<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KÖPÜK YASASI Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://www.fethigungor.net/etiket/kopuk-yasasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://fethigungor.net/etiket/kopuk-yasasi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 Dec 2018 13:23:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>KUR’AN BENİ NASIL ÖZGÜRLEŞTİRDİ?</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/kuran-beni-nasil-ozgurlestirdi/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/kuran-beni-nasil-ozgurlestirdi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Dec 2018 13:16:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[‘ÂLEMU’L-EFKÂR]]></category>
		<category><![CDATA[‘ÂLEMU’L-EŞHÂS]]></category>
		<category><![CDATA[‘ÂLEMU’L-EŞYÂ’]]></category>
		<category><![CDATA[ANA REFERANS]]></category>
		<category><![CDATA[ANLAM ODAKLI ÇEVİRİ]]></category>
		<category><![CDATA[AYAK BAĞLAMA]]></category>
		<category><![CDATA[Bİ’RUACEM]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DÂRU’L-FİKRİ’L-MU’ÂSIR]]></category>
		<category><![CDATA[EN BÜYÜK İMAM]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİRLER ÂLEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[FİKRÎ DOĞUM]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-ı Azam]]></category>
		<category><![CDATA[KÖPÜK YASASI]]></category>
		<category><![CDATA[KÜÇÜK AYAKLI ÇİNLİ KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LOTUS AYAK]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MÎLÂDU MUCTEMA’]]></category>
		<category><![CDATA[ŞAHISLAR ÂLEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[TEMEL KAYNAK]]></category>
		<category><![CDATA[ÜÇ ÂLEM]]></category>
		<category><![CDATA[VARLIKLAR ÂLEMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=799</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in 23 Aralık 2018 tarihinde Diriliş Postası’nda iki dilde yayımlanan köşe yazısının Türkçe nüshasıdır. Suriye’deki köyüm Bi’ruacem’de her gün gece saat üçte uyanır, sabah namazı vaktine kadar okur, sonra dışarı çıkıp bisikletime binerek camiye giderdim. Ardından tarlaya gidip çalışırdım. Bu arada aklıma bir fikir gelince hemen rastladığım ilk sokak lambasının altında durur, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in 23 Aralık 2018 tarihinde Diriliş Postası’nda iki dilde yayımlanan köşe yazısının Türkçe nüshasıdır. </em></p>
<p>Suriye’deki köyüm Bi’ruacem’de her gün gece saat üçte uyanır, sabah namazı vaktine kadar okur, sonra dışarı çıkıp bisikletime binerek camiye giderdim. Ardından tarlaya gidip çalışırdım. Bu arada aklıma bir fikir gelince hemen rastladığım ilk sokak lambasının altında durur, bisikletten iner, cebimden küçük not defterimi çıkarıp aklıma gelen fikri yazardım. Bazen tek bir sefer boyunca birkaç kez durup not aldığım olurdu.</p>
<p><strong>Fikirleri</strong> (âdeta maden gibi) kazı yaparak <strong>ortaya çıkarmak</strong> hakikaten zor bir görevdir. Yeni fikirlerin cılız doğduğunu ve mikronla ölçüldüğünü hissediyorum. Ancak araştırma ve delillerle gelişip büyüyerek dağlar kadar ağırlığa ulaşabilmektedirler. Aynı şekilde fikirleri dile getirip <strong>açıklayabilmek</strong> de oldukça zor bir iştir. Özellikle de “düşünülmemesi gereken” ya da “düşünülmesi imkânsız” (kabul edilen) konularda tartışılacak fikirleri… İnsanların doğrudan hissetmeksizin yaşadıkları meçhul sorunları araştırmaya çalışan fikirleri…</p>
<p>Ben de fikirlerimi açıklamakta zorluk çekmeye devam ediyorum. Fikirlerimi yeterince açık bir dille izah edemediğim için zaman zaman hayıflanıyorum. Bazen kendimi zayıf bir avukat gibi görüyorum. Zira fikirlerimi zayıf şekilde savunuyorum. Bazen de örnek olarak bazı isim ve şahsiyetleri ele alıyorum, oysa benim hedefim <strong>şahıslar dünyasını aşmak</strong>tır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Ama gel gör ki (istemeden de olsa) ben de bazen bu dünyayı pekiştirebiliyorum.</p>
<p>Önceki (“En Büyük İmam Kimdir?” başlıklı) makalelerimde (çocukluk yıllarımdaki) ilk sorularımdan yola çıkarak hak ile bâtılı (doğru ile yanlışı) ayırt etmede <strong>temel kaynağın</strong> (ana referansın) ne olduğunu ele almıştım. Temel kaynak hüccet, beyyine ve delil midir?<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Yoksa önemli şahıslara ve büyük isimlere dayanmak mıdır? Önceki yazımda neticelerin “<strong>köpük yasası</strong>”na tâbi olduğunu belirtmiştim.</p>
<p>Beni asıl ilgilendiren husus şahısları, imamları veya şeyhleri eleştirmek değildir. Onlar (kendi dönemlerinde) zorunlu bir rol üstlendiler. O zamanlar onlarsız olmazdı. Önceki büyükleri (ve onların ürettiği birikimi) yok saymak mağaraya geri dönmek (işe sıfırdan başlamak) anlamına gelir. Benim karşı çıktığım husus, onların yaptıklarıyla yetinmek (geldikleri aşamada durup kalmak), onların bıraktığı müktesebatta hiçbir hata olmadığını varsaymak ya da buna hiçbir yeni ilave yapılamayacağını düşünmektir… Zira bu, <strong>tarihi durdurmak </strong>(ve dondurmak) demektir!</p>
<p>İşte bu sebeple, Kur’an’ın beni hem Müslümanların fakih ve âlimleri gibi yerel büyüklerden hem de gerek Doğu’nun gerekse Batı’nın filozofları gibi küresel büyüklerden kurtardığını düşünüyorum. Peki ama <strong>nasıl</strong>?</p>
<p>Kurtuluşumun sebebi, ahiret gününe (bütün varlığımla) iman etmemdir. Nitekim Allah beni <strong>tek başıma</strong> hesaba çekecektir.  Bana; “Fakihlere, imamlara, âlimlere, büyüklere ve filozoflara tâbi oldun mu?” diye sormayacaktır… Aksine işitme ve görme yetilerim ile kalbimden hesaba çekileceğim… Bunlarla hangi eylemleri yaptım? Allah bana bu “Kitap”tan (Kur’an’dan) soracaktır. Büyüklere gelince; “O toplumlar geçip gittiler: Onların kazandıkları <strong>kendilerine</strong> sizin kazandırdıklarınız da <strong>size</strong> aittir; ve siz onların yaptıklarından aslâ sorumlu tutulmayacaksınız.” (Bakara 2:141).</p>
<p>Demek ki Rabbimle <strong>yalnız başıma</strong> muhatap olacağım: “Sonunda onların her biri Kıyamet Günü O’nun huzuruna <strong>tek başına</strong> çıkacaktır.” (Meryem 19:95). “Ve (Allah diyecek ki): “İşte şimdi bize <strong>yapayalnız</strong> geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi; dahası, size verdiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Sizin lehinize Allah’a ortak olduğunu sandığınız o şefaatçilerinizi neden şimdi yanınızda göremiyorsunuz? Artık aranızdaki bütün bağlar kopmuştur ve bütün dost sandıklarınız sizi <strong>yapayalnız</strong> bırakmıştır.” (En’âm 6:94).</p>
<p>Ahirette ne büyükler ne de fakihler bana aslâ yardım etmeyecektir: “<strong>Hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu yüklenecek değildir</strong>; yükü ağır gelen kimse onu taşımak için yardım istese, yakını da olsa (bir başkası) onun yükünün bir kısmını dahi taşıyamaz. Şu bir gerçek ki sen, Rablerine karşı derin bir ürperti duyanları ve kulluğun hakkını verenleri uyarabilirsin; hem kim arınırsa sırf kendisi için arınmış olur. Zira bütün yollar Allah’a çıkar.” (Fâtır 35:18).</p>
<p>Benim için en iyisi, cahillik ve taklitçilik yaparak <strong>kimsenin peşine takılmamam</strong>dır: “Ve bilmediğin bir şeyin peşinden gitme! Çünkü kulak, göz ve gönül; bütün bunlar (hesap günü) ondan dolayı sorguya çekilecektir.” (İsra, 17:36).</p>
<p>Büyüklerle ilişkili olmak bir <strong>fikrî doğum</strong>u gerektirir. Yani büyüklerin fikrî rahminden çıkmamız icap eder. Çünkü çocuğun annesinin rahminde gerekenden uzun süre kalması hem anne hem de cenin için tehlike arz eder.</p>
<p>Çinliler eskiden kadınların küçük ayaklara sahip olmasını tercih ederlermiş. Bu sebeple genç kızları &#8211;<strong>ayakları küçük kalsın diye</strong>&#8211; küçük ve dar ayakkabılar giymeye alıştırıyorlarmış.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Şayet kavramlarımızla ve fikirlerimizle tam uyum içinde kalmaları maksadıyla gençlerin akıllarını dar kalıplara doldurursak aynen eski Çinlilerin yaptığı gibi (yanlış) yapmış oluruz.</p>
<p>Bilgilerimin noksanlığını ve delillerimin zayıflığını yeniden itiraf ediyor ve bundan dolayı özür beyanımı yineliyorum.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> Ama gençleri <strong>bilgiyi aramaya</strong> ve bunun için onları <strong>farklı kaynaklara başvurmaya </strong>davet ediyorum. Ve onlara diyorum ki: Fikirleri aslâ taklit yoluyla ve önünü arkasını iyice düşünmeden kabul etmeyiniz. Ancak aynı şekilde, benimsediğiniz fikirlerle -önünü arkasını iyice düşünmeden, taklitçilik yaparak- aslâ başkalarını tekfir etmeyiniz.</p>
<p>Mütercim: Fethi Güngör</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Müellif bu ifadesiyle çok sevdiği Mâlik Bin Nebî’nin “üç âlem” tasnifine atıf yapmaktadır. Cevdet Said’in birçok kitap, makale ve konuşmasında dile getirmiş olduğu bu hususu Mâlik Bin Nebî özetle şu şekilde izah eder: Bin Nebî’ye göre tarihî olaylar ve hareketler <strong>üç önemli âlemin etkileşiminden</strong> doğar: Şahıslar âlemi <em>(‘âlemu’l-eşhâs</em>), fikirler âlemi <em>(‘âlemu’l-efkâr</em>) ve varlıklar âlemi (<em>‘âlemu’l-eşyâ’</em>). Eşya (varlıklar) âlemi (hayatta) daha belirgin bir yer işgal ediyor gibi görünmesine rağmen, Bin Nebî açısından <strong>fikirler âlemi</strong> son derece önemlidir. Ona göre bir toplumun zenginliği sahip olduğu “eşya” ile değil fikirleriyle ölçülür (Mâlik Bin Nebî; <em>Mîlâdu Muctema’, </em>Dâru’l-Fikri’l-Mu’âsır, Beyrut 2016, 128 s., s.34). (Mütercim).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> <strong>Hüccet</strong>: İnsanların doğru yolu bulmaları için Allah’ın ortaya koyduğu delil. <strong>Beyyine</strong>: Dâvâcının iddiasını ispat eden belge, zabıt ve senet gibi sağlam delil. <strong>Delil</strong>: Yol gösteren, kılavuz, rehber. (Kubbealtı Lugatı’ndan aktaran: Mütercim).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Çinli kadınlarda ‘ayak bağlama’ ya da ‘lotus ayak’ geleneğinin günümüzde de yer yer devam ettiği görülmektedir. “Küçük ayak” sevdasının doğurduğu vahim sonuçları görmek için internetten bir iki haber okumak ya da kısa bir video izlemek yeterli olacaktır. (Mütercim).</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Mülteci olarak İstanbul’a geldiği Aralık 2012’den bu yana Cevdet Said’in 80 kadar konferans ve sohbetini, bir o kadar makalesini Arapçadan Türkçeye tercüme ettim. Gerek yazılarını gerekse konuşmalarını Türkçeye aktarırken kendime hep şu soruyu sordum: “Cevdet Said Türkçe konuşan ve yazan bir mütefekkir olsaydı bu fikrini ya da cümlesini nasıl ifade ederdi?” Bu soruya cevap teşkil edecek nitelikte ‘anlam odaklı’ bir tercüme yapmaya, ‘manaya sadakat’ yanında ibarenin güzel olmasına da özen gösterdim. Ama buna rağmen üstadın derin fikirlerini Türkçeye aktarırken bazı anlam kayıpları olabileceğini de hatırda tutmakta yarar görüyorum. Nitekim hiçbir ibarenin mutlak tercümesi yapılamayacağı gibi hiçbir tercüme de aslî ibarenin yerini tutamaz. Zira farklı olan sadece kaynak ve hedef diller değil bilakis bu dillerin bir parçası olduğu kültürlerdir. Nev’i şahsına münhasır, her biri kendi çok boyutlu ortamında uzun zamanlarda oluşan kültürlerin ise birebir mutabakatının sağlanamayacağı bedîhîdir. (Fethi Güngör).</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/kuran-beni-nasil-ozgurlestirdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EN BÜYÜK İMAM KİMDİR?</title>
		<link>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/</link>
					<comments>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Dec 2018 09:36:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABDİ KESKİNSOY]]></category>
		<category><![CDATA[AZÎZE EL-HİBRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[DÂRU’L-KÜTÜBİ’L-MISRİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[ED-DÎNU WE’L-QÂNÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EN BÜYÜK İMAM]]></category>
		<category><![CDATA[HAYFA]]></category>
		<category><![CDATA[İmam-ı Azam]]></category>
		<category><![CDATA[KÖPÜK KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[KÖPÜK YASASI]]></category>
		<category><![CDATA[Lâ ikrâhe fîd dîn]]></category>
		<category><![CDATA[LOW AND RELIGION]]></category>
		<category><![CDATA[MISIR MİLLÎ KÜTÜPHANESİ]]></category>
		<category><![CDATA[RICHMONT ÜNİVERSİTESİ]]></category>
		<category><![CDATA[SANDALYE MUAMELESİ]]></category>
		<category><![CDATA[TEHİYYAT]]></category>
		<category><![CDATA[TEŞEHHÜD]]></category>
		<category><![CDATA[VETO HAKKI!!]]></category>
		<category><![CDATA[Zorlama dinde yoktur]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=793</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı, Cevdet Said’in 9 ve 16 Aralık 2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. -I- Kitaplarımda, makalelerimde, derslerimde ve (konferansa) gittiğim her yerde, fikrî ürünlerimi muhataplarıma sunuyorum. Yirmi yıl önce Amerika’ya yaptığım bir ziyarette, bir üniversite din ile hukuk (arasındaki ilişki) hakkında bir yazı kaleme almamı istemişti.[1] Bütün sadeliğiyle şu hususu yazmıştım: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>Bu yazı, <strong>Cevdet Said</strong>’in 9 ve 16 Aralık 2018 tarihlerinde Diriliş Postası’nda çıkan iki yazısının birleştirilmiş nüshasıdır. </em></p>
<p style="text-align: center"><strong>-I-</strong></p>
<p>Kitaplarımda, makalelerimde, derslerimde ve (konferansa) gittiğim her yerde, fikrî ürünlerimi muhataplarıma sunuyorum. Yirmi yıl önce Amerika’ya yaptığım bir ziyarette, bir üniversite din ile hukuk (arasındaki ilişki) hakkında bir yazı kaleme almamı istemişti.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Bütün sadeliğiyle şu hususu yazmıştım: <strong>Hukuk iki insanın karşılaşmasıyla doğar</strong>… Eğer insan (sahipsiz ve içinde) kimsenin bulunmadığı bir mağaraya girmişse, mağaranın istediği yerinde oturma hakkına sahiptir. Ancak başka birinin bulunduğu bir mağaraya girmişse, gidip bu kişinin yerine oturma hakkına sahip olamaz. Aksi takdirde gidip o kişinin üzerine oturarak ona <strong>sandalye muamelesi</strong> yapmış olur!</p>
<p>Günümüzde dünyaya hükmeden müstekbir kodamanlar insanları sandalye gibi kullanmaktadırlar! Birleşmiş Milletler’in ‘veto hakkı’ uygulaması, tüm dünyayı bir sandalyeye dönüştürmüştür. Bu, demokrasiyle asla bağdaşmayacak bir <strong>azgınlık</strong>tır. ‘Veto hakkı’ insan haklarına, dinlere ve nebilere (getirdikleri mesajlara) aykırıdır. Bütün bu hususlar apaçık gerçekler olmakla birlikte hiç kimse bunları konuşmamaktadır.</p>
<p>Benim bu konulardan bahsetmemi sağlayan ise çeşitli aşamalardan geçmiş ve <strong>sorgulamalar</strong> yapmış olmamdır. Bu sorgulamalarım daha küçük bir çocukken okuldan eve döndüğümde anneme ‘bugün din dersini anlamadım’ diyerek başlamıştı. Derste namazın kılınışı anlatılırken teşehhüd (oturunca okunan et-tehiyyâtü) duasının iki ayrı nüshası bulunduğu söylenmişti. Neden iki ayrı nüshası olduğuna bir türlü anlam veremiyordum! Öğretmenlerden korktuğumuz için bunu onlara <strong>sormaya cesaret edemiyorduk</strong>. Bu yüzden anneme sormuştum. Annem (sorumun cevabına) kitaptan dikkatlice bakmıştı… Sonra bana da (parmağıyla) göstererek; “Duanın doğru nüshası budur. Çünkü İmam-ı A’zam’ın (‘En Büyük İmam’ın) itimat ettiği nüsha budur.” demişti.</p>
<p>Bu konu (ona göre) burada bitmişti. Ama aklımda yeni bir soru belirmişti. Bu kez o soruyu anneme bile sormaya cesaret edememiştim: “En büyük imam”ı <strong>nasıl</strong> bilecektik? <strong>Doğru dini</strong> yanlış dinden nasıl ayırt edecektik?!</p>
<p>Birkaç yıl sonra, eğitim almak için Ezher’e gitme imkânı bulmuştum. İlmi çok seven annemin de bunda rolü vardı. Köy işlerinde yardımıma ihtiyaç duymasına rağmen babamı beni göndermesi için ikna etmişti. Üstelik toplumumuzda ilim tahsili pek de takdir görmüyordu. Hatta bilimden korkuyorlardı. Çünkü yaygın fikir; eğitim görenlerin <strong>dini terk edip laikleştiği</strong> yönündeydi.</p>
<p>Babamın terkisinde tren istasyonuna doğru at sürerken bir ara dedi ki: “Seni Mısır’a din ilmini öğrenmen için yolluyorum. Sana tavsiyem asla vahhabi olmamandır!” Bunun üzerine bu yolculuğun <strong>değişmemin</strong> ve farklı biri olmamın yolunu açacağını düşünmüştüm.</p>
<p>Önce Şam’a sonra Hayfa’ya gittim (İsrail henüz kurulmamıştı). Oradan da trene binerek Mısır’a doğru yol aldık. (Kahire’ye) varıp bir camiye girerken kapıya yapıştırılan ve üzerinde şu uyarının yazıldığı pankartı görünce şok olmuştum: “Yankesicilerden sakının!”… Allah’ın evlerinden birinin kapısında böyle bir uyarı yazılmasına gerçekten çok şaşırmıştım.</p>
<p>Mısır’a gittiğimde henüz <strong>on beş yaşındaydım</strong>. “Buhari” kelimesini ilk kez orada duymuştum. Bu kelimenin bir tür silah adı olduğunu sanmıştım… Daha sonra hadis, fıkıh, tefsir ve siyer kitaplarını tanıdım… Ezher Üniversitesi’nde (orta ve lise dâhil) on sene okudum. Kültürel, siyasi ve İslami hareketlere orada muttali oldum… <strong>Farklı mezhep ve akımları orada tanıdım</strong>.</p>
<p>En büyük imamın kim olduğuna ilişkin sorgulamamın etkenleri nelerdi, onu bilmiyorum. Ancak <strong>bu</strong> <strong>ilk ve erken sorgulamam</strong>, halen dünyayı meşgul eden <strong>temel felsefi sorgulama</strong> olmaya devam etmektedir. Bu soru sonraları daha da gelişti: Sadece Sünni ya da Şii mezheplerin alt kollarından hangisinin en doğru olduğu değil farklı dinlerden hangisinin, (bir dine) inananlardan ya da inanmayanlardan hangilerinin <strong>en doğru</strong> olduğu, dahası, hakikati nasıl bilebileceğimiz sorusuna evirildi…</p>
<p style="text-align: center"><strong>-II-</strong></p>
<p>Önceki bölümde küçücük bir çocukken anneme ‘<em>et-tehiyyâtü</em>’ duasının iki ayrı nüshasını sorduğumdan, onun da birisini göstererek en doğru nüshanın bu olduğundan, zira bunun “İmam-ı A’zam: En Büyük İmam” nüshası olduğunu söylediğinden söz etmiştim.</p>
<p>Bu cevabı işittiğimde ilk aklıma gelen, (sınıfımızdaki bir) diğer çocuk olmuştu. O da evine gidip annesine soracak ve o da kendisine “Büyük İmam”ın başka bir imam olduğunu söyleyecekti! İşte o vakit “en büyük imam”ın kim olduğunu <strong>nasıl bulabileceğimi</strong> kendi kendime sorgulamıştım.</p>
<p>İşte bu yüzden, eğitim almak için Ezher’e gitmem gündeme geldiğinde, kendi kendime şöyle demiştim: Madem ki din ilimlerinin kaynağına gidiyorum, bu, gerçeği keşfetmem ve sorularımın cevaplarını öğrenmem için bu iyi bir fırsat…</p>
<p>Mısır’daki eğitimim esnasında, zamanımın büyük kısmını “<em>Dâru’l-Kütübi’l-Mısriyye</em>: Mısır Millî Kütüphanesi”nde geçiriyordum. Kataloglardan İslamiyet hakkındaki kitapları araştırıyordum. Hem lehte hem de aleyhte yazılanları inceliyor, bunlara yazılan reddiyeleri de okuyordum… Kitabevinin kapısından her çıkışımda; “Aah, bu mekânda ihtiyacım olan ne kadar da çok fikir ve bilgi varmış!?” diyordum.</p>
<p>Her insanın zaman zaman baş ağrıtan ve kafa karıştıran soruların hücumuna uğradığını biliyorum: <strong>Gerçeği</strong> nasıl bilirim? Eğitimsiz sade bir insan bu sorularla karşılaştığında şöyle der: Şayet falan ülkede doğmuş olsaydım filanca dine mensup olurdum…!!</p>
<p>Hem yerel hem de küresel büyüklerimizi araştırmaya, en büyük imamın kim olduğunu sorgulamaya başladığımdan bu yana tam üç çeyrek asır geçmiş… Çocukça başlayıp felsefi boyutta devam eden sorgularım, bilgi edinme konusunda beni iki kaynağa götürdü: <strong>Kur’an-ı Kerim</strong> ve <strong>dünya tarihi</strong>.</p>
<p>İncil’de anlatıldığına göre İsa aleyhisselam takipçilerini, -hakikatte yırtıcı kurtlar olduğu halde- kuzu postuna bürünen yalancı peygamberlere karşı uyardığında öğrencilerinden biri şöyle sorar: Ey öğretmen! Kurtlarla kuzuları nasıl ayırt ederiz? Onlara tek cümlelik kısa bir cevap verir: “Onları meyvelerinden tanıyabilirsiniz. Hiç dikenden üzüm, devedikeninden de incir toplanabilir mi?”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">*</a></p>
<p>Akıbetleri, neticeleri ve geri dönüşleri (verimliliği) araştırmak… <strong>Tarihsel yöntem</strong> ve <strong>bilimsel üslup</strong> işte budur. Bu, ince ve hassas bir dengedir ve ne kadar zor olursa olsun, başvuru kaynağıdır. Kur’an, <strong>sonuçlar dengesini</strong> değişim yasasının hemen ardından dile getirir. Bu yasa ise olayları doğru okumak ve önce kendini değiştirmekle işlemeye başlar. Bunun ardından su ve ateş ile bunlara karışan çerçöpün durumu sözkonusu edilir:</p>
<p>“… Köpük (yanlış) kaybolur gider, insanlara yararı olan (doğru) da yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle örnek verir.” (Ra’d 13:17).</p>
<p>‘Köpük yasası’ “<em>Lâ ikrâhe fi’d-dîn</em>: zorlama dinde (aslâ) yoktur.” (Bakara 2:256) ayetiyle ilişkilidir. Kâfirlikten korkmayın, siz asıl düşünce ve bilgi darlığından korkun! Dünyayı ve tarihi öğrenin. İnsanoğlunun neler geliştirdiğini, ne gibi bâtıl inançlar ve ne gibi değerler ürettiğini öğrenin… Bu, kaosa adım atmak değildir. Çünkü tüm bunlar <strong>köpük yasası</strong> kapsamındadır ve yasa hiç kimseye acımaz. Hatalı ve bâtıl fikirleri yok eder. Kimin büyük imam olduğunu kimin de olmadığını ortaya çıkarır.</p>
<p>“Zorlama dinde (aslâ) yoktur.” fikri ahiretteki hesapla da ilişkilidir. Zira o gün kimse başkasının yükünü (sorumluluğunu) yüklenmez (En’âm 6:164). Çünkü o gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanımından ve çocuklarından kaçar (Abese 80:34-36)… Büyük imamına sığınmak istese de nafile… Çünkü o ‘büyük imam’ı da ondan kaçacaktır:</p>
<p>“Arkasından gidilen kişiler o gün, <strong>kendilerine uyanları terk ederler</strong>. Artık azabı görmüşler ve aralarındaki bütün bağlar kopmuştur.” (Bakara 2:166).</p>
<p>Belki bu konuyu daha sonra bir başka makalede yine ele alırım, Allah izin verirse.</p>
<p>Çeviri: Fethi Güngör</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Cevdet Said’in atıf yaptığı bu çalışması; Amerika’da Virginia eyaletinde tanıştığı Richmont Üniversitesi öğretim üyesi hukuk felsefesi hocası Prof. Dr. Azîze el-Hibrî’nin, özel sayı editörlüğünü üstlendiği “Low and Religion” dergisinde “İslâm’da dinî ve hukuki meseleler” hakkında bir makale yazmasını talep etmesi üzerine 10 Ocak 1997’de Montreal’de tamamlayıp dergiye teslim ettiği uzun makalesidir. Arap dilinde kaleme alınan ve daha sonra “<strong><em>ed-Dînu we’l-Qânûn</em></strong>” adıyla müstakil kitap halinde basılan (Dâru’l-Fikr, Şam 1998), “<strong>Low and Religion</strong>” başlığıyla İngilizceye çevrilerek adı geçen dergide yayımlanan bu çalışma “<strong>Din ve Hukuk</strong>” adıyla Abdi Keskinsoy tarafından Türkçeye çevrilerek yayımlanmıştır (Pınar Yayınları, İstanbul 2003, 176 s.).</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">*</a> Matta İncili’nde (7:15-23) anlatılan “Ağaç ve Meyve” başlıklı pasajın tamamını okumak için bakınız: https://incil.info/kitap/mat/7, 12.12.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/en-buyuk-imam-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
