<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İstanbul Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/istanbul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/istanbul/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Tue, 26 Dec 2017 18:37:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>BATI’NIN MODEL ÜLKESİ HOLLANDA’DA  ARTAN HAK İHLALLERİNİ RAPOR EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/batinin-model-ulkesi-hollandada-artan-hak-ihlallerini-rapor-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/batinin-model-ulkesi-hollandada-artan-hak-ihlallerini-rapor-edebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2017 09:27:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Dertleriyle Dertlenmek]]></category>
		<category><![CDATA[Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Emre Bozbayındır]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan Rutte]]></category>
		<category><![CDATA[Birlemiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[BM İnsan Hakları Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[buzdağının görünen yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[cami kundaklama]]></category>
		<category><![CDATA[Ertuğrul Gökçekuyu]]></category>
		<category><![CDATA[etnik profilleme]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Betül Sayan Kaya]]></category>
		<category><![CDATA[Flemenkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gülşah Bostancı Bozbayındır]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Yar]]></category>
		<category><![CDATA[helal gıda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda hükümeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hollanda İnsan Hakları Paneli]]></category>
		<category><![CDATA[İngilizce]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını]]></category>
		<category><![CDATA[Kadir Canatan]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı verici]]></category>
		<category><![CDATA[Leyla Yıldırım]]></category>
		<category><![CDATA[Liberal Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[Özcan Hıdır]]></category>
		<category><![CDATA[terörist]]></category>
		<category><![CDATA[Türkofobi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=591</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi&#8217;nde 27.11.2017 tarihinde düzenlenen Hollanda İnsan Hakları Paneli&#8217;nde “2016 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu” kamuoyuna açıklandı. Irkçılık ve ayrımcılık olaylarında bariz bir artışın yaşandığı Hollanda&#8217;da İslamofobi yanında çocuk ve mülteci haklarına yönelik ihlallerde de artış gözlendiğine dikkat çeken rapor, ‘medeni batı’nın model ülkelerinden biri olan Hollanda’da sivil ve siyasal haklar yanında ekonomik, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi&#8217;nde 27.11.2017 tarihinde düzenlenen Hollanda İnsan Hakları Paneli&#8217;nde “2016 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu” kamuoyuna açıklandı. Irkçılık ve ayrımcılık olaylarında bariz bir artışın yaşandığı Hollanda&#8217;da İslamofobi yanında çocuk ve mülteci haklarına yönelik ihlallerde de artış gözlendiğine dikkat çeken rapor, ‘medeni batı’nın model ülkelerinden biri olan Hollanda’da sivil ve siyasal haklar yanında ekonomik, sosyal ve kültürel haklar alanında da 2015-2016 yıllarında ne kadar çok ve çeşitli hak ihlali yapıldığını, 2014 Raporu ile kıyaslandığında ihlal sayılarında bariz bir artış kaydedildiğini detaylarıyla gözler önüne sermektedir. 152 sayfalık raporun sonuç kısmında üç dilde (Türkçe, İngilizce ve Flemenkçe) sıralanan 43 maddelik özeti kısaltarak ve bazı maddeleri atlayarak dikkat ve takdirlerinize sunuyorum:</p>
<ol>
<li>&#8220;… Hollanda’da aşırı sağ partiler şöyle dursun Başbakan Rutte’nin Liberal Partisi’nin (VVD) dahi 2017 seçimleri öncesi “uluslararası anlaşmalar, Hollanda için bağlayıcı olmasın” şeklinde seçim vaadinde bulunmaları, uluslararası insan haklarının normatif temelini sarstığından kaygı verici bir gelişmedir. Wilders’in PVV’sinin aldığı oy oranı da göz önünde bulundurulduğunda, partinin; “Başörtüsü ve Diğer İslami Semboller Kamusal Alanda Yasaklansın”, “Mültecilere ve Müslüman Ülkelerden Gelen Göçmenlere Sınırlar Kapatılsın” veya “Kur’an yasaklansın” şeklindeki vaatleri oldukça <strong>kaygı verici</strong> gelişmelerdir.</li>
<li>… Hollanda AİHM’in kurucularından olmasına karşın, Hollandalı siyasiler ve hukukçular Mahkeme’den ayrılmayı destekleyen görüşleri hararetle savunmaktadır.</li>
<li>2016 yılında Hollanda’nın en yakıcı insan hakları sorunu <strong>ayrımcılık</strong> olmuştur. Hollanda Anayasası’nın 1. Maddesi ayrımcılık yasağı ve eşit muamele hakkını açıkça düzenlemesine rağmen <u>önyargı, ırkçılık, grup temelli insan düşmanlığı, nefret söylemi ve nefret suçları</u> Hollanda’da insan haklarının durumu bakımından 2016 yılında kaygı verici seviyelere ulaşmıştır.</li>
<li>Hollanda’da İslamofobi, <strong>işgücü piyasasında ayrımcılık</strong> ve polis tarafından uygulanan <strong>etnik profilleme</strong> en yaygın insan hakları ihlalleri olmuştur. Ayrımcılığın toplumsal barışı zedeleyecek seviyelere ulaşması nedeniyle Hollanda hükümeti 22 Ocak 2016 tarihinde yeni bir ayrımcılıkla mücadele ulusal eylem planı açıklamıştır. Bu programın amacı, hükümetin bu konudaki siyasetine ahenk getirmektir.</li>
<li>Hollanda’da ırkçılık ve onun bir görünüm biçimi olan İslamofobi 2016 yılında da önemli insan hakları sorunları olmaya devam etmiştir. 2017 yılında yayınlanan <strong>göçmen kökenlilerin güvensizlik hissi</strong> konusundaki rapor, göçmen kökenlilerin kendilerini Hollandalılara kıyasla daha az güvende hissettiklerini ortaya koymaktadır. Kendilerini Hollanda’da en az güvende hisseden birinci grup Surinamlılar, ikinci grup ise Türklerdir. Ayrıca Türklerin %34’ü bazen kendilerini yaşadıkları semtte güvende hissetmemektedir.</li>
<li><strong>İslamofobi</strong> tüm Batı Avrupa’da olduğu gibi Hollanda’da da en sık görülen ırkçılık biçimidir. Raporda İslamofobinin teorik temelleri izah edildikten sonra Hollanda İslamofobisi (Dutch-Islamophobia) üzerinde durulmuştur. Hollanda’da da İslamofobi genellikle İslamofobi için çizilen teorik çerçeveye uymakla beraber <u>kendine has bazı özellikler</u> de taşımaktadır. Gerçekten, yakın zamanlara kadar Hollandalılar tarafından pek de bilinmeyen İslam, Hollanda’nın ana meselelerinden biri haline gelmiş, kamusal ve özel tartışmalara konu edilir olmuştur. Hollanda’da çok az kişi İslam hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen herkesin İslamla ilgili bir fikri vardır. Örneğin, 2015 senesinde PVV partisini destekle ‘Steun de PVV’ ve ‘Mosknee’ isimli Facebook hesaplarından <strong>camilerin yakılması çağrıları</strong> yapılmıştır.</li>
<li>Hollanda’da Müslümanların uğradığı baskı ve tehditler neticesinde Müslüman örgütler 2015 yılında hükümetten destek ve güvenlik hizmeti talep etmiştir. Hollandalı öğretim üyesi Martijn de Koning ile raporu hazırlayan heyetin yaptığı görüşmede Hollanda İslamafobisinin şu üç özelliği taşıdığını ifade etmiştir: a) İslam <strong>yabancı</strong>dır. b) İslam bir <strong>problem</strong>dir ve buna karşı bir şeyler yapılmalıdır. c) Hollanda İslam’ın kendisini değiştirerek, kendi anlayışına uygun bir <strong>reforma tâbi tutma</strong>ya çalışmaktadır. 2016 yılı İslamofobi vakalarına bakıldığında siyaset ve medyaya hâkim olan İslam’a karşı bu yaklaşım tarzı ve tutumun, <u>birçok suç ve insan hakkı ihlalini tetiklediği</u> müşahede edilmektedir.</li>
<li>… Hollanda’da İslamofobinin yanında <strong>Türkofobi</strong>ye doğru gidiş söz konusudur. Bilhassa, Hollandalıların 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsünün Türkler üzerinde yol açtığı travma etkisini anlamaktan uzak olmaları, Türkler üzerindeki <strong>siyasi ve psikolojik baskı</strong>yı artırmaları önemli bir sorun olmaya devam etmektedir.</li>
<li>Bu anlamda özellikle 11 Mart 2017’de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı <strong>Fatma Betül Sayan Kaya</strong>’nın Hollanda ziyareti sırasında diplomatik teamüllere uymayan muamele ve polisin Türkiye Başkonsolosluğu yakınlarında toplananlara <strong>orantısız güç kullanımı</strong> uzun süre tamir edilemeyecek yaralar açmıştır. Bu talihsiz olaylar dizisi Türk toplumunun demokratik <u>haklarına ve onuruna yönelik bir saldırı</u> olmuştur.</li>
<li>… Hollanda’da İslamofobinin belli başlı tezahür biçimleri <strong>nefret</strong> söylemi, <strong>cami</strong> <strong>kundaklama</strong>, okullarda ve işyerlerinde artan <strong>ayrımcılık</strong> olarak kendini göstermektedir. Bunda başrolü Geert Wilders gibi siyasilerin nefret söylemleri oynamaktadır. (…)</li>
<li>… Wilders’i suçlu bulmasına rağmen, Amsterdam mahkemesi heyeti Hürriyet Partisi (PVV) liderini hapis veya para cezasına çarptırmamıştır. Mahkeme, suçlu bulunmanın Wilders konumundaki bir siyasetçi için kâfi olduğuna hükmetmiştir…</li>
<li>Wilders’ın İslamofobik örgütlenme ve propagandası adeta merkez siyaseti de gittikçe sağa kaydırmaktadır. Aralık 2016’da verilen mahkûmiyet kararı yıllardır ifade hürriyeti kalkanının ardından Müslümanlara karşı kin ve nefret kusan bir zata sınırları bildirmesi bakımından önemli bir gelişmedir. Bu kararın bir içtihada dönüşerek artık Müslümanlara yönelik hakarete bir set çekilmesi elzemdir.</li>
<li>Bu anlamda ayrıca Başbakan Rutte’nin seçim atmosferinde özellikle bir Türk gencine yönelik “<strong>defol git</strong>” sözü ile Rotterdam Belediye Başkanı Ahmed Aboutaleb’in 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasındaki günlerde bazı Türk cami ve kurumlarını hedef alan ve Türklerin “<u>demokrasi terapisi-eğitimi eksikliği</u>” olduğuna dair genelleyici ve ayrımcı açıklamaları 2016 yılına ait oldukça kaygı verici gelişmeler olmuştur.</li>
<li><strong>2016’da</strong> Hollanda’da yaşayan Müslümanların, din ve inançlarından dolayı önceki senelere oranla yaklaşık <strong>iki kat daha fazla ayırımcılığa maruz kaldıkları</strong> polise yapılan bildirimlerden ortaya çıkmıştır.</li>
<li>… Hollanda’da yaşayan Müslümanların dörtte biri en az bir kez dış görünüşünden dolayı -ki çoğunlukla başörtülü Müslümanlardır- <strong>sözlü ya da fiziki saldırı</strong>ya maruz kalmaktadır. Bu ayırımcılık ve saldırılarda da özellikle politikacıların kullandığı <strong>ayırımcı söylem</strong>in etkin olduğu vurgulanmıştır. Hollanda’da Müslüman örgütlerin çatı kuruluşu SPIOR’un 2015 sonu ve 2016’nın ilk yarısını kapsayan ve Rotterdam-Rijnmond bölgesindeki Müslümanlara yönelik ayrımcılık araştırması da Müslümanlara yönelik din-inanç temelli ayırımcı <strong>174 vaka</strong> rapor edilmiştir…</li>
<li>Hollanda İnsan Hakları Enstitüsü’ne göre etnik ve ırk temelli ayrımcılık Hollanda toplumunda her alanda görülmektedir. Örneğin, birçok spor salonu ve spor kulüpleri katılımcılara <u>Felemenkçe bilmeleri şartı</u> getirmekte veya <u>başörtüsü takılmasını yasaklamakta</u>dır.</li>
<li>SPIOR bu olayları <strong>buzdağının görünen yüzü</strong> olarak tabir etmektedir. Zira kuruluşa göre Müslümanlar, yetkililere güvenmedikleri ve misillemeden korktuklarından başlarına gelen olayları bildirmekten çekinmektedir. Bu çekingenliğin birinci sebebi Müslümanların ilgi çekmek istememeleri ve saldırgan tarafından <u>tekrar saldırıya uğrama korkusu</u>dur. Bu anlamda tespit edilen ikinci neden de polise yönelik önyargılardır. Ulusal polis tarafından yapılan araştırmaya göre Müslümanlar yaptıkları bildirimin herhangi bir <u>sonucu olmadığını düşündüklerinden</u> polise müracaat etmemektedir. Polisin şikâyette bulunmak isteyen Müslümanlara caydırıcı veya ayrımcı tavır sergilediği de ortaya konulmuştur.</li>
<li>Bu nedenle mevcut İslamofobik vaka bildirimlerinden yola çıkılarak, <u>8 ayrımcılık vakasından sadece birinin kayıtlara yansıdığı</u> tahmin edilmektedir. (…)</li>
<li>… Hollanda’da da 2015 yılında 28 olan camilere yönelik saldırı sayısı 2016 yılında 72’ye çıkmıştır…</li>
<li>Ne yazık ki ne medya ne de siyasiler camilere karşı girişilen kundaklama eylemlerine tepki göstermektedir…</li>
<li>Bu anlamda olumlu bir gelişme, 28 Şubat 2016’da namaz vakti içeride kadın ve çocukların da olduğu sırada molotof kokteyli atmak suretiyle gerçekleştirilen Enschede Camii saldırısı faillerinin Ekim 2016’da verilen mahkeme kararıyla <strong>terörist olarak ceza almış</strong> olmalarıdır. Cami saldırılarının terör suçu sayılmasıyla bundan sonraki muhtemel saldırıların failleri üzerinde caydırıcı etki olabilecektir. Cami saldırısının “terörist” bir faaliyet olarak tavsifi, özelde cami saldırıları genelde ise İslam karşıtlığı ile hukuksal mücadelede “olumlu” bir gelişme ve “kırılma noktası” olabilir.</li>
<li>Bununla birlikte, Enschede Camii saldırısı faillerinin mahkemede <strong>pişmanlık ifade etmemeleri</strong> ve Yahudi soykırımının merkezlerinden Aus-chwitz’e atıf yapmaları neo-nazi zihniyetin tezahürleri olup bu durum endişe vericidir.</li>
<li>2016 yılında cami saldırılarının şu şekilde sınıflandırılmıştır: Yangın, grafiti, vandalizm/tahribat, mektup veya internet aracılığıyla tehdit, domuz atıklarının bırakılması vb.</li>
<li>Cami saldırılarının yanı sıra 2016 yılı Hollanda’daki Türkler ve Diyanet olmak üzere Türk kurumlarına yönelik baskıların arttığı bir yıl olmuştur. Bilhassa, FETÖ’nün de kara propagandasıyla Diyanet ve din görevlileri üzerinde baskı kurulmaya çalışılmıştır. (…)</li>
<li>… Ana akım medya programları ırkçı hareketlerin liderlerine İslamofobik söylemlerini yaymaları için imkân sağlarken, Türk ve İslam karşıtı bir söylem benimseyerek toplumsal barışı tehdit eden bir yayın politikası izlemiş, izlemektedir.</li>
<li>… İnternetteki ayrımcı ifadeler sırasıyla Müslümanlar, Faslılar ve Türkleri hedef almıştır. MIND şikâyet hattına 2016’da 918 şikâyet ulaşmıştır. Bu rakam 2015 yılında 652, 2014 yılında ise 304 idi. 2016 yılında da İslamofobik (185) ve etnik ayrımcılık (305) en çok şikâyet edilen konular olmuştur. Bu şikâyetlerden sadece 97’si kanuna aykırı bulunarak, internet ortamından kaldırılmaları talep edilmiş, 81 vaka savcılığa havale edilmiştir. (…)</li>
<li>İşgücü piyasasında ayrımcılık 2016 yılında da önemli bir sorun olmaya devam etmiştir. Yabancı kökenliler iş ve staj yeri bulmakta zorlanmaktadır… (…)</li>
<li>Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu Hollanda hakkında hazırladığı raporlarda, Hollanda polisinin etnik profilleme uygulamalarından duyulan endişeyi ifade etmiştir. (…)</li>
<li>Hollanda’da 2016 yılında din ve vicdan hürriyetiyle ilgili önemli bir mesele de <strong>helal gıda</strong> konusu olmuştur. Hollanda’da helal hayvan kesimine kota getirilmek istenmesi ve helal kesimi yapılan etlere “<u>hunharca katledilmiş hayvan</u>” damgası vurulmak istenmesi, Müslümanların inançları gereği yerine getirdiği bir pratiğin adeta yargılanması ve damgalanması <strong>anlamına gelmektedir.</strong></li>
<li>… Sosyal Kültürel Büro SCP’nin 2016 yılında yayınladığı entegrasyon raporuna göre, sayısı 400 bini aşan Hollanda’daki Türk nüfusunun yerli Hollandalılarla kıyaslandığında işgücü piyasasında, eşitsizliğe uğramaktadır.</li>
<li>… 2016 yılında Amsterdam Belediyesi Araştırma, Enformasyon ve İstatistik Kurumu’nun Amsterdam kentinde yaptığı bir araştırmaya göre okullarda tefrik (segregasyon) olgusunun yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır.</li>
<li>Çocuk hakları ve bilhassa çocuğun kimlik hakkı bakımından bebek kutusu uygulamaları ve çocuğun kültürel arka planını dikkate almadan verilen koruyucu aile kararları sorun olmaya devam etmiştir.</li>
<li>Mülteci hakları bakımından mültecilerin ceza evi benzeri yerlerde tutulmaları önemli bir sorun olmaya devam etmektedir.</li>
<li>Maalesef Hollanda hükümeti 2015-2016 yıllarında, Birlemiş Milletler ve BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından çıkarılan talimatlara aykırı olarak, reddedilen sığınmacıların tehlikeli bölgelere sınır dışı edilmelerine devam etmiştir.”</li>
</ol>
<p>2016 Yılı Hollanda İnsan Hakları Raporu’nda emeği geçenleri tebrik ediyor, ‘üçüncü dünya ülkeleri’ne istediklerini yaptırmak için baskı aracı olarak her yıl ülke ülke insan hakları raporları yayınlayan Batılı devletlerin hak ihlallerini ortaya koyacak bu gibi çalışmaların artmasını ve ilgili tüm kurum, kuruluşlara ulaştırılmasını temenni ediyorum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li><strong>2016 YILI HOLLANDA İNSAN HAKLARI RAPORU, </strong>Hazırlayanlar: Ali Emre Bozbayındır, Kadir Canatan, Özcan Hıdır, Gülşah Bostancı Bozbayındır, Hasan Yar, Ertuğrul Gökçekuyu, Leyla Yıldırım, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayını No: 21, Kasım 2017, İstanbul, xi+138 s. (Kitabın basılı nüshası <a href="mailto:bilgi@izu.edu.tr">bilgi@izu.edu.tr</a> adresinden istenebilir).</li>
<li><a href="http://www.izu.edu.tr/tr-TR/yayinlar/kitaplar/2141/Page.aspx"><strong>http://www.izu.edu.tr/tr-TR/yayinlar/kitaplar/2141/Page.aspx</strong></a><strong>, </strong>11.2017.</li>
<li><a href="http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/hollandanin-insan-haklari-karnesi-kiriklarla-dolu/980640">http://aa.com.tr/tr/analiz-haber/<strong>hollandanin-insan-haklari-karnesi-</strong>kiriklarla-dolu/980640</a>, 27.11.2017.</li>
<li>izu.edu.tr/Assets/Content/File/_Universite/20161215_<strong>2014-yili-hollan</strong>.pdf, 15.12.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/batinin-model-ulkesi-hollandada-artan-hak-ihlallerini-rapor-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEVDET SAİD’İ FİKİR DÜNYAMIZDA KONUK ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 May 2017 09:00:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[13:11]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem’in İlk Oğlunun Mezhebi]]></category>
		<category><![CDATA[Âdem’in Oğlu Gibi Ol]]></category>
		<category><![CDATA[Buhârî]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Değişim Rüzgârları]]></category>
		<category><![CDATA[Din ve Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Düşüncede Yenilenme (Söyleşiler)]]></category>
		<category><![CDATA[ilim ve barış]]></category>
		<category><![CDATA[İslam'dan Bu Kadar Korku Niye]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’a Hicret: Cevdet Said’in Fikir Dünyası Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Kendilerini Değiştirmedikçe]]></category>
		<category><![CDATA[Kudret ve İrade: EYLEM]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler -el-Mecelle Dergisinden Seçmeler-]]></category>
		<category><![CDATA[Müslim]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Orhan Pekçetin]]></category>
		<category><![CDATA[Ra’d]]></category>
		<category><![CDATA[Sonsuz Kerem Sahibi Rabbinin Adıyla OKU]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunun veya Çözümün Kaynağı Olarak İNSAN]]></category>
		<category><![CDATA[suriyeli]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-1 Seçilmiş Kulluk]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-2 Ey Jüri: Kral Değil Allah!]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim Yazıları-3 ‘Çerkesçe Kur’an Meali’ne Takdim]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Dengenin Yok Olması]]></category>
		<category><![CDATA[Tsey Ramadan]]></category>
		<category><![CDATA[Zalim Yönetici]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=502</guid>

					<description><![CDATA[Diriliş Postası Genel Müdürü Orhan Pekçetin kardeşim üstadı gazetede her hafta yazmaya davet edince -özellikle bu internet derslerini özetle de olsa yazıya aktarmak için bir fırsat kabul ederek- teklifi memnuniyetle kendisine ilettim. Üstat teklifimizi oğlunun yardımcı olması şartıyla kabul etti. Sağ olsun Cevdet Said’in büyük oğlu Saad Bey ders ve sohbetlerin yazıya aktarılmasında ve Arapça metnin özetlenerek bir kısa makale formatında düzenlenmesinde yardımcı olma sözü verdi. Ben de Türkçeye çeviri görevini üstlendim. Böylece Diriliş Postası özgün bir çalışmaya daha imza atmış oldu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslümanların düşünce sorunlarına çözüm üretebilmek için yetmiş yıldır yoğun çabalar ortaya koyan büyük mütefekkir Cevdet Said beş yıldır ‘Suriyeli misafir’ olarak İstanbul Beykoz’da ikamet etmektedir. Üstat, büyük kısmına mütercimi olarak iştirak ettiğim yüze yakın sohbet ve konferansında Kur’an-ı Kerim’in insanlığı aydınlığa çağıran diriltici mesajlarını izah edebilmek için coşkulu, samimi ve derinlikli sunumlar yapmış olup bunlardan birkaçını özetleyerek sizlerle de paylaşmıştım.</p>
<p>Üstadın bu sohbetleri yanında bir de tüm dünyadan katılımın olduğu haftalık canlı internet dersleri devam etmektedir. Ancak bugüne değin Türkiye kamuoyunu bu ıslah çabasından haberdar etme fırsatımız olmadı. Diriliş Postası Genel Müdürü Orhan Pekçetin kardeşim üstadı gazetede her hafta yazmaya davet edince -özellikle bu internet derslerini özetle de olsa yazıya aktarmak için bir fırsat kabul ederek- teklifi memnuniyetle kendisine ilettim. Üstat teklifimizi oğlunun yardımcı olması şartıyla kabul etti. Sağ olsun Cevdet Said’in büyük oğlu Saad Bey ders ve sohbetlerin yazıya aktarılmasında ve Arapça metnin özetlenerek bir kısa makale formatında düzenlenmesinde yardımcı olma sözü verdi. Ben de Türkçeye çeviri görevini üstlendim. Böylece Diriliş Postası özgün bir çalışmaya daha imza atmış oldu.</p>
<p>Beş yıldır Beykoz’da mülteci konuk olarak yaşayan üstat Cevdet Said’i, bundan böyle <strong>cuma</strong> günleri yayımlanacak köşe yazıları sayesinde fikir dünyamızda onur konuğu olarak ağırlayacağız inşaAllah.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yetmiş Yıllık Fikrî Birikimden İstifade Edebilmek</strong></p>
<p>10 Şubat 1931’de Suriye’nin Kuneytıra bölgesinde Golan tepelerinin eteğinde yer alan Çerkes köylerinden Bi’ru Acem’de dünyaya gelen Jaoudat Mohamad (Cewdet Muhammed), orta öğrenim düzeyinde intisap ettiği Ezher Üniversitesi’nin Arap Dili ve Edebiyatı Fakültesi’nden mezun oldu. “Cevdet Said” adıyla tanınan üstat, Hafız Esad döneminde ve öncesinde 5 kez tutuklandı, toplam 7 yıl hapis yattı, sonunda öğretmenlik görevinden uzaklaştırıldı. Bunun üzerine köyüne dönen üstat, bir merkep satın alarak dağdan odun toplamaya başladı. Daha sonra arıcılık yaparak ailesinin geçimini sağladı. Suriye’de devam eden iç savaş sebebiyle köyünü ve ülkesini terk etmek zorunda kalana kadar, kardeşiyle birlikte süt inekçiliği yaptı. Suriye’deki savaşın köyüne kadar ulaşması üzerine Aralık 2012’de yakınlarıyla birlikte Türkiye’ye hicret etti.</p>
<p>İlk hapse düştüğü 1959 yılından bugüne kadar on müstakil kitap ve yüzlerce makale yazdı, dünyanın çeşitli yerlerinde yüzlerce konferans verdi. Bunların bir kısmı şahsi sitesinden paylaşılmaktadır (<strong>1</strong>).</p>
<p>Üstad Cevdet Said’in Arapça telif ve derleme eserlerini -ilgilenenlerin istifadesi için- şu şekilde sıralamak mümkündür (<strong>2</strong>):</p>
<table width="489">
<tbody>
<tr>
<td width="19"><strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></td>
<td width="93"><strong>Arapça adı</strong></td>
<td width="113"><strong>Transkripsiyonu</strong></td>
<td width="121"><strong>İngilizce adı</strong></td>
<td width="143"><strong>Türkçe karşılığı</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="19">1</td>
<td width="93">مذهب ابن آدم الأول، أو مشكلة العنف في العمل الإسلامي</td>
<td width="113"><em>Mezhebu İbn Âdem el-Ewwel</em></p>
<p><em>ew Muşkiletu’l-Unf fi’l-Ameli’l-İslamî</em></td>
<td width="121">The Conduct of the First Son of Adam, or the Problem of Violence in the Islamic Work</td>
<td width="143">Âdem’in İlk Oğlunun<br />
Mezhebi<br />
-İslami Hareketin Şiddet Sorunu-</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">2</td>
<td width="93">العمل، قدرة وإرادة</td>
<td width="113"><em>al-‘Amel Kudra we İrade</em></td>
<td width="121">Work, Capability and Will</td>
<td width="143">Kudret ve İrade:<br />
EYLEM</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">3</td>
<td width="93">اقرأ وربك الأكرم</td>
<td width="113"><em>İkra’ we Rabbuke’l-Ekram</em></td>
<td width="121">Read and Your Lord is the Most Generous</td>
<td width="143">Sonsuz Kerem Sahibi Rabbinin Adıyla</p>
<p>OKU</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">4</td>
<td width="93">الدين والقانون</td>
<td width="113"><em>ed-Dînu we’l-Kânûn</em></td>
<td width="121">Low and Religion</td>
<td width="143">Din ve Hukuk</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">5</td>
<td width="93">رياح التغيير</td>
<td width="113"><em>Riyâhu’t-Tağyîr</em></td>
<td width="121">Winds of Change</td>
<td width="143">Değişim Rüzgârları</p>
<p>&nbsp;</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">6</td>
<td width="93">كن كابن آدم</td>
<td width="113"><em>Kun kebni Âdem</em></td>
<td width="121">Be Like Adam&#8217;s Son</td>
<td width="143">Âdem’in Oğlu Gibi Ol</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">7</td>
<td width="93">حتى يغيروا ما بأنفسهم</td>
<td width="113"><em>Hattâ Yuğayyirû mâ biEnfusihim</em></td>
<td width="121">Until They Change What is Within Themselves</td>
<td width="143">Kendilerini<br />
Değiştirmedikçe</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">8</td>
<td width="93">لم هذا الرعب كله من الإسلام</td>
<td width="113"><em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?</em></p>
<p>(Keyfe Bede’el-Hawf?!)</td>
<td width="121">Why All This Fear of Islam</td>
<td width="143">İslam’dan Bu Kadar Korku Niye?<br />
(Korku Nasıl Başladı?!)</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">9</td>
<td width="93">الإنسان حين يكون كلاً وحين يكون عدلاً</td>
<td width="113"><em>el-İnsan hîne Yekûnu Kellen </em><em><br />
</em><em>we hîne Yekûnu ‘Adlen</em></td>
<td width="121">The Human When He a Burden and When He is Just</td>
<td width="143">Sorunun veya Çözümün Kaynağı Olarak<br />
İNSAN</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">10</td>
<td width="93">فقدان التوازن الاجتماعي</td>
<td width="113"><em>Fiqdânu’t-Tewâzun el-İctimâ’î</em></td>
<td width="121">Losing Social Balance</td>
<td width="143">Toplumsal Dengenin<br />
Yok Olması</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">11</td>
<td width="93">العبودية المختارة</td>
<td width="113"><em>el-Ubûdiyyetu’l-Muhtâre</em></td>
<td width="121">Discourse on Voluntary Servitude</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-1<br />
Seçilmiş Kulluk</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">12</td>
<td width="93">أيها المحلفون<strong>!</strong> الله لا الملك</td>
<td width="113"><em>Eyyuhe’l-Muhallefûn! Allah, lâ el-Melik</em></td>
<td width="121">Oh Jury: God, Not the King</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-2<br />
Ey Jüri: Kral Değil Allah!</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">13</td>
<td width="93">&#8211;</td>
<td width="113"><em>Qur’an’ım Adıghabzece yi Mehane</em></td>
<td width="121">The Preface to the Translation of Quran</p>
<p>into Circassian Language</td>
<td width="143">Takdim Yazıları-3<br />
‘Çerkesçe Kur’an Meali’ne Takdim</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">14</td>
<td width="93">مجموعة مقالات نشرت في مجلة &#8220;المجلة&#8221;</td>
<td width="113"><em>Makâlâtu Cevdet Saîd</em></td>
<td width="121">Articles for Jawdat Said</td>
<td width="143">Makaleler<br />
-el-Mecelle<br />
Dergisinden Seçmeler-</td>
</tr>
<tr>
<td width="19">15</td>
<td width="93">الهجرة إلى الإسلام، حول العالم الفكري لجودت سعيد</p>
<p>(محمود إبراهيم (</td>
<td width="113"><em>el-Hicra ile’l-İslâm: Hawle’l-Âlemi’l-Fikrî li Cewdet Sa’îd<br />
(Mahmud İbrahim)</em></td>
<td width="121">The Immigration Towards Islam, about the intellectual world of Jawdat Said, 1995</td>
<td width="143">İslam’a Hicret:<br />
Cevdet Said’in<br />
Fikir Dünyası Üzerine</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üstat Cevdet Said’in Türk dilinde yayımlanan ilk ve son eseri şunlardır:</p>
<ol>
<li>Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları, İnsan Yayınları, 1984.</li>
<li>İslam’dan Neden Korkuyorlar? (Korku Nasıl Başladı?), Beyan Yayınları, 2016.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cevdet Said’in Pınar Yayınları’ndan çıkan eserleri de şunlardır (<strong>3</strong>):</p>
<ol>
<li>Âdem’in Oğlu Habil Gibi Ol/ Yeni Bir Kimliğin İnşası</li>
<li>Güç, İrade, Eylem</li>
<li>Değişim Rüzgârları</li>
<li>Din ve Hukuk</li>
<li>Oku; Kerem Sahibi Yaratan Rabbinin Adıyla</li>
<li>Âdemoğlunun İlk Mezhebi/ İslam ve Şiddet Üzerine</li>
<li>Bir Çıkış Yolu (Makaleler-I)</li>
<li>Değişimin Şartları (Makaleler-II)</li>
<li>Düşüncede Yenilenme (Söyleşiler)</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlme ve Barışa Çağıran Cevdet Said’in Sesini Duymak</strong></p>
<p>Kur’an’ın diriltici hidayetini bütün insanlara ulaştırabilmek ve insanlığın hak ve adalet temelinde huzurlu bir hayat sürmesi için altmış beş yıldır fikir üretmeye devam eden Cevdet Said’in derin analizlerinden yeterince istifade ettiğimiz söylenemez.</p>
<p>Cezayirli Malik b. Nebi’nin Pakistanlı Muhammed İkbal ve Türkiyeli Celal Nuri’den çok etkilendiğini yeri geldikçe ifade eden Cevdet Said, Şeyhülislam Mustafa Sabri, vekili Zâhid Kevserî, Ebu’l-Hasan en-Nedvî gibi tarihi şahsiyetlerle yüz yüze görüşmüş, sohbetlerine iştirak etmiştir.</p>
<p>Samimi, mütevazı ve hasbi bir karaktere sahip Cevdet Said’in dünyalığa tamah etmeden hayatını sade bir köylü olarak geçirmesi, uzun yıllar arıcılık yaparak ve inek besleyerek geçimini alnının teriyle temin etmesi, birçok dile çevrilmiş eserlerinden asla telif ücreti kabul etmemesi ve Kur’an’ın yüce hakikatlerini insanlara izah etme karşılığında bir bedel talep etmeyi doğru bulmaması onun eserleri ve düşünceleri kadar dikkate şayan bir yönüdür.</p>
<p>Bireyi, aileyi, toplumu, devletleri ve bütün âlemi daha iyi hâle getirmek için yeryüzüne halife olarak atanan âdemoğlunun neler yapması gerektiğini irdeleyen Cevdet Said’in düşünce dünyasını belirleyen âyetlerin başında değişimin yasasını açıklayan şu âyet-i kerime yer almaktadır:</p>
<blockquote><p>“… Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez…” (Ra’d, 13:11).</p></blockquote>
<p>İnsanlığı ilim ve barış temelinde birlikte yaşamaya davet eden bir mütefekkir olan Cevdet Said, insanlar kendi davranışlarını ve hayat tarzlarını değiştirmediği müddetçe Allah’ın onların durumlarını değiştirmeyeceğini, bireysel ve toplumsal değişimin zor ve silah kullanarak değil bilakis bilgi, sevgi ve dine davet yöntemiyle gerçekleştirilebileceğini savunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Zalim Yöneticiye Hak Sözü Hatırlatabilmek</strong></p>
<p>Üstadın fikir ve yaklaşımlarına örnek teşkil etmesi açısından, Tsey Ramadan’ın Rusçadan Türkçeye çevrilen ve Cevdet Said’i tanıtan bir makalesini burada özetlemekte yarar görüyorum (<strong>4</strong>):</p>
<p>Cevdet Said adaleti ve düzeni ihya etmek için şiddete başvurmayı tasvip etmemektedir. O mücadelesinde ilmini, irfanını, imanını kullanmaktadır. Ona göre hakikat her zaman -muhatabın hoşuna gitmese bile- dile getirilmelidir. Bu prensip onun hayatının düsturu olmuştur. Bunun da bedelini ağır ödemiş, defalarca hapse atılmıştır.</p>
<p>Ona göre, imanın ulaştırmak istediği en önemli hedef adaletin hâkimiyetidir. Adalet temel bir kanundur, onu ne bir devlet ne de bir yönetici çiğneyebilir.</p>
<p>“Sözde demokratik Batı toplumu BM’yi (ve veto hakkını) icat ediyor. Ama adalet onların da üzerindedir.” diyen Cevdet Said Batı’nın tutumunu şu hadisi şerifle izah etmektedir: “Sizden öncekiler, şu yüzden helak oldular, onlar şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman hırsızı serbest bırakırlar, güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca da ona ceza uygularlardı.” (Buhari ve Müslim).</p>
<p>İnsani hayat tarzının ve düşüncesinin yeniden inşasından bahsederken Cevdet Said, din adamlarının bu görevi eda esnasında sorunların sadece yapıcı sonuca bağlanmasına dikkat çeker. Bireyin hayatının yalan, şiddet gibi yıkıcı esaslara dayanarak ıslah edilmesi mümkün değildir. Bunun gerçekleştirilebilmesi için hakikati dile getirmek, insanları bilinçlendirmek, onları karşılıklı yardımlaşmaya çağırmak gerekir.</p>
<p>Cevdet Said’e göre bir makama hak ettiği için değil de güç sahibi olduğundan dolayı zorla gelen yöneticiye güç kullanarak değil hak ve adil söz ile karşı koymak gerekir. Onun yüzüne şöyle demek icap eder: Sen haksızsın, yaptığın davranış da hak üzere değildir. Tabii ki söylediğimiz sözlerin yükümlülüğünü de üstlenmemiz ve davamızdan ölüm tehdidi bile olsa vazgeçmememiz gerekir.</p>
<p>Üstada göre adaletsiz yöneticiye güç ile değil hak söz ile karşı koymak tercih edilebilecek en iyi ve en zararsız tavırdır. Zira zalim bir devlet yöneticisinin yüzüne bütün halk kendisinin haksız olduğunu söylese, onun herkesi öldürecek hâli yoktur. Fakat yöneticiye karşı güç kullanılırsa bu hareket binlerce vatandaşın hayatına mâl olabilir.</p>
<p>Cevdet Said adalet ve toplumun ıslahı hakkında söz ederken şu gerçeği ortaya koymaktadır: Bu göreve girişen bazen davası uğrunda sürgün edilme, eziyet görme gibi bedeller ödemek mecburiyetinde kalabilir, ama bunlar davasından vazgeçmesine kesinlikle sebep olmamalıdır.</p>
<p>Doğruluk güvene ve itimada yol açar. Güven ve itimat ise insani bütün ilişkilerde esas olandır. Hak sahibi hiçbir şeyden korkmaz. İnsanlara karşı sonuna kadar açık olduğundan ve gizleyecek bir şeyi bulunmadığından hiçbir zaman münafıklık yapmaz. Fakat haksız ve yalancı ise her zaman birilerinden, bir şeylerden korkar. Haksız yönü ve yalanı ortaya çıkacak diye hep endişe içinde olur.</p>
<p>Dünyayı değiştirmeden ilk önce kendimizi değiştirmemiz gerekir. Eksik yönlerimizi tekâmül ettirmemiz icap eder. Fakat kendisi dürüst olmadığı takdirde başkalarını ıslah etmeye kalkışan kibirli olur, problemlere yol açar. Ama bütün yanlış davranışlardan kendinde hata arayan her zaman maneviyatta ilerleme gösterir. Nitekim suçu başkalarına atma Kur’ani bir yöntem değildir.</p>
<p>İkna etme konusunda baskı yapan ve güç kullananlar genellikle iman ve akıl gücüne sahip olmayanlardır. Bu hakikatin ilk örneğini Âdem (as)’ın oğullarını, Kabil ve Habil teşkil etmektedir…</p>
<p>Cevdet Said eserlerinde ve verdiği derslerde sıklıkla kökleşmiş haksız ve adaletsiz hayat tarzına dikkat çekmektedir. Zalim bir yönetici veya güç sahibi biri bu bozuk sistemi eleştirenlerin takibata uğratılmasını, hapse atılmalarını veya onlara karşı kaba güç kullanılmasını emredebilir. Bu meyanda emir alanlara Cevdet Said şöyle seslenmektedir:</p>
<p>“Ey insanoğlu! Sen, sahibi nereye çevirirse oraya dönen, tetiğe basınca ateş alan bir silah değilsin! Sen bir insansın ve yaptığın işlerin hesabını Allah katında vereceksin. Başkasının sana emir vermiş olması işlediğin cinayetlerin mesuliyetini senin üzerinden kaldırmaz. Sana ancak adaletten yana olmak yaraşır.” (<strong>4</strong>).</p>
<p>Eserlerinde ve hitabelerinde ilme, barışa, şiddetten kaçınmaya, bireyin ve toplumun ikna yöntemiyle ıslahına, kâinat ve Kur’an âyetlerinin tefekkürüne, tarihten ders almaya ve Allah’ın tabiata ve topluma koymuş olduğu yasalara uygun davranmaya davet eden üstat Cevdet Said’in Diriliş Postası’nda yayımlanacak köşe yazılarından hep birlikte istifade edebilmek duasıyla…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>(1) <a href="https://www.facebook.com/jawdat.said">https://www.facebook.com/<strong>jawdat.said</strong></a>, 01.05.2017.</p>
<p>(2) <a href="https://jawdatsaid.net">https://<strong>jawdatsaid</strong>.net</a>, 01.05.2017.</p>
<p>(3) http://www.pinaryayinlari.com/<strong>cevdet-said-tum-kitaplari</strong>-c41.html, 01.05.2017.</p>
<p>(4) Tsey, Ramadan; “<strong>İlme ve Barışa Çağıran Cevdet Sait</strong>”, <a href="Ramadan%20Tsey%0dhttp:/www.adigeyaislam.com/tr/files/index.php?page=showarticle&amp;articleID=69">http://www.adigeyaislam.com/tr/files/index.php?page=showarticle&amp;articleID=69</a>, 01.05.2017.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cevdet-saidi-fikir-dunyamizda-konuk-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM’DAN NİÇİN KORKTUKLARINI ANLAYABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2017 09:19:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[A. Alba]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:139]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça konuşan halkların]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[batılı adam]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[bilinçli insan]]></category>
		<category><![CDATA[Bolşevizm]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[George Sarton]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[Gustave Young]]></category>
		<category><![CDATA[güvenliği yaygınlaştırmak]]></category>
		<category><![CDATA[Hac]]></category>
		<category><![CDATA[hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Âlemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Komunizm]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Laurence Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Leopold Weiss]]></category>
		<category><![CDATA[Lothrop Stoddard]]></category>
		<category><![CDATA[Marmaduke Pickthall]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[mazlumluk]]></category>
		<category><![CDATA[Muhacir ve Ensar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Esed]]></category>
		<category><![CDATA[mütefekkir]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu'nun Batı Kültürünü Kucaklaması]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeysa Ömün]]></category>
		<category><![CDATA[Salazar]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[sanatsal]]></category>
		<category><![CDATA[Selahaddin-i Eyyubi]]></category>
		<category><![CDATA[Siyonizm]]></category>
		<category><![CDATA[Uzakdoğu]]></category>
		<category><![CDATA[William E. Gladstone]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudi]]></category>
		<category><![CDATA[Yakın DoğuTarihi Üzerine Dersler]]></category>
		<category><![CDATA[Yakındoğu]]></category>
		<category><![CDATA[ye's]]></category>
		<category><![CDATA[Yunan medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[zalimlik]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflık]]></category>
		<category><![CDATA[zulmü önlemek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=421</guid>

					<description><![CDATA[“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.” (Âl-i İmran, 3:139). &#160; Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir Cevdet Said’in 1961 yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Öyleyse ne yılgınlığa kapılın ne de üzülün: eğer gerçekten inanıyorsanız, insanların en üstünü mutlaka siz olursunuz.”<br />
(Âl-i İmran, 3:139).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dört yıldır İstanbul’da yaşayan ünlü mütefekkir <strong>Cevdet Said</strong>’in <strong><u>1961</u></strong> yılında Şam’da yayımlanmış olan bir kitapçığı Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi Beyan Yayınları tarafından &#8220;İslam&#8217;dan Neden Korkuyorlar?&#8221; adıyla yayımlandı. Hacmi küçük ancak önemi büyük bu eserin altmış yıl kadar önce irdelediği konuların ifade ve işaret ettiği hakikatlerin İslam dünyası için ne anlam ifade ettiğini bugün daha iyi anlayabiliyoruz. İlk kısmını kendi çevirimi esas alarak iki yazı halinde sizlere sunduğum kitabın ikinci kısmını konunun tamamlanması açısından Rumeysa Ömün çevirisinden özetle iktibas ediyorum:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>“  1. Batılı araştırmacıların ve gelecekle ilgili tahmin yürüten raportörlerin araştırma sonuçlarını ve bunlardan elde edilen düşünceleri bilmek bizim için de faydalı olacaktır. Hattâ, ulaşılan sonuçlar isabetli olsun hatalı olsun bize fayda verecektir.</p>
<p>Geçen yüzyılın başlarından günümüze kadar Avrupa ve Amerika’da “Doğu” hakkında pek çok araştırma ve inceleme çalışması yapıldı. Bu çalışmalar ister Uzakdoğu ister Ortadoğu ister Yakındoğu isterse de Asya veya Afrika adı altında yapılmış olsunlar, ortak noktaları aynıydı. Araştırma konularının, üslup ve tarzlarının farklılığına rağmen önemli <strong>ortak noktaları İslam</strong>’dı. Bundan, gerek mevcut durumu rapor eden araştırmaların, gerekse de gelecekle ilgili tahmin yürüten araştırmaların İslam olgusuna ne kadar önem verdiği anlaşılmaktadır. Bir kısmı uyanıklıkla korku ve endişe yaratmaya çalışan, bir kısmı gerçekleri saptırarak alaycılık üreten, bir kısmı da doğrudan saldırı içeren tüm bu yaklaşımlar, aslında İslam’a verilen önemi göstermektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>Batılıların nerede durduğundan ve durdukları yerin dip akıntılarından <strong>Muhammed Esed</strong> (Leopold Weiss) şöyle söz eder:</li>
</ol>
<p><em>“Onların insanın içine sinmeyen bu farklı duruşlarının sebebi, bilinçsiz de olsa <u>İslam düşüncesinin çağdaş düşünce karşısında durabilecek vakarlı ve denk bir düşünce olduğunu bilmelerinden</u> kaynaklanıyor. Çağdaş düşünceyi hatır gönül saymadan, ama haksızlık da etmeden, hak etmediği değeri vermeden, ama kelepire de düşürmeden <u>ancak İslam düşüncesi</u> layık olduğu yere oturtabilir. Bundan dolayı öfkeleniyorlar ve kendileriyle aynı seviyede olana karşı <u>büyüklük taslıyorlar</u>. Ancak bu konuda duygularını gizlemekten de aciz kalıyorlar.”</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li><strong>George Sarton</strong>, “<em>Ortadoğu’nun Batı Kültürünü Kucaklaması”</em> adını verdiği tezinde şöyle demektedir:</li>
</ol>
<p><em>“9 ve 12. yüzyıllar arasında Arapça konuşan halkların gösterdiği başarılar, <u>tüm bildiklerimizi alt üst edecek kadar yüksek seviyede</u>dir. Ortadoğu halkları, geçmişte de Yunan medeniyetinden önce 2 bin yıl kadar <strong>dünyaya önderlik etmişlerdi</strong>. Ortaçağda da yaklaşık 400 yıl önderlik ettiler. Yakın ve uzak gelecekte bu kavimlerin <u>dünyaya (yeniden) önderlik etmesinin önünde bir engel yoktur</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="4">
<li>Amerikalı <strong>Lothrop Stoddard</strong>, koparmaktan hep aciz kaldıkları Müslümanlar arasındaki <strong>sağlam bağlar</strong> hakkında Avrupalıların ve Amerikalıların dikkatini çekmiş; bu <u>birliği yıkmak</u> için önerilen görüşlere de değinmiştir. Bu görüşlerden birisi, <u>siyasi bir sistem olarak inançla iç içe girmiş olan </u><em><u>“hilafet”</u></em><u> konusudu</u> Ancak yazara göre İslam birliğinin gerçek nedeni, dinin beşinci rüknü olan <strong>Hac</strong>’dır:</li>
</ol>
<p><em>“İslam toplumu, genel anlamı ve kapsamı itibarıyla, birlik bilincini ve İslam yurdunda yaşayan her Müslümanın kopması mümkün olmayan sapasağlam kulpa sımsıkı yapışmasını ifade eder. Bu birlik bilinci, kökleri itibarıyla kadimdir ve Risalet’in sahibi zamanında ortaya çıkmıştır. Birliğin tarihi, Peygamber cihadı başlattığında Muhacir ve Ensar’ın onun etrafında kümelendikleri yıllara kadar uzanır… 13 yüzyıldan fazladır, uğradığı hamleler İslam toplumunu herhangi bir yönden zayıflatmış ve onu bir anlığına da olsa yere yıkabilmiş değildir. Tersine gün geçtikçe <u>gücü, direnci, bağışıklığı ve kendine olan <strong>güveni artıyor</strong></u>.” </em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="5">
<li>İngiliz oryantalist “<strong>Gibb</strong>” önce şu soruyu ortaya atar:</li>
</ol>
<p><em>“Acaba günün birinde İslam tehlikesi yeniden başımıza gelebilir mi?”</em> Sonra bu tehlikenin gerçekleşme ihtimaline karşı çeşitli cevaplar verir ve şunu ilave eder:</p>
<p><em>“Evet, Müslümanlar bugün zayıf ve parçalanmış durumdadırlar. Ne gençlerinde kendilerini feda edecek bir azim görebiliyoruz ne de görüş ve itibar sahibi olanlarında. <u>Bunlar bırakınız sorun çözmeyi, ciddi oturumlar tertip edip sorunlarını konuşacak gücü dahi kendilerinde göremiyorlar</u>.” </em>Sonra İslam âleminde 1900’lerden bu yana düzenlenen konferansların muhtemel hedeflerine değindikten sonra der ki:</p>
<p><em>“İslam âleminin eninde sonunda bu sistemde kendi halklarının sahip olduğu müthiş kaynaklara yatırım yapma imkânı bulacağını ve bundan mükemmel üretimler elde edeceğini iddia etsek bile, bu konferanslar ve benzeri çalışmalar bu amaçlara ulaşmaya asla hizmet etmeyecektir. Ancak, İslam toplumundaki pek çok hareket noktasının araştırmacılar tarafından ihmal edildiğini hesaba katmalıyız. Hattâ bu noktalar -Massignon’un da işaret ettiği gibi- bazen kimsenin tehlikesine dikkat çekmediği anlarda, müthiş bir hızla olgunlaşarak birdenbire ortaya çıkar ve tüm dünyayı korkutabilir. Asıl büyük mesele <u>“liderlik” meselesi</u>dir. <strong><u>İslam yeniden “Selahaddin-i Eyyubi’sini bulursa</u></strong><u>, bu adam büyük siyasi tecrübeyle İslam mesajı bilincini bir araya getirebilir</u>. Ancak böyle bir dinî bilinç ruhların derinliklerine inmeyi başarabilir.”</em></p>
<p><strong> </strong></p>
<ol start="6">
<li><strong>Salazar</strong> bazı gazetecilerle yaptığı bir konuşmasında Müslümanların ortaya çıkıp dünyayı değiştirmeleri olasılığının <u>gerçek bir tehlike</u> olduğunu söylemiştir. Birileri, ‘Müslümanlar bunu düşünmekten çok kendi anlaşmazlıkları ve kendi iç çatışmalarıyla meşguller’ dediğinde Salazar, ‘ben de onların tüm bu <u>anlaşmazlıklarını bize yöneltmesinden korkuyorum</u>’ diye cevap vermiştir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="7">
<li><strong>Marmaduke Pickthall</strong><em>,</em> konuyu başka bir açıdan yorumlar:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların kendi medeniyetlerini tüm dünyaya yayma imkânları vardır. Müslümanlar, ilk çıktıklarında taşıdıkları </em><em>“<u>ahlaka” geri dönerlerse, daha önce yayıldıkları hızın aynısıyla yayılırlar</u>. Çünkü bu <u>boş dünyanın, onların medeniyet ruhunun önünde durmaya gücü yetmeyecektir</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="8">
<li><strong>Laurence Brown</strong> da bu konuyu açıklıkla dile getirenlerdendir: <em>“Daha önce değişik uluslardan çekiniyorduk. Ancak bunları test ettikten sonra bu korkuların meşru gerekçesini bulamadık. Yahudi tehlikesinden, sarı ırk tehlikesinden, Japonya’nın Çin’e hükmetme arzusundan ve Bolşevizm tehlikesinden korkardık. Ancak bu korkuların hiç birisi hayal ettiğimiz gibi çıkmadı… <u>Gerçek tehlike Müslümanların içkin oldukları o yayılma ve boyun eğdirme gücüyle, sahip oldukları o dehşet verici ve sıkı canlılıktır</u>. <u>Avrupa sömürgeciliğine karşı set olabilecek tek güç onlardır</u>.” </em></li>
</ol>
<p><em> </em></p>
<ol start="9">
<li>İngiliz siyasetçi <strong>William</strong> E. <strong>Gladstone</strong> 20. Yüzyıl başlamadan hemen önce Batı’yı şöyle uyarmıştı:</li>
</ol>
<p><em>“Müslümanların taşıdığı şu Kur’an var olduğu sürece, Avrupa Doğu üzerinde egemenlik kuramayacak, kendine bağladığı yerlerde asla güvende olamayacaktır.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="10">
<li><strong>Gustave Young</strong>’ın kitabında anlattığı İslam aleminin sömürgeci Avrupa’ya ve ona özenen Siyonizm’e karşı ortaya koyacağı hesaplaşmanın özeti şudur:</li>
</ol>
<p><em>“İslam dünyası, sömürgeci Avrupa’nın kendisi için hazırladığı ve kefenlerini dizdiği ölümün pençesinden kurtulmuştur. İslam âlemi Avrupa sömürgeciliği ve Siyonizm’le hesaplaşmak için hızlı adımlarla kendi gençlerine yönelmektedir. Bu <u>korkunç ve çetin bir hesaplaşma olacaktır</u>.” </em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="11">
<li><strong>A. Alba</strong>’nın kaleme aldığı <em>“Yakın Doğu Tarihi Üzerine Dersler” </em>adlı kitapta şöyle bir diyalog yer alır:</li>
</ol>
<p><em>“(Soru:) Günün birinde Müslümanlar bizi yenerlerse dünyanın durumu ne olur? (Cevap:) O zaman bu günkü Cezayirli veya Faslı Müslümanların durumuna düşeriz.” </em></p>
<p><em> </em></p>
<ol start="12">
<li>1952 yılında bir Fransız yetkilinin verdiği dikkate değer ayrıntılarla iktibaslara son verelim:</li>
</ol>
<p><em>“Komünizm Avrupa için bir tehlike değildir. Çünkü o sadece ortaya çıkmış olgular zincirinin bir halkasıdır. Bundan gelecek tehlike, yalnızca siyasi veya askeri tehlike olur. Ancak hiçbir zaman insani ve düşünsel varlığımızı sonlandırma ve yok etme tehdidine maruz bırakacak bir karşı uygarlık tehlikesi değildir. Bizi tüm şiddetiyle doğrudan tehlikeye maruz bırakan gerçek tehdit İslam tehlikesidir. İslam dünyası, kelimenin tam anlamıyla bizim batı dünyamızdan kopuk, bağımsız bir dünyadır. Kendilerine has bir <u>ruhsal dirence sahipler ve tarihsel bir medeniyetten beslenmektedirler</u>. Onlar, sahip olduklarıyla batılılaşma gereği duymadan, <u>kurallarını koydukları yeni bir dünyayı hak ediyorlar</u>. Yani kendi medeniyetlerinin ruhunu ve kişiliğini özel bir biçimde batı medeniyetinin potasında eritmek zorunda değiller. Onlara, rüyalarını gerçekleştirme fırsatı verecek olan, daha önce Batılının yaptığı gibi, kendisine ait endüstriyel ilerlemeyi gerçekleştirmektir. Bu bilgi seviyesine ulaştıklarında ve geniş çerçeveli bir sanayi üretiminin altyapısını kurduklarında, kendi uygarlıklarının sanatsal ve kültürel kalıplarını dünyaya taşıyabilirler. Yeryüzünde yayılır, <u>Batı’nın ruhunu ve kurallarını ortadan kaldırır, Batı medeniyetini ve mesajını tarihin müzesine kaldırabilirler</u>…</em></p>
<p><em>O halde haydin bu dünyaya istediğini verelim ve üretim arzusunu güçlendirelim. Ama çağdaş üretim adına, istediği ve ihtiyaç duyduğu her şeyi <u>onun için biz üretelim</u>. Onu bilimsel, sanatsal ve endüstriyel üretim alanından uzak tutmamızın şartı budur. Bu planı yapmaktan aciz kalırsak ve bu dev bağlarından kurtulmayı başarırsa, hele bir de Batı mahallesiyle üretim konusunda baş edemeyeceği bilinçsizliğinden kurtulursa, kendi ani ölümümüzü hazırlamış oluruz. Bu durum sürekli baskın yeme tehlikesiyle bizi karı karşıya bırakacaktır. Batı kültür ve medeniyeti, tarihsel bir felakete maruz kalacak, sonunda <u>Batı da onun liderlik görevi de sona erecektir</u>.”</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong>Sonuç</strong> olarak; bütün bu iktibaslardan <strong>uygar Batılı adamın özelliklerini ve anlayışını</strong> net olarak anlayabiliyoruz. <u>Batılı adamın anlayışında</u> hak, adalet ve saygıdeğer olma haklarının insana sırf insan olduğu için verilmediğini, <u>elinde silah olduğu için ve kendisine verilmezse onu zaten alacağı için verildiğini görüyoruz</u>. Batı uygarlığının insanını sarmış olan bu anlayış onu <strong>korkutuyor</strong>. Bu durum, başkaları da bu haklara aynısıyla veya fazlasıyla sahip olduğunda; kendisinin hak, adalet ve saygınlık gibi haklarını kaybetmekten korkmasına sebep oluyor. Hattâ bu tablo oluştuğunda <strong>kontrolü kaybedeceğini</strong> düşünüyor. Avrupa uygarlığının insanı, kendi tarihini unutamaz. O, 300 yıl boyunca <u>insanlara nasıl terbiye edilecek vahşiler gibi muamele ettiğini çok iyi bilir</u>. Şimdi günahlarının farkına varmış, psikolojik yönden ıstırap çekmektedir. Vicdanı ona işlediği günahlardan ötürü musallat olurken, bir yandan da <u>kısas edilmekten korkmaktadır</u>. Çünkü güç, onun elinden başka ellere geçmeye başlamıştır ve kendisi yarın hangi konumda olacağını bilmemektedir.</p>
<p><u>Batı artık suç işleme özgürlüğü günden güne kısıtlanan ve artık bir gün adaletin de karşısına çıkarılabileceğini düşünen bir suçlu gibidir</u>. Bu tip bir insanı “normal” addetmek yanlış olur. Çünkü kendisi zaten <u>normal olmayan bir medeniyetin ürünü</u>dür. Bu insan hayatı ancak <u>zalimlik, zayıflık ve mazlumluk</u> olarak tasavvur edebilir. Çünkü onun uygarlık felsefesinde bu vardır. Onun var olma mücadelesinden anladığı da budur. Böyle yaşamıştır ve böyle yaşamaya da devam edecektir.</p>
<p>Günümüz dünyası yeni bir ‘<strong>bilinçli insan</strong>’ modeli yetiştirecek farklı bir medeniyete muhtaçtır. Bu insan modeli, insanlar arasında yürürken varlığını taşıdığı silaha dayandırmayacak, başkaları da silah taşıdıkları için var olmayacaklar, herkes varlığını ‘<strong>güvenilir’</strong> olmaktan alacaktır. Bu insan tipinin silaha, güce ve insan haklarına bakışı, batmaya yüz tutmuş Batı medeniyetinin anlayışından çok farklı olacaktır. Bu yeni medeniyetin üreteceği insan da belki, silahı çok önemseyecektir. Ancak verdiği bu önem zulmetmek için değil, <strong>zulmü önlemek ve güvenliği yaygınlaştırmak</strong> için olacaktır.</p>
<p>Müslümanlar olarak güçlendiğimiz gün kendilerine; <em>“</em><strong>Gidiniz, artık serbestsiniz</strong><em>!” </em>diyeceğimizi Batılılara şimdiden hatırlatmanın bir faydası da olmayacaktır. Önemli olan bu serbest bırakma kararını vereceğimiz güne kadar <strong>canla başla çalışmak</strong>tır. Davamızın sonu <em>“Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a.”</em> diyebilmektir.”</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Cevdet Said. (2016). <strong>İslam’dan Neden Korkuyorlar?</strong> (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?)</em>, çev. Rumeysa Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.73-121.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islamdan-nicin-korktuklarini-anlayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>10</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
