<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam düşmanlığı Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/islam-dusmanligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/islam-dusmanligi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Sat, 16 Nov 2019 14:07:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>AVRUPA’DA TIRMANAN İSLAM DÜŞMANLIĞINA DİKKAT ÇEKMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Nov 2019 14:07:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[2015 Avrupa İslamofobi Raporu]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA İSLAMOFOBİ RAPORU 2018]]></category>
		<category><![CDATA[EIR 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Enes Bayraklı]]></category>
		<category><![CDATA[EUROPEAN ISLAMOPHOBIA REPORT 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Farid Hafez]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İslam korkusu]]></category>
		<category><![CDATA[SETA]]></category>
		<category><![CDATA[SETAV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=949</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’da tırmanmaya devam eden İslam düşmanlığını yıl boyunca izleyip durumu detaylı bir yıllık raporla dünya kamuoyuna duyuran SETA “European Islamophobia Report 2018” başlıklı çalışmasını yayımladı. 21 Eylül Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Günü münasebetiyle yeniden gündeme gelen ve çeşitli etkinliklerle tanıtılan rapor, öncelikle İslam düşmanlığına varan Müslüman karşıtı ırkçılığın ulaştığı boyutları ortaya koymak [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’da tırmanmaya devam eden İslam düşmanlığını yıl boyunca izleyip durumu detaylı bir yıllık raporla dünya kamuoyuna duyuran <strong>SETA</strong> “<strong>European Islamophobia Report 2018</strong>” başlıklı çalışmasını yayımladı. 21 Eylül Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Günü münasebetiyle yeniden gündeme gelen ve çeşitli etkinliklerle tanıtılan rapor, öncelikle İslam düşmanlığına varan Müslüman karşıtı ırkçılığın ulaştığı boyutları ortaya koymak suretiyle bu olumsuz gidişata müdahil olması gereken Avrupalı karar alıcılara yardımcı olmayı amaçlıyor.</p>
<p>Yeni Zelanda’da 15 Mart 2019’da gerçekleşen ve 51 kişinin ölümüne, 49 kişinin de yaralanmasına yol açan Christchurch terör saldırısı, İslamofobi (İslam korkusu, daha doğru ifadesiyle İslam düşmanlığı) ile mücadelenin küresel barış ve hakkaniyet açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymuştur.</p>
<p>EUROPOL tarafından yayımlanan “AB Terörizm Durum ve Eğilim Raporu” başta olmak üzere konuya ilişkin birçok araştırma, Avrupa ülkelerinde aşırı sağcı terörizmin tehlikeli yükselişine dikkat çekmektedir. Ama ne yazık ki bu çalışmalar, aşırı sağı yönlendiren “Müslüman karşıtı ideolojik yapı”dan asla bahsetmemektedir. İşte SETA’nın yayımladığı “Avrupa İslamofobi Raporu 2018”, Müslüman karşıtı ırkçılığın Avrupa’da 2018 yılındaki yükselişini doğrudan ya da besleyen temel dinamikleri kapsamlı şekilde ele almaktadır.</p>
<p>Editörlüğünü Enes BAYRAKLI ile Farid HAFEZ’ın üstlendiği SETA Avrupa İslamofobi Raporu 2018, ırkçılık ve insan hakları konularında uzmanlaşmış 39 yerel araştırmacı, uzman ve sivil toplum aktivistinden oluşan geniş bir kadroyla, İslamofobik söylemin Avrupa kamuoyunda nasıl normalleştirildiğini ve Müslüman karşıtı ırkçılığın iş yerlerinde, eğitimde ve adalet sisteminde Müslümanlara ve kurumlarına yönelik şiddet eylemlerine nasıl zemin hazırlandığını göstermektedir.</p>
<p>SETA ve Leopold Weiss Enstitüsü tarafından ortaklaşa yürütülen Avrupa İslamofobi Raporu projesi, finansal açıdan Avrupa Birliği tarafından da desteklenmiştir (<strong>1</strong>). Kapsamlı <strong>EIR 2018</strong> raporunun (<strong>2</strong>) sonuçlarını özlü biçimde önümüze koyan inografik çalışmasını esas alarak durumun vahametini birlikte görelim (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong>Avrupa’da İslam Düşmanlığının Boyutlarını Sayılarla Tespit Etmek</strong></p>
<p>“Avrupa ülkelerinin ezici bir çoğunluğu İslamofobi vakalarını ayrı bir nefret suçu sınıfı olarak <u>kaydetmemektedir</u>. Müslüman karşıtı/İslamofobik suçların polis tarafından ayrı bir nefret suçu sınıflandırması altında kaydedilmesi bu sorunun gerçek boyutunu açığa çıkarma ve bu sorunla mücadele için karşı stratejilerin geliştirilmesi adına önem arz etmektedir. Avrupa Birliği’nde (AB) ayrımcılığa uğrayan Müslümanların yalnızca yüzde 12’si başlarından geçen olayları yetkili makamlara bildirmektedir. Eksik raporlamanın Müslümanların farkındalığı ve bürokrasinin bu meseleleri ele alması üzerinde ciddi etkileri bulunmaktadır.” (EIR 2017).</p>
<p>“Ülkelerde değişiklik gösteren rakamlar farklı bir bilinç ve örgütlenme boyutuna işaret etmektedir:</p>
<p><strong>Belçika</strong>: 2018’de kaydedilen <strong>70</strong> İslamofobik vakada kurbanların yüzde 76’sı kadın, yüzde 24’ü erkektir. İş yerinde ayrımcılık vakalarının yüzde 84’ü İslamofobiyle ilgilidir. İslamofobinin yüzde 29’u sanal ortamda gerçekleşmiştir.</p>
<p><strong>Avusturya</strong>: 2018’de <strong>540</strong> İslamofobik vaka kaydedildi ve 2017 rakamlarıyla kıyaslandığında Müslüman karşıtı ırkçı eylemlerde yaklaşık yüzde 74 artış görüldü.</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Müslüman karşıtı <strong>12</strong> saldırı rapor edildi.</p>
<p><strong>Fransa</strong>: 2018’de <strong>676</strong> vaka belgelendi (yüzde 52 artış). Bu vakalar arasında 20’si fiziki saldırı (yüzde 3), 568’i ayrımcılık (yüzde 84) ve 88’i nefret suçu oldu (yüzde 13).</p>
<p><strong>Almanya</strong>: 2018 yılında polis istatistiklerine göre; Müslümanlara karşı 678 saldırı, camilere 40 saldırı, Müslüman mültecilere 1.775 saldırı, sığınma evlerine 173 saldırı ve yardım çalışanlarına karşı 95 saldırı gerçekleşti.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: Sosyal medyada nefret söylemi konulu bir rapora göre nefret içerikli tweetlerde 2017’ye kıyasla (Mayıs-Kasım, yüzde 32-45) 2018’de artış görüldü (Mart-Mayıs, yüzde 36-93).</p>
<p><strong>Finlandiya</strong>: 2017’de Finlandiya’da yaşayan yabancı vatandaşlar arasında Afganlar en sık etnik veya ulusal kökenden kaynaklı nefret suçuna maruz kalan yabancılar oldu. Din temelli nefret suçları 2016’ya kıyasla yüzde 58 artış gösterdi. En sık karşılaşılan kurbanlar Müslümanlar oldu.</p>
<p><strong>Hollanda</strong>: Düzenlenen bir ankette 18 farklı camiden 55 katılımcının 21’i camilerinin zaman zaman düşmanca saldırıların hedefi haline geldiğini bildirdi. Bu camiler toplam 47 vakayla uğraşmak durumunda kaldı; bunlardan 11’i tehdit, 7’si domuz başının bırakılması ve 6’sı da camilere çizilen hakaretamiz ifadeler ve sembollerle cami ziyaretçilerine yönelik sözlü saldırganlık oldu. Polise bildirilen toplam 151 dinî ayrımcılık vakasının yüzde 91’inin Müslümanlarla ilgili olduğu bildirildi.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong>: İngiltere ve Galler’deki dinî sebeplerle işlenen suç oranı 2011-2018 arasında <strong>yüzde 415 arttı</strong>. Dinî tahrikle işlenen 5 bin 680 suçun yüzde 52’si Müslüman kişilere yönelikti.”</p>
<p><strong>Avrupa’da Müslümanlara Karşı Artan Şiddetin Kaynağını Görmek</strong></p>
<p>“Şiddet eylemleri ırkçı canavarlaştırma esaslı şiddet ideolojisinin bir sonucudur. Müslümanlar giderek yalnızca inançlarından dolayı şiddet kurbanı olmaktadır:</p>
<p><strong>Avusturya</strong>: Temel askerlik görevini yerine getirmekte olan on sekiz yaşındaki asker Mario S. bir okulun önünde silahla ateş açtı. Arap kökenli bir öğrenci yaralanırken polis olayın arkasında ırkçı bir motivasyon aramadı.</p>
<p><strong>Belçika</strong>: Anderlues’ta 19 yaşında Müslüman bir kadın saldırıya uğradı ve tecavüz girişimine maruz kaldı. Saldırganlar mağdura yönelik ırkçı ve İslamofobik sözler sarf etti…</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Banja Luka’daki yeniden inşa edilen Ferhadiye Camii’ne birkaç el ateş edildi. Uzun bir aradan sonra memleketine dönen Bosnalı Hamed Vrazalica’nın Sokolac’taki mülkü kundaklanarak tahrip edildi.</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>: Gradnitsa köyü ve Dobriç Müslüman mezarlıkları kirletilerek mezarlara saygısızlık edildi.</p>
<p><strong>Estonya</strong>: Tallinn’deki Estonya İslam Merkezi’nin cephesine İslam karşıtı slogan yazıldı. Sloganda “Onu bombala! İslam’ı izole et, onların günahlarını hatırlamıyor musunuz? Tanrı’ya güveniriz. Neden?” ifadeleri yer aldı.</p>
<p><strong>Finlandiya</strong>: Vantaa’da Pakistanlı bir göçmen üç beyaz Finli gencin hunharca saldırısına uğradı, 20-30 kez bıçaklandı, balta aracılığıyla defalarca yaralandı ve kurbanın kafatasında kırık meydana geldi.</p>
<p><strong>Fransa</strong>: Fransız polisi Fransız Müslümanlarına yönelik helal gıdaların zehirlenmesi, yüzlerce imamın öldürülmesi, Müslüman kadınlara fiziksel saldırı, terör saldırısı ve “radikal” olduğunu düşündükleri camileri itibarsızlaştırmayı planlayan Operasyonel Güçlerin Eylemi (AFO) adlı aşırı sağcı terörist örgütün birkaç üyesini tutukladı. Bu kapsamda tutuklanan on kişinin tamamı avcı veya atıcılık sporuyla meşgul kişilerdi. Polis ayrıca patlayıcı üretim laboratuvarları gibi farklı yerlerde silah tesisleri buldu. Bazılarının yasal olarak sahiplerine ait olduğu 15 tabanca ele geçirildi. Polise göre AFO “İslam’a direnmek” üzere terör saldırıları ve eğitimi planlayan 100 üyeden oluşan bir ağdır.</p>
<p><strong>Yunanistan</strong>: Aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu Afganlı mülteciler Midilli Adası’nın kasaba meydanında toplanarak iltica kartlarının verilmesindeki gecikmeyi protesto ettiler ancak gece boyunca aşırı sağ grupların saldırısına maruz kaldılar. Bu esnada “Hepsini Yakın” gibi ırkçı sloganlar duyuldu. Olaylarda 28 kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldı.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: Bir İtalyan vatandaşı Senegalli Müslüman bir sokak satıcısını ateş ederek öldürdü. 3 Şubat’ta Macerata’da Nijeryalı 6 göçmen ateşli silahla yaralandı. Terör saldırısı neo-faşist gruplara yakınlığıyla bilinen ve seçimlere Kuzey Ligi adına katılan eski aday İtalyan Luca Traini tarafından gerçekleştirildi. Din değiştirerek Müslümanlığı kabul eden ve yerel bir caminin bekçisi olan bir İtalyan sokakta yürürken rencide edilerek acımasızca dövüldü.</p>
<p><strong>Kuzey Makedonya</strong>: Pirlepe Belediyesi [sınırları içindeki] Erekovci köyünün 350 yıllık camisi yakıldı.</p>
<p><strong>Polonya</strong>: Katowice Merkez Tren Garı’nda üç Arap öğrenci ondan fazla erkeğin saldırısına uğradı. Saldırganlar öğrencileri tren raylarına itti ancak (olay yerindeki) güvenlik görevlileri müdahalede bulunmadı.</p>
<p><strong>Sırbistan</strong>: Belgrad’daki Temyiz Mahkemesi Temmuz 1992’de Bosna Hersek’in Skocic köyünde bir caminin yıkılması ve 27 Romen sivilin katledilmesinden sorumlu “Sima’nın Çetnik’leri” isimli paramiliter grubun üyelerinin beraatını onayladı.</p>
<p><strong>İspanya</strong>: Denia’da iki Faslı erkek neo-faşistlerin saldırısına uğradı. Carrus, Hernani, Barcelona ve Valencia’da camilere barbarca saldırılar düzenlendi.</p>
<p><strong>Birleşik Krallık</strong>: Leeds’teki Ebu Hüreyre Camii ve Manchester’in Cheetham Hill bölgesindeki Felah Mescidi İslami Merkezi kundaklandı.</p>
<p><strong>Ukrayna</strong>: Bilohirsk/Karasubazar’da bir cami bilinmeyen kişilerin barbarca saldırılarına maruz kalırken duvarlara Nazilerle ilişkili yazılar yazıldı.”</p>
<p><strong>Avrupalı Siyasetçilerin İslamofobik Açıklamalarını Rapor Etmek</strong></p>
<p>“Çoğunlukla aşırı sağcılardan oluşan üst düzey siyasetçilerin Müslümanlar hakkındaki İslamofobik söylemleri Müslümanlara karşı uygulanan ırkçılığı normalleştirmektedir. Bu durum kamusal alanda ırkçı söylemlerle ilgili telaffuz edilebilirlik ve genel olarak kabul edilebilirlik eşiğini düşürmekte ve Müslümanların insan ve vatandaşlar olarak <strong>ayrımcılığa uğramasına</strong> meşruiyet kazandırmaktadır:</p>
<p><strong>Bosna</strong>: Sırp Cumhuriyeti Devlet Başkanı Milorad Dodik: “Bosna’da ezan okuyan imamlar uluyor.”</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>: Savcı Nedyalka Popova: “Müslümanlar yüzde 30 olduklarında devlet tehlikeye girmiş olacaktır. Onlar seçimler sırasında manipüle edilmeleri kolay yekpare bir kitle ve neredeyse askeri bir yapı.”</p>
<p><strong>Çekya Cumhuriyeti</strong>: SPD Partisi’nin Ustecky bölgesi Başkan Yardımcısı Dominik Hanko: “Onlara göre biz günahkârız; zındık köpekleriz… Çekirgelere benziyorlar, bulundukları her yerde etraflarındaki her şeyi mahvediyorlar.”</p>
<p><strong>Fransa</strong>: Fransa eski içişleri bakanı Gerard Collomb istifa konuşmasında; “Bugün yan yana yaşıyoruz… Korkarım ki yarın karşı karşıya geleceğiz” dedi. Collomb üstü kapalı olarak Fransız Müslümanlar ile Fransızları birbirlerine düşman olarak tasvir etti.</p>
<p><strong>Macaristan</strong>: Başbakan Viktor Orban: “Rengimizin, geleneklerimizin ve ulusal kültürümüzün diğerlerininkilerle karıştırılmasını istemiyoruz. Bunu istemiyoruz. Bunu hiç istemiyoruz. Çoğulcu bir toplum olmak istemiyoruz.”</p>
<p><strong>İrlanda</strong>: Kimlik İrlanda lideri Peter O’Loughlin İslam’ın Avrupa’daki şehirleri “imha ettiğini” iddia ederek Kilkenny’de bir cami yapılması gerektiğinde “şeriat mahkemeleri”, “tecavüz çeteleri” ve “özel yetiştirilmiş çeteler” riskine karşı uyarıda bulundu.</p>
<p><strong>İtalya</strong>: İçişleri Bakanı Matteo Salvini bugünlerde İslam’ın bir tehlike olduğunu ve gelecekte kendi hükümetinin İtalya’daki düzensiz İslam varlığını durduracağını söyledi.</p>
<p><strong>Hollanda</strong>: Geert Wilders arka planda korku müziği olan kampanya videosu yayımladı. Videoda kırmızı harflerle “İslam Yahudilere, Hristiyanlara, kadınlara ve eşcinsellere karşı nefretin savunucusudur” yazılı bir metin görüldü. Videonun sonunda kırmızı harflerle “İslam ölümcüldür” yazıyordu ancak kırmızı harfler bu kez damlayan kana benziyordu.</p>
<p><strong>Romanya</strong>: Senatör Vasile Cristian Lungu: “Avrupa şehirlerinde çok büyük sayılarda ‘şiddet suçları’ –özellikle tecavüz, suçlar ve soygunlar ve terör saldırıları– Müslümanlar tarafından işleniyor.”</p>
<p><strong>Slovakya</strong>: Milletvekili Stanislav Mizik, “Avrupa’nın kürtajı tanımayan İslamcı işgalcileri koruduklarını ve bu işgalcilerin şeriatı yürürlüğe koyduklarında ilk önce yok edeceklerinin kötü niyetli STK’ların temsilcileri olacağını” söyledi.</p>
<p><strong>Slovenya</strong>: Slovenya Milli Partisi Başkanı Zmago Jelincic Plemeniti mülteciler için; “Kafa keserler, her cinsiyetten küçük çocuklara tecavüz ederler, sokaklarda kan dökerler…” dedi.”</p>
<p><strong>Avrupa’da İslamofobinin Yasallaştırılmasına Zemin Hazırlandığını Görebilmek</strong></p>
<p>“Hükümetler ve siyasi partiler Müslümanları dinî bir cemaat olarak hedef alan ve onlara diğer dinî toplulukların üyelerinden farklı şekilde muamele eden yasaları talep etmekte ve uygulamaktadır:</p>
<p><strong>Avusturya</strong> hükümeti camileri ve Avusturya İslam Cemiyeti’ni (IGGÖ) kapatma girişiminde bulundu. İktidardaki ÖVP genel sekreteri öğrencilerin oruç tutmalarının yasaklanmasını talep etti.</p>
<p><strong>Bulgaristan</strong>’da belediyeler belli dönemlerde Cuma hutbeleri ve ezanlar için para cezası kesiyor. Bir Avrupa Parlamentosu üyesi ve VMRO Partisi başkan yardımcısı hutbe ve ezanlara yönelik kontrol ve yasaklama için resmî talepte bulundu. Eski Zağra Belediye Meclisi bölgedeki Türkçe-Arapça yer isimlerini Bulgarca isimlerle değiştirme faaliyetine yeniden geri dönülmesine karar verdi. Girişimin sonucu olarak orijinali Türkçe-Arapça olan 838 yer ismi değiştirildi.</p>
<p><strong>Kosova</strong>: Çalışma saatleri içinde polis memurlarının namaz kılma hakları sınırlandırıldı.</p>
<p><strong>Kuzey Makedonya</strong>: Radovish’teki Krste Petkov Misirkov İlkokulu, okul tesislerinde iftar yemeği düzenlemesine izin verdiği için para cezasına çarptırıldı.</p>
<p><strong>Slovakya</strong>: Dinî İnanç Özgürlüğü, Kiliselerin ve Dinî Toplulukların Statüsü başlıklı ve 308/1991 sayılı Kanun’da değişiklik: Kanun (a) Slovakya’da kiliselerin ve dinî toplulukların kayıtlı hale gelmesi için gerekli imza sayısını 20 binden 50 bine çıkardı, (b) kilise veya dinî topluluk üyesi imza sahiplerinin Slovakya Cumhuriyeti vatandaşı olmaları şartını getirdi, (c) imza sahiplerinin kişisel verileri ibraz etmek suretiyle imzalarını tasdik etmeleri şartını getirdi. Bu kayıt şartları ayırımcıdır, zira Slovakya’da halihazırda kayda geçirilmiş on sekiz kilise ve dinî topluluktan sadece dördü söz konusu şartları sağlamaktadır.” (<strong>3</strong>).</p>
<p><strong><u>Avrupa medyası</u></strong> da Müslüman karşıtı ırkçılığın yeniden üretilmesi ve İslam düşmanlığının normalleştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır:</p>
<p>“Koha Jone gazetesinde yayımlanan bir makalede Arnavutluk Devlet Arşivleri eski müdürü Gjet Ndonji, <strong>Arnavut Müslümanları</strong> “barbarlar” ve “Asya enfeksiyonu” kapmış sömürgeciler olarak tanımladı.</p>
<p>Danimarka: İran kökenli Danimarkalı Jaleh Tavakoli’nin kaleme aldığı “Bebek Seksi Bile Ana Akım İslam’dır” başlıklı blog yazısı sağ kanat Jyllands-Posten sitesinde yayımlandı.</p>
<p>Fransa: Sol kanat mizah dergisi Charlie Hebdo, sol Öğrenci Birliği UNEF başkanlarından Maryam Pougetoux’nun bir karikatürünü –yüzünü maymuna benzeterek- yayımladı.</p>
<p>Magyar Idok gazetesi sözde İslam tehdidi uyarısında bulundu: “İslam Camiler İnşa Ederek Macaristan’ı İşgal Ediyor!”</p>
<p>Irish Sun gazetesi “Geçen Yıl Londra Köprüsü Saldırısına Katılan Teröristin Arkadaşı İrlanda’da En Az 150 Aşırı İslamcının Yaşadığını İddia Ediyor” başlığıyla yayımlandı.</p>
<p>Hollanda’da sağcı gazete De Telegraaf; “Müslüman bir teröristi” (!) tanıma yollarını açıklayan bir ön sayfayla yayımlandı. Aynı gazete “Cami Ziyaretçisi: &#8216;Hollanda Sürekli Gizli Gizli Dolaşan Zehirli Bir Yılandır” başlığı taşıyan bir makale yayımladı.</p>
<p>Romanya’da online (liberal/tabloid) EVZ gazetesi; “Sessiz Cihad. Gizli Bir Soruşturmada Müslüman Göçmenler Hakkında Endişe Verici Bulgular. Radikal İslam ve Avrupalılara Yönelik Nefret” başlıklı makale yayımladı.</p>
<p>Slovenya’da merkez sağ Demokracija gazetesinde yayımlanan bir makalede, göç ve İslam’ın Avrupa ile Avrupa medeniyeti için bir tehdit olduğu işlendi.” (<strong>3</strong>).</p>
<p>Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşları listesinde ilk sırada yer alan ve Ankara, İstanbul, Washington D.C., Berlin ve Kahire’deki ofislerinde güncel sorunlara ilişkin etkin faaliyetlerine devam eden SETA’nın “European Islamophobia Report 2018” isimli kapsamlı raporunun muhataplarına etkili yollarla ulaştırılması ve büyük emek mahsulü bu raporun Avrupa’da tırmanan İslam düşmanlığının kontrol altına alınmasına katkı sunması temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>(2019). “<strong>Avrupa İslamofobi ve Dinsel Hoşgörüsüzlüğe Karşı Mücadele Haftasında “Avrupa İslamofobi Raporu 2018” Yayında</strong>”. https://www.setav.org/avrupa-islamofobi-raporu-2018-yayinda-eir2018/, 27.09.2019.</li>
<li>BAYRAKLI, Enes ve Farid HAFEZ (Eds). (2019). <strong>European Islamophobia Report</strong>, SETA, Ankara, 844 s.</li>
<li><strong>EIR 2018</strong>, https://www.setav.org/kategori/<strong>infografik</strong>/, 37 s., 30.09.2019.</li>
<li>GÜNGÖR, Fethi. (2016). “2015 <strong>Avrupa İslamofobi Raporu’nu İnsanlığın Dikkatine Sunabilmek</strong>”.<br />
https://fethigungor.net/dirilis-postasi/2015-avrupa-islamofobi-raporunu-insanligin-dikkatine-sunabilmek/, 22.04.2016,<br />
https://www.fethigungor.net/dirilis-postasi/2015-avrupa-islamofobi-raporuna-hak-ettigi-ilgiyi-gosterebilmek/, 06.05.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/insanligin-sorunlariyla-yuzlesebilmek/avrupada-tirmanan-islam-dusmanligina-dikkat-cekmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇOCUK KARNEMİZİN KIRIK NOTLARINI DÜZELTEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Aug 2018 07:36:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlığın Sorunlarıyla Yüzleşebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET EMİN DAĞ]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[ANNE ÖLÜM ORANI]]></category>
		<category><![CDATA[AŞIRI YOKSULLUK]]></category>
		<category><![CDATA[Bangladeş]]></category>
		<category><![CDATA[BİNYIL BİLDİRGESİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİNYIL KALKINMA HEDEFLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[BİRMİNGHAM]]></category>
		<category><![CDATA[BM İSTİKRAR MİSYONU (MINUSCA)]]></category>
		<category><![CDATA[CALAİS MÜLTECİ KAMPI]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ASKERLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK HAKLARI İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İŞÇİLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK İSTİSMARI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK MÜLTECİLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK ÖLÜM ORANI]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK SAVAŞÇILAR]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYANIN ÇOCUK KARNESİ]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[İNSAMER]]></category>
		<category><![CDATA[İNSANİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ]]></category>
		<category><![CDATA[Irak]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[KARAYİPLER]]></category>
		<category><![CDATA[KORUNMAYA MUHTAÇ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[LATİN AMERİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[MANCHESTER]]></category>
		<category><![CDATA[MİLENYUM HEDEFLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUTLAK YOKSULLUK]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>
		<category><![CDATA[SAHRAALTI AFRİKA]]></category>
		<category><![CDATA[Sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[ÜMMÜHAN ÖZKAN]]></category>
		<category><![CDATA[UNICEF]]></category>
		<category><![CDATA[YUNANİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[ZÜLFİYE ZEYNEP BAKIR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=737</guid>

					<description><![CDATA[İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından mayıs ayında yayımlanan 2018 Dünyanın Çocuk Karnesi raporu, binlerce yıllık tecrübeye rağmen insanlığın çocuk karnesinde hâlâ mebzul miktarda kırık not bulunduğunu göstermiştir. Yürek yakan bu raporu, toplumda farkındalık oluşmasına katkı sadedinde özetle dikkatinize sunuyorum. Masum Çocukları Yetişkinlerin Kirli Savaşlarından Koruyabilmek Çağımızda yaşanan bütün krizler, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) tarafından mayıs ayında yayımlanan <strong>2018 Dünyanın Çocuk Karnesi</strong> raporu, binlerce yıllık tecrübeye rağmen insanlığın çocuk karnesinde hâlâ mebzul miktarda kırık not bulunduğunu göstermiştir. Yürek yakan bu raporu, toplumda farkındalık oluşmasına katkı sadedinde özetle dikkatinize sunuyorum.</p>
<p><strong>Masum Çocukları Yetişkinlerin Kirli Savaşlarından Koruyabilmek </strong></p>
<p>Çağımızda yaşanan bütün <strong>krizler</strong>, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma ve yoksulluk, en çok toplumların en savunmasız kesimi olan çocukları etkilemektedir (s.1). Çocuğun fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak korunması için yasal önlemlerin yanı sıra <strong>toplumun bilinçlendirilmesi</strong>, desteklenmesi ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir. <strong>Çocuğun korunması</strong>, onun “bir insan” olarak sevgi ve şefkate layık olması yanında, toplumun bir parçası olması ilkesine dayanır. Çocuğun fiziki, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun şartların sağlanması, modern toplumların en temel vazifelerinden biridir (2).</p>
<p>BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye başta olmak üzere bütün İslam ülkelerinin de taraf olduğu bu sözleşme, dünya devletlerince nicel anlamda en çok onaylanan insan hakları belgesidir (3). Ama buna rağmen çocuklar, sebeplerinden habersiz oldukları savaşlarda yoğun şekilde mağdur edilmektedir. Mesela, 2004-2009 yılları arasında ABD tarafından Pakistan’a yapılan drone saldırılarında 129 çocuk hayatını kaybetmiştir (6).</p>
<p>Bugün korunmaya muhtaç 50 milyondan fazla çocuk yerlerinden edilmiş vaziyettedir. Bu çocukların 28 milyonu savaşlar ve aşırı yoksulluk sebebiyle yer değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır (8). Suriye’deki savaşla birlikte mülteci krizinin patlak vermesinden bu yana Yunanistan sınırından 480.000 çocuk geçmiştir. Bu çocuklardan 5.174’üne refakat eden hiç kimse bulunmamaktadır (9).</p>
<p>Ağır insani krizlerin en büyük tetikleyicileri olan savaşlar, toplumsal düzeyde onarılamaz psikososyal yıkımlara sebep olmaktadır. Savaşların çocuklar açısından iki önemli yönü bulunmaktadır. Bunlardan ilki, savaş mağduru olarak çocukların yaşadığı yıkım, yetim kalma ve istismara uğrama durumudur. İkincisi ise savaşlarda çocuk asker olarak kullanılmaları dolayısıyla yaşadıkları mağduriyetlerdir (12).</p>
<p><strong>Çocuk asker olgusu</strong>, yıkıcı savaş şartlarının en acı sonuçlarından biridir. Çocukların hedeflerine yöneltemedikleri içsel kızgınlıkları, terörist gruplarca istismar edilmekte ve onların casus, gözcü, cinsel köle, canlı kalkan vb. şekillerde kullanılmalarını kolaylaştırmaktadır. Hâlihazırda en fazla çocuk asker Afrika ve Asya kıtalarında bulunmaktadır. Çocuklar Latin Amerika ve Ortadoğu’da da savaşçı olarak kullanılmaktadır (10).</p>
<p>Dünyamızda 153 milyonu kayıtlı olmak üzere <strong>400 milyon civarında yetim çocuk</strong> bulunmaktadır. 2015 yılında UNICEF’ten edinilen istatistiki verilere göre, %95’i beş yaşından büyük olan yetim çocukların 15,1 milyonu ebeveynlerinden ikisini de kaybetmiştir. Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu, kronik yoksulluk, savaş ve işgal gibi sebeplerle milyonlarca çocuğun yetim kaldığı yerlerin başında gelmektedir. Asya’da 61 milyon, Afrika’da 52 milyon, Latin Amerika ve Karayipler’de 10 milyon, Doğu Avrupa ve Orta Asya’da 7,3 milyon yetim çocuk bulunmaktadır. (13).</p>
<p><strong>İnsanlığın Geleceği Olan Çocuklarımızı Cinsel ve Ekonomik İstismardan Koruyabilmek</strong></p>
<p>BM’nin 2014’te yayımladığı <strong>çocuklara yönelik istismar</strong> raporunda, her 10 kız çocuğundan birinin cinsel istismara maruz kaldığı ifade edilmektedir. 190 ülkeden edinilen veriler dikkate alınarak hazırlanan raporda ayrıca cinayete kurban giden çocuk ve ergen sayısının 2012 yılında 95.000’i bulduğu belirtilmektedir (16).</p>
<p>Dünyanın pek çok çatışma bölgesinde sivillerin güvenliğini sağlamakla görevli BM İstikrar Misyonu (MINUSCA) askerleri, 2015-2016 yıllarında 171 cinsel istismar olayına karışmakla suçlanmıştır. Çocuk istismarının Avrupa’daki oranı küresel düzleme nispetle hayli yüksektir. Araştırmalar çocuk istismarına ilişkin pornografik görüntü ve video kayıtlarının %60’ının Avrupa’da bulunduğunu göstermektedir. 2015-2016 arasında Avrupa’da çocuk istismarına konu olan 4,4 milyon, 2017 senesindeyse <strong>8,2 milyon görüntü ve video</strong>nun web sitelerinde dolaştığı bilinmektedir. (18).</p>
<p>Türkiye’de çocuk istismarının birinci sırada aile içinde gerçekleştiği, bunu okulların, kolluk kuvvetlerinin, sokakların, çocuk bakım evlerinin, tutuklu ve hükümlü çocukların tutuldukları kurumların ve çalıştıkları iş yerlerinin izlediği tespit edilmiştir. Türkiye’de cinsel istismara uğrayan çocukların yaş ortalaması 13,7’dir. Kötüye kullanılan çocukların %71,6’sını 14-17 yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır. (s.21-22).</p>
<p>Doğu’dan Batı’ya dünyadaki bütün ülkeleri alarma geçiren çocuk yoksulluğunun etkileri ne yazık ki kalıcıdır. Dünyadaki <strong>yoksulların yarısını çocuklar</strong> oluşturmaktadır. Bugün dünya üzerinde 569 milyon çocuk günlük 1 avroyla geçinmek zorundadır. Çocuğun gelişimiyle doğrudan ilgili olan iyi beslenme, iyi bir hayata sahip olma, güzel bir dünyada yaşama, iyi giyinme, uygun şartlarda barınma, eğitim gibi haklar, yoksulluk nedeniyle sağlanamamakta, Sahraaltı Afrika’da 247 milyon çocuk aşırı yoksulluk altında hayatını sürdürmektedir. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip ülkelerinde de çocuk yoksulluğu endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Avrupa’da 26 milyon çocuk, yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıyadır. Mesela İngiltere’de çocuk yoksulluğu, en çok Londra, Manchester ve Birmingham’da görülmektedir. 1,7 milyon çocuğun yoksulluk altında yaşadığı İngiltere’de yüz binlerce çocuk okula aç gitmekte, bunların yalnızca 700.000’i ücretsiz yemekhane hizmetinden faydalanabilmektedir.</p>
<p>Çocuk yoksulluğu sorunu paradan daha fazlasıdır ve çok boyutludur. Çocuklar için yoksulluk; beslenme, sağlık, su, eğitim veya barınak gibi hayatın önemli gereksinimlerinden mahrum bırakılmak demektir. (25).</p>
<p>Açlık ve salgın hastalıklar sonucu ölümler haricinde, yoksulluğun çocuklar üzerindeki örseleyici bir başka boyutu da çocuğun maddi gelir kaynağı olarak görülmesi mevzuudur. Bugün dünya genelinde <strong>200 milyon</strong>dan fazla <strong>çocuk işçi</strong> bulunmaktadır. Bunların 73 milyonu ise 10 yaşından küçüktür. (26).</p>
<p><strong>Çocukların Haklarının Çiğnenmesine Mâni Olabilmek </strong></p>
<p>Bir toplumun gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden olan “çocukların durumu” meselesi, dünya genelinde ne yazık ki sıkıntılı bir görünüm arz etmektedir. Toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve şekillenmesinde mihenk taşı olan çocuk, modern olarak adlandırılan 21. yüzyılda hâlâ şiddet, cinsel istismar, kötü muamele vb. yüz kızartıcı durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca korunmaya ve bakıma muhtaç oldukları herkesin malumu olan çocuklar, değişen ve dönüşen dünyayla birlikte taktikleri ve usulleri farklılaşan savaş ortamlarına ve fiziksel, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini zedeleyici sahnelere şahitlik etmektedir. Söz konusu bu mecburi ve utanç verici şahitlik, onların bedenî ve ruhi gelişimlerinde ciddi hasarlara neden olmakta; bu hasar, içerisinde bulundukları toplumun geleceğine ilişkin dinamikleri de olumsuz etkilemektedir.</p>
<p>İnsan, özel anlamda çocuklarla alakalı olarak sebebiyet verdiği bu yıkıma, yine kendi eliyle <strong>çözüm</strong> bulmak zorundadır. Çünkü modern toplum ve modern toplumun düzenleyici erkleri, çocuğun fizikî, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun şartların sağlanmasında en temel sorumlularındandır. Söz konusu bu sorumluluğun bilincinde olan kişi ve yapılar, <strong>çocukların ihlal edilen haklarına ilişkin</strong> türlü yollarla çözüm arayışına girmiştir. Bu arayışın bir sonucu da bütün ülkelerin karşı karşıya kaldığı sosyal, iktisadi, hukuki ve çevresel sorunlara çözüm üretmek amacıyla BM tarafından yayımlanan, 191 ülkenin taraf olduğu “Binyıl Bildirgesi”dir. “Binyıl Kalkınma Hedefleri” olarak isimlendirilen bu hedefler; küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ortak bir değerlendirmenin ve anlayışın gelişmesi için konulan amaçları içermektedir.</p>
<p>Mutlak yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan kişi sayısının yarıya indirilmesi, dünyadaki her bireyin ilkokul eğitimini tamamlaması, toplumsal hayatta cinsiyet eşitliğinin öne çıkarılması, beş yaş altı çocuk ölümlerinin ve gebelik esnasında anne ölüm oranlarının azaltılması ile dünya toplumlarını tehdit eden salgın hastalıkların yayılmasının önlenmesi, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, yardımların artırılarak borç yükünün azaltılması gibi maddelerden oluşan bu <strong>milenyum hedefleri</strong>nin 1990 yılından başlayarak 2015 yılına kadar, 25 yıllık bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi planlanmıştı.</p>
<p>İnsanlığın içerisinde bulunduğu türlü yıkımların giderilmesi maksadıyla konulmuş olan milenyum hedeflerine rağmen bugün ne yazık ki <strong>1,2 milyar insan </strong>hâlâ yoksulluk içerisinde yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde çıkan <strong>savaşlar</strong> yüzünden insanlar vatanlarından, evlerinden göç etmek zorunda kalmıştır. Savaş sebebiyle pek çok kadın ve çocuk hayatını kaybetmiş, sağ kurtulmayı başaran kadın ve çocuklar da istismarın her türlüsüne maruz kalmaya devam etmiştir. (30).</p>
<p>Bugün dünyada 153 milyon<strong> yetim</strong> olduğu bilinmektedir. Afganistan, Irak, Filistin, Sudan, Bangladeş, Hindistan ve Çin gibi ülkelerdeki yetim rakamlarının istatistiklere yansımadığı hesaba katıldığında bu rakamın <strong>400 milyon</strong>a yakın olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan araştırmalar, muhtelif tehditlerle karşı karşıya olan bu çocukların eğitim gibi pek çok temel haktan mahrum olduklarını göstermektedir.</p>
<p>Hazırlanan bu rapor kapsamında bahsedilen tüm sorunlar ile özel anlamda çocuk hak ihlalleri sorununu toplumların iktisadi kalkınmalarını sağlamadan, kişi başına düşen millî geliri arttırmadan, sosyal devlet anlayışını uluslararası arenada hâkim kılmadan; toplumların, özellikle kadınların ve çocukların eğitim seviyelerini yükseltmeden, insanları çocuk istismarı hususunda bilgilendirip bilinçlendirmeden <strong>çözmek</strong> mümkün değildir.</p>
<p>Tabiatı gereği temiz, savunmasız ve aciz olan çocukların maruz kaldıkları söz konusu ihlallerin sadece hukuki önlemler ve polisiye tedbirlerle çözümlenemeyeceği açıktır. Bu minvalde değerlendirildiğinde, toplumsal eğitim, <strong>ahlaki prensiplerin güçlendirilmesi</strong> ve <strong>aile değerlerinin korunması</strong>ndan savaş, açlık ve yoksulluğun önlenmesine kadar geniş yelpazede önlemler alınması zorunlu görünmektedir.</p>
<p>Mesela yetim çocukları bekleyen <strong>tehditler</strong>; insan kaçakçıları, organ ve fuhuş mafyası gibi yetimler için tehlike arz eden suç şebekelerine caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanana kadar bertaraf edilemeyecektir. Bilhassa siyasi krizlerin sebep olduğu yetimlik durumu, devletler başta olmak üzere BM gibi kuruluşlar bu anlamda gerekli adımları atmadıkça son bulmayacaktır. (31).</p>
<p>Yetimlerin topluma kazandırılması hususunda bu çocuklar, akrabaları tarafından desteklenmedikçe, toplumsal hayata adapte olma süreçleri ya gereğinden çok uzayacak ya da asla gerçekleşmeyecektir. Hâlihazırda suç şebekelerinin eline düşen yahut ucuz iş gücü olarak kullanılan çocukların fiziksel ve psikolojik durumlarının iyileştirilmesine yönelik rehabilitasyon faaliyetleri hız kazanmadan çocukların içinde bulundukları fiziki ve ruhi yıkımın giderilmesi mümkün olmayacaktır.</p>
<p>Savaşlar nedeniyle vatanlarından olan ve hayatta kalabilmek için kendilerine yeni bir yurt arayan insanların, çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden bindikleri botlarda boğularak hayatlarını yitirmelerine kapsamlı bir çözüm bulunmadan Avrupa’daki çocukların istismarına da çözüm bulunamayacaktır. Yahut Fransa’nın mülteciler için kurduğu, ancak insan haysiyetine uymayan fiziksel şartları içerisinde barındıran ve 2016’da boşaltılan Calais Mülteci Kampı’nda cinsel istismara maruz kalan çocukların kurtuluşu sağlanamayacaktır. Diğer yandan, İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria ve Gazze’de, işgalci askerler tarafından istismara ve şiddete maruz kalan Filistinli çocukların sorunu <strong>işgal bitmeden</strong> sona ermeyecektir.</p>
<p>Bu bağlamda “Dünyanın Çocuk Karnesi”nin <strong>kırık notlarla dolu</strong> olduğu görülmektedir. Ayrıca milenyum hedeflerinin de çocuklarla ilgili ilerlemeleri sağladığı kuşkuludur. Söz konusu sorunlara, toplumların yalnızca kendilerini ilgilendiren iç meseleler şeklinde yaklaşılması, problemlerin çözümünü zorlaştırmaktadır; oysa ki çocuğun maruz kaldığı istismara, şiddete ve savaş alanlarında asker olarak kullanılmasına evrensel bir perspektifle yaklaşılmalıdır.</p>
<p>Yaşanan savaşlar esnasında, abluka altına alınan bölgelere insani yardımların ulaştırılmasını engelleyen devletlerin uyguladığı ekonomik boyutlu yaptırımlar bir <strong>savaş suçu</strong> olarak kabul edilmeli; yaptırımları uygulayan taraflar uluslararası arenada cezalandırılmalıdır. Savaş mağduru çocukların barındığı mülteci kamplarında, çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişmesi için tüm önlemler alınmalı, yalnız başına kalan çocuğun herhangi bir istismara maruz kalmaması için <strong>özel dikkat</strong> gösterilmelidir. Savaşlardan etkilenen çocukların psikolojik olarak iyileşebilmeleri için <strong>rehabilitasyon</strong> çalışmalarına daha çok kaynak ve zaman ayırılmalıdır.</p>
<p><strong>Çocuk işçi</strong> sorununun çözümü ise bu sorunun yaşandığı ülkelerdeki ekonomik refahı sağlamaktan geçtiği için konu, makro ekonomik kalkınma önlemleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Aileleri tarafından ekonomik geçim kaygısıyla çalıştırılan çocukların kullanılmasını ve sömürülmesini önlemek üzere kamunun sosyal yardım politikaları geliştirilerek yoksul hanelere gelir desteği sağlanmalıdır.</p>
<p>Kısacası; <strong>çocuğun</strong> fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak <strong>korunması</strong> için yasal önlemlerin yanı sıra toplumların <strong>bilinçlendirilmesi</strong> ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir. (32).</p>
<p><strong>Milenyum Hedeflerinin Çocuklara İlişkin Maddelerini Gerçekleştirebilmek</strong></p>
<p>Dünya genelinde insani durumun iyileştirilmesi için 25 yıllık zaman diliminde gerçekleştirilmesi amaçlanan hedefler ve gelinen noktayı çocuklar bağlamında şu şekilde özetlemek mümkündür:</p>
<ol>
<li>Yoksulluk oranı 1990 ve 2010 yılları arasında yarı yarıya azaldı; ancak 1,2 milyar insan hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.</li>
<li>2000’li yılların başlarında kayda değer bir ilerleme sağlanmış olsa da okulu bırakan çocuk sayısını azaltma konusundaki ilerlemeler belirgin bir şekilde yavaşladı.</li>
<li>Önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen dünya hâlâ <strong>çocuk ölüm oranının azaltılması</strong> konusunda “Binyıl Kalkınma Hedefinde” geride kaldı.</li>
<li><strong>Anne ölüm oranını azaltmak</strong> için çok daha fazla ilerleme kaydedilmesi gerekiyor.</li>
<li>Yoksulluk ve eğitimsizlik ergenlik çağında doğum oranının yüksek olmasına neden oluyor.</li>
<li>Çocuk istismarını önlemek için resmî kalkınma yardımları en yüksek seviyeye ulaştı ve 205-2016 yıllarındaki gerilemeyi tersine çevirdi. (s.30).</li>
</ol>
<p>Kamu ve gönüllü sektör yöneticileriyle aydınlar başta olmak üzere toplumda etkisi olan herkesin İNSAMER’in yayımlamış Dünyanın Çocuk Karnesi raporuna hak ettikleri ilgiyi göstermesi ve insanlığın geleceği olan çocuklarımızın sağlıklı şahsiyetler olarak yetişebilmesi için elbirliğiyle çözüme odaklanabilmesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynak: </strong></p>
<p>Zülfiye Zeynep BAKIR; <strong>2018 Dünyanın Çocuk Karnesi</strong>, Genel Yayın Yönetmeni: Dr. Ahmet Emin Dağ, Editör: Ümmühan Özkan, İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (İNSAMER) Yayını, İnsan Hakları Araştırmaları No: 63, Mayıs 2018, 34 s.</p>
<p>https://www.ihh.org.tr/public/publish/0/121/ihh-2018-dunyanin-cocuk-karnesi.pdf, 31.05.2018.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cocuk-karnemizin-kirik-notlarini-duzeltebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AVRUPA’DA SURİYELİ ÇOCUKLARIN MARUZ KALDIĞI  İHLALLERE MÂNİ OLABİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrupada-suriyeli-cocuklarin-maruz-kaldigi-ihlallere-mani-olabilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrupada-suriyeli-cocuklarin-maruz-kaldigi-ihlallere-mani-olabilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Aug 2018 17:41:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[AVRUPA’DA IRKÇILIK]]></category>
		<category><![CDATA[ÇOCUK HAKLARI İHLALLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN TÜRKAN]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[M. HAMZA ALKAN]]></category>
		<category><![CDATA[MERVE İREM AYAR]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA EDİZ ALTINDİŞ]]></category>
		<category><![CDATA[OSMAN GÜVEN]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI HAK İHLALLERİ İZLEME MERKEZİ (UHİM)]]></category>
		<category><![CDATA[YUNANİSTAN]]></category>
		<category><![CDATA[YUNUS BAĞIRMAZ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=735</guid>

					<description><![CDATA[Özellikle son iki yüz yılda irtikâp ettikleri insanlık suçları için açık bir özür dileme erdemini gösteremeyen Avrupa ülkeleri, Suriyeli mültecilere gözlerimizin önünde reva gördükleri insanlık dışı muamelelere rağmen hâlâ kendilerini insan hakları ve demokrasi söyleminin yegâne sahibi olarak görebilmektedir! Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM) konuya ilişkin üç ayrı raporu, medeni Avrupa ülkelerinde Suriyeli mültecilere [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle son iki yüz yılda irtikâp ettikleri insanlık suçları için açık bir özür dileme erdemini gösteremeyen Avrupa ülkeleri, Suriyeli mültecilere gözlerimizin önünde reva gördükleri insanlık dışı muamelelere rağmen hâlâ kendilerini insan hakları ve demokrasi söyleminin yegâne sahibi olarak görebilmektedir! Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi’nin (UHİM) konuya ilişkin üç ayrı raporu, medeni Avrupa ülkelerinde Suriyeli mültecilere reva görülen ayrımcı ve aşağılayıcı muameleleri belgeleriyle ortaya koymaktadır.</p>
<p>Sadece İslam âleminde değil tüm dünyada mazlumların hamisi olarak görülmeye başlayan ülkemizin Dışişleri Bakanlığı bürokratları başta olmak üzere dönem başkanlığını yürüttüğümüz D8 Teşkilatı ile İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üye ülkelerinin dışişleri yetkilileri bu gibi raporları gündemine alarak çifte standardı içselleştirmiş olan Batı’nın yüzüne ağır hak ihlallerini her platformda çarpabilmelidir.</p>
<p>Farklı ihlallere ilişkin yirmi kadar rapor yanında daha önce Avrupa’nın Suriyeli Mültecilerle İmtihanı (Mayıs 2016) ve Kayıp Nesil Soruşturması: Suriyeli Mülteciler (Ekim 2016) başlıklı iki rapor yayımlayan UHİM’in, Temmuz 2018’de yayımlamış olduğu “AB Ülkelerinde Mülteci Çocukların Yaşadığı Hak İhlalleri” başlıklı yeni raporu özetle paylaşarak konu hakkında farkındalık oluşturmaya katkı yapmayı vecibe addediyorum.</p>
<p><strong>Çocuk Mültecilerin Maruz Kaldığı İhlalleri Rapor Edebilmek</strong></p>
<p>“Dünya genelinde, her yıl yaşanan savaşlar, çatışmalar, doğal afetler ve baskı rejimleri yüzünden milyonlarca insan yaşadıkları yerleri terk ederek, ulaşabildikleri ülkelere sığınmaya çalışmaktadır. 2008’de 42 milyon kişi olan bu sayı, 2018 yılına kadar katlanarak artmış ve 10 yıllık süreçte 70 milyona ulaşmıştır. Günümüzde 70 milyonluk bu nüfusun yalnızca 22,5 milyonluk kısmı mülteci statüsüne sahiptir. Bugün dünya genelinde ortalama <strong>her 113 kişiden birinin zorla yerinden edildiği</strong> görülmektedir! (s.5).</p>
<p>Dünyanın gördüğü en büyük insani krizlerden biri haline gelen mülteci meselesi, Avrupalı ülkelerce uzunca bir dönem görmezden gelinmiştir. Bu bağlamda Avrupa, sınırlarına dayanan yüz binlerce insana yönelik “<strong>geri püskürtme” (pushback) politikası</strong> uygulamış, çok sıkı fiziki ve hukuki önlemler almıştır. Bu önlemler Avrupa Birliği (AB) sınırlarını bir “kaleye” dönüştürürken, vatanlarını çeşitli sebeplerden dolayı terk etmek zorunda kalan binlerce insanı da insan kaçakçılarının avuçlarına terk etmiştir… (s.13).</p>
<p>2015 yılında Avrupa’ya botlarla ulaşmaya çalışan 1 milyonun üzerinde mülteciden <strong>3.771</strong> kişi boğularak can vermiştir. 2016 yılında bu rakam <strong>5.096</strong> olarak kayıtlara geçmiştir. Binlerce mültecinin trajik bir şekilde can verdiği bu tehlikeli yolculuğun sonunda sağ kalarak Avrupa ülkelerinin kapısına varmayı başaran mültecilerin dramı da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Önce AB ülkeleriyle onlara komşu Sırbistan ve Makedonya gibi ülkelerin sınır kapılarında bekleyen güvenlik personelinin şiddetine, daha sonra da sınırda bekleyen insan kaçakçıların sömürüsüne maruz kalan mülteciler, bu coğrafyada yükselen “aşırı sağ” ideolojiye mensup gruplar tarafından fiziksel, sözlü ve psikolojik şiddete çok yaygın bir şekilde maruz kalmıştır. (s.14).</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü’nün Avrupa Direktörü John Dalhuisen, AB’nin mültecilere yönelik stratejisinin çarpıklığına şu sözleriyle işaret etmiştir: “Avrupalı bakanlar, insanların hayatını kurtarmak ve onları korumak için hareket edecekleri yerde, utanmadan mültecilerin ve göçmenlerin İtalya’ya varmasını engellemek amacını taşıyan umutsuz bir teklif kapsamında Libya’yla pervasız anlaşmalara öncelik veriyorlar.” Dalhuisen, AB’nin başarısız politikalarının Akdeniz’deki göçmen ölümlerinin artışına neden olduğunu ve bu durumun binlerce insanı boğulma, tecavüz ve işkenceyle karşı karşıya getirdiğini de belirtmiştir.</p>
<p>Portekiz hükümetinin Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Bruno Maçaes’e göre; “Avrupa, mülteci krizini ahlaki açıdan ölümcül bir ‘Açlık Oyunları’na dönüştürmüştür.” Avrupa Mülteciler ve Göçmenler Konseyi Genel Sekreteri Catherine Woollard ise AB’nin ‘yalnız çocuklar’a yönelik muamelesinin ‘mülteci krizinin en utanç verici yönlerinden biri’ olduğunu söylemiştir. Son olarak, AB Sayıştay Mahkemesi tarafından hazırlanan raporda ise; “Refakatsiz küçüklerin uzun süre boyunca, sıcak noktalarda, öncelikli olmalarını gerektiren yasaya rağmen, uygunsuz şartlarda tutulduklarını” ortaya koymuştur. (s.15).</p>
<p>UNICEF’in 2016 yılının ortalarında açıkladığı rapora göre dünyadaki <strong>mültecilerin yarısından fazlası çocuklar</strong>dan oluşmaktadır. Mülteci çocukların statüleri üç başlıkta sıralanabilir: Aileleriyle seyahat edenler, refakatçisi olmayanlar, ailelerinden ayrı kalmış olanlar. Yaptıkları tehlikeli yolculuk sonunda aileleriyle ya da yalnız bir şekilde Avrupa’ya ulaşan mülteci çocuklar, yaşadıkları olumsuzlukların geride kaldığını düşünürken terör ve şiddetin farklı varyasyonlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu problemlere cinsel istismar gibi yıkıcı faktörler de eklenmektedir. (s.16).</p>
<p>Sadece 2016 yılında <strong>63.000’den fazla çocuk</strong>, yanında herhangi bir yakını olmadan Avrupa’ya ulaşmıştır. Aynı sene içinde AB ülkelerine sığınma talebinde bulunan toplam nüfusun %25’ini de çocuklar oluşturmuştur. Bu çocukların çoğu 14 yaşından küçüktür. Bir diğer araştırma ise, 2016 senesinde Avrupa’ya gelen 100.000’i aşkın mülteci ve göçmen çocuğun yaklaşık 33.800’ünün ailesinden ayrı olduğunu göstermektedir. Bu çocukların büyük bir çoğunluğu Avrupa’ya iki ana geçit üzerinden ulaşmaktadır; İtalya ve Yunanistan.” (s.17).</p>
<p><strong>Mülteci Çocukları Avrupa’nın Nefret ve Şiddetinden Koruyabilmek </strong></p>
<p>“Avrupa’da mültecilere yönelik ayrımcı, dışlayıcı ve ötekileştirici politikalar ile nefret ve şiddet ortamından en çok etkilenen kesimi çocuklar oluşturmaktadır. Uluslararası hukukta can güvenliklerinden yaşama ve eğitim haklarına kadar pek çok hakları saklı tutulan, AB ülkelerine sığınma başvurusu yaptıktan sonra kayıplara karışan mülteci çocuk sayısı resmî rakamlara göre <strong>96.465</strong>’tir! (s.17).</p>
<p>Çocuk hakları gündemiyle toplanan <strong>10. Avrupa Forumu</strong>’nun açıkladığı verilere göre mülteci çocukların genel itibariyle karşılaştıkları sıkıntılar kısaca şu başlıklar altında özetlenmektedir:</p>
<ol>
<li>Çocuk haklarına riayet edilmemesinden kaynaklanan <strong>aşağılayıcı muamele</strong>.</li>
<li>AB ülkelerine yasadışı yollarla girmek zorunda kalan çocukların yolculuklarını finanse etmek için <strong>cinsel ilişkiye zorlanması</strong>.</li>
<li>Çocukların ebeveynlerinin gözaltına alınması, tutuklanması, sınır kapılarının kapanması ya da insan kaçakçılarının kasti eylemleri sonucu <strong>ailelerinden ayrı kalmaları</strong>.</li>
<li>Kayıt sistemindeki boşluklar ve çocuklara yönelik <strong>koruma tedbirlerindeki eksiklikler</strong>.</li>
<li>Çocukların kalabalık ve yetersiz kamp şartlarında, yaşıtları olmayan <strong>yetişkinlerle kalmaları</strong>.</li>
<li>Çocukların aileleriyle yeniden bir araya gelmesine mâni olan <strong>prosedürler</strong>.</li>
<li>Çocukların eğitim imkânlarından, fiziksel ve ruhsal sağlık hizmetlerinden mahrum kalmaları ve beraberinde hiçbir yakını olmayanların yaşadıkları travmatik sorunlar.</li>
<li>Çocuklar yolculuk esnasında ve ev sahibi ülkelerde tutuldukları merkezlerde cinsel şiddet ve istismar ile beraber insan kaçakçılarının tehdidi altında yaşamaktadır.” (s.18).</li>
</ol>
<p><strong>Mülteci Çocukları Avrupa’daki Çetelerin Materyali Olmaktan Kurtarabilmek</strong></p>
<p>“Mülteci çocukların maruz kaldığı bu problemler içerisinde en çok hasara sebebiyet veren insan kaçakçılığıdır. Zira bu mesele diğer birçok sıkıntıya da sebebiyet vermektedir. <strong>Çocuk mültecilerin kaçırılması</strong>, AB ülkelerinde yaygınlık kazanmış bir suçtur. Söz konusu bu illegal fiil, çocukların fiziksel ve psikolojik olarak istismar edilmelerine yol açmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF) ve Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) yaptığı açıklamada, Akdeniz üzerinden AB ülkelerine ulaşmaya çalışan mülteci <strong>çocukların %75’inden fazlasının</strong> fiziksel ve cinsel istismara maruz kaldığı ifade edilmiştir!</p>
<p>Ne yazık ki Avrupa’daki mülteci çocuklara yönelik tehditler bunlarla da sınırlı değildir. Mültecilerin konakladığı kamplardaki güvenlik şartlarının yetersiz oluşu, bahse konu çocukların <strong>suç çetelerinin eline düşme</strong>lerini kolaylaştırmaktadır. Bu çocukların sömürüldüğü, dilendirildiği, uyuşturucu madde satışında kullanıldığı, hırsızlığa teşvik edildiği, çocuk işçi olmaya zorlandığı bilinmektedir. (s.19).</p>
<p>UNICEF’in İtalya temsilcisi olan Paolo Rozera, mülteci çocukların sömürüldüğünü, bunların en yaygın olan biçimini ise cinsel sömürünün oluşturduğunu, Sicilya’nın kırsal alanlarında yer alan tarlalarda mülteci çocukların emek sömürüsüne de uğradığını ifade etmiştir. (s.23).</p>
<p>Avrupa’nın mülteci krizi karşısındaki acizliğinin sembolü haline gelen <strong>Calais kampına</strong> ev sahipliği yapan Fransa’da da durum Avrupa’nın genelinden farklı değildir. Geçtiğimiz yıllarda 100.000 sığınma talebi alan Fransa, tarihinin en sert mülteci politikalarını uygulamaktadır. Araştırmalar, Fransa’da mülteci kamplarında kalan çocukların Fransız polisi ve yardım kuruluşu gönüllüleri tarafından da cinsel istismara uğradığını açıkça göstermektedir! (s.25).</p>
<p>Almanya’daki Suriyeli göçmenlerin yaklaşık %33’ünü çocuklar oluşturmaktadır. UNICEF’in 2017 yılında yayınlandığı bir rapora göre; Almanya’ya sığınma talebinde bulunmuş 350.000’den fazla çocuk güvenli olmayan ve <strong>aşırı kalabalık barınaklarda</strong> aylarca hatta yıllarca bekletilmektedir. Bu çocukların çoğu fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmaktadır! (s.26).</p>
<p>Batı’nın Avrupa’daki mülteci çocuklara yönelik takındığı bu tutum, uluslararası hukukun sınırları içinde tanımlanan mülteci hukukuna aykırılık teşkil ettiği gibi, 20 Kasım 1989’da BM Genel Kurulu tarafından oy birliği ile kabul edilen “Çocuk Hakları Sözleşmesi”ni de yok saymaktadır! Çocuklar, mülteci, sığınmacı, göçmen ayrımına gidilmeksizin <strong>yalnızca çocuk oldukları için</strong> korunma, eğitim gibi birçok hakka sahiptir. Bu hakların sınırları, 10 maddeden oluşan ve tarihte en geniş kabul gören insan hakları belgesi olan Çocuk Hakları Sözleşmesi ile çizilmiştir. (s.28).</p>
<p>Ne var ki, Batı’nın mültecilere yönelik İslamofobik, ayrımcı, ötekileştirici ve zenofobik tavrı dün olduğu gibi bugün de milyonlarca insanın mağduriyetine sebep olmaktadır. Dünyanın barışa en çok ihtiyaç duyduğu böyle bir dönemde Avrupa’nın mültecilere ve bilhassa çocuklara karşı izlediği bu politika mevcut <strong>kaotik durum</strong>un içinden çıkılmaz bir hale dönüşmesine neden olmaktadır. Kısa vadede çözülecek gibi görünmeyen bu sorundan en çok zararı da ne yazık ki mülteci çocuklar görmektedir.” (s.29).</p>
<p><strong>Çocuk Mültecilerin Kayıp Nesillere Dönüşmesine Mâni Olabilmek</strong></p>
<p>UHİM’in özetlediğimiz “AB Ülkelerinde Mülteci Çocukların Yaşadığı Hak İhlalleri” başlıklı raporu şu önerilerle sonuçlanmaktadır:</p>
<ol>
<li>Ülkelerine yönelik dışarıdan yapılan müdahaleler, yaşanan işgal ve iç savaşlardan kadınlarla beraber en çok etkilenen kesim olan <strong>mülteci çocuklar</strong> bugün dünyanın dört bir yanında hayati sorunlarla karşı karşıyadır.</li>
<li>Mülteci çocuklar daha iyi hayat şartları için geldikleri Avrupa ülkelerinde fuhuş çeteleri, <strong>insan kaçakçıları </strong>ve organ mafyasının açık hedefi haline gelmektedir.</li>
<li>Zorla çalıştırılan, eğitim imkânlarından yoksun bırakılan ve anne-baba sevgisinden mahrum kalan mülteci çocuklar, yaşadıkları sosyo-psikolojik travmalar sebebiyle kendi <strong>öz değerlerini yitirme</strong> tehlikesiyle karşı karşıya gelmektedirler.</li>
<li>Ülkelerini dayanılmaz şartlar sebebiyle terk eden çocuklar daha iyi bir hayat umuduyla geldikleri Avrupa’da, devletlerin birbirileriyle çekişmelerine ve bürokratik süreçlere <strong>kurban edilmektedir</strong>.</li>
<li>Şiddet, cinsel istismar, kötü muamele ve benzeri sömürü yöntemleriyle karşı karşıya kalan çocukların <strong>ruhsal ve bedensel gelişimlerinde hasarlar</strong> oluşmakta, bu durum “nesil kaybı”na varan sonuçlar doğurmaktadır.</li>
<li>Resmî rakamların gerçeği yansıtmada yetersiz olduğu hesaba katıldığında, Avrupa’daki mülteci çocuklara yönelik <strong>etraflı bir çalışma</strong> yapılması bir zaruret haline gelmiştir.</li>
<li>Günümüzde “aşırı sağ” ideolojinin revaçta olduğu, İslamofobi ve zenofobinin çok yoğun bir biçimde hissedildiği Avrupa’da mülteci çocukların <strong>akıbetleri meçhul</strong>dür.</li>
<li>Mülteci çocuklar meselesinde de, Avrupa’nın hamisi olduğunu iddia ettiği; insan hakları, eşitlik ve demokrasi gibi kavramları kendi menfaati için nasıl <strong>hiçe saydığı</strong> bir kez daha görülmüştür.</li>
<li>Avrupa, mültecilerle bilhassa mülteci çocuklarla alakalı olarak sebep olduğu yıkıma acilen çözüm getirmek durumundadır.</li>
<li>1,6 milyondan fazla mülteci çocuğun yaşadığı Türkiye’de, bu çocukların 1,3 milyonu eğitim imkânına erişmiştir. Türkiye’de eğitim gören çocuk sayısı oranı bile Avrupa ülkelerindeki toplam mülteci sayısının neredeyse iki katına denktir. Bu yönüyle Türkiye mülteci meselesinde Avrupa için <strong>örneklik</strong> teşkil etmelidir.</li>
<li>Mülteci kamplarında hayatlarını idame ettirmeye çalışan çocukların birer sağlıklı birey olarak hayata devam edebilmesi için gerekli bütün önlemler alınmalı, çocukların fiziksel ve cinsel istismara maruz kalmasını önlemek maksadıyla güvenlik tedbirleri sıkılaştırılmalı ve buna yönelik yaptırımlar daha caydırıcı hale getirilmelidir.</li>
<li>Bu bağlamda Avrupalı siyasi mercilerin yok olmaya terk ettikleri bu çocuklara yönelik harekete geçirilmesi için sivil toplum kuruluşları, kanaat önderleri, kültür-sanat dünyası ve medyanın bu konuyu gündemlerine almaları gerekmektedir. (s.30-31).</li>
</ol>
<p>Devlet ve STK yöneticileriyle akademisyen ve gazeteciler başta olmak üzere etkili ve yetkili herkesin UHİM ve diğer kuruluşlarının yayımlamış olduğu kıymetli raporlara hak ettikleri ilgiyi göstermesi ve insanlığın geleceği olan çocuklarımızın sağlıklı ortamlarda yetişebilmesi için önşartsız olarak yardımlaşabilmesi temennisiyle…</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>https://www.<strong>uhim</strong>.org/yayinlarimiz-<strong>raporlar</strong>/, 30.07.2018.</li>
<li>UHİM, <strong>AB Ülkelerinde Mülteci Çocukların Yaşadığı Hak İhlalleri</strong>, Yazar: Yunus Bağırmaz, İstanbul, Temmuz 2018, 36 s.</li>
<li>UHİM, <strong>Kayıp Nesil Soruşturması: Suriyeli Mülteciler</strong>, Editörler: Hüseyin Türkan, Mustafa Ediz Altındiş, İstanbul, Ekim 2016, 76 s.</li>
<li>UHİM, <strong>Avrupa’nın Suriyeli Mültecilerle İmtihanı</strong>, Editörler: Hüseyin Türkan, Merve İrem Ayar, M. Hamza Alkan, Osman Güven, İstanbul, Mayıs 2016, 68 s.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/avrupada-suriyeli-cocuklarin-maruz-kaldigi-ihlallere-mani-olabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>UHİM’İN HAK İHLALİ RAPORLARININ TAKİPÇİSİ OLMAK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/uhimin-hak-ihlali-raporlarinin-takipcisi-olmak/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/uhimin-hak-ihlali-raporlarinin-takipcisi-olmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jul 2018 11:56:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkın Elinden Tutmak]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[AHMET TEMEL]]></category>
		<category><![CDATA[AİLELERİNDEN KOPARILAN ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[ALMANYA KENDİNİ YOK EDİYOR]]></category>
		<category><![CDATA[Arakan]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Küçük]]></category>
		<category><![CDATA[AYRIMCILIK]]></category>
		<category><![CDATA[Belçika]]></category>
		<category><![CDATA[DEUTSCHLAND SCHAFFT SICH AB]]></category>
		<category><![CDATA[ETNİK MİLLİYETÇİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[HOLLANDA VE RUSYA]]></category>
		<category><![CDATA[HÜSEYİN TÜRKAN]]></category>
		<category><![CDATA[IRKÇI PARTİLER]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI (İİT)]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobi]]></category>
		<category><![CDATA[İSLAMOFOBİ VE IRKÇILIK]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mısır]]></category>
		<category><![CDATA[MÜLTECİ ÇOCUKLAR]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA UYANIK]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[PAYLAŞIM SİTELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Somali]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[SOYKIRIM VE KATLİAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli mülteciler]]></category>
		<category><![CDATA[THILO SARRAZIN]]></category>
		<category><![CDATA[ÜLKE İHLAL KARNELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ULUSLARARASI HAK İHLALLERİ İZLEME MERKEZİ (UHİM)]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ DÜNYA DÜZENİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=727</guid>

					<description><![CDATA[Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre dünyada insani yardım ihtiyacı son 15 yıl içinde 12 kat artmış olup 15 yıl önce yıllık 16 milyar dolar olan insani yardım ihtiyacı bugün 245 milyar dolara baliğ olmuştur! Nicelik ve nitelik açısından özellikle Türkiye’de AK Parti hükümetleri döneminde büyük bir gelişme kaydeden insani yardım çalışmaları dünyanın geri kalmış bölgelerindeki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre dünyada insani yardım ihtiyacı son 15 yıl içinde 12 kat artmış olup 15 yıl önce yıllık 16 milyar dolar olan insani yardım ihtiyacı bugün 245 milyar dolara baliğ olmuştur! Nicelik ve nitelik açısından özellikle Türkiye’de AK Parti hükümetleri döneminde büyük bir gelişme kaydeden <strong>insani yardım çalışmaları</strong> dünyanın geri kalmış bölgelerindeki insanların artarak yardıma muhtaç hale gelmesine mâni olmaya yetmiyor. O halde kalıcı çözüme ulaşabilmek için öncelikle insanları yardıma muhtaç hale getiren bozuk yapılarla mücadele etmek icap etmektedir. İşte <strong>Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi</strong> (UHİM) çalışmalarını bu anlayışla sürdüren bir sivil toplum kuruluşudur.</p>
<p><strong>Öncelikle Sorunları Üreten Yapıları Deşifre Edebilmek </strong></p>
<p>İstanbul’da Üsküdar ilçesinde faaliyet yürüten UHİM, çalışma alanlarını şu şekilde beyan ediyor:</p>
<ul>
<li>Batılı devletlerin ihlal karnelerini çıkarmak</li>
<li>Uluslararası kuruluşların yapılarını ve uygulamalarını sorgulamak</li>
<li>Küresel devlet, kurum ve şirketlerin ihlallerini rapor etmek</li>
<li>İşgal ve siyasi müdahaleleri yerinde gözlemlemek</li>
<li>Uluslararası kültür-sanat kurumlarının manipülasyonlarını deşifre etmek</li>
<li>İslamofobi ve ayrımcılıkla mücadele etmek</li>
<li>Yoksulluğun sebeplerini tartışmaya açmak</li>
<li>Yayınlarla ihlalleri belgelemek, hak arama bilincinin oluşması için eğitimler vermek</li>
<li>Raporlar ve basın bildirileri hazırlamak, salon organizasyonları tertip etmek</li>
<li>Sosyal medya kampanyalarıyla hak ihlallerine karşı mücadele etmek (<strong>1</strong>).</li>
</ul>
<p><strong>Hak İhlallerini Rapor Edip Yayınlayabilmek </strong></p>
<p>Bozuk küresel sistemin dünya çapında irtikâp ettiği ve hayatın her alanına yayılan ihlalleri belgelemeye devam eden UHİM, 2010 yılından bu yana şu önemli raporları yayınlamıştır:</p>
<ol>
<li>Dünya Hak İhlalleri Raporları: 2010 yılından başlayarak her yıl için takip eden yılın başında yayınlanan <strong>yedi rapor</strong> dünya genelinde UHİM’in tespit edebildiği çeşitli hak ihlallerini belgeleriyle rapor etmektedir (<strong>2</strong>).</li>
<li>AB Ülkelerinde Mülteci Çocukların Yaşadığı Hak İhlalleri</li>
<li>Medeniyet ve Yeni Dünya Düzeni Arasında Hindistan</li>
<li>Küresel Siyaset ve Sinema Sempozyumu Tebliğler Kitabı</li>
<li>Küresel Kültür Endüstrisi Soruşturması Raporu</li>
<li>Manipülasyonların Kıskacında İslam Raporu</li>
<li>Kayıp Nesil Soruşturması: Suriyeli Mülteciler Raporu</li>
<li>Avrupa’nın Suriyeli Mültecilerle İmtihanı Raporu</li>
<li>Avrupa’da Yükselen Ayrımcılık, Nefret, İslamofobi ve Irkçılık Raporu</li>
<li>Gezi Parkı’nın Ağaçlarını Kim Suluyor?</li>
<li>Küresel Aktörlerin Kıskacında Lübnan</li>
<li>Anayasa Referandumu Sürecinde Mısır</li>
<li>Sömürgeden Soykırıma: Arakan!</li>
<li>Bu Devletlerin Yargılanmasını İstiyorum!</li>
<li>Somali’deki Açlık Kader mi Sömürge mi?</li>
<li>Yoksulluğa Sebep Olan ve Kalkınmayı Engelleyen İhlaller Raporu</li>
<li>Sosyal Paylaşım Siteleri Soruşturması Raporu</li>
<li>Tophane Örneğinde Sanat Algısı ve Kentsel Dönüşüm Raporu</li>
<li>Yeni Sömürgeciliğin Hayat Damarı Etnik Milliyetçilik ve Statüko Raporu</li>
<li>Küresel Sermaye ve Domuz Gribi Raporu (<strong>3</strong>).</li>
</ol>
<p><strong>Karne Düzenlemeye Alışkın Ülkelerin İhlal Karnelerini Yayınlayabilmek</strong></p>
<p>UHİM, belli aralıklarla dünyaya karne dağıtmaya alışmış sömürgeci ülkelerin ihlal karnelerini yayınlayarak stratejik değeri büyük bir çalışmaya imza atmaktadır. “Geçmişten Bugüne Ülke İhlal Karneleri” serisinden şimdiye kadar ihlal karneleri yayınlanmış olan ülkeler şunlardır: <strong>İsrail, ABD, Almanya, Hollanda ve Rusya</strong>.</p>
<p>Kaba gücü elinde bulunduranların diğerlerini ezme hakkını kendinde görmesinin yol açtığı insanlık ayıbı zulümlere şahitlik eden bu raporlar serisi ne yazık ki kolaylıkla sonlanacak gibi görünmüyor. Bu seriye öncülük eden “<strong>Yirminci Yüzyılda Soykırım ve Katliamlar</strong>” isimli eser, UHİM’in ilk kitap yayını olup dünyada barışın teminatı olduğu iddiasındaki Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın; kuruluş tüzüğünde yer aldığı üzere “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği, uluslararasında tüm ülkelere sağlamak” yerine dünyanın beş kabadayı ülkesine mutlak veto yetkisi vererek ne büyük zulümlere ve katliamlara hamilik yaptığını gözler önüne sermektedir.</p>
<p>UHİM’in yirmi altı kıymetli raporundan örnek olarak “<strong>Avrupa’da Yükselen Ayrımcılık, Nefret, İslamofobi ve Irkçılık</strong>” raporunun sonuç, değerlendirme ve öneriler kısmını özetle paylaşmakta yarar görüyorum:</p>
<p>“Yabancı kökenliler, Avrupa ülkelerinde nüfuslarıyla kıyaslanamayacak ölçüde <strong>düşük bir siyasi temsile</strong> sahiptir. Bu durumun başlıca sebepleri; uzun yıllardır bu yönde uygulanan devlet politikaları, yabancı kökenlilerin siyasal katılımını teşvik edecek politikaların geliştirilmemiş olması ve yabancıların eğitim seviyesinin düşük oluşudur. Siyasal temsilin yanısıra, 3 milyon Türk’ün yaşadığı Almanya’da, 6 milyon Mağripli ve 2,5 milyon Afrikalının yaşadığı Fransa’da ve 1 milyona yakın yabancı nüfusu barındıran Belçika’da üst düzey bürokrat, yerel yönetici, kamu görevlisi gibi ülkenin karar mercilerinde söz sahibi olan yabancı kökenliler, ülke nüfuslarıyla kıyaslanamayacak kadar düşüktür.</p>
<p>Yabancılar hakkındaki yasal düzenlemeler <strong>önyargılı</strong>, yetersiz ve hakkaniyetten uzak bir anlayışla sürdürülmektedir. Örneğin Almanya’da yabancılarla ilgili yasal düzenlemeler kamu güvenliği ve polislerle ilgili kanunlar arasında yer almakta, yani Almanya yabancılarla ilişkilerini <strong>güvenlik meselesi</strong> üzerinden görmektedir. Bu ülkelerde antisemitizm ve homofobi alanında gerekli yasal düzenlemeler yapılmakta, siyaset, akademi ve sivil toplum alanında yeterli düzeyde çalışmalar sürdürülmekte ise de, benzer bir çabanın Müslümanları hedef alan ayrımcı politikalara ve uygulamalara karşı sürdürüldüğünü söylemek mümkün değildir.</p>
<p>Müslümanların maruz kaldığı ayrımcı uygulamalar, nefret içerikli söylemler ve fiziksel saldırılar “İslamofobi” kavramıyla ele alınmaktadır. Ancak “İslam korkusu” anlamına gelen bu kavram mevcut durumu yansıtmamakta, yapılan araştırmalar, Müslümanların maruz kaldığı sistematik ayrımcılık ve şiddetin temelinde <u>korku değil</u> <strong>düşmanlığın</strong> söz konusu olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Eğitim alanında yabancılara karşı uygulanan <strong>ayrımcılık</strong> anaokulu safhasından başlamakta ve çok acı sonuçlar doğurmaktadır. Çocukların akademik hayatını tayin etmekte belirleyici rolü olan ve henüz ilkokul çağında gerçekleştirilen yönlendirmelerde çifte standart uygulanmaktadır. Fransa ve Almanya’da yabancı kökenli ailelerin çocukları Türkiye’de “<strong>özel eğitim</strong>”e tekabül eden ve zekâ geriliği yaşayan çocukların eğitim aldığı okullara yönlendirilmektedir. Yapılan görüşmelerde bu yöndeki uygulamaların uzun yıllardır devam ettiği gerek hukukçulardan, gerek sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden, gerek velilerden alınan bilgi ve tanıklıklarla tespit edilmiştir.</p>
<p>Avrupa’da Müslümanların maruz kaldığı <strong>ayrımcı uygulamalar</strong> gündelik hayatın her alanına sirayet etmiş durumdadır. Örneğin Müslüman aileler ev kiralamakta zorlanmakta, başörtülü ya da sakallı bir Müslüman bu görünüşü sebebiyle <strong>işten çıkartılmakta</strong>, isminden Müslüman olduğu anlaşılanların iş başvuruları çoğunlukla dikkate alınmamakta, okul idareleri düzenledikleri organizasyonlara Müslüman velilerin katılmasını engellemekte, başörtülü hanımlar fitness, havuz vb. spor komplekslerine kayıt yaptırırken problem yaşamaktadır. Bu tip problemler Avrupa ülkelerinde son derece sıradan ve hemen <strong>her gün karşılaşılan</strong> problemler olarak kayıtlara geçmektedir. Almanya’da erkek çocuklarının sünnet ettirilmesinin yasaklanması da bu kapsamda hatırlanabilir.</p>
<p>Almanya, Hollanda ve Belçika gibi ülkelerde faaliyet gösteren Gençlik Daireleri, son derece basit nedenlerle yabancı kökenli <strong>çocukları ailelerinden koparmakta</strong>dır. Resmî veriler Gençlik Daireleri tarafından alınan çocuk ve gençler arasında Müslüman ailelerin çocukları, nüfuslarına oranla büyük bir çoğunluğa tekabül etmektedir. Çocuklar uzun süre aileleriyle görüştürülmemekte, kendi inanç ve kültür değerlerine uzak ailelere verilmekte ve mahkemeler de kararlarını Gençlik Dairelerinin raporları doğrultusunda vermektedir. Gençlik Dairelerinin bu ayrımcı politikaları sebebiyle çocukları ellerinden alınan ve büyük bir mağduriyet yaşayan ailelerin sayısı <strong>onbinler</strong>le ifade edilmektedir. Bununla birlikte bu ülkelerde İslamofobi/ İslam düşmanlığı alanında çalışma yapan kişi ve kuruluşların birçoğunun bu soruna gereken ilgiyi göstermediği, hatta bir kısmının bu sorunun varlığından dahi habersiz olduğu acı bir gerçektir.*</p>
<p>Irkçılığı politika olarak benimseyen, İslamofobik politikalarıyla bilinen partiler Avrupa’nın pek çok ülkesinde iktidar ya da iktidar ortağı olmuş ve olmaktadır. İsveç, Norveç, Danimarka ve İsviçre bu ülkelerden birkaçıdır. <strong>Irkçı partiler</strong> yerel seçimlerde de önemli oy oranları almakta, Avrupa’nın hemen her ülkesinde ırkçı partiler tarafından yönetilen belediyeler bulunmaktadır.</p>
<p>Avrupa’da ırkçı anlayışın toplum tabanında da çok yaygın olarak kendisine zemin bulduğunu söylemek mümkündür. Mesela Alman Federal Bankası (Deutsche Bundesbank) eski yönetim kurulu üyesi ve SPD partisi üyesi Alman siyasetçi Thilo Sarrazin’in kaleme aldığı ve Türklere hakaretlerle dolu “Deutschland Schafft Sich Ab (Almanya Kendini Yok Ediyor)” adlı kitap Almanya’da 2 milyon satmıştır. Daha da vahimi toplumun üçte ikisi Sarrazin’in yazdıklarının doğru olduğunu düşünmekte ve yapılan anketler Sarrazin’in parti kurması halinde %18-25 bandında bir oy oranına sahip olacağını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Yabancılara karşı beslenen <strong>kin ve nefret</strong> sebebiyle Avrupa’da her yıl yüzlerce şiddet olayı gerçekleşmekte, bu olaylar can ve mal kaybına sebebiyet vermektedir. Hemen her gün yabancılara ait bir ev, işyeri ya da araç kundaklanmakta, ibadethanelere çeşitli saldırılar düzenlenmekte, insanlar dış görünüşü sebebiyle sözlü ve/ya fiziksel saldırı ve tacize maruz kalmaktadır.</p>
<p>Avrupa’da <strong>medya organları ve siyasilerin</strong> 11 Eylül ve IŞİD üzerinden oluşturduğu algı, Müslümanlara karşı gerçekleştirilen nefret suçlarında çok ciddi artışa sebebiyet vermiştir. Sadece Almanya’da 2014’te <strong>10 bin</strong>in üzerine ırkçı ve İslam karşıtı <strong>saldırı</strong> gerçekleşmiş olması oldukça ürkütücüdür!” (<strong>4</strong>).</p>
<p><strong>Avrupa’da Tırmanan İslam Düşmanlığına Mâni Olabilmek</strong></p>
<p>UHİM raporu, Avrupa’da ayrımcılık sorununun ortadan kaldırılması için hayata geçirilmesi gereken çözüm önerilerini de şu şekilde sıralamaktadır:</p>
<ol>
<li>Avrupa devletleri, topraklarına gelen ve nesillerdir ülkelerinde hizmet üreten yabancı kökenli vatandaşlarını artık kendi <strong>öz unsuru</strong> olarak kabul etmeli ve kıtaya sonradan gelen milyonlarca insana diğer vatandaşlarıyla <strong>eşit şartlarda muamele</strong> etmeli, <strong>can ve mal </strong>güvenliklerini sağlamalıdır.</li>
<li>BM nezdinde <strong>İslamofobi suç olarak kabul edilm</strong>eli ve gerekli cezai müeyyideler yasalara bağlanmalıdır.</li>
<li>“İslamofobi” kavramının bizzat kendisinin İslamofobik bir kavram olduğu gerçeğinden hareketle, Müslümanların maruz kaldığı ayrımcı politikalar ve şiddeti ifade etmek üzere, olgunun mahiyetini yansıtan “<strong>İslam düşmanlığı</strong>”, “İslam karşıtlığı”, “Müslüman düşmanlığı” vb. ifadeler tercih edilmelidir.</li>
<li>Türkiye’nin dış temsilciliklerinde konu ile ilgili <strong>ihbar ve danışma hatları</strong> oluşturulmalıdır. Bu birimler aracılığıyla ulaşan bilgiler düzenli şekilde dosyalanmalı, arşivlenmeli ve elde edilen istatistik bilgiler ilgili mercilere periyodik olarak takdim edilmelidir.</li>
<li><strong>Medya</strong> organları İslam düşmanlığı konusuna hassasiyetle eğilmeli ve bu konuda müstakil birimler oluşturulmalıdır.</li>
<li>İslam İşbirliği Teşkilatı (<strong>İİT</strong>), İslam düşmanlığı konusunda yaşanan gelişmelerin hukuki süreçlerini takip etmeli ve bu konuda uluslararası hukuk nezdinde girişimlerde bulunmalıdır.</li>
<li>Avrupa’da yükselen ayrımcılığı konu edinen, nefret, İslamofobi ve ırkçılığı gündeme taşıyan daha fazla <strong>akademik çalışma</strong> ortaya konmalı, bu alanın uluslararası kamuoyunda etkin bir şekilde tartışmaya açılması sağlanmalıdır. (<strong>4</strong>).</li>
</ol>
<p>Cumhurbaşkanlığı’ndan STK’lara, akademisyenlerden köşe yazarlarına, senaristlerden sanatçılara kadar toplumu yön vermede etkisi olan herkesin UHİM ve diğer düşünce kuruluşlarının yayınlamış olduğu pek kıymetli raporları hakkıyla değerlendirebilmesi ve sorunların çözümüne elbirliğiyle yoğunlaşması temennisiyle, UHİM Başkanı Ayhan Küçük ile ekibini tebrik eder, stratejik değeri haiz çalışmalarının artarak devam etmesini dilerim.</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<ol>
<li>https://www.<strong>org</strong>/uhim-biz-kimiz.html, 23.07.2018.</li>
<li>https://www.uhim.org/yayinlarimiz-<strong>sureli-yayinlar</strong>, 23.07.2018.</li>
<li>https://www.uhim.org/<strong>raporlar</strong>/1.htm, 23.07.2018.</li>
<li>UHİM, <strong>Avrupa’da Yükselen Ayrımcılık, Nefret, İslamofobi ve Irkçılık</strong>, Editör: Hüseyin Türkan, Yayın Ekibi: Dr.Öğr.Üyesi Ahmet Temel vd., İstanbul, Mayıs 2015, 160 s., s.141-149.</li>
</ol>
<p><strong> *</strong> Alman Gençlik Dairesi’nin toplumsal ve hukuksal zeminde ciddi eleştiriler alan uygulamalarına ilişkin akademik bir çalışma için bakınız: Mustafa Uyanık; “<strong>Alman Gençlik Dairesi ve Çocukların Koruma Altına Alınması Uygulamalarına Yönelik Eleştiriler</strong>”, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, yıl: 8, sayı: 16, s.123-140. PDF tam metin indirmek için: <a href="http://dergipark.gov.tr/yalovasosbil/issue/37841/440509">http://dergipark.gov.tr/yalovasosbil/issue/37841/440509</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/uhimin-hak-ihlali-raporlarinin-takipcisi-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM ARAYIŞINI BİRLİKTE SÜRDÜREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 10:06:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[49:10]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika Dinî Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Asya-Pasifik]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya İslâm Şûrası]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[ihya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobia]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Dinî Liderler]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[SDE]]></category>
		<category><![CDATA[Selefileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Şiileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Aile Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdet]]></category>
		<category><![CDATA[YTB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=192</guid>

					<description><![CDATA[“Mü&#8217;minler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O&#8217;nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât 49:10). &#8220;Mü&#8217;minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). Son bir ayın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Mü&#8217;minler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O&#8217;nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât 49:10).</p>
<p>&#8220;Mü&#8217;minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</p></blockquote>
<div>Son bir ayın içinde Türkiye’de Âlem-i İslam için umut vadeden üç mühim toplantı gerçekleşti. Sorunlarımızla yüzleşerek elbirliğiyle çözüm arayışına girmenin güzel numunelerini teşkil eden ve ilk ikisine gözlemci, sonuncusuna ise üye sıfatıyla katıldığım bu umut vadeden toplantılara, çözüm çabalarına örnek olmaları açısından dikkat çekmek istiyorum.</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Orta Doğu Düşünce Kuruluşları Buluşması </strong></p>
<p>Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) işbirliğiyle gerçekleştirdiği Orta Doğu Düşünce Kuruluşları Buluşması’na 17 ülkeden seçkin düşünce kuruluşlarının temsilcileri, 85 uzman ve düşünür katıldı. 15-16 Eylül 2015 tarihinde Ankara Meyra Palace Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, “<strong>Huzurlu ve İstikrarlı Bir Ortadoğu İçin Ortak Vizyon</strong>” başlığı altında; halen yaşadığımız ağır sorunlar, Türk-Arap ilişkilerinin geldiği nokta, terör, mültecilerin karşılaştığı zorluklar, İsrail’in Mescid-i Aksa’yı bölme planı ve Gazze ambargosu müzakere edilerek; bölgemizdeki krizlerinin çözümünde barışçıl yöntemlerin öncelenmesi, <strong>sorunların</strong> etnik ve mezhep temelinde değil, <strong>hak, adalet ve iyi komşuluk prensipleri çerçevesinde çözülmesi</strong> ve özellikle İran’ın komşu ülkelere müdahale anlayışından vazgeçmesi gerektiği vurgulandı.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi</strong></p>
<blockquote><p>Ulus devletçilik, etnik milliyetçilik, fakirlik ve cehalet, Âlem-i İslam’ın varlığına kasteden en büyük tehlikelerdir.</p></blockquote>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ev sahipliğinde 13-16 Ekim 2015 tarihlerinde İstanbul’da akdedilen I. Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’ne 37 Asya-Pasifik ülkesinden, içlerinde bakan seviyesinde katılımcıların da yer aldığı 125 Müslüman dinî lider ve temsilci iştirak etti.</p>
<p>13 Ekim 2015 salı günü İstanbul Conrad Otel’de yaptığı açılış konuşmasında Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez hocamız, kardeşlik ahlakının ve kardeşlik hukukunun icaplarını yerine getirme gayretiyle düzenledikleri toplantının en önemli gayesinin marifet alış verişinde bulunmak olduğunun altını çizdikten sonra; ulus devletçilik, etnik milliyetçilik, fakirlik ve cehaletin Âlem-i İslam’ın varlığına kasteden en büyük tehlikeler olduğuna; bir vücudun organları ve bir binanın tuğlaları gibi dayanışma, yardımlaşma ve her şeyden önce de iletişim içinde olmak; kaybettiğimiz hikmeti yeniden kazanarak barışı yeniden tesis etmek; ümmetin birer parçası olarak birliğimizi ve bütünlüğümüzü sağlamanın çabası içinde olmak; sadece din kardeşlerimizle değil, Müslüman olmayı fıtraten bekleyen milyarlarca kardeşimize karşı da paylaşım temelinde bir tutum sergilemek ödev ve sorumluluğumuzun farkında olmak gerektiğine vurgu yaptı.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>16 Ekim 2015 tarihinde ise muhterem <strong>Diyanet İşleri Başkanımız</strong>, misafirlerin cuma namazını kıldığı Sultanahmet Camii’nde irad ettiği ve hicri 1437. yılın İslam âlemine şefkat, merhamet, adalet ve hayırlar getirmesi duasıyla başladığı hutbesinde; hicretin alelade bir göç hareketi olmadığını, bilakis bir düşünce ve bir hayat tarzı olduğunu, her türlü kötülükten hakka, adalete, merhamete, iyiliğe, güzelliğe ve fazilete doğru yürümek anlamına gelen hicretin Efendimizin şahsında bütün müminlere emredildiğini izah etti.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanımız</strong> Sayın Recep Tayyip Erdoğan da zirveye nokta koyan hitabesinde; kime ve neye hizmet ettiği meçhul nevzuhur terör örgütleri üzerinden İslam âleminin töhmet altında bırakılmak istendiğine, Müslüman coğrafyanın fay hatlarıyla bilinçli bir şekilde oynandığına, İslam dünyasını kan ve ateş denizine çeviren sürecin arkasında hangi dinamiklerin ve hangi kirli hesapların olduğunun artık görülmesi gerektiğine, bizim medeniyetimizde insanın inanın kurdu değil, müminin müminin güven yurdu olduğuna vurgu yaparak ümmetin zedelenmiş hafızasını onarma, yaralanmış bilinçlere şifa olma ve Müslüman nesillere rehberlik etme sorumluluğunun en başta âlimlerde olduğunu ifade etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslüman Dinî Liderler Zirve Toplantıları</strong></p>
<ol>
<li>Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’nin kapanış oturumunda ilan edilen sonuç bildirgesinde de vurgulandığı üzere, son yıllarda küresel ölçekte hizmet sunmaya başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ihtiyaç, beklenti ve talepler doğrultusunda dünyanın çok farklı coğrafyalarında yerel dinî yapılarla iş birliği imkânlarını geliştirme çabası takdire şayan bir sorumluluk örneğidir. Son on yılda yoğunlaşan Avrasya İslâm Şûrası (I-VIII), Afrika Dinî Liderler Zirvesi (I-II), Balkan Müftüleri Toplantısı (I-VII), Avrupa Müslümanları Buluşması, Dünya İslâm Bilginleri Barış, Sağduyu ve İnisiyatif Girişimi, I. Latin Amerika ve Karayip Adaları Müslüman Dini Liderler Zirvesi gibi uluslararası toplantılara eklenen son zirve toplantısı son derece anlamlıdır. Zira, bugün <strong>Müslüman nüfusun</strong> <strong>üçte ikisi</strong>ni teşkil eden Asya-Pasifik coğrafyasındaki Müslümanların özellikle son iki asırda maruz kaldıkları işgal ve sömürgecilik sebebiyle yaşadıkları sorunlara birlikte çare aramak, öncelikle tanışıklığı tazelemekle başlar. Müslüman halkların bölgesel ölçekle yetinmeyip kıtalar arası düzeyde dinî, kültürel ve tarihî ilişkilerini yeniden kurmaya başlaması ümmetin bekası için kaçınılmaz bir görevdir. Zira, son birkaç yüzyılın muhataralı sayılabilecek geçmişi içinde <u>aidiyet, itibar ve ortak ufuk belirleme noktasında ciddi sarsıntılar yaşayan</u> bölgesel Müslüman varlığı, bugün bütün bu sorunların üstesinden gelebilecek bir zihin açıklığı ve tasavvur imkânına ihtiyaç duymaktadır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Kesret İçinde Vahdet: Hikmet ve Barışı Yeniden Düşünmek”</strong> teması altında 4 gün boyunca 8 oturum halinde gerçekleştirilen zirvede, Asya-Pasifik Müslümanlarının bölgesel ölçekteki sorunları, çözüm önerileri ve işbirliği imkânları ortaya konmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye Diyanet Vakfı’nın Asya-Pasifik Müslümanlarına yapabileceği katkıların ve yeni ortak çalışma alanlarının müzakere edildiği dinî liderler zirve toplantısında, Asya-Pasifik Müslümanlarının bugün yaşamakta oldukları sorunlar, gelecek tasavvurlarına yön veren mevcut durum analizleri ve dünya Müslümanlarını ilgilendiren temel konularla ilgili hususlar 20 maddelik bir sonuç bildirgesiyle kamuoyuna duyurulmuştur.</p>
<blockquote><p>Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dünyanın çok farklı coğrafyalarında yerel dinî yapılarla iş birliği imkânlarını geliştirme çabası takdire şayan bir sorumluluk örneğidir.</p></blockquote>
<p><strong>Sonuç bildirgesi</strong>nde öne çıkan vurguları şu şekilde özetlemek mümkündür:<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<ol>
<li>Tüm mahlûkata karşı şefkat ve rahmetle muameleyi emreden Din-i Mübin-i <u>İslâm</u>, kimden gelirse gelsin, amacı ne olursa olsun <u>terörün her türlüsünü reddeder</u>. “Bir insanı katleden tüm insanlığı katletmiş gibidir.”</li>
<li>Bütün Müslümanlar, <u>makâsıdu’ş-şeria eksenli bir dindarlığı geliştirmek</u> için, kitle eğitim programları üzerinde çalışmalıdır. Hac organizasyonu bütün boyutlarıyla yeniden gözden geçirilmelidir.</li>
<li>Müslüman dünyanın içinden geçmekte olduğu bu zorlu süreci en az zararla atlatarak yeniden selam, eman ve güven ortamına kavuşturulması, Müslümanların <u>çokluk içinde birliği sağlama</u>larına, İslâm’ın insanlığa takdim ettiği ilim, hikmet ve marifet yolunu takip etmelerine, <u>barış, adalet ve merhamet</u>i yeniden tesis etmelerine ve kurumsallaştırmalarına bağlıdır.</li>
<li>Mescid-i Aksa, Müslümanların mabedi olma hüviyetinden, Harem Bölgesi de tarih boyunca var olan dinî ve manevî statüsünden çıkarılamaz.</li>
<li>Çokluk dünyasının gereklilikleri, ölçüt ve değerleri ne kadar çok çeşitlilik arz ederse etsin, Müslümanlar için gerekli ve geçerli olanı temel/ortak sabiteler etrafında birlik ve dayanışma içerisinde insanlara örnek bir ümmet olmayı başarmaktır. Müslümanlar, mezhepçiliğin ve aşırı-zorlama yorumlara dayalı din anlayışlarının beslediği çatışmalar dahil her türlü şiddet ve kaos ortamından ancak bu şekilde kurtulabileceklerdir.</li>
<li>İslâm dini, insanlığa barış, huzur, güven ve iki cihan saadeti sağlamak için gelmiştir.</li>
<li>Bir endüstri hâline getirilen <u>İslamofobia</u>, kültürel bir yanılsamadır ve haddizatında bir insanlık suçudur. İslâm başta olmak üzere dinlerin mukeddesatına yapılan hakaret, tezyif ve tahkir girişimleri uluslararası hukuk metinlerinde birer <u>nefret suçu olarak nitelenmeli</u>, bu hususta çatışmayı değil, barış ve çözümü esas alan çaba ve gayretler teşvik edilmelidir.</li>
<li><u>İslam düşmanlığı</u>, üzerinde çalışılmış mühendisliklerin bir ürünü olup hem Müslümanların hem de genel kamuoyunun algıları manipüle edilmekte, inceltilmiş yöntem ve tekniklerle adeta <u>kurumsallaştırılmaktadır</u>.</li>
<li>Bilhassa Şiileştirme ve Selefileştirme üzerinden tırmandırılmak istenen ve ümmetin birlik ve beraberliğini tehdit eden gerginlikler, <u>doğru bilgi ve sahih arayış içinde sürekli kendini yenileme gayreti</u>nde olan bir muhteviyat geleceğimizi aydınlatacaktır.</li>
<li>Bazı mezhepçi ve aşırı-zorlama yorumlara dayalı kimi dini akımların, Asya-Pasifik Coğrafyasındaki adalarda bin bir zorlukla varlıklarını devam ettirmeye çalışan Müslüman azınlıklardan yeni taraftarlar toplamak amacıyla oralara maddi imkânları seferber etmesi en hafif ifadeyle gayr-i ahlakiliktir.</li>
<li>Dini bilginin bilinen çerçevede işleyen yapısı, varlığımızı, güç ve irademizi besleyici karakterinden uzaklaşmış durumdadır. Bugün geleneğin müstakim takipçilerini izleyerek <u>ihya ve ıslaha ağırlık verip, müfredatımızı yeniden gözden geçirmek</u> suretiyle günün icapları içinde sağlıklı arayışlara fırsat tanınmalıdır.</li>
<li>Orta Doğu’da ortaya çıkan ve İslâm’ı tekeline alan, kendisi gibi inanmayanları tekfir eden, <u>ahlak ve hukuk tanımayan kirli savaşları cihat olarak telakki eden</u> bazı türedi anlayışların, Asya-Pasifik ülkelerindeki Müslümanlara sirayet etmemesi için bu coğrafyalardaki kadim dinî, kültürel ve tarihî dokunun korunması büyük önem arz etmektedir.</li>
<li>Asya-Pasifik ülkelerinde yaşayan yeni kuşaklara sağlıklı din eğitimi sunmak maksadıyla hazırlanacak müfredat ve programlar, <u>bilgiyi dinî ve gayr-i dinî diyerek bölmeyen</u>, insani ve toplumsal gerçeklikleri dikkate alan, geleneksel bilgi mirasıyla günümüz olgusunu birlikte değerlendiren, bilgi ve bilim üreten bir anlayışa sahip olmalıdır.</li>
<li>Dünyanın değişik bölgelerinde <u>azınlık statüsünde yaşayan Müslüman kardeşlerimizin dinî, sosyal ve kültürel varlıklarını koruma ve geliştirme</u> amacıyla başlatılan girişimleri sürdürmek ve çözüm önerileri için adımlar atmak öncelik arz etmektedir. Bu nedenle yakın zamanda gerçekleştirilmesi düşünülen “Dünya Müslüman Azınlıklar Kurultayı”na ilgili Asya-Pasifik ülkelerinin katılımları sağlanmalıdır.</li>
</ol>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığınca daha önce kurulan altı platformun öncülerinin bir araya getirildiği “Dünya Müslüman Dini Liderler Zirvesi”nin 2016 yılında İstanbul’da gerçekleştirilmesi teklifi de dikkate alınması gereken önemli bir vurgu olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uluslararası Aile Enstitüsü Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı</strong></p>
<p>Çatısı altında 6 kıtaya yayılmış 61 ülkeden üçyüzü aşkın gönüllü kuruluşu barındıran İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin (<strong>İDSB</strong>) 17 Ekim 2015 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantıda Uluslararası Aile Enstitüsü kuruluş çalışmalarının tamamlanması amaçlandı.</p>
<p>24-25 Ocak 2015 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen ve 30 ülkeden yaklaşık 500 STK temsilcisi, ilim adamı, akademisyen ve bürokratın katıldığı “Değişen Dünyada Bireyler Arası Etkileşim Ağı Olarak AİLE: Şefkat, Hürmet, Nezaket, Paylaşım” başlıklı İDSB II. Uluslararası Aile Konferansı’nda, İslam ümmeti adına aile sorunlarını araştırmak ve çözüm önerileri geliştirmek maksadıyla Uluslararası Aile Enstitüsü’nü (UAE) kurma kararı alınmıştı.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>17 Ekim 2015 Cumartesi günü İstanbul Berr Otel’de ilk toplantısını gerçekleştiren Yüksek İstişare Kurulu, Uluslararası Aile Enstitüsü’nün organizasyon yapısı, kapsamı, faaliyet tarzı, bütçesi gibi temel konular üzerinde müzakereler yürüttü. 17 ülkeden altmışa yakın temsilcinin katıldığı toplantıda, müzakere notlarını tasnif ederek tüzük, yönetim şeması, faaliyet takvimi ve bütçe gibi çalışmaları yapacak bir komisyon oluşturuldu&#8230;</p>
<p>Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının; sorunlarını farkettiğini, bu sorunları çözme iradesini ortaya koyduğunu, çözümü birlikte aramak ve bedel ödemek gerektiğini gayet iyi kavradığını gösteren bu her üç toplantıda emeği geçen sorumluluk bilinci yüksek zevata minnet ve şükranlarımı sunuyor, Rabbimizden bu fiili ve samimi duaları bereketlendirmesini niyaz ediyorum.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> http://sde.org.tr/tr/newsdetail/orta-dogu-dusunce-kuruluslari-bulusmasi-ankarada-gerceklestirildi/4395</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/‘i-asya-ve-pasifik-ulkeleri-musluman-dini-liderler-zirvesi’-istanbul’da-basladi…/29203</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Sonuç bildirisinin tam metni için bakınız: <a href="http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/i-asya-pasifik-ulkeleri-musluman-dinî-liderler-zirvesi-sonuc-bildirgesi-13-–-16-ekim-2015-istanbul/29210">http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/i-asya-pasifik-ulkeleri-musluman-dinî-liderler-zirvesi-sonuc-bildirgesi-13-–-16-ekim-2015-istanbul/29210</a></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> http://www.idsb.org/tr/?p=2028</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
