<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslam Birliği Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://p.fethigungor.net/etiket/islam-birligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://p.fethigungor.net/etiket/islam-birligi/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>FİKRÎ SORUNLARIMIZIN TEMELİNE İNEBİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2019 20:05:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP AKLI]]></category>
		<category><![CDATA[Arap Baharı]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLETİ]]></category>
		<category><![CDATA[ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[CÂBİRÎ]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[CORC TARÂBİŞÎ]]></category>
		<category><![CDATA[DEVALİBÎ]]></category>
		<category><![CDATA[EL-HİSBE Fİ’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[EL-İSTİŞRÂQ WE’L-MUSTEŞRİQÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EL-UMMETU’L-ARABİYYE]]></category>
		<category><![CDATA[ET-TEBŞÎR WE’L-MUBEŞŞİRÛN]]></category>
		<category><![CDATA[EZHERLİLER]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİRDE VAHDET]]></category>
		<category><![CDATA[Gibb]]></category>
		<category><![CDATA[İRAN FEYLESOFLARI İŞRAKİ]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM SOSYALİZMİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA DEMOKRASİ]]></category>
		<category><![CDATA[İSLÂM’DA SOSYALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[İŞTİRÂKİYYETU’L-İSLÂM]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBU’L-EMWÂL]]></category>
		<category><![CDATA[KİTÂBUL-HARAC]]></category>
		<category><![CDATA[KRAL FAYSAL]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR PROBLEMİ]]></category>
		<category><![CDATA[KURTUBA FEYLESOFLARI AKILCI]]></category>
		<category><![CDATA[MACAR MÜSTEŞRİK GOLDZİHER]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[MARAŞ’TAN MARAKEŞ’E FİKRİ TUNA]]></category>
		<category><![CDATA[Massignon]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK]]></category>
		<category><![CDATA[MİSYONERLİK VE MİSYONERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Kardeşler]]></category>
		<category><![CDATA[MUSTAFA ABDURRÂZIK]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Sıbai]]></category>
		<category><![CDATA[MÜSTEŞRİKLER]]></category>
		<category><![CDATA[NİHAT KEKLİK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖMER FERRUH]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM]]></category>
		<category><![CDATA[ORYANTALİZM VE ORYANTALİSTLER]]></category>
		<category><![CDATA[SAFA MÜRSEL]]></category>
		<category><![CDATA[Said Nursi]]></category>
		<category><![CDATA[ŞARKİYATÇILIK]]></category>
		<category><![CDATA[SÂTI BEY]]></category>
		<category><![CDATA[SIBÂ’Î]]></category>
		<category><![CDATA[SOSYAL ADALET]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fethigungor.net/?p=869</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum. Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce şahsiyeti, hâtıratı ve İslâm âlimlerine ilişkin değerlendirmeleri konusunda dört yazı yayımladığım merhum Fikri Tuna Hoca’nın bu yazıda İslâm âleminin halen yaşamakta olduğu temel problemlere ilişkin bazı tespit ve önerilerini, “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden örnek kabilinden iktibasla sunmak istiyorum.</p>
<p><strong>Bilerek ya da Bilmeyerek Sömürgecilere Uşaklık Etmemek</strong></p>
<p>Sömürge düzeninin keşif kolu olarak tanımladığı ırkçılık, oryantalizm ve misyonerlik meselesine dair üstat Fikri Tuna şu açıklamaları yapar:</p>
<p>“Sömürge düzeni sadece yeraltı ve yerüstü maddi servetleri elde etmekle yetinmez. Nitekim çok disiplinli ve çok kapsayıcı bir şekilde girmiştir İslâm âlemine. Askerî harekâta başlamadan önce ‘oryantalizm; şarkiyatçılık’ başladı. Amaç İslâmî ilimlerdi.</p>
<p>Bir taraftan sosyalizm, diğer taraftan Arap milliyetçiliği yayılıp giderken, ‘Arap Sosyalizmi’ni savunanlar da olmuştur, Amâra gibi. Câbirî de bunlardan olup bilhassa Fransız oryantalizmiyle sıkıfıkı idiler. Hasan Hanefi, Halepli Corc Tarâbişî gibi yazarlar hem Arap milliyetçiliğini hem de sosyalizmi birleştirip savunmuşlardır. Şimdi Türkiye’de Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizminin yayılış tarihi pek bilinmediğinden, bu adamların mazilerini ve gayelerini bilmedikleri için kitapları çevrilip yayınlanmıştır. Câbirî; “Arap aklı kavramını kullanmak aklımdan bile geçmedi.” diyor bir mektubunda. O, Sâtı Bey mezhebindedir. Tarâbişî; Arap olmadığını bildiğiniz hâlde onların etnisitesini nasıl inkâr eder, tamamen Batı emperyalizminin oyununa nasıl gelirsiniz?” diye soruyor Câbirî’ye. Bu yüzden <strong>onlardan yapılan tercümeler</strong> bir taraftan fayda sağlarken, diğer taraftan meseleleri karıştırdıkları için zarar vermiştir (s.283).</p>
<p>Câbirî sosyalist blokun en güçlü temsilcilerinden olduğu gibi Arapçıdır da. Tarâbişî ile Paris’te görüştüğümde üç ciltlik eserini vermişti bana. Bu eserinde Tarâbişî Câbirî’yi yerden yere vuruyor.</p>
<p>Sadece Câbirî değil, Ezherliler bile Abdünnâsır’ın etkisi altında kalmıştı. Bizde de Turancılıkla başlayan bir akım var. Nihat Keklik ofisime gelip <em>Türk-İslâm Ahlakı</em> başlıklı bir risale getirdiğinde bu şekilde bir başlık kullanmasını tenkit etmiştim (s.50).</p>
<p>Türk, Arap, Berberi, Kürt, Çerkes vb. ırkçılıkları dinin yerine ikame edilirse İslâm kardeşliğine ve birliğine zarar verir. <strong>Irkçılık üstünlük iddiasına dayanır</strong>. Bu ise ilmî esaslara muhalefet etmektir. “<em>Kullukum min Âdeme we Âdemu min turâb</em>: Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır.” diyerek Rasulullah (s) ırkçılık meselesini tamamen kapatır ve İslâm kardeşliğini savunur. Hangi ırk olursa olsun, ırkçılık ve sosyalizm İslâm birliğini bölmeyi amaçlar (s.283).</p>
<p><strong>Şarkiyatçılık</strong> hareketinin asıl gayesi Müslümanlar arasında şüphe yayarak onları İslâm’dan uzaklaştırmak ve İslâmiyet’i zayıflatmaktır. Güçlü Macar müsteşrik Goldziher gibi birkaç istisna dışında, Malik Bin Nebi’nin <em>el-İstişrâq we’l-Musteşriqûn</em> (Oryantalizm ve Oryantalistler) adlı eserinde de vurguladığı gibi <strong>İslâm’ı çarpıtarak anlatan</strong> kimselerdir. Hem şarkiyatçılık hem de misyonerlik faaliyetleri İslâm’ı zayıflatarak <strong>İslâm âlemini yıkmak</strong> hedefini gütmüş, fıkhi ve tasavvufi mezhepleri ayrı bir dinmiş gibi takdim etmişlerdir. Müslümanların içinden çeşitli bölgelerde bu müsteşriklerin etkisinde kalarak benzer fikirler savunanlar da çıkmıştır.</p>
<p>Bugünkü İslâm âleminin perişan durumu ve İslâm’dan uzak düşmeleri öncelikle Müslümanların kendi sorunudur. Ancak Amerika ve Rusya başta olmak üzere şarkiyatçılık ve misyonerlik hareketiyle kavram kargaşasına yol açmalarının bunda önemli bir payı vardır.” (s.265).</p>
<p><strong>Irkçılık, Misyonerlik ve Oryantalizm Üçlüsüne Karşı Dikkatli Olmak</strong></p>
<p>“Bu üç önemli hususu daha detaylı ele almak icap eder:</p>
<p><strong>1) Irkçılık</strong>: Batı İslâm’ı ırkçılıkla parçalamak istemiştir. İslâm’ı kaldırıp ırkçılığı bir ideoloji olarak yerleştirmek istemiştir. Bizde Turancılık… Akçuraoğlu Yusuf’un Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserinde bu husus çok net anlatılır. Osmanlıcılığı ve İslâmcılığı bertaraf edip Türkçülüğü savunuyor. Aynı şekilde Arap ırkçılığı… ‘Arap devletleri’ ve ‘Müslüman devletler’ diye kullanıyorlar şimdi Araplar. Birçok toplantıda bu yaklaşımı tenkit etmek zorunda kaldım, buna niye ihtiyaç duyuyorsunuz diye. ‘İslâm milleti’ niye yetmiyor diye (s.279).</p>
<p><strong>2) Misyonerlik:</strong> Kültür hareketlerinin dışında oluşan Türkçülük, Arapçılık, Berberilik gibi ırkçılık hareketleri şarkiyatçılığın ve misyonerliğin sonucu olmuştur. Dostum Ömer Ferruh <em>et-Tebşîr we’l-Mubeşşirûn</em> (Misyonerlik ve Misyonerler) isimli eserinde Lübnan, Suriye, Anadolu gibi yerlerde yetmiş adet okul açıldığını anlatır. Ajanlık yapan, sömürgeye öncülük eden kültürel kılıklı müesseselerdi bunlar. Misyonerlikten maksat sadece Hristiyanlaştırmak değildir. Lübnan’da ekalliyet ile çok uğraştılar, Berberilerle uğraştılar, ama başaramadılar.</p>
<p>İslâm’da ‘fikirde vahdet’ vardır. Bölge tanımaz. İslâm medeniyetinin simgesi, siması, ruhu birdir, çeşitli taksimler yoktur. Şimdi Kurtuba feylesoflarının akılcı, İran feylesoflarının işraki tarafları gibi parçalama yaklaşımları görülmektedir… (s.280).</p>
<p>Massignon, Gibb gibi müsteşriklerin amaçlarını Mustafa Abdurrâzık, eserinde çok açık anlatmıştır. Yani, sömürge sistemi, sadece maddi zenginlikleri değil, fikrî, ilmî ve medeni güçlerini de yok etmek, Müslümanları maziden koparmak ve kendi kendilerini tanımamalarını sağlamak ister. Tarihlerini, isimlerini, şahsiyetlerini değiştirmek… Buna <strong>fikir ve kültür emperyalizmi</strong> denir. Müslüman şahsiyetini yok ederek, bir daha İslâmî bir hareket ve güç doğmamasını temindir gaye. Sömürüde ‘fikir emperyalizmi’ çok büyük zarar verdi. Bizde bazı ilahiyatçılar bile bu tuzağa düşmüştür. İslâm düşüncesindeki düzgünlük ve dürüstlüğü yok etmek istediler.</p>
<p><strong>Irkçılık</strong> da kültür emperyalizmine girer. Turancılık alanında meşhur isimlerin bilinmesi gibi Arap milliyetçiliği denince bazı isimler akla gelir. Mesela, Sâtı Bey, Osmanlı Devleti’nde yüksek bir bürokrat ve üniversite hocası idi… Osmanlı Devleti çökünce Suriye’de, başka yerlerde bakanlık, müdürlük vb. görevler yapmıştır. Arap âlemi onu ‘Arapçanın ve Arapçılığın peygamberi’(!) kabul eder, bizdeki Ziya Gökalp gibi.</p>
<p>Sâtı Bey’in ana fikri şudur: ‘Irkı, sülâlesi, memleketi ne olursa olsun, Arapça yazan, Arapça konuşan herkes Arap’tır’. Arap milliyetçiliğini ortaya atıp disiplinize eden Sâtı Bey’dir. “<em>el-Ummetu’l-Arabiyye</em>: Arap Milleti”ni oluşturmak için çeşitli dilleri kat’i surette kabul etmiyor… (s.281).</p>
<p>… Başka tarafa kaymasın diye Cemal Abdünnâsır başkanlığında Arap milliyetçiliği teşvik edilmiştir. O, Arap milliyetçiliğini İslâm’ın yerine koymaya ve Müslüman Kardeşler’i bertaraf etmeye gayret etmiştir. Mısır’da Çerkes, Türk kim yaşadıysa Sâtı Bey herkesi Arap kabul eder. Sanırım Turancılardan etkilenmiştir.</p>
<p>İşin en tehlikeli boyutu, Arap milliyetçiliğinin İslâm’ın yerine geçirilmesidir. Onun için “Arap devletleri ve İslâm devletleri” diyebiliyorlar (s.282).</p>
<p><strong>3) Şarkiyatçılık:</strong> Batı gibi Doğu Avrupa da müdahil oluyor bu meseleye: <em>el-İştirâkiyye we’l-Arabiyye</em>; Sosyalizm ve Arapçılık. İslâm’ı da sosyalizm ile açıklıyorlar. Bu modaya uyan Şevkî: <em>el-iştirâkiyyûn we ente imâmuhum</em>: Sosyalistler… Sen onların önderisin.” demiştir Hz. Peygamber’e hitaben! “İslâm’da sosyal adalet var…” fikri, mal ve mülkiyetle, taksim ve idareyle ilgili bazı meseleleri cımbızla çıkarıp bir Arap sosyalizmi inşa ederek, bunu da İslâm’ın yerine geçirme projesi idi. Rusya burada çok etkin olmuştur. Ama İngiltere ve Batı da buna destek olmuştur.” (s.282).</p>
<p><strong>Arap Irkçılığına ve Eski Sosyalistlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p>“Ezher gibi dinî müesseselerde bile sosyalizm gayet normalmiş gibi karşılandı. Zamanın Ezher Şeyhi, Evkaf Bakanı Bakuri <em>iştirakiyye</em> ile ilgili makaleler yazdı. Ezher külliyelerinden mezun olanlar sosyalizm fikirleriyle meşbu şekilde mezun olmaya başladılar (s.282).</p>
<p>“İslâm’da sosyalizm”, “İslâm’da demokrasi” gibi kavramlara hiçbir zaman pirim vermedim. Sosyal adalet demek daha doğrudur. İktisadi mezheplerde İslâm’ın yaklaşımı diğer nizamlardan farklıdır, bir olayda benzeşmesi önemli değildir. <strong>İslâm kapitalizmle de komünizmle de bağdaşmaz</strong>. Safa Mürsel, Said Nursi’nin mutedil sosyalizmin İslâm’a yakın olduğunu söylediğini aktarır. Ama küll hâlinde mutabık değildir. Ebu Zerr’i, Hz. Ömer’i sosyalist yapmanın anlamı yoktur! Mustafa Sıbâ’î <em>İştirâkiyyetu’l-İslâm</em> (İslâm Sosyalizmi) adlı eseri sebebiyle ölürken ağlıyordu. Devalibî anlatır; “<em>İştirakiyye</em> kelimesini kullanmakla bütün hayır işlerimin sevabını kaybettim.” demiştir Sıbâ’î (s.283).</p>
<p>“İnsanlar üç şeyde ortaktır; su, ateş, otlak.” hadisini esas almıştı Sıbâ’î. Aslında <em>Kitâbul-Harac</em>, <em>el-Hisbe fi’l-İslâm</em> ve <em>Kitâbu’l-Emwâl</em> gibi üç eserin bir arada ele alınmasından ibaretti onun çalışması. Ancak, “Parlamenter olarak Moskova’ya gittiğimde <strong>sosyalizmin bir Yahudi tuzağı olduğunu</strong> anladım, onun için bu kelimeyi (<em>el-İştirâkiyye</em>) kullandığım için ağlıyorum.” diyerek pişmanlığını belirtmişti.” (s.284).</p>
<p><strong>Sahte Baharlara Aldanıp Ayazda Kalmamak</strong></p>
<p>“Arap sosyalizminin etkisi 1967 savaşına kadar devam etti. Arap-İsrail savaşında mesele değişti. Hep İsrail galip gelince, Arap milliyetçiliğinin ve sosyalizmin hiçbir mana ifade etmediği, dışarıdan sokulduğu anlaşıldı. Bu sebeple Arap milliyetçiliğine karşı bir hareket başladı. Mesela, <strong>Kral</strong> <strong>Faysal İslâm birliğini savundu</strong>, o kazandı, Nâsır’ın hareketi söndü gitti. Arap dünyası büyük bir çoğunlukla İslâm’a dönüyor artık. Mısır’da kadınlar çok açıktı. Kahireli Fikri Abaza Şam’a geldiğinde “Şam’da Allah’ı arıyorum.”(!) diye yazmıştı. Suriye ve Güney Yemen tamamen komünist olmuştu. Batı’nın desteğiyle İsrail’in gücü, Arap milliyetçiliğinin zilletini gösterdi, kendilerine geliyorlar artık.</p>
<p>Tunus’ta başlayıp birçok Arap ülkesini saran ‘Arap Baharı’ hareketi, bu ezikliğin, bu mağlubiyetin, bu despot idarelerin bir neticesi olarak karşımıza çıktığı görüşü savunulduysa da sonunda bunun da <strong>Amerika ve Batı’nın tuzağı</strong> olduğu ortaya çıkmıştır. Batı’da her gün değişiklik olduğu halde İslâm âleminde Birinci Dünya Savaşı’ndan beri <strong>değişim olmadı</strong>, sosyal haklarda bir adım ilerleme olmadı. İnsanların tahammül gücü kalmadı. Amerika’nın Cibuti’de, Afrika’da… dünyayı ihata etmek için kurduğu tuzaklar var, acaba bu hareketlerde onun parmağı var mı? ‘Anarşiye boğulan insan hangi değneği uzatsan sarılır’ mantığı mı kullanılıyor? (Suriye de) Libya gibi yem mi olacak yine, diye bir tedirginlik de var. Çok gizli ve hasis bir plan varsa, sömürüye elverişlilik devam ediyor mu diye düşünmeden duramıyor insan (s.284).</p>
<p>Malik Bin Nebi’nin Kültür Problemi isimli kitap serisinde büyük bir maharetle açıkladığı üzere hiçbir sömürünün ‘sömürülmeye elverişlilik&#8217; durumu olmadan tahakkuk edemeyeceğine dikkat çeken Fikri Tuna’nın; birliği temin edemeyen milletlerin parçalanmaya ve güçlü devletler tarafından sömürülmeye mahkûm olduğunu, Allah Rasulü’nün (s) “Mümin bir delikten iki defa ısırılmaz.” hadisi gereğince, düşmanlarımızdan yardım beklemeyi bırakıp, fedakârca bütün imkânları seferber edip yapabileceğimizin en iyisini yaparak sömürüye elverişlilikten nasıl kurtulabileceğimize ilişkin tespit ve önerilerini inşâAllah gelecek haftaki yazımızda aktaracağız.</p>
<p>Üstat Fikir Tuna’nın; yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki gözlem ve tahlillerini, yakın tarihimizin önemli şahsiyetleriyle buluşmalarını ve onlar hakkındaki değerlendirmelerini, İslâm, kapitalizm, sosyalizm, kavmiyetçilik, ırkçılık, sömürgecilik, sömürüye elverişlilik, hilafet, ahlak ve özeleştiri gibi önemli konulardaki görüşlerini “Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna” isimli eserimizden okuyarak bu mühim tecrübe ve tahlillerden en iyi düzeyde istifade etmenizi temenni ediyorum.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Fethi Güngör; <strong>Maraş’tan Marakeş’e Fikri Tuna</strong>, Pınar Yayınları, İstanbul 2019, 407 s., http://pinaryayinlari.com/kitap.php?id=928</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/mutefekkir-ulemadan-istifade-edebilmek/fikri-sorunlarimizin-temeline-inebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EBU ZEHRA’NIN “İSLAM BİRLİĞİ” MODELİNİ DEĞERLENDİRMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[ubeydg]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Feb 2017 09:04:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Abbasiler]]></category>
		<category><![CDATA[Acem]]></category>
		<category><![CDATA[arap]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Araplar]]></category>
		<category><![CDATA[Aynu Calût]]></category>
		<category><![CDATA[Baybars]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Çerkes]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Hilâfetu’r-Râşide]]></category>
		<category><![CDATA[el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî]]></category>
		<category><![CDATA[Emeviler]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî]]></category>
		<category><![CDATA[es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh]]></category>
		<category><![CDATA[Fas]]></category>
		<category><![CDATA[Gerlof Van Vloten]]></category>
		<category><![CDATA[İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Reis]]></category>
		<category><![CDATA[Kuzey Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Libya]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmed S. Hatiboğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı devleti]]></category>
		<category><![CDATA[Pers]]></category>
		<category><![CDATA[Persler]]></category>
		<category><![CDATA[Şam]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Tunus]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yahudiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=461</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Müslüman halkların maruz kaldığı sorunlara çözüm yolu ararken çıkışın yolunu bulmak için bizden önce imâl-i fikr etmiş muhterem zevatın yazdıklarını incelemek, onların meseleyi nasıl teşhis edip ne gibi çözüm modelleri ortaya koyduklarını anlamak icap etmektedir. Yakın ve uzak tarihimizde mütefekkir ve ulemanın ortaya koymuş olduğu birikimi incelerken mütalaa ettiğim eserlerin özünü, ana ve ara başlıklar ve bazen zorunlu geçiş cümleleri ilave ederek orijinal fikri ve kurguyu muhafaza ederek okuyucuya aktarmaya gayret ediyorum. Koyduğum çerçeveyi olabildiğince ince ama sağlam tutarak yazı dizileri oluşturuyorum. Bu gayretimle eş zamanlı olarak birkaç kitabın materyalini de bir taraftan hazırlamış oluyorum. Dolayısıyla dizi yazılarda sadece bir yazı okunduğunda noksan kalan hususlar ya da başka bazı mahzurlar ortaya çıkabilmektedir. Ancak, takdir edersiniz ki tam sayfa da olsa bir gazete sayfasını daha fazla zorlamak mümkün değildir. Geçtiğimiz dört hafta boyunca allâme Muhammed Ebu Zehra’nın Beyan Yayınları arasında Arapça ve Türkçe metinleri bir arada çıkan “İslam Birliği” kitabını ana hatlarıyla özetlemiştim.</p>
<p>Özetle iktibas formatında sizlere sunduğum yazılara çok kıymetli yorum ve değerlendirmelerle katkı yapan hocalarım, dostlarım, okuyucularım oldu. Bir kısmı şahsi sitemde yayımlanan yazıların altına yorum şeklinde düşülen bu katkıları yine özetle bu haftaki yazımda değerlendirmek istiyorum. Zira, bu pek kıymetli katkılar yazıların amaçladığı fikrî kıvamın daha sağlıklı teşekkül etmesi açısından önem arz etmektedir.</p>
<p>Elektronik posta, vatsap, yazı altında yorum ve telefon yoluyla ya da yüzyüze kanaatlerini paylaşan tüm dostlarıma can u gönülden şükranlarımı sunarak, son dört yazıya ilişkin bazı yorum ve katkıları sırasıyla ve özetle takdirlerinize sunuyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Tarihçesini Ebu Zehra’dan Okumak</strong></p>
<p>İlk yazıyla ilgili olarak Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan 11 madde halinde özetle iktibas ettiğim “İslam Birliği” düşüncesinin ondört asırlık tarihçesine yapılan yorum ve katkılardan bir tanesini özetle aktarmakla yetineceğim. Muhterem Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt hocamın uzun, detaylı, gerekçeli ve belgeli değerlendirmesinin -yer tahdidi nedeniyle- bazı okurların da itiraz sadedinde yorum yaptığı hususlara ilişkin bölümlerini sizlerle paylaşıyorum:</p>
<p>“- Merhum Muhammed Ebû Zehre’nin; “Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi.” ifadeleri tarihî gerçeklerle uyuşmayan bir yargıdır. Müslümanların, fethettikleri yerlerin yerel dilleri yerine Arapçayı koymaları, tamamen hicrî beşinci asırda gerçekleşmiş bir olgudur. Emevîler dönemi boyunca, valiler emirnamelerini Yunanca yazmak zorunda kaldılar, Doğu Roma ve Perslerden kalan bürokratlarla yönetimi yürüttüler ve o dönemde Araplardan başka Arapçayı konuşup anlayabilen hiçbir milletten söz edilemez. Kaldı ki, el-Hilâfetu’r-Râşide döneminin yarısından sonra başlayan ilk ihtilaflarda da Arapça konuşmayan Müslümanların hiçbir dahli yoktur. Ayrıca, Hâricîlerin tamamı, orijinal ve hiç şehir görmemiş bedevî Araplardır. Buna göre, eğer “Müslümanlar arasındaki parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olmasının en belirgin işareti dil konusunda yaşanan ayrılık” olsaydı Arab’ın en fasihi olan İmam Ali (r.) Hâricileri ikna ederdi.” (Dimitri Gutas, Yunanca Düşünce Arapça Kültür, Bağdat’ta Yunanca-Arapça Çeviri Hareketi ve Erken Dönem Abbâsi Toplumu, çev. Lütfü Şimşek, Kitap Yayınevi, 5. Basım, İstanbul, 2011).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Mo</strong><strong>ğ</strong><strong>ollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler.” yargısı da tarihi gerçeklerle çelişmektedir. Doğrusu, Emevîlerin fethettikleri yerlere bir ilave yapmayan Abbâsiler, miras olarak kondukları toprakları, hiçbir zaman tam bir birlik hâlinde yönetemediler. Genellikle Pers bürokratların elinde götürülen yönetim, çoğu Türk ve Çerkes olan Orta Asya ve Kafkas kökenli paralı askerlerin eliyle iç ve dış güvenliği sağladılar. Ayrıca Moğollar, Kafkas kökenli Baybars tarafından Aynu Calût’ta bozguna uğratılınca, Suriye ve Şam’a girme imkânını elde edemediler.</p>
<p>&#8211; Osmanlı Devleti, halkı Müslüman olan hangi Arap ya da Acem beyliklerinden cizye almış, Ebû Zehre bu kanaatini hangi delile dayanarak söylemektedir, gerçekten de öğrenmek isterim. Tam aksine, ganimetçi Arap Emevîlerinin gerek Orta Asya’da gerekse Kuzey Afrika’da, yeni Müslüman olmuş halkları, tam Müslüman olmadıkları gerekçesiyle, yeniden fethedip, mallarını ganimet, kızlarını cariye olarak gasp ettiklerine, tarihte fazlaca örnek vardır. (Gerlof Van Vloten (1866-1903), Recherches sur La Domination arabe, le Chiitisme et les Croyances messianiques sous le Khalifat des Omayades, Amsterdam, 1894. trc. Mehmed S. Hatiboğlu, Emevî Devrinde Arab Hâkimiyeti, Şîa ve Mesîh Akideleri Üzerine Araştırmalar, A.Ü.İ.F.Y. No: 172, Ankara, 1986. Ayrıca “Endülüs’te Hadis ve İbn Arabî” adlı doktora tezimdeki “Hâricî Ayaklanmaları” ve “İfrîkiye’de Hâricîliğin Yayılması” başlıklı bölümlere bakılabilir. A.V. Kurt).</p>
<p>&#8211; Ebû Zehre’nin “Tarih, Osmanlı Devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm Devleti’nin yıkılışına karşı sessiz kalmasını asla unutmadı.” yargısı da tarihî hakikatlerle uyuşmamaktadır. Şayet o sırada, yeni yeni kurulmakta olan Kemal Reis (ö. 916/1510) ve Burak Reis (ö. 904/1499) komutasındaki Osmanlı Donanması Akdeniz’de olmasaydı, şu anda Libya, Tunus, Cezayir ve Fas’ta Arap ve Berberi Müslümanlar kalmazdı. Ayrıca, Endülüs’te yenilgiye uğratılan Müslümanlarla sürülen Yahudilerin bir kısmı, bu deniz desteği olmasaydı İslâm dünyasının tercih ettikleri yerlerine yerleşme imkânına asla sahip olamazlardı. (TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddeleri).</p>
<p>Son olarak, Ebû Zehre’den “İslam Birliği” fikrinin tarihçesine ilişkin madde madde iktibas edilen çok kıymetli özetler, ilk baskısı 2013’te, Lübnan’da, el-Merkezu’l-İslâmî es-Sekâfî tarafından yapılmış olan, es-Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallâh’ın, “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye Hutuvât Nahve’t-Tatbîk</em> (İslam Birliği: Uygulamaya Dönük Adımlar)” adlı eseriyle karşılaştırılarak müzakere edilirse daha birleştirici bir sonuç alınması mümkün olacaktır.” (Yrd.Doç.Dr. Ali Vasfi Kurt).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’ni Muttaki Ulema Önderliğinde Tesis Etmek</strong></p>
<p>“İslam, insanlık için indirilmiş en mükemmel bir hayat nizamı olduğu ve onu kabul eden İslam Milletinin de dünyaya nizam verecek yegâne hâkim güç olması gerektiği hâlde günümüzde Müslümanların sefalet içinde yaşamaları, Müslümanların İslam’ı anlamada ve yaşamada bir noksanlıkları olduğunu göstermektedir. İnancının temel umdesi <strong>tevhit</strong> olan bir İslam toplumunun <u>tefrika bataklığında çağdaş müşriklerin zulmü altında inlemesi</u> akıl ve mantıkla bağdaşacak bir durum değildir. Onlarca yıl önce Müslümanların birliğini sağlamak için bir teklifte bulunan Muhammed Ebu Zehra&#8217;ya katılıyorum. Konu güncellenerek <u>bütün İslam ülkelerinden bir <strong>ulema heyeti</strong> oluşturup ilmî bir çalışma yapılması bu ümmet üzerine bir vazifedir</u>. Dünyada aydınlık bir gelecek için bu ümmetin birliğine ihtiyaç vardır. Bu gibi çalışmalar inşaAllah bu konunun fitilini ateşlemiş olur.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>“İslam bütün dinlerin üstünde mükemmel bir din, bütün ideolojilere en akılcı cevap veren bir düşünce sistemi, bilim ne kadar şüpheden arındırılmışsa onunla o kadar arkadaş, sanatla evreni birleştiren, en ilkel toplumları eğiterek dünyada yeni bir medeniyet ortaya koyan bir nizamdır. Üstelik bu nizamın yayıldığı coğrafyaya baktığımız zaman yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. Bu <u>yeraltı ve yer üstü zenginlikleri yerli yerinde kullanıldığı zaman dünyada hiçbir Müslüman aç kalmaz ve ülkelerin en müreffeh toplumu olurlar</u>. Bu imkânlara rağmen açlık ve sefalet bu ümmetin başındadır!</p>
<p>Bu ümmetin nüfus yapısına baktığımız zaman Batı toplumuna göre daha genç, daha dinamik ve daha zekidir. Bu ümmetin gençliği değerlerine bağlı olarak eğitilmiş olsa, değil ümmetin selameti, üç asırdır Batı medeniyeti tarafından talan edilmiş gezegenimiz kurtulur. Ne yazık ki bu ümmetin gençliği İslam’ı karalamak için Batılı ağa babaları tarafından terörün kucağına itilmiştir. Bu ümmet İslam’dan uzak yaşamaktadır.</p>
<p>Bunca imkâna rağmen bu ümmet neden sefalet içinde düşmanları tarafından ezilmektedir? Bu soruya cevap olarak Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce tespit ettiği sorunlar hâlâ yerinde duruyor. <strong>Sorun Müslümanın İslam’ı şartsız anlayarak teslim olmamasından kaynaklanmaktadır</strong>. Tağuti güçler Müslümanları ezerken biz hâlâ ırk, mezhep, meşrep ayrılıkları içinde birbirimiz yemekteyiz. Asabiyet iliklerimize o kadar işlemiş ki iyi kötü ümmetin birliğini sağlayan Osmanlı’yı böldük ve onun topraklarında kırk üç devletçik olduk, yetmedi hâlâ ırkçılıkla parçalanmaya çalışıyoruz. İslam’ı da kendi asabiyetimize göre yorumluyoruz. Bir de her biri ayrı telden çalan meşreplerimiz var. Başlarında <u>olağanüstü özelliklere sahip(!) sözde kanaat önderleri dini kendi makam ve mansıpları doğrultusunda yorumlayarak bu ümmeti darmadağın etmişlerdir</u>.</p>
<p>Artık yeter; bu menfur sorunları ortadan kaldırarak bu ümmeti İslam’la buluşturmak gerekir. Bu kutlu eylemi gerçekleştirmek için Müslüman âlimlere, siyasetçilere, sanatçılara çok iş düşmektedir. Her İslam ülkesinde <u>Müslüman âlimler geniş yelpazeli bir heyet oluşturarak İslami anlayışta birlik ve farklılıklarda hoşgörüyü hâkim kılmalıdırlar</u>. Ümmetin birliğini sarsan istismarcı şarlatanlara meydan vermemelidirler. Ümitsiz olmaktan Allah’a sığınırım, inşaAllah bir gün bunların hepsi gerçekleşecektir.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Millet-i İslam Camiası”nı Kurabilmek</strong></p>
<p>“Müslümanlar şahsi çıkarlarını ve meşrebini imanının ve Allah&#8217;ın emirlerinin önüne geçirmez ise Müslümanca bir tavır ortaya koymuş ve ittihat için en büyük adımı atmış olurlar. Fertte başlayan bu bilinç toplumu kuşattığında Allah’ın izniyle yazınızda çeşitli isimlerle isimlendirdiğiniz o İslam Birliği kurulur.” (N. Yavuz).</p>
<p>“İnanç esaslarının birinci şartı <strong>tevhit</strong> olan bu ümmetin birbirini yiyen bin bir fırkaya bölünmüş olması Müslümanların İslam’la olan bağlarını sorgulanmalarını gerektirmektedir. Bu ümmet <u>dinini okur, öğrendiğini düşünür, düşündüğünü yaşar; sonra da kendi gibi yaşayanlarla toplumunu kurarsa</u> Allah bunun karşılığını elbette verecektir. Muhammed Ebu Zehra’nın onlarca yıl önce vurguladığı gibi Müslümanlar <u>tefrikaya giden bütün yolları tıkamalı; fitneden, nifaktan hassasiyetle kaçınmalıdır</u>. Farklılıklarımızı tevhit inancı içinde zenginliğimiz kabul etmeli ve tevhit inancını toplum yapısına yansıtmalıyız. Aksi takdirde birbirinin kusurlarına razı olmayan bu ümmet haçlı sürülerinin bombaları altında ezilmeye devam edecektir.</p>
<p>Günümüz şartlarına göre dünya Müslümanlarının <u>tek devlet</u> olmasının bir anlamı yoktur. Demokratik yollardan İslami hükümetlere kavuşan ülkeler önce ekonomik bakımından, sonra savunma alanında birlik olurlar ve en son siyasi birlikteliği tesis ederler. Tevhit inancına yakışır bu birlik de dünyadan zulmü ve sömürüyü kaldırır. İnsanlık rahat bir nefes alır. Zira, <u>dünya Müslümanların nefesine muhtaçtır</u>.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ebu Zehra’nın “İslam Birliği” Eserinin Altmışlı Yılların Başında Yayımlandığını Hatırda Tutmak</strong></p>
<p>Dönem başkanlığını hâlen Türkiye’nin yürüttüğü İslam İşbirliği Teşkilatı’nı gerçek bir “İslam Birliği”ne dönüştürmenin imkânı ayrı bir çalışmanın konusu olup farklı birçok öneri yanında öne çıkardığım “<u>Millet-i İslam Camiası</u>” terkibini garipseyen bir akademisyen hocama, Ebu Zehra’dan özetle iktibas ettiğim yazılarımın başında -eserin 60 yıl öncesinin şartlarında yayımlandığı notunu düştüğümü hatırlatıyorum.</p>
<p>Üstad Ebu Zehra’nın “İslam Birliği”ne ilişkin görüşlerini özetleyen yazılarıma iki ayrı profesörden, ümmetten ümitleri kalmadığı, bizi ancak Allah’tan gelecek bir mucizenin kurtarabileceği, İslam birliğini ütopya gördükleri, Müslümanların daha İslamiyet’in ne olduğunu bilmedikleri, belki menfaat görürlerse böyle bir birlikte yer alabilecekleri mealinde yorumlar geldi.</p>
<p>En çetin şartlarda bile umudumuzu muhafaza etmek psikolojik bir eşiktir. Bu eşiğin altında kalan hiçbir girişimin muvaffak olması beklenemez. Çünkü o baştan kaybetmiştir. Allah’ın yasakladığı yeis hâlidir bu. Kurtuluş umudunu mucizeye bağlamak da yöntem olamaz, zira mucize bir hayat tarzı değildir. Sosyal hayatta geçerli olan sünnetullah’tır, Allah’ın kâinata, tarihe ve topluma koyduğu değişmez yasalarıdır. Bu yasaları çiğneyen, her kim olursa olsun bedelini ağır öder.</p>
<p>Uzun soluklu faaliyetlerle, insanca, medeni bir hayatı ilkeli bir yürüyüşle birlikte inşa etme çabamızı sürdürmek ve her daim Allah’ın huzurunda olduğumuz bilinci ve sorumluluğuyla hareket etmek, O’nun dışında hiçbir varlıkta ilahi güç vehmetmemek icap etmektedir.</p>
<p>Mevcut vahim görüntümüze rağmen en yüksek düzeyde ümitvar olmamız gerekir. Müslümanlar perişan olmalarına yol açan büyük hatalarından mutlaka dersini alacak, vaziyeti akl-ı selim ile değerlendirip tüm sorunlarımıza kalıcı çözümler geliştirecektir. Bizim bütün bir İslam âlemi olarak içine itildiğimiz fitne ateşine yeni odunlar taşımadan bu ateşi bir an önce söndürecek, ümmetin garip evlatlarını iki asırlık sömürge sürecinden kurtaracak ve sağlıklı bir ümmete dönüşmesinin zeminini oluşturacak bir mücadele yürütmekle mükellefiz. Büyük insanlık ailemizin ihtida edecek fertleri de elbette ümmetin derlenip toparlanmasında önemli katkılar yapabilecektir. Bir ucundan toparlanmaya ve ayağa kalkmaya başladığında İslam ümmeti mevcut sorunlarını hızla çözebilecek potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.</p>
<p>Yazılarıma olması gereken kıvamı verdikleri için tüm katkı sahiplerine şükranlarımı sunuyorum. Ümitvarız, doğru soruları sorup acı cevaplarla yüzleşmeye başlayan ümmetimiz, kendisinden beklenen rolünü üstlenecek, sadece kendisinin değil bütün bir insanlığın dertlerine deva olacak adil bir nizamı mutlaka tesis edecektir. Rabbim bizlere inisiyatif alarak izzetimizi yeniden kuşanabilme liyakati bahşetsin.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 208 s.</li>
</ul>
<ul>
<li>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>Dünya İslam Birliği</strong>, çev. Prof.Dr. İbrahim Sarmış, Konya: Esra Yayınları.</li>
</ul>
<ol>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</a></li>
<li><a href="http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/">http://fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/ebu-zehranin-islam-birligi-modelini-degerlendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“MİLLET-İ İSLAM CAMİASI”NI KURABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2017 09:43:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Bir Ümmet Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[3:118]]></category>
		<category><![CDATA[60:8-9]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Enbiyâ 21:92]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât 49:10]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Ülkeleri Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide 5:51]]></category>
		<category><![CDATA[MİLLET-İ İSLAM CAMİASI]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Müminûn 23:52]]></category>
		<category><![CDATA[Mümtehane]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Halklar Topluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:75]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet-i Muhammed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=458</guid>

					<description><![CDATA[Dünya nüfusunun üçte birine yakın çoğunluğunu ve en dinamik kesimini oluşturan Müslümanların, ayırıcı vasıflarını ve ayrılığa yol açan konuları bir kenara koymaları, birleştirici vasıflarını öne çıkararak ön şart koşmaksızın “Müslüman Halklar Topluluğu”, “İslam Ülkeleri Topluluğu”, “Millet-i İslam Camiası” gibi bir kuşatıcı isim altında ivedilikle bir şemsiye kuruluş oluşturmaları gerekmektedir. Büyük çoğunluğun katılımıyla kurulacak böyle bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya nüfusunun üçte birine yakın çoğunluğunu ve en dinamik kesimini oluşturan Müslümanların, ayırıcı vasıflarını ve ayrılığa yol açan konuları bir kenara koymaları, birleştirici vasıflarını öne çıkararak ön şart koşmaksızın “Müslüman Halklar Topluluğu”, “İslam Ülkeleri Topluluğu”, “Millet-i İslam Camiası” gibi bir kuşatıcı isim altında ivedilikle bir şemsiye kuruluş oluşturmaları gerekmektedir. Büyük çoğunluğun katılımıyla kurulacak böyle bir çatı kuruluş, mevcut sorunlar yumağının büyük bir hızla çözümlenmesine ve Ümmet-i Muhammed’in muazzam enerjisini yeniden toparlayarak sadece Müslüman toplumu değil, bütün bir insanlığı İslam’ın muhteşem ufkunda güvenlik ve huzura kavuşturmaya hizmet edecektir.</p>
<p>Müslüman toplulukları bir camia hâlinde bir araya getirme zorunluluğunu; engelleri, şartları ve uygulama modelleri açısından Muhammed Ebu Zehra’nın ‘İslam Birliği’ isimli eserinden -eserin altmışlı yılların başında yayımlandığını hatırda tutarak- birlikte okuyalım:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Ç</strong><strong>eki</strong><strong>ş</strong><strong>melerden Uzak Durarak Bir Bedenin Uzuvları Gibi Bütünleşmek</strong></p>
<p>“… Siyaset konuşulduğunda bazı şüpheler harekete geçer. Şüphelerin oluşturduğu toz bulutlarının arasında düşman saldırmak için bir giriş bulur. Daha sonra ise bu gediği Müslümanlar arasındaki ayrılık ve bölünmeyi büyütmek için genişlettikçe genişletir. İnsanların farklılaşan arzuları çoğalınca <u>cemaatler b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>n</u><u>ü</u><u>r, b</u><u>ö</u><u>ylece g</u><u>ü</u><u>ven ortadan kalkar ve ayrılık ger</u><u>ç</u><u>ekle</u><u>ş</u><u>tir</u>. Böylece, Allah’ın sıkıca bağlanmasını emrettiği <u>ba</u><u>ğ</u><u>ı koparanlar</u>, konuşmak için açık ve geniş bir alan bulmuş olurlar. Ardından kendi üstünlüklerini ilan eder ve diledikleri ve <u>arzuladıkları ne varsa onun propagandasını yaparlar!</u>&#8230; (s.167).</p>
<p>Bizlerin şu konuda görüş birliğine varmamız yeterlidir: Müslümanların <u>siyasi ve ekonomik a</u><u>ç</u><u>ıdan sağlam bir birlik olu</u><u>ş</u><u>turması</u> ve tek bir vücut olarak birleşmiş bir kitle hâline gelmeleri bu yolla da Rasulullah’ın (s) şu kavlinin manasını gerçekleştirmeleri icap eder:</p>
<p>“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”</p>
<p>(Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</p>
<p>“Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta; kardeşlikte ve dostlukta birbirlerine çok sağlam bir şekilde kenetlenmiş bir bina gibidirler.” (Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5, Edeb 36; Müslim, Birr 65; Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sorumluluklarımızı Kuşanarak Allah’a Kul Olma Görevimizi Birlikte İfa Etmek </strong></p>
<p>Kur’an, Sünnet ve Selef-i Salihîn icmaı gereğince Müslümanların üzerinde karar kıldığı <strong>sorumlulukların ilki</strong>; İslam’ın belirlediği <u>genel karde</u><u>ş</u><u>lik prensibi uyarınca</u> <u>aralarındaki anla</u><u>ş</u><u>mazlıkları ortadan kaldırmaları</u> ve içlerinden <u>bir grubun yekdi</u><u>ğ</u><u>erine zulmetmesine g</u><u>ö</u><u>z yummamaları</u>dır:</p>
<p>“Müminler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız!&#8230;” (Hucurât 49:10).</p>
<p>Kur’an-ı Kerim, Müslümanların, kendi sorunlarını çözebilecek ve anlaşmazlıklarını giderebilecek insanlardan oluşan bir toplum olduklarını, İslam’ın ilkelerinin onların arasını düzelteceğini ifade etmektedir.</p>
<p><strong>İkinci</strong> <strong>sorumluluk</strong>; her bir Müslümana ferden ferda ve İslam toplumunun tamamına birden yüklenmiştir: Müslümanlar, içlerinden birine düşmanlık eden kimseye karşı topyekûn cephe almak zorundadırlar. Her kim bir İslam beldesini karşısına alırsa tüm Müslümanları karşısına almış olur. İslam topraklarının her karışı Müslümanlara aittir. Son Nebî’nin (as) Rumlarla savaşmasının sebebi, Şam’a giden bazı Müslümanları katletmeleriydi. Nitekim bu şekilde davranmak, Müslümanların tek bir ümmet olmasının doğal bir gereğidir (s.169-173):</p>
<p>“(Ey insanlar!) Kesinlikle bu (elçilerin takipçilerinden oluşan) ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin (bir tek) Rabbinizim: şu hâlde sadece Bana kulluk edin/ Bana karşı sorumluluğunuzu yerine getirin!” (Müminûn 23:52, Enbiyâ 21:92).</p>
<p>“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede bir başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez…” (Buhârî, Mezâlim 3 vd.).</p>
<p><strong>Ü</strong><strong>çü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong> <strong>sorumluluk</strong>; İslam düşmanlarının zayıf düşürdüğü ve hakir gördüğü Müslümanlar adına, din kardeşlerini bu değersizlik batağından kurtarıp özgürleştirene dek onları küçük düşürenlerle savaşmalarıdır. Bunun amacı; Müslümanların güçlü kılınması, Allah’ın sözünün yüceltilmesi ve dinleri hususunda kendilerini fitneye düşürecek kimselerin Müslümanlar tarafından durdurulmasıdır:</p>
<p>“Size ne oluyor da Allah yolunda “Ey Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu beldeden kurtar ve rahmetinle bize sahip çıkacak bir koruyucu ve destek olacak bir yardımcı gönder!” diye yalvaran güçsüz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?” (Nisa 4:75).</p>
<p>Bu sorumluluk; İslam’ın her bir beldesinden Müslümanların din kardeşlerine yardımcı olmalarını talep etmektedir. O hâlde, girdikleri topraklarda azgınlıkla Müslümanlara zulüm, aşağılama ve zilleti reva gören, İslam topraklarından herhangi birini ayaklar altına alma cüreti gösteren tüm zalimleri bu diyarlardan çıkarmak Müslümanların boynuna borçtur. Bu kutsal sorumluluğu yerine getirmediğimiz takdirde İslam’ın ilkelerini kendimize lâyıkıyla prensip edinmiş, tek bir ümmet hâline gelmiş ve Kur’an’ın hükümlerine boyun eğmiş sayılmayız. (s.175).</p>
<p><strong>Dörd</strong><strong>ü</strong><strong>nc</strong><strong>ü</strong><strong> sorumluluk</strong>; iman ehlinin müminlerle dost olmaları, İslam düşmanlarını dost edinmemeleri ve Müslümanlar aleyhinde onlarla dostluğu sürdürmemeleri için ellerinden geleni yapmalarıdır:</p>
<p>“Allah size, sizinle din savaşı yapmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselerle iyilik ve fedakârlığa dayalı bir ilişki geliştirmenizi yasaklamaz: Çünkü Allah fedakâr olanları pek sever. <u>Allah size, yalnızca sizinle din savaşı yapan ve sizi yurtlarınızdan çıkaran veya sizin çıkarılmanıza destek verenlerle dostluk kurmanızı yasaklar</u>: Artık kim <u>onlarla dostluk kurarsa</u>, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.” (Mümtehane, 60:8-9).</p>
<p>O halde bir Müslümanın, Müslümanların vatanlarından sürülmelerini destekleyenlerle dostluk ilişkisi kurması doğru olmaz. Aynı şekilde Müslümanlara karşı zorbaca tasarruflarda bulunan ve onları ele geçirilecek bir ganimet, tüketilecek bir gıda ve düşmanlarına karşı kullandıkları orduları için bir malzeme olarak gören kimselerin de dostluğu kabul edilemez bir iştir. Nitekim bu kimselerin yegâne amacı <u>İslam</u><u> topraklarını yakıp yok etmek</u> ve İslam düşmanlarını koruyup kollamaktır. Dolayısıyla, <u>Müsl</u><u>ü</u><u>manların gayrim</u><u>ü</u><u>slimlerle</u> <u>velayet içeren dostluk ilişkisi kurması</u> veya bir din kardeşinin karşısında cephe alması caiz değildir (s.177):</p>
<p><strong>Beşinci sorumluluk</strong>; herhangi bir İslam beldesinin başında bulunan yöneticinin, siyasi olarak gayrimüslimleri <u>sırda</u><u>ş</u><u> ve g</u><u>ü</u><u>venilir kimse</u>ler olarak yanında bulundurmasının caiz olmayışıdır. Bu, Kur’an-ı Kerim’de açık nasla yasaklanmış bir husustur (s.179):</p>
<p>“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizden olmayan kişileri dost (sırdaş) edinmeyin. Onlar <u>sizi yoldan çıkarmak için</u> ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler ve sizi sıkıntıda görmekten hoşlanırlar. Şiddetli öfke ağızlarından taşmaktadır; kalplerinde sakladıkları ise daha da kötüdür. Biz (bununla ilgili) işaretleri sizin için (işte böylesine) açık ve anlaşılır kıldık, eğer aklınızı kullanırsanız!” (Âl-i İmran, 3:118).</p>
<p>Yukarıda sayılan bu sorumluluklar, üzerinde ümmetin icma ettiği gerçekler olup din açısından <u>zaruri</u> görülürler. Nitekim Kur’an-ı Kerim bu hususları kesin bir şekilde vurgularken sünnet de bu hususları açıkça ortaya koymuştur…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yerel Âdetleri Koruyan Bir “Millet-i İslam Camiası” Kurabilmek</strong></p>
<p>Son asırlarda İslam toplumlarının ve bölgelerinin birbirlerinden koparak uzaklaşmış olmaları her bir bölgenin kendi medeniyet temellerine özgü gelenekleri benimsemesine yol açmıştır. Bu sebeple bu topraklarda hükmeden bir sistemin, -İslam’a aykırı olmadığı sürece- hoş görülecek olan yerel örf ve âdetlerle uyumlu olması kaçınılmazdır.</p>
<p>Yaşadığımız zaman diliminde <u>tek bir </u><u>İslam</u><u> devleti kurma </u><u>ç</u><u>a</u><u>ğ</u><u>rısında bulunmak</u> isabetli değildir. Zira bu çağrı mevcut yöneticileri çok rahatsız edecek, hükmettikleri alanın ellerinden gitmesi korkusuna yol açacak, dolayısıyla böyle bir tehdit karşısında tedirgin olmalarına neden olacaktır. İşte bu durumda bir kral veya yöneticinin ‘İslam Birliği’ fikrine karşı doğrudan cephe alması, bu fikri daha beşiğindeyken diri diri toprağa gömmesi ve düşmanca güdülerle birlik umudunun gözlerindeki hayat ışığını söndürmesi kaçınılmaz hâle gelecektir (s.185).</p>
<p>“İslam Birliği’nin, ‘İngiliz Milletler Camiası’ modelinde olduğu gibi gerçekleştirilmesi en uygun olanıdır. Bu şekilde her bölge kendi hükümeti tarafından yönetilir ve bölgeler arasında hepsini bir araya getiren bir bağ bulunur.” Bir yazarın bu yerinde görüşüne bazı konular dışında itiraz edecek değiliz. Mesela, İngiliz milletler topluluğu içinde yer alan İslam ülkelerinin o camia ile bağlarını koparmaları gerektiği… (s.187).</p>
<p>Zira, günümüzde vatanları dışında yaşama <u>mecburiyetinde bırakılmı</u><u>ş</u><u> bir</u><u>ç</u><u>ok M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manın peri</u><u>ş</u><u>an edilmesi, ya</u><u>ş</u><u>adıkları topraklardan mal varlıklarını arkalarında bırakarak </u><u>ç</u><u>ıkarılmaları</u> olaylarında bu devletin de parmağı bulunmaktadır. Zalim Yahudiler İslam topraklarına Amerika ve İngiltere’nin emri ve desteği sayesinde yerleşmişlerdir. Özellikle İngiliz Milletler Topluluğu, İslam düşmanlarıyla Müslümanları bir araya getirmekte ve müminleri, din kardeşlerinin topraklarından çıkarılmasına ve eziyet görmesine destek olan kimselerle dost kılmaktadır. Müslüman halkları ve bize ait toprakları Yahudiler için bir ganimet ve onlara yakınlaşmak için adanmış bir kurban haline getirmiştir. Bu sebeple diyoruz ki: <strong>İslam</strong><strong> Birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i’nin</strong>, önünde duracak herhangi bir engel ya da ayak bağı olmaksızın <strong>en kısa ve kolay yoldan kurulması gerekir</strong>. Ne var ki bazı Müslüman ülkelerin haçlı devletleriyle olan bağları korunurken İslam Birliği’nin sağlanabilmesini hayal dahi edemiyorum. Her türlü anlaşma, ittifak ve yukarıda zikrettiğimiz beş sorumluluğun yerine getirilmesini gerektiren İslami birliğe ters düşen tüm dostlukların bir kenara bırakılması elzemdir. Eğer tüm İslam topraklarındaki Müslümanlar bu kutsal birliğe yönelirlerse diğer milletlerle kurulmuş olan mevcut ilişkiler kendiliğinden ortadan kalkacak ve Müslümanlar <u>İslam</u><u>’ın g</u><u>ö</u><u>lgesinde toplanmı</u><u>ş</u><u> bir iman dostlu</u><u>ğu</u>na sahip olacaklardır (s.189).</p>
<p>İslam birliğinin milletler camiası veya federalizm yoluyla gerçekleşmesi benim açımdan önemli bir fark oluşturmamaktadır. Ancak her hâlükârda <u>tüm </u><u>İslam</u><u> beldelerinin siyasi bir birle</u><u>ş</u><u>me i</u><u>ç</u><u>ine girmeleri</u> gerekmektedir. Böylece tüm İslam ülkeleri Müslümanların dostlarıyla dostluk kurar, düşmanlarını kendisine düşman kabul eder. İslam ülkelerinden birini karşısına alan herhangi bir gücü yalnızca saldırıda bulunduğu bölgeye değil <u>t</u><u>ü</u><u>m </u><u>İslam</u> <u>ü</u><u>mmetine d</u><u>üş</u><u>man olarak kabul eder</u>.</p>
<p>Aynı şekilde İslam beldeleri arasındaki <u>anla</u><u>ş</u><u>mazlıkların</u> da <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>manların </u><u>ç</u><u>abasıyla </u><u>çö</u><u>z</u><u>ü</u><u>lmesi</u> gerekir. Yabancı bir devletin İslam bölgesinin <u>i</u><u>ç</u><u> i</u><u>ş</u><u>lerine</u> herhangi bir sebeple <u>m</u><u>ü</u><u>dahale etmesi</u> tüm İslam birliğine yapılmış bir saldırı olarak kabul edilmelidir. İslam beldelerinden birine saldırıda bulunan veya bu yönde bir çaba gösteren devletle tüm bağlar koparılmalıdır. Müslümanların toplu olarak belirli bir ilke üzerinde görüş birliğine varmaları veya ortak bir karar almaları hâli dışında yabancı bir devletle bir anlaşma yapması doğru değildir. Aynı zamanda yapılacak hiçbir anlaşmanın süreklilik vasfını haiz olmaması gerekir. Zira belirli bir süreliğine yapılan anlaşmalarda taraflar birbirlerine karşı dikkatli olurken, <u>s</u><u>ü</u><u>resiz anla</u><u>ş</u><u>malarda gaflet</u> ve rehavetten doğacak olası bir tehlike bulunmaktadır. Nitekim süresi belirlenmemiş her anlaşma unutkanlığı da beraberinde getirmektedir (s.191).</p>
<p>Böylece İslam devletlerinin uygulamaları gereken sistem ‘İslam Birliği’ tarafından belirlenmiş olur. İslam düşmanlarını dost edinen ve onlarla bir olup ümmete tuzak kuran tüm liderler, İslami birliğin belirlediği sınırlardan çıkmış ve İslam kardeşliğinden ayrılmış kabul edilir:</p>
<p>“Siz ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veli/dost/müttefik edinmeyin! Onlar birbirlerinin müttefikidir. Sizden her kim onları müttefik edinirse, o onlardan olur. Şüphesiz Allah zulme gömülmüş bir topluma rehberliğini bahşetmez.” (Mâide 5:51).</p>
<p>Biz, <u>İslam</u><u> birli</u><u>ğ</u><u>inin temel ve ilkelerinin</u>; şahsi hevesler ve amaçlardan uzak bir şekilde <u>M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>man camia tarafından belirlenmesi</u> çağrısında bulunuyoruz. Bu camianın gerçekleştirdiği işler birer hüküm, aldığı kararlar birer sistem olmalıdır. Bu birlik, yukarıda açıkladığımız beş temel ilke ve İslam’da zaruret sayılan tüm ameller çerçevesinde çalışmalıdır. Mazide Müslümanlar, aralarındaki çatışmalar şiddetlendiği vakitlerde bu ilkeleri göz ardı etmiş ve her kral kendi ordusuyla bir diğerine savaş açmıştır! Tüm bu keşmekeş içerisinde Müslüman halklar, kralların yaktığı ayrılık ateşlerinin ortasında eriyip gitmiş ve en sonunda İslam düşmanları tarafından tek lokmada yutulmuştur! Öyle ki şimdi yeryüzünde hangi İslam beldesine baksak ya yabancılar tarafından istila edildiğini ya da onların nüfuzuna boyun eğmiş bir hâlde olduğunu görürüz&#8230; (s.193).</p>
<p>… İslam’ın ruhuna uygun şekilde düzenlenmiş bir hac organizasyonu Müslümanların birbirleriyle tanışmalarına ve birlik oluşturmalarına giden yolda önemli bir aşamadır. Eğer İslam’ın gerektirdiği ibadetlerin manaları, amaçları ve hedeflerini gerçekleştirmez, işaretle gösterilmesi gereken hakikatlerini işaretle, sözle haykırılması icap edenleri sözle ortaya koymazsak yeryüzünde Müslümanlara ait bir güçten söz etmemiz mümkün olmaz (149).</p>
<p>Öz yurdumuzda toprak köleliği hâlinden kurtuluşumuzun tek yolu vardır; o da toprağımızı verimli kılan zenginlik kaynaklarını geri almak ve kendi namımıza kullanmak için <strong>birlik olup yardımlaşmak</strong>tır. Böylece sahip olduğumuz zengin nimetlerden başkaları değil ilk önce ve bizzat bizler faydalanmış oluruz. Eğer bizler bu kaynakların tamamını kendi adımıza çıkarırsak, çevresinde uygun fabrikalar kurarsak, toprağın hasadını toplarsak ve aramızda adaletle paylaşırsak işte o zaman gerçek bir güç, müreffeh bir hayat ve daha birçok güzellik bize ait olur. Sahip olduğumuz bunca nimetin ve hayrın ortasında başkalarına muhtaç hâlde yaşamaktan İslam Birliği sayesinde kurtuluruz vesselam&#8230;” (s.197-199).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.167-199.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/millet-i-islam-camiasini-kurabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PSİKOLOJİK, DÜŞÜNSEL VE KÜLTÜREL BOYUTLARDA  BİRLİĞİ SAĞLAYABİLMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 09:22:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmazlıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[din kardeşliği]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[görüş birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçı]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[kaynak birliği]]></category>
		<category><![CDATA[kültürel mirasımız]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[mezhepçi]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[müminler]]></category>
		<category><![CDATA[tefrika]]></category>
		<category><![CDATA[tek bir ümmet]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet Birliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=455</guid>

					<description><![CDATA[Ümmet-i Muhammed’in sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin allâme Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce yayımlanmış olan “İslam Birliği” adlı eserinde yer alan tespitlerinin aradan geçen yarım asırlık süreye rağmen günümüzde neredeyse birebir geçerli olması, kendisini İslam’ın âlimi, mütefekkiri ve önderi gören münevver tabakanın ciddi bir özeleştiri yaparak meseleyi neden ileriye götüremediklerini en azından kendi kendilerine [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ümmet-i Muhammed’in sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin allâme Muhammed Ebu Zehra’nın 60 yıl önce yayımlanmış olan “İslam Birliği” adlı eserinde yer alan tespitlerinin aradan geçen yarım asırlık süreye rağmen günümüzde neredeyse birebir geçerli olması, kendisini İslam’ın âlimi, mütefekkiri ve önderi gören münevver tabakanın ciddi bir özeleştiri yaparak meseleyi neden ileriye götüremediklerini en azından kendi kendilerine izah edebilmelerini zorunlu kılmaktadır:</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Müminlerin Tek Bir Ümmet Olduğuna İman Etmek </strong></p>
<p>“İslam birliği, her müminin arzulaması gereken ilahi bir gayedir. Müminlerin tek bir ümmet olduklarına iman etmeyen bir kimse, Kur’an ayetlerine karşı çıkmış, onun hikmetine muhalefet etmiş ve davetinden uzaklaşmış olur. İşlediği bu fiille Allah’a, Rasulü’ne ve müminlere karşı çıkan kimseler güruhuna katılmış olur.</p>
<p><u> </u></p>
<p><u>Hizip</u><u>ç</u><u>ilik</u>, İslam’ın kesin bir surette yasakladığı ve bizden önce gelip geçmiş iki ümmet olan Yahudi ve Hıristiyanları bu işi yapmaları sebebiyle kınadığı bir günahtır. Aynı günahın bizim dinî ve siyasi düşünce tarzımızı olması gerekenin dışında bozuk şekillere sokması durumunda <strong>yapılacak tek </strong><strong>ş</strong><strong>ey yeniden Kur’an’ın kılavuzluğuna y</strong><strong>ö</strong><strong>nelmemiz</strong>dir. Ancak bu şekilde daha doğru bir yola girmiş oluruz ki bu yöneliş bizleri izzet ve yüceliğe ulaştırır. Zira; “Asıl şeref, Allah&#8217;a, O&#8217;nun Elçisi&#8217;ne ve inananlara aittir, ama ikiyüzlüler bunun farkında değildirler.” (Münâfikûn 63:8).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tefrikaya Yol Açan Etkenlerden Uzak Durmak</strong></p>
<p>Geçmişte çeşitli sebeplerle birbirimizden uzaklaşmış olsak da şimdi bu <strong>ayrılı</strong><strong>ğ</strong><strong>ı bertaraf etmemiz ve tefrikaya g</strong><strong>ö</strong><strong>t</strong><strong>ü</strong><strong>ren etkenlerden uzak durmamız</strong> gerekmektedir. Ancak bu şekilde <u>ırkçılık, milliyet</u><u>ç</u><u>ilik ve entelekt</u><u>ü</u><u>el tutkular</u> gibi <u>ayrılık sebeplerinden kurtulmu</u><u>ş</u> oluruz. Zira bunlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği bağı koparır; bir araya gelmesini zorunlu kıldıklarının arasında ayrımcılık çıkarır; korumamız ve gözetmemiz gereken değerleri yok eder (s.79).</p>
<p>Çeşitli sebeplerden kaynaklanan <strong>anlaşmazlıklar</strong>, düşünce, madde ve mana bazında ayrılıklar meydana getirmiş ve tüm bunlar Müslümanlar arasında ciddi parçalanmalara yol açmıştır. Öyle ki Müslüman kimse fikrî boyutta ayrılığa düştüğü din kardeşine Allah’ın şeriatına göre hakikate ulaşmayı arzulayan bir muhalif değil de <u>her an saldırmak i</u><u>ç</u><u>in bekleyen bir d</u><u>üş</u><u>man</u> gözüyle bakmaya başlamıştır. <u>Mezhep</u><u>ç</u><u>i d</u><u>üşü</u><u>ncedeki taassup</u>, sahibini dinin özüne ve kesin bilgiye destek olmak yerine kendi mezhebinin üstün gelmesine odaklanacak hale getirmiştir. Tarih, geçmişte İslam’ın birliğini yıkan ve Müslümanları şiddetli bir şekilde birbirine düşüren bu durumun etkilerini kaydetmiştir. Hattâ bazı dönemlerde <u>birbirlerinin sapkınlık </u><u>ü</u><u>zere olduklarına inanmaları sebebiyle</u> iki fırka arasında gerçekleşen katliamlara şahit olduk (s.81).</p>
<p>Dinin özünde ve hakikatinde değil de <u>anla</u><u>ş</u><u>ılmasında</u>ki düşüncelerinden ötürü birbirleriyle savaşa girişen bu kimselerle <strong>güya Allah’a yakınla</strong><strong>ş</strong><strong>mak adına </strong><strong>ö</strong><strong>z karde</strong><strong>ş</strong><strong>ini katletmek</strong>ten geri durmayan Âdem’in oğlu Kâbil arasında ne kadar da büyük bir benzerlik vardır!</p>
<p>Günümüzde birbirleriyle çekişen Müslümanlar arasında <strong><u>karde</u></strong><strong><u>ş</u></strong><strong><u>i aleyhinde konu</u></strong><strong><u>ş</u></strong><strong><u>mamak</u></strong><u> i</u><u>ç</u><u>in diline mukayyet olan</u> birini görmek mümkün değildir! Aynı şekilde <u>aramızdaki ayrılıktan </u><u>ö</u><u>t</u><u>ü</u><u>r</u><u>ü</u><u> pi</u><u>ş</u><u>manlık duymamız</u> ve gerçek imanın ancak <u>toplumdaki selamet</u>le mümkün olduğunu anlamamız için bize özel bir karga gönderilmesini mi bekliyoruz?! (s.83).</p>
<p>Bizler geçmişte <u>ırk</u><u>ç</u><u>ı etkenler</u>, fikrî tartışmalardan doğan <u>tarafgir d</u><u>ü</u><u>rt</u><u>ü</u><u>ler</u> veya İslam’a karşı önceki asırlardan kalma <u>cahiliye adetleri sebebiyle ihtilafa d</u><u>üş</u><u>erdik</u>.</p>
<p>Şimdi ise birbirimize muhalefet ediyoruz. Çünkü bizim ayrı düşmemizi arzulayan dış güçler içimize ayrılık tohumları ekiyor, bizlerse Müslümanlar dışında bazı kesimlerle sıcak dostluklar kurmaya çabalıyor ve onlardan destek bekliyoruz! (s.85).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Kardeşliğine Dayalı Bir “Ümmet Birliği” Kurabilmek</strong></p>
<p>İslam, Allah’ın “Müminler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı sorumlu davranın ki, O’nun merhametine mazhar olasınız!” âyetinde ve Rasulü’nün “Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede bir başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez…” (Buhârî, Mezâlim 3 vd.)” hadisinde anlatıldığı gibi <u>genel bir <strong>din karde</strong></u><strong><u>ş</u></strong><strong><u>li</u></strong><strong><u>ğ</u></strong><strong><u>i</u></strong>ne davet eder. Bu mesajı veren daha birçok âyet ve hadis mevcuttur. Din kardeşliğini benimsemeyen ve her İslam ülkesinde karşılaşabileceğimiz bazı kimseler, İslam birliğinin önünde duran en büyük engellerdir (s.91).</p>
<p>Bunlar gayrimüslim politikalarına tâbi olmayı tercih ederler. Bu politikalar ise Müslümanları birleştirici değil <u>b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>c</u><u>ü</u><u> bir metot</u> izler. Müslümanları, yeryüzünde <strong>tek bir </strong><strong>ü</strong><strong>mmet</strong> olarak kendi değerlerini savunan ve onların amaçlarına engel teşkil eden bir güç olarak görmek istemezler. Bilakis İslam’ın zayıf düşürülmesi, kendilerinin ise yegâne güç sahibi olmaları hırsıyla İslam toplumunun paramparça olması, envaı çeşit gruplara bölünmesini için gece gündüz çalışırlar. İşte, birliğe götüren yolların ilki bu yerli engellerin ortadan kaldırılması için İslam kardeşliğini benimsemeyenlerin ellerindeki otoritenin geri alınmasıdır. Aksi takdirde yeryüzünü büyük bir fitne ve fesat kaplayacaktır. Fitne ise her zaman istenmeyen sonuçlar doğurur ve hedefin dışındaki yollara sevk ederek nihayetinde bizi olması gerekenin aksi yöne götürür (s.93).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Psikolojik, Düşünsel ve Kültürel Boyutlarda Birliği Sağlayabilmek</strong></p>
<p>Gerçek birlik, <u>psikolojik ve fikrî boyutta bir olmak</u> ve dinin genel toparlayıcılığını hissetmektir. Tevhid dini olan İslam’a inanan ve Kur’an’ın hükmüyle tek bir ümmet olan kıble ehli insanlar arasında gerçekleştirilmeye en layık olan <u>vahdet</u>tir. Nebî (s) İslam kardeşliğinin millî kardeşlik ve bölgesel birliktelikten çok daha üstün olduğunu öğretmek için İranlı Selman ile Habeşistanlı Bilal’i Arap Müslümanlarla kardeş kılmıştır (s.101). İşte, Müslümanlar arasında kurulan bu din kardeşliği bağı, ancak <strong>ırk</strong><strong>ç</strong><strong>ılık</strong> harekete geçtiğinde; her topluluk kendi kavmini ihya etmeye çalışıp milliyetçiliğini ilan ettiğinde darmadağın olur (s.103).</p>
<p>İslam dini her daim birlik olmamızı emrettiği halde tarih boyunca bölünme ve şiddet dönemlerinde soy birliğine yönelme konusundaki yanlış tutum ve davranışlar sürüp gitti. Günümüzde birliği sağlayacak başlıca unsur <u>ge</u><u>ç</u><u>mi</u><u>ş</u><u>te ve g</u><u>ü</u><u>n</u><u>ü</u><u>m</u><u>ü</u><u>zde b</u><u>ö</u><u>l</u><u>ü</u><u>nmeye yol a</u><u>ç</u><u>an tüm sebepleri ortadan kaldırmak</u>tır. Nitekim geçmişte birliği bölen kralların koyduğu sınırlar iken modern zamanlarda birlik bir yandan bu sınırlar tarafından zarar görmekte, diğer yandan Batılıların bize telkin ettiği ve içimizden bazılarının da tabi olduğu bu sapkın görüşlerce tahrip edilmektedir. Günümüzde Müslümanlar arasındaki bölünme her bir Müslüman halkın bir diğerinin içinde bulunduğu şartlardan bîhaber olmasıyla daha da şiddetlenmektedir. Bu sebeple pratik açıdan <strong>birliği ger</strong><strong>ç</strong><strong>ekle</strong><strong>ş</strong><strong>tirecek adımlar</strong>ın üç farklı alanda yoğunlaştığını düşünüyoruz:</p>
<p>1- Müslüman toplumlar arasında <u>entelekt</u><u>ü</u><u>el ve psikolojik bir birlik</u> oluşturulmalıdır. Bu birlik ancak İslami düşünceyi bir araya getiren, ümmetin geçmişini araştıran, hayata dair meselelerde bir ortak nokta bulmak ve tüm İslami gruplar arasında yakınlık kurmak için şer’î hükümleri tanımakla meşgul olan <strong>ilmî bir heyet</strong> tarafından gerçekleştirilebilir.</p>
<p>2- İslam ülkeleri arasında <u>ortaya </u><u>ç</u><u>ıkmı</u><u>ş</u><u> veya </u><u>ç</u><u>ıkabilecek her t</u><u>ü</u><u>rl</u><u>ü</u> <u>ç</u><u>eki</u><u>ş</u><u>menin engellenmesi</u> için çalışmalar yürütülmelidir.</p>
<p>3- <u>Müsl</u><u>ü</u><u>manlar birbirlerini yakından tanımalı</u>dır. Bu ihtiyacı karşılamada en etkili araç ise Kur’an’ın ve Sünnet’in dili olan Arapçadır. Eğer Arap dili ihya edilirse birlik de ihya olmuş olur (s.105-107).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinin Ana Kaynağı Olan Kur’an’ın Etrafında Toplanmak</strong></p>
<p>Düşünsel, kültürel ve psikolojik birliğin sağlanması, bir inşa sürecinden çok insanların yönlendirilmesi ve bir araya getirilmesine ihtiyaç duyar. Bir araya gelmeye, yönlendirilmeye veya düzenlenmeye gerek duymayan bu entelektüel birliğe götüren sebepler <strong>kaynak birliği</strong>, bu kaynak hakkında varılan <strong>g</strong><strong>ö</strong><strong>r</strong><strong>üş</strong><strong> birli</strong><strong>ğ</strong><strong>i</strong> ve mutabık kalınan ortak görüş etrafında<strong> toplanma</strong>dır (s.109-111).</p>
<p>Müslümanlar, asla değişme ve başkalaşım kabul etmeyen <strong>Kur’an</strong> ve onun muhkem âyetlerini kendileri için beslenilecek <strong>yeg</strong><strong>â</strong><strong>ne kaynak</strong> olarak görmekte ittifak etmişlerdir:</p>
<p>“Hiçbir anlam ve amacından saptırma çabası ona ne önünden açıkça ne de ardından gizlice ilişemez: Zira o (Kur’an), her tür övgüye lâyık, hükmünde tam isabetli olan (Allah) tarafından indirilmiştir.” (Fussilet 41:42).</p>
<p>Nebî’nin de (s) bunu destekleyen hadisleri vardır. Eğer bazı gruplar rivayetler konusunda ihtilafa düşerlerse üzerine mutabık kalınacak olan; temel dinin direği, İslam’ın fıkhı ve hakkında <strong>ittifak edilmiş h</strong><strong>ü</strong><strong>k</strong><strong>ü</strong><strong>mler</strong>idir. Eğer İslami usullerde tek bir hükme ve bu usullere işaret eden sünnetin tamamını kabul etme sonucuna ulaşırlarsa <u>hedef birli</u><u>ğ</u><u>i sa</u><u>ğ</u><u>lanır ve k</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>rel birli</u><u>ğ</u><u>in temeli</u> herhangi bir hoşnutsuzluk, inatlaşma ve kötü lakaplar takma gibi zaaflar olmaksızın <u>sa</u><u>ğ</u><u>lamla</u><u>ş</u><u>ır</u>. Çeşitli anlaşmazlık türlerinin ortaya çıkmasının ve etkisini hâlen sürdürmesinin bir zararı yoktur. Zira bu, sadece kültürdeki farklılıktan değil bazen <u>d</u><u>üşü</u><u>nce darlı</u><u>ğ</u><u>ından</u> bazen de <u>d</u><u>üşü</u><u>ncedeki derinlikten</u> doğan bir sonuçtur (s.113).</p>
<p>İslam topraklarında birçok grup ve mezhep, çeşitli konularda ihtilafa düşmüş olsa da <u>fikrî, k</u><u>ü</u><u>lt</u><u>ü</u><u>rel ve psikolojik birli</u><u>ğ</u><u>in tohumunun t</u><u>ü</u><u>m </u><u>İslam</u> <u>ü</u><u>lkelerinde varlı</u><u>ğ</u><u>ını s</u><u>ü</u><u>rd</u><u>ü</u><u>rd</u><u>üğü</u> şüphe götürmeyen bir hakikattir. Ancak bizlerin gerçekleşmesini istediğimiz durum bu <u>eğilimlerin birle</u><u>ş</u><u>tirilmesi</u>, sağlanan <u>birli</u><u>ğ</u><u>in geli</u><u>ş</u><u>tirilmesi</u> ve <u>fikrî birlik sa</u><u>ğ</u><u>lamı</u><u>ş</u><u> bir toplumun kurulması</u>dır (s.115).</p>
<p>Mümin toplumun yapması gereken, sapkın kimseyi kendisini kuşatan bilinmezlik içerisinde çırpınır hâlde bırakmak yerine ona doğru yolu göstermektir. Yabancıların henüz insanlar arasından seçip kendi emellerine göre yetiştirme fırsat bulamadığı bu kimselerin içlerinde, ihlâsın özü sabit olarak bulunur. Zira bunlar <u>do</u><u>ğ</u><u>ru yolu bulma konusunda hataya d</u><u>üş</u><u>m</u><u>üş</u><u> hakikat talebeleri</u>dir. O halde bizlerin onları dosdoğru yola yönlendirmesi gerekir. İmam Ali (kv) şöyle demiştir:</p>
<p>“Hakkı isteyen kimse hata etse de, bâtılı isteyip de isabet eden kimse gibi olmaz.” (s.117).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kültürel Mirasımızı Bir Sarraf Titizliğiyle İnceleyip Ayıklamak</strong></p>
<p>Kültürel mirasımızı tıpkı bir sarraf titizliğiyle incelememiz gerekir. Bir taifeyi diğerinden ayırt etmek için bu zengin mirasa yönelik incelememizi şu üç sonucu elde etmek için yapmalıyız:</p>
<p>1- <u>Ü</u><u>mmetin</u> bu gününden hareketle <u>geçmi</u><u>ş</u><u>ine ula</u><u>ş</u><u>mak</u>. Zira her bir medeniyetin geçmiş ve bugününü birbirine bağlayan kendine mahsus bir düşünce tarzı ve mirası vardır. İslam bilgesi, son asırda İslam birliğine davet edenlerin ve İslam beldelerinin her köşesinde entelektüel bilinci arayanların ilki olan Seyyid Cemaleddin Afgani’nin dediği gibi ‘İslam ümmetinin sürekli olarak ilerlemesi <strong>tarihle ba</strong><strong>ğ</strong><strong>lantılı olma</strong>yı gerektirir.’</p>
<p>2- İslam âlimi, karşısına çıkan görüşlerden hiçbirine <strong>tarafgir olmama</strong>lıdır. Aksi takdirde bu tavrı, geri kalan görüşlere yönelmesini ve onların içeriğini araştırmasını engeller (s.119).</p>
<p>3- İslami grupların birbirlerine <strong>yakınla</strong><strong>ş</strong><strong>ma</strong>sını sağlamak. Her bir grubun diğerlerinden ayrılan yönleri açısından -bölünme kabul etmeyen bir bütünün parçaları olarak- İslami mirasın incelenmesi Müslüman grupları birbirine yakınlaştıracaktır. Böylece İslam’ın mazisinden günümüze miras kalmış gayr-ı tabii karmaşa giderilebilecektir (s.121).</p>
<p>Günümüzde sürmekte olan sınıfsal ayrılık, ırkçı eğilimi andırmaktadır. Çünkü İslam’ı tuzağa düşürmek isteyenler sınıflar arasındaki anlaşmazlığı <u>İslam</u><u>’ın birli</u><u>ğ</u><u>ini yok etmek</u> için kullandıkları bir giriş kapısı olarak görmektedirler. O halde Müslümanların yapması gereken bu <strong>menfezi kapatmak</strong>tır. Zira İslam toplumlarının birliği, <u>duygu birliği</u>nin kemale ermesini gerektirir; sınıfçılık ise bu kemalin gerçekleşmesini imkânsız hâle getirir. Bazı sınıflar <u>ihtilaf</u>ın özde olduğunu iddia etseler de İslam’daki grupçuluk kavramı, inançla ilgili <u>temel konularda</u> veya ehl-i kıblenin etrafında toplandığı köklerde <u>de</u><u>ğ</u><u>il</u>, İslam’ın özünü teşkil etmeyen <u>yan konularda</u>dır (s.123).</p>
<p>Müslümanların kendi aralarında ihtilaf etmelerine engel bir durum yoktur. Ancak bu ihtilaf ilmî çerçevedeki bir tartışma içerisinde bulunan bireyler arasında olabilir. Bunun dallanıp budaklanmasına müsaade edilmez. İslam ümmetini birbirine savaş açan, birbirinden yüz çevirip <u>din karde</u><u>ş</u><u>ine kin g</u><u>ü</u><u>den</u> paramparça bir yapı haline getiren <u>cemaatler</u> ve taifeler bazındaki ihtilaf, kabul edilebilir bir durum değildir!</p>
<p>Sınıfçılığı ortadan kaldırma çağrımızın hedefi; yeryüzünün hiçbir yerinde bir sınıfa bağlılık iddiasıyla birbirinden ayrılan ve benimsediği ve bağlandığı bir <u>mezhep nedeniyle kendisini di</u><u>ğ</u><u>er M</u><u>ü</u><u>sl</u><u>ü</u><u>man karde</u><u>ş</u><u>lerinden ayrı bir yapı olarak g</u><u>ö</u><u>ren tek bir cemaatin bile kalmaması</u>dır.” (s.129).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. R.G. Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.79-129.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/psikolojik-dusunsel-kulturel-boyutlarda-birligi-saglayabilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>3</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİ’Nİ MUTTAKİ ULEMA ÖNDERLİĞİNDE TESİS ETMEK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2017 09:10:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[48:29]]></category>
		<category><![CDATA[49:9-10]]></category>
		<category><![CDATA[5:2]]></category>
		<category><![CDATA[5:54]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[duygu birliği]]></category>
		<category><![CDATA[ehl-i İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Fetih]]></category>
		<category><![CDATA[Hucurât]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam kardeşliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ümmeti]]></category>
		<category><![CDATA[ittihad-ı İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Mâide]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Rumeyse Gökbayrak Ömün]]></category>
		<category><![CDATA[Ümmet Birliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=452</guid>

					<description><![CDATA[“… Erdemi ve takvayı/ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” (Mâide, 5:2). Mezhepler ve imamlarla ilgili muhalled eserleriyle alanında otorite olduğu müsellem Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan ‘İslam Birliği’nin 14 asırlık tarihçesini özetleyen ilk bölümü geçen hafta paylaşmıştık. Bu hafta üstadın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">“… Erdemi ve takvayı/ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!” </span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">(Mâide, 5:2).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mezhepler ve imamlarla ilgili muhalled eserleriyle alanında otorite olduğu müsellem Prof.Dr. Muhammed Ebu Zehra’dan ‘İslam Birliği’nin 14 asırlık tarihçesini özetleyen ilk bölümü geçen hafta paylaşmıştık. Bu hafta üstadın “İslam Birliği” adlı eserinden ittihad-ı İslam’ın tercihe kalmış bir mesele olmayıp muttaki ulema önderliğinde tesis edilmesi gereken kaçınılmaz bir vecibe olduğuna dair bölümleri -eserin </span><span style="font-weight: 400;">60 yıl öncesinin şartlarında</span><span style="font-weight: 400;"> yayımlandığını hatırlatarak- özetle iktibas ediyoruz: </span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Ümmeti Birlik ve Beraberliğe Çağırmayı Kaçınılmaz Bir Vecibe Görmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Çağımız kelimenin tam anlamıyla İslam’ın gariplik çağıdır. O halde bizden bir grubun çıkıp </span><span style="font-weight: 400;">ümmeti birlik ve beraberliğe çağırması</span><span style="font-weight: 400;"> ve insanları bunun için teşvik etmesi kaçınılmaz bir vecibedir. Eğer hiç kimse bu sorumluluğu üstlenmezse İslam’ın izzeti ayaklar altına alınacak ve Müslümanlar tüm güçlerini yitireceklerdir. İslam ümmetin önderleri olan sahabe (ra) her ne ile ıslah oldularsa onları takip eden bizler de ancak ve ancak onunla ıslah olabiliriz. Ümmet mazisinde sahip olduğu güce ancak bu </span><span style="font-weight: 400;">mazinin temelini oluşturan sebeplere sarılarak</span><span style="font-weight: 400;"> yeniden kavuşabilecektir. Aksi takdirde imanın bir kıldığı bu ümmet, tarihinin ilk günlerinden ders alarak muhtaç olduğu gücü ortaya koymaz ve Müslümanları bir araya toplayan dininden destek almazsa, kaybettiği izzet ve şerefi yeniden kazanması mümkün değildir. Müslüman halklar bir araya gelip asla ayrılmayacakları ve hakkında ihtilafa düşmeyecekleri bu toparlayıcı mesele etrafında tek bir güce dönüştüklerinde, işte o vakit bu ortak hayali gerçekleşecek bir zemin bulmuş olur. (s.43).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçmişte bu konuyu göz ardı etmiş olsak da şu an üzerimize düşen, gözlerimizi dört açmamız ve uyanık olmamızdır. Zira başta gösterdiğimiz ihmalkârlık insan yiyen kurtların bizi bölge bölge, millet millet, taife taife parçalayıp yemelerine, bizimse insanlar arasında taksim edilmiş, üzerinde bazen ihtilaf dilen bazen de görüş birliğine varılan bir </span><span style="font-weight: 400;">ganimete dönüşmemize</span><span style="font-weight: 400;"> yol açmıştır! Bizler hiç baş kaldırmadan tamamen teslim olmuş halde onların yaptıklarını ve yapacaklarını gözlerken, düşmanlarımız bizim hakkımızda birbirleriyle istişare ediyorlar. Kılıçlarından çıkan kıvılcımları görüp onlarla ilk boynu vurulacak olanların bizler olduğunu hesap etmezken onlar kılıçlarını keskinleştiriyorlar! (s.45).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uyanmaya başlayan İslam dünyasındaki bölgesel ve yerel girişimler yeterli değilse de övgüye layıktır. İslam düşmanları, nüfuzlarının sonu olacağına ve sömürgelerini yok edeceğine dair öngörüleri nedeniyle bizlerin İslam masası etrafında bir araya gelmemize asla müsamaha göstermeyeceklerdir. O halde boyunduruktan kurtulana dek izlenecek tek yol, her bir bölgenin kendi topraklarında harekete geçmesidir. Eğer herkes kurtuluşa ererse işte o vakit izzet ve özgürlük üzere bir araya gelmek, dünya ve razı olunan din hakkında fikir yürütmek ve kıyamet gününe dek ölümsüz olan sesiyle bizlere seslenen hakkın çağrısına kulak vermek mümkün olur. (s.47).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Din Kardeşliği, Merhamet ve Sevgi Temelinde Bir Birlik Tesis Edebilmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek ümmet fikri, ırkçılığın değil dinin gölgesinde yeşerir. Çünkü ırkçılık daimî bir surette bir ırkın diğerlerine karşı üstünlüğünü savunur! İslam adına bir araya gelmek, çekişme üzerine değil de bu yüce dinin teşvik ettiği </span><span style="font-weight: 400;">umumi bir kardeşlik ve merhamet içeren sevgi üzerine kurulu bir birlik</span><span style="font-weight: 400;"> düşüncesini ifade eder. Temeli İslam dini olan bir birlikte, cinsiyetler ve renkler arasında hiçbir fark gözetmeyen gerçek adalet tesis edilir. (s.65).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yücelik, soydan kaynaklanan bir niteliği temel almaksızın </span><span style="font-weight: 400;">iyilik ve takva temelleri üzerinde yürütülen</span><span style="font-weight: 400;"> ve soyun yüceliğini değil her insanın ortak hakkı olarak insan olmaktan doğan </span><span style="font-weight: 400;">değere saygıyı esas alan</span><span style="font-weight: 400;"> toplumlarda bulunur. Dinlerin sağlam ilkeleri esas alındığında cemaatleri dinî temeller üzerinde bina etmek yeryüzündekiler arasında ortaya çıkan birbirini yok etme eğilimini azaltmayı da hedefler. Her ne kadar tarih, din adına insanlar arasında gerçekleşen savaşları anlatıyor olsa da aslında bu, dinin özünden doğan bir durum değildir. Bilakis yalnızca </span><span style="font-weight: 400;">dini anlamadaki bir bozukluktan tezahür etmekte</span><span style="font-weight: 400;">dir. Zira din, hakikatlerini olması gerektiği gibi idrak edemeyen bazı kimselerin ruhlarında </span><span style="font-weight: 400;">milliyetçilik veya ırkçılığa benzer bir ideolojiye dönüşür</span><span style="font-weight: 400;">. Bu durumda ise </span><span style="font-weight: 400;">savaş</span><span style="font-weight: 400;">, din ve onun ilkelerinden değil </span><span style="font-weight: 400;">din kılığına girmiş ırkçılıktan kaynaklanmış olur</span><span style="font-weight: 400;">. Din ise bu günahtan berîdir. Savaş, dini hakikatlerin yanlış anlaşılmasından patlak vermiş ve böylece bu kimselerin ruhlarında din kılığındaki bir ırk taassubuna dönüşmüş ve aynı şahıslarca iyiliğin anlamı ve erdemin değeri kendilerine has manalar kazanmış olabilir. Bu ise ehl-i İslam’ın oluşturduğu bir topluluk değildir:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“… Erdemi ve takvayı/ilahi sorumluluk bilincini geliştirmede birbirinizle yardımlaşın, kötülüğü ve düşmanlığı artırmada değil; Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun: Ve unutmayın ki Allah’ın intikamı çetindir!”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İslam’da bir araya gelmenin manasına işaret eden bu değiştirilemez hakikatler ancak İslam birliğinde bulunur ki bunlar kesinlikle fanatiklik, ırkçılık, milliyetçilik ve bölgecilik gibi olguları içermemektedir. (s.67-69).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Allah’ı ‘Bir’leyen İslam’ın ‘Ümmet Birliği’ni Hedeflediğine de İman Etmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İslam Tevhid dini olduğu gibi </span><span style="font-weight: 400;">kapsamlı ve toparlayıcı bir birliğin</span><span style="font-weight: 400;"> de dinidir. Birliğin manası ise üç toparlayıcı durum içerisinde gerçekleşir: Bunların ilki, her birimizin İslam’ın hükmüyle kardeşler olduğumuz ve </span><span style="font-weight: 400;">iman kardeşliğinin tüm milletler ve ırklardan daha üstün olduğu yönünde bir duygu birliğine varmamız</span><span style="font-weight: 400;">dır. Son Nebi’nin (s) hicretten sonra hayata geçirdiği ilk teklifî hüküm bizzat kurduğu sistemdeki </span><b>İslam kardeşliği</b><span style="font-weight: 400;">dir. Nitekim o (s), muhacir ve ensarı birbirleriyle kardeşler kıldığı gibi her iki fırkayı kendi içlerinde de birbirleriyle kardeş kılmıştır. Bu uygulamadan, toplumun her bir ferdinin kendilerini bir araya getiren ve gayrimüslimlerden ayıran </span><span style="font-weight: 400;">İslam kardeşliğini hissetmesi</span><span style="font-weight: 400;"> amaçlanmıştır. Bu kardeşliğe götüren sebeplerin günümüzde de sürmekte olduğu hususunda </span><span style="font-weight: 400;">görüş birliğine varmamız</span><span style="font-weight: 400;"> gerekir. Dinimizin emirleri gereği inandığımız ve reddettiğimiz hususlar ve bize yüklenen sorumluluklar bu kardeşlik için yeterlidir. Modern çağlardaki İslami dirilişin kurucusu Cemaleddin Afgani bu hususta şöyle demiştir: </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Hakkın izzeti ve adaletin sırrı adına bana kulak verin; Eğer Müslümanlar içlerinden </span><span style="font-weight: 400;">ilimleriyle amel eden âlimlerin gözetiminde</span><span style="font-weight: 400;"> inanmış oldukları itikat üzere kalsalar, ruhları birbirleriyle tanışır ve </span><span style="font-weight: 400;">birlikleri kuvvetlenir</span><span style="font-weight: 400;">&#8230;” (s.73).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci durum ise yaşananlar karşısında </span><b>duygu birliği</b><span style="font-weight: 400;"> kurmayı sağlayan </span><span style="font-weight: 400;">kültürel, dilsel ve sosyal bir birlik</span><span style="font-weight: 400;"> kurmaktır. Öyle ki her bir Müslüman olayları din kardeşlerinin gözüyle okur. İçerisinde İslam’ı yıkmaya yönelik bir niyet taşıyan her cepheye savaş açıp dinin değerlerini ve Müslümanların izzetini yücelten her girişim üzerinde görüş birliğine varır. O halde, </span><span style="font-weight: 400;">İslam toplumu İslam’ın dosdoğru ilkeleri üzere kurulmalıdır</span><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üçüncü duruma gelince; </span><span style="font-weight: 400;">Müslüman bir bölge, din kardeşlerinin yaşadığı başka bir bölgeye ne ekonomik ne de silahlı bir savaş açabilir</span><span style="font-weight: 400;">! Nitekim bu, her şekliyle İslam’ın </span><span style="font-weight: 400;">gücünü azaltmak ve Müslümanların durumunu zayıflatmak</span><span style="font-weight: 400;"> anlamına gelir. İslam, Kur’an’ın diliyle bizlere Müslümanlardan iki grup birbirleriyle sürtüştüklerinde onlara nasihatte bulunmayı ve her bir Müslümanın din kardeşinin ihtiyacını gidermesini emreder. (s.75).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Şu hâlde müminlerden iki gurup çarpışırsa, aralarını bulun; fakat bir taraf diğerinin hakkına saldırırsa, siz de o haksız taraf ile Allah&#8217;ın emrine dönünceye kadar çarpışın; ama eğer (saldırganlıktan) vazgeçerse, tarafların arasını adaletle ayırın ve (bunun için gerekirse) kendi hakkınızdan feragat edin: çünkü Allah (barış için) fedakârlık edenleri sever. Müminler sadece kardeştirler; öyleyse </span><span style="font-weight: 400;">kardeşlerinizin arasını düzeltin</span><span style="font-weight: 400;"> ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O&#8217;nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât, 49:9-10). </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez. Onu tehlikede yalnız başına bırakmaz, onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da o kimsenin bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü o kimsenin bir ayıbını örter.” (Buhârî, Mezâlim 3 ve İkrâh 7; Müslim, Birr 58; Ebû Davud, Edeb 46; Tirmizî, Hudûd 3).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Müslümanlara Önderlik Edecek İlmî Bir Topluluk Oluşturabilmek </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Müslümanlar arasında İslami kültür birliğinin sağlanması için gerekli çalışmayı yapacak ilmî bir topluluğa ihtiyaç bulunmaktadır. Her İslami bölgeden mensupları bulunacak bu topluluk tüm Müslümanları mükemmel şekilde temsil eder. Bölünmenin sebeplerini araştıracak bu topluluk gayrimüslimler arasında İslam’ın yayılması için de çaba sarf edecektir. İslam’ın hakikatlerini açıklayan araştırmalar kaleme almak, bunları yeryüzünde kullanılan dillere tercüme etmek, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Müslümanları İslam’ın hükümleri konusunda bilgilendirmek ve bilinçlendirmek bu topluluğun başlıca görevleri olacaktır. Çoğunluğun ortaya koyduğu hüküm tarafında ortak bir görüş benimseyecek olan bu topluluk farklı konularda uzmanlar da istihdam eder. Çeşitli komisyonlar oluşturur ve öne çıkmış tüm İslam beldelerinde incelemeler yapmak üzere ofisler kurar. Bu yolla iletişim ağını gerçekleştirir ve yeryüzünün her bir köşesindeki İslami bölgeler arasında tanışıklığı sağlamış olur&#8230; (133-137).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İslami tanışıklığın belirli bir sisteme oturtulması, birliğin sağlanması adına kaçınılmaz bir görevdir. Nitekim, Müslümanlar hakkında tek dilekleri karışıklık ve bozulması olan kimseler, İslami tanışıklığın gücünü anlamış ve Müslümanları birbirlerinin içinde bulundukları hallerden habersiz bırakmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Tüm İslam beldelerinde fizikî ve beşerî zenginliklerimizi inceleyen merkezler kurulmalıdır. Müslümanlar sahip oldukları kaynakları fark edip bunları kullanmaya başladıklarında yeryüzünün medar-ı iftiharı bir güç haline gelirler. Bu güç karşısında düşmanlar titrer; her bir beyanlarının etkisiyle uykuları kaçar. Böylece İslam ümmeti, kendisine karşı birleşen düşmanlar ve güya yardımda bulunan sömürgeci güçler karşısında miskin muhtaçlar gibi boynu bükük ve çaresiz beklemekten kurtulmuş olur!&#8230; (s.145).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>İslam Birliğini Kurmanın </b><b>Zorunlu Bir Görev</b><b> Olduğunu İdrak Etmek</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Arzuladığımız İslam Birliği şu değerler üzerinde kurulacaktır:</span></p>
<ol>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Bu birlik, Müslümanları hak ve adaletle idare eden hiçbir yöneticinin otoritesine dokunmaz.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Aynı surette İslam beldelerinde belirli bir yönetim şeklini de zorunlu kılmaz. </span><span style="font-weight: 400;">Hakkı ve adaleti sağladığı ve İslam’ın yüce değerlerini gerçekleştirdiği sürece</span><span style="font-weight: 400;"> her bölge kendi yönetim şeklini belirlemekte özgürdür.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İslami birliğin manası, kendimizi kalbimizin derinliklerine uzanan </span><span style="font-weight: 400;">sapasağlam bağlar ile birbirimize bağlı farz etmek</span><span style="font-weight: 400;">tir.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">İslam</span><span style="font-weight: 400;">, başka hiçbir ilah tanımaksızın yalnızca Allah’ı mabut olarak gören bir ‘tevhid dini’ olduğu gibi tüm Müslümanları toparlayıp içine alan bir </span><span style="font-weight: 400;">birlik ve beraberliğin de dinidir</span><span style="font-weight: 400;">.” (s.7).</span></li>
</ol>
<p><span style="font-weight: 400;">“Dinin kesin bir surette farz kıldığı </span><span style="font-weight: 400;">İslami birliğin kurulması zorunlu bir iştir</span><span style="font-weight: 400;">. Birliğin gerçekleşmesinin karşısında duran ve bundan hoşlanmayanlar ancak ve ancak kâfirler ya da onları dost kabul edenler olacaktır. </span><span style="font-weight: 400;">İslam ümmetinin çıkarları ancak birliğin kurulması ile gerçekleşebilir</span><span style="font-weight: 400;">. Yeryüzünde varlığını ve gücünü kanıtlamış bir toplum olarak </span><span style="font-weight: 400;">yaşama hakkı yalnızca birlikle elde edilir</span><span style="font-weight: 400;">. Eğer bu hakikati anlayamazsak toprağın altında olmamız üstünde olmamızdan çok daha hayırlı demektir. Düşmanlarımıza karşı ayağa dikilmemiz ve boğazlarımızdaki sömürge zincirlerini söküp atmamız için gerekli güç artık elimizdedir. Eğer bu fırsatı değerlendiremezsek Allah’ın bizlere bahşettiği nimetlere karşı nankörlük etmiş ve </span><span style="font-weight: 400;">özgürlüğü reddederek zillete razı olmuş,</span><span style="font-weight: 400;"> hattâ </span><span style="font-weight: 400;">iman dairesinden çıkmış oluruz</span><span style="font-weight: 400;">! Zira Allah (c) müminlerin vasıflarını kesin bir surette açıklar (s.205): </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Allah onları sever, onlar da Allah&#8217;ı; müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu davranırlar; Allah yolunda tüm çabalarını sergiler, kınayacak olanın kınamasından da korkmazlar&#8230;” (Mâide, 5:54).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Muhammed Allah&#8217;ın Elçisi&#8217;dir ve onun safında olanlar, hakkı inkâr edenlere karşı kararlı ve tavizsiz, </span><span style="font-weight: 400;">birbirlerine karşı</span><span style="font-weight: 400;"> ise </span><span style="font-weight: 400;">çok merhametlidirler</span><span style="font-weight: 400;">…” (Fetih, 48:29).</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Allah’ım bize izzeti istemeyi ilham et, bizi izzet yolunda yürümeye ve onun zorluklarına katlanmaya muktedir kıl ve bizi insanlık için hayırlı bir ümmet eyle…” (s.207).</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Kaynak:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Muhammed Ebu Zehra. (2016). </span><b>İslam Birliği</b><span style="font-weight: 400;"> (</span><i><span style="font-weight: 400;">el-Vahdetu’l-İslamiyye</span></i><span style="font-weight: 400;">), çev. Rumeyse Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.43-145. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birligini-muttaki-ulema-onderliginde-tesis-etmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İSLAM BİRLİĞİ’NİN TARİHÇESİNİ  EBU ZEHRA’DAN OKUMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2017 09:47:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Âl-i İmran 3:103]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:208]]></category>
		<category><![CDATA[dinî birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Roma]]></category>
		<category><![CDATA[el-Urvetu’l-Vuskâ]]></category>
		<category><![CDATA[el-Vahdetu’l-İslâmiyye]]></category>
		<category><![CDATA[Endülüs]]></category>
		<category><![CDATA[Hasta adam]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’da Siyasi İktisadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Moğollar]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Profesör Şeyh Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Saad Zağlul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=449</guid>

					<description><![CDATA[“Hep birlikte Allah&#8217;ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O&#8217;nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz; ve siz ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı! İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.” (Âl-i İmran, 3:103).   Türkiye’de daha ziyade [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Hep birlikte Allah&#8217;ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın!<br />
Ve Allah&#8217;ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın:<br />
Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da<br />
O&#8217;nun lütfu sayesinde kardeşler oldunuz;<br />
ve siz <u>ateşten bir çukurun kenarındaydınız da sizi oradan kurtardı</u>!<br />
İşte bu şekilde Allah size mesajlarını açıklar ki doğruyu bulasınız.”<br />
(Âl-i İmran, 3:103).</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Türkiye’de daha ziyade “İslam’da Siyasi, İktisadi ve Fıkhi Mezhepler Tarihi” isimli dev eseriyle tanınan allâme Muhammed Ebu Zehra’nın “<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>: <strong>İslam Birliği</strong>” isimli eseri Ekim 2016’da “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde Beyan Yayınları’nın 651. kitabı olarak yayımlandı. Arapça ve Türkçe karşılaştırmalı iki metinden oluşan 208 sayfalık kitabın günümüz İslam dünyasının sorunlar yumağından çıkış kapısını işaret eden bölümlerden özetle iktibas ettiğim pasajları -eserin Arapça ilk baskısının <u>1958</u> yılında yapıldığını hatırda tutmak gerektiğini hatırlatarak- dikkatlerinize sunuyorum:</p>
<p>“Hamd, Allah’a mahsustur. Yalnız O’na hamd eder, O’ndan yardım diler, bağışlanma ister, O’na tövbe eder, nefislerimizin ve amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiği bir kulu saptıracak; O’nun sapkınlığa uğrattığını da hidayete erdirecek olan yoktur. Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan efendimiz Muhammed (s)’e salât ve selam ederiz. Paramparça olmuşlarken Arapları bir araya toplayan odur. Bu risaletin en büyük nimeti düşmanlıkla birbirlerinden ayrılmış olanları bir araya getirmesidir (s.9).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği’nin Katettiği Zorlu Yolu Hatırlamak</strong></p>
<ol>
<li>İslâm tek bir ilah düşüncesini esas alan bir din olduğu gibi ümmet açısından da birlik dinidir. Kıyamet gününe dek ölümsüz olan İslâm’ın sloganı mabudun/ yaratıcının/ ilahi varlığın birlenmesi olduğu gibi İslâm’ın tüm hükümleri de ümmeti <u>vahdetin sağlanması</u>na yönlendirir. Bu husus ibadet, muamelat ve genel insani ilişkilerin düzenlenmesiyle alakalı tüm hükümleri kapsamaktadır. İslâm, soylara ve ten renklerine bakmaksızın tüm insanları birliğe davet eder. Kur’an’ın apaçık bir surette ortaya koymuş olduğu <u>insani birlik</u> konusu, yaratılışın başlangıcında karara bağlanmış bir hakikattir. Ancak insanlar arasında çıkan anlaşmazlıklar ile heva ve heveslerine uymaları sonucu bu birlik bozulmuştur. Tüm semavi dinlerin -özellikle de İslâm’ın- ideal hedefi bu <u>birliği ihya etmek, düşmanlıkları gidermek</u>, kötülüğe çağıran, kin ve düşmanlık uyandıran ve yeryüzünde fitne çıkarmak için çabalayan unsurları ortadan kaldırmaktır. (s.11).</li>
</ol>
<ol start="2">
<li>Şüphesiz İslâm tüm mesajlarında dinî bir birlik ve tek bir ilahi risalet hususunda karar kılmıştır. İlahi risaletteki bu <strong>dinî birlik</strong> sebebiyle İslâm, daha önce gelip geçmiş <u>tüm peygamberlere iman etme</u> davetinde bulunur. Böylece onların risaletlerini inkâr etmeyi Muhammedî risaletin bir kısmını inkâr etmekle eşit tutar. (s.13).</li>
</ol>
<ol start="3">
<li>İslâm; iman eden, şüpheye kapılmayan, Allah’ın buyruklarına itaat eden ve birlik oluşturan kimselere kendi aralarında <strong>kardeşler</strong> olarak bakar. Nebi (s), Müslümanlar içerisinde daha önce tarihte eşine rastlanmamış ideal bir kardeşlik örneği meydana getirip <u>muhacir ve ensarı birbirleriyle kardeş kıldığı</u> gibi her grubun içerisinde de kardeşlikler oluşturmuştur. Bu mukaddes kardeşlik iki kardeşten zengin olanı diğeriyle malını paylaşma konusunda teşvik etmiş ve hiçbir akrabalık ve kan bağı olmaksızın kardeşi olan bu kimseyi ailesinden biri gibi görmesini sağlamıştır. Zira <u>İslâm, insanları bir araya toplayan bir ana rahmi hükmündedir</u>. (s.17).</li>
</ol>
<ol start="4">
<li>Nebi (s) vefat ettikten sonra <u>hilafet</u> sorumluluğunu ashabından önde gelenler yüklendi ve onun emir ve tavsiyeleri doğrultusunda her daim insanları bir araya getirici olmaya çalıştılar ve ümmet içerisinde <u>ayrılık çıkarmaktan sakındılar</u>. Ümmetin parçalara ayrılması ihtimaline karşı <u>hep birliğin arkasında durdular</u>. Birlik ve beraberliklerinden aldıkları kuvvet, ahlaklarından gelen güç ve Allah’ın kalplerine yerleştirdiği şefkat ve merhametle yeryüzünde insanları doğru yola çağıran bir güç haline geldiler. (s.19).</li>
</ol>
<ol start="5">
<li>İslâmi yönetim ‘nebevi hilafet’ten ‘ısırıcı saltanat’a dönüştüğünde İslâm hâlâ kalplerde taptazeydi. Bu yüzden yönetimdeki değişiklik İslâm birliği üzerinde yıkıcı bir etki göstermedi. Bazı Emevi yöneticiler Arap milliyetçiliğini yeniden uyandırmak istemişlerse de iman kuvveti bu kralların yapmaya çalıştıklarına mâni olmuştur. Abbasi devleti döneminde Arap fanatikliğinin sesi kısıldı, ancak bunun yerini ırkçı hareketler aldı. Böylece bölgesel devletler kurularak zaman zaman birbiriyle savaşan, nadiren bir araya gelen birçok ayrılıklar yaşandı. Endülüs’te Müslümanların parçalanması, İslâm düşmanlarını dost edinmeleri ve birbirlerinden ayrılıp din kardeşlerini düşman bellemelerinin acı sonuçları ortaya çıktı… (s.23).</li>
</ol>
<ol start="6">
<li>Müslümanlar, bir araya gelmekten sakınan, birbirine düşman devletçiklere bölündükten sonra Arapçanın yerini eski yerel diller almaya başladı. Dil konusunda yaşanan ayrılık, Müslümanlar arasındaki <u>parçalanma, bölünme, kalplerin uzaklaşması ve manevi birliğin yok olması</u>nın en belirgin işaretiydi. Bununla beraber Kur’an, sünnet ve İslâmi ilimler Müslümanları bir araya <strong>toplayıcı</strong> ve <u>ihtilafın daha uç boyutlara ulaşmasını engelleyici</u> bir unsur olarak kalmıştı. Ancak saltanat sahibi kimseler savaş ve bölünmeyi fırsat bilerek Kur’an’ın gerçekleştirdiği birlik ruhuna karşı mücadele etmeyi sürdürüyorlardı. <u>Batı Roma</u> devleti ve onu destekleyen diğer Batılı devletlerin oluşturduğu <u>Haçlı orduları</u> böyle bir ortamda tek bir güç halinde doğuya saldırmıştı… Selahaddin hem dışarıda İslâm düşmanlarıyla çarpışıyor hem de Müslümanların içinde yaşayan Bâtınilerin gerçekleştirmekte oldukları entrikaları engellemek için mücadele veriyordu. Bâtıniler taifesi din kardeşleri yerine kâfirleri dost edinmeyi kendileri için daha kazançlı görmekteydiler! (s.25). Şia ve Sünniler arasındaki ihtilafın ve Müslümanların küçük devletçiklere ayrılmasının sancıları sürerken <strong>Moğollar</strong> İslâm topraklarının üstüne çullandı ve Bağdat’taki Abbasi hilafetini yok ettiler. Hilafetin yıkılmasından sonra Şam’ı işgal ederek bu diyarlar İslâm düşmanlarıyla dolup taşana dek İslâm topraklarında ilerlemeye devam ettiler. Ancak Allah Müslüman Arapların kalplerini birleştirdi, Mısır ve Şam halkları bu yıkıcı akımın durdurulmasında birbirlerine destek oldular. (s.27).</li>
</ol>
<ol start="7">
<li>Bu olayların ardından Osmanlı devleti geldi ve İslâm ülkelerinin başına geçti. Avrupa’da birçok fetih gerçekleştirdi ve Doğu Roma devletini yıktı. Daha sonra İslâm beldelerinin yönetimini devraldı. Ancak bu bölgeleri fethettiği diğer bölgeler gibi görüyor ve buralarda da cizye ödemeyi zorunlu kılıyordu. Bu siyasi hata, İslâm toplumu içerisinde maddi ve manevi açıdan ayrılığa götüren sebepleri oluşturmaktaydı. Tarih, Osmanlı devleti gücünün doruklarında iken ve denizlerde özgürce dolanan bir donanmaya sahipken Endülüs İslâm devletinin yıkılışına karşı sessiz kalınmasını asla unutmadı… (s.29).</li>
</ol>
<ol start="8">
<li>Osmanlıların İslâm beldelerini bir araya getirişlerinin temeli iman ve gönül birliği sağlamak, Rahman olan Allah katından bir nur ve muhabbet üzerine bir araya gelmek değil de <u>diğerlerine galip gelmek</u> olunca bu beldelerde yaşayan Müslümanlar da onlara <u>merhametli bir gözetici</u> değil <u>baskın bir diktatör</u> gözüyle baktılar. Batının güçlendiği vakitlerde Osmanlı devleti İslâm bölgelerinin dizginlerini elinde tutmaktan aciz kalmaya başladı. Böylece Batılılar, İslâm beldelerini, ele geçirilecek bir ganimet ve ordularının özgürce gezip dolaşacağı bir uğrak gördüler. “Hasta adam” olarak isimlendirdikleri Osmanlı’nın zayıf eli yavaş yavaş İslâm topraklarından çekilirken işgalciler ona ait toprakları birer birer ele geçirmeye başladılar. Böylece hicri 13. asrın başında tüm İslâm beldeleri karşılaştıkları güce yenik düşerek düşmanları tarafından idare edilir hale gelmişlerdir&#8230; Bu beldelerin yöneticileri ve kralları ise boyun eğdikleri düşmanlara karşı zayıf, müminlere karşı ise pek şiddetli bir tavır takınmışlardır! (s.33).</li>
</ol>
<ol start="9">
<li>İslâm ümmetinin ne kendisini koruyacak bir toplayıcısı ne de bir araya getirecek bir bağı kalmayacak derecede paramparça bir hâl aldığı bu dönemde, ansızın zifiri karanlığın ortasında hakkı haykıran güçlü bir ses her yeri sardı. Bu, modern çağda İslâmi dirilişin lideri olan Cemaleddin Afgani’nin tüm İslâm âlemine seslendiği bir çağrıydı. İslâm ülkelerini teker teker dolaşarak davasını oralara taşıdı. Geçtiği tüm topraklarda arkasında tek şey bıraktı: Onun davetini kabul etmek ve bu davetin ağırlığını yüklenmek isteyenlerin yüreklerinde tutuşturduğu İslâm’ın nuru ile alevlenmiş bir meşale. Başta Profesör Şeyh Muhammed Abduh ve Saad Zağlul olmak üzere Afgani’nin en meşhur talebeleri Mısır’dan çıkmıştır. Afgani davetçilerini Avrupa başkentlerinden birinde topladı ve birliğe davet eden “<em><u>el-Urvetu’l-Vuskâ</u></em>” dergisini çıkardı. Cemaleddin Afgani’nin bu daveti, hiçbir zaman boş bir vadide yankılanan bir çığlık hükmünde kalmadı, bilakis güzel bir toprağa ekilmiş verimli bir tohum oldu. Ancak sömürgeci yönetimlerde rahat çalışabileceği bir zemin bulamadı. Bu sebeple yalnızca birkaç sayı yayımlandıktan sonra dergisi kapatıldı, ama daveti sona ermedi. Aksine bu dava kalplerde ve dillerde dolaşır hale gelmişti. Öğrencileri farklı yollarla bu daveti gerçekleştirmek üzere onun yolunu izlemeye başladılar. Şeyh Muhammed Abduh bilinçlendirme, eğitim, tıpkı dinin başlangıcında olduğu gibi <u>İslâmi gerçeklerin Müslümanların kalplerine yeniden yerleşmesi</u> ve İslâm’ın asırlar boyunca özüne yapışan <u>bidatlerden temizlenmesi</u> yoluyla işe koyuldu. Bazı öğrencileri de büyük üstat Cemaleddin’in tüm İslâm beldelerini sömürge ateşinden kurtarma ve hür bir şekilde birleşene dek <u>eğitim ve bilinçlendirme</u> çağrısına uyarak bölgesel kurtuluş ve özgürleşme yoluna yöneldi. (s.37).</li>
</ol>
<ol start="10">
<li>Bölgesel kurtuluş hareketleri büyük ölçüde başarılı oldu ve birçok İslâm beldesinde sömürgecilik ortadan kalktı. İslâm topraklarında Batı sömürgeciliği yok edilip tam bir siyasi hürriyet elde edildiği bu tarihlerde bazı ufak tefek engeller kalmıştı: <u>Hürriyet fikrinden hoşlanmayan krallar</u>, <u>gayrimüslimlerle kurdukları dostlukları Müslümanlarla olan ilişkilerinden daha üstün gören bazı liderler</u> ve düşünme yeteneği zayıflayarak <u>Batı sevgisi ile kalpleri körelmiş birtakım insanlar</u>ın arzuları. Bu kimseler kuvvetli bir şekilde sömürgecilerin dostluğuna inanıyorlardı. İçlerinden bir kısmı ise kalplerinde İslâmi hakikatlere karşı korku ve nefret duyuyordu. İslâm topraklarını işgal eden düşman orduları çekip gittikten sonra bu kimselerle yaşanan psikolojik savaş etkisini sürdürmeye devam ediyor. Ancak güçlü bir dalga bunların da defterini dürecektir. Bunların yürüyüşüne güçlenerek devam eden İslâm kervanı karşısında durabilecek bir güçleri yoktur! (s.39).</li>
</ol>
<ol start="11">
<li>Şüphesiz gün doğmuş ve etraf aydınlanmıştır. Sap samandan ayrılmış, köpük uçup gitmiş, insanlara fayda veren şey sabit kalmıştır. Avrupa uygarlığı ve ona tâbi olanlar arasında sahte bir gururla hareket eden aklı kıt ve şaşkın bazı insanlar dışında hiç kimse İslâm’a savaş açma cüretinde bulunamaz! Bu durumda <u>din kardeşleriyle <strong>bir olma</strong></u> konusunda tefekkür etmek, her Müslüman üzerinde bir <strong>hak ve görev</strong> olmuştur. Günümüz dünyasında tüm varlığın geleceğine, birbirleriyle rekabet içerisinde bulunan ve birbirine yakın boyutlarda güce sahip iki blok hükmediyor. Her ikisi de avlarını parçalamaya hazırlanan iki aslan konumunda ve ruhlarına yapışıp kalmış <u>yok olma korkusu</u> dışında hiçbir şey onları durdurabilecek güce sahip değil. Müslümanların bu iki bloktan herhangi birine tâbi olması doğru değildir. <u>Müslümanların yapması gereken;</u> <strong><u>tüm insanlığın iyiliği adına</u></strong><u> insanlar üzerindeki şahitlik görevini yerine getirmek üzere <strong>din kardeşleriyle bir araya gelmek</strong>tir</u>. <u>Müslümanlar <strong>gerçek bir birlik</strong> oluşturmazlarsa İslâm düşmanları tarafından paramparça edilirler</u>. Gerçek bir birlik tesis edemezlerse, hiçbir şeye güç yetiremeyen, kendisine en ufak bir faydası olmayan, sadece başkalarının kullandığı birer araç haline gelmiş, toprağı, suyu ve tüm zenginlikleri düşmanlarının eline geçmiş kokuşmuş cesetlere dönüşmeleri kaçınılmazdır! Bir araya gelmeleri durumunda ise kendisine fayda veren, dünyayı kurtaran ve Kur’an’ın diliyle şöyle seslenen bir güç haline geleceklerdir (s.41):</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Ey iman edenler! Hep birlikte İslam/barış/<u>teslimiyet yoluna girin</u> ve <u>şeytanın adımlarını izlemeyin</u>! Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2:208).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>Muhammed Ebu Zehra. (2016). <strong>İslam Birliği</strong> (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>), çev. Rumeyse Gökbayrak Ömün, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, s.9-41.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/islam-birliginin-tarihcesini-ebu-zehradan-okumak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HASAN EL-BENNA’NIN  ‘İSLAMİ SİYASET’ GÖRÜŞÜNÜ HATIRLAMAK</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2016 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Bakara 2:138]]></category>
		<category><![CDATA[Beyan Yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[Cevdet Said]]></category>
		<category><![CDATA[el-Fıkhu'l-Ekber]]></category>
		<category><![CDATA[el-Munkiz mined-Dalâl]]></category>
		<category><![CDATA[el-Varakât]]></category>
		<category><![CDATA[Ey Oğul]]></category>
		<category><![CDATA[Gördüğüm Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[güç ve gayret]]></category>
		<category><![CDATA[Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan el-Benna]]></category>
		<category><![CDATA[İki Dil Bir Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İMam Cüveynî]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Gazali]]></category>
		<category><![CDATA[İmam Şafiî]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam ve Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[İslam’dan Neden Korkuyorlar?]]></category>
		<category><![CDATA[Kasas 28:55]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Ebu Zehra]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Nahl 16:89]]></category>
		<category><![CDATA[Nisa 4:174-175]]></category>
		<category><![CDATA[On İlkemiz]]></category>
		<category><![CDATA[Rabia el-Adeviyye]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhun Sevinci]]></category>
		<category><![CDATA[Saff 37:1-3]]></category>
		<category><![CDATA[Seyyid Kutub]]></category>
		<category><![CDATA[sözler ve hayaller]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf el-Karadavi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=398</guid>

					<description><![CDATA[Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın temel sorunlarını isabetle tahlil ve teşhis edip kalıcı etkin çözümler üretebilmek için ondört asır boyunca Müslüman âlim ve mütefekkirlerin büyük gayretleri olmuştur. Hayata aktif katılımlarıyla verdikleri canlı mücadeleler yanında kalıcı ilmî ve fikrî eserler bırakan mütefekkir ulemamızın kıymetli eserleri günümüz insanlığına da ışık tutmaya devam etmektedir. Bu haftaki yazımızda, fikirlerinden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın temel sorunlarını isabetle tahlil ve teşhis edip kalıcı etkin çözümler üretebilmek için ondört asır boyunca Müslüman âlim ve mütefekkirlerin büyük gayretleri olmuştur. Hayata aktif katılımlarıyla verdikleri canlı mücadeleler yanında kalıcı ilmî ve fikrî eserler bırakan mütefekkir ulemamızın kıymetli eserleri günümüz insanlığına da ışık tutmaya devam etmektedir. Bu haftaki yazımızda, fikirlerinden günümüzde de istifade ettiğimiz bazı mütefekkir âlimlerin özlü eserlerini iki dilde bir arada yayımlayan yeni bir seriden siz kıymetli okurlarımı haberdar etmek istiyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir Kitabı İki Dilde Okumanın Zevkini Tatmak</strong></p>
<blockquote><p>Zaman ise artık bizden sıkı bir biçimde meyve verecek ciddi çalışmalar yapmamızı istiyor. Tüm dünya güç ve gayret unsurlarını eline almışken, bizler hâlâ sözler ve hayaller dünyasında yaşıyoruz. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları, İslam kültürünün yeni kuşaklara ulaştırılmasına yardımcı olabilecek yeni ve farklı bir seri başlattı. “İki Dil Bir Kitap” adıyla yayımlanan bu seri, kurucu vasfı olan önemli eserlerin Türkçe çevirilerini Arapça asıllarıyla birlikte sunuyor. İslam inanç ve kültürünün en önemli temsilcilerince kaleme alınmış kimi uzun makale ve/ya risalelerin Arapça nüshalarının tercümeleriyle bir arada sunulduğu bu yeni seri, Arapça metin ile çevirisini sayfa sayfa, paragraf paragraf karşılaştırmalı olarak mütalaa imkânı da sunmakta.</p>
<p>Daha önce İmam Gazali’nin “Ey Oğul” ve “el-Munkiz mined-Dalâl” ile İmam Cüveynî’nin “el-Varakât” isimli eserlerinin yayınlandığı bu seriye 10 yeni eser daha eklendi. Editörlüğü Beyan Yayınları’nca uhdeme tevdi edilen, Türkçe çevirilerini baştan sona redakte ettiğim, Arapça nüshalarında ise imla hatalarını düzeltmekle iktifa ettiğim on yeni eseri dikkatlerinize sunuyoruz:</p>
<ol>
<li>İmam Azam, el-Fıkhu’l-Ekber</li>
<li>İmam Şafiî, el-Fıkhu’l-Ekber</li>
<li>Muhammed İkbal, Müslüman Gençlik (<em>eş-Şebâbu’l-Müslim</em>)</li>
<li>Muhammed Ebu Zehra, İslam Birliği (<em>el-Vahdetu’l-İslâmiyye</em>)</li>
<li>Cevdet Said, İslam’dan Neden Korkuyorlar? (<em>Lime Hâze’r-Ru’bu Kulluhû mine’l-İslâm?!</em>)</li>
<li>Hasan el-Benna, İslam ve Siyaset (<em>el-İslâm ve’s Siyâse</em>)</li>
<li>Hasan el-Benna, On İlkemiz (<em>Erkânu Bey’atina el-Aşera</em>)</li>
<li>Seyyid Kutub, Ruhun Sevinci (<em>Efrâhu’r-Rûh</em>)</li>
<li>Seyyid Kutub, Gördüğüm Amerika (<em>Amrîka elletî Raeytu</em>)</li>
<li>Yusuf el-Karadâvî, Günümüzde Müslüman Gençliğin Vazifeleri (<em>Vâcibu Şebâbi’l-Müslim el-Yevm</em>)</li>
</ol>
<p>Cep kitabı ebadında hazırlandığı için taşıma ve okuma kolaylığı en yüksek seviyede olan “İki Dil Bir Kitap” serisinde yer alan kitaplar, rengârenk ve sapasağlam ciltleri sayesinde elden ele dolaşarak çok uzun süre okunabilecek niteliğiyle ayrı bir cazibe de oluşturmakta. İslam’ın inanç, kültür ve siyasetine ilişkin özlü temel metinlerinden oluşan bu seri, içeriği kadar sunumuyla da İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerinin öğrenci ve hocaları başta olmak üzere Arapçaya alaka duyan tüm okurların dikkatini hak eden iddialı bir çalışma&#8230; (beyanyayinlari.com).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Siyaset Anlayışını Doğru Kavramaya Çalışmak </strong></p>
<blockquote><p>İslam siyasetten, toplumdan, ekonomiden ve kültürden ayrı bir şeyse nedir öyleyse? (el-Benna)</p></blockquote>
<p>Beyan Yayınları tarafından araştırmacı, yazar ve okurların istifadesine sunulan ve yeni yılda yeni eserlerin ilave edilmesiyle daha da zenginleştirilecek olan “İki Dil Bir Eser” serisinden bir kitapçığı örnek olarak dikkatinize sunmak istiyorum. “İslam ve Siyaset” başlığıyla Gamze Özden tarafından Türkçeye kazandırılan bu kitapçık, Şehit İmam Hasan el-Benna’nın ‘Müslüman Kardeşler Öğrenci Kolları’nın, Muharrem 1357 (Mart 1938) tarihinde düzenlemiş olduğu kongrede irat etmiş olduğu hitabenin yazıya dökülmüş hali olup giriş kısmını paylaşmakla yetineceğim:</p>
<p>“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Hamd Allah’a mahsustur. Salât ve selam Efendimiz’in, ehli beytinin ve ashâbının üzerine olsun.</p>
<p>“Ey İnsanlar! Şüphesiz Rabbinizden size açık bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik. Allah’a iman edip, O’na sımsıkı sarılanları ise Allah, Kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve onları Kendisine ulaştıran doğru bir yola iletecektir.” (Nisa 4:174-175).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Söz ve Söylemle Yetinmeyip Bizzat Eyleme Geçmek</strong></p>
<blockquote><p>Siyasetten kastım ise, particilikle sınırlandırılmayan, ümmetin iç ve dış meseleleriyle ilgilenen “mutlak siyaset”tir. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>“Değerli kardeşlerim! Beni dinleyen bir kitlenin karşısında durduğum her defasında, insanları söz meydanından amel meydanına, planlama ve programlama meydanından hayata geçirme ve uygulama meydanına davet ettiğimiz her gün için Allah’tan bizi affetmesini diliyorum. Hatip unvanıyla konuşarak geçirdiğimiz süre çoktan uzadı. Zaman ise artık bizden sıkı bir biçimde meyve verecek ciddi çalışmalar yapmamızı istiyor. Tüm dünya güç ve gayret unsurlarını eline almışken, bizler hâlâ sözler ve hayaller dünyasında yaşıyoruz.</p>
<p>“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri neden söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır. Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saff 37:1-3).</p>
<p>Değerli kardeşler! Kardeşlerimiz size, devletin kalkınması, istikrarı, kuruluşu ve gelişimi gibi milletlerin hayatını ilgilendiren tüm olgularda, İslam’ın manasının kuşatıcılığı ve kapsayıcılığı hakkında bilgi veren konuşmalar yaptılar. Bazı kardeşlerimiz sizlere İslam’ın milliyetçilik karşısındaki tutumu hakkında bilgi verdi ve sizlere aslında İslam milliyetçiliğin sınır olarak en geniş, varlık olarak en genel ve ölümsüzlük olarak en meşhur mahiyette olduğunu gösterdi. Kardeşlerimiz yine sizlere, vatanına en bağlı ve milletine en tutkun kimsenin, müminlerin sahip olduğu coşku ve millî duygulardan yoksun ırkçı söylemlerde aradığını bulamayacağını gösterdi. Kardeşlerim size bu konuyu uzun uzadıya anlattığından dolayı, bu hususa daha fazla değinmeyeceğim; ancak ben, insanların hakkında çokça yaygara kopardığı ve dolayısıyla hakkında çokça hataya düştükleri bir konuya, yani “Siyaset ve İslam” konusuna değineceğim.” (s.15-19).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dinin Siyasetle Sıkı İlişkisini Görmezden Gelmemek</strong></p>
<blockquote><p>İslam, inanç ve ibadet ve ahlâktır, vatan ve millettir, hoşgörü ve kuvvettir, hayatın her alanını içine alır. Zira İslam, kültür ve kanundur. (el-Benna)</p></blockquote>
<p>“Şâyet birinin seninle Siyaset ve İslam hakkında konuştuğunu görürsen, hemen o kimsenin, ikisinin arasına bir set çektiğini ve her ikisine de ayrı ayrı anlamlar yüklediğini fark edersin. Dolayısıyla bu iki mefhum, insanlar nezdinde bir araya gelememektedir. İşte bundan dolayı bu cemiyet siyasi olarak değil de, İslami olarak isimlendirildi. Yine bu toplantı, siyasi değil, dinî olarak nitelendirildi. İşin ilginç tarafı, İslami kuruluşların ilke ve metotlarında şu ifadeye şahit oldum!: “Kuruluş, siyasi meselelerle ilgilenmemektedir.”</p>
<p>Size bu konu hakkında öneride ya da uyarıda bulunmadan önce, iki önemli konuya dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p><strong>Birincisi</strong>: Particilik ile siyaset arasındaki fark oldukça büyüktür. Bazı meselelerde bir araya gelebilir ya da birbirlerinden ayrılabilirler; kişi kelimenin tam anlamıyla siyasetçi olduğu halde, bir partiye bağlı olmayabilir, uğrunda ölmeyebilir de. Aynı zamanda kişi, kelimenin tam anlamıyla partici olduğu halde, siyaset meselelerinden hiçbir şey anlamayabilir. Yine söz konusu unvanlar tek bir adla birleştirilebilir; kişi eşit mesafede “partici siyasetçi” ya da “siyasetçi partici” olabilir. Benim siyasetten kastım ise, particilikle sınırlandırılmayan, ümmetin iç ve dış meseleleriyle ilgilenen “mutlak siyaset”tir.</p>
<p><strong>İkincisi</strong>: Müslüman olmayan kimseler, İslam hakkında cehalete kapıldıklarında ya da İslam’ın Müslümanların içselleştirdiği, kalplerinin derinliklerine nakşettiği ya da uğrunda mallarını ve canlarını feda ettikleri emir ve ilkeleri karşısında çaresizliğe düştüklerinde, Müslümanların benliklerindeki İslam’ın ismini ya da şeklini zedeleyemeye çalışmadılar; bilakis İslam’ın pratik hayatta güçlü olan ne kadar yönü varsa hepsini silip süpürecek bir biçimde dar bir daireye sokmaya çalıştılar. Böylece Müslümanlar için geriye sadece hiçbir faydası dokunmayan unvanlar, şekiller ve görüntüler bıraktılar. Müslümanlara, İslam’ın ayrı, toplumun ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, kanunun ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, ekonomi meselelerinin ayrı şeyler olduğunu, İslam’ın ayrı, genel kültürün ayrı şeyler olduğunu ve en nihâyetinde İslam’ın ayrı, siyasetin ayrı şeyler olduğunu söyleyerek, İslam’ın siyasetten uzak tutulması gerektiğini anlattılar.</p>
<p>Allah için bana söyleyin kardeşlerim, İslam siyasetten, toplumdan, ekonomiden ve kültürden ayrı bir şeyse nedir öyleyse? Huzurlu bir kalpten yoksun rekâtlar mıdır, yoksa Rabia el-Adeviyye’nin de söylediği gibi, ‘<u>istiğfarın bile istiğfara ihtiyaç duyduğu</u>’ birtakım lafızlar mıdır? İşte bu yüzden sevgili kardeşlerim, Allah (c) Kur’an-ı Kerim’de mükemmel, hüküm koyan ve detaylı bir nizam getirmiştir:</p>
<p>“Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl 16:89).</p>
<p>İslam düşüncesi hakkındaki yanıltıcı anlam ve İslam manasının içerisine sokulduğu bu dar sınır; Müslümanları içine hapsetmeye çalışan ve “İşte size din özgürlüğü verdik. Nitekim anayasaya göre, devletin resmî dini İslam’dır.” ifadesiyle adeta onlarla dalga geçen İslam düşmanları tarafından ortaya atılmıştır.” (s.21-27).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam’ın Kuşatıcılığını Daraltmak İsteyenlere Karşı Uyanık Olmak</strong></p>
<p><strong> </strong>“Değerli Kardeşlerim! İşte ben, bu kürsüden sizlere tüm açıklıkla İslam düşmanlarının istediği şekilde <u>İslam’ın dar ve kısıtlı bir anlamının olmadığını</u> ilan ediyorum. İslam, inanç ve ibadettir. İslam, vatan ve millettir. İslam, hoşgörü ve kuvvettir. İslam, ahlâktır ve hayatın somut olan her alanını içine alır. İslam, kültür ve kanundur. Dolayısıyla Müslüman, İslam’ın hükmünü istemekle, ümmetin tüm meselelerini kuşatan bir hükmü istemektedir. Nitekim, <u>Müslümanların derdiyle hemhal olmayan, onlardan değildir</u>.</p>
<p>Selef âlimlerimizin de İslam’ı bu şekilde anladığına inanıyorum. Onlar, soyut ahiret hayatından evvel, somut dünya hayatının her alanında İslam ile hükmediyor, İslam için mücadele ediyor, İslam’ın kurallarına göre hareket ediyor ve İslam’ın çizdiği sınır üzerinde ilerliyordu. Öyle ki, ilk Halife Hz. Ebu Bekir (r): “Eğer benim devemin ipi kaybolsa, onu Allah’ın Kitabı’nda bulurum.” buyurmuştur.</p>
<p>İslam’ın kuşatıcı anlamı ve onun particilikten soyutlanmış siyaset anlayışına yaptığım genel vurgudan sonra, artık açıkça Müslümanın, ümmetin meselelerini göz ardı edip onlar için gayret sarf etmeyerek sadece siyasetçi kimliğiyle tam anlamıyla İslam’ı yaşayamayacağını, İslam’ın kayırma ve soyutlama anlayışını kabul edemeyeceğini ve <u>her İslami cemiyetin, programlarının başına, ümmetin siyasi meseleleriyle ilgilenme maddesini eklemesi gerektiği</u>ni, aksi halde bu cemiyetlerin İslam’ın anlamını kavramaya ihtiyacı olduğunu söyleyebilirim.</p>
<p>Değerli Kardeşlerim! İzin verin, sürekli İslam ile siyasetin birbirinden ayrılması ile ilgili nameleri dinlemeye alışkın bir toplumun gözünde oldukça yabancı görünen bu anlamı biraz daha açayım. Bazı insanlar, bizler bu törenden ayrıldıktan sonra hakkımızda: “Müslüman Kardeşler cemaati, ilkelerini bir kenara attı. Dinî bir cemaatken, siyasî bir cemaat oldu.” şeklinde konuşabilir, bazıları ise kendi görüşüne göre bu değişimin sebeplerine dayanarak farklı yorumlar ortaya koyabilir. Efendiler! Allah biliyor ki, Müslüman Kardeşler hiçbir zaman siyasetten kopmadı. Hiçbir zaman da İslam’ın yolundan sapmayacak. Davet çalışmalarında hiçbir zaman <u>din ile siyaseti birbirinden ayırmadı</u>. İnsanlar onları hiçbir zaman “partici” olarak görmedi.</p>
<p>“Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve ‘Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız sizedir. Size selam olsun. Biz cahilleri benimsemeyiz.’ derler.” (Kasas 28:55). Onların kendi amaçları dışındaki bir amaçla hareket etmesi, kendi fikirleri dışındaki bir fikri hayata geçirmesi ya da İslam’ın hanif boyası dışında başka bir boyaya bürünmesi imkânsızdır:</p>
<p>“Biz, Allah’ın boyası ile boyanmışızdır. Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? Biz O’na kulluk edenleriz!” (Bakara 2:138).” (s.29-33).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>Hasan el-Benna. (2016). <strong>İslam ve Siyaset.</strong> çev. Gamze Özden, “İki Dil Bir Kitap” serisi içinde, Arapça-Türkçe, İstanbul: Beyan Yayınları, 96 s.</li>
<li>http://www.beyanyayinlari.com/yayincikategori-iki-dil-bir-kitap-arapca-turkce, 05.12.2016.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/hasan-el-bennanin-islami-siyaset-gorusunu-hatirlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALİYA’NIN DÜŞÜNCESİNDE  ‘İSLAM DÜNYASINI YENİDEN KURMAK’</title>
		<link>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/</link>
					<comments>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2016 08:18:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[adalet ve cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Alev Erkilet]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[Aliya İzzetbegovic]]></category>
		<category><![CDATA[bilge önder]]></category>
		<category><![CDATA[bizim tembelliğimizin adı]]></category>
		<category><![CDATA[Civitas Dei]]></category>
		<category><![CDATA[Civitas Solis]]></category>
		<category><![CDATA[çok eşlilik]]></category>
		<category><![CDATA[derinlikli bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Dinî]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali]]></category>
		<category><![CDATA[düalizm]]></category>
		<category><![CDATA[İLEM]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[insani]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslami]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Maneviyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[Materyalist]]></category>
		<category><![CDATA[Mehdi]]></category>
		<category><![CDATA[müslümanlar]]></category>
		<category><![CDATA[namaz]]></category>
		<category><![CDATA[Özgürlüğe Kaçışım]]></category>
		<category><![CDATA[ruh ve madde]]></category>
		<category><![CDATA[Şarkiyatçı]]></category>
		<category><![CDATA[şeriat]]></category>
		<category><![CDATA[Sorokin]]></category>
		<category><![CDATA[sükûnet ve pasiflik]]></category>
		<category><![CDATA[ümmet ve hilafet]]></category>
		<category><![CDATA[Üsküdar Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[zekât]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=395</guid>

					<description><![CDATA[İnsanlığın yaşamakta olduğu çok boyutlu krizlere ilişkin fikirleri ve çözüme yönelik aktif mücadelesiyle Aliya İzetbegoviç, çağımızın en büyük tanıklarından biri olarak iyi anlaşılmayı hak eden bir bilge önder olarak sadece Müslümanların değil tüm insanlığın dikkatle mütalaa etmesi gereken bir şahsiyettir. &#160; Doğru ve Derinlikli Bilgiye Yaslanan Düşünce Safhasından Organize Edilmiş Eylem Safhasına Geçmek Müslümanlar düşünsel [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlığın yaşamakta olduğu çok boyutlu krizlere ilişkin fikirleri ve çözüme yönelik aktif mücadelesiyle Aliya İzetbegoviç, çağımızın en büyük tanıklarından biri olarak iyi anlaşılmayı hak eden bir <strong>bilge önder</strong> olarak sadece Müslümanların değil tüm insanlığın dikkatle mütalaa etmesi gereken bir şahsiyettir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doğru ve Derinlikli Bilgiye Yaslanan Düşünce Safhasından Organize Edilmiş Eylem Safhasına Geçmek </strong></p>
<blockquote><p>Müslümanlar düşünsel ve eylemsel bakımdan İslam’ın ideal dengesini yakalamak için çabalamalı ve meydan okumalara karşı yeni çözümler üretebilmelidir. (Aliya)</p></blockquote>
<p>Hapishanede tuttuğu notlarından oluşan “Özgürlüğe Kaçışım” isimli eserinde; “Cüretkâr bir binayı betonların veya içine yerleştirilmiş çeliğin bir arada tuttuğu doğrudur; ama esas doğru olan, onu bir arada tutan şeyin onun <u>temel denge ve oranları i</u><u>ç</u><u>indeki d</u><u>üşü</u><u>nce</u> olduğu” tespitini yapan Aliya, eserlerinde İslam binasının yeniden nasıl kurulacağına ilişkin düşüncelerini paylaşmaktadır.</p>
<p>Gerek düşünce gerekse siyaset alanında küresel vahşi düzenin pençesinde ezilen bütün bir insanlığın kurtuluşunun; <u>İ</u><u>slam’ın yeniden tarih sahnesine </u><u>ç</u><u>ıkması</u>yla mümkün olacağını ifade eden Aliya, bunun için öncelikle Müslümanların özgürleşmesi ve kendi aralarında vahdeti tesis etmesi gerektiğinin altını çizmektedir.</p>
<p>“Batılı paradigmanın artık çöktüğünü, insanlığa bir şey vaat etmekten uzak olduğunu izah eden Aliya, Müslümanlar için bir ufuk ortaya koymaktadır: “Sükûnet ve pasiflik devri ebediyen geçmiştir&#8230; Sorunların ve zorlukların büyüklüğü milyonların tam teşekküllü eylemini gerektirmektedir.” O nedenle <strong>M</strong><strong>ü</strong><strong>sl</strong><strong>ü</strong><strong>manların</strong>, hangi tarafta ve <strong>nereye ait olduklarını bilmeleri elzemdir</strong> ve İslam dünyasının kaderini ellerine almaya mecburdurlar. Bu yüzden, <u>do</u><u>ğ</u><u>ru ve derinlikli bilgiye yaslanan düş</u><u>ü</u><u>nce safhasından organize edilmi</u><u>ş</u><u> eylem safhasına ge</u><u>ç</u><u>mek</u> gerekmektedir. Aliya’dan bize intikal eden entelektüel miras içerisinde, modern dünyanın açmazlarını, küresel/emperyalist siyasetin kodlarını ve Şarkiyatçı bilim felsefesinin köklerinin analizini ortaya koymak fikir dünyamızda yeni açılımlar ortaya koymamıza vesile olacaktır. Aliya’nın eserleri incelendiğinde görülecektir ki; onun teorisi, pratiğin içerisinde şekillenmiş ve olgunlaşmıştır. Aliya, bu yönüyle değerlidir ve söylemleri altında birer yaşanmışlık barındırmaktadır.” (Güvendi, 2013:11).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İslam Birliği İdealini Canlı Tutmak</strong></p>
<blockquote><p>Din ile bilim, ahlâk ile siyaset, bireysel ile toplumsal, maddi olan ile manevi olan arasında arabuluculuk yapmaya talip olan İslam düşüncesi, yeni şekil ve araçlar bulmakla mükelleftir. (Aliya)</p></blockquote>
<p>Etnik ve kültürel çoğulculuğun yoğun olduğu bir coğrafyada yaşayan bir düşünür ve devlet adamı olarak Aliya’nın İslam birliği ideali konusunda bize sundukları dikkatle mütalaa edilmesi gereken önemli tahlillerdir. Müslüman coğrafyamızda oynanan kirli oyunların girdabında boğulmadan küresel vahşi düzenin kodlarını deşifre etmede ve Müslümanların vahdetini sağlamada Aliya’nın özgüveni yüksek cesur tahlilleri mühim bir imkân olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>İLEM’in 26 Ekim 2013 tarihinde Üsküdar Belediyesi ile birlikte gerçekleştirdiği &#8220;Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç&#8221; sempozyumunda sunulan on tebliği ihtiva eden ve Aliya’nın fikir dünyasını yakından tanıyarak onun “Doğu ile Batı arasında İslam birliği ideali”ni yeniden tefekkür etmek için önemli bir katkı sağlayan kitabın Alev Erkilet’e ait bölümünden kısa bir iktibas konuyu izah için yeterli olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>D</strong><strong>ü</strong><strong>nyayı </strong><strong>Yeniden Ş</strong><strong>ekillendirmede </strong><strong>İ</strong><strong>slam’ın Dengeli Rol</strong><strong>ü</strong><strong>n</strong><strong>ü</strong><strong> Takdir Etmek</strong></p>
<blockquote><p>Aliya, İslam dünyasında yaygın olan mehdi beklentisi gibi pek çok inanç ve pratiğe bütünselci yaklaşımdan hareketle karşı çıkmaktadır.</p></blockquote>
<p>“Aliya İzzetbegoviç’e göre, çağdaş dünyaya damgasını vuran ideolojik çatışmalar içinde İslam’ın yerinin neresi olduğu sorusuna cevap vermek zorunludur ve bu sorgulama dünyayı şekillendirmede İslam’ın rolünün ne olacağına dair tartışmalar açısından da belirleyici olacaktır. Ona göre dünya görüşleri üç kümede toplanabilir:</p>
<p>“Dinî/<u>Maneviyat</u><u>ç</u><u>ı</u>, <u>Materyalist</u> ve <u>İ</u><u>slami</u>&#8230; En eski zamanlardan bugüne kadar ortaya atılmış bütün ideoloji, felsefe ve düşünce sistemleri bu üç temel dünya görüşünden birine dayanmaktadır. Bunlardan birincisine göre yegâne ve esas varlık <strong>ruh</strong>tur; ikincisine göre <strong>madde</strong>dir. Üçüncüsüne gelince o, <strong>ruh ve maddenin bir arada varolu</strong><strong>ş</strong><strong>u</strong>ndan yola çıkmaktadır.” (2011:11).</p>
<p>Aliya da Sorokin’e benzer şekilde; ilki salt <u>madde </u><u>ö</u><u>tesi</u> gerçekliğe temellenme gayreti içinde bulunan, ikincisi salt duyu organlarıyla kavranabilen <u>maddi</u> gerçekliği esas alan, sonuncusu da <u>insan do</u><u>ğ</u><u>asının </u><u>ç</u><u>ift y</u><u>ö</u><u>nl</u><u>ü</u><u>l</u><u>üğü</u>nü dikkate alarak hem maddeye hem de madde üstü olan gerçekliğe dayanan ‘İslami’ dünya görüşlerinden söz eder:</p>
<p>“Eskiler iki cevherden, ruh ve maddeden bahsederlerdi&#8230; Gerçekten de bütün büyük felsefe ekolleri monistik idiler&#8230; Haddizatında insan olmamız itibariyle biz iki gerçek içinde bulunmaktayız&#8230; Tekli hayat insan için bir bakıma ‘teknik’ bakımdan mümkün değildir. ‘<em>Kâlû belâ</em>’dan, insanın ‘dünyanın içine’ veya ‘sosyal hakikatin içine’ itildiği andan beri bu böyledir.” (2011:13).</p>
<p>Burada açıklanan düşünce, insanın dünyevi bir varlık hâline geldikten sonra maddeyi tümüyle terk/ret etmesinin imkân dışı kaldığıdır. Bu nedenle maneviyatçı yahut ‘dinî’ olarak ifade edilen dünya görüşleri sonuna vardırıldığında (diyalektik manada potansiyellerinin tümüyle açıldığı noktada) insana yaşama imkânı bırakmazlar. Bu son nokta, insana bedenden ve dünyadan firar etmek dışında bir seçeneğin bırakılmadığı noktadır.” (Erkilet, 2013:37).</p>
<p>“Saf dinin ve materyalizmin hayatın sadece bir yönünü ifade eden bir hususu bir bütün teşkil eden hayata uygulamaya çalışırken ister istemez deforme olmak zorunda kalacak sistemler olduğunu belirten İzzetbegoviç, “İslam dünyasının asıl özelliğinin bu <strong>d</strong><strong>ü</strong><strong>alizmi anlamak ve kabul etmek, sonra da yenmek</strong>” (2011:19) olduğunu belirtir. Nitekim Aliya’ya göre <strong>İ</strong><strong>slam</strong>;</p>
<ul>
<li>Ruha, şuura, cana ve özneye vurgu yapan dinî tutumlar ile; maddeye, varlığa, vücuda ve nesneye vurgu yapan materyalist yaklaşımlara karşı, <u>her ikisini bir </u><u>ü</u><u>st de</u><u>ğ</u><u>erde birleştiren ve a</u><u>ş</u><u>an</u> <strong>insan</strong>a,</li>
<li>İbadete vurgu yapan dinî yaklaşımla hıfzıssıhhaya vurgu yapan materyalist yaklaşıma karşı, ikisini üst bir değerde birleştiren ve aşan <strong>namaz</strong>a;</li>
<li>Sadakayı vurgulayan dinî kültürle vergiyi vurgulayan materyalist yaklaşıma karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan <strong>zek</strong><strong>â</strong><strong>t</strong>a;</li>
<li>Ahlâka vurgu yapan dinî kültürlerle güce vurgu yapan materyalist kültüre karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan hukuka/<strong>ş</strong><strong>eriat</strong>a;</li>
<li>Aşka ve kötülüğe tahammüle vurgu yapan dinî kültürlerle sınıf kavgasına vurgu yapan materyalist kültüre karşı, her ikisini bir üst değerde birleştiren ve aşan <strong>adalet ve cihad</strong>a;</li>
<li>Civitas Dei’yi (Augustinus’un 5. yüzyılda yazmış olduğu kitapta ortaya attığı Tanrı şehri dünyevi zevkleri bir kenara bırakarak kendilerini Hristiyan inancının yaygınlaşmasına ve uygulanmasına adayanların mekânı) vurgulayan dinî kültürlerle Civitas Solis’i (Campanella’nın Güneş Ülkesi ütopyası gibi insanlar tarafından tasarlanmış bir dünyayı) vurgulayan materyalist kültürlere karşı, her ikisini birleştiren ve aşan <strong>ü</strong><strong>mmet ve hilafet</strong>e vurgu yapar (2011:26-28).</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak burada dikkat edilmesi gereken ikinci husus, yukarıda idealize edilmiş bulunan <u>kavramların i</u><u>ç</u><u>inin nasıl dolduruldu</u><u>ğ</u><u>u</u> ya da bunların <u>uygulamaya nasıl ge</u><u>ç</u><u>irildi</u><u>ğ</u><u>i</u>dir. Zira ümmet, hilafet, adalet ya da şeriat adına yapılan önerilerin ve uygulamaların, <u>maneviyatçı yahut materyalist u</u><u>ç</u><u>lara kayan i</u><u>ç</u><u>eriklerle doldurulması</u> da söz konusu olabilmektedir ve kanaatimce Aliya’nın en az kuramsal ayrımlar kadar önemsediği bir mesele de bu kavramların hayata aktarılışındaki sorunlardır.</p>
<blockquote><p>Aliya, mahiyetini ve maksadını anlamaya çalışmadan emir ve yasakları katı kurallar hâlinde dayatmaktan yana olan düşünür ve siyasetçilerden oldukça farklıdır.</p></blockquote>
<p>Aliya’ya göre “değişmez İslami prensipler vardır; ancak değişmeyen hiçbir İslami üretimsel, toplumsal yahut siyasal terkip bulunmamaktadır.” (2007:178). Bu demektir ki, “İslami terimiyle hazır çözümden çok metot kastedilmekte ve bu terim birbiriyle zıt umdelerin sentez prensibini dile getirmektedir.” (2011:20). Aliya’nın bu görüşleri, İslamcılığı bir paket programın uygulanmasından ya da emir ve yasakları, <u>mahiyetini ve muradını anlama</u>ya çalışmadan <u>katı kurallar</u> hâlinde dayatmaktan yana olan düşünürlerin ve siyasetçilerin yaklaşımından oldukça farklıdır. Aliya İslam’ı Doğu’nun ya da Batı’nın parçası olarak tanımlamaya çalışan görüşlerle arasına ciddi bir mesafe koyar. Ona göre İslam coğrafi ve epistemolojik manada bu ayrımları aşar. O, ‘bu dünya taraftarı’dır; doğaya açık olması vesilesiyle bilime de açıktır; azami ölçüde <strong>insani</strong> ve azami ölçüde <strong>iyi</strong>dir.</p>
<p>Din ile bilim, ahlâk ile siyaset, bireysel ile toplumsal, maddi olan ile manevi olan arasında <u>arabuluculuk yapmaya talip olan </u><u>İ</u><u>slam d</u><u>üşü</u><u>ncesi</u>, ebedi ve ezeli mesajları bu dünyada gerçekleştirebilmek için yeni şekil ve araçlar bulmakla mükelleftir (2007:179). (Erkilet, 2013:39).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Aliya, İslamcılık tarafından şiddetle eleştirilmekle birlikte İslam dünyasında yaygın olan ve zaman zaman İslamcı düşüncenin içine de sızan <u>pek </u><u>ç</u><u>ok inan</u><u>ç</u><u> ve prati</u><u>ğ</u><u>e</u> bütünselci yaklaşımdan hareketle <u>kar</u><u>ş</u><u>ı </u><u>ç</u><u>ıkmakta</u>dır. Mesela, İzzetbegoviç’e göre;</p>
<ul>
<li>Müslümanın hayatı dönüştürme sorumluluğundan kaçması anlamına gelen Mehdi beklentisi ‘bizim tembelliğimizin adı’dır (İslam Deklarasyonu, s.188).</li>
<li>İslam’da aşırı bilge, her şeyi bilen, hatasız ve ölümsüz kimseler yoktur (184) ve Kur’an-ı Kerim kahraman karşıtı bir kitaptır.</li>
<li>Gün içinde ekmeklerini nasıl kazandıklarına bakılmaksızın tüm iyi insanlar aynı topluluğa aittir (181).</li>
<li>İslam toplumunun diğer topluluklarla ilişkilerinde esas olması gereken prensipler arasında saldırgan savaş ve cinayetin yasaklanması ve herkesin dinî aidiyetinin hürriyeti bulunmaktadır (191).</li>
<li>Eski medeniyetlerin bütün bilgilerine hiçbir komplekse kapılmadan yaklaşılmalıdır (185).</li>
<li>Formlar tali öneme sahiptir (200).</li>
<li>Haremlere (çok eşliliğe) son verilmelidir. Kadına haksızlık yapmak için kimse İslam’a dayanma hakkına sahip değildir (189).</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Özetle</strong>; Aliya’nın bütüncü yaklaşımı, zıt kültürlerin temel varsayımlarını eklektik şekilde bir araya getirmekten çok öte anlamlar taşımaktadır. Ona göre Müslümanlar, eklektik çözümlerle yetinmek yerine sürekli bir çaba içinde olmalı; düşünsel ve eylemsel bakımdan İslam’ın ideal dengesini yakalamak için uyanık bulunmalı ve meydan okumalara karşı yeni çözümler üretme mecburiyetinin bilincinde olmalıdırlar. İslam düşüncesi, toplumdaki her şeyin ‘İslami’ formlara uygun olduğunun düşünüldüğü zamanlarda bile içten içe işleyen karşıt dalgalara karşı uyanık olan bir zihinle yeniden ve yeniden üretilmek durumundadır. Çünkü bu formlar aslında hiç de İslami olmayan ‘maneviyatçı’ ya da ‘materyalist’ etkileri gizliyor ya da meşrulaştırıyor olabilirler.” (Erkilet, 2013:40).</p>
<p>Yazımızı merhum Aliya’nın hapishanedeyken kâğıda döktüğü bir duasına iştirak ederek sonlandıralım:</p>
<p>“İzin ver keremli ellerime</p>
<p>Yarattığın şeyler dokunsun</p>
<p>Sesini duymam için kulaklarımı keskinleştir</p>
<p>Kavrayabilmem için hikmet ver bana</p>
<p>Her yaprağa, her taşa gizemli bir şekilde yerleştirdiğin öğretini</p>
<p>Kuvvet istiyorum, fakat kardeşlerimi ezmek için değil</p>
<p>Sadece en kötü düşmanımı -kendimi- yenmek için</p>
<p>Rabbim, değiştiremeyeceğim şeyler için bana güç ver</p>
<p>Değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için de cesaret</p>
<p>Bir de ikisini tefrik etmek için hikmet…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ol>
<li>Güvendi, Merve Akkuş (Editör). (2013). <strong>Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç</strong> <strong>Sempozyumu Bildirileri</strong>. İstanbul: İLEM Yayınları, 102 s. (http://www.<strong>org.tr</strong>/m/713/788/dogu-bati-arasinda-islam-birligi-ideali-aliya-izzetbegovic, 29.10.2016).</li>
<li>Erkilet, Alev. (2013). “<strong>İslam Dünyasını Yeniden Kurmak: İslamcı Bir Dilin ve Hareketin Zemini Olarak Aliya’nın Düşüncesi</strong>”, <strong>Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç</strong> <strong>Sempozyumu Bildirileri</strong> içinde. İstanbul: İLEM Yayınları, s.34-40.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2007). <strong>İslam Deklarasyonu ve İslami Yeniden Doğuşun Sorunları.</strong> baskı, çev. Rahman Ademi, İstanbul: Fide Yayınları.</li>
<li>İzzetbegoviç, Aliya. (2011). <strong>Doğu Batı Arasında İslam.</strong> baskı, çev. Salih Şaban, İstanbul: Yarın Yayınevi.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://p.fethigungor.net/dirilis-postasi/aliyanin-dusuncesinde-islam-dunyasini-yeniden-kurmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
