<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kültür Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/kultur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/kultur/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Apr 2019 18:41:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>FİKRÎ PROBLEMLERİMİZİ TÜM BOYUTLARIYLA GÖREBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/fikri-problemlerimizi-tum-boyutlariyla-gorebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/fikri-problemlerimizi-tum-boyutlariyla-gorebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2017 09:36:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Abdurrahman Kevâkibî]]></category>
		<category><![CDATA[Âfâq Cezâiriyye]]></category>
		<category><![CDATA[Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlak ve töre]]></category>
		<category><![CDATA[ahlaki felc]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[Bin Nebî]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayirli]]></category>
		<category><![CDATA[el-qâbiliyye li’l-isti’mâr]]></category>
		<category><![CDATA[es-Sırâ’u’l-Fikrî fi’l-Bilâdi’l-Musta’mera]]></category>
		<category><![CDATA[Fevziye Bariun]]></category>
		<category><![CDATA[Fî Mehebbi’l-Ma’reke: İrhâsâtü’s-Sevre]]></category>
		<category><![CDATA[Fikratu Kamûnwîlth İslamî]]></category>
		<category><![CDATA[Haksöz Dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[İlmu’l-Kelâm]]></category>
		<category><![CDATA[Islah Projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[ıslahatçı hareket]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür Sorunu ve Bir Toplumun Doğuşu]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel boşluk]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[müslüman ruhumüslüman ruhu]]></category>
		<category><![CDATA[Oryantalistlerin Eserleri ve Çağımız İslam Dünyasına Etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[pozitif davranış]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Şekip Arslan]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürge Ülkelerde Fikir Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Sömürüye Elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyolog]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[Zihnî Engellerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=584</guid>

					<description><![CDATA[Altmışsekiz yıllık ömrünün büyük bir bölümünü İslam ümmetinin problemlerini anlamaya ve bu problemleri en doğru şekilde analiz ederek bunlara kalıcı çözümler üretmeye adayan Cezayirli büyük düşünür Mâlik Bin Nebî’nin (28 Ocak 1905-31 Ekim 1973), İslam âleminin yaşadığı krizden çıkabilmesi için yarım asır önce ortaya koymuş olduğu acı ama gerçekçi tespit ve teklifler hâlen geçerliğini korumaktadır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Altmışsekiz yıllık ömrünün büyük bir bölümünü İslam ümmetinin problemlerini anlamaya ve bu problemleri en doğru şekilde analiz ederek bunlara kalıcı çözümler üretmeye adayan Cezayirli büyük düşünür Mâlik Bin Nebî’nin (28 Ocak 1905-31 Ekim 1973), İslam âleminin yaşadığı krizden çıkabilmesi için yarım asır önce ortaya koymuş olduğu acı ama gerçekçi tespit ve teklifler hâlen geçerliğini korumaktadır. Fevziye Bariun, 1992 yılında Malezya’da neşrettiği İngilizce uzun makalesinin sonunda Bin Nebî’nin gözüyle Müslümanların düşünsel sorunlarını derli toplu şekilde tasnif etmiş ve üstadın çözüm önerilerini sunmuştu. Bu makalenin son kısmını, Haksöz Dergisi’nde 1999 yılında yayımlanan çeviriden okuyalım:</p>
<p><strong>Dağılmanın Dış Etkenleriyle Avunmayı Bırakıp İç Etkenlerine Odaklanmak </strong></p>
<p>“Mâlik Bin Nebî’nin ümmetin <strong>problemler</strong>ine ilişkin keskin araştırmaları üç temel boyutta özetlenebilir:</p>
<p><strong>1. Metodolojik Boyut: </strong>Din, her medeniyette insanlığa, zamana ve toprağa medeniyet dairesini başlatması için bir kıvılcım veren bileşik olarak temel bir araçtır. Bin Nebî’nin <strong>din</strong> anlayışı, zorunlu ayinlerden öte bir şeydir. Tersine kültürel ve ahlaki sistemlerin her detayını kapsayan canlı bir ideolojidir (Şurût, 61-72).</p>
<p>Islahatçı ve modernist akımları incelerken Bin Nebî, Afgani ve Abduh’la başlayan <strong>ıslahatçı hareket</strong>in yalnızca müslümanlara <u>savunmacı ve haklı gösterici</u> siper temin etmekle meşgul oldukları sonucuna varmıştır. Ona göre, liderleri İslam’ın ideolojik gücünü kavramadıklarından, hareketleri İslam’ın sosyal fonksiyonunu geri getirememiştir.</p>
<p>Abduh’un skolastik metodolojiyi (<em>İlmu’l-Kelâm</em>) ıslah çabaları müslümanların acıklı sosyal, ahlaki ve düşünsel durumlarına çare üretemedi. Bin Nebî, kelam ilmine olan bu ilgiyi “ümmete çok zararlı bir şey” (Vichet, 35) olarak görmüştür. Ona göre, Muvahhidîn sonrası kişisi, doktrinini asla terk etmemiştir (Vichet, 55). Bunun anlamı, gerçek sorun “müslümanların inançlarını nasıl öğretecekleri değil, tersine <u>inancın sosyal etkisinin nasıl geri getirileceği</u>ydi.” Diğer bir ifadeyle Bin Nebî, sorunun Allah’ın varlığının müslümanlara ispatı olmadığını, tersine O’nun varlığının bir enerji kaynağı olarak bireyin ruhunu doldurmasının ve bunun bir anlam ifade etmesinin nasıl başarılacağını tartışmıştır (Vichet, 55).</p>
<p>Bin Nebî, metodolojik ve bilimsel düşünmekten yoksun oldukları için ıslah hareketi entelektüellerinin sıkça dış düşmanları eleştirdikleri ve <strong>dağılmanın iç etkenleri</strong>ni ihmal ettikleri düşüncesindeydi (Vichet, 49). Mesela, Şekip Arslan, Abdurrahman Kevâkibî ve Ahmed Rıza’nın yazıları sadece <u>özür dileyici</u> ve <u>savunmacı</u>ydı.</p>
<p>Bin Nebî, modernist akımın da daha iyi olmadığını düşünür. Temel olarak Batılı işgalciler döneminde “toplum dengesini kaybetmişken geliştiğinden modernizme kayanlar” öğeleri(ni) “sömürge okulundan aldılar.” (Vichet, 67-80).  Modernistler, gelişimin dış ve yüzeysel modellerini yaydılar. Maddi şeyler (varlıklar) yığını müslüman kültürde önceden hâkim olan <strong>nitelik</strong> yerine <u>nicelik</u> kavramını somutlaştırdı. Bin Nebî, modernistlerin de ıslahatçılar gibi hedeflerin ve araçların tasavvurundan ve besleyici bir teoriden yoksun olduklarını düşünür. Modernistlerin temel ilgisi -müslüman dünyayı siyasi kargaşadan kurtarmak gibi- siyasi bir yaklaşımdı. Üstelik bu ilgi, Avrupa sisteminden <u>ödünç</u> alınmıştı. Bu yüzden de müslüman bireyin <u>gerçek sorununa odaklaşmadı</u> (Vichet, 77).</p>
<p>Düşünsel ve psikolojik düzeyde Muvahhidîn sonrası toplumu, “İslam mükemmel bir dindir.” gerçeğini kabul etmiştir. Bu ifade, toplumun bilincinde “biz müslümanız, dolayısıyla biz de mükemmeliz” <strong>mantıksal yanlış</strong>ını doğurdu (Vichet, 93). Bu metodolojik kusur, Bin Nebî’nin “ahlaki felç” dediği şeyle sonuçlandı. Batı medeniyetinin çöküşünü, değerler sisteminin ve sosyal yapısının hemen hemen tamamen bozulmasını mutlu bir şekilde kabul ve itiraf eden birçok çağdaş yazılarda, bu felcin örnekleri mevcuttu. Bu yazılar, safça İslam ve müslümanların Batı felsefesi ve medeniyetinin yerini almaya yetkin olduğunu bildiriyorlardı. Fakat Bin Nebî ve diğerlerinin de açıkladığı gibi, İslam’ın ideolojik gücünü kendi toprağında geri getirmeden ve <strong>müslüman ruhu</strong> ve mantaliteyi esaslı bir şekilde eski sıhhatine kavuşturmadan böyle bir <u>yerine geçme</u> mümkün değildi.</p>
<p>Müslümanların <strong>ahlaki felc</strong>e uğramalarının temel sebeplerinden birisi, kendi tarihsel daireleriyle mantıki bir ilişki kurmamalarıdır. Bin Nebî, müslümanların hicrî 1367’de değil, miladi 1948’de yaşadıklarına inandıklarını yazdığı yerde -Şurûtu’n-Nahda isimli eserinde- bu acı gerçekten yakınır. Bu yanlış perspektif “İslami sorun”u, kendi tarihî genel durumuna değil, Batı medeniyeti çatısı altına yerleştirdi (Vichet, 34). Bin Nebî, örnek olarak Marakeş ve Semerkant’ın her ikisinde de yılan büyücülerinin varlığını verir ve incelendiğinde hiçbir kaza görülmediğini ifade eder. Bu olgu büyük ölçüde “Cezayir’in sorunu” ve “Cava’nın sorunu” diye adlandırılan şeyin aslında “İslami bir sorun” olduğunu gösterir. Dolayısıyla bu sorunu kendi tarihî alanında tartışmak önemlidir (Vichet, 35).</p>
<p>Müslüman toplum içinde farklı <strong>sorunlar</strong>, okuma yazma bilmemek, yoksulluk ve dış işgal gibi önceden belirlenmiş kategorilerle tasnif edilegeldi. Çözümleri de kolaydı: Bilgi veya eğitim, zenginlik veya ekonomik gelişme ve bağımsızlık. Bununla birlikte çağdaş müslüman dünyada tarihî gelişmeler, Bin Nebî’nin tahminleriyle karşılaştı: Çözümler, <u>değişimin psiko-sosyal öğeleri</u> görmezden gelinirse sonunda geçersiz olacaktı.”</p>
<p><strong>Sömürüye Elverişlilikten ve Zihnî Engellerimizden Kurtulabilmek</strong></p>
<p><strong>“2. Psikolojik Boyut: </strong>Muvahhidîn sonrası bireyi, Bin Nebî’nin tasvir ettiği gibi birçok psikolojik özürden kaynaklanan toplumunun hastalık ve acılarının mikrobunu taşır. Birey <u>ahlaki, sosyal, felsefi ve siyasi iflasla dolu</u> bir atmosferde şekillenmiş “hasta bir ruh”a sahiptir (Vichet, 36-37). Bu birey, Bin Nebî’nin “sömürülebilirlik” (sömürülmeye müsait hâle gelme) (<strong><em>el-qâbiliyye li’l-isti’mâr</em></strong>) dediği hastalığa yakalanmıştır. Oysa Batının müslüman dünyayı işgali temelde sömürgeleştirmenin dış etkenleri yüzünden değildi, tersine iç müsaitliktendi. Bin Nebî’nin ifadesiyle, sömürüye bir siyasetçi gibi değil bir <strong>sosyolog</strong> gibi bakılmalıdır (Vichet, 102). Sömürüye uygun olma (sömürülebilirlik); <u>kendini yok etme, aşağılık kompleksi ve sosyal atomizm</u> ile sonuçlanır ve etkinlik bütün düzeylerde minimumdur. Sömürge otoriteleri bu özellikleri besler ve çıkarları için kullanırlar; çünkü “Bizim hakkımızda onlar bizden daha çok şey bilirler.” (Fikratu Kamûnwîlth İslâmî, 79).</p>
<p>Sömürülebilirlik tabiri, sömürünün farklı şekillerine karşılık direnişinde, Mısır’ın Müslüman Kardeşler lideri Hasan el-Benna’dan esinlenerek kullanılmış olabilir. El-Benna’nın en çok zikredilen sözlerinden birisi -ki Bin Nebî de bunu zikreder- şudur: “Emperyalizmi ruhlarınızdan atın, o sizin topraklarınızdan uzaklaşacaktır.” (Şurût, 155).</p>
<p>Muvahhidîn sonrası bireyinin diğer özellikleri <strong>iki zihnî engel</strong>dir: <u>Kolaylık psikozu</u> (<em>zihânu’s-suhûle</em>) ve <u>imkânsızlık psikozu</u> (<em>zihânu’l-istihâle</em>). Birinin fikirleri ya çok basittir ve hiçbir çaba ve vakit ayırmayı gerektirmez ya da çok zordur ve başarılamaz (Muşkilâtu’l-Efkâr, 147). Müslüman toplumun sosyal aktivite listesine baktığımızda, genellikle ya başarılmamış fikirler ya da hiçbir zihnî çabayla desteklenmemiş aktiviteler görürüz (Vichet, 90).</p>
<p>Muvahhidîn sonrası şahsı, genellikle geçmişin ölü fikirlerine (<strong><em>el-efkâru’l-meyyite</em></strong>) bağlıdır. Bu bağlılık takdirden değil katılık ve yaratıcı/üretici olamamaktan kaynaklanmaktadır. Kendini çağdaş akımlara açarsa, yalnızca öldürücü fikirlere (<strong><em>el-efkâru’l-qâtile</em></strong>) -tarihsel şartlarından çıkarılıp alınınca öldürücü olan fikirler- karşı duyarlı olmaktadır (Fî Mehebbi’l-Ma’reke, 135-155). Maalesef birçok fikir, müslümanların fikirler dünyasına bilimsel olarak çürütüldükten sonra girmiştir (Fikratu Kamûnwîlth İslâmî, 36).</p>
<p>Ruhi açıdan, ruhsal olanla sosyal olan arasındaki ilişki böyle bir kişilikte çok zayıftır. Mesela Muvahhidîn sonrası bireyi camiye gidince, kendini bir “şahıs” olarak hisseder ve İslami ilkelere uygun davranır. Ne zaman ki ayrılır, sosyal baskıların kontrolü altına girdiği için ahlaki standartlarını kaybetmiş bir “birey” olur. Kısaca Bin Nebî, böyle bir şahsın şizofrenik bir şahsiyet davranışı sergilediği sonucuna varır (Mîlâd, 99).</p>
<p>Materyalist açıdan bu kişilik hem nicel ve nesnelliğe yatkın hem de gereksiz öğelerin bir yığınıdır. Gerçek ihtiyaçlarla (<em>ed-darûrâtu’l-haqîqiyye</em>) <strong>sahte ihtiyaçlar</strong>ı (<em>ed-darûrâtu’l-muzeyyefe</em>) ayıramaz, özden ziyade şekle, fikirler yerine nesnelere kolayca kapılır. Böylece toplumun imkânları çok sınırlıyken, ihtiyaçlarının artmasına katkıda bulunur (Fikratu Kamûnwîlth İslâmî, 72).</p>
<p>Bin Nebî’nin birey ve toplumun bozuk yapısını analizi, ümmetin açmazlarının farklı yönlerini açıklama teşebbüsüdür. Her ne kadar düşünceleri temelde olayların akışını etkileyebilecek olan entelektüellere ve bazen de resmî görevlilere yönelik ise de bunlar geçmişte olduğu gibi şimdi de geçerlidir.</p>
<p><strong>Bir Toplumun Kültür ve Medeniyetini Başka Yerden İthal Edemeyeceğini İdrak Etmek</strong></p>
<p><strong>3. Sosyo-Kültürel Boyut</strong>: Kitaplarının birçoğunda Bin Nebî’nin, ümmetin kaderiyle ilgili temel meseleleri hem bir sosyolog hem de bir filozof olarak incelediği görülür. <em>Muşkilâtu’s-Seqâfe, Muşkilâtu’l-Efkâr, Milâdu Muctema’ </em>gibi eserlerindeki açık metodoloji, Bin Nebî’nin sadece sosyal bilimler olarak değil, temelde müslümanların durumunu inceleyen bilimsel yaklaşımlar olarak sosyoloji ve antropolojideki ilgi ve yeterliliğini ortaya koyar.</p>
<p>Kitaplarına sıradan bir okuyucunun ulaşmasını engelleyen bazı dilbilimsel ve üslupsal kusurlara rağmen, Bin Nebî’nin düşünceleri ve kuramları zihni tahrik edicidir. Bilimsel yeterliliği de entelektüel alanda temel bir avantaj sağlamaktadır. Düşünür, terimlerini tanımlamada, öncüllerini sunmada ve sonucuna ulaşmadaki dikkatli çabasıyla ünlüdür.</p>
<p>Defalarca tanımladığı medeniyete ilaveten Bin Nebî eşit miktarda kültürün tanımıyla da ilgilenmiştir. Ona göre, “<strong>Kültür</strong>; bireyin alışkanlıklarına ve şahsiyetine şekil verdiği çevre içinde esas kaynaklar olarak doğumundan beri ulaştığı ahlaki özellikler ve sosyal değerlerin özetidir.” (Şurût, 83). Keza, “Kültür; ölçü, ahenk ve hareket gibi harici öğeleri ve beğeniler, âdetler ve gelenek gibi dâhili öğeleri kapsayan bir atmosferdir.” (Hadîs, 71). Çağdaş müslümanlar kültürlerinin maddi ve maddi olmayan öğelerinin çoğunu ödünç aldılar, “hattâ beğeni ve ihtiyaçlarını bile”. Bu ödünç alma, sosyal fikir ve yaklaşımlarda yeniden üretime ve kargaşaya sebep olmuştur.</p>
<p>Kültür, kendisiyle toplumun üyelerinin dünyayı yorumladığı, realiteyle ve birbiriyle ilişkilerini tesis ettikleri sembolik bir temel olduğu için <strong>sahihlik</strong> önemli bir kültürel öğedir. Zira kültürün ayırt edici hayat görüşü, özel tarihî gelişimiyle nitelik kazanmıştır. Bu bağlamda Bin Nebî’nin “Bir toplum, kültür ve medeniyetini başka bir toplum veya medeniyetten ithal edemez.” görüşü son derece önemli bir tespittir.</p>
<p>Müslümanların mevcut (kötü) durumlarının bir sebebi de, onların <strong>belirsiz</strong> kültür anlayışıdır. Düşünür, kültür (<em>seqâfe</em>) ile bilgiyi (<em>ma’rife</em>) birbirinden ayırarak der ki: “Bilgiden ziyade davranışla (<em>sülûk</em>) ilgili olduğu için kültür, öğrenme (<em>ta’lîm</em>) ile ilgili değil, eğitimle (<em>terbiyye</em>) ilgili bir kuramdır (Muşkilâtu’s-Seqâfe). Bunu desteklemek için Bin Nebî, tıbbi bir kariyer kazanmak için Avrupa’ya giden müslüman öğrencileri örnek verir. İngiliz meslektaşı ile aynı diplomayı almasına rağmen meslektaşının “etkinliğini” ve sosyal sorunlara pozitif yaklaşımlarını öğrenmeyecektir (Muşkilâtu’s-Seqâfe, 41). Çünkü müslüman ana-babalar çocuklarını hayatın zorluklarına hazırlamak için değil, menfaat elde etme fırsatı vermek için (uzak okullara) göndermektedirler (Âfâq Cezâiriyye, 89).</p>
<p>Davranış değişikliği ile ilgili bir yaklaşım olarak, Bin Nebî’nin kültür açıklamasının belkemiğini teşkil eden <strong>pozitif davranış</strong>, “etkinlik” (<em>fâ’iliyye</em>) diye adlandırılmıştır (Hadîs, 44-61). Genel olarak yaşama, pozitif bir psikomental (bilişsel) tavırdır. Bu tavır sadece toplumun <u>gelişim ivmesini kontrol</u> etmekle kalmaz, tarihinin yönünü de etkiler. Muvahhidîn sonrası toplumu, sosyal ve ahlaki dağılımının öğeleri şekillenmeye başlayınca, bu tavrı da yitirmeye başlamıştı. Bireysel ve toplumsal etkinlik eksikliğinin en tehlikeli yönü “<strong>kültürel boşluk</strong>”tur. Bin Nebî’nin kültürel iletişim ağı (<em>şebekâtu’l-alâqâti’s-seqâfiyye</em>) dediği veya yaşamak ve üretmek için fikirlerin ihtiyaç duyduğu, önceden gerekli olan şeylerin yokluğu ile sonuçlanır. Kültürel ve entelektüel mahiyet projeleri ideolojik mücadele boyunca sıkça <u>başarısızlık, eğilip bükülme ve kesilme</u>ye maruz kalır (es-Sırâu’l-Fikrî). Kültürel bozulma, Bin Nebî’nin işaret ettiği gibi ahlaki faktörler “etkinlik”te çok gerekli olduğu için, (mevcut kötü durum) ahlaki felcin sonucudur. <strong>Ahlak ve töre</strong> şahıslar âlemini kontrol ve motive eder, onlar olmadan fikirler âlemi işlev göremez (Hadîs, 71).”</p>
<p><strong>Islah Projelerine Odaklanabilmek </strong></p>
<p><strong>“Sonuç</strong> olarak; Bin Nebî’nin, toplumun düşünsel sorunlarını analizi, daima <strong>telkin</strong> edici görüşler ve bazen de ayrıntılarıyla incelenmiş <strong>ıslah projeleri</strong>yle desteklenmiştir. Mesela, onun toplumun üç sembolünü &#8211;<strong>zihin, iş, para</strong>&#8211; yönlendirme fikri incelenmeye değer bir öneridir. Onun kültürü “<strong>ölü</strong>” ve “<strong>öldürücü</strong>” <strong>fikirler</strong>den arındırma projesi, müslüman dünyada kurumların odağa koyması gereken bir tekliftir. Onun ahlaki düstur (<em>ed-dustûru’l-huluqî</em>), estetik zevk (<em>ez-zewqu’l-cemâlî</em>), pratik mantık (<em>el-mantiqu’l-amelî</em>) ve teknik veya kabiliyet işçiliği (<em>es-sinâ’a</em>) <strong>projeler</strong>i, herhangi bir müslüman medeniyet sürecinin meydan okuyucu başlangıç noktalarıdır.”</p>
<p>28 Ocak 1905 tarihinde doğan, altmışsekiz yıllık zorlu bir hayat süren ve geride çok kıymetli bir müktesebat bırakarak 31 Ekim 1973’te can emanetini sahibine teslim eden Mâlik Bin Nebî’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Onun kıymetli müktesebatına kadirşinaslıkla yaklaşabilmek duasıyla…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><strong> </strong></p>
<ul>
<li>Fevziye Bariun; “<strong>Mâlik Bin Nebî ve Ümmetin Düşünsel Sorunları</strong>”, Haksöz Dergisi, Sayı: 95, Şubat 1999. www.haksozhaber.net/okul/article_detail.php?id=2297, 31 Ekim 2017.</li>
<li>Fawzia Bariun; “<strong>Mâlik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah</strong>”, AJISS, Vol. 9, No. 3 (Fall 1992), pp. 325-337.</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Âfâq Cezâiriyye </em></strong>(Les Conditions de la Renaissance Cezayir, 1948), Arapçaya çeviren: Tayyib eş-Şerîf, Cezayir 1964. (Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş, Türkçeye Çev. Ergun Göze, Yağmur Yayınları, İstanbul 1973. Bu eser 1992 yılında Boğaziçi Yayınları’nca 131 s. halinde yeniden yayımlanmıştır.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Fî Mehebbi’l-Ma’reke: İrhâsâtü’s-Sevre</em></strong>, Dâru’l-Fikr, Dımaşk 1981, 172 s. (Savaş Esintisi; Sömürünün Gerçeği. Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 1997, 176 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Fikratu Kamûnwîlth</em></strong> <strong><em>İslamî</em></strong>, Mektebetu Ammâr, Kâhire,1971.</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>İntâcü’l-Müsteşriqîn ve Eseruhû fi’l-Fikri’l-İslâmî el-Hadîs</em></strong>, Kahire 1970. (Oryantalistlerin Eserleri ve Çağımız İslam Dünyasına Etkisi, Türkçeye Çev. Cemal Aydın, İstanbul 1997).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Muşkilâtu’s-Seqâfe we Mîlâdu Muctema’</em></strong>, (Kültür Sorunu ve Bir Toplumun Doğuşu, Türkçeye Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2000, 175 s.). (<em>Mîlâdu Muctema’ kitabının Arapçası müstakil olarak da basılmıştır: </em>Dâru’l-Fikri’l-Mu’âsır, Beyrut 2016, 128 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>es-Sırâ’u’l-Fikrî fi’l-Bilâdi’l-Musta’mera</em></strong>, (Sömürge Ülkelerde Fikir Savaşı, Türkçeye Çev. İlhan Kutluer, İstanbul 1984, 141 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Şurûtu’n-Nahda</em></strong>. Arapçaya çeviren: Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin, Mektebetü’l-İskenderiyye ve Dâru’l-Kitâbi’l-Mısrî, Kahire 2012/1433, 211 s. (Eser önce Şam’da basılmıştır; Dâru’l-Fikr, Dımaşk 2006, 175 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî</em></strong>, Arapçaya çeviren: Abdussabûr Şâhin, Dâru’l-Fikr, Dımaşk 1986 200 s. (İslâm Davası (İslam Dünyasına Bakış), Çev. Ergun Göze, İstanbul 1967, 197 s. Keza, Muharrem Tan tarafından yeniden Türkçeye çevrilen bu eser 1992 yılında İstanbul’da Yöneliş Yayınları tarafından 200 s. hâlinde yayımlanmıştır).</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/fikri-problemlerimizi-tum-boyutlariyla-gorebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MEZHEBİN MÜKTESEBATINI KUR’AN’A ARZEDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2015 11:01:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:256]]></category>
		<category><![CDATA[39:18]]></category>
		<category><![CDATA[Akabe Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[Arap cahiliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[ayetullah]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ehlisünnet]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsameddin Ferzizade]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Mûsa]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[İbadilik]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an'a arzetmek]]></category>
		<category><![CDATA[mezhep]]></category>
		<category><![CDATA[müktesebat]]></category>
		<category><![CDATA[mürted]]></category>
		<category><![CDATA[mürtedin hükmü]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Şia]]></category>
		<category><![CDATA[Suud]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=189</guid>

					<description><![CDATA[“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah&#8217;ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.” (Zümer 39:18). &#160; Arapça’dan müslüman halkların dillerine geçmiş olan ve sözlükte tutulan yol, anlayış, görüş ve inanç anlamlarına gelen mezhep kavramı; bir dinin, anlayış ve görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah&#8217;ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kamil manada kullananlardır.” (Zümer 39:18).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Arapça’dan müslüman halkların dillerine geçmiş olan ve sözlükte tutulan yol, anlayış, görüş ve inanç anlamlarına gelen <strong>mezhep</strong> kavramı; bir dinin, anlayış ve görüş ayrılıkları dolayısıyla ortaya çıkan, belirli kuralları, kendi içinde tutarlı inanç ve davranış bütünlüğü bulunan büyük kollarından her birini ifade eder. Yeni Türkçe’de edinç kelimesiyle karşılanan Arapça kökenli <strong>müktesebat</strong> kelimesi ise; uzun bir süreden beri edinilip elde tutulmuş kazanım ve birikimler anlamında kullanılır.</p>
<p>Bir ay önce Diriliş Postası’nda yayımlanan “Dinî Müktesebatı Kur’an’a Arzedebilmek” başlıklı yazımızda vurguladığımız üzere, mezhebinin eline tutuşturduğunu kendisini kurtuluşa erdirecek yegâne hakikat zanneden Müslüman gruplardan gelecek iyi niyetli ama cahilane tepkilere ve sistemlerinin yok olmaması için bütün güçleriyle hazır kıta bekleyen şer odaklarından gelecek saldırılara rağmen; dirayet, cesaret ve hassasiyetle ‘kültür’ olanla ‘din’ olanı ayırt etme, mezhebin ortaya koyduğu kültürel birikime dinin bizatihi kendisi muamelesi yapmama, mezheplerin tarih boyunca üretmiş olduğu birikimleri vahyin eleğinden titizlikle geçirme, kısaca mezhep müktesebatını Kur’an’a arzetme görevimiz bulunmaktadır. Nitekim, salih müminler sözlerin, mezheplerin, görüşlerin hepsini dinler, en tutarlı, en makul, Kur’an’ın bütünlüğüne en uygun olanına tabi olurlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mezhebini eleştirdiği için idama mahkum edilen bir yiğit: Hüsameddin Ferzizade</strong></p>
<blockquote><p>Dinden çıkanı imha etmek, Arap cahiliyesinin, muharref dinlerin, karanlık inançların benimsediği ve uyguladığı bir sindirme yöntemidir.</p></blockquote>
<p>İran’da Erdebil’in Meşkinşehr ilçesinden henüz 22 yaşında bir genç, “İslam&#8217;dan İslam&#8217;a” başlıklı 28 sayfalık bir kitapçık yazarak Şia mezhebinin Kur’an’a ve akla uymayan bazı inanış ve uygulamalarını eleştirdiği, mezhebin müktesebatını ilmî bir tenkide tabi tutmaya, insanları uydurulmuş dinden indirilmiş dine dönmeye davet ettiği için, “mürted” damgası yemiş, dinden döndüğü ve mukaddesata hakaret ettiği gerekçesiyle idama mahkum edilmiştir. Meşkinşehr 101. Ceza Mahkemesi Başkanı Ali Muradyan imzasıyla altı madde halinde sıralanan gerekçeli kararda, Hüsameddin Ferzizade’nin, internet üzerinden yayımladığı ‘İslam’dan İslam’a’ adlı kitabında İslam’ın mukaddesatını aşağıladığı ileri sürülüyor.</p>
<p>Şia ile Ehlisünnet arasındaki ihtilafların, ümmet içine düştüğü derin ayrılıkların, her iki tarafın tarafgirlerince uydurulan siyasi içerikli rivayetlere dinin kutsal metinleri muamelesi yapılmasından kaynaklandığını, dolayısıyla, hadislerin Kur&#8217;an’ın süzgecinden geçirilmesi gerektiği vurgulayan ve Kur&#8217;an&#8217;a dönmeye davet eden bir yiğit genç, bu cüretinden dolayı idama mahkum edilmiştir.</p>
<p>20 yaşında tutuklanan ve iki yıldır hapiste tutulan Hüsameddin Ferzizade’nin idam edilmemesi için bir imza kampanyası başlatıldı. Mezhep müktesebatını din edinen zihniyete dikkat çekilmesi, mahkemenin ve İran yöneticilerinin bu yersiz idam kararını iptal etmesi, mezhebin ve temsilcilerinin karizmasını çizdirmeme adına Kur’an’ın açık beyanlarına aykırı düşen bu zulme pasif onay verme durumunda kalmamak için aşağıda linki verilen bu kampanyaya imza koymalı, herkes kendi imkânları ölçüsünde bu zulme karşı durmalıdır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> ‘Suud’a gittiğinde Şiilikle, İran’a döndüğünde Sünnilikle suçlandığı” için Allah’a hamdeden Ali Şeriati’yi hatırlatan bu samimi ve yürekli delikanlının idam edilmemesi için insan hakları örgütleri de üzerlerine düşen çabayı ortaya koymalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mürtedin hükmünü doğru kavrayabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Mezheplerin tarih boyunca üretmiş olduğu birikimleri vahyin eleğinden titizlikle geçirme görevimiz bulunmaktadır.</p></blockquote>
<p>Hüsameddin Ferzizade İslam dininden dönmüş değildir. Hatta, Şiilikten çıktığını açıkça beyan eden bir ifadesi bile yoktur davaya mesnet teşkil eden risalesinde. Yaptığı tek şey, mezhebin müktesebatını Kur’an’a ve akla arzetmeye davet etmektir. Bütün suçu budur. Bunun İran atmosferinde bir fikir suçu olduğu kabul edilse bile karşılığı asla idam olmamalıdır. Fikre fikirle karşılık verilir. İran’ın meşhur ayetullahları bu delikanlının kitapçığında dile getirdiği eleştirilere tatminkâr cevaplar vermek, veremiyorlarsa eleştirilerden paylarına düşen dersi almak durumundadır. Ama ne yazık ki, ‘kral çıplak’ diyen cesur ve gerçekçi insanlar tarih boyunca hep ağır cezalara maruz kalmıştır. Düşüncenin üstesinden gelemeyenler, pervasızca düşünenin üstesinden gelmeyi hep bilmiştir.</p>
<p>Dinden çıkanı imha etmek, Arap cahiliyesinin, muharref dinlerin, karanlık inançların benimsediği ve uyguladığı bir sindirme yöntemidir. İslam dini böyle bir yönteme temelden karşıdır. Din ve inanç alanında zerre miskal bir baskıya cevaz vermeyen Kur’an-ı Kerim, İslam’dan dönen için dünyada bir cezai yaptırım uygulamamış, bu dinin ve bu kitabın mübelliği Sevgili Efendimiz de İslam’dan döndüğü için kimseye idam cezası vermemiştir. Daha Allah Rasulü hayattayken İslam dininden çıkanlar olmuş, ama bunlardan sadece birisi için ölüm cezası verilmiştir. O da, bu kişi dinden çıktığı için değil, o zamanın medyası mesabesindeki şiir ve hitabeler yoluyla İslam’a ağır saldırılar ve hakaretler yaptığı, kara propaganda faaliyeti yürüttüğü içindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;İran&#8217;da yaşasaydım idam edilirdim&#8221; </strong></p>
<p>9 Ekim 2015 Cuma Akabe Vakfı mescidinde irad ettiği hutbesinde Hüsamettin Ferzizade olayını gündeme taşıyan Mustafa İslâmoğlu Hoca, özetle şu hususlara vurgu yaptmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>:</p>
<p>“&#8230; Allah Rasulu Kur&#8217;an ile karşı karşıya gelmez. Ben İran&#8217;da olsam çoktan idam edilmiştim. Şia&#8217;ya karşı çıkan Sünniler, sizin de ondan farkınız yok. mezhepçiliğin vicdanı yoktur. Hiç kimse mezhepçi duygularını tatmin etmesin, bu işin Şiisi Sünnisi yok, bu iş her yerde. Mahkeme kararına göre Ali oğlu  Hüsamettin Ferzizade, yazdığı kitabı internet ortamında yaymak sebebiyle idama mahkum edildi.</p>
<p>“&#8230; Önemli olan ferdin takvasıydı. Hüseyin’in peygamber torunu olması sebebiyle kendisini halife görmesi sonradan çıkarılmıştır. Peygambere yakınlık soy meselesi değil adalet ve ahlak meselesidir. ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır’ sözü sonradan uydurulmuştur. Hem şia hem de sunnilikte fırkaların ortaya çıkmasının sebebi sahte hadislerdir. Medine müslümanları ile Sasani ülkeleri müslümanları birbirinden farklılaştı. Yahudilik İslam&#8217;ı kendine benzetti. Hadis rivayetçilerinin şifahi olarak anlattıklarını vahiy olarak gördüler. Hadisbazların bu rivayetleri, birbiriyle çelişen hadislerin ortaya çıkmasına yol açtı.  Kur&#8217;an&#8217;ın ‘Yalnızca Allah&#8217;tan yardım istenir’ ayetine rağmen imamlardan ve şeyhlerden imdat dilemek yaygınlaştı. Uhud savaşında peygamberin dostları şehit oldu. Ama, Peygamber ve sahabe, başlarını ve vücutlarını zincirle dövmedi&#8230;”</p>
<p>Bu sözlerden Şia’ya, imamlara, Peygamber’e hakaret çıkıyormuş! Bir de ‘fıtri mürted’ ya, tevbeye de davet edilmiyor! İran yargısına soruyorum: ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için bir insanı öldürecek misiniz? Bu Kur&#8217;an talebesini öldürecek misiniz? Peygambere hakaretin cezası 74 kırbaç, imamlara hakaretin cezası 5 yıl hapis ha?! Masum imam ha?! Masum olan insan var mı? Kur&#8217;an Âdem için “yoldan çıktı” diyor. Hz. Musa haksız yere adam öldürmüştür. Âdem de Musa da, “Ya Rabbi ben kendime zulmettim” dediler. Yusuf Sûresi’nin 24. ayetini açın bakın; &#8216;Eğer Rabbinin yardımı olmasaydı Yusuf meyledecekti&#8217; diyor. Hz. Davut&#8217;un ve Hz. Yunus&#8217;un tevbesinden bahsediyor Kur’an. Peygamberimize 8 kez “günahından tevbe et” deniyor Kur’an’da. Peki imamlar kim oluyor?</p>
<p>Baba yüzünden torpil olsaydı Allah Azer&#8217;e ve Kenan&#8217;a torpil geçerdi.  Rasulün ve imamların ismet sıfatına hakaret etmekle suçluyorlar. Allah Rasulü bir tane münafığın başını vurmadı. İlmi ledünne sahip olduklarını inkâr, Şia’yı inkâr küfür müdür?&#8230;</p>
<p>Diyelim ki, bu genç mürteddir. Bakara Sûresi’nde mürtedin hükmü nedir? Onun dünyada bir cezası yok. Rivayet kültürüne bakın &#8216;dinden döneni öldürün&#8217; diyor. Özgürce seçmediğin dinden değilsin. Ensende silah şehadet getirse bu adam müslüman olur mu? Bu rivayet Allah Rasulü’ne iftiradır.</p>
<p>Düşüncesinden dolayı insan katletmek yeni bir şey değil. Şia’ya veryansın edenler de masum değil. Din adına düşünceye kuduz köpek muamelesi yapmaya ne kadar alışmışız. İmam Azam’ın katledilmesine en fazla sevinen hadisçiler olmuştu&#8230;</p>
<p>Bir müslüman olarak İran yargısına sesleniyorum. Bu idamdan vazgeçin. Bu çocuk yüzde yüz yanlış olsa da vazgeçin. Kaldı ki, yüzde doksan haklı. Eğer bu çocuğu öldürürseniz beni öldürmüş olursunuz. İran yönetimi, eğer yargıda sözünüz varsa bu idamı durdurun, bu konuda cehaletin önüne geçin. Afganistan&#8217;lı Ferhunde&#8217;yi öldürdük. Bunda bizim de payımız vardı. Bu yobazlık, bu çarpıklık, bu uydurulmuş dincilik&#8230; Bu idam durdurulsun diyorum. Hepimiz Hüsameddin Ferzizade&#8217;yiz. Bu davayı takip edeceğiz.”</p>
<p>Mustafa hoca meseleyi sosyal medya araçlarından da duyurmaya devam ediyor: “Mezhebini din edinmemiş her vicdan sahibini var gücüyle haykırmaya, bu Kur’an talebesini savunmaya davet ediyorum. Ferzizade olayı üzerinden içindeki mezhep canavarını doyurmaya kalkanlar! İdam hükmünü veren Şii kafayla mezhepçi Sünni kafa ruh ikizidir&#8230;”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İbadilik öldürülmeyi gerektiren bir suç mudur?</strong></p>
<p>Bir internet sitesi, özetle iktibas ettiğimiz hutbeye ve idama karşı durma kampanyasına atıfta bulunarak, Zehra Ak’ın olayı İran nezdinde araştırdığını, söz konusu makaleyi okuduğunu ve izlenimlerini yazdığını duyurdu. ‘İran nezdinde’ bu kadar hızlı araştırma yapabilen yazarı tebrik etmemek elde değil! Özetle şu savunmayı yapıyor:</p>
<p>“Bizim araştırmalarımıza göre, haberin kaynağı İran Hıristiyanlarının internet sitesi. Vocir.org. Hüsamettin Ferzizade sanıldığı gibi Kur’an İslam’ını savunmuyor. Söz konusu makalede Ebaziliği savunmaktadır. “Alevi ve Sünnilikden önce Ebazi mezhebi ortaya çıkmıştı. Bu yüzden Ebazilik Kur’an ve akılla çelişmez, ya da istisnai durumlarda çelişir. Ancak Şia Kur’an ve akılla açıkça çelişerek Kuran&#8217;ın dışına çıkmıştır.” demektedir.</p>
<p>Hüsamettin Ferzizade Şii ve Sünni hadis anlayışını eleştiren makalesinden dolayı tutuklu olarak yargılanıyor. Hüsamettin Ferzizade’nin, yazdığı makalede yer alan bazı ifadeler, İslam Peygamberi’ne ve ehlibeyt imamlarına hakaret kabul edildiği için kırbaç ve hapis cezasına çaptırılmış. Yazısında Hüsamettin Ferzizade; “Maydanoz Şiası Yahudiliğin ve zerdüştliğin uzantısıdır. Şiiler Peygamber’e &#8220;deyyus&#8221; lakabı takmışladırlar. Hintlilerin dini görüşleri incelenirse, çağımız Şia’sının İslam&#8217;la bağlantısının olmadığı, Hint Zerdüştliğinin bir altkümesi olduğu ortaya çıkar&#8230; Şiilik kadar olmasa da, Sünnilik de kısmen Kur’an&#8217;la çelişmekte, karşı karşıya gelmektedir. Fakat hiçbirisi Ebaziye kadar Kur&#8217;an&#8217;a yakın değiller.” gibi ifadeler kullanıyor. Bu ifadeler için hapis ve kırbaç cezası verilmiş.</p>
<p>Amma dinden çıktığı yani mürted olduğu için ve sapık inançları tebliğ/davet etme, fitne çıkarma suçlarından dolayı da idam cezasına çaptırılmış. Yani sadece mürted olduğu için değil, fitne çıkarma ve fitne düşüncelerini yaygınlaştırma çabası içerisinde olduğu gibi bir suçlama ile idam cezası verilmiş. Ya da savcı talep ediyor, ama henüz verilmiş bir karar yok. Bu konuda kesin bir bilgiye ulaşamadık&#8230;”</p>
<p>“Elbette geleneksel Sünni ve Şii düşüncenin mürtedin öldürülmesi hükmü tartışılabilir, eleştirilebilir ve eleştirilmeli de. Kanaatimizce insanların inanma haklarının olduğu gibi inkâr etme hakları da olmalı. İran İslam Cumhuriyeti’nin mahkemelerinin bu kararları bizce de eleştirilmeli, ama biz bu eleştirinin kırıcı ve dışlayıcı olmadan yapılması gerektiğine inanıyoruz&#8230;”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Diğer yorumları bir yana, Zehra Ak’a bu insaflı ve dengeli değerlendirme cümlesi için teşekkür ediyorum.</p>
<p>Rabbim, aklımızı kullanma ve açık vahyini en doğru şekilde kavrayabilme çabamızda bizlere liyakat ihsan eylesin. Hüsamettin Ferzizade’yi idam etme kararı alan zevatı, Kur&#8217;an&#8217;ın hüküm ve tavsiyelerini tarih boyunca küllenen kültürel müktesebata tercih etmeye davet ediyoruz. Zira Allah insanları mahşer gününde mezheplerinin müktesebatından değil, Kendi Kitab-ı Kerim’inden sorguya çekecek!</p>
<p>“Zorlama (ikrah) dinde yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır. Şu halde kim şeytani güç odaklarını reddeder de Allah&#8217;a inanırsa, kesinlikle kopmaz bir kulpa yapışmış olur: zira Allah her şeyi sınırsız işitendir, her şeyi limitsiz bilendir..” (Bakara 2:256).</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> <a href="https://www.change.org/p/cabinet-of-iran-hassan-rouhani-eshaq-jahangiri-mostafa-pourmohammadi-islamic-consultative-assembly-مجلس-شورای-اسلامی-حسن-روحانی-ministry-of-justice-iran-hüsameddin-idam-edilmesin-stop-execution-of-husameddin-ferzizade?recruiter=365160120&amp;utm_source=share_petition&amp;utm_medium=whatsapp#petition-letter">https://www.change.org/p/cabinet-of-iran-hassan-rouhani-eshaq-jahangiri-mostafa-pourmohammadi-islamic-consultative-assembly-مجلس-شورای-اسلامی-حسن-روحانی-ministry-of-justice-iran-hüsameddin-idam-edilmesin-stop-execution-of-husameddin-ferzizade?recruiter=365160120&amp;utm_source=share_petition&amp;utm_medium=whatsapp#petition-letter</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://www.hilalhaber.com/islam-dunyasi/iran-da-yasasaydim-idam-edilirdim-h6828.html</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> http://www.ekrangazetesi.com/haber/5295/husamettin-ferzizade-kurana-cagirdigi-icin-mi-idama-mahkum-oldu.html</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/mezhebin-muktesebatini-kurana-arzedebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÜLTÜREL MİRASIMIZI TENKİT EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kulturel-mirasimizi-tenkit-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kulturel-mirasimizi-tenkit-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2015 09:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[9:31]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[gaybi hadisler]]></category>
		<category><![CDATA[hahamlar]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âişe]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[kalıt]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Said Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[miras]]></category>
		<category><![CDATA[rahipler]]></category>
		<category><![CDATA[taklidî zihniyet]]></category>
		<category><![CDATA[tarihsel]]></category>
		<category><![CDATA[tenkit]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=185</guid>

					<description><![CDATA[“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de- rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emr olunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden beri ve yücedir.” (Tevbe 9:31). &#160; Toplumbiliminde kültür; tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içerinde oluşturulan her türlü değerler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Allah&#8217;ın peşi sıra, hahamlarını ve rahiplerini -tabii ki Meryem oğlu Mesih&#8217;i de- rabler edindiler. Oysa ki tek bir ilahtan başkasına asla kulluk etmemekle emr olunmuşlardı; (O ki), O&#8217;ndan başka ilah yok; ve O onların putlaştırdıkları her şeyden beri ve yücedir.” (Tevbe 9:31).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumbiliminde <strong>kültür</strong>; tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içerinde oluşturulan her türlü değerler ile bunları kullanmada ve sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümünü ifade eder. <strong>Miras</strong>; bir kuşağın kendinden sonraki kuşağa bıraktığı değerli birikimlerin tamamını ifade eder. <strong>Tenkit</strong> ise bir insanı, bir konuyu, bir eseri, doğru ve yanlış yönlerini bulup göstermek amacıyla inceleme işini ifade eder. Felsefe alanında kullanıldığında tenkit kavramı; bilginin dayanaklarını ve doğruluk durumunu inceleme, sınama, yargılama ve ayıklama işini ifade eder. Günümüz Türkçesinde kültür için <u>ekin</u>, miras için <u>kalıt</u>, tenkit için <u>eleştiri</u> ve <u>kritik</u> kelimeleri de kullanılmaktadır.</p>
<blockquote><p>“İslam’ı anlayabilmekte baş vurulan eserlerin Kur’an ve Sünnet zihniyetini aksettirmedeki yanlış ve eksiklerini ortaya koymadan gerçek bir İslami hayata kavuşmamız mümkin değildir.”</p></blockquote>
<p>Tenkitten kasıt, kendi görüşünden olmayanlara saldırgan tavırlarla eleştiri oklarını yönelterek onları yıpratma gayreti değil, “<strong>tenqîh</strong>” yapabilme; bir şeyi dikkatle araştırıp onun hakikatine ulaşma, bir şeyi fazlalıklardan ayıklayarak onu temizleme faaliyetidir. Dolayısıyla tenkitten kastımız, kültürel mirasımızı ciddiyetle gözden geçirmek; güçlüsünü zayıfından, gerçeğini uydurmasından, doğrusunu eğrisinden ayıklayıp temizlemek, külü değil közü günümüze taşımaktır. Bu manada kültürel mirasımızın tenkit edilmesini kaçınılmaz bir görev olarak addeden ve altmış yıla yakın bir süredir büyük bir ihlas ile bu gayretini sürdüren hadis profesörü Mehmed Said Hatiboğlu hocamızın konuya ilişkin tahlillerini ve çözüm önerilerini paylaşmakta büyük yarar var.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>1958’de Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitiren ve aynı yıl asistanlığa tayin edilen ünlü hadis hocası, 1962’de “İslâmî Tenkîd Zihniyeti ve Hadîs Tenkidinin Doğuşu” isimli tezini bitirerek öğretim üyesi olduğu fakülteden 2000 yılında emekli oldu. İslâmî Araştırmalar ve İslâmiyât dergilerinin uzun yıllar boyunca editörlüğünü yapan hocaların hocası Hatiboğlu’nun, “Hz. Âişe’nin Hadîs Tenkidciliği”, “Müslüman Âlimlerin Buhârî ve Muslim’e Yönelik Eleştirileri”, “Müslüman Kültürü Üzerine”, “Hilafetin Kureyşliliği”, “Gaybi Hadisler” gibi derin araştırmaları ilim dünyasında büyük yankılar bulmuştur. Hocanın eserlerini seri halinde yayımlamaya başlayan Otto yayınevi yetkililerine teşekkür ediyor, 83 yaşına baliğ olan muhterem hocamıza sağlıklı uzun ömürler diliyor, henüz yayınlanmamış diğer kıymetli çalışmalarını da yayınlayabilmesi için Rabbimizden kendisine sıhhat ve afiyet bahşetmesini niyaz ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Kültürel mirasımızı tenkid zarureti”</strong></p>
<blockquote><p>“Kültür muhtevası malzemelerimiz, bu malzemeyi değerlendirecek bir kadromuz ve bu kadronun ortaya koyduğu sentezi değerlendirecek bir teşkilatımız olmalıdır.”</p></blockquote>
<p>“Kültürel mirasımızın günümüz ve geleceğimiz için sağlam temeller oluşturabilmesi, onların ilmî tenkidden geçirilmeleri şartına bağlıdır. Bugün İslam’ı anlayabilmekte, baş vurulan eserlerin Kur’an ve Sünnet zihniyetini aksettirmedeki yanlış ve eksiklerini ortaya koymadan gerçek bir İslami hayata kavuşmak pek mümkin değildir. Muhakkak ki her müslüman âlim kendi iktidarı nisbetinde İslam kültürüne ihlasla hizmet etmiş, kendi fikirlerini hiçbir zaman mutlak hakikatler olarak görmemiş, her zaman tenkide açık olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki, ileriki asırlarda onları hatasız imamlar olarak gören ve tenkid dışı bırakan mezheb salikleri, bu hataların asırlarca kitablarda yaşamasına sebeb olmuşlardır. Bunların örneklerini bizzat görmeden işin vahametini kavramak güçtür&#8230;” (Hatiboğlu, 2012:41).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Büyük âlimler de büyük hatalar yapabilirler</strong></p>
<blockquote><p>“Pek çoğumuza arız olmuş zaaflardan birisi de, büyük gördüğümüz kimseleri bir nevi yanılmazlık zırhına bürüyerek, onların her söz ve hareketlerinde birer hikmet arıyor olmamızdır.”</p></blockquote>
<p>“Herhâlde pek çoğumuza arız olmuş zaaflardan birisi, büyük tanıdığımız imam, şeyh, allâme, başkan, kurtarıcı&#8230; olarak gördüğümüz kimseleri bir nevi <u>yanılmazlık zırhı</u>na bürüyerek, adeta onların her söz ve hareketlerinde birer hikmet arıyor olmamızdır. Hemen her millete arız olmuş bu hastalıktan müslümanları haric tutmanın mümkin olmayacağına en açık delil, kültürel kaynaklarımızda bunun misallerinin ziyadesiyle bulunuyor olmasıdır&#8230;” (Hatiboğlu, 2012:49).</p>
<p>“Mâlesef büyük adam yanlış yapmaz diye bir anlayış var. En büyük yanlış buradadır. Büyük adam da yanlış yapar. Bizzat en büyük önderimiz Resullullah’a, Allahu Teala kaç kere itabda bulunmuş. Bu durum âyetlerle Kur’an’da sabit. Bugün Gazâlî’yi tenkid etmeye kalktığınız zaman “Sen kim oluyorsun da Gazâlî’ye laf ediyorsun” diyecek muhibleri belki sizi sokağa bile çıkarmazlar. Ama meselenin detaylarını ortaya koyduğunuz zaman, eğer iddia ettiğiniz şey hakikatse ona karşı direnmek doğru değildir&#8230; (M.Baykul, V.Aknar, 2009:37).</p>
<p>İslam’ın en büyük adamları taklidî zihniyete hiçbir zaman tabi olmamışlardır. Biz, o kişilerden bin küsur sene sonra gelmiş kimseler olarak onların zihniyetini devam ettireceğiz. Kim ne söylerse söylesin, unvanı, makamı ne olursa olsun mühim olan doğruluktur, doğru sözdür, doğru hükümdür&#8230; Hep birlikte bu tenkid seviyesine çıkabilirsek İslam’ın kurtuluşu oradadır. Yoksa bütün dünyayı kubbelerle donatsanız da İslam’ı temsil ediyor iddiasında bulunamazsınız&#8230;” (M.Baykul, V.Aknar, 2009:38).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İstismar ahlaksızlığından vazgeçebilmek</strong></p>
<blockquote><p>“Binlerce kasıdlı rivayeti sahih sayıp onlarla hayatına yön vermeye çalışan müslüman dünyası, Kur’an ve Sünnet’in istemediği bir manzaranın sahibi haline gelmiştir.”</p></blockquote>
<p>“&#8230; ‘Hedefine ulaşmakta başkasını da kullanma’ şeklinde tarif edebileceğimiz istismar hareketinin tarih boyunca müslüman toplum hayatının her safhasında görülmüş olduğu bir gerçektir. Bu gayr-i ahlaki davranış, hususiyle Hz. Peygamber’i odak alan son derece zengin bir malzemenin vücud bulmasına da yol açmıştır. Kur’an’a ayet ekleyemeyen zekalar, derdlerinin ilacını Hz. Peygamber’e yönelmekte bulmuşlardır. Zira şahıs olarak İslam dünyasının en büyük otoritesi odur ve onun desteğini alan her teşebbüsün başarı şansı yüksektir&#8230; İslam kitabiyatında binlerce kasıdlı rivayet, hadîs kılığında yer almış bulunmaktadır. Bunları sahih sayıp onlarla hayatına yön vermeye çalışan müslüman dünyası, Kur’an ve Sünnet’in istemediği bir manzaranın sahibi haline gelmiştir. İslam dünyasında hemen hemen her düşünce, ister iyi niyyetle olsun, ister kötü; ifadesini hadîs hâline getirmiş gibidir. Peygamber istismarcılığının bu mahsullerini bizzat müslümanlar ele alıp tasfiye etmedikçe, evrensel İslam davetinde başarılı olmanın imkânı pek yoktur&#8230;” (Hatiboğlu, 2012:64).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Oku!” emrini doğru anlamak</strong></p>
<blockquote><p>“Peygamber istismarcılığının mahsullerini bizzat müslümanlar ele alıp tasfiye etmedikçe, evrensel İslam davetinde başarılı olmanın imkânı pek yoktur.”</p></blockquote>
<p>“21. asra girdik; 15. hicri asrın içinde 1400 senelik bir mazimiz, İslami kültürümüz var. İslami kültürümüzün başlangıcından zamanımıza kadar milyarlarca insan gelmiş, geçmiş ve yüzlerce devlet kurulmuş, batmış. Fakat isim olarak ve cisim olarak Kur’an-ı Kerim elimizde aynen var. Fakat bu Kur’an-ı Kerim’den biz ne derece nasiblenmişiz, ne derecede amelî hayatımıza, günlük hayatımıza tatbik edebilmişiz? Bu durum, mâlesef ile başlayacağım bir cevabı içeriyor. Burada İslam toplumu olarak birkaç yanlış algılamayı ele almakta yarar var:</p>
<p>Birinci yanlışımız, “Kur&#8217;an okuyun!” emrini yanlış anlamamızdır&#8230; Hem Kur’an hem de Peygamberimiz “Kur’an okuyun!” diye Arapça anlayan kimselere, anlayacak kimselere, Arabcayı bilen kimselere hitab ediyor. Yoksa Arabca bilmeyen coğrafyalardaki Arabca bilmeyen kimselere değil. Biz burada yanılmışız. Ve bu yanılgının sonucunda Kur’an’ı şeklî olarak hatmetmeyi “Kur’an’ı okumak” diye anlamışız. Hâlbuki bu son derece yanlıştır. Kur’an’ın zihniyetine aykırıdır. İkinci yanlışımız, Kur’an’ı anlamadan okuduğumuz için Kur’an’ın mesajını da <strong>yanlış anlamamız</strong>dan kaynaklanıyor. Kur’an’ı anlamadan nasıl tatbik edersiniz? En büyük kabahatimiz bu&#8230;</p>
<p>Birtakım İslam ülkeleri dediğimiz devletlerde saltanatlar hâkimdir. Ya’ni halkın isteyerek beyat ederek başına getirdiği adamlar değildir bunlar. Bunlar birtakım Dünya devlerinin idaresinde olan zümrelerdir. Şimdi bunları görüp, yaşayıp dururken onların İslam’ı temsil ediyor olduklarını söylemek benim için mümkin değil. İstedikleri kadar kendileri hacca gitsinler, hacılara hizmet etsinler, Mekke’yi, Medine’yi genişletsinler bir şey ifade etmez. Kendilerinde yaşabiliyorlarmı İslamiyet’i, Kur’an’ın zihniyetini kendilerinde tecelli ettirebiliyorlarmı? Mühim olan budur.” (M.Baykul, V.Aknar, 2009:32).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Beynelmilel bir İslami araştırma hareketi başlatabilmek</strong></p>
<p>“&#8230; Biz meseleleri, çoğu zaman nazari planda halletmişiz, fakat amelî planda bunun tatbiki mümkin olmamıştır&#8230; İslam kültürünü toptan bir tahlile, senteze, müşterek bir kanaate vardırabilmek için beynelmilel çapta bir İslami araştırma hareketinin başlatılmasına ihtiyac var. Geçmiş kültürümüzün ortaya konulabilmesi için bu araştırmalarda yapılması gereken en mühim iş, elde mevcud olan fakat yayımlanmamış eserlerin ilmî usûllerle ortaya çıkarılmasıdır. Bunlar yapıldıktan sonra iki, üçüncü nesiller bu eserleri tahlile tabi tutarak yeni hükümler geliştirecektir. İnsanoğlu çok acelecidir. Bütün işleri hemen bitirelim istiyoruz. İlmî araştırma kolay bir iş değildir. Sabır gerektirir, emek gerektirir. İslam dünyası birkaç asırdır geri kalıyorsa, İslam’ı anlayabilmemiz için asırlar sürecek ilmî bir çalışmaya ihtiyacımız var&#8230;</p>
<p>Biz ilmi, dinî ve gayr-i dinî şeklinde ayırdığımız için daha ikinci asırdan itibaren dinî ilimlerle uğraşanlara ulema demişiz. Kendi kanaatlerine göre gayr-i dinî ilimlerle uğraşanları da ilim adamı saymamışız. Tabakat kitablarımızı alın okuyun, ilim adamlarından bahsettikleri zaman ya müfessirleri alırlar ya muhaddisleri. Yahud bu gruba zoraki kelamcıları da alırlar. Ama bir filozofun, bir felsefecinin, bir kimyacının veya fizik ilmiyle uğraşan müslüman bir âlimin, âlim sayıldığını görmedim. Bizde ilim sahasında yazılmış isimleri ‘ilim’ olan yüzlerce kitab var. Bu kitabların ilim dediği zaman kastettiği ekseriyetle hadîs ilmidir. Yoksa kimyayla, fizikle veya astronomiyle katiyen alakası yoktur. Çünkü bu dalları ilim, bu dallarda çalışanları da ilim adamı saymazlar. Bu zihniyeti muhakkak yıkmamız lazım. Bugün fizik âlimi de İslam’ın istediği âlimdir, astronomi âlimi de âlimdir, ötekiler de aynı şekilde âlimdir&#8230;” (M.Baykul, V.Aknar, 2009:34-35).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel mirasımızı tenkit edecek bir heyet kurmak</strong></p>
<p>“&#8230;İslam’ın kültürünü tam olarak ortaya koyabilmek için bu kültürü inceleyebilecek vasıfta adamlarınızın olması gerekir. Öncelikle kültür muhtevası <strong>malzemeler</strong>iniz olacak; ikinci olarak o malzemeyi değerlendirecek bir <strong>kadro</strong>nuz olacak; üçüncü olarak onların ortaya koyduğu sentezi değerlendirecek <strong>teşkilat</strong>ınız olacak. Bunların hiçbiri henüz ortada yok. Öncelikle <strong>umumi prensipler</strong>i tesbit etmeliyiz. Bu prensiplerde on dört asırlık İslam kültür muhtevası var. Bunu kimse inkâr edemez. Bu kültür muhtevası ilmen sentezden geçirilmeden, eleştiri dediğimiz tenkidî incelemeden geçirilmeden, neticelerini umuma arz etmek bugün için hiç kimsenin haddi değildir. Ancak bu yolda ölünceye kadar çalışmak boynumuzun borcudur&#8230;</p>
<p>Bir de kültür dünyamızı ele aldığımızda orada ne yazıyorsa hepsi doğrudur, dediğim zannedilmesin. Kitablarımızda doğrular olduğu gibi eğriler de vardır. Bu bir hakikattir. Kast-ı mahsusla eğri yazanlar olduğu gibi bilmeyerek yazanlar da var. İyi niyetle bu yanlışa düşmüş olanlar da var. Siz herhangi bir kitabı tenkidsiz, olduğu gibi kabul ederseniz <em>Seâdet-i Ebediyye</em> kitabının yazarının durumuna düşersiniz, Allah muhafaza. Bu yola çeşitli sebeblerle düşmüş -mâlesef– birçok âlimimiz var. İsim isim zikrederek onları rencide etmek istemiyorum. Ama hürmet sınırları içerisinde, âlimlerimize unvanları ne olursa olsun, İslam adına Kur’an adına tenkit yöneltmekten kendimi alamam, aksi takdirde Allah beni mesul tutar&#8230;” (M.Baykul, V.Aknar, 2009:36).</p>
<p>“Şimdi, katımızdan indirdiğimiz apaçık belgeleri ve rehberlik delillerini Kitab aracılığıyla insanların önüne koyduktan sonra onu gizleyenler var ya: işte Allah&#8217;ın ve lanet etme yeteneğine sahip tüm varlıkların lanet ettiği kimseler onlardır.” (Bakara 2:159).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Baykul, V.Aknar; “Mehmed Said Hatiboğlu ile Kültürel Mirasımızı Tenkid Zarureti Üzerine”, söyleşi, Kur’ani Hayat dergisi, Sayı: 5, Mart-Nisan 2009, s.30-39.</li>
<li>Mehmed Said Hatiboğlu; Kültürel Mirasımızı Tenkid Zarureti, Otto Yayınevi, 3. Baskı, Ankara 2012, 162 s.</li>
</ul>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Fikirleri çift tırnak içerisinde iktibas edilirken hocamızın kendine has imla tercihleri olduğu gibi korunmuştur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kulturel-mirasimizi-tenkit-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>8</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KÜLTÜR İLE DİNİ TEFRİK EDEBİLMEK</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2015 10:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[12:39-40]]></category>
		<category><![CDATA[16:52]]></category>
		<category><![CDATA[4:44-45]]></category>
		<category><![CDATA[40:66]]></category>
		<category><![CDATA[49:16]]></category>
		<category><![CDATA[5:35]]></category>
		<category><![CDATA[6:161-165]]></category>
		<category><![CDATA[60:4-5]]></category>
		<category><![CDATA[60:5]]></category>
		<category><![CDATA[7:35-37]]></category>
		<category><![CDATA[akıl yürütme]]></category>
		<category><![CDATA[Allah rızası için]]></category>
		<category><![CDATA[Allah'a has]]></category>
		<category><![CDATA[beğeni]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[ekin]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[fark]]></category>
		<category><![CDATA[fırka-i nâciye]]></category>
		<category><![CDATA[hars]]></category>
		<category><![CDATA[hayat tarzı]]></category>
		<category><![CDATA[huri]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[inanç sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[kâmil]]></category>
		<category><![CDATA[kevnî âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kültür ile din]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[masum]]></category>
		<category><![CDATA[münzel âyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa İslamoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[selef-i salihin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teakkul]]></category>
		<category><![CDATA[tedebbür]]></category>
		<category><![CDATA[tefakkuh]]></category>
		<category><![CDATA[tefrik]]></category>
		<category><![CDATA[tekfir]]></category>
		<category><![CDATA[tezekkür]]></category>
		<category><![CDATA[toplumbilimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=166</guid>

					<description><![CDATA[“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5). Kavramların mütedavil manaları Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “kültür” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:5).</p></blockquote>
<p><strong>Kavramların mütedavil manaları</strong></p>
<p>Sözlükte uygun bir ortamda bir mikrop türünü üretmek anlamına gelen “<strong>kültür</strong>” kelimesi; bir çok dilde “bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının tamamı”na verilen isimdir. Türkçe’de “ekin”, Osmanlı Türkçesi’nde Arapça kökenli “hars” kelimeleriyle karşılanan ve dilimize Fransızca’dan girmiş olan kültür kelimesi, bireyin herhangi bir alanda kazandığı bilgi ve alışkanlıklar için de kullanılmaktadır.</p>
<p>Toplumbiliminde “tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde oluşturulan her türlü değerler ile bunları kullanmada ve sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü” olarak tanımlanan kültürü; kısaca <strong>hayat tarzı</strong> olarak anlayabiliriz.</p>
<p>Akıl yürütme, eleştirme ve beğeni yeteneklerinin öğrenim, deney ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimi için de kullanılan kültür kelimesi; kültür akımı, kültür çatışması, kültür göçü, kültür mirası, kültür şoku, kültür varlıkları gibi bir çok bileşik kelimede de yerini almıştır.</p>
<p>Arapça’dan birçok dünya diline geçmiş olan “<strong>din</strong>” kelimesi; hemen bütün dünya dillerinde Tanrı düşüncesine dayalı toplumsal bir kurumun adı olarak kullanılır. Büyük Türkçe Sözlük’te; “İnsanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel bir olgu” olarak tanımlanan din kelimesi, “bu nitelikteki inançları kurallar, töreler, törenler ve simgeler biçiminde düzenleyen örgütlenme”nin de adıdır. Din adamı, dini bütün, dini gibi bilmek, dini imanı para gibi birçok bileşik kelimede kullanılan din kelimesi, Müslüman toplumlarda ilk elden “İslam dini” anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>Arapça’dan dilimize geçen ve “fark” kökeninden türetilmiş olan “<strong>tefrik</strong>” kelimesi ise sözlükte ayırt etme, ayırma anlamına gelmekte olup; hak ile bâtılı, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı fark edip ayırabilme, bunları birbirine karıştırmayıp ayıklayabilme kudreti anlamında kullanılmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dini Allah’a Has Kılabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p></blockquote>
<p>Tarih boyunca farklı toplumların ve kültürlerin etkisiyle oluşan İslam kültürleri ile İslam dinini tefrik edebilmek, “dini Allah’a has kılma” emrine imtisal edebilmek ve “Allah’a din öğretme” hadsizliğine düşmemek için büyük önem arzetmektedir. Birlikte Rabbimiz’in yolumuzu aydınlatan mübarek ayetlerine dikkat kesilelim:</p>
<p>“De ki: “Allah’a dininizi siz mi öğreteceksiniz?” (Hucurât 49:16). Ayete bu meali verdikten sonra Mustafa İslâmoğlu, dipnotta şu açıklamayı da ekler: Zımnen: Kitab’a uymayı değil de, kitabına uydurmayı mı düşünüyorsunuz? Bu âyet iki mânaya da gelir:</p>
<p>1) Allah, hangi inanç sisteminin sizi mutlu edeceğini bilir.</p>
<p>2) Allah, sizin keyfinize göre uydurup da adını “din” koyduğunuz şeylerin gerçeğini bilir.</p>
<p>“Zira göklerde ve yerde olanların hepsi ona aittir; (varlıkların) O’na olan borçluluk sorumluluğunun bittiği bir nokta yoktur. Şimdi siz kalkıp Allah’tan başkasını kaygı edineceksiniz, öyle mi?” (Nahl 16:52).</p>
<p>“De ki: “Elbet ben, hele de Rabbimden bana hakikatin apaçık delilleri ulaşmışken, Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten nehyolundum; ve ben kendimi Âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolundum.”</p>
<p>(Mu’min 40:66).</p>
<p>“Ey hapishane arkadaşlarım! Birbirinden farklı birden fazla ilâha (inanmak) mı daha makul, yoksa bütün varlıklar üzerinde otorite olan biricik Allah’a (inanmak) mı? O’nu bırakıp da taptığınız şeyler, başka değil, yalnızca sizin ve atalarınızın (Allah’a ait) nitelikleri kendilerine yakıştırdığınız isimlerdir, Allah bunlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. (Varlıkların konumları hakkındaki) nihâî yargı yalnızca ve yalnızca Allah’a aittir: O size kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir: İşte bu dosdoğru olan tek dindir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.” (Yusuf 12:39-40).</p>
<p>“Doğrusu İbrahim’de ve ona uyanlarda sizin için güzel bir örneklik vardır. Hani onlar kendi kavimlerine şöyle demişlerdi: “Bakın, biz sizden ve Allah’ın yanı sıra taptığınız her şeyden uzağız; biz sizi(n hayat tarzınızı) reddediyoruz; sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a ibadet edinceye kadar ebediyen sürecek bir düşmanlık ve nefret vardır.” Tek istisna, İbrahim’in babasına “Senin için kesinlikle Allah’tan mağfiret dileyeceğim; ama senin lehine Allah’tan bir şey elde etme yetkisine sahip değilim” diye söz vermesiydi. (Size düşen şöyle yalvarmaktır):  “Rabbimiz! Yalnız Sana güvendik, yalnız Sana yöneldik: zira tüm yollar Sana çıkar! Rabbimiz! Bizi küfre gömülenlerin elinde oyuncak etme!  Ve günahlarımızı bağışla, ey Rabbimiz: Zira Sen, evet Sensin mutlak üstün ve yüce olan, Sensin her hükmünde tam isabet kaydeden!” (Mumtehane 60:4-5).</p>
<p>“De ki: “Kuşku yok ki, Rabbim beni dosdoğru bir yola yöneltti; (Allah-insan arasında) her türlü aracı inancını reddeden ve Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmayan İbrahim Milleti’ne.”</p>
<p>De ki: “Benim tüm istek ve arzum,   bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir!</p>
<p>Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!</p>
<p>De ki: “O her bir şeyin Rabbi iken, şimdi ben Allah’tan başka bir Rab mi arayacağım?”</p>
<p>İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.  Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size tek tek bildirecektir.</p>
<p>Çünkü O, sizi yeryüzüne mirasçı kılmış ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinizden derecelerle üstün kılmıştır.</p>
<p>Kuşkusuz Rabbin karşılık vermede çok seridir: Fakat, bununla birlikte O gerçekten tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. (En’am 6:161-165).</p>
<p>“Kendilerine vahiyden bir pay verilmiş olanların onu sapıklıkla değiştirdiklerini ve sizin de yoldan çıkmanızı istediklerini görmüyor musun? Fakat Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Ama (eğer size veli lazımsa) veli olarak Allah yeter; (yardım lazımsa) yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisa 4:44-45).</p>
<p>“Kendi uydurduklarını Allah’a isnat eden ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim biri olabilir mi? Bu tipler için yazılan (ceza)lardan onların payına düşen gelip onları bulacak: En sonunda canlarını almak için elçilerimiz geldiğinde, onlara “Nerede Allah’ı bırakıp da kendilerine yalvarıp yakardıklarınız?” diye soracak. Onlar (ise) “Bizi yüzüstü bıraktılar!” cevabını vererek, hakikati ısrarla inkâr etmeleri konusunda yine kendi aleyhlerine tanıklık edecek.” (A’râf 7:35-37).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Eskiyen din dilini yenileyebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Kültürün dinleşmesi neticesinde otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p></blockquote>
<p>Farklı geleneklerin ve İslam dışı fikir akımlarının yoğun baskısı altında oluşan din dili; Kur’an’ın kendisini değil mushafını, manasını değil lafzını, iyi anlaşılmasını değil güzel okunmasını, maksadını gözetmeyi değil asırlar öncesinden aktarılagelen manasını, mesajın iç bütünlüğünü kavramak için çaba harcamayı değil anadan atadan aktarılan şeklini mutlak hakikat kabul etmeyi öncelemiştir. Bu din dilinin artık güncellenmesi, yenilenmesi hem İslam dininin, hem Müslümanların, hem de insanlığını geleceği adına kaçınılmaz ve ertelenemez acil bir zaruret haline gelmiştir.</p>
<p>Yeni din dilini oluştururken elbette on dört asırlık birikimden istifade edilmesi yadsınamaz bir zorunluluktur. Bırakınız İslam kültür ve medeniyetlerinin kültür mirasını, bütün bir insanlığın tarihî tecrübesinden istifade etmeye bir mani bulunmamaktadır. Lâkin, burada hayati olan mesele, kültür ile dinin tefrik edilmesi ve kültürün din yerine ikame edilmeye kalkışılmamasıdır.</p>
<p>Önceki ümmetlerin kazanımları kendilerini bağlar. Bizi bağlayacak olan da kendi kazanımlarımızdır. Mehmet Görmez hocanın ifadesiyle, “bizden önceki âlimlerin ürettiği hazineleri, müsrif bir mirasyedi misali harcamakla mı iktifa edeceğiz, yoksa selef-i salihine hayru’l-halef olarak yeni problemlere yeni çözümler bulacak, karşımıza çıkan duvarlarda yeni kapılar mı açacağız?”</p>
<p>Merhum Mehmet Âkif’in veciz ifadesinde olduğu gibi; doğrudan doğruya Kur’an’dan alarak ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültüre din muamelesi yapmanın acı neticelerini görebilmek </strong></p>
<blockquote><p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedemez isek, akıbetimiz dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktır.</p></blockquote>
<p>Kültürel birikime din muamelesi yaparak çürük rivayetleri iman esası gibi benimseyen binlerce genç, kendince bir cihad söylemi geliştirerek önce tekfir ettiği Müslümanları ardından ‘Allah rızası için’(!) infaz etmektedir. Bir hamlede birkaç kâfir öldürüp cennette kendilerini beklediğine inandıkları hurilere kavuşmak için gözünü kırpmadan canını feda eden intihar bombacılarının sayısı da az değildir.</p>
<p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak; otoritesi tartışılmayan, peygamberden fazla yetki kullanan, sorgulanamaz binlerce ‘masum’ önder ortaya çıkmıştır!</p>
<p>Tek taassubu hakikat olması gerekirken kör taassupların girdaplarında boğulmak, Allah’ın muradını ve Kur’an’ın maksatlarını kavramak için bütün çabasını ortaya koymak yerine tarafgir taklitçiliğin tembelliğine ve konforuna kapılmak, İslam’ı çağa taşıma gayreti yerine insanları eski çağlara götürme gayreti gütmek, kevnî âyetleri münzel âyetlerle uyumlu bir şekilde anlamak yerine din ilimleri ve dünya ilimleri diye seküler bir yaklaşım benimseyip bunu da takva zannetmek&#8230; gibi indirilen dini tersyüz etmiş birçok geleneksel tutum ve davranışımız, kültürü din edinmenin acı neticelerinden sadece bir kaçıdır.</p>
<p>İslam’ı kâmil manada temsil edebilecek, ümmete ve insanlığa örneklik ve önderlik yapabilecek mutedil bir cemaatin ortaya çıkamıyor olması, dahası, dünyanın dört bir tarafında yüzlerce Müslüman cemaatin yanlış odaklara hizmet eder duruma düşmesi dini hayata hakim kılmak yerine kültür ve geleneği din haline getirmenin alçaltıcı bir neticesidir. Allah’ın indirdiği, Kur’an’ın açıkladığı, Hz. Peygamber’in öğrettiği din yerine atalarından devraldıkları kültürel mirasa din muamelesi yapan günümüz Müslümanları bu durumdan çok da rahatsız görünmemektedir.</p>
<blockquote><p>Geleneğe din muamelesi yapmanın doğurduğu acı neticelerden biri de aklı devre dışı bırakarak hisse teslim olmak ve tahkik yerine taklidi yüceltmektir.</p></blockquote>
<p>Kültürünü din edinmenin yakıcı neticeleri İslam coğrafyasını dört bir yanıyla kuşatmış olmasına; Ümmet-i Muhammed ateş, kan ve gözyaşı içinde boğulmasına rağmen, neden bu durumdayız, nerede yanlış yapıyoruz, niye ittifak edemiyoruz, gelin problemlerimizle yüzleşelim, sorunlarımızın çözümü için Rabbimizin rehberliğine başvuralım diyerek silkinememesi, zehirli kör taassubun yol açtığı akıl tutulmasından olsa gerek. Yetmiş üç fırkaya bölünmek gerektiğini bir iman esası zanneden kültür dini, ham hayalden öteye geçmeyen varsayımlarla kendi grubunu kurtuluş garantisi elinde olan “fırka-i nâciye” olarak görmekte, nefis muhasebesi yapmayı, özeleştiri yaparak kendine çeki düzen vermeyi aklının ucundan bile geçirmemektedir.</p>
<p>Teakkul, tedebbür, tefakkuh ve tezekkürü emreden indirilmiş dini yeniden keşfedip dini sadece Allah’a has kılamaz isek adeta paralel bir din haline gelen uydurulmuş kültür dininin bizi götüreceği yer irtica, şirk ve cahiliyeden, akıbetimiz ise dünyada ve ahirette azaba duçar olmaktan başka bir şey değildir, hafizanallah&#8230;</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı olun ve O’na yaklaşma çabası içinde bulunun ve O’nun yolunda tüm gayretinizi harcayın ki kurtuluşa erebilesiniz..” (Mâide, 5:35).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/kultur-ile-dini-tefrik-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
