<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Malezya Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/malezya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/malezya/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Jun 2018 10:02:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>D-8 TEŞKİLATINI GÜÇLENDİREBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jun 2018 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[18 EKİM 2017]]></category>
		<category><![CDATA[54. REFAHYOL HÜKÜMETİ]]></category>
		<category><![CDATA[9. ZİRVE TOPLANTISI]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞBAKAN PROF. DR. NECMETTİN ERBAKAN]]></category>
		<category><![CDATA[BÜYÜKELÇİ CAFER KUŞARİ]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 GELİŞEN 8 ÜLKE]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL BİLDİRİSİ 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 İSTANBUL EYLEM PLANI 2017]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ORGANIZATION FOR ECONOMIC COOPERATION]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 SUMMIT MEETING (9)]]></category>
		<category><![CDATA[D-8 ÜLKELERİ EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[DATO’ KU JAFAAR KU SHAARİ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVELOPING EIGHT]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[ISTANBUL DECLARATION 2017]]></category>
		<category><![CDATA[KALKINMAKTA OLAN SEKİZ ÜLKENİN EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA BİLGEN]]></category>
		<category><![CDATA[NİJERYA]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[PAKİSTAN BAŞBAKANI ŞAHİD HAKAN ABBASİ]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[SEYYİD ALİ MUHAMMED MUSAVİ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI BİRLİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=709</guid>

					<description><![CDATA[İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İktidarın şeffaf seçimlerle el değiştirdiği kısa demokrasi tarihinde emsalsiz bir başarıya imza atan Ak Parti’nin ve Türkiye’nin ilk Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kesintisiz galibiyetlerine 24 Haziran 2018 tarihinde eklenen yeni halkası, ülkemizde olduğu kadar hatta yer yer daha heyecanlı bir bekleyişle İslam âleminin dört bir yanında izlendi. Nüfusu iki milyara yaklaşan Müslümanlar yanında mazlum ve mağdur tüm coğrafyalarda memnuniyetle karşılanan bu zaferin şükrünü eda etmek için Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ciddiyetle üzerine eğilmesi gereken konulardan biri de D-8 birliğini güçlendirmektir.</p>
<p>Hâlen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve D-8 Ülkeleri (Developing 8 Countries) Birliğinin başkanlığını yürüten Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Kuruluş Yıldönümüne kadar yönetimi elinde bulunduracak olan Ak Parti ile ülkemiz yanında dünyanın en büyük küresel teşkilatlarından ikisinin de başkanlığını üstlenen Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, sorumluluklarını üstlendiği bu geniş İslam coğrafyasının insani gelişmişlik düzeyi sıralamasında layık oldukları üst sıralara tırmandırılması için ehliyetli, liyakatli, merhametli, davasına ve insanlığa muhabbetli fedakâr ve diğerkâm bir kadro oluşturabilmesi, bu denli uzun soluklu takibin, yaygın desteğin, yürekten duaların hak ettiği bir beklentidir.</p>
<p><strong>D-8 Ülkeleri Birliğinin Önemini Yakından Tanıyarak Kavramak </strong></p>
<p>“Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek ve yol almak zorundadırlar. Evvela; ‘Bu yolu ben nasıl aşarım?’ korkusundan kurtularak yola çıktıklarında görürler ki, yol zor da olsa bir müddet sonra aşılmış, yürünmüş ve hedeflen yere gidilmiştir. İşte o zaman insanların yüreklerinde aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar.” Bizzat tecrübe ettiği bu stratejiyi bizlere tavsiye eden merhum Başbakan Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın liderliğinde kurulan D-8 birliğini yakından tanımamız gerekir. Erbakan, “D-8’lerin kurulması baştan sona harplerle ve çatılmalarla geçen 20’nci Asrın sonunda, aydınlığa açılan bir kapı gibidir. Dünyada artık huzur, barış ve saadetin tesisi için, bir an evvel yanlışlardan vazgeçilmesi doğrulara dönülmesi ve Yeni bir Dünyanın kurulması gerekmektedir ve D-8 hareketi bu manada bir çalışma olarak değerlendirilmelidir.” diye konuşmuştu. (<strong>1</strong>).</p>
<p><strong>D-8</strong>; Developing Eight Organization for Economic Cooperation (Kalkınmakta Olan Sekiz Ülkenin Ekonomik İşbirliği) adını taşıyan uluslararası birlik kuruluşu, 54. Refahyol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan önderliğinde 15 Haziran 1997 yılında kurulmuştur. D-8 üyelerinin tamamı aynı zamanda İslam İşbirliği (eski adıyla İslâm Konferansı) Teşkilatı’nın da üyesidir. (<strong>2</strong>).</p>
<p>D 8 Ülkeleri’ni yaklaşık nüfuslarıyla birlikte incelediğimizde ne kadar büyük ve önemli bir topluluk oluşturduklarını daha kolay kavrayabiliriz:</p>
<ol>
<li>Endonezya (262 milyon),</li>
<li>Pakistan (211 milyon),</li>
<li>Nijerya (193 milyon).</li>
<li>Bangladeş (164 milyon),</li>
<li>Mısır (97 milyon),</li>
<li>İran (82 milyon),</li>
<li>Türkiye (81 milyon),</li>
<li>Malezya (33 milyon), toplam <strong>1 milyar 123 milyon</strong>.</li>
</ol>
<p>15 Haziran 2018’de 21. yılına giren D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın; savaş, çatışma, yoksulluk, mültecilik, kötü yönetim gibi müzmin sorunlarıyla yüzleşerek İslam Âleminin 21. yüzyıla damgasını vurabilmesi, dünya mazlumlarını küresel Yahudi-İngiliz sömürge düzeninin cenderesinden kurtarabilmek ve özgürleştirebilmek açısından hayati önem taşımaktadır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın <strong>dengeli ümmet</strong> olarak tanımladığı Müslümanların, <strong>yeryüzünü imar</strong> ve <strong>insanlığa adil tanıklık</strong> görevlerini hakkıyla yerine getirebilmesi, yeryüzünde fitne ve fesada gem vurup barışı ve huzuru yaygınlaştırabilmesi için, akıllı ve gerçekçi çok yönlü bir birlik ve dayanışmayı gerçekleştirebilmesi, güçlerini keşfedip birleştirebilmesi gerekmektedir. D-8 oluşumu bu bağlamda son derece anlamlı ve potansiyel açıdan güçlü bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>Nitekim D-8 Teşkilatı’nın bayrağında yer alan <strong>6 yıldız</strong>da sembolize edilen temel ilkeleri bu hedefe hizmet edecek şu bileşenlerden oluşturulmuştur:</p>
<ol>
<li>Savaş değil, <strong>barış</strong>,</li>
<li>Çifte standart değil, <strong>adalet</strong>,</li>
<li>Sömürü değil, <strong>adil düzen</strong>,</li>
<li>Çatışma değil, <strong>diyalog</strong>,</li>
<li>Üstünlük değil, <strong>eşitlik</strong>,</li>
<li>Baskı ve tahakküm değil, <strong>insan hakları, hürriyet ve demokrasi</strong>.</li>
</ol>
<p>Yeryüzünde mevcut doğal kaynaklar, nüfus/insan serveti ve pazar büyüklüğü açısından dünyanın ağırlık merkezini oluşturan D-8 Ülkeleri birliği, 22 Ekim 1996 tarihinde gerçekleştirilen ‘Kalkınmada İşbirliği Konferansı’nı izleyen bir dizi hazırlık toplantısının ardından <strong>15 Haziran 1997</strong> günü İstanbul’da yapılan Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kurulduğu resmen dünyaya ilan edilen D-8’in stratejik önemi, ancak hakkında yapılacak birkaç doktora teziyle ortaya konabilecek kadar büyüktür.</p>
<p>D-8 grubunun zirve toplantıları, üyelerin devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla iki yılda bir kez düzenlenmektedir. 15 Haziran 1997’da İstanbul’da gerçekleştirilen ilk zirvede, faaliyetlerin koordinasyonu <strong>sektörlere göre</strong> üye ülkelere paylaştırılmıştır. Bu kapsamda sanayi ve sağlık sektörleri Türkiye’ye, ticaret sektörü Mısır’a, kırsal kalkınma Bangladeş’e, insan kaynaklarının geliştirilmesi Endonezya’ya, telekomünikasyon ve teknoloji sektörleri İran’a, finans, bankacılık ve özelleştirme Malezya’ya, enerji sektörü Nijerya’ya ve tarım sektörü Pakistan’a verilmiştir. (<strong>1</strong>).</p>
<p>D-8 Zirve Toplantıları, kararlaştırıldığı üzere günümüze dek düzenli olarak toplanmış ve kuruluş hedeflerini takip ederek birçok önemli karara ve projeye imza atmıştır. Mesela, 14 Mayıs 2006’da Endonezya’da gerçekleştirilen D-8 Ülkeleri 5. Zirve Toplantısı’nda imzalanan ‘Tercihli Ticaret Anlaşması’, belirli ürünler üzerindeki gümrük vergileri azaltılarak üye ülkeler arasında serbest ticaretin önündeki engellerin aşama aşama azaltılması amaçlanmıştır. Birliğin kurulduğu 1997 yılında üye ülkelerin toplam 20 milyar dolar olan ticaret hacminin 2014’te 150 milyar dolara ulaşmış olması, sekiz ülke arasındaki alışverişin muazzam bir büyüme potansiyeli olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı’nın organları şunlardır: </strong></p>
<p><strong>Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi</strong>: Üye devlet/hükümet başkanlarının iki yılda bir gerçekleştirdikleri toplantılardır. D-8’in en üst düzeydeki karar alma organıdır.</p>
<p><strong>Konsey</strong>: Üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarının katılımı ile gerçekleştirilen toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Komisyon</strong>: Üye ülkelerin kıdemli uzmanlarından oluşan ve eşgüdüm çalışmalarını yürüten kurul toplantılarıdır.</p>
<p><strong>Genel Sekreterlik</strong>: D-8 Grubunun çalışmalarına sekretarya hizmetleri sunan ve üye ülkeler arasındaki iletişimi sağlayan İcra Direktörlüğüdür. D-8 Genel Sekreterliğini, dört yıldır bu görevi yürüten Seyyid Ali Muhammed Musavi’nin ardından 20.10.2017 tarihinde Cafer Kuşari (Büyükelçi Dato’ Ku Jafaar Ku Shaari) üstlenmiştir. (<strong>2</strong>).</p>
<p><strong>D-8 Teşkilatı&#8217;nın temel özelliklerini de şu şekilde özetlemek mümkündür:</strong></p>
<ol>
<li>Haziran 2018 itibarıyla dünyada mevcut 197 ülkeden sekizi G-8 (Kalkınmış 8 Ülke) ve sekizi de D-8 (Kalkınmakta Olan 8 Ülke) şeklinde yüksek düzeyli küresel bir kuruluşta yer almakta, geriye kalan 5 milyarı aşkın nüfusa sahip 161 ülke böyle bir teşkilata dahil olmaktan mahrumdur.</li>
<li>D-8’ler; G-8’ler gibi sadece üye ülkelerin çıkarlarını değil bütün insanlığın çıkarlarını gözeterek yeni ve adil bir dünyayı birlikte kurmak için oluşturulmuş bir küresel birliktir.</li>
<li>D-8’ler; az gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerle işbirliği yapmak niyetiyle kurulmuştur. Bu yüzden Afrika Birliği, Arap Birliği, Uzakdoğu Asya Birliği, Güney ve Orta Amerika Birliği gibi bölgesel kuruluşlarla işbirliğini önemsemektedir.</li>
<li>D-8’ler; üye ülkelerin iç işlerine karışmamak ve her birinin bölgesel anlaşmalarındaki taahhüt ve haklarına halel getirmemek gibi hakkaniyetli bir prensibi esas almaktadır.</li>
<li>D-8’ler; gelişmekte olan bütün ülkelerin birlikte ve hızla kalkınmalarını, uluslararası ilişkileri düzenleyen mekanizmalara katılımlarını güçlendirmeyi ve dünya ekonomisindeki etkinliklerini artırmayı, böylece halklarının daha iyi ve onurlu bir hayat standardına ulaşmasını sağlama amacını gütmektedir.</li>
<li>2014’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda “Gözlemci Statüsü” verilen D-8 ülkeleri, sanayileşme (ekonomik gelişmişlik) açısından şöyle sıralanmaktadır: Türkiye, Endonezya, İran, Mısır, Pakistan, Malezya, Nijerya ve Bangladeş. Toplam ekonomik büyüklüğü 4 trilyon dolara yaklaşan D-8 Ülkelerinin Haziran 2018 itibarıyla toplam nüfusu 1.1 milyarı aşmıştır.</li>
</ol>
<p>Birleşmiş Milletler’in veto hakkı(!!) kullanan beş üyesi sebebiyle zulüm ve sömürü kuruluşu olduğunu, sömürgecileri kollamaktan başka bir işlevi bulunmadığını tüm dünyanın açık bir şekilde kavramış olduğu, ‘dünyanın beşten büyük olduğu’ söyleminin sömürülen ülkeler tarafından benimsendiği üçüncü bin yılın başında, D-8 birliğinin geliştirilerek kapsamlı bir “İslâm Birliği”ne dönüşmesi için öncelikle mevcut çerçevesiyle etkili şekilde çalıştırılması önem arz etmektedir.</p>
<p><strong>D-8 Dönem Başkanlığını Hakkıyla Yürütebilmek </strong></p>
<p>“İş Birliğiyle Fırsatları Çoğaltmak” ana temasıyla 18 Ekim 2017 tarihinde İstanbul’da toplanan D-8 Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirvesi’nde, D-8 dönem başkanlığı, ikinci kez teşkilatın fikir babası Türkiye’ye geçti. Zirve öncesinde, 17-18 Ekim’de D-8 Komisyonu’nun 39. oturumu, 19 Ekim’de de D-8 Konseyi’nin 17. oturumu gerçekleştirildi.</p>
<p>Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen zirvenin açılışında, dönem başkanlığını Türkiye’ye devreden Pakistan Başbakanı Şahid Hakan Abbasi ile dönem başkanlığını alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birer konuşma yaptı. Zirvenin açılışında yaptığı konuşmada teşkilatın üye sayısını 8’den 20’ye çıkarabileceğini açıklayan Erdoğan, zirvenin önemini şu sözleriyle vurguladı: “Cumhurbaşkanları olarak D-8 Liderler Zirvesi’nin önemi iyi kavranmalı. Hepimiz <strong>D-8’e sahip çıkmalı</strong>, daha etkin, daha verimli, daha güçlü olması için azami gayret göstermeliyiz.” (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>“D-8; Adil, Huzurlu ve İstikrarlı Dünya Talebinin Mücessem Hâlidir”</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, geride kalan 20 yılda dünyada meydana gelen gelişmelerin, D-8’in o zamanki endişelerinde ne kadar haklı olduğunu gösterdiğini belirtti: “Son yıllarda savaşların, terör eylemlerinin, ekonomik kriz ve doğal felaketlerin ne denli büyük yaralar açtığına hep beraber şahit olduk. Afganistan’tan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye, Arakan’dan Endonezya’ya, Nijerya’ya kadar kardeşlerimizin, dostlarımızın yaşadıkları ıstıraba bizzat şahitlik ettik. İkinci Dünya Savaşı akabinde kurulan, soğuk savaş sonrasında ise tahkim edilen mevcut <strong>küresel sistem</strong>; çıkarları garanti altına alınmış <strong>bir avuç mutlu azınlık</strong> dışında hiç kimseyi tatmin etmedi. Neredeyse her 10 yılda bir tekrarlanan ekonomik krizlerle bugünlere geldik. Bu kadar üretimin olduğu, bu kadar zenginliğin olduğu bir dünyada hâlen Afrika’daki kardeşlerimiz en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Küresel adaletsizlik azalmak yerine daha da arttı.” (<strong>4</strong>),</p>
<p>“D-8, salt çıkarlar etrafında buluşan bir ülkeler topluluğu değil; bunun çok daha ötesinde adil, huzurlu ve istikrarlı bir dünya talebinin mücessem hâlidir. Bizler D-8 üyeleri olarak dünyada pek az ülkeye nasip olan coğrafî ayrıcalıklara sahibiz. Üç kıtaya hâkim durumdayız. Zengin doğal kaynaklarımız, hepsinden önemlisi dünyanın yaklaşık yedide birini teşkil eden genç ve dinamik nüfusumuz var.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen D-8 Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı 9. Zirve Toplantısı’nın kapanış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvede kabul ettikleri <strong>İstanbul Bildirisi</strong> ve <strong>İstanbul Eylem Planı</strong>’yla (<strong>5</strong>) önümüzdeki dönemde yapacakları çalışmalara bir çerçeve çizeceğini söyledi. (<strong>6</strong>).</p>
<p>D-8 ile İslam Kalkınma Bankası arasında mutabakat muhtırasının imzalanması, karşılıklı ticarette yerel para birimlerinin kullanılması için takas odası kurulması, sömürü yerine özgürlüğün esas alınması, Akdeniz’in mülteci kabristanına dönüşmesinin sonlandırılması, üye ülkeler arasında vize kolaylığı sağlanması gibi adımların atıldığı, Hanımefendi Emine Erdoğan’ın zirveye katılan liderlerin eşlerini teknede ağırladığı D-8 Ülkeleri 9. Zirve Toplantısı’nda Mısır başta olmak üzere bazı ülkelerin düşük düzeyli katılım sağlamasına neden olan hususların titizlikle aşılması ve iki milyara yakın Müslüman dünyası yanında tüm dünya mazlumlarına umut olabilecek D-8 birliğinin, Ak Parti’nin ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden yönetime getirildiği yeni dönemde hak ettiği etkinliğe kavuşturulması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>Mustafa Bilgen; “Uluslararası Birlikler-7: <strong>D-8 Gelişen 8 Ülke</strong>”, http://www.tv5haber.com/yazar_6987_618_uluslararası-bırlıkler-7-d-8-gelısen-8-ulke.html, 10.02.2014.</li>
<li><strong>D-8 Organization for Economic Cooperation</strong>, http://developing8.org/about-d-8/brief-history-of-d-8/, 15.06.2018.</li>
<li>Recep Tayyip Erdoğan; “<strong>D-8 Zirvesi Konuşması</strong>”, https://www.youtube.com/watch?v=MgksR-vmjzg, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84994/<strong>d-8-adil-huzurlu-ve-istikrarli-dunya-talebi</strong>nin-mucessem-hlidir.html, 20.10.2017.</li>
<li>D-8 Summit Meeting (9), <strong>Istanbul Declaration 2017</strong>, http://developing8.org/d-8-meeting-reports/, 20.10.2017.</li>
<li>https://www.<strong>tccb.gov.tr</strong>/haberler/410/84995/cumhurbaskani-erdogan-<strong>d-8-zirvesi-kapanis-oturumu</strong>na-katildi.html, 20.10.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/d-8-teskilatini-guclendirebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DAKİ SİYASİ İDAMLARI DURDURMAK İÇİN  SOMUT ADIMLAR ATABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jan 2018 09:13:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Abdulfettah es-Sisi]]></category>
		<category><![CDATA[Allah Rasülü]]></category>
		<category><![CDATA[Aydoğan Kalabalık]]></category>
		<category><![CDATA[BM]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Muhammed Mursi]]></category>
		<category><![CDATA[Endonezya]]></category>
		<category><![CDATA[Hayrat Şatır]]></category>
		<category><![CDATA[Hûd 11:18]]></category>
		<category><![CDATA[Hürriyet ve Adalet Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Hussein Mahmoud Ragab Elkabany]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İkrâh 7; Mezâlim 4]]></category>
		<category><![CDATA[İsam el-Aryan]]></category>
		<category><![CDATA[İşkence]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İşbirliği Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Minye Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hapishaneleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır Hükümeti]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır özel gündemi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Bedii]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed el-Biltaci]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Mehdi Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[Saad el-Ketatni]]></category>
		<category><![CDATA[Sena Biltac]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[Son Elçi]]></category>
		<category><![CDATA[Taha Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yasin Aktay]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Tüfekçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=616</guid>

					<description><![CDATA[“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18). Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.) &#160; Mısır tarihinde ilk kez halkın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“İyi bilin ki Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hûd 11:18).</p>
<p>Allah Rasulü “Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et.” buyurdu. Kendisine; “Ya Rasûlallah, mazluma yardım tamam, bunu anladık; ama zalime nasıl yardım edeceğiz?” denilince; “Zalimin de zulmüne engel olur, onu zulüm işlemekten alıkoyarsınız.” buyurdu. (Buhârî, İkrâh 7; Mezâlim 4.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mısır tarihinde ilk kez halkın özgür iradesiyle ve şeffaf bir seçimle iktidara getirdiği İhvan-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) kadrosunu siyasi rakip olmaktan tamamıyla çıkarmayı amaçlayan hukuksuz idam kararları, peyderpey infaz edilmeye devam etmektedir. Cinnet mesabesindeki bu infazların Mısır’ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Muhammed Mursi ve kabine arkadaşlarına uzanma ihtimali kuvvetli olup Mısır ve Arap dünyası yanında İslam âlemini de bu cinnete alıştırmak maksadıyla beşerli onarlı gruplar halinde ve gizli saklı icra ettikleri infazların hızını ve yönünü bizim tepki ve yaptırımlarımızın dozu belirleyecektir.</p>
<p>Dünya çapında İslamcı siyasal hareketleri korkutma ve terörize etme girişimi olarak algıladıkları için Mısır’daki idam furyasına destek veren ABD, İsrail ve AB ülkeleri ile onların himayesi olmadan ayakta kalamayacaklarını çok iyi bilen bazı Arap devletlerinin yönetim kademelerini işgal etmiş olan uşaklarına pabuç bırakmadan, dönem başkanı sıfatıyla Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) <strong>Mısır özel gündemi</strong>yle toplaması ve Kudüs konusundaki başarılı rolünü bu sefer İhvan-ı Müslimîn liderlerine verilen siyasi idam cezalarını durdurmak için sürdürmesi hem İslam dünyasında hem de bütün dünyada bu katmerli zulmü durdurmaya yarayacak müspet bir atmosfer oluşturacaktır.</p>
<p>Allah Teâlâ’nın (c); “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudur).” (Tevbe 9:71) buyruğu ve O’nun Son Elçisi’nin (s); “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58) talimatı gereğince, İslam âleminin yöneticileri, kanaat önderleri, âlim, düşünür ve yazarları Mısır’da İhvan-ı Müslimîn liderleri aleyhine alınan hukuksuz siyasi idam kararlarının iptalini sağlayana kadar kesintisiz bir çaba içinde olması elzem bir vazifedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Rakiplerin Siyasi İdamlarla Ortadan Kaldırılmasına Müsaade Etmemek </strong></p>
<p>Mısır’da 2017’nin son 4 günü ile 2018’in ilk 4 gününde 19 mahkûm hakkındaki idam kararları infaz edildi. Bunların 6’sının İhvan mensubu olması, infazların Müslüman Kardeşler’in lider kadrosuna kadar uzanması ihtimalini gündeme getirdi. İhvan Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Bedii</strong>, teşkilatın ikinci adam <strong>Hayrat Şatır</strong>, Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri <strong>Muhammed el-Biltaci</strong>, Genel Başkan Yardımcısı <strong>İsam el-Aryan</strong> ve eski Meclis Başkanı <strong>Saad el-Ketatni</strong> gibi siyasetçiler hakkında verilmiş idam cezaları mevcut. Söz konusu isimler hakkındaki idam cezaları ilk derece mahkemeler tarafından verildi. Bazı sanıklar hakkındaki kararlar yüksek mahkemelerce bozuldu ancak temyizi devam eden ve henüz bozulmayan idam davalarının duruşmaları da sürüyor. Nisan 2018’de yapılması planlanan seçimlere kadar yargı sürecinin sona ermesi ve İhvan’ın lider kadrosundan birkaç ismin de idam edilmesi ihtimali endişe uyandırıyor (<strong>1</strong>).</p>
<p>Mısır’da Abdulfettah es-Sisi’nin darbeyle iktidarı ele geçirdikten sonra idam edilenlerin sayısı Ocak 2018 başı itibarıyla 27’ye yükseldi. Mısır’da haklarında nihai hüküm bulunan yaklaşık 30 idam mahkûmu dışında ilk derece mahkemelerinin verdiği idam cezalarının sayısı hakkında resmî veri bulunmuyor. Ancak insan hakları örgütleri, ülkede idam cezasına çarptırılan yüzlerce kişi bulunduğunu belirtiyor (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mısır Hapishanelerindeki İhlal ve İşkenceleri Açığa Çıkarabilmek</strong></p>
<p>“Mısır Müslüman Kardeşler teşkilatının eski Rehberlik Konseyi Başkanı <strong>Muhammed Mehdi Akif</strong> (22 Eylül 2017 tarihinde) tutulduğu hapishanede sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine nakledildiği Kasr el-Ayni hastanesinde hayatını kaybetti. Akif, Sisi’nin Temmuz 2013 tarihinde yaptığı askerî darbenin ardından 85’i aşan yaşına bakılmaksızın tutuklanmış ve o zamandan bu yana mustarip olduğu kanser hastalığına rağmen <strong>en ağır şartlarda hapis</strong> olarak tutuluyordu.</p>
<p>Vefat ettiğinde 89 yaşında olan Akif, şimdiye kadar her çeşit şiddet yöntemini ve eylemini reddetmiş, şiddetle arasına ısrarlı bir mesafe koymayı başarabilmiş olan İhvan hareketinin en makul ve tecrübeli isimlerinden biriydi. Hayattayken İhvan hareketinin başına seçimle gelip aday olmadığı seçimle giden yenilikçi kişiliğiyle temayüz etmiş biri. Mısır tarihinin en dürüst seçimleriyle ilk kez seçilmiş Cumhurbaşkanı Sisi’nin kanlı askeri darbesinde binlerce üyesini en cani biçimde kaybettiği halde, İhvan, şiddetle arasındaki mesafesini korumayı bildi. Hareketin o günkü lideri Muhammed el-Bedi, Rabia meydanında üç bin insanın en vahşi katliamının yaşanmasından sonra bile kalabalıkların karşısına çıkıp “bizim barışçıl mücadelemiz, direnişimiz onların mermilerinden daha güçlü, daha etkilidir” diye haykırdı…</p>
<p>4 yılı aşkın süredir Mısır’da yüz binin üstünde insan mahkemelere çıkarılmaksızın keyfî bir biçimde en ağır şartlarda işkence altında zindanlarda tutuluyor. Sistematik işkenceler altında yüz bin tutukludan her ay onlarcası zaten hayatını kaybediyor. Hayatını kaybedenler doğal ölüm olarak haklarında zoraki raporlar tutularak hiçbir araştırmaya gerek duyulmadan ve cenazeleri yakınlarına bile teslim edilmeden gömülüyor.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ümmetin Yetişmiş Önderlerini Zalimlerin İnsafına Terk Etmemek </strong></p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) Sözcüsü Talat Fehmi’nin ifadesiyle “İngiliz işgaline karşı ülkesini savunan en parlak sembol şahsiyetlerden biri” olan Muhammed Mehdi Akif’in ne kadar etkin bir lider olduğu, darbecilerin, gecenin ilk saatlerinde düzenlenmesine izin verdiği cenaze törenine katılımı sadece 4 kişiyle sınırlamalarından anlaşılmaktadır.</p>
<p>“12 Temmuz 1928’de dünyaya gelen Muhammed Mehdi Akif, Memun el-Hudeybi’nin hayatını kaybetmesinin ardından 2004’te İhvan Rehberlik Konseyi Başkanlığına seçilmişti. Görev süresinin 2010’da dolmasının ardından tekrar aday olmayacağını ifade eden Akif, görevini bırakmıştı. Hukuk Fakültesi mezunu olan Akif, 1954’te yargılanarak idama mahkûm edilmiş, ancak sonra cezası müebbete çevrilmiş ve 1974’te hapisten çıkmıştı.</p>
<p>1987-2009 yıllarında İhvan Rehberlik Bürosu üyeliği yapan Akif, 1987’de Kahire’nin doğu bölgesinden milletvekili olarak İhvan listesinden meclise girmişti. Hüsnü Mübarek döneminde 1996’da gözaltına alınarak “İhvan’ın Uluslararası Teşkilat Başkanı olmakla” suçlanan Akif, 3 yıl hapse mahkûm edilmişti. Akif, 1999 yılında özgürlüğüne kavuşmuştu. Akif, Ürdün Krallık Araştırmaları Merkezi’nin 2009’da yayınladığı raporunda, “İslam dünyasının <strong>en etkili</strong> 50 şahsiyetten <strong>12’nci</strong>si” olarak gösterilmişti.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Ama insanlık adına ne kadar utanç verici bir durumdur ki, son derece birikimli ve yüksek erdem sahibi böyle bir önderi Mısır rejimi çeyrek asır hapislerde çürütmüş, daracık tecrit odasında insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmıştır!</p>
<p>“66 yaşındaki Mursi cezaevinde iki kere şeker krizi geçirdi ve şuurunu kaybedecek duruma geldi. Mursi’ye, ihtiyaç duyduğu insülin takviyesi kasten verilmedi, şeker ölçüm cihazı kullanmasına da müsaade edilmedi. 3 Temmuz 2013’te gerçekleştirilen askerî darbenin ardından Muhammed Mursi ile birlikte hapse atılan diğer Müslüman Kardeşler Teşkilâtı (İhvân) üst düzey isimlerinin de durumu bundan farklı değil. Darbeden önce İhvân’ın son mürşidi olan Muhammed Bedii de tıpkı Muhammed Mursi gibi hapishanede sağlık sorunu yaşan isimlerden biri. Gördüğü kötü muamele ve hapis şartları nedeniyle büyük zorluklarla karşı karşıya bulunan <strong>74 yaşındaki Bedii</strong>, muzdarip olduğu kronik rahatsızlıklar nedeniyle birkaç defa komalık olacak kadar hastalandı. Ailesine sağlıklı bilgi verilmemesi yüzünden Bedii hakkında birkaç defa da “öldü” şayiası yayıldı. Mısır hapishanelerinde <u>tutuklu iken ölmek nadirattan olmadığı</u> için, bu haberler her seferinde ciddiye alındı. İhvân yöneticilerine idamdan müebbet hapse kadar çeşitli cezalar takdir eden Mısır yargısı, fiilen henüz idamları uygulamaya geçmemiş olsa da, işlerin yavaşlığı ve hapishane şartlarının kötülüğü yüzünden bahse konu olan kişilerin kendiliklerinden ölümünü bekliyor gibi.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>Büyük fikir ve hareket önderi Hasan el-Benna tarafından kurulduğu 1928 yılından bu yana Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın (İhvan) lider kadrosu ve üyelerinden yüzlerce kişi mahkemelerde idam cezalarına çarptırılmıştır. Bunlardan en çok tanınanlar; büyük hukukçu Abdulkadir Udeh (1907-1954), büyük düşünür Seyyid Kutub (1906-29 Ağustos 1966), Hasan Hudaybi (11 Kasım 1973), Muhammed Hamid Ebu Nasr, halen tutuklu bulunan Muhammed Bedii, Teşkilatın beyni olarak bilinen Hayrat Şatır, Dr. Muhammed Biltaci, Reşad Beyyumi, Mahmud İzzet, Mısır Parlamento Başkanı Saad Ketatni gibi İhvan’ın lider kadrosundan çok sayıda iyi yetişmiş erdemli şahsiyet Mısır mahkemeleri tarafından idam cezalarına çarptırıldı (<strong>6</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İdam Furyasını İvedilikle Durdurmak İçin Somut Adımlar Atabilmek</strong></p>
<p>Sisi’nin provokatif tertiplerine rağmen büyük bir olgunlukla vakarını muhafaza eden Müslüman Kardeşler Teşkilatı, tutuklu liderleri ve onların aileleri kendi sınavlarını başarıyla vermektedirler. Ancak, hür dünyanın(!) yöneticileri, önderleri, aydınları, gazetecileri ve aktivistlerinin Mısır’daki idamlarla ilgili sınavlarını başarıyla verebildiğini söylemek mümkün değildir. Bu meyanda aşağıdaki somut adımların atılabileceğini düşünüyor ve muhatapları bu adımları atmaya davet ediyorum:</p>
<ol>
<li><u>İnsan hakları kuruluşları</u> Mısır’daki idamlara ilişkin raporlar hazırlamak üzere ortak bir <strong>heyet</strong> oluşturmalı, yerinde incelemeler yapabilmek maksadıyla bu heyete gereken tüm uluslararası destek mekanizması işletilmelidir.</li>
<li>Dönem Başkanı sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan <strong>İİT</strong>’nı olağanüstü toplantıya çağrılmalı, üye ülkelerden temsilcilerin katılımıyla Mısır’daki idamları izleyecek ve adil yargılanma hakkının takipçisi olacak bir <strong>özel komisyon</strong> oluşturmalıdır. (Bu komisyon ikinci dosya olarak Bangladeş’teki siyasi idamları gündemine almalıdır).</li>
<li>Mısır Hükümeti’nden askerî darbenin ardından tutuklanan insanların <strong>tam bir liste</strong>sini açıklaması istenmeli, kimlerin hangi cezalara çarptırıldığının ilan edilmesi sağlanmalıdır.</li>
<li>Mısır’da Minye Mahkemesi başta olmak üzere en temel muhakeme usullerini bile göz ardı ederek dakikalar içinde yüzlerce insana idam kararı veren mahkemelerin İİT gözlemcilerinin de katıldığı oturumlarda bu idam kararlarını gözden geçirmeleri talep edilmeli ve mahkumların <strong>yeniden yargılanma</strong>ları sağlanmalıdır.</li>
<li>BM ve AB’deki ilgili birimler ile dünya çapında faaliyet yürüten insan hakları kuruluşları Mısır’daki idam kararlarını konu alan <strong>uluslararası bir toplantı</strong> tertip etmeli ve ihlalleri ortaya koyacak bir çaba içerisine girmelidir. Bu çabanın sonunda <strong>kapsamlı bir rapor</strong> hazırlanması sağlanmalıdır.</li>
<li>Dünya çapında eşzamanlı imza kampanyaları vb. etkinlikler düzenleyerek farkındalık oluşturacak ve meselenin dünyanın yoğun gündemi arasında kaybolup gitmesine mâni olacak bir <strong>ortak platform</strong> oluşturulmalıdır.</li>
<li>Mısır’da yapılacak ilk seçimlerden sonra <strong>genel af</strong> çıkarılması ve onbinlerce siyasi tutuklunun salıverilmesi için Mısır Hükümeti’ne baskı yapılmalıdır.</li>
<li>Haklarındaki idam kararları iptal edilerek salıverilmeleri şartıyla İhvan önderlerine siyaset yasağı getirilebileceği Mısır Hükümeti’yle müzakere edilmeli, bu mağdurlara aileleriyle birlikte başka ülkelere hicret etme imkânı tanınmalıdır. Bu meyanda Türkiye, Malezya ve Endonezya başta olmak üzere bu yetişmiş lider kadroyu kendi insan servetine katıp kendilerinden insanlığın istifade etmesi için zemin oluşturulmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p>1) Aydoğan Kalabalık; “İdamların İhvan Liderlerine Uzanma Endişesi”, Anadolu Ajansı, Analiz Haber, http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/idamlarin-ihvan-liderlerine-uzanma-endisesi/1022445, 04.01.2018.</p>
<p>2) http://www.milliyet.com.tr/misir-da-4-mahkum-idam-edildi-dunya-2583729/, 02.01.2018.</p>
<p>3) Yasin Aktay; “Muhammed Mehdi Akif’in Vefatı: Mısır Hapishanelerinde Sıradan Bir Olay”, Yeni Şafak, http://www.yenisafak.com/yazarlar/yasinaktay/muhammed-mehdi-akifin-vefati-misir-hapishanelerinde-siradan-bir-olay-2040305, 25.09.2017.</p>
<p>4) Hussein Mahmoud Ragab Elkabany, Zeynep Tüfekçi; “İhvan&#8217;ın eski lideri Akif&#8217;in cenazesi defnedildi”, Anadolu Ajansı, http://aa.com.tr/tr/dunya/ihvanin-eski-lideri-akifin-cenazesi-defnedildi/917305, 23.09.2017.</p>
<p>5) Taha Kılınç; “Bir çığlığa cevap olarak…”, Yeni Şafak, https://m.yenisafak.com/yazarlar/tahakilinc/bir-cigliga-cevap-olarak-2039787?n=1, 26.08.2017.</p>
<p>6) https://www.haberler.com/misir-da-idam-ile-yargilanan-ihvan-liderleri-7425048-haberi/, 17.06.2015.</p>
<p>7) Sena Biltaci; “Mısır’daki İdam Mahkumlarının Zor Durumu”, MAZLUMDER İnsan Hakları Gecesindeki konuşma, İstanbul Ali Emiri Kültür Merkezi, 17 Aralık 2017, http://dirilispostasi.com/n-51309-esmanin-annesi-yasadiklari-zulmu-anlatti.html, 23.12.2017.</p>
<p>8) Seyyid Kutub’un “<em>Ahî ente hurrun</em>: Kardeşim sen özgürsün” şiiri bestelenerek Mursi’ye ithaf edildi: https://www.youtube.com/watch?v=unYDjh5yOEo, 08.07.2013.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/misirdaki-siyasi-idamlari-durdurmak-icin-somut-adimlar-atabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİNİN BİLGİ ZEMİNİNİ OLUŞTURABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2017 09:53:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:103]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:105]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:110]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[ASDER]]></category>
		<category><![CDATA[asimetrik savaş]]></category>
		<category><![CDATA[ASSAM]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Atlas Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler Teşkilâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Bokoharam]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Cebel-i Tarık]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:63]]></category>
		<category><![CDATA[fasit]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<category><![CDATA[Haşhaşiler]]></category>
		<category><![CDATA[Hazar Denizi]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[Hint Okyanusu]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Coğrafyası]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ülkeleri Konfederasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[İslâm Ülkeleri Parlamentosu]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul boğazları]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul WOW Kongre Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Külünk]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MısırTunus]]></category>
		<category><![CDATA[Müddessir 74:37]]></category>
		<category><![CDATA[Mülk 67:2]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Ali Karadaği]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Nevzat Tarhan]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[Süveyş Kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[terör örgütleri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ilerlemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ürdün]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[vekalet savaşları]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=588</guid>

					<description><![CDATA[“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.” (Âl-i İmran 3:105). “Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Kendilerine hakikatin apaçık belgeleri geldikten sonra parçalanıp birbirine düşen kimseler gibi olmayın; işte bunlar için korkunç bir azap vardır.”</p>
<p>(Âl-i İmran 3:105).</p>
<p>“<em>Wa’tasimû bihablillâhi cemîân welâ teferraqû</em>…: Hep birlikte Allah’ın (Kur’an’a) ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran 3:103).</p>
<p>“Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyi ve doğru olanı teklif eder, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız; zira Allah’a güvenip inanırsınız. Eğer kitap ehli de güvenip inansaydı, haklarında hayırlı olurdu. Onlardan (Allah’a) güvenip inananlar varsa da çoğunluğu yoldan çıkmıştır.” (Âl-i İmran 3:110).</p>
<p>“(O inanmış kimseler ki) kalplerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların kalplerini birbirine ısındırıp kaynaştıramazdın, ama Allah onları bir araya getirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:63).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliğini Tesis Edebilmek İçin Nitelikli Çabalar Ortaya Koyabilmek</strong></p>
<p>Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASSAM) Derneği, 2023’e kadar kesintisiz olarak her yıl bir “Uluslararası İslam Birliği Kongresi” düzenleme kararı alarak bunun ilkini de <strong>23 Kasım 2017</strong> tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdi. İslam ülkeleri başta olmak üzere dünya siyasetinin önemli güncel sorunlarına ilişkin akademik ve siyasal tespitler yapma ve karar vericilere çözüm önerileri sunma amacını güden “Uluslararası ASSAM İslâm Birliği Kongreleri”nin ana konuları; “yönetim şekil ve organları, ekonomik işbirliği, savunma sanayi, ortak savunma sistemi, müşterek dış politika, müşterek adalet sistemi ve ortak güvenlik sistemi” şeklinde tespit edilmiştir.</p>
<p>İslam ülkelerinin bir irade altında toplanması için gereken müesseseler ile tâbi olacakları mevzuatın bir hareket tarzı olarak ortaya çıkarılmasını hedefleyen İslam Birliği Kongrelerinin birincisi, “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla 23 Kasım 2017 tarihinde İstanbul WOW Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi.</p>
<p>Halkı Müslüman ülkelerin ortak irade altında toplanabilmeleri için geçmişten günümüze yönetim şekillerini inceleyerek İslam Birliği yönetim şeklinin nasıl olabileceğini istişare etmek üzere toplanan “Birinci Uluslararası İslam Birliği Kongresi”nde yaptığı açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve ASSAM Başkan Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, detaylı bir sunu eşliğinde İslam Coğrafyası’nın mevcut durumunu özetleyerek çözüm önerilerini dile getirdi:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlk Adımda Durumun Net Bir Fotoğrafını Çekebilmek </strong></p>
<p>“Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’na üye 193 devletin 60’ına (üye sayısının %31’i), 7,145 milyarlık dünya nüfusunun 1,6 milyarına (dünya nüfusunun %22,5’u), 150 milyon Km<sup>2</sup> olan dünya karalarının 19 milyon Km<sup>2</sup>’sine (dünya karalarının %12,8’i) sahip olan 60 İslâm Ülkesini bünyesinde barındıran İslâm Coğrafyası, kendi aralarındaki sınırlar yok sayıldığında oluşturdukları blok ile;</p>
<ol>
<li>Dünya adası olarak bilinen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının merkezinde bulunan;</li>
<li>Dünyanın en büyük iç denizi konumundaki Akdeniz, Kızıl Deniz ve Karadeniz’in giriş kapıları sayılan Cebel-i Tarık, Babu’l-Mendeb, Çanakkale ve İstanbul boğazları ve Süveyş Kanalı’nı kontrol eden;</li>
<li>Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi’ne kıyıları olan;</li>
<li>Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına, Avrupa Birliği, Rusya, Hindistan, Çin gibi süper güç sayılan dünyanın büyük devletlerine kara ve denizden, Amerika Birleşik Devletleri’ne denizden sınır komşusu olan;</li>
<li>Dünya kara, hava ve deniz ulaşım yollarının alternatifsiz merkezi olma imkânına sahip bulunan;</li>
<li>Dünya petrol rezervlerinin %55,5’ine, üretiminin %45,6’sına, doğalgaz rezervlerinin %64,1’ine, üretiminin %33’üne, sahip olan;</li>
<li>Jeopolitik konumu, ortak medeniyet değerleri ve tarihî birikimi ile imkân, gayret ve hedeflerini birleştirerek geleceğin süper gücü olmaya namzet potansiyel bir güce sahip bulunmaktadır.</li>
</ol>
<p>Egemen olması gerektiği coğrafyasında İslâm Dünyası, her bir İslam Ülkesinin üniter yapılarının içindeki etnik ve mezhepsel farklılığa sahip unsurlarının birbirleri ile savaştırıldığı, ilan edilmemiş, gizli, sinsi, kirli ve asimetrik Üçüncü Dünya Savaşının alanı haline getirilmiştir.</p>
<p>Sahip olduğu avantajlara rağmen İslam ülkeleri, emperyalist batı devletlerinin müdahaleleri ile büyük bir <strong>kargaşa</strong> içine düşmüştür. Bu kargaşanın sonucu olarak İslam coğrafyasında büyük acılar ve yıkımlar yaşanmaktadır. Milyonlarca Müslüman evlerini, yurtlarını terk etmek veya ölmek arasında tercih yapmak zorunda bırakılmaktadır. Göç yollarında binlerce Müslüman çeşitli şekillerde ölmekte, göç etmeyi başaranlar ise yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya mahkûm bırakılmaktadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 2016 verilerine göre sadece <strong>5 milyon</strong> Suriye vatandaşı göç etmiştir. Kayıt altına alınamayan mültecilerle bu rakam daha da yükselmektedir <strong>Suriyeli mülteci</strong>ler, Türkiye (2.749.140), Irak (249.726), Ürdün (629.128), Mısır (132.275), Lübnan (1.172.753) ve Kuzey Afrika’da diğer yerlere göç etmiştir. Bu rakamların dışında yoğun bir şekilde Avrupa’ya göç girişimleri olmakta ve büyük bir kısmı Akdeniz’de yaşamlarını yitirmektedir. Bu olumsuzluklara rağmen Avrupa’ya yapılan sığınmacı başvuru sayısı 270.000’den fazla olmuştur.</p>
<p>Üçüncü Dünya Savaşı İslam Ülkelerine karşı ilan edilmemiş bir savaş olarak sürdürülmektedir. Osmanlı’nın yıkılmasından sonra yönetimsiz kalan Müslümanlar küçük devletler kurarak varlıklarını devam ettirmeye çalışmış, ancak birlik ve beraberliğini kaybettiklerinden küresel güçler için kolay lokma haline gelmişlerdir. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Bağımsız Devletler Topluluğu İslam Coğrafyasını ele geçirmek için İslam Ülkelerinde, kontrol ettikleri <strong>terör örgütleri</strong> vasıtasıyla vekalet savaşları (asimetrik savaş) yürüterek otorite tesis etmeyi amaçlamaktadır…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sosyal Hastalıklarımızla Yüzleşmek ve Vahdetin Yasasını Keşfetmek</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof.Dr. Nevzat Tarhan; ümmetin en büyük problemi olan <strong>yalan</strong> hastalığından kurtulursak, “ittifak edelim” derken bile ihtilaf etmeye kadar varan parçalanmışlığımıza bir son verebilirsek, martının kuyruğu suya değdi-değmedi mesabesinde kalan anlamsız kavgalarımızı geride bırakabilirsek önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmak için gereken altyapıya sahip olduğumuzun altını çizdi.</p>
<p>Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mürsi dönemi bakanlarından Dr. Salah Bey; İslami köklerimizi, varlığımızı, beşerî ve tabii zenginliklerimizi hedef alan çok boyutlu saldırılarla karşı karşıya bulunduğumuzu, bazı Arap devletlerinin “<em>vasatiyye ve tecdid</em>: ortayol ve yenilenme” imamı Prof.Dr. Yusuf el-Karadavi’yi bile teröristler listesine yazabildiğini, ortalığı nifakın kapladığını, mesela Mısır’da halkının aleyhine çalışan bir darbeci hükümetin işbaşında olduğunu anlattıktan sonra vahdetin İslam şeriatinde bir vecibe, tefrikanın da nankörlük ve haram olduğunu hatırlattı. Zatında ve sıfatında Allah’ı bir ve tek kabul etmek anlamında inanmamız elzem olan tevhid gibi ümmetin tevhidine de inanmamız gerektiğinin altını çizen Dr. Salah, esasen bütün ihtilafların bu iki konu etrafında odaklandığını, gözümüzün önündeki başarılı örnekleri inceleyerek bu ihtilafların üstesinden gelebileceğimizi belirtti.</p>
<p>Avrupa’da da aynen bugün bizim aradığımız gibi yıllar önce yaşamış oldukları büyük kavim ve din savaşlardan sonra düşünürlerin çıkış için çare aradığını ve problemin kaynağını siyaset, eğitim, din alanlarında tespit ettiklerini, bizim de çözüm için öncelikli olarak bu üç alanı ıslah etme amacını güden projeler geliştirerek işe başlamamız gerektiğini, gelişme ve ilerlememizin bu sayede mümkün olacağını anlatan Dr. Salah, Japonya’nın 1946’da yeniden sıfırdan başladığını, doğruluk, vefa, çalışkanlık gibi değerleri sayesinde parçalanmışlıktan kurtulup ilerlediklerine vurgu yaptı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Orta Yolun ve Dengenin Temsilcisi Olabilmek  </strong></p>
<p>Kongrenin önemli konuşmacılarından Dünya Müslüman Alimler Birliği’nin Genel Sekreteri Prof.Dr. Ali Karadaği de tebliğinde şu hususları dile getirdi:</p>
<p>“Allah Rasulü toplumu ıslah etmiştir. Kimseyi yerine halef bırakmadığı gibi kimse için vasiyet de bırakmamış, yöneticilerini seçme işini ümmete bırakmıştır. Allah Rasulü raşid bir idare sistemi kurmuştu. Haram uygulamaları kaldırmıştı. Kur’an bize sürekli bir bir şekilde en iyi ve en özgün olanı ortaya koymamızı emretmektedir: “<em>Liyebluwekum eyyukum ahsenu amela</em>: hanginizin daha güzel iş ve eylemler ortaya koyacağını sınamak için…” (Mülk 67:2) ayet-i kerimesi en güzel işi ortaya koymayı hedeflememiz gerektiğini bize öğretmektedir. Hayatı inşa sanatı, savunma sanatı vb. tüm alanlarda en iyi ürün ve modeli ortaya koyan biz olmalıyız. Elbette öncelikle dinimizi en iyi anlayan biz olmalıyız. Bugün dünden, yarın bugünden daha iyi durumda olmayı hedeflemeliyiz. Durmaksızın ilerlemeliyiz. Zira Kur’an-ı Kerim şöyle demektedir: “<em>Limen şâe minkum en yeteqaddeme ew yeteahhar</em>: içinizden öne geçmeyi veya arkada kalmayı dileyen/seçen herkes için…” (Müddessir 74:37).</p>
<p>Akıl ve hikmet yöntemiyle, kitaba ve mizana uygun davranmalıyız. Vahdeti gerçekten istiyorsak <strong>feragat</strong> etmeden olmaz. Nureddin Zengi Kudüs’ün fethi hususunda çok acele ediyordu… Bu vesileyle bir kavramı da tashih etmek istiyorum. “Salîb; haç/lı savaşları” kavramı yanlış kullanılmaktadır. Zira bunlar din savaşı değildi, kitaplarımızda “Frenc savaşları” tamlaması kullanılmakta olup bu çok daha doğru bir kullanımdır. Salahuddin Zengi’ye şöyle cevap yazıyor: “Frenklerle savaşıp ümmeti kurtarmamız için önce ümmeti birleştirmemiz gerekiyor!”</p>
<p>Kendimizi, fıkıh ve hadis müktesebatımızı, kültür alanımızı, fikriyatımızı ıslah etmeliyiz. Amerikan ilerlemesinden de alabileceğimiz dersler var Türkiye ilerlemesinden de. Türkiye coğrafi açıdan aynı Türkiye, ama son 15 yılda özellikle askeri, toplumsal, ekonomik ve sanayi alanlarında belirgin şekilde ilerlemiştir. 80’li yıllarda Vatan caddesinde bir büro kiralamıştık, sularımız kesikti. Bugün maşaAllah Türkiye hem cemal hem de celal itibarıyla çok ilerlemiş durumda.</p>
<p>Arap baharı sürecinde Tunus, Libya, Mısır, Yemen ve Suriye itidal/denge fikrinde ittifak etmişti, halk barışçıl yöntemle değişimi istemişti. Ancak akbabalar bu fikri ve hareketi maalesef fena halde sömürdüler.</p>
<p>Kitap ile hikmet, kitap ile mizan arasında dengeyi kurabilmeliyiz. İnsan arzı imarla mükelleftir. Çünkü Allah Teâlâ; “<em>Huwe enşeekum mine’l-ardi westa’merakum fîha</em>: Sizi topraktan inşa eden ve size orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur.” (Hûd 11:61) buyurmuştur. İçtihad kurumunu yeniden işler hâle getirerek sorunlarımızı çözme ve İslam Birliği’ni birlikte tesis etme şerefini paylaşmalıyız…”</p>
<p>İstanbul Milletvekili Metin Külünk de; “Son ikiyüzyılda İslam dünyası hangi bilgiyi üretti? İnsanımız neden Batı’ya hicret ediyor? Yer altı kaynaklarımız nerede? Üç din nerede insanlık ile buluştu?” gibi sorularla başladığı konuşmasında her an yaşamakta olduğumuz fiziki yenilgi yanında asıl yenilgiyi akıl/düşünce alanında yaşadığımızı fark etmemiz gerektiğini anlattı. “Bilginin iktisadi güce, iktisadi gücün siyasi güce, siyasi gücün askerî güce dönüştüğünü neden görmüyoruz?” sorusunu yönelten Külünk, akıl yenilgisini anlayacak hikmeti üretemezsek çaresizlik içinde kıvranmaya devam edeceğimizi, dolayısıyla akıl teri döküp akıl galibiyetini elde etmek durumunda olduğumuzu belirtti. Akılda galibiyeti başarmak zorunda olduğumuzu, zira Allah azze ve cellenin bizi düşünmekle sorumlu tuttuğunu, defalarca “akletmez misiniz” buyurduğunu hatırlatan Külünk, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Yenilgiyi galibiyete dönüştürmek ve insanlık için yeniden sevgi, merhamet ve adalet üretmek için akletmeliyiz. İslam medeniyetinin yeniden inşası sorumluluğu bizim omuzlarımızdadır. Medeniyetin bin yıl sonra yeniden güncellendiği bir dönemdeyiz. Dün Haşhaşiler vardı, bugün Fetö, Daiş, Bokoharam gibi örgütler üzerinden İslam çökertilmek isteniyor. Akıl ile yeniden tarih yapıp tarih yazmalıyız. Dönem akıl içtihadı, akıl yenilenmesi vaktidir…”</p>
<p>Malezya’da görev yapan Prof.Dr. Ahmed Abdulhamid Zikrallah; “Mevcut haliyle İslam ülkelerinin vahdet oluşturma kabiliyeti var mıdır?” sorusuyla başladığı konuşmasında siyaset, ekonomi, eğitim… hemen tüm alanlarda fesat durumu yaşandığını, servetin belli aile ve kişilerde biriktiğini anlatarak bu durum değişmedikçe İslam ülkelerinde birleşme ihtimalinin oldukça düşük olduğuna dikkat çekti:</p>
<p>“Biz Mısır’da okurken, Sudan’da doğal kaynaklar, Libya’da ise para vardı, Mısır’ın da ortada bir ülke olarak bu iki imkânı organize edeceği söyleniyordu, biz yetişkin insanlar olduk ama böyle bir birlik göremedik. Çünkü fesatçılar ıslah için birleşmez, onlar ifsat için birleşir ancak!</p>
<p>İslam ülkelerinin ekonomik bir birlik kurabilmesi için; uygun bir taksimatla iş bölümü yapmaları, birliğin ilke ve çerçevesi ile aşamaları net bir şekilde ortaya koymaları, hükümet dışı ekonomik işbirliği girişimlerini teşvik etmeleri gerekmektedir. Çünkü Araplar başta olmak üzere İslam ülkeleri yönetimlerinin çoğu fesat/bozulma durumu yaşamaktadır. Adım atmak için sömürgecilerin yakamızı bırakmasını ya da fasit/bozguncu yöneticilerin kendiliğinden çekip gitmesini mi bekleyeceğiz? Karşılıklı ihtiyaç alanlarımıza uygun düşen yatırımlar yapmalıyız. Stratejilerimizi birleştirdikten sonra ekonomik birliği sağlayabiliriz…”</p>
<p>23 Kasım 2017 tarihinde ASSAM, Üsküdar Üniversitesi, ASDER ve İDSB işbirliğiyle İstanbul’da ilki “Geçmişten Geleceğe Yönetim Biçimleri” başlığıyla gerçekleştirilen İslam Birliği Kongrelerinin, “İslâm Ülkeleri Parlamentosu”nun teşkili ve her İslam ülkesinde yeni bir &#8220;İslam Birliği Bakanlığı&#8221; ihdas edilmesi yoluyla nihayetinde İslam Ülkeleri Konfederasyonu oluşturulmasına hizmet etmesi niyazıyla…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li><a href="http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html">http://www.assam.org.tr/haberler/haberler/1nci-uluslararasi-assam-islam-birligi-kongresi-yapildi.html</a>, 23.11.2017.</li>
<li><a href="https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html">https://www.assamcongress.com/programme/sessions.html</a>, 23.11.2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-bilgi-zeminini-olusturabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEDENİYETİMİZİN KURUCU UNSURLARINI DENGELEYEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2017 09:32:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:8]]></category>
		<category><![CDATA[27]]></category>
		<category><![CDATA[31]]></category>
		<category><![CDATA[34]]></category>
		<category><![CDATA[4:3]]></category>
		<category><![CDATA[70]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussabûr Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Abdusselâm el-Cefâirî]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:137]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bedran bin Lahsen]]></category>
		<category><![CDATA[Bin Nebî]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Dâru’l-Fikr]]></category>
		<category><![CDATA[düşünsel kriz]]></category>
		<category><![CDATA[En’âm 6:11]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:62-63]]></category>
		<category><![CDATA[Es’ad es-Sahmerânî]]></category>
		<category><![CDATA[Fevziye Bariun]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ümmeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ümmetinin fikrî problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Khaldî]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrikalı]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Malik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[mîlâd]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Muskavî]]></category>
		<category><![CDATA[Önsöz]]></category>
		<category><![CDATA[Selangor]]></category>
		<category><![CDATA[şerefli]]></category>
		<category><![CDATA[slam ümmeti]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Şurût]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim]]></category>
		<category><![CDATA[Vichet]]></category>
		<category><![CDATA[Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Ahmed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=581</guid>

					<description><![CDATA[“Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse gezin yeryüzünü ve görün hakikati yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu!” (Âl-i İmran 3:137). &#160; 31 Ekim 1973’te vefat eden Mâlik Bin Nebî’nin konuşmalarında ve eserlerinde sıkça vurguladığı “İslam ümmetinin fikrî problemleri”ni Fevziye Bariun, 1992 yılında İngilizce neşrettiği uzunca makalesinde tasnif etmişti. O yıllarda Malezya’nın Selangor eyaletinde bulunan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti.<br />
Öyleyse gezin yeryüzünü ve görün hakikati yalanlayanların<br />
sonunun nasıl olduğunu!”<br />
(Âl-i İmran 3:137).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>31 Ekim 1973’te vefat eden <strong>Mâlik Bin Nebî</strong>’nin konuşmalarında ve eserlerinde sıkça vurguladığı “<strong>İslam ümmetinin fikrî problemleri”</strong>ni Fevziye Bariun, 1992 yılında İngilizce neşrettiği uzunca makalesinde tasnif etmişti. O yıllarda Malezya’nın Selangor eyaletinde bulunan International Islamic University (Uluslararası İslam Üniversitesi) araştırmacısı iken Mâlik Bin Nebî hakkında akademik çalışmalar yapmış olan Fawzia Bariun, hâlen Amerika’da Michigan Üniversitesi’nde profesör olarak görevine devam etmektedir. İlk kısmını geçen hafta paylaştığım makalenin ikinci kısmını, Haksöz Dergisi’nde 1999 yılında yayımlanan çeviriyi esas alarak ve zorunlu düzeltmelerle yetinerek aktarıyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yükselişin ve Çöküşün Yasalarını Tarih İlminden Öğrenmek</strong></p>
<p>“Sosyal bir olgu olarak tarih, Bin Nebî’nin düşüncesinde önemli bir yer tutar. 1930’larda düşünsel olarak olgunlaştığında ilgisi ve dikkati elektrik mühendisliğinden tarih, sosyoloji ve felsefeye kaymıştır. Temel referans olarak tarihi kabul etmek, sahası medeniyet olan -ki medeniyet geçmişte, şimdi ve gelecekte tarih için temel bir meseledir- bir entelektüel için sürpriz değildi. Bin Nebî’ye göre <strong>tarihî olaylar</strong> basitçe <u>aksiyonlar</u> ve psikolojik elementlerin <u>reaksiyonlar</u>ıdır (Hadîs, 55) ve tarih sadece fikirlerin ve aksiyonların bir listesidir. Bundan dolayı her gün çok sayıda fikir ve hareket kaydeden bir toplum daha büyük sonuçlara ulaşacaktır (Hadîs, 57). Bu gerçek, Bin Nebî’yi tarihi araştırmanın ve kavramanın önemini vurgulamaya götürmüştür. Bazı olayların analiz yapılmadan anlaşılamayacağına inandığı için onun metodu <strong>analitik ve yapıcı</strong> idi. Zira bu süreç, hedeflerine ulaşmak isteyen kişi için şarttır (Hadîs, 71). Tarihi araştırmak entelektüel bir lüks değildir. İslami açıdan tarihî seyri düşünmek, bizi hayatın zor ulaşılır hedefine götüreceği ve çeşitli toplumların <strong>yükseliş ve çöküş</strong> sebeplerini öğreteceği için teşvik edilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şu vurguları okuyoruz:</p>
<p>“De ki: “Dolaşın yeryüzünü, sonra görün gerçeği yalanlayanların sonunun ne olduğunu!” (En’âm 6:11). Keza, “Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse gezin yeryüzünü ve hakikati yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!” (Âl-i İmran 3:137).</p>
<p>Bu süreç kendiliğinden, sonraki nesillere anlamlı bir <strong>kavrayış yetisi</strong> verir. Tarihi araştırmak, Bin Nebî’nin kabul ettiği gibi bizi sadece teorik sonuçlara götürmekle kalmaz, aynı zamanda <u>başvurulabilir fikirler</u>e de götürür (Hadîs, 50).</p>
<p>Müslümanlar <u>İslam’ın dinamik esaslarından uzaklaştıkları</u> için gereken tarih bilgisinden de yoksun kaldılar. Bin Nebî’ye göre tarihin doğasını bilmemek ve öğeleriyle çelişmek müslümanları, tarihî olayların sonuçlarını <u>kadere yükleme</u>ye, bu da sonuçta statükoyu kabullenme ve <u>boyun eğme</u>ye götürür. Bu durumda da tarih ne arzularımızı canlandırır ne de hareketlerimize yön verir (Hadîs, 51).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Medeniyetimizi Canlandırmak İçin Üç Farklı Âlemin İdeal Dengesini Kurabilmek</strong></p>
<p>“Bin Nebî’ye göre tarihî olaylar ve hareketler üç önemli âlemin etkileşiminden doğar: Şahıslar âlemi (<em>‘âlemu’l-eşhâs</em>), fikirler âlemi <strong>(<em>‘âlemu’l-efkâr</em></strong>) ve eşya âlemi <em>(‘âlemu’l-eşyâ</em>). Eşya (varlıklar) âlemi (hayatta) daha belirgin bir yer işgal ediyor gibi görünmesine rağmen, Bin Nebî açısından fikirler âlemi son derece önemlidir. Ona göre bir toplumun zenginliği sahip olduğu “eşya” ile değil fikirleriyle ölçülür (Mîlâd, 34). <strong>Medeniyet</strong> kendi ürününe hayat verir. Bundan dolayı bir medeniyetin ürünlerini başka bir medeniyet inşa etmek için almak, ne nitel olarak ne de nicel olarak mümkün değildir. Bin Nebî’nin ifadesiyle; “Medeniyet kendi ruhunu, fikirlerini, beğenilerini, özel zenginliğini veya dokunulmaz bilgi ve anlam birikimini satamaz.” (Şurût, 43). Bu birbiriyle uyumlu ve karmaşık öğeler, medeniyete onun eşsiz özelliklerini vermek için tarih boyunca şekil almıştır.</p>
<p>Bin Nebî, tarih ve fikirlerin güçlü bir birbirinin yerine geçebilir etkiye sahip olduğunu ve tarihî mucizelerin tek başına <u>yaratıcı fikirler</u>in sonucu olduğunu iddia eder (Muşkilât, 56). İslam; şahıslar âlemi <strong>eşsiz din kardeşliği</strong> idrakine göre oluştuğunda tarihte <u>yeni bir toplumun doğması</u>nı mümkün kılar. Bir taraftan Muhacirûn ve Ensarın, diğer taraftan tüm müslüman topluluğun tüm üyelerinin bütünleşmesinin tarihî önemi Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir:</p>
<p>“Farzet ki onlar seni (barış tuzağıyla) aldatmayı planlamış olsunlar; o zaman da elbette Allah sana yeter: O’dur seni yardımıyla ve imanlı insanlarla güçlendiren: ki onların yüreklerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların yüreklerinin arasını (ısıtıp) kaynaştıramazdın, ama Allah onları birleştirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:62-63).</p>
<p>Bin Nebî, bu aşamanın İslam medeniyetinin yükselişinin başlangıcına işaret ettiğini yazar. “Ne yazık ki, eşine az rastlanır bir şekilde kırk yıl sonra ümmet <u>ilk geriye dönüş acısı</u>nı yaşadı: Kur’ani ruhla cahiliyenin özellikleri arasında meydana gelen Sıffin Savaşı!” (Vichet, 27). Düşünür şöyle devam eder:</p>
<p>“Bununla beraber İslam medeniyetinin öğeleri ilk döneme münhasır değildir. İslam dininin esasları, bu dinin <strong>özünde</strong> yer almaktadır. Bundan dolayı, Sıffin’in sebep olduğu iç çatışmaya rağmen İslam, medeniyetine şekil vermeye devam etmiştir. İslam medeniyetinin gerçek ve nihayetinde tam çöküşü, medeniyet dairesinin sonuna gelmiş paramparça ümmeti birleştirmek için çaba sarfeden bir Kuzey Afrikalı hanedan olan Muvahhidîn devri sonrasında gerçekleşmiştir.” (Vichet, 28).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Muvahhidîn Sonrası Birey’in Özelliklerini Bilmek ve Bu Zaaflardan Kurtulmak</strong></p>
<p>“Sosyal ve tarihî bir ürün olarak <strong>insan</strong>, toplumun gelişmesinde temel bir rol oynar. Bin Nebî’ye göre bir insan iki özelliğe sahiptir:</p>
<p><u>Birincisi</u>; tarihin değiştiremediği ve etkileyemediği, Allah tarafından <strong>şerefli</strong> kılınmış doğal bir varlık oluşudur. İslami açıdan insanlık, evrenin diğer öğeleri tarafından reddedilen emaneti kabul ederek <strong>halife</strong> tayin edildiği için, diğer bütün yaratıklardan üstündür.</p>
<p><u>İkinci özellik</u>; değişken ve tarihin etkileyebildiği <strong>sosyal</strong> bir varlık oluşudur. Bireyi şahıs yapan <u>sosyal-tarihî yapı</u>dır. Şahıs, medeniyeti üreten karmaşık bir varlıktır (Mîlâd, 28). Fikir ve ana örnekleriyle (fikirler âlemi) şahısların (şahıslar âlemi) etkileşimi maddi ürün verecek ve eşya (varlık) âlemini oluşturacaktır. Bu etkileşimde ve her iki âlemin herhangi bir ilk yapısında meydana gelen herhangi bir <strong>bozukluk</strong>, medeniyet sürecini (olumsuz) etkileyecektir. Gerçekte müslümanların yaşadığı <strong>düşünsel kriz</strong>, her iki düzeydeki böyle bir bozukluğun sonucudur.</p>
<p>Şahıslar âlemini temsil eden Muvahhidîn sonrası bireyini Bin Nebî, enerji üretimi için kullanıldıktan sonra <u>havuzda depolanmış su</u>ya benzetir. Bu su, tekrar enerji üretme kudretini kaybetmiştir. Aynı şekilde ‘Muvahhidîn sonrası bireyi’ de “medeniyet dışı”dır ve ana akıntıya tekrar giremez (Şurût, 70). Bu birey, sadece medeniyet öncesi şahsı (<em>raculu’l-fıtra</em>) gibi, medeniyet dışında değil, medeniyet öncesi şahsının tersine, <u>bilinçli bir değişime girişmediği takdirde</u> medenileştirici bir çalışma (<em>oeuvre civilistrice</em>) yapmaya muktedir olmayan biridir. Bu birey, bilineni geliştirmeye veya terk etmeye <u>kâdir değil</u>dir ve sonunda yeni anlamlar <u>üretemez ve özümleyemez</u> (Vichet, 31). 1940’larda Cezayirli şehir sakinleri, Muvahhidîn sonrası bireyinin özelliklerini gösterdi. Şehir hayatı dairesinin sonunda yaşayan böyle bir kişi <u>sınırlı özlemlere, bozuk bir zihne ve mağlup olmuş bir ruha sahiptir</u>. İlaveten, o orta halden memnundur ve genellikle “orta yol”, “orta fikir” ve “orta gelişme”yi temsil eder (Şurût, 76). Kısacası, böyle bir kişi ve böyle bir toplum, inancını etkin bir şekilde kullanamamıştır.</p>
<p>Hem <u>fikirler</u> ve <u>uyanış</u> arasındaki dinamik ilişki, hem de aydınların tarihin seyrini etkilemedeki rolü tartışılamaz. Her toplumda <strong>dağılma</strong>, toplumun gerileyişinden etkilenerek <u>fikirler âlemindeki</u> bir <strong>düşüş</strong>ün sonucudur. Mâlik b. Nebî’ye göre fikirlerin etkinliğini ve canlılığını iade etmeye ve toplumu yeniden kurmaya yetkin olan <strong>şahıslar âlemi</strong>dir. Böyle bir ihtimalin varlığını düşünmek, medeniyetin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu düşünen İbn-i Haldun’la çelişir. Düşünsel ve sosyal aktivitelerini çare arayarak geçiren şahıslar âleminin bazı üyeleri, <u>düşünsel problemleri büyütmekle hata ettiler</u>…”</p>
<p>Altmışsekiz yıllık ömrünü İslam ümmetinin problemlerini anlamaya ve bu problemleri en doğru şekilde analiz ederek bunlara kalıcı çözümler üretmeye adayan merhum Mâlik Bin Nebî aramızdan ayrılalı kırkdört yıl olmuş. Ancak onun mevcut krizden çıkabilmemiz için yarım asır önce ortaya koymuş olduğu acı ama gerçekçi tespit ve teklifler hâlen geçerliğini korumakta olup Fevziye Bariun’un makalesinde özetlediği bu tespit ve önerileri gelecek haftaki yazımızda paylaşacağız inşaAllah.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Fevziye Bariun; “<strong>Mâlik Bin Nebî ve Ümmetin Düşünsel Sorunları</strong>”, Haksöz Dergisi, Sayı: 95, Şubat 1999. www.haksozhaber.net/okul/article_detail.php?id=2297, 31 Ekim 2017.</li>
<li>Fawzia Bariun; “<strong>Mâlik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah</strong>”, AJISS, Vol. 9, No. 3 (Fall 1992), pp. 325-337.</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Şurûtu’n-Nahda</em></strong>. Arapçaya çeviren: Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin, Mektebetü’l-İskenderiyye ve Dâru’l-Kitâbi’l-Mısrî, Kahire 2012/1433, 211 s. (Eser önce Şam’da basılmıştır; Dâru’l-Fikr, Dımaşk 2006, 175 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî</em></strong>, Arapçaya çeviren: Abdussabûr Şâhin, Dâru’l-Fikr, Şam 1986 200 s. (İslâm Davası (İslam Dünyasına Bakış), Çev. Ergun Göze, İstanbul 1967, 197 s. Keza, Muharrem Tan tarafından yeniden Türkçeye çevrilen bu eser 1992 yılında İstanbul’da Yöneliş Yayınları tarafından 200 s. hâlinde yayımlanmıştır).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Muşkilâtu’s-Seqâfe we Mîlâdu Muctema’</em></strong>, Türkçeye Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2000, 175 s. (<em>Mîlâdu Muctema’ kitabının Arapçası müstakil olarak da basılmıştır: </em>Dâru’l-Fikri’l-Mu’âsır, Beyrut 2016, 128 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>İntâcu’l-Musteşrikîn ve Eseruhû fi’l-Fikri’l-İslamî el-Hadîs</em></strong>, Kâhire, 1970.</li>
</ul>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî hakkında daha fazla bilgi için:</strong></p>
<ul>
<li>Bedran bin Lahsen; <strong>Malik Bin Nebi’de Medeniyet: Sosyo-entelektüel Temeller</strong>. Çeviren: İbrahim Kapaklıkaya. Mahya Yayınları, İstanbul 2011, 304 s. (Badrane Benlahcene’nin matbu doktora tez çalışması olan eser Malezya’da “The Socia-intellectual Foundations of Malek Bennabi’s Approach to Civilization” adıyla 2004 yılında University Putra Malaysia yayınları arasında, 2013’te de The International Institute of Islamic Thought (IIIT) Londra şubesi tarafından İngiltere’de basılmıştır).</li>
<li>Ali Kureyşî; <strong>Malik Bin Nebi’ye Göre Toplumsal Değişim</strong>. Çeviren: Mustafa Altunkaya. Ekin Yayınları, İstanbul 2002, 272 s. (<em>et-Tağyîru’l-İctimâî inde Mâlik Bin Nebî.</em> Zehra li’l-İ’lami’l-Arabî, 1989).</li>
<li>Abdülhamîd H. Hasan; “<strong><em>Mâlik b. Nebî: Bibliyocrâfyâ</em></strong>”, Âlemü’l-Kütüb, XXI/4-5, Riyad 1421/2000, s.423-429.</li>
<li>Fatih Okumuş; <strong>Malik Bin Nebi: Yirminci Asrın Şahidi</strong>. (Malik ben Naby: witness of XX<sup>th</sup> Century). Denge Yay., İstanbul 1998.</li>
<li>Süleyman el-Hatib; <strong><em>Felsefetu’l-Hadâra inde Mâlik Bin Nebî -Dirâse İslâmiyye fî Dav’i’l-Vâkıi’l-Muâsır-</em></strong> (Doktora tezi). Uluslararası İslâm Düşüncesi Enstitüsü (IIIT), London 1993.</li>
<li>Fawzia Bariun; <strong>Malik Bennabi</strong>: <strong>Sosiolog Muslim Masa Kini</strong>. Terj. Oleh Munir. Bandung: Penerbit Pustaka 1997, 157 p.</li>
<li>Fawzia Bariun; <strong>Malik Bennabi, His Life and Theory of Civilization</strong>. (Yüksek lisans tezi). Malezya Müslüman Gençlik Hareketi yayını, Kuala Lumpur 1993.</li>
<li>Cevdet Said; “<strong>Takdim</strong>”. Zeki Ahmed; <em>Malik Bin Nebi we Muşkilâtu’l-Hadâra -Dirâse Tahlîliyye Nakdiyye-</em> Beyrut 1992.</li>
<li>Zeki Ahmed; <strong><em>Malik Bin Nebi we Muşkilâtu’l-Hadâra -Dirâse Tahlîliyye Nakdiyye-</em></strong> Beyrut 1992.</li>
<li>Abdusselâm el-Cefâirî; “<strong><em>Mefâhîm Esâsiyye fî Fikri Mâlik b. Nebî</em></strong>”, Mecelletü Külliyyeti’d-Da’veti’l-İslâmiyye, VII, Trablus 1990.</li>
<li>Es’ad es-Sahmerânî; <strong><em>Mâlik b. Nebî: Müfekkiren Islâhiyyen</em></strong>. Dâru’n-Nefâis, 2. Baskı, Beyrut 1406/1986, 264 s.</li>
<li>Ömer Muskavî; ‘<strong>Takdim’</strong>, Malik Bin Nebi, <em>Fî Mehebbi’l-Ma’reke: İrhasâtü’s-Sevre</em>, Dımaşk: Dârü’l-Fikr, 1981, s.7–9.</li>
<li>Khaldî; ‘<strong>Önsöz</strong>‛, Malik Bin Nebi, Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş, çev. Ergun Göze, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1973, s.9–14.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
