<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam ümmeti Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/islam-ummeti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/islam-ummeti/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sun, 26 Nov 2017 16:47:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MEDENİYETİMİZİN KURUCU UNSURLARINI DENGELEYEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Nov 2017 09:32:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[2:8]]></category>
		<category><![CDATA[27]]></category>
		<category><![CDATA[31]]></category>
		<category><![CDATA[34]]></category>
		<category><![CDATA[4:3]]></category>
		<category><![CDATA[70]]></category>
		<category><![CDATA[Abdussabûr Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Abdusselâm el-Cefâirî]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:137]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bedran bin Lahsen]]></category>
		<category><![CDATA[Bin Nebî]]></category>
		<category><![CDATA[bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Dâru’l-Fikr]]></category>
		<category><![CDATA[düşünsel kriz]]></category>
		<category><![CDATA[En’âm 6:11]]></category>
		<category><![CDATA[Enfâl 8:62-63]]></category>
		<category><![CDATA[Es’ad es-Sahmerânî]]></category>
		<category><![CDATA[Fevziye Bariun]]></category>
		<category><![CDATA[halife]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ümmeti]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ümmetinin fikrî problemleri]]></category>
		<category><![CDATA[Khaldî]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrikalı]]></category>
		<category><![CDATA[Malezya]]></category>
		<category><![CDATA[Malik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[mîlâd]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Muskavî]]></category>
		<category><![CDATA[Önsöz]]></category>
		<category><![CDATA[Selangor]]></category>
		<category><![CDATA[şerefli]]></category>
		<category><![CDATA[slam ümmeti]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[Şurût]]></category>
		<category><![CDATA[Şurûtu’n-Nahda]]></category>
		<category><![CDATA[Takdim]]></category>
		<category><![CDATA[Vichet]]></category>
		<category><![CDATA[Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Ahmed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=581</guid>

					<description><![CDATA[“Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse gezin yeryüzünü ve görün hakikati yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu!” (Âl-i İmran 3:137). &#160; 31 Ekim 1973’te vefat eden Mâlik Bin Nebî’nin konuşmalarında ve eserlerinde sıkça vurguladığı “İslam ümmetinin fikrî problemleri”ni Fevziye Bariun, 1992 yılında İngilizce neşrettiği uzunca makalesinde tasnif etmişti. O yıllarda Malezya’nın Selangor eyaletinde bulunan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti.<br />
Öyleyse gezin yeryüzünü ve görün hakikati yalanlayanların<br />
sonunun nasıl olduğunu!”<br />
(Âl-i İmran 3:137).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>31 Ekim 1973’te vefat eden <strong>Mâlik Bin Nebî</strong>’nin konuşmalarında ve eserlerinde sıkça vurguladığı “<strong>İslam ümmetinin fikrî problemleri”</strong>ni Fevziye Bariun, 1992 yılında İngilizce neşrettiği uzunca makalesinde tasnif etmişti. O yıllarda Malezya’nın Selangor eyaletinde bulunan International Islamic University (Uluslararası İslam Üniversitesi) araştırmacısı iken Mâlik Bin Nebî hakkında akademik çalışmalar yapmış olan Fawzia Bariun, hâlen Amerika’da Michigan Üniversitesi’nde profesör olarak görevine devam etmektedir. İlk kısmını geçen hafta paylaştığım makalenin ikinci kısmını, Haksöz Dergisi’nde 1999 yılında yayımlanan çeviriyi esas alarak ve zorunlu düzeltmelerle yetinerek aktarıyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yükselişin ve Çöküşün Yasalarını Tarih İlminden Öğrenmek</strong></p>
<p>“Sosyal bir olgu olarak tarih, Bin Nebî’nin düşüncesinde önemli bir yer tutar. 1930’larda düşünsel olarak olgunlaştığında ilgisi ve dikkati elektrik mühendisliğinden tarih, sosyoloji ve felsefeye kaymıştır. Temel referans olarak tarihi kabul etmek, sahası medeniyet olan -ki medeniyet geçmişte, şimdi ve gelecekte tarih için temel bir meseledir- bir entelektüel için sürpriz değildi. Bin Nebî’ye göre <strong>tarihî olaylar</strong> basitçe <u>aksiyonlar</u> ve psikolojik elementlerin <u>reaksiyonlar</u>ıdır (Hadîs, 55) ve tarih sadece fikirlerin ve aksiyonların bir listesidir. Bundan dolayı her gün çok sayıda fikir ve hareket kaydeden bir toplum daha büyük sonuçlara ulaşacaktır (Hadîs, 57). Bu gerçek, Bin Nebî’yi tarihi araştırmanın ve kavramanın önemini vurgulamaya götürmüştür. Bazı olayların analiz yapılmadan anlaşılamayacağına inandığı için onun metodu <strong>analitik ve yapıcı</strong> idi. Zira bu süreç, hedeflerine ulaşmak isteyen kişi için şarttır (Hadîs, 71). Tarihi araştırmak entelektüel bir lüks değildir. İslami açıdan tarihî seyri düşünmek, bizi hayatın zor ulaşılır hedefine götüreceği ve çeşitli toplumların <strong>yükseliş ve çöküş</strong> sebeplerini öğreteceği için teşvik edilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şu vurguları okuyoruz:</p>
<p>“De ki: “Dolaşın yeryüzünü, sonra görün gerçeği yalanlayanların sonunun ne olduğunu!” (En’âm 6:11). Keza, “Sizden önce de nice hayat tarzları gelip geçti. Öyleyse gezin yeryüzünü ve hakikati yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!” (Âl-i İmran 3:137).</p>
<p>Bu süreç kendiliğinden, sonraki nesillere anlamlı bir <strong>kavrayış yetisi</strong> verir. Tarihi araştırmak, Bin Nebî’nin kabul ettiği gibi bizi sadece teorik sonuçlara götürmekle kalmaz, aynı zamanda <u>başvurulabilir fikirler</u>e de götürür (Hadîs, 50).</p>
<p>Müslümanlar <u>İslam’ın dinamik esaslarından uzaklaştıkları</u> için gereken tarih bilgisinden de yoksun kaldılar. Bin Nebî’ye göre tarihin doğasını bilmemek ve öğeleriyle çelişmek müslümanları, tarihî olayların sonuçlarını <u>kadere yükleme</u>ye, bu da sonuçta statükoyu kabullenme ve <u>boyun eğme</u>ye götürür. Bu durumda da tarih ne arzularımızı canlandırır ne de hareketlerimize yön verir (Hadîs, 51).”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Medeniyetimizi Canlandırmak İçin Üç Farklı Âlemin İdeal Dengesini Kurabilmek</strong></p>
<p>“Bin Nebî’ye göre tarihî olaylar ve hareketler üç önemli âlemin etkileşiminden doğar: Şahıslar âlemi (<em>‘âlemu’l-eşhâs</em>), fikirler âlemi <strong>(<em>‘âlemu’l-efkâr</em></strong>) ve eşya âlemi <em>(‘âlemu’l-eşyâ</em>). Eşya (varlıklar) âlemi (hayatta) daha belirgin bir yer işgal ediyor gibi görünmesine rağmen, Bin Nebî açısından fikirler âlemi son derece önemlidir. Ona göre bir toplumun zenginliği sahip olduğu “eşya” ile değil fikirleriyle ölçülür (Mîlâd, 34). <strong>Medeniyet</strong> kendi ürününe hayat verir. Bundan dolayı bir medeniyetin ürünlerini başka bir medeniyet inşa etmek için almak, ne nitel olarak ne de nicel olarak mümkün değildir. Bin Nebî’nin ifadesiyle; “Medeniyet kendi ruhunu, fikirlerini, beğenilerini, özel zenginliğini veya dokunulmaz bilgi ve anlam birikimini satamaz.” (Şurût, 43). Bu birbiriyle uyumlu ve karmaşık öğeler, medeniyete onun eşsiz özelliklerini vermek için tarih boyunca şekil almıştır.</p>
<p>Bin Nebî, tarih ve fikirlerin güçlü bir birbirinin yerine geçebilir etkiye sahip olduğunu ve tarihî mucizelerin tek başına <u>yaratıcı fikirler</u>in sonucu olduğunu iddia eder (Muşkilât, 56). İslam; şahıslar âlemi <strong>eşsiz din kardeşliği</strong> idrakine göre oluştuğunda tarihte <u>yeni bir toplumun doğması</u>nı mümkün kılar. Bir taraftan Muhacirûn ve Ensarın, diğer taraftan tüm müslüman topluluğun tüm üyelerinin bütünleşmesinin tarihî önemi Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir:</p>
<p>“Farzet ki onlar seni (barış tuzağıyla) aldatmayı planlamış olsunlar; o zaman da elbette Allah sana yeter: O’dur seni yardımıyla ve imanlı insanlarla güçlendiren: ki onların yüreklerini O kaynaştırdı; eğer sen yeryüzünün bütün servetini harcasaydın, onların yüreklerinin arasını (ısıtıp) kaynaştıramazdın, ama Allah onları birleştirdi: çünkü her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca O’dur.” (Enfâl 8:62-63).</p>
<p>Bin Nebî, bu aşamanın İslam medeniyetinin yükselişinin başlangıcına işaret ettiğini yazar. “Ne yazık ki, eşine az rastlanır bir şekilde kırk yıl sonra ümmet <u>ilk geriye dönüş acısı</u>nı yaşadı: Kur’ani ruhla cahiliyenin özellikleri arasında meydana gelen Sıffin Savaşı!” (Vichet, 27). Düşünür şöyle devam eder:</p>
<p>“Bununla beraber İslam medeniyetinin öğeleri ilk döneme münhasır değildir. İslam dininin esasları, bu dinin <strong>özünde</strong> yer almaktadır. Bundan dolayı, Sıffin’in sebep olduğu iç çatışmaya rağmen İslam, medeniyetine şekil vermeye devam etmiştir. İslam medeniyetinin gerçek ve nihayetinde tam çöküşü, medeniyet dairesinin sonuna gelmiş paramparça ümmeti birleştirmek için çaba sarfeden bir Kuzey Afrikalı hanedan olan Muvahhidîn devri sonrasında gerçekleşmiştir.” (Vichet, 28).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Muvahhidîn Sonrası Birey’in Özelliklerini Bilmek ve Bu Zaaflardan Kurtulmak</strong></p>
<p>“Sosyal ve tarihî bir ürün olarak <strong>insan</strong>, toplumun gelişmesinde temel bir rol oynar. Bin Nebî’ye göre bir insan iki özelliğe sahiptir:</p>
<p><u>Birincisi</u>; tarihin değiştiremediği ve etkileyemediği, Allah tarafından <strong>şerefli</strong> kılınmış doğal bir varlık oluşudur. İslami açıdan insanlık, evrenin diğer öğeleri tarafından reddedilen emaneti kabul ederek <strong>halife</strong> tayin edildiği için, diğer bütün yaratıklardan üstündür.</p>
<p><u>İkinci özellik</u>; değişken ve tarihin etkileyebildiği <strong>sosyal</strong> bir varlık oluşudur. Bireyi şahıs yapan <u>sosyal-tarihî yapı</u>dır. Şahıs, medeniyeti üreten karmaşık bir varlıktır (Mîlâd, 28). Fikir ve ana örnekleriyle (fikirler âlemi) şahısların (şahıslar âlemi) etkileşimi maddi ürün verecek ve eşya (varlık) âlemini oluşturacaktır. Bu etkileşimde ve her iki âlemin herhangi bir ilk yapısında meydana gelen herhangi bir <strong>bozukluk</strong>, medeniyet sürecini (olumsuz) etkileyecektir. Gerçekte müslümanların yaşadığı <strong>düşünsel kriz</strong>, her iki düzeydeki böyle bir bozukluğun sonucudur.</p>
<p>Şahıslar âlemini temsil eden Muvahhidîn sonrası bireyini Bin Nebî, enerji üretimi için kullanıldıktan sonra <u>havuzda depolanmış su</u>ya benzetir. Bu su, tekrar enerji üretme kudretini kaybetmiştir. Aynı şekilde ‘Muvahhidîn sonrası bireyi’ de “medeniyet dışı”dır ve ana akıntıya tekrar giremez (Şurût, 70). Bu birey, sadece medeniyet öncesi şahsı (<em>raculu’l-fıtra</em>) gibi, medeniyet dışında değil, medeniyet öncesi şahsının tersine, <u>bilinçli bir değişime girişmediği takdirde</u> medenileştirici bir çalışma (<em>oeuvre civilistrice</em>) yapmaya muktedir olmayan biridir. Bu birey, bilineni geliştirmeye veya terk etmeye <u>kâdir değil</u>dir ve sonunda yeni anlamlar <u>üretemez ve özümleyemez</u> (Vichet, 31). 1940’larda Cezayirli şehir sakinleri, Muvahhidîn sonrası bireyinin özelliklerini gösterdi. Şehir hayatı dairesinin sonunda yaşayan böyle bir kişi <u>sınırlı özlemlere, bozuk bir zihne ve mağlup olmuş bir ruha sahiptir</u>. İlaveten, o orta halden memnundur ve genellikle “orta yol”, “orta fikir” ve “orta gelişme”yi temsil eder (Şurût, 76). Kısacası, böyle bir kişi ve böyle bir toplum, inancını etkin bir şekilde kullanamamıştır.</p>
<p>Hem <u>fikirler</u> ve <u>uyanış</u> arasındaki dinamik ilişki, hem de aydınların tarihin seyrini etkilemedeki rolü tartışılamaz. Her toplumda <strong>dağılma</strong>, toplumun gerileyişinden etkilenerek <u>fikirler âlemindeki</u> bir <strong>düşüş</strong>ün sonucudur. Mâlik b. Nebî’ye göre fikirlerin etkinliğini ve canlılığını iade etmeye ve toplumu yeniden kurmaya yetkin olan <strong>şahıslar âlemi</strong>dir. Böyle bir ihtimalin varlığını düşünmek, medeniyetin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu düşünen İbn-i Haldun’la çelişir. Düşünsel ve sosyal aktivitelerini çare arayarak geçiren şahıslar âleminin bazı üyeleri, <u>düşünsel problemleri büyütmekle hata ettiler</u>…”</p>
<p>Altmışsekiz yıllık ömrünü İslam ümmetinin problemlerini anlamaya ve bu problemleri en doğru şekilde analiz ederek bunlara kalıcı çözümler üretmeye adayan merhum Mâlik Bin Nebî aramızdan ayrılalı kırkdört yıl olmuş. Ancak onun mevcut krizden çıkabilmemiz için yarım asır önce ortaya koymuş olduğu acı ama gerçekçi tespit ve teklifler hâlen geçerliğini korumakta olup Fevziye Bariun’un makalesinde özetlediği bu tespit ve önerileri gelecek haftaki yazımızda paylaşacağız inşaAllah.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Fevziye Bariun; “<strong>Mâlik Bin Nebî ve Ümmetin Düşünsel Sorunları</strong>”, Haksöz Dergisi, Sayı: 95, Şubat 1999. www.haksozhaber.net/okul/article_detail.php?id=2297, 31 Ekim 2017.</li>
<li>Fawzia Bariun; “<strong>Mâlik Bennabi and the Intellectual Problems of the Muslim Ummah</strong>”, AJISS, Vol. 9, No. 3 (Fall 1992), pp. 325-337.</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Şurûtu’n-Nahda</em></strong>. Arapçaya çeviren: Ömer Kâmil Maskavi ve Abdussabûr Şahin, Mektebetü’l-İskenderiyye ve Dâru’l-Kitâbi’l-Mısrî, Kahire 2012/1433, 211 s. (Eser önce Şam’da basılmıştır; Dâru’l-Fikr, Dımaşk 2006, 175 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Vichetü’l-Âlemi’l-İslâmî</em></strong>, Arapçaya çeviren: Abdussabûr Şâhin, Dâru’l-Fikr, Şam 1986 200 s. (İslâm Davası (İslam Dünyasına Bakış), Çev. Ergun Göze, İstanbul 1967, 197 s. Keza, Muharrem Tan tarafından yeniden Türkçeye çevrilen bu eser 1992 yılında İstanbul’da Yöneliş Yayınları tarafından 200 s. hâlinde yayımlanmıştır).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>Muşkilâtu’s-Seqâfe we Mîlâdu Muctema’</em></strong>, Türkçeye Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2000, 175 s. (<em>Mîlâdu Muctema’ kitabının Arapçası müstakil olarak da basılmıştır: </em>Dâru’l-Fikri’l-Mu’âsır, Beyrut 2016, 128 s.).</li>
<li>Mâlik Bin Nebî; <strong><em>İntâcu’l-Musteşrikîn ve Eseruhû fi’l-Fikri’l-İslamî el-Hadîs</em></strong>, Kâhire, 1970.</li>
</ul>
<p><strong>Mâlik Bin Nebî hakkında daha fazla bilgi için:</strong></p>
<ul>
<li>Bedran bin Lahsen; <strong>Malik Bin Nebi’de Medeniyet: Sosyo-entelektüel Temeller</strong>. Çeviren: İbrahim Kapaklıkaya. Mahya Yayınları, İstanbul 2011, 304 s. (Badrane Benlahcene’nin matbu doktora tez çalışması olan eser Malezya’da “The Socia-intellectual Foundations of Malek Bennabi’s Approach to Civilization” adıyla 2004 yılında University Putra Malaysia yayınları arasında, 2013’te de The International Institute of Islamic Thought (IIIT) Londra şubesi tarafından İngiltere’de basılmıştır).</li>
<li>Ali Kureyşî; <strong>Malik Bin Nebi’ye Göre Toplumsal Değişim</strong>. Çeviren: Mustafa Altunkaya. Ekin Yayınları, İstanbul 2002, 272 s. (<em>et-Tağyîru’l-İctimâî inde Mâlik Bin Nebî.</em> Zehra li’l-İ’lami’l-Arabî, 1989).</li>
<li>Abdülhamîd H. Hasan; “<strong><em>Mâlik b. Nebî: Bibliyocrâfyâ</em></strong>”, Âlemü’l-Kütüb, XXI/4-5, Riyad 1421/2000, s.423-429.</li>
<li>Fatih Okumuş; <strong>Malik Bin Nebi: Yirminci Asrın Şahidi</strong>. (Malik ben Naby: witness of XX<sup>th</sup> Century). Denge Yay., İstanbul 1998.</li>
<li>Süleyman el-Hatib; <strong><em>Felsefetu’l-Hadâra inde Mâlik Bin Nebî -Dirâse İslâmiyye fî Dav’i’l-Vâkıi’l-Muâsır-</em></strong> (Doktora tezi). Uluslararası İslâm Düşüncesi Enstitüsü (IIIT), London 1993.</li>
<li>Fawzia Bariun; <strong>Malik Bennabi</strong>: <strong>Sosiolog Muslim Masa Kini</strong>. Terj. Oleh Munir. Bandung: Penerbit Pustaka 1997, 157 p.</li>
<li>Fawzia Bariun; <strong>Malik Bennabi, His Life and Theory of Civilization</strong>. (Yüksek lisans tezi). Malezya Müslüman Gençlik Hareketi yayını, Kuala Lumpur 1993.</li>
<li>Cevdet Said; “<strong>Takdim</strong>”. Zeki Ahmed; <em>Malik Bin Nebi we Muşkilâtu’l-Hadâra -Dirâse Tahlîliyye Nakdiyye-</em> Beyrut 1992.</li>
<li>Zeki Ahmed; <strong><em>Malik Bin Nebi we Muşkilâtu’l-Hadâra -Dirâse Tahlîliyye Nakdiyye-</em></strong> Beyrut 1992.</li>
<li>Abdusselâm el-Cefâirî; “<strong><em>Mefâhîm Esâsiyye fî Fikri Mâlik b. Nebî</em></strong>”, Mecelletü Külliyyeti’d-Da’veti’l-İslâmiyye, VII, Trablus 1990.</li>
<li>Es’ad es-Sahmerânî; <strong><em>Mâlik b. Nebî: Müfekkiren Islâhiyyen</em></strong>. Dâru’n-Nefâis, 2. Baskı, Beyrut 1406/1986, 264 s.</li>
<li>Ömer Muskavî; ‘<strong>Takdim’</strong>, Malik Bin Nebi, <em>Fî Mehebbi’l-Ma’reke: İrhasâtü’s-Sevre</em>, Dımaşk: Dârü’l-Fikr, 1981, s.7–9.</li>
<li>Khaldî; ‘<strong>Önsöz</strong>‛, Malik Bin Nebi, Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş, çev. Ergun Göze, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1973, s.9–14.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/medeniyetimizin-kurucu-unsurlarini-dengeleyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİ’Nİ MUTTAKİ ULEMA ÖNDERLİĞİNDE TESİS ETMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 09:10:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[48:29]]></category>
		<category><![CDATA[49:9-10]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:54]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[duygu birliği]]></category>
		<category><![CDATA[ehl-i İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam kardeşliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ümmeti]]></category>
		<category><![CDATA[ittihad-ı İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeyse Gökbayrak Ömün]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet Birliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=452</guid>

					<description><![CDATA[“… Erdemi ve takvayı/ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” (Mâide, 5:2). Mezhepler ve imamlarla ilgili muhalled eserleriyle alanında otorite olduğu müsellem Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan ‘İslam Birliği’nin 14 asırlık tarihçesini özetleyen ilk bölümü geçen hafta paylaşmıştık. Bu hafta üstadın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“… Erdemi ve takvayı/ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">(Mâide, 5:2).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mezhepler ve imamlarla ilgili muhalled eserleriyle alanında otorite olduğu müsellem Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan ‘İslam Birliği’nin 14 asırlık tarihçesini özetleyen ilk bölümü geçen hafta paylaşmıştık. Bu hafta üstadın “İslam Birliği” adlı eserinden ittihad-ı İslam’ın tercihe kalmış bir mesele olmayıp muttaki ulema önderliğinde tesis edilmesi gereken kaçınılmaz bir vecibe olduğuna dair bölümleri -eserin </span><span style="font-weight: 400;">60 yıl öncesinin şartlarında</span><span style="font-weight: 400;"> yayımlandığını hatırlatarak- özetle iktibas ediyoruz: </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Ümmeti Birlik ve Beraberliğe Çağırmayı Kaçınılmaz Bir Vecibe Görmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çağımız kelimenin tam anlamıyla İslam’ın gariplik çağıdır. O halde bizden bir grubun çıkıp </span><span style="font-weight: 400;">ümmeti birlik ve beraberliğe çağırması</span><span style="font-weight: 400;"> ve insanları bunun için teşvik etmesi kaçınılmaz bir vecibedir. Eğer hiç kimse bu sorumluluğu üstlenmezse İslam’ın izzeti ayaklar altına alınacak ve Müslümanlar tüm güçlerini yitireceklerdir. İslam ümmetin önderleri olan sahabe (ra) her ne ile ıslah oldularsa onları takip eden bizler de ancak ve ancak onunla ıslah olabiliriz. Ümmet mazisinde sahip olduğu güce ancak bu </span><span style="font-weight: 400;">mazinin temelini oluşturan sebeplere sarılarak</span><span style="font-weight: 400;"> yeniden kavuşabilecektir. Aksi takdirde imanın bir kıldığı bu ümmet, tarihinin ilk günlerinden ders alarak muhtaç olduğu gücü ortaya koymaz ve Müslümanları bir araya toplayan dininden destek almazsa, kaybettiği izzet ve şerefi yeniden kazanması mümkün değildir. Müslüman halklar bir araya gelip asla ayrılmayacakları ve hakkında ihtilafa düşmeyecekleri bu toparlayıcı mesele etrafında tek bir güce dönüştüklerinde, işte o vakit bu ortak hayali gerçekleşecek bir zemin bulmuş olur. (s.43).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmişte bu konuyu göz ardı etmiş olsak da şu an üzerimize düşen, gözlerimizi dört açmamız ve uyanık olmamızdır. Zira başta gösterdiğimiz ihmalkârlık insan yiyen kurtların bizi bölge bölge, millet millet, taife taife parçalayıp yemelerine, bizimse insanlar arasında taksim edilmiş, üzerinde bazen ihtilaf dilen bazen de görüş birliğine varılan bir </span><span style="font-weight: 400;">ganimete dönüşmemize</span><span style="font-weight: 400;"> yol açmıştır! Bizler hiç baş kaldırmadan tamamen teslim olmuş halde onların yaptıklarını ve yapacaklarını gözlerken, düşmanlarımız bizim hakkımızda birbirleriyle istişare ediyorlar. Kılıçlarından çıkan kıvılcımları görüp onlarla ilk boynu vurulacak olanların bizler olduğunu hesap etmezken onlar kılıçlarını keskinleştiriyorlar! (s.45).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uyanmaya başlayan İslam dünyasındaki bölgesel ve yerel girişimler yeterli değilse de övgüye layıktır. İslam düşmanları, nüfuzlarının sonu olacağına ve sömürgelerini yok edeceğine dair öngörüleri nedeniyle bizlerin İslam masası etrafında bir araya gelmemize asla müsamaha göstermeyeceklerdir. O halde boyunduruktan kurtulana dek izlenecek tek yol, her bir bölgenin kendi topraklarında harekete geçmesidir. Eğer herkes kurtuluşa ererse işte o vakit izzet ve özgürlük üzere bir araya gelmek, dünya ve razı olunan din hakkında fikir yürütmek ve kıyamet gününe dek ölümsüz olan sesiyle bizlere seslenen hakkın çağrısına kulak vermek mümkün olur. (s.47).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Din Kardeşliği, Merhamet ve Sevgi Temelinde Bir Birlik Tesis Edebilmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek ümmet fikri, ırkçılığın değil dinin gölgesinde yeşerir. Çünkü ırkçılık daimî bir surette bir ırkın diğerlerine karşı üstünlüğünü savunur! İslam adına bir araya gelmek, çekişme üzerine değil de bu yüce dinin teşvik ettiği </span><span style="font-weight: 400;">umumi bir kardeşlik ve merhamet içeren sevgi üzerine kurulu bir birlik</span><span style="font-weight: 400;"> düşüncesini ifade eder. Temeli İslam dini olan bir birlikte, cinsiyetler ve renkler arasında hiçbir fark gözetmeyen gerçek adalet tesis edilir. (s.65).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yücelik, soydan kaynaklanan bir niteliği temel almaksızın </span><span style="font-weight: 400;">iyilik ve takva temelleri üzerinde yürütülen</span><span style="font-weight: 400;"> ve soyun yüceliğini değil her insanın ortak hakkı olarak insan olmaktan doğan </span><span style="font-weight: 400;">değere saygıyı esas alan</span><span style="font-weight: 400;"> toplumlarda bulunur. Dinlerin sağlam ilkeleri esas alındığında cemaatleri dinî temeller üzerinde bina etmek yeryüzündekiler arasında ortaya çıkan birbirini yok etme eğilimini azaltmayı da hedefler. Her ne kadar tarih, din adına insanlar arasında gerçekleşen savaşları anlatıyor olsa da aslında bu, dinin özünden doğan bir durum değildir. Bilakis yalnızca </span><span style="font-weight: 400;">dini anlamadaki bir bozukluktan tezahür etmekte</span><span style="font-weight: 400;">dir. Zira din, hakikatlerini olması gerektiği gibi idrak edemeyen bazı kimselerin ruhlarında </span><span style="font-weight: 400;">milliyetçilik veya ırkçılığa benzer bir ideolojiye dönüşür</span><span style="font-weight: 400;">. Bu durumda ise </span><span style="font-weight: 400;">savaş</span><span style="font-weight: 400;">, din ve onun ilkelerinden değil </span><span style="font-weight: 400;">din kılığına girmiş ırkçılıktan kaynaklanmış olur</span><span style="font-weight: 400;">. Din ise bu günahtan berîdir. Savaş, dini hakikatlerin yanlış anlaşılmasından patlak vermiş ve böylece bu kimselerin ruhlarında din kılığındaki bir ırk taassubuna dönüşmüş ve aynı şahıslarca iyiliğin anlamı ve erdemin değeri kendilerine has manalar kazanmış olabilir. Bu ise ehl-i İslam’ın oluşturduğu bir topluluk değildir:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“… Erdemi ve takvayı/ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İslam’da bir araya gelmenin manasına işaret eden bu değiştirilemez hakikatler ancak İslam birliğinde bulunur ki bunlar kesinlikle fanatiklik, ırkçılık, milliyetçilik ve bölgecilik gibi olguları içermemektedir. (s.67-69).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Allah’ı ‘Bir’leyen İslam’ın ‘Ümmet Birliği’ni Hedeflediğine de İman Etmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İslam Tevhid dini olduğu gibi </span><span style="font-weight: 400;">kapsamlı ve toparlayıcı bir birliğin</span><span style="font-weight: 400;"> de dinidir. Birliğin manası ise üç toparlayıcı durum içerisinde gerçekleşir: Bunların ilki, her birimizin İslam’ın hükmüyle kardeşler olduğumuz ve </span><span style="font-weight: 400;">iman kardeşliğinin tüm milletler ve ırklardan daha üstün olduğu yönünde bir duygu birliğine varmamız</span><span style="font-weight: 400;">dır. Son Nebi’nin (s) hicretten sonra hayata geçirdiği ilk teklifî hüküm bizzat kurduğu sistemdeki </span><b>İslam kardeşliği</b><span style="font-weight: 400;">dir. Nitekim o (s), muhacir ve ensarı birbirleriyle kardeşler kıldığı gibi her iki fırkayı kendi içlerinde de birbirleriyle kardeş kılmıştır. Bu uygulamadan, toplumun her bir ferdinin kendilerini bir araya getiren ve gayrimüslimlerden ayıran </span><span style="font-weight: 400;">İslam kardeşliğini hissetmesi</span><span style="font-weight: 400;"> amaçlanmıştır. Bu kardeşliğe götüren sebeplerin günümüzde de sürmekte olduğu hususunda </span><span style="font-weight: 400;">görüş birliğine varmamız</span><span style="font-weight: 400;"> gerekir. Dinimizin emirleri gereği inandığımız ve reddettiğimiz hususlar ve bize yüklenen sorumluluklar bu kardeşlik için yeterlidir. Modern çağlardaki İslami dirilişin kurucusu Cemaleddin Afgani bu hususta şöyle demiştir: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Hakkın izzeti ve adaletin sırrı adına bana kulak verin; Eğer Müslümanlar içlerinden </span><span style="font-weight: 400;">ilimleriyle amel eden âlimlerin gözetiminde</span><span style="font-weight: 400;"> inanmış oldukları itikat üzere kalsalar, ruhları birbirleriyle tanışır ve </span><span style="font-weight: 400;">birlikleri kuvvetlenir</span><span style="font-weight: 400;">&#8230;” (s.73).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci durum ise yaşananlar karşısında </span><b>duygu birliği</b><span style="font-weight: 400;"> kurmayı sağlayan </span><span style="font-weight: 400;">kültürel, dilsel ve sosyal bir birlik</span><span style="font-weight: 400;"> kurmaktır. Öyle ki her bir Müslüman olayları din kardeşlerinin gözüyle okur. İçerisinde İslam’ı yıkmaya yönelik bir niyet taşıyan her cepheye savaş açıp dinin değerlerini ve Müslümanların izzetini yücelten her girişim üzerinde görüş birliğine varır. O halde, </span><span style="font-weight: 400;">İslam toplumu İslam’ın dosdoğru ilkeleri üzere kurulmalıdır</span><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üçüncü duruma gelince; </span><span style="font-weight: 400;">Müslüman bir bölge, din kardeşlerinin yaşadığı başka bir bölgeye ne ekonomik ne de silahlı bir savaş açabilir</span><span style="font-weight: 400;">! Nitekim bu, her şekliyle İslam’ın </span><span style="font-weight: 400;">gücünü azaltmak ve Müslümanların durumunu zayıflatmak</span><span style="font-weight: 400;"> anlamına gelir. İslam, Kur’an’ın diliyle bizlere Müslümanlardan iki grup birbirleriyle sürtüştüklerinde onlara nasihatte bulunmayı ve her bir Müslümanın din kardeşinin ihtiyacını gidermesini emreder. (s.75).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Şu hâlde müminlerden iki gurup çarpışırsa, aralarını bulun; fakat bir taraf diğerinin hakkına saldırırsa, siz de o haksız taraf ile Allah&#8217;ın emrine dönünceye kadar çarpışın; ama eğer (saldırganlıktan) vazgeçerse, tarafların arasını adaletle ayırın ve (bunun için gerekirse) kendi hakkınızdan feragat edin: çünkü Allah (barış için) fedakârlık edenleri sever. Müminler sadece kardeştirler; öyleyse </span><span style="font-weight: 400;">kardeşlerinizin arasını düzeltin</span><span style="font-weight: 400;"> ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O&#8217;nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât, 49:9-10). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede yalnız başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da o kimsenin bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir ayıbını örter.” (Buhârî, Mezâlim 3 ve İkrâh 7; Müslim, Birr 58; Ebû Davud, Edeb 46; Tirmizî, Hudûd 3).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Müslümanlara Önderlik Edecek İlmî Bir Topluluk Oluşturabilmek </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Müslümanlar arasında İslami kültür birliğinin sağlanması için gerekli çalışmayı yapacak ilmî bir topluluğa ihtiyaç bulunmaktadır. Her İslami bölgeden mensupları bulunacak bu topluluk tüm Müslümanları mükemmel şekilde temsil eder. Bölünmenin sebeplerini araştıracak bu topluluk gayrimüslimler arasında İslam’ın yayılması için de çaba sarf edecektir. İslam’ın hakikatlerini açıklayan araştırmalar kaleme almak, bunları yeryüzünde kullanılan dillere tercüme etmek, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Müslümanları İslam’ın hükümleri konusunda bilgilendirmek ve bilinçlendirmek bu topluluğun başlıca görevleri olacaktır. Çoğunluğun ortaya koyduğu hüküm tarafında ortak bir görüş benimseyecek olan bu topluluk farklı konularda uzmanlar da istihdam eder. Çeşitli komisyonlar oluşturur ve öne çıkmış tüm İslam beldelerinde incelemeler yapmak üzere ofisler kurar. Bu yolla iletişim ağını gerçekleştirir ve yeryüzünün her bir köşesindeki İslami bölgeler arasında tanışıklığı sağlamış olur&#8230; (133-137).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İslami tanışıklığın belirli bir sisteme oturtulması, birliğin sağlanması adına kaçınılmaz bir görevdir. Nitekim, Müslümanlar hakkında tek dilekleri karışıklık ve bozulması olan kimseler, İslami tanışıklığın gücünü anlamış ve Müslümanları birbirlerinin içinde bulundukları hallerden habersiz bırakmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Tüm İslam beldelerinde fizikî ve beşerî zenginliklerimizi inceleyen merkezler kurulmalıdır. Müslümanlar sahip oldukları kaynakları fark edip bunları kullanmaya başladıklarında yeryüzünün medar-ı iftiharı bir güç haline gelirler. Bu güç karşısında düşmanlar titrer; her bir beyanlarının etkisiyle uykuları kaçar. Böylece İslam ümmeti, kendisine karşı birleşen düşmanlar ve güya yardımda bulunan sömürgeci güçler karşısında miskin muhtaçlar gibi boynu bükük ve çaresiz beklemekten kurtulmuş olur!&#8230; (s.145).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>İslam Birliğini Kurmanın </b><b>Zorunlu Bir Görev</b><b> Olduğunu İdrak Etmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Arzuladığımız İslam Birliği şu değerler üzerinde kurulacaktır:</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bu birlik, Müslümanları hak ve adaletle idare eden hiçbir yöneticinin otoritesine dokunmaz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Aynı surette İslam beldelerinde belirli bir yönetim şeklini de zorunlu kılmaz. </span><span style="font-weight: 400;">Hakkı ve adaleti sağladığı ve İslam’ın yüce değerlerini gerçekleştirdiği sürece</span><span style="font-weight: 400;"> her bölge kendi yönetim şeklini belirlemekte özgürdür.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İslami birliğin manası, kendimizi kalbimizin derinliklerine uzanan </span><span style="font-weight: 400;">sapasağlam bağlar ile birbirimize bağlı farz etmek</span><span style="font-weight: 400;">tir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İslam</span><span style="font-weight: 400;">, başka hiçbir ilah tanımaksızın yalnızca Allah’ı mabut olarak gören bir ‘tevhid dini’ olduğu gibi tüm Müslümanları toparlayıp içine alan bir </span><span style="font-weight: 400;">birlik ve beraberliğin de dinidir</span><span style="font-weight: 400;">.” (s.7).</span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">“Dinin kesin bir surette farz kıldığı </span><span style="font-weight: 400;">İslami birliğin kurulması zorunlu bir iştir</span><span style="font-weight: 400;">. Birliğin gerçekleşmesinin karşısında duran ve bundan hoşlanmayanlar ancak ve ancak kâfirler ya da onları dost kabul edenler olacaktır. </span><span style="font-weight: 400;">İslam ümmetinin çıkarları ancak birliğin kurulması ile gerçekleşebilir</span><span style="font-weight: 400;">. Yeryüzünde varlığını ve gücünü kanıtlamış bir toplum olarak </span><span style="font-weight: 400;">yaşama hakkı yalnızca birlikle elde edilir</span><span style="font-weight: 400;">. Eğer bu hakikati anlayamazsak toprağın altında olmamız üstünde olmamızdan çok daha hayırlı demektir. Düşmanlarımıza karşı ayağa dikilmemiz ve boğazlarımızdaki sömürge zincirlerini söküp atmamız için gerekli güç artık elimizdedir. Eğer bu fırsatı değerlendiremezsek Allah’ın bizlere bahşettiği nimetlere karşı nankörlük etmiş ve </span><span style="font-weight: 400;">özgürlüğü reddederek zillete razı olmuş,</span><span style="font-weight: 400;"> hattâ </span><span style="font-weight: 400;">iman dairesinden çıkmış oluruz</span><span style="font-weight: 400;">! Zira Allah (c) müminlerin vasıflarını kesin bir surette açıklar (s.205): </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Allah onları sever, onlar da Allah&#8217;ı; müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu davranırlar; Allah yolunda tüm çabalarını sergiler, kınayacak olanın kınamasından da korkmazlar&#8230;” (Mâide, 5:54).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Muhammed Allah&#8217;ın Elçisi&#8217;dir ve onun safında olanlar, hakkı inkâr edenlere karşı kararlı ve tavizsiz, </span><span style="font-weight: 400;">birbirlerine karşı</span><span style="font-weight: 400;"> ise </span><span style="font-weight: 400;">çok merhametlidirler</span><span style="font-weight: 400;">…” (Fetih, 48:29).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Allah’ım bize izzeti istemeyi ilham et, bizi izzet yolunda yürümeye ve onun zorluklarına katlanmaya muktedir kıl ve bizi insanlık için hayırlı bir ümmet eyle…” (s.207).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Kaynak:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Muhammed Ebu Zehra. (2016). </span><b>İslam Birliği</b><span style="font-weight: 400;"> (</span><i><span style="font-weight: 400;">el-Vahdetu’l-İslamiyye</span></i><span style="font-weight: 400;">), çev. Rumeyse Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.43-145. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
