanın anlamını, bir ömür süren arkadaşlıklarını, şahitliklerini, gözlemlerini, eleştirilerini, düşünür ve âlimlerle münasebetlerini, seyahatlerini, tanıdığı onlarca insanı ve mütalaa ettiği binlerce eserin özünü kendine özgü üslubuyla tahlil ederek anlatıyor.</p>
<p>Sömürge düzeni konusunda Malik Bin Nebi’nin yaklaşımını benimseyen Fikri Tuna, sömürgecilerle mücadele edebilmek ve sömürge olmaktan kurtulabilmek için öncelikle sömürüye elverişlilikten kurtulmak gerektiğine vurgu yapmasıyla farklılaşır.</p>
<p>Maraş’tan Marakeş’e, İslam âleminde neyin nasıl yapılması gerektiğine dair bir ufuk çizen, bir vakitler mütefekkirlerin içinde bulunduğumuz perişan vaziyeti nasıl değerlendirdiğini örnekleriyle oraya koyan <strong>bir şahitlik kitabı</strong>.”</p>
<p>Allah’ın yardımıyla hâtıratını ve fikirlerini “Maraş’tan Marakeş’e” isimli eserle kitaplaştırmaya muvaffak olduğumuz merhum Fikri Tuna hocamızın fikir dünyasında yaşamaya devam edecek olması hüznümüzü hafifletiyor… Çok büyük zevk alarak uzun saatler boyunca mütalaalara daldığı iki bini aşkın kitabını Şubat 2017’de gözleri yaşararak hibe ettiği İbn Haldun Üniversitesi’nde binlerce öğrenciye hizmet etmeye, böylece üstat, fikirleri ve kitaplarıyla İslâm âlemine ve tüm insanlığa katkı yapmaya devam edecektir. Rabbim, 23 Ekim 2017 tarihinde vefat eden merhum Tûme Fikri Tuna’nın taksiratını affetsin, mekânını cennet, makamını âli eylesin.</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>http://pinaryayinlari.com</li>
<li><strong>Fikri Tuna</strong> &#8211; YouTube</li>
<li>Fethi Güngör; “<strong>Saklı Ulemâyı Keşfedebilmek</strong>”, http://dirilispostasi.com/n-1581-sakli-ulemyi-kesfedebilmek.html, 09.11.2015.</li>
<li>Fethi Güngör; <strong>MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul 2019, ciltli, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-tuna-hocayi-yakindan-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAKLI ULEMÂYI KEŞFEDEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2015 10:04:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1864]]></category>
		<category><![CDATA[1934]]></category>
		<category><![CDATA[35:28]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Emîrî]]></category>
		<category><![CDATA[ayetullah]]></category>
		<category><![CDATA[Bahâîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[ed-Dirasâtu’l-Ulyâ]]></category>
		<category><![CDATA[el-Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Fikri Tuna]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Güneydoğu Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[ibâdihi'l-ulemâ]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıyânîlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kütüphaneler ve Arşiv Genel Müdürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Malik b. Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[Maraş Müftüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Muammer Kazzâfi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[Rus-Kafkas savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Tebliğ Cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[Temurağa köyü]]></category>
		<category><![CDATA[Tevfik el-Medeni]]></category>
		<category><![CDATA[Tûme]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen Eski Eserler]]></category>
		<category><![CDATA[Zeydiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=200</guid>

					<description><![CDATA[“İnnemâ yahşallâhe min ‘ibâdihi’l-‘ulemâ’; Allah&#8217;a kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını) bilenler hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28). &#160; Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının dört bir yanında saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, Ümmet-i Muhammed’in ıslahı ve ihyası çabaları açısından pek mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır. Yazma kabiliyetlerinin hitabetleri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“<em>İnnemâ yahşallâhe min ‘ibâdihi’l-‘ulemâ’</em>;<br />
Allah&#8217;a kulları içinde yalnızca (farklılığın hikmet ve amacını)<br />
bilenler hakkıyla saygı duyarlar.” (Fâtır 35:28).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının dört bir yanında saklı kalmış ulemâ ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, Ümmet-i Muhammed’in ıslahı ve ihyası çabaları açısından pek mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır. Yazma kabiliyetlerinin hitabetleri kadar gelişmemiş olması, kendilerini ve fikirlerini yayacak organizasyonlara sahip olmamaları, medya araçlarına mesafeli durmaları gibi sebeplerden dolayı toplumda yeterince tanınmayan, fikirlerinden haberdar olunmayan, saklı bahçe gibi keşfedilmeyi büyük bir vakarla bekleyen ulemâ ve mütefekkirlerimiz hazine değerindeki müktesebatıyla dâr-ı bekâya intikal etmeden onları keşfetmeli, fikirlerini ve hatıralarını kayıt altına almalıyız.</p>
<blockquote><p>Saklı kalmış âlimlerimizi ve mütefekkirlerimizi keşfederek onların birikimlerini kamuoyuyla paylaşmak, ihya çabaları açısından son derece önemlidir.</p></blockquote>
<p>Bu meyanda bir farkındalık oluşmasına ve duyarlılık gelişmesine katkı yapmak maksadıyla, saklı bir âlim ve derin bir mütefekkire kendi anlatımları çerçevesinde dikkat çekmek istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eski Maraş Müftüsü Fikri Tuna’nın İlim Yolculuğu </strong></p>
<blockquote><p>Fikri Tuna, “Sen büyük bir âlim olacaksın ve İslam’a hizmet edeceksin” diyerek küçük yaşta ilim aşkını kendisine aşılayan annesinin duasını gerçekleştirmek için uzun bir ilim yolculuğuna çıkmıştı.</p></blockquote>
<p>1864’te Rus-Kafkas savaşının elem verici bir mağlubiyetle neticelenmesi sebebiyle cennet misali güzel yurtlarından sürülerek Osmanlı Devleti’nin çeşitli vilâyetlerinde iskân edilen Çerkeslerden Tûme ailesinin çocuğu olarak 1934 yılında Maraş&#8217;ın Göksün ilçesine bağlı Temurağa köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu tefsir sohbetlerinin yapıldığı, kadın erkek herkesin okuma yazma bildiği kültür düzeyi yüksek bir köyde geçti.</p>
<p>“Sen büyük bir âlim olacaksın ve İslam’a hizmet edeceksin” diyerek küçük yaşta ilim aşkını kendisine aşılayan annesinin duasını gerçekleştirmek için uzun bir ilim yolculuğuna çıkan üstat Fikri Tuna, ilköğrenimi köyünde, ortaöğrenimi Halep’te tamamladı. 1957 yılında Kahire’ye giderek el-Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu. Bu bölümü dört yılda bitirerek Türkiye’ye dönen Fikri hoca, 1962 yılında KahramanMaraş müftüsü olarak tayin edildi. İki yıl boyunca il müftülüğü yanında İmam-Hatip Lisesi meslek dersleri öğretmenliği de yapan Fikri Tuna, İslam’ın içtimai adalete dayanan iktisadi anlayışı üzerinde hassasiyetle durması sebebiyle, asla tasvip etmediği bir partiye mensup olmakla suçlandı. Bunun üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı merkezine alındı ve bir süre Tetkik Kurulu Başkanı olarak hizmete devam etti. 1965’te Kırşehir Müftülüğüne atandı. Ancak üç yıl sonra istifa ederek Libya’ya gitti ve ihtisas eğitimi için ed-Dirasâtu’l-‘Ulyâ’nın Kelam ve Felsefe Bölümü’ne intisap etti.</p>
<p>Üstadın içtimai ruhu Şam’da uyanmıştı. Mustafa Sıbaî gibi üstatların sohbet ve konferanslarını izleyerek fikrî gelişimini orada başlatmıştı. Hiçbir zaman okuldaki dersleriyle yetinmeyen üstadın ilmî inkişafı daha ziyade binlerce kitabı mütalaa etme imkânı bulduğu Libya-Cağbub’da gerçekleşti. Zira orada kütüphane ve kumdan başka kendisini meşgul edecek hiç bir şey yoktu&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cezayir’de Eğitim ve Araştırma Faaliyetleri</strong></p>
<blockquote><p>Üstadın fikrî inkişafı Şam’da, ilmî inkişafı da binlerce kitabı mütalaa etme imkânı bulduğu Libya-Cağbub’da gerçekleşti.</p></blockquote>
<p>Albay Muammer Kazzâfî darbesini gerçekleştirip ed-Dirasâtu’l-‘Ulyâ’nın doktora kısmını lağv edince, Fikri Tuna doktora çalışmasını Sorbon Üniversitesi’nde tamamlamak niyetiyle Cezayir yoluyla Fransa’ya gitmek üzere yola çıktı. Cezayir onun için kahramanların yaşadığı bir ülkeydi. Ezher’de okurken bir taraftan da Mısır Radyosu’nda Türkçe servisinde spikerlik yaparken Mısır’da kurulan Cezayir Muvakkat Hükümeti’nin saygın üyeleriyle tanışma fırsatı bulmuş olan üstat, Malik b. Nebi, Tevfik el-Medeni, Ferhad Abbas gibi birçok önderle yakından tanışarak Cezayir konusunda geniş malumat sahibi olmuş ve Cezayir’in kahramanca tutumuna ve yiğitçe savaşına hayran kalmıştı. İşte bu yüzden, Fransa’ya giderken yolunu Cezayir’den geçirmeyi tercih etmişti.</p>
<p>Cezayir’e gittiğinde ilk ziyaret ettiği şahsiyet İslam dünyasının meşhur simalarından olan büyük mütefekkir Malik b. Nebi olmuştu. Malik b. Nebi, Fikri Tuna’nın Fransa’ya gitmesini pek uygun bulmamış, Cezayir’in kendisine ihtiyacı olduğunu, icap ederse yarıda kalan doktorasını Cezayir’de tamamlama imkânı bulabileceğini, bu hususta kendisine yardım edeceklerini söyleyerek Cezayir’de kalmasını teşvik etmişti.</p>
<p>Eğitim Bakanlığı’na bağlı Yüksek Öğretmen Okulu’nda Arapça ve İslam Felsefesi hocası olarak tayin edilen üstat bir taraftan da Cezayir Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Osmanlıca okutmuştur. Aynı zamanda hükümet sözcülüğü ve büyükelçilik gibi önemli görevler ifa etmiş olan Evkaf Bakanı Tevfik el-Medeni ile uzun sürecek bir çalışma içine girmiştir. 1974’te kurulan Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi’nin başkanlığına getirilen Tevfik bey üstada; “Bu Osmanlıca belgeler bana bakıyor, ben de onlara bakıyorum, ancak, birbirimizi anlamıyoruz. Ben seni gökte ararken yerde buldum. Artık seni bırakmam imkânsızdır, hayatımın sonuna kadar beraber çalışacağız.” diyerek Fikri Tuna’nın Merkez’e araştırmacı olarak atanmasını sağladı. Bir taraftan bu göreve başlayan üstat, öbür taraftan üniversitedeki Osmanlıca derslerini de 17 yıl boyunca sürdürdü.</p>
<p>1987’ye kadar Cezayir’deki hizmetlerini sürdüren Fikri Tuna, Tevfik beyin vefatından sonra Türkiye’ye döndüğünde Cezayir Tarih Araştırmaları Merkezi’nde Osmanlı dönemi Cezayir tarihiyle ilgili yüksek lisans ve doktora çalışmaları yapan 40 kadar lisansüstü öğrencisi bırakmıştı. Osmanlıcayı uzman düzeyinde öğrenmeleri için 4 öğrencinin İstanbul’a gönderilmesine vesile olan üstat, Arapça’ya çevirdiği beş bine yakın Osmanlı belgesi aracılığıyla, Cezayir halkının Fransızca belgelere mahkûmiyetini de kırmış oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlim Yolculuğunda Beşinci Durak: Yemen</strong></p>
<p>Yüksek bir vefa duygusuyla vefatına kadar Tevfik el-Medeni ile birlikte çalışan Fikri Tuna, 1987’de Türkiye’ye döndüğünde Yemen’den ikinci kez aldığı davete icabet etti. Yemen Eski Eserler, Kütüphaneler ve Arşiv Genel Müdürlüğü ile bir mukavele yaparak 400 senelik Osmanlı-Yemen ilişkilerinin tamamını kapsayan genel bir araştırma başlattı. Yemenli yöneticilerin beklentileri siyasi olmakla beraber, üstat; arşiv belgeleri, kitaplar, haritalar, resimler gibi Yemenle ilgili bütün materyali kapsayan bir çalışma gerçekleştirdi.</p>
<p>Böylece Yemen’de her yönüyle mütekâmil bir Osmanlı Arşivi meydana getiren üstat Fikri Tuna, bu arşiv çalışması sayesinde Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki Asîr ihtilafının çözümüne de büyük katkı yapmıştır. Suudlular son derece mümbit olan Asîr mıntıkasını Yemen’e iade etmeyi reddetmişse de, Yemen’e geniş kapsamlı ve uzun bir süreye yayılmış iktisadi yardımı kabul etmişler ve o şekilde tarafeyn arasında meşhur Asîr ihtilafı çözüme kavuşturulmuştur.  Meselenin uhdesine tevdi edildiği uluslararası arabuluculuk şirketinin genel müdürü Yemen Dışişleri Bakanı Dr. Eryani’ye “Yemen meselesini Yemenlilerden daha iyi bilen, Arapçayı bu kadar güzel konuşan, belgelere derinlemesine vakıf bu adamı nereden buldunuz?” diye sormaktan kendini alamamıştı&#8230;</p>
<p>Yemen’de iki sene kadar defterdarlık yapmış ve gelirken de Yemen’den hatırı sayılır derecede kitap getirerek İstanbul Fatih’te kurmuş olduğu Ali Emîrî Kütüphanesi diye de anılan Millet Kütüphanesi’ne bırakmış olan Ali Emîrî’nin Yemen Hâtırâtı adlı eserini de Fikri Tuna Osmanlıca’dan Arapçaya <em>Hâtırâtu’l-Yemen</em> adıyla çevirmiştir.</p>
<p>Üstat Fikri Tuna, Ali Emîrî’nin Yemen’deki Osmanlı idaresinin istikrar içinde devam edebilmesi için bir layiha şeklinde Osmanlı Hükümeti’ne sunmuş olduğu bu takririn, sadece kendisinin mollavari taassubane görüşünü yansıtmakla kalmayıp, aynı zamanda Osmanlı Hükümeti tarafından Yemen’e gönderilen bazı valilerin ve teftiş heyetlerinin de dar görüşlülüklerini belirtmesi bakımından çok önemli bir belge olduğu kanaatindedir.</p>
<p>Zeydiye mezhebinin esas itibarıyla ehl-i sünnete ne kadar yakın olduğunun yeterince bilinememesi, son Yemen imamı İmam Yahya’nın müspet tutumunun ve Osmanlı Devleti ve hilafeti hakkındaki görüşünün yeterince anlaşılamaması, Yemen’deki isyan hareketi başladığında meseleyi hal imkânı bulunduğu halde, liyakatsiz, dar görüşlü ve menfaat düşkünü valilerin yanlış tutumları sebebiyle bir çözüm bulunamayışı, Nakîbu’l-Eşraflık uygulamasının yetmiş kadar mehdinin çıkmasına yol açması sebebiyle menfi bir işlev görmesi gibi fikirleriyle üstat Fikri Tuna Yemen meselesinde de son derece özgün yaklaşımlar ortaya koymaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âlem-i İslam Seyahatleri</strong></p>
<p>Üstat Fikri Tuna, tıpkı Âkif, İkbal ve Şiblî gibi İslam dünyasını gezip görmek, İslam beldelerini ve topluluklarını yerinde incelemek, çeşitli alanlarda geliştirmiş oldukları uygarlıkları bizzat müşahede etmek için seyahatlere çıkmıştır.</p>
<p>Dünyanın en önemli medeniyetlerinden birine sahne olan Hindistan’ı ziyaret eden üstat, medeniyet tarihinin parlak örneklerini yerinde görmüş, tanınmış Müslüman âlimler ile görüşmüş, Pakistan’ın ayrılması hakkındaki kanaatlerini kendilerinden dinlemiş, Tebliğ Cemaati başta olmak üzere Bahâîlik, Kadıyânîlik gibi hareketleri daha yakından tanıma fırsatı bulmuştur.</p>
<p>İran seyahati esnasında özellikle Kum şehrinde bir çok âyetullah ile görüşen üstat, İran medeniyeti, İran’ın İslam medeniyetine katkıları ve İslam’ın İran’a kazandırdıkları, Şia mezhebinin teşekkülüyle İslam dünyasında vuku bulan ilk büyük ayrışım, bu ayrışımın taassuba dönüşmesinde Batı’nın harcadığı mesai, Humeyni’nin inkılabı ve görüşleri gibi konularda kanaatlerini pekiştirmiştir.</p>
<p>SSCB’nin dağılmasının ardından Azerbaycan, Gürcistan, Kuzey Kafkasya gibi komşu ve akraba coğrafyalara da seyahatler gerçekleştiren üstat gittiği yerlerde gözlemler yapmış, önde gelen şahsiyetlerle görüşmüş, konferanslar vermiş, radyo ve televizyon konuşmaları yapmıştır.</p>
<p>Güneydoğu Anadolu bölgesine gerçekleştirdiği seyahati esnasında tanınmış şeyhler ve ağalar ile görüşerek bölgenin sosyal yapısını derinden kavrayan Fikri Tuna’nın yurt içinde ve yurt dışında yetmiş yıldır sürdürdüğü gözlemleri ve analizleri, İslam âleminin hâl-i pürmelâlini kendine dert edinmiş ve bir çıkış yolu arayan şahsiyetlerin ve kurumların istifade etmesi gereken bir saklı âlim ve derin mütefekkir olarak kûşe-i uzletinde vakarla keşfedilmeyi beklemektedir.</p>
<p>Biz kendi çapımızda bu muhteşem birikimi insanımızın istifadesine sunabilmek için bir gayret içindeyiz. 2008 yılı Mart’ından bu yana otuzu aşkın oturumda üstat Fikri Tuna’dan dinlediklerimizi not etmeye çalıştık. Üstadın yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve analizlerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslam, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini bir kitap halinde istifadeye sunmayı da arzu ediyoruz.</p>
<p>Yetmiş yıldır İslam dünyasını yakından tanımak için büyük çaba harcayan, tarih boyunca ortaya çıkmış ilim ve fikir hareketlerini derinlemesine mütalaa eden, çocuk yaşta başlattığı ilim yolculuğunu ilerlemiş yaşına rağmen sürdürmeye devam eden Fikri Tuna üstadımıza Yüce Allah’tan sağlıklı uzun ömürler niyaz ediyoruz. İnşaAllah gelecek hafta üstadın ümmetin temel sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin görüşlerini kısaca paylaşacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/sakli-ulemayi-kesfedebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
