<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>itaat Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/itaat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/itaat/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 18 May 2017 06:28:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MUTLU BİR AİLE SAYESİNDE  DÂREYN SAADETİNE NAİL OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 May 2017 09:21:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Vahiyle İnşa Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[aile haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Yaşam Döngüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Aile Yaşam Döngüsü ve Tüketim]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler günü]]></category>
		<category><![CDATA[Arzu Arıkan]]></category>
		<category><![CDATA[eş değer olma]]></category>
		<category><![CDATA[fedakârlık]]></category>
		<category><![CDATA[felah]]></category>
		<category><![CDATA[fevz]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Âdem]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim 14:41]]></category>
		<category><![CDATA[iffet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[israf]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın ve Erkek]]></category>
		<category><![CDATA[kanaatkâr olma]]></category>
		<category><![CDATA[kavvam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kur’an’a Göre Mutlu Aile]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[meveddet]]></category>
		<category><![CDATA[Müddessir 74/55]]></category>
		<category><![CDATA[müsâmaha]]></category>
		<category><![CDATA[nüşuz]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Burhanettin Can]]></category>
		<category><![CDATA[Rum 30:21]]></category>
		<category><![CDATA[saadet]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[sadâkat]]></category>
		<category><![CDATA[Savrulan Dünyada Aile]]></category>
		<category><![CDATA[şefkat]]></category>
		<category><![CDATA[SEKAM]]></category>
		<category><![CDATA[sevgi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye’de Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Yrd.Doç.Dr. Mahmut Ay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=511</guid>

					<description><![CDATA[“… Sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O&#8217;nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21). İslam dini istisnasız her gün onlarca kez anne ve babalarımız için dua etmemizi tavsiye etmekte, sebeb-i hayatımız olan ebeveynlerimize “öf” [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“… Sizin için kendileriyle huzur bulasınız diye kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O&#8217;nun mucizevi işaretlerinden biridir: Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır.” (Rum 30:21).</p>
<p>İslam dini istisnasız her gün onlarca kez anne ve babalarımız için dua etmemizi tavsiye etmekte, sebeb-i hayatımız olan ebeveynlerimize “öf” bile demeyi yasaklamaktadır. Oysa, yaklaşık yüz yıldır dünyanın birçok ülkesinde “anneler günü” olarak kutlanan mayıs ayının ikinci pazar günü, annelik statüsünü ve aile kurumunu bilerek ve isteyerek yok etmiş olan küresel sömürgeci düzen için tüketim çılgınlığını körükleme fırsatından başka bir anlam ifade etmemektedir.</p>
<p>Anneler günü ve aile haftası münasebetiyle sizleri kardeşim <strong>Arzu Arıkan</strong>’ın yeni çıkan kitabından haberdar etmek isterim. Türkiye’de Aile, Savrulan Dünyada Aile, Aile Yaşam Döngüsü ve Tüketim gibi aile konusunda önemli bilimsel çalışmalar yürütmüş ve yayımlamış olan SEKAM tarafından basılan eser; kavramsal çerçevenin ardından aileyi tarihsel perspektiften ele almakta ve son bölümde Kur’an’a göre mutlu aileyi oluşturan yapı taşlarını ortaya koymaktadır. İki yüzü aşkın kaynağa atıf yapılan “<strong>Kur’an’a Göre Mutlu Aile</strong>” kitabının sonuç ve değerlendirme kısmını paylaşmakta yarar görüyorum.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi’nde Tefsir dalında Yrd.Doç.Dr. Mahmut Ay danışmanlığında yüksek lisans tezi olarak hazırlanan araştırmayı kitaplaştıran Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi (SEKAM) Başkanı Prof.Dr. Burhanettin Can esere yazdığı takdiminde şu vurguyu yapmaktadır:</p>
<p>“Çalışmada Kur’an merkeze alınarak aile yapısı, aile bireylerinin karşılıklı hak ve sorumlulukları aileye ilişkin anahtar kavramlar esas alınarak değerlendirilmiştir. Aile yapısı ve mutluluğu ile aile bireyleri arasındaki karşılıklı hak ve sorumluluklar, “saadet”, “felah”, “fevz”, “meveddet(sevgi)”, “merhamet ve şefkat”, “saygı”, “müsâmaha”, “af”, “adalet”, “fedakârlık”, “sabır/öfke kontrolü”, “iffet”, “sadâkat”, “israf”, “kanaatkâr olma”, “eş değer olma”, “şiddet”, “kavvam”, “nüşuz” ve “itaat” anahtar kavramları çerçevesinde incelenmiştir. Mesele sadece Kur’an’ı referans alarak ele alınıp incelenmekle birlikte, metin içerisinde ilgili yerlerde hadisler de referans olarak vermiştir. Aile ile ilgili seçilmiş 40 hadis ve Kur’an’da aile ile ilgili ayetler, araştırmacılara yardımcı olmak maksadıyla ekler bölümüne toplu hâlde konmuştur.” (s.IX).</p>
<p>Müellif eserin önsözünde neden aile saadeti konusunu çalıştığını ise şu ifadelerle açıklamaktadır:</p>
<p>“Günümüzde aile kurumu dünyevileşmenin ve ahlaki dejenerasyonun verdiği zararlar sebebiyle ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Globalleşmenin etkisiyle uluslararası etkileşimin had safhaya vardığı şu dönemde aile kurumu desteklenmeli, korunmalı ve elde kalan son kalenin de düşürülmemesi için tüm imkânlar seferber edilmelidir. Bu hem fertlerin hem de toplumun geleceği açısından son derece önemlidir.</p>
<p>Mahkemelere gelen şikâyetlerin aile içi meselelerle dolu olduğu göz önüne alındığında, aile bireyleri arasındaki ilişkileri düzenleyecek sosyal bir reforma şiddetle ihtiyaç duyulduğu anlaşılacaktır. Zira aile toplumun aynası mesabesindedir ve aile hayatındaki kargaşalar siyasi ve toplumsal yapıyı yakından etkilemektedir. Bu bağlamda müracaat edilecek temel kaynak, “Dileyen onu okur, düşünür ve ders alır.” (Müddessir 74/55) âyetinin de işaret ettiği üzere hiç şüphesiz ki Kur’an-ı Kerim ve onun uygulaması olan sünnettir. Bu çalışmada çağlar ötesinden insanlığa evrensel mesajlar sunan Kur’an’ın aile kurumunu onarmaya ve güçlendirmeye yönelik mesajları irdelenmiş ve Kur’ani perspektiften mutlu bir aileyi oluşturacak temel unsurlar vurgulanmıştır.” (s.XI).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Alternatifi Olmayan Yegâne Sosyal Kurumu Korumak </strong></p>
<p>“<strong>Aile</strong>, sağlıklı bireylerin yetişmesi ve sağlıklı toplumların oluşması için <strong>alternatifi olmayan</strong> en önemli sosyal kurumdur. Toplumun özünü ve temelini oluşturan aile kurumunun düzenli ve <strong>ahenkli</strong> bir şekilde işlemesi cemiyet ve millet hayatı için vazgeçilmez bir güvencedir. Bir toplumun huzurlu olup olmadığı, o toplumu oluşturan ailelere bakarak rahatça anlaşılabilir. Zira aile toplumun aynasıdır.</p>
<p>Aile bütün kadim din ve kültürlerde önemli görülen bir kurumdur. Nitekim Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta aileyle ilgili birçok hüküm bulunmaktadır. İslam geldiği dönemde Cahiliye devri Arap ailesinde var olan <em>mehir, velîme</em> (düğün yemeği), <em>îlâ</em> ve <em>muhâlea</em> yoluyla boşanma ve süt hısımlığıyla ilgi bazı hükümleri kabul etmiştir. Öte yandan o dönemde işlerliği olan birçok gayr-ı meşru birleşme şeklini reddetmiş; boşanma, miras, <em>tebennî</em> (evlat edinme) ve <em>muharremât</em> (nikâhlanması yasak olanlar) ile ilgili yanlış uygulamaları ortadan kaldırmıştır.</p>
<p>Evlilik insan hayatının önemli bir dönüm noktasıdır. Kur’an’da hem erkek hem de kadın için huzur bulacakları eşlerin yaratılarak aralarına <strong>sevgi ve merhamet</strong>in yerleştirilmesi, Allah’ın bir âyeti olarak zikredilmektedir. Allah Teâlâ ilk insan olduğu kabul edilen Hz. Âdem için bir eş yaratmış ve “Eşinle birlikte Cennet’e yerleşin.” buyurmuştur. Cennet gibi müstesna bir yerde bile Allah kulunun yalnız olmasını murat etmemiş ve ona can yoldaşı olacak bir eş yaratmıştır. Ayrıca, Kur’an’da cennete giden mümin kullar için de gözleri başkasını görmeyen tatlı bakışlı eşler olacağı bildirilmiştir. Durum böyle olunca türlü zorluklarla dolu dünya hayatında insanın sırtını dayayacağı bir eşe duyduğu ihtiyaç çok daha fazla olsa gerektir. Bu sebeple İslam dini evliliği teşvik etmiş ve nefsani arzuların meşru dairede giderilebilmesi için nikâhı şart koşmuştur.” (s.157).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mutlu Bir Aile Sayesinde Dâreyn Saadetine Nail Olabilmek</strong></p>
<p>“Her Müslümanın en önemli gayelerinden biri, <u>iki dünyada da mutluluğu yakalayanlardan olabilmek</u>tir. Ancak modern dünyanın hazza indirgediği <strong>mutluluk</strong> kavramının Kur’ani perspektiften yeniden incelenmesi gerekmektedir. Günümüzde çoğu insan mutluluğu, sağlıklı olmak, maddi sıkıntı çekmemek, istenilen her şeye kısa yoldan sahip olmak şeklinde tanımlamaktadır. Oysaki Kur’an bize insanların açlık, korku, can ve mal kaybı gibi şeylerle imtihan edileceğini bildirmekte, sabredenleri ise müjdelemektedir. Buna göre mutluluğun sadece her şeyin yolunda gitmesiyle veya birçok şeye sahip olmakla doğrudan bir alakası olmadığı ve bazı felaketlere maruz kalan müminlerin de tüm zorluklara rağmen sabır ve teslimiyetle pekâlâ mutlu olabilecekleri söylenebilir.</p>
<p>Kur’an’da aile kurmanın asıl amacı; huzurun sağlanması ve sevgi-merhamet temeline dayanan bir ilişkiyle mutluluğun elde edilmesi olarak belirlenmiştir. Allah, aile yuvasını <u>insanların huzur bulacakları bir yer</u> kılmıştır. Aile efradının, ailenin bir üyesi olmaktan, bu aileye ait olmaktan duydukları hoşnutluk, aidiyet hissi ve bu sıcak aile yuvasından elde ettikleri doyum, onların mutlulukları üzerinde oldukça belirleyicidir. Ortak değerler, amaçlar ve ilgiler vesilesiyle ailede paylaşılan güç, bireylerin kendilerini <strong>değerli ve güçlü</strong> hissetmesini sağlamakta ve kim oldukları sorusuna tatmin edici bir cevap sunmaktadır. Ancak asıl önemli olan aile içindeki mutluluğun miktarından çok, aile fertlerinin ailenin mutluluğu için gösterdikleri çabadır.</p>
<p>Bu bağlamda Kur’an aile bireylerine önemli <strong>haklar</strong> vermenin yanı sıra aile mutluluğunu sağlamaya yönelik <strong>sorumluluklar</strong> da yüklemiştir.  Aile fertleri bu ortak sorumluluğun farkında olmalı ve Allah’ın huzurunda ailenin sorumlulukları çerçevesinde hesap vereceklerinin şuuruna vararak <u>aile içi huzuru temin</u> etmek amacıyla ellerinden gelen gayreti göstermelidirler. Ayrıca aile içinde bilhassa cinsiyet kaynaklı mağduriyetlerin giderilebilmesi, aile bireylerinin adalet ve merhamet temelinde, hak ve sorumluluklar çerçevesinde birbirlerinin hukukunu gözeten bir tutum benimsemesiyle mümkün olabilecektir.” (s.158).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aynı Özden Yaratılan Bir Bütünün İki Yarısı: Kadın ve Erkek</strong></p>
<p>“Aile kurumunu oluşturan <u>kadın ve erkek, biri olmadan diğerinin eksik kaldığı bir bütünün iki yarısı</u> gibidir. Kur’an’a göre kadın ve erkek tek bir nefisten yaratılan, cinsiyetleri farklı olsa bile insan olarak aynı değere sahip olan iki ayrı bireydir. Erkeği ve dişiyi yaratan Allah onların yaptığı iyiliklere eşit karşılık vereceğini bildirmiştir. Nitekim Kur’an, insanlar arasında cinsiyetten, ırktan, soydan vs. kaynaklanan bir üstünlüğü kabul etmez. Kur’an’a göre yegâne bir üstünlük ölçüsü vardır ki o da takvâdır.</p>
<p>Modern dünyada aile içi ilişkiler hak ve sorumluluk bakımından <strong>eşitlik tezi</strong> üzerine kurulmuş olsa da ontolojik olarak bakıldığında bu pek mümkün görünmemektedir. Kur’an açısından da kadın erkek ilişkilerinin eşitlik fikri üzerine kurulamayacağı açıktır. Çünkü kadınla erkek arasında <strong>anatomik, fizyolojik ve psikolojik farklılıklar</strong> vardır. Allah Kur’an’da kadını ve erkeği farklı özelliklerle donattığını, her <u>iki cinsin birbirinden üstün yönleri olduğu</u>nu bildirmekte ve onları birbirlerinin üstünlüklerinin peşine düşmemeleri noktasında uyarmaktadır. Nitekim İslâmî bakış açısına göre kadın erkek ilişkilerinde eşitlikten çok, farklılıklarla birlikte iki varlığın birbirinin nezdindeki değerini ifade eden <u>eşdeğerlilik ve tamamlayıcılık</u> ön plâna çıkmaktadır.</p>
<p>İslam’dan önceki pek çok din ve kültürde kadın cinsinin haklar ve görevler bakımından <u>erkekten daha düşük</u> bir konumda olduğu görülmektedir. İslam, geldiği çağda <u>kadın hakları konusunda büyük bir devrim gerçekleştirmiş</u>, kadını layık olduğu konuma yükselterek ona daha önce pek sahip olamadığı miras alma, miras bırakma, eşini seçme, şahitlik yapma vb. haklar tanımıştır.  İslam, cahiliye toplumunun bozuk yapısını ortadan kaldırıp sağlıklı bir toplum inşa etmek için işe aileden başlamış ve karı-kocaya bazı haklar vermekle birlikte onlara sorumluluklar da yüklemiştir. Kocalara hanımlarına iyi davranmalarını, nafaka ve mehir konusunda hassas olmalarını ve adaleti elden bırakmamalarını tavsiye ederken, hanımlara da meşru konularda kocalarına itaat etmelerini ve aile mahremiyetlerini korumalarını salık vermiştir.</p>
<p>Öte yandan İslam dini ana-baba haklarına büyük bir önem vermiş ve çocuklara <u>ebeveynlerine karşı hürmetkâr davranmaları</u>nı emretmiştir. Kur’an’a göre ana-babaya iyi davranmak, güzel söz söylemek, dua etmek, meşru konularda onlara itaat etmek, onları azarlamamak ve ana-babaya sahip çıkmak çocukların görevleri arasındadır ki bu sayılanlar aynı zamanda bir nevi ibadettir.” (s.159).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlıklı Bir Toplum İnşa Edebilmek İçin İşe Aileden Başlamak</strong></p>
<p>“Kur’an’a göre aile kurumunun en temel görevlerinden birisi nesil yetiştirmektir. Bu bağlamda <u>ebeveynlerin de çocuklarına karşı birtakım sorumlulukları</u> vardır. Çocuğa iyi bir terbiye vermek, ona eğitim ve öğretim hakkı tanımak, çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapmamak, adaletli olmak ve ilişkilerde sevgiyi ve şefkati esas almak bu sorumluluklardan bazılarıdır. Yukarıda ifade edilenler bir arada değerlendirildiğinde İslam toplumunda mutlu ailelerin sayısının artmasının kadınıyla erkeğiyle çocuğuyla her bireyin bu hak ve sorumluluklara titizlikle riayet etmesine bağlı olduğu söylenebilir.</p>
<p>Allah Teâlâ bir yandan insanlara hak ve sorumluluklarını bildirmiş, öte yandan onlara <u>nasıl mutlu bir yuva oluşturacaklarını</u> da öğretmiştir. Bu bağlamda bilhassa iman, teslimiyet, dua, tevekkül gibi konularda Hz. İbrahim’in ve Hz. İmran’ın aileleri tüm <u>insanlık için güzel bir örneklik teşkil etmek</u>tedir. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an’da İbrahim ailesini ve İmran ailesini kendi çağının insanları içinden seçerek üstün kıldığını zikretmektedir.</p>
<p>Günümüzde aile kurumu sekülerizmin ve modernizmin etkisiyle pek çok <u>yara almış</u>, gerçek fonksiyonunu tam anlamıyla yerine getiremez olmuştur. Sekülerleşme, aile bağlarının kopuk olduğu, evin otel gibi kullanıldığı, hazcı bir hayat anlayışının temel kabul edilmesi sebebiyle çocuk sahibi olmanın ve <u>evlenmenin külfet</u> olarak görüldüğü bir aile biçimi ortaya çıkarmıştır. Tüm bunların bir sonucu olarak dünyada <u>boşanma oranları</u> hızla artmaya başlamıştır. Boşanmanın taraflar açısından psikolojik, biyolojik, sosyolojik, ekonomik pek çok zararı olmakla birlikte bu sorunu sadece bu olayı yaşayan kişi ve kesimlere ait bir sorunmuş gibi telakki etmek doğru değildir. Bu durum ülkeler bazında toplumsal bir sorunken dünya ölçeğinde ise bir <u>insanlık sorunu</u> olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim boşanmış ailelerin çocuklarında suç işleme oranının daha yüksek olması boşanmanın topluma yönelik zararını açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Öte yandan sadakat ve iffet gibi kavramlar günümüzde küreselleşmenin tehdidi altında bulunmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan cinsel devrim, cinsiyet alanında oluşturulmaya çalışılan <u>muhafazakâr yapıyı tamamen dağıtmış</u>tır. Nitekim Avusturya’da yapılan bir araştırmada halkın %90’ının nikâhsız birlikteliği onaylaması, tıbbi istatistiklerin Şam ve Halep’te gayr-ı meşru ilişki sebebiyle 400 bin kürtaj yapıldığını ortaya koyması, ülkemizde yapılan bir araştırmada katılımcıların %31,5’lik bir kesiminin nikâhsız birliktelik yaşayan komşuya kayıtsız kalacaklarını ifade etmeleri bu dağılmaya bir örnektir.</p>
<p><u>Batı’da aile kurumunun neredeyse tamamen çökmüş olduğu</u> göz önüne alındığında Müslüman ülkelerde durumun bu kadar vahim olmadığı söylenebilir. Ancak ülkemizde uyuşturucu kullanma ve fuhuş yaşının 12’lere düştüğü dikkate alınırsa bizim için de tehlike çanlarının çalmaya başladığı görülecektir. İnsanların medya ve farklı <u>kitle iletişim araçlarıyla müstehcenlik bombardımanına tâbi tutulduğu</u> günümüzde bu büyük tehlikeyi bertaraf etmenin en iyi yolu, Kur’an’da iffet timsali olarak gösterilen <u>Hz. Yusuf, Hz. Meryem gibi şahsiyetlerle tanışmak ve onların</u> <u>erdemli davranışlarını kendi hayatımıza nakşetme</u>ye gayret etmektir. Ayrıca cinsel tahriklerin had safhaya vardığı günümüzde eşlerin birbirlerini cinsel yönden tatmin etme hususunda her zamankinden daha hassas olmaları, aile birliğinin huzurlu bir şekilde devam ettirilebilmesi için oldukça önemlidir.” (s.159-160).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sağlam Bir Aile Kurumu İçin Manevi Değerlerimizi Yeniden Canlandırmak</strong></p>
<p>“Günümüzde modernizm ve feminizmin etkisiyle bazı hanımlar erkeğin aile reisi oluşu, kocaya itaat gibi konuları tümden reddederken bazı erkeklerin de ataerkil yapının etkisiyle kadından mutlak itaat bekledikleri, itaatsizlik durumunda kadına şiddet uygulamayı normal addettikleri gözlemlenmektedir. Bu konuda her türlü akımın etkisinden kurtularak “kavvâm”, “nüşûz”, “itaat” ve şiddet gibi kavramların Kur’ani bir bakış açısıyla açıklığa kavuşturulması ve karı-kocanın tarafsız olarak bu bilgilere göre hareket etmesi ailedeki mutluluğun sürekliliğini sağlaması açısından gereklidir.</p>
<p>Bu durumda hem bireyin mutluluğu hem toplumun geleceği hem de insanlığın hayrı adına aile kurumunun asli görevlerini yerine getirebilmesi için acilen önlem almak gerekmektedir. Bu yolda atılacak ilk adım, <u>aile yuvamızı</u> evrensel bir mesaj olan <u>Kur’an’ın öğretilerine göre yeni baştan yapılandırarak</u> modernizmin yozlaştırdığı <u>manevi değerleri yeniden canlandırmaya gayret etmek</u>tir. O zaman görülecektir ki <strong>sevgi, saygı, merhamet, müsamaha, adâlet, af, fedakârlık, sabır </strong>gibi dînî-manevî değerlerin ikame edildiği aile yuvasında kabalık, hoyratlık, şiddet, sorumsuzluk gibi olumsuz davranışlar kendiliğinden yok olacaktır.</p>
<p>Bu çalışmada Kur’an eksenli mutlu bir aileyi oluşturan temel dinamikler incelenmiş ve bu dinamiklerin ihya edilerek aile yuvasına nakşedilmesi durumunda modernizmin ve sekülerizmin verdiği zararların en aza indirgenebileceği ortaya konmaya çalışılmıştır. Temennimiz, bu çalışmanın Kur’an araştırmalarına bir nebze de olsa katkıda bulunması, mutlu ailelerin mutluluğunu perçinleştirmesi, boşanma aşamasında olan çiftlerin ise bu kararı yeniden gözden geçirmelerine vesile olarak İslam binasından bir yapı taşının daha düşmesine engel olabilmesidir.” (s.160).</p>
<p>“<em>Rabbenâgfirlî we livâlideyye we li’l-mu’minîne yewme yekûmu’l-hisâb</em>:</p>
<p>Rabbimiz! Hesabın görüleceği Gün, beni, anamı babamı ve bütün<br />
müminleri bağışla!” (İbrahim 14:41).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<ol>
<li><strong>Arzu ARIKAN</strong>; <strong>Kur’an’a Göre Mutlu Aile</strong>, SEKAM Yayınları, İstanbul, Nisan 2017, 190 s.</li>
<li><a href="http://sekam.com.tr/sayfa.php?detay=basilmis-kitaplar">http://sekam.com.tr/sayfa.php?detay=basilmis-kitaplar</a>, 14 Mayıs 2017.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/mutlu-bir-aile-sayesinde-dareyn-saadetine-nail-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN EL-BENNA’NIN  İLKELİ DURUŞUNDAN DERS ALMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2016 09:42:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[1. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahlâk ve Edep Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Abdurrahman el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[amel]]></category>
		<category><![CDATA[arınma]]></category>
		<category><![CDATA[batı]]></category>
		<category><![CDATA[cihat]]></category>
		<category><![CDATA[Dâru'l-Ulûm]]></category>
		<category><![CDATA[Davamız]]></category>
		<category><![CDATA[Doğum Planlaması]]></category>
		<category><![CDATA[fedakârlık]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis İlimleri Araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Haramları Önleme Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim el-Beyyûmî Gânim]]></category>
		<category><![CDATA[idrak]]></category>
		<category><![CDATA[ihlas]]></category>
		<category><![CDATA[İhvan-ı Müslimin]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İsa]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'da Barış]]></category>
		<category><![CDATA[İsmailiye]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[itaat]]></category>
		<category><![CDATA[Kahire]]></category>
		<category><![CDATA[kardeşlik]]></category>
		<category><![CDATA[Küçük Ezher]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim'in Hedefleri]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem oğlu Mesih]]></category>
		<category><![CDATA[Metot Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler Teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[On İlkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Râşid Medresesi]]></category>
		<category><![CDATA[Risaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 61:14]]></category>
		<category><![CDATA[sebat]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim Risalesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=411</guid>

					<description><![CDATA[“Siz ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı, bir gurup da inkâr etti. Bunun üzerine Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık: Sonunda galip gelenler onlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Siz ey iman edenler! Allah’ın destekçileri olun! Tıpkı Meryem oğlu İsa’nın, havarilerine “Allah’a giden yolda kim bana var gücüyle destek olur?” deyince, havarilerin “Biziz Allah dâvâsının gönüllü destekçileri!” demeleri gibi… Nitekim İsrâiloğullarından bir gurup (ona) inandı, bir gurup da inkâr etti. Bunun üzerine Biz de <u>iman edenleri düşmanlarına karşı dirençli kıldık</u>: Sonunda galip gelenler onlar oldu.” (Saff 61:14).</p>
<p>Çağının şahidi İmam Hasan el-Benna (1906-1949), son yüzyılda İslam dünyasını en çok etkileyen Müslüman önderlerden biri olarak, sadece Mısır halkına ya da İhvân-ı Müslimîn cemaati mensuplarına değil tüm dünya Müslümanlarına tarz-ı hareketlerine ilişkin önemli bir ilkesel çerçeve çizmektedir.</p>
<p>14 Ekim 1906’da Mısır’ın Buhayra iline bağlı Mahmudiye kasabasında dünyaya gelen Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna, ilk eğitimini hadis âlimi pederi Ahmed Abdurrahman el-Benna’dan aldı. Sekiz yaşındayken kaydolduğu Râşid Medresesi’nde temel dinî eğitimini aldı, Kur’an’ın bir kısmını burada ezberledi. Çok sevdiği ve etkilendiği müdürü Muhammed Zehran’ın medreseden ayrılışı sebebiyle Hasan el-Benna, modern tarzda eğitim veren ortaokula kaydoldu. Bir taraftan Kur’an hıfzını tamamlamaya gayret ederken öbür taraftan “Haramları Önleme Cemiyeti” ve “Ahlâk ve Edep Cemiyeti” gibi sivil toplum kuruluşlarında da aktif rol aldı.</p>
<blockquote><p>el-Benna emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulması gerektiğini sürekli işlemiş; <u>Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliği</u>ne vurgu yapmıştır.</p></blockquote>
<p>İlköğrenimini tamamladıktan sonra Kahire’ye giden el-Benna, burada “Küçük Ezher” olarak bilinen ve öğretmen yetiştiren Dâru’l-Ulûm’a kaydoldu. Bu dönemde kendini ilmî faaliyetlere adayan Hasan el-Benna, ayrıca İngiliz sömürgeciliğine karşı yoğun faaliyetlerde bulundu. Dönemin tanınmış âlimleriyle temas kurup, onları bir araya getirmeyi başardı. Öğrencilik yılları boyunca halkı bilinçlendirmek için açık ve kapalı alanlarda çok sayıda toplantı düzenledi.</p>
<p>Dâru’l-Ulûm’u birincilikle bitiren Hasan el-Benna, öğretmen olarak göreve başladığı İsmailiye’de de toplantılarını sürdürdü. Bu sayede etrafında birçok insan toplandı. 1928 yılı Mart ayında, İsmailiye’deki evinde toplanan bir grup arkadaşıyla İslam davası uğrunda canla başla mücadele edeceğine dair yemin ederek, Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın temellerini attı. 1933 yılında teşkilatın genel merkezini Kahire’ye taşıma kararı alan Hasan el-Benna, ailesiyle beraber başkente yerleşti. Öğretmenliğini devam ettirdiği bu dönemde zamanının çoğunu, Müslüman Kardeşler’in faaliyetlerine ayıran el-Benna, erkek ve kız çocuklarına yönelik okulların açılmasına önayak oldu.</p>
<p>Dünya Savaşı sırasında Mısır’da iktidarı elinde tutan hükümetlerin, İngilizlerin talepleri doğrultusunda teşkilata baskı yaptıkları dönemde, Hasan el-Benna ve arkadaşları da birçok defa tutuklandı. Hasan el-Benna’nın Mısır’daki sömürgeye son vermek için İngiltere’ye savaş açmasıyla, teşkilat üzerindeki hükümet baskıları daha da arttı. Baskılara direnen Müslüman Kardeşler Teşkilatı, Filistin meselesine de el atarak, düzenlediği büyük bir protesto gösterisiyle İngiliz desteğindeki Yahudi göçü ve siyonist devlet aleyhine güçlü bir kamuoyu oluşturdu. 6 Mayıs 1948’de teşkilatın Mısır ve Arap ülkelerine Yahudilerle savaş konusunda yaptığı cihat çağrısı ve Filistin’e gönderdiği çok sayıda taraftar, teşkilatın Mısır hükümeti tarafından yasadışı ilan edilmesine ve 12 Ocak 1949’da bütünüyle kapatılmasına neden oldu.</p>
<p>Teşkilatın kapatılması üzerine, kurucusu olduğu “Müslüman Gençler Cemiyeti”nde faaliyet göstermeye başlayan el-Benna, 12 Şubat 1949 günü akşamı teşkilat merkezinden evine dönerken, suikasta uğrayıp otomobiline açılan ateş sonucu şehid edildi (el-Benna, 2007; el-Beyyûmî Gânim, 1997).</p>
<blockquote><p>el-Benna’ya göre İslam ümmetinin geri kalmasının yegâne nedeni, Müslümanların İslam dininin ilkelerinden uzaklaşarak Batı’yı model almış olmalarıdır.</p></blockquote>
<p>Hasan el-Benna, eserlerinde sıklıkla emperyalizme karşı millî bir hareket oluşturulması gerektiğini işlemiş; Müslüman milletlerin İslam ilkelerine dayanan birliğine vurgu yapmıştır. Ona göre İslam ümmetinin geride kalmasına neden olan yegâne unsur, Müslümanların hızla dinden uzaklaşarak Batı’yı örnek almış olmasıydı. Kurtuluş, ancak İslam ilkelerine geri dönmekle mümkündü. Devlet, İslam dini temelinde teşkilatlanmalı ve İslam hukuku geçerli kılınmalıydı. Toplumun ahlâk ve eğitimi, İslam ilkeleri doğrultusunda yönlendirilmeli, toplumsal imtiyazlara ve adaletsizliklere son verilmeliydi.</p>
<p>Hayatı bütün yönleriyle kuşatan İslam’ın inanç ve ibadetlerle sınırlandırılamayacağına devamlı surette vurgu yapan el-Benna, iç ve dış politika, uluslararası ilişkiler, emperyalizmle mücadele, inanç ve düşünce özgürlüğü gibi meselelerde İslam’ın önemli ilkeler vazettiğini; <em>Hatıralarım, Müslüman Kadın, Hadis İlimleri Araştırmaları, Doğum Planlaması, İslam’da Barış, Davamız, Risaleler, Metot Risalesi, Seçim Risalesi, Kur’an-ı Kerim’in Hedefleri</em> gibi eserlerinde anlatmıştır (el-Benna, 2016b:11-12).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>İlkeler Çerçevesinde</u></strong><strong> Hareket Halinde Olmak ve Faaliyet Üretmek </strong></p>
<blockquote><p>el-Benna, hayatı bütün yönleriyle kuşatan İslam’ın inanç ve ibadetlerle sınırlandırılamayacağını devamlı surette izah etmiştir.</p></blockquote>
<p>“On İlkemiz” isimli eserinde Hasan el-Benna, toplumsal ıslah hareketi olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın temel ilkelerini saymakta ve bunları detaylı bir şekilde açıklamaktadır. Bu ilkeler sırasıyla; <em>idrak, ihlas, amel, cihat, fedakârlık, itaat, sebat, arınma, kardeşlik ve güven</em>dir.</p>
<p>İslam’ın hayatın her alanını kuşatan bir sistem olduğuna sıkça işaret eden el-Benna “<strong>idrak</strong>” ilkesinde, İslam’ın temel yapı taşlarının ilki olan inanç meselelerine değinmiş, teşkilatının bu meselelerdeki tutumunu yirmi maddede açıklamış ve idrak ilkesini “<u>Anayasamız Kur’an, önderimiz Rasulullah</u>” sloganı ile özetlemiştir.</p>
<p><strong>İhlas</strong>ı, “söz, davranış ve gayretinde kişinin tamamen Allah’a yönelmesi” olarak tanımlayan el-Benna, bu ilkeyi hayata geçiren kimsenin menfaati uğruna değil, düşüncesi uğruna çaba sarf edeceğine vurgu yapmış ve “ihlas” ilkesini “<u>Gayemiz Allah</u>” sloganı çerçevesinde izah etmiştir.</p>
<p>Üçüncü ilke olarak belirlediği “<strong>amel</strong>” ilkesinde el-Benna, eylemin ilim ve ihlasın meyvesi olduğunu vurgulamış ve bu ilkede Müslüman bir ferdin, ailenin, toplumun ve hükümetin niteliklerinin nasıl olması gerektiğini anlatmış, eylemin “<em>fitne</em> sona erinceye ve hayatın Allah’a adanmasına (mâni olmak isteyen tüm baskı ve zulümler ortadan kaldırılıncaya) kadar” (Enfâl 8:39) devam etmesi gerektiğinin altını çizmiştir.</p>
<p><strong>Cihad</strong>ı “kıyamete kadar geçerli bir farz” olarak tanımlayan el-Benna, bu ilkede cihadın mertebelerine değinmiş ve onu “<u>Yolumuz cihat</u>” sloganı etrafında açıklamıştır.</p>
<p>“Cihat” ilkesiyle bağlantılı olarak belirlediği “<strong>fedakârlık</strong>” ilkesinde ise, dünyada fedakârlık olmadan bir cihadın söz konusu olamayacağına dikkat çekmiş, fedakârlığı; “canını, malını, zamanını ve hayatını davası uğruna sarf etme” olarak tanımlamış ve bu ilkeyi “<u>En yüce arzumuz Allah yolunda can vermek</u>” sloganı ile özetlemiştir.</p>
<p><strong>İtaat</strong>i, “Hem zorlukta hem de kolaylıkta, zorunlu ve aktif olarak verilen talimata anında uyma” şeklinde açıklayan el-Benna, “itaat” ilkesini “tanıtma, yapılandırma ve uygulama” başlıkları altında üç aşamada incelemiş ve başarıyı elde etmenin yegâne yolunun “itaatin olgunluğa ulaşması”ndan geçtiğini ifade etmiştir.</p>
<p>Vakti ve sabrı bir “tedavi yöntemi” olarak gören Hasan el-Benna, “<strong>sebat</strong>” ilkesinde, hedefe ulaşmada zaman biraz uzasa da, birçok engelle karşı karşıya kalınsa da Müslüman bir ferdin amacı uğruna kesintisiz şekilde gayret sarf etmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>
<p><strong>Arınma</strong>yı, “düşünceyi, yabancı ilke ve kişilerden kurtarma” şeklinde tanımlayan el-Benna, bu ilkede İslam düşüncesinin en yüce düşünce olduğunu vurgulamış, “arınma” ilkesinin çatısı altında insanları altı sınıfa ayırmış ve kişiler gibi kurumların da bu tasnif çerçevesinde farklı hükümlere tabi olduğunu anlatmıştır.</p>
<p>el-Benna “Hareketimizin On İlkesi” başlıklı risalesinde, inancın en sağlam ve en değerli bağ olduğuna dikkat çekerek, <strong>kardeşlik</strong> bağını “akide/iman bağıyla kalplerin ve ruhların birbirine bağlanması” şeklinde ifade etmiş ve kurdun sürüden ayrılan koyunu kapması gibi, kişinin Müslüman kardeşlerinden ayrılması durumunda, şer odakları tarafından hedef alınacağını ve israf edileceğini belirtmiştir.</p>
<p>Hedefe ulaşmada, karşılaşılan engelleri aşmada ve zorlukların üstesinden gelmede en etkili unsurun, teşkilat yöneticileriyle mensuplarının birbirlerine karşı duyduğu “<strong>güven</strong>” olduğunu belirten el-Benna, “güven” ilkesinde Müslüman bir ferdin, yönetimine olan güvenini sorgulaması ve ilişkilerini gözden geçirmesi gerektiğine vurgu yapmış ve bu sorgulamada kendisine yardımcı olacak bazı sorular da yöneltmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Siyaset Anlayışını Doğru Kavramaya Çalışmak </strong></p>
<blockquote><p>el-Benna, bir toplumsal ıslah hareketi olan Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı; <em>idrak, ihlas, amel, cihat, fedakârlık, itaat, sebat, arınma, kardeşlik ve güven</em> ilkeleri üzerine kurmuştur.</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları tarafından eserlerin içeriklerine layık estetik bir formda okurun dikkatine sunulan “İki Dil Bir Eser” serisi arasında çağının şahidi İmam Hasan el-Benna “On İlkemiz” başlığıyla Gamze Özden tarafından Türkçeye kazandırılan eserinden özetle iktibas ederek Hasan el-Benna’nın ilkeli duruşunu günümüz kanaat önderlerinin ve tabilerinin dikkatine sunmakta yarar görüyorum. Burada eserin sadece sunuş kısmını olduğu gibi iktibas etmekle yetineceğim:</p>
<p><strong> </strong>“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’a; salât ve selam takva ehlinin önderi, mücahitlerin komutanı, emin elçi efendimiz Muhammed Mustafa’ya ve kıyamet gününe kadar onun yolunu takip edenlere olsun.</p>
<p>Elinizdeki bu risale, davalarının yüceliğine ve fikirlerinin kutsallığına inanan, samimiyetle bu yolda yaşayıp, bu yolda ölmeye azmeden mücahit kardeşlere, Müslüman kardeşlere ithaf edilmiştir. Ezberlenmek üzere dersler niteliğinde değil; bilakis uygulanmak üzere talimatlar niteliğindeki bu veciz sözleri, sadece o kardeşlerime iletiyorum. Ey sözünün eri Müslüman kardeşlerim, harekete geçin!</p>
<p>“De ki; ‘Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da Rasulü de mü’minler de göreceklerdir. Sonra gaybı da görülen âlemi de bilen Allah’ın huzuruna döndürüleceksiniz. O da size bütün yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir.’” (Tevbe 9:105).</p>
<p>“İşte bu, benim dosdoğru yolumdur. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip, O’nun yolundan ayırır. İşte Allah bunları size, sakınasınız diye emretti.” (En’âm 6:153).</p>
<p>Müslüman Kardeşler Teşkilatı dışındaki kardeşlerimiz içinse, dersler, konferanslar, kitaplar, makaleler, açıklamalar ve yönetmelikler mevcuttur. ‘Herkesin yöneldiği bir yön vardır.’ ‘Haydi, hep birlikte hayırlara koşun, hayırlarda yarışın! Allah, hepsine de en güzel olanı vaat etmiştir.’ Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”</p>
<p><em> </em>“Siz ey iman edenler! Sizi elem verici bir azaptan kurtaracak bir alışverişe yönlendireyim mi? Allah’a ve Elçi’sine güvenirsiniz, Allah dâvâsı uğrunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edersiniz: böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır; tabii ki eğer bilgiyle (hareket) ederseniz. (Böyle yaparsanız) O sizin günahlarınızı bağışlayacak ve sizi zemininden ırmakların aktığı cennetlere koyacaktır; kalıcı güzelliğin merkezi olan cennetlerdeki tarifsiz huzur köşklerine: işte gerçek büyük başarı budur! Ve kendisiyle sevineceğiniz bir şey daha var: Allah’tan bir yardım ve görünen bir zafer. Artık müminlere müjde ver!” (Saff 61:10-13).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna. (2016a). <strong>On İlkemiz.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 96 s.</li>
<li>Hasan el-Benna. (2016b). <strong>İslam ve Siyaset.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.7-13.</li>
<li>Hasan el-Benna. (2007). <strong>Hatıralarım (Müslüman Kardeşler)</strong>, çev. M. Beşir Eryarsoy ve Osman Arpaçukuru, İstanbul: Beka Yayınları, s.29-45.</li>
<li>İbrahim el-Beyyûmî Gânim. (1997). “<strong>Hasan el-Benna</strong>” Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (TDVİA), İstanbul: Cilt: 16, s.307-310.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-ilkeli-durusundan-ders-almak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
