<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kaya Kartal Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/kaya-kartal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/kaya-kartal/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 10 Sep 2019 07:15:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.1</generator>
	<item>
		<title>AİLE HAYATINA DEVLET ELİYLE MÜDAHALE ETMEMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Sep 2019 07:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Öner]]></category>
		<category><![CDATA[DEVLETİN AİLE YAŞAMINA MÜDAHALESİ]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN SEVİM]]></category>
		<category><![CDATA[Kaya Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Yaşar Soyalan]]></category>
		<category><![CDATA[MEVLANA İBRAHİM ASIM BİLİR]]></category>
		<category><![CDATA[NURİ YILMAZ]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER FARUK KARATAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[RESUL UZAR]]></category>
		<category><![CDATA[RUMEYSA KILIÇ]]></category>
		<category><![CDATA[YASİN DIVRAK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=934</guid>

					<description><![CDATA[Toplum sağlığımızı muhafaza etme hususunda önem arz eden bir mesele hakkında MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından yayımlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çekmekte yarar görüyorum. Ağustos 2019’da tamamlanarak kamuoyuna duyurulan rapor beş başlıktan oluşmaktadır: Erken Yaşta Evlilik ve Cinsel İstismar Nafaka Düzenlemesi Çocukla Şahsi Münasebet ve İcra Hükümleri 6284 Sayılı Kanun ve Bu Kanundan Kaynaklanan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Toplum sağlığımızı muhafaza etme hususunda önem arz eden bir mesele hakkında MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından yayımlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çekmekte yarar görüyorum. Ağustos 2019’da tamamlanarak kamuoyuna duyurulan rapor beş başlıktan oluşmaktadır:</p>
<ol>
<li>Erken Yaşta Evlilik ve Cinsel İstismar</li>
<li>Nafaka Düzenlemesi</li>
<li>Çocukla Şahsi Münasebet ve İcra Hükümleri</li>
<li>6284 Sayılı Kanun ve Bu Kanundan Kaynaklanan Mağduriyet ve Sorunlar</li>
<li>Zorunlu Eğitim ve Okula Gönderilmeyen Çocuklara Yönelik El Koymayı da İçeren Tedbir Kararları.</li>
</ol>
<p><strong>Kanuni Düzenlemeler Yaparken Toplumun Yapısını Gözetmek</strong></p>
<p>Modern devletlerin toplumları dizayn edici bir tutum benimseyerek kanun zoruyla toplumu kendi istedikleri gibi olmaya mecbur bırakmasını eleştiren rapor, kanuni düzenlemeler yaparken hangi ihtiyaçtan doğduğunu, ne gibi sonuçlar doğuracağını, toplumun örf ve âdetleriyle uyum sorunu yaşanıp yaşanmayacağını göz önünde bulundurmanın önemine vurgu yapmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de bu durumun tipik bir örneği olarak <strong>aile hayatına müdahale</strong> eden kanuni düzenlemeleri eleştirel bir yaklaşımla değerlendiren rapor, geleneksel aile düzeninde dinden kaynaklandığı zannedilen bazı yanlış kabuller yüzünden sorunlar yaşandığına da dikkat çekerek ev içi şiddet, kız çocuğunun zorla ve erken yaşta evlendirilmesi, kadına uygulanan baskı gibi yanlış davranışların din kanalıyla meşrulaştırılmak istendiğini tespit etmektedir.</p>
<p>Rapora göre bu problemlerle yüzleşirken kültürün içinden çözümler aramak ve tedbirler geliştirmek yerine, kolaya kaçılarak ve uyum sorunu göz ardı edilerek farklı kültürlere eğilim gösterilmiştir. Böylece bireyci toplum tasavvurunun öneri ve tedbirleri, tepeden inmeci bir üslupla topluma dayatılmıştır. Ailenin, karı-kocanın, ana-babanın ve çocukların sahip olması gereken birtakım haklar ellerinden alınmış; onlardan esirgenen yetkiler, imtiyazlar ya da zorlama hakları devletlere devredilmiştir. Böylece devlet; eğitim ve öğretimden dinle kurulacak ilişki biçimlerine; evlenme yaş ve şekillerinden velayet ve nafaka ilişkilerine; aile üyelerinin ev içi ilişkilerinden birbirlerine karşı hak ve yükümlülüklerine kadar sayısız alanda <strong>ana ve tek kural koyucu</strong> haline gelmiştir!</p>
<p>Devletin dizayn edici rolünün aile hayatı üzerinde yol açtığı mağduriyetleri incelemek maksadıyla hazırlanan rapor, meseleye <strong>ürettiği mağduriyetler</strong> bakımından yaklaşarak tartışan taraflara katkı yapmayı amaçlamaktadır.</p>
<p><strong>Toplumun Hücresi Mesabesindeki Aileyi Zedelememek</strong></p>
<p>Raporun hazırlanma gerekçesi önsözünde şu şekilde açıklanmıştır:</p>
<p>“Eski dönemlerde evrenin mükemmel bir düzene göre işlediği varsayılır, insanın ancak evren yasalarına uygun bir sosyal düzen içerisinde mutlu olacağı kabul edilirdi. Aile bu <strong>sosyal düzenin en küçük birimi</strong> ve yapı taşıydı ve niteliği de o düzene göre şekillenirdi. Merkeziyetçi ve otoriter toplumlarda ataerkil aile yapısına, din merkezli toplumlarda ise rollerin dinî kabullere göre dağıtıldığı aile yapısına rastlanırdı.</p>
<p>Evrendeki mükemmel düzen fikri modernizm tarafından geçersiz kılınınca, insanoğlu bu düzeni keşfetmekten vazgeçip kendi toplum kurgularını oluşturmaya başladı ve bunları gerçek yapmaya girişti. Bu gelişme insan aklının ve iradesinin özgürleşmesi açısından olumluydu. Ancak toplum mühendisliği fikrini de kaçınılmaz olarak beraberinde getirmekteydi. Belli bir toplum kurgusunu esas alan devletler; “Toplum bu değerleri kabul etmeye hazır mı, yeni model toplum değerleriyle örtüşüyor mu?” diye bakmadan dizayn faaliyetine giriştiler. Modern ulus devlet, aynı zamanda ideolojik bir devletti ve böyle davranmayı kendisine bir hak olarak gördü. O dönemlerin kötü bir mirası olarak bugün devletler hâlâ <strong>dizayn edici</strong> bir tutum içerisindedirler…</p>
<p>Bu rapor, Türkiye’de devletin dizayn edici rolünün aile hayatı üzerinde ne gibi mağduriyetlere yol açtığını incelemek maksadıyla kaleme alınmıştır. Bu çerçevede:</p>
<ul>
<li>Tevhid-i Tedrisat uygulaması, zorunlu resmî eğitim ve zorunlu müfredat dayatması ile düşünce, inanç ve ifade özgürlüğüne aykırı olarak ailelerin <strong>çocuklarını yetiştirme haklarının</strong> ellerinden nasıl alındığı; bazı ailelerin çocuklarına nasıl ve hangi gerekçelerle el konulduğu/ konulabileceği irdelenmiştir.</li>
<li>6284 sayılı kadına karşı şiddeti önlemeye dönük hazırlandığı söylenen kanun ile gündeme gelen suiistimaller, beslenen ve güçlenen <strong>kadın-erkek karşıtlığı</strong>, beyana dayalı olarak verilen tedbir kararlarıyla evlilik birliğinin geri dönülmez şekilde nasıl sona erdirildiği ve ailelerin yıkıldığı analiz edilmiştir.</li>
<li>Erken yaşlarda meşru bir evlilik ilişkisi yokken gerçekleşen cinsel birliktelikler sorunsuz kabul edilirken, karşılıklı rıza ile ve birbirlerini severek evlenen gençlerin, devlet tarafından belirlenen ve hiçbir objektif/biyolojik kıstasa uymayan <strong>evlilik yaşı dayatması</strong> ile ne tür mağduriyetlerle baş başa bırakıldıkları gösterilmeye çalışılmıştır.</li>
<li>Çok kısa süren hatta fiilen gerçekleşmeyen evlilikler sonrasında bile insanların <strong>süresiz nafaka</strong> uygulaması ile hapis cezası tehdidi altında nasıl bir ömür borçlandırılabildikleri incelenmiştir.</li>
<li>Boşanma süreci ve sonrasında gündeme gelen velayet ilişkilerindeki çarpıklıklar ile icra müdürlüğü kanalıyla gerçekleşen ve polislerin de katıldığı teslimlerde çocukların ve anne-babaların ne tür <strong>psikolojik yıkımlar</strong>a muhatap kılındığı; bu uygulamalarla çocukların, boşanan taraflarca birbirine sıkılan kurşunlar haline nasıl getirildiği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.</li>
</ul>
<p>Ele aldığı konuların her biri, felsefi zemininden başlayarak sosyolojik sonuçlarına kadar çok boyutlu tartışmayı fazlasıyla hak etmektedir ve tartışılıyor da! Ancak tartışan taraflar kendilerini güçlü bir felsefi zeminde görmekte, durdukları zeminin tartışmalı olduğunu göz önünde bulundurmamakta bu yüzden de tartışmalardan netice alınamamaktadır.</p>
<p>Bir insan hakları kurumu, taraf olmayı zorunlu kılan felsefi ve sosyolojik bir tartışmaya giremez. Misyonu ve <strong>ilkeleri gereği</strong> meseleye “ürettiği mağduriyetler” yönünden yaklaşmak zorundadır. Hararetli tartışmaların yaşandığı bir vasatta, sadece ürettiği mağduriyetler üzerinden meselelere yaklaşmak muhtemelen pek çok kişi tarafından yeterli bulunmayacaktır. Ancak ürettiği mağduriyetleri objektif bir gözle görmenin tartışmalara ve tartışan taraflara yapacağı katkı göz ardı edilemez. Bu çerçevede biz kurumsal ciddiyetin gereği olarak ilkelerimizin bize çizdiği sınırlardan ayrılmayacağız.” (s.10-11).</p>
<p><strong>Toplumun Yapı Taşı Aileyi İdeolojilere Kurban Etmemek</strong></p>
<p>MAZLUMDER İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan “Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi Raporu”na dikkat çeken bu haftaki yazımızı raporun sonuç ve değerlendirme kısmını özetle iktibas ederek tamamlayalım:</p>
<p>“Toplumun en küçük birimi ve kadim bir kurum olarak aile, bireyin öne çıktığı modern dönemde tanım ve içerik değişikliğine uğramış ve çeşitli tartışmaların konusu olmuştur. Her din, gelenek ya da ideoloji farklı bir tanım yapsa da, aile; tüm kültürler tarafından <strong>toplumun yapı taşı</strong> olarak görülürdü. Fakat bu kabul modern dönemle birlikte ve özellikle post modernizmin etkisiyle değişmeye başlamıştır.</p>
<p>Birey eksenli tasavvurun hâkim olduğu yeni dönemde bütün ilişki biçimleri değişmiş, kapitalizmin yükselmesi ve modern ulus devletlerin hemen her alanda söz sahibi olmaya başlamasıyla içinden çıkılamaz problemler her tarafımızı kuşatmıştır…</p>
<p>Modern ulus devletler o kadar etkili ve <strong>müdahaleci</strong> hale gelmiştir ki, binlerce yıldır nasıl yapılıyorsa bugün de öyle karşılıklı rıza ile ve kendi dinlerine ya da geleneklerine uygun olarak evlenen gençlerin evliliğini yok saymakta, çoğunlukla birkaç yaş büyük olan kocayı tecavüzcü damgası vurarak cezalandırmaktadır. Bugün hiç de azımsanmayacak sayıdaki masum, “erken yaşta evlilik” iddiasıyla cezaevlerinde tutulmakta ve birçok eş, çocuk, anne ve baba onların yolunu beklemektedir. Bahse konu müdahaleci ve tepeden inmeci bakış sebebiyle sorun göz ardı edilebilmekte ve doğru düzgün tartışılamamaktadır.</p>
<p>Toplumların kendi kültürel kodlarıyla şekillenmiş; aile, karı-koca, kız-kadın-erkek, çocuk, genç, ergen, cinsiyet, cinsellik, beden, namus, örf, adet, gelenek gibi kavram ve örneklikler, çağımızda çeşitli kirli örnekler ya da sapmalar üzerinden düşmanlaştırılmaktadır. Böylece bu kavramlar reddedilip yerine başka bir ideolojinin kavramları <strong>kanunlar eliyle</strong> ve devlet gücü kullanılarak boca edilmekte veya bahse konu kavramların içi boşaltılarak bu kavramlar yepyeni tanımlarla piyasaya sunulmaktadır.</p>
<p>Hiçbirimiz bu <strong>ideolojik dayatmaları</strong> kabul etmek, bunlara razı olmak zorunda değiliz! Engin bir bilinçle, modern-post modern dil ve argümanların büyüsüne kapılmadan, kompleks duymadan mücadelemizi sürdürmeli, kendimizin olanı; iyiyi, güzeli, temizi şaşı gözlerle izlemekten vazgeçmeliyiz. Belki bu vazgeçiş bizleri ya da kurumlarımızı belli bir piyasanın dışına itebilir ancak unutulmamalıdır ki asıl olan piyasada bulunmak ya da akredite olmak değil <strong>hak ve adalet için mücadele</strong> etmektir.</p>
<p>Bütün bu kaygılarla gündemimize gelen bu rapor muhakkak ki birtakım eksiklikler barındırıyor. Ancak temelde ailemizin, hayatımızın ve toplumumuzun önemli alanlarına etki eden müdahaleleri ortaya koyarak bir farkındalık ve bilinç oluşturmayı amaçladık…</p>
<p>Bir giriş denemesi olarak görülmesi gereken raporla Tevhid-i Tedrisat uygulaması, 6284 sayılı kadına karşı şiddeti önlemeye dönük hazırlandığı söylenen kanun, devlet tarafından belirlenen evlilik yaşı dayatması, süresiz nafaka uygulaması ve icra müdürlüğü kanalıyla gerçekleşen teslimlerde çocukların ve anne-babaların ne tür psikolojik yıkımlara muhatap kılındığı gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>Tartışılması ve değerlendirilmesi gereken meseleler elbette ki bunlardan ibaret değildir. Ancak bir insan hakları kuruluşu olarak felsefi veya sosyolojik tartışmalara girmeden bir meselenin ürettiği mağduriyetleri ortaya koymak da önemlidir. Zira durumu düzeltmek isteyenlere ve tartışan taraflara sağlıklı verilerle konuşma imkânı verir.</p>
<p>Bu çerçevede, kanunların ve doğal olarak devletin aileye ve aile hayatına müdahalesinin yakıcı şekilde hissedildiği beş alana ilişkin tespit ve değerlendirmelerimizi içeren DEVLETİN AİLE YAŞAMINA MÜDAHALESİ başlıklı raporumuzu dikkatinize sunuyoruz.”</p>
<p>Raporun süreçlerini yöneten MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Ali ÖNER’e ve raporun hazırlanmasında emeği geçen Av. Ömer Faruk KARATAŞ, Av. Rumeysa KILIÇ, Av. Mevlana İbrahim Asım BİLİR’e, keza raporu yayınlanmadan önce gözden geçirip değerlendirmeler yapan Av. Kaya KARTAL, Av. Yasin DIVRAK, Nuri YILMAZ, Hüseyin SEVİM, Mehmet Yaşar SOYALAN ve Resul UZAR’a, son derece önemli bir toplumsal sorunumuza eğildikleri ve çözüm önerileri geliştirdikleri için şükranlarımızı sunuyoruz.” (s.47-49).</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p><strong>Devletin Aile Yaşamına Müdahalesi</strong>. MAZLUMDER İstanbul Şubesi, Eylül 2019, 49 s., http://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/duyurular/19/devletin-aile-yasamina-mudahalesi-raporu/13619, Erişim Tarihi: 02.09.2019.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/sorunlarimizla-yuzlesmek/aile-hayatina-devlet-eliyle-mudahale-etmemek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“HİZB-UT TAHRİR”İ KENDİ DİLİNDEN TANIMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jan 2018 08:05:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Birr 58]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[DGM]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir Davası]]></category>
		<category><![CDATA[Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Mahkemeleri’]]></category>
		<category><![CDATA[Kaya Kartal]]></category>
		<category><![CDATA[Mahmut KAR]]></category>
		<category><![CDATA[Mazlumder]]></category>
		<category><![CDATA[Mezalim 3]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[Mustazaflar Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tevbe 9:71]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=619</guid>

					<description><![CDATA[“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71). “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58). Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 19 Aralık 2017 tarihinde yayınladığı basın bildirisi (1) ve 24 Aralık 2017 tarihinde Köklü Değişim Medya Konferans Salonu’nda düzenlenen “Altın Çağını [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler<br />
(yakın dostu ve koruyucusudurlar).” (Tevbe 9:71).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez…” (Buhari, Mezalim 3; Müslim, Birr 58).</p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu’nun 19 Aralık 2017 tarihinde yayınladığı basın bildirisi (<strong>1</strong>) ve 24 Aralık 2017 tarihinde Köklü Değişim Medya Konferans Salonu’nda düzenlenen “Altın Çağını Yaşayan Yargı Yargısız İnfazlarına Devam Ediyor” başlıklı panel; ‘Hizb-ut Tahrir Davası’nda yargılanan 78 kişiye verilen ağır cezaların hukuka aykırı olduğuna dikkat çekmişti (<strong>2</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Adalet Duygusunu Zedeleyen Kararlara Sessiz Kalmamak </strong></p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, sosyal medya araçlarıyla paylaştığı değerlendirmesinde şu hususları vurgulamıştı (<strong>3</strong>):</p>
<p>“Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Hizb-ut Tahrir’e yönelik yargılamalarda 58 kişi hakkında 285 yıllık cezayı onamasının ardından şimdi de yeni 20 kişi hakkında istenen 165,5 yıllık cezayı onadı. Yargıtay 16. Ceza Dairesi böylece <strong>78 kişi</strong> hakkında toplam <strong>450,5 yıllık ceza</strong>yı onamış oldu.</p>
<p>Hizb-ut Tahrir, “cebir ve şiddet” yöntemini ve <strong>terörü temelden reddetmiş</strong>, bugüne kadar herhangi bir terör eylemine başvurmamış İslami siyasi bir parti olmasına ve “terör örgütü üyesi” olmakla suçlanan Hizb-ut Tahrir üyelerinin hiçbir şekilde şiddete bulaşmamış şahıslar olmalarına rağmen bu ağır cezalara çaptırıldılar.</p>
<p>Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin aldığı bu onama kararları şunu göstermektedir: Dün ile bugün arasında değişen hiçbir şey yok, Müslümanlara yönelik yargı zulmü devam ediyor. Bunca süre zarfında onlarca hükümet değişti, güya iyileştirme amacıyla yüzlerce kanun maddesi değişti, değişmeyen tek şey ise Müslümanlara yönelik uygulanan yargısız infazlardır…” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Türkiye’nin yoğun gündeminde yeterince yankı bulamayan bu açıklamalar birkaç gönüllü kuruluş ile üç beş medya organının alakasıyla yetinmek zorunda kaldı. Mesela; İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), “Yargı Zulmüne Dur De” başlıklı bir basın açıklaması yayınlayarak tepkisini dile getirdi. 29 Aralık 2017 tarihinde İstanbul Aksaray’daki Mazlumder Genel Merkez binasında düzenlenen basın toplantısında çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri değerlendirmelerini medya ile paylaştı (<strong>4</strong>):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hizb-ut Tahrir Davası’nda ‘Yeniden Yargılanma’ Talep Etmek  </strong></p>
<p>Mazlumder Genel Sekreteri Avukat<strong> Kaya Kartal</strong>’ın Hizb-ut Tahrir’in mücadele metodu ve muhatap kaldığı yargısal süreç hakkında kısa bilgilendirmesinin ardından söz alan Mahmut KAR, Yargıtay’ın 78 kişi hakkında verdiği 450 yıllık cezanın onanmasının ardından 25 kişi hakkında da onanmış olması muhtemel cezaların bulunduğunu, böylece toplamda 100’ün üzerinde kişi hakkında <strong>700 yıl</strong>a yakın bir cezanın onanmış olacağını söyledi. <strong>Yeniden yargılanma yapılması</strong> durumunda yapılan haksızlıkların rahatlıkla görüleceğini belirten Mahmut Kar, Emniyetçe verilen bilgi notları da dâhil olmak üzere mahkemelere sunulan tüm bilgi ve belgelerin de gösterdiği gibi Hizb-ut Tahrir’in şiddete bulaşmadığına ve mahkemelerin de bu yönde verilmiş kararlarının bulunmasına rağmen Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin içtihat kararlarıyla Hizb-ut Tahrir üyelerinin mahkûm edildiğini ifade etti.</p>
<p>Basın toplantısında söz alan Özgür-Der Genel Başkanı<strong> Rıdvan Kaya</strong> da Müslümanların muhatap kaldığı yargısal süreçlere değinerek; “İster “Kemalist yargı” denilsin isterse “FETÖ” yargısı denilsin, ne şekilde ifade edilirse edilsin dünden bugüne Müslüman kardeşlerimizin çeşitli yargısal zulümlere maruz kaldığının görüldüğü”nü ifade etti ve 28 Şubat sürecinde yaşanan mağduriyetlerin sona ermesini beklerken -Hizb-ut Tahrir örneğinde olduğu gibi- yeni mağduriyetlerin yaşandığının altını çizdikten sonra, İslamî camianın olayları örtbas etme tavrından vazgeçip vicdanla, hak, hukuk ve adalet anlayışıyla bu olayları gündemleştirmesi ve hem bu dünyada hem de ahirette hesap vereceklerini kendilerine hatırlatmaları gerektiğini söyledi.</p>
<p>Son sözü alan Mustazaflar Cemiyeti İstanbul Şubesi Başkanı<strong> Mehmet Eşin</strong> ise; “Bugün Hizb-ut Tahrir’i konuşuyoruz, dün Hizbullah’ı konuştuk, ondan önce İslamî Hareket’i konuştuk, seneler önce İstiklal Mahkemeleri’nin kararlarını konuştuk, tartıştık. Ardından askerî mahkemeler, DGM’ler, Ağır Ceza Mahkemeleri, Özel Yetkili Mahkemeler… Sağcısı geldi, solcusu geldi fakat hiçbiri bağımsız olmadı, olamadı…” diyerek, Hizb-ut Tahrir davasındaki haksız soruşturmaları yapan <strong>polislerin</strong>, yargılamayı yapan <strong>hâkimlerin şu an tutuklandığını</strong> ve bu kararın verildiği <strong>mahkemelerin kapatıldığını</strong>, zira haksız kararlar verdiklerinin anlaşıldığını, fakat kapatılan mahkemelerce verilen bu <strong>haksız kararların</strong> devlet hafızası silinmediği için <strong>infaz edildiğini</strong>, onandığını, dolayısıyla en azından adaletle hüküm verilebilmesi için önceden gelen devlet hafızasının silinerek <strong>yeniden yargılanmaların yolunun açılması</strong> gerektiğini ifade etti (<strong>4</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hukuk Kurumunu Kötüye Kullanmaktan Hüküm Giyenlerin Maksatlı Kararlarını İptal Etmek  </strong></p>
<p>Binlerce köşe yazarı arasında Hizb-ut Tahrir davası kararlarına ilişkin yorum yazan gazeteci sayısı da iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Konuyu köşesine taşıyan gazetecilerden Hakan Albayrak, “Hizb-ut Tahrir’e Zulüm” başlıklı yazısında şu hususları vurgulamıştı (<strong>5</strong>):</p>
<p>“Tam adı Hizb-ut Tahrir el-İslâmî (İslamî Kurtuluş Partisi) olan ve hilafete dönüşü savunan söz konusu örgüt, kurulduğu 1953’ten beri hiçbir şiddet olayına karışmadı. Mücadele yöntemi olarak şiddeti tümüyle reddediyor. Terörün yanından bile geçmiyor. Sadece konuşuyor, anlatıyor, sözlü ve yazılı propaganda yapıyor. Bildiriler, kitaplar ve dergiler yayımlıyor, konferanslar ve mitingler düzenliyor. Faaliyet gösterdiği onlarca ülkenin hiçbirinde bu çerçevenin dışına çıkmadı.</p>
<p>Hizb-ut Tahrir üyeleri Türkiye’de buna rağmen 1960’lı yıllardan beri göz altına alınıyor, tutuklanıyor, hapse atılıyor. Eski Türkiye &#8211; Yeni Türkiye fark etmiyor, hep böyle. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Müdürlüğü, mahkemelere öteden beri sunduğu raporlarda ‘Bu örgütün şiddetle alâkası yok’ deyip duruyor ama Hizb-ut Tahrir üyeliği yine de suç sayılıyor.</p>
<p>Niçin ama, niçin? Bir ara “silahsız terör örgütü” tanımı vardı kanunda; o tanıma da uymuyor bu örgüt. FETÖ gibi, devlete adam sokmak için sınav sorularını mı çalmış? Paralel devletçiliğe mi tevessül etmiş? Hükümeti devirmek için sinsice tezgâhlar mı kurmuş? Yok.</p>
<p>Peki hilafet propagandası yasak mı? Değil. İfade hürriyetine girmiyor mu bu? Giriyor. Öyleyse bu adamların zindanda ne işi var kardeşim? (&#8230;)</p>
<p>DİKKAT! Bu cezaları isteyen <strong>savcılar</strong> ve hükümleri veren <strong>hakimler</strong>, ayrıca ilgili soruşturma ve kovuşturmaları yürüten <strong>emniyet mensupları FETÖ’den tutuklandılar</strong>! Komplocular içeride ama komploları hüküm sürmeye devam ediyor! FETÖ’cü hakimlerin yazdığı gerekçeli kararlardan birindeki şu mantığın acayipliğine bakar mısınız:</p>
<p>“Hizb-ut Tahrir, bugüne kadar herhangi bir şiddet eyleminde bulunmamış ve amacında şiddeti öngörmediği belirlenmiş ise de, amacı zaten kendi içerisinde şiddeti öngörmektedir. Rejimin demokratik yollarla halkın desteği ve sempatisini kazanarak yıkılması mümkün olmadığından mutlaka şiddete başvurması gereklidir. Bu nedenle Hizb-ut Tahrir bir terör örgütü kabul edilmiştir.”</p>
<p>Neymiş, neymiş? Şiddete başvurmuyormuş ama aslında başvurması gerekirmiş! Onun için terör örgütüymüş! Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın şu ‘çıkarsaması’ da pes dedirtecek cinsten: “Raşidî Hilafet devletinin ihdasından sonra, Hıristiyan devletlerini cihat yolu ile kurulan hilafet devletine dâhil etmek amacıyla silahlı mücadelenin başlayacağı amaç edinilmiştir.”</p>
<p>Hizb-ut Tahrir’in illegal örgüt kabul edilip FETÖ, PKK, DHKP-C ile aynı kefeye koyulması ve mensuplarının hapsedilmesi kabul edilir şey değil. Bu hatadan bir an evvel dönülmeli. Akıl almaz bir zulüm bu.” (<strong>5</strong>).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hizb-ut Tahrir’i Kendi Söyleminden Tanımak </strong></p>
<p>Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu Başkanı Mahmut KAR, Ekim 2017’de yayımladığı kitabında hareketin tarihçesini, önderlerini, temel fikirlerini, hilafet görüşünü ve dünyanın çeşitli ülkelerinde Hizb-ut Tahrir’e karşı yürütülen yargı ve propaganda faaliyetlerini özetlemektedir (<strong>7</strong>):</p>
<p>“Hizb-ut Tahrir İslâmi toplumun yeniden tesis edilebilmesi için İslâmi hayatı başlatacak Râşidî Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalışmaktadır. Hizb-ut Tahrir kuruluş amacını <strong>marufu emretme ve münkerden nehyetme</strong> farzı ile delillendirmiştir. Marufu emretme ve münkerden nehyetme işi ise siyasi bir iştir.</p>
<p>Hilâfet’in yeniden kurulması ve Allah’ın hükmünün hâkim olması için yapılacak çalışma ise bir kitle, bir parti tarafından yürütülmelidir. Bu partinin siyasi bir parti olması elzemdir. Zira Hilâfet’in kurulması ve halifenin seçilmesi siyasi bir çalışmadır. Aynı şekilde Allah’ın indirdikleri ile hükmetmek de siyasi bir çalışmadır. Bu nedenle siyasi çalışma dışında bir yöntem ile bu amacın gerçekleşmesi mümkün değildir.”</p>
<p>Kitabın arka kapak yazısından iktibas ettiğimiz bu cümlelerde amaç ve yöntemlerini özetle ifade ettiği Hizb-ut Tahrir’in şiddeti kategorik olarak reddettiğini hareketi yakından inceleyen herkesin açıkça gördüğü malum olmakla birlikte, reddettikleri bir yöntem gerekçe gösterilerek mensuplarının ağır cezalara çarptırılması hakkaniyet ve adalet duygularını derinden yaralamıştır.  Meseleye dikkat çekmek için derlediğimiz bu haftaki yazımızı, kitaba yayınevi tarafından eklenen mukaddimeden bir iktibasla sonlandıralım (<strong>7</strong>):</p>
<p>“Hakikat, elinde imkânı olan için ortaya çıkarılması, ifşa edilmesi, kesin ve net bir şekilde ifade edilmesi gereken bir sorumluluktur. İnsanlara hakikati ulaştırma gayret ve endişesi topluma, İslâm’a ve Allah’a karşı olan bu sorumluluğu yerine getirme çabamızda bizleri kamçılayan bir etken olmuştur.</p>
<p>Bu anlayış bizleri, İslâmi hayatı başlatma çabası uğrunda mücadele veren ve özellikle İslâm beldeleri başta olmak üzere kurulduğu 1953 yılından günümüze fikrî ve siyasi çalışmalarıyla dikkatleri üzerine çeken Hizb-ut Tahrir’in kendi dilinden anlatıldığı bu eseri ortaya koymaya itmiştir.</p>
<p>Zira Hizb-ut Tahrir, ortaya çıkışından günümüze kadar insanların teveccühüne karşı kimi devletler, karanlık gruplar ve vehimleri kendisine galebe çalmış kişilerce birtakım iftiralara maruz kalmış bir yapıdır. Kendisi hakkında herkesin konuştuğu, iftira ve vehimlerle fikirlerinin ve projesinin üzerinin karartılmaya çalışıldığı bir ortamda Hizb-ut Tahrir’in kendisini anlatması, iftira ve vehimlere cevap vermesi ve en önemlisi de Hilâfet gibi ümmetin kurtuluşuna vesile olacak kapsamlı ve kuşatıcı projesini ifade etmesi hakikat arayışında olanlar için beklenen bir şeydir.” (Kar, 2017:11).</p>
<p>İnsanları, fikirleri ve hareketleri tanımlamak yerine tanımak, yargılamak yerine anlamak ve ‘muhalif’ saydığımız görüşleri yok edilmesi gereken düşmanca fikirler olarak görmek yerine müzakere edilebilecek, en azından birlikte yaşamaya en az hâkim görüşler kadar hakkı olan alternatifler olarak görme olgunluğuna ulaşabilmek temennisiyle…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>http://<strong>hizb-turkiye.com</strong>/index.php?p=basinAciklamasi&amp;s=altin-cagini-yasayan-yargi-muslumanlara-yonelik-yargisiz-infazlarina-devam-ediyor&amp;id=499, 19.12.2017.</li>
<li>https://www.kokludegisim.net/haberler/panele-davet-altin-cagi-ni-yasayan-<strong>yargi-yargisiz-infazlara-devam-ediyor</strong>.html, 24.12.2017.</li>
<li>https://www.<strong>net</strong>/haberler/hizb-ut-tahrir-turkiye-yargitay-in-hizb-ut-tahrir-e-yonelik-ceza-onamalari-artarak-devam-ediyor.html, 27.12.2017.</li>
<li>http://<strong>org</strong>/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/yargi-zulmu-devam-ediyor/13140, 29.12.2017.</li>
<li>http://www.karar.com/yazarlar/<strong>hakan-albayrak</strong>/hizb-ut-tahrire-zulum-5784, 25.12.2017.</li>
<li>http://islamdevleti.info/2017/10/kitap-<strong>kendi-dilinden-hizb-ut-tahrir-ve-hilafet</strong>/, 23.10.2017.</li>
<li>Mahmut KAR; <strong>Kendi Dilinden Hizb-ut Tahrir ve Hilâfet</strong>, Köklüdeğişim Yayıncılık, Ankara 1438/2017, 204 s.</li>
<li>http://www.hizb.org.uk</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hizb-ut-tahriri-kendi-dilinden-tanimak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
