<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ıslah Arşivleri - Prof. Dr. Fethi Güngör</title>
	<atom:link href="https://fethigungor.net/etiket/islah/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fethigungor.net/etiket/islah/</link>
	<description>fg@fethigungor.net</description>
	<lastBuildDate>Thu, 15 Dec 2016 07:06:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>MÂLİK BİN NEBÎ’NİN  FİKRÎ UYANIŞ PROJESİNİ SÜRDÜREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/malik-bin-nebinin-fikri-uyanis-projesini-surdurebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/malik-bin-nebinin-fikri-uyanis-projesini-surdurebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Mar 2016 11:05:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Mütefekkir Ulemâdan İstifade Edebilmek]]></category>
		<category><![CDATA[Âfâk Cezâiriyye]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Abdünnâsır]]></category>
		<category><![CDATA[Cemaleddin Afgani]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir]]></category>
		<category><![CDATA[Cezayir İslam Kültür Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Araştırmalar Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Dilleri Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[fikrî dönüşüm]]></category>
		<category><![CDATA[Fransız Koleji]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[Konstantîne]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an]]></category>
		<category><![CDATA[Malik bin Nebi]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed Abduh]]></category>
		<category><![CDATA[Reşid Rıza]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülebilirlik]]></category>
		<category><![CDATA[sömürülmeye elverişlilik]]></category>
		<category><![CDATA[TDV İslam Ansiklopedisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Umran Dergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=289</guid>

					<description><![CDATA[İslam dünyasının son tökezleme döneminde ortaya çıkan problemleri derinden mütalaa ederek özgün fikirler ortaya koyan, yeni eserler kaleme alarak çözüm önerileri sunan önemli müslüman mütefekkirlerden biri de Mâlik Bin Nebî’dir. Cezayirli büyük düşünürün hayatını, eserlerini ve temel görüşlerini, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin “Mâlik b. Nebî” maddesini esas alarak hatırlamakta, sorunlarımıza kalıcı çözümler oluşturabilmek açısından [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İslam dünyasının son tökezleme döneminde ortaya çıkan problemleri derinden mütalaa ederek özgün fikirler ortaya koyan, yeni eserler kaleme alarak çözüm önerileri sunan önemli müslüman mütefekkirlerden biri de Mâlik Bin Nebî’dir. Cezayirli büyük düşünürün hayatını, eserlerini ve temel görüşlerini, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin “Mâlik b. Nebî” maddesini esas alarak hatırlamakta, sorunlarımıza kalıcı çözümler oluşturabilmek açısından yarar bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Meşakkatli İnsanlık Yolunu Vakarla Yürüyebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî hayatını İslam dünyasını sömürge durumuna düşüren sebepleri ve kurtuluş çarelerini tespit etmeye adamıştır.</p></blockquote>
<p>28 Ocak 1905’te Cezayir’in Kostantîne kentinde doğan, ilk ve orta öğrenimini bir Fransız okulunda tamamladıktan sonra tahsiline etmek için 1930 Eylülünde Fransa’ya giden Bin Nebî, Doğu Araştırmaları Enstitüsü’nün giriş sınavına katılma başvurusu dinî ve siyasî sebeplerle geri çevrilince Elektrik Mühendisliği Enstitüsü’ne girdi. İhtida ederek Hatice adını alan ve Fransa’da kaldığı yıllar boyunca kendisine büyük destek sağlayan eşiyle de bu sırada tanışıp evlendi. 1935’te elektrik mühendisi oldu. Paris’te Sorbon, Fransız Koleji ve Doğu Dilleri Enstitüsü gibi akademik çevrelerden birçok araştırmacı ve fikir adamıyla tanıştı. Zamanının büyük kısmını felsefe, sosyoloji ve tarih çalışmalarına ayıran Mâlik Bin Nebî, Fransa’da öğrenim gören Arap ve müslüman gençlerin aksine kimliğini kaybetmeden Fransa şartlarında kültür, medeniyet, yenileşme, kalkınma, sömürgecilik ve bağımsızlık gibi konularda birikim sahibi olmaya çalıştı. Ayrıca Fransa’da yaşayan Kuzey Afrikalı gençlerin sömürgeci yönetimlere karşı bilinçlenmesini sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulundu. Cezayirli işçileri eğitmek üzere kurulan Cezayir İslam Kültür Merkezi’nin müdürlüğünü yaptı.</p>
<p>Özellikle Cezayir’deki Fransız sömürgeciliğine karşı tavrı ve görüşleri sebebiyle Paris’te çeşitli sıkıntılarla karşılaştı. Elektrik mühendisi olmasına rağmen Fransa’da kendisine iş verilmediği gibi Cezayir’deki babası da memuriyetten uzaklaştırıldı. II. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine Paris’te yaşaması daha da zorlaşınca 1939’da Cezayir’e gittiyse de aynı yılın eylülünde geçim sıkıntısı yüzünden Fransa’ya dönmek zorunda kaldı. Almanlar’ın Paris’i işgali sırasında bazı mücadeleci gençlerle birlikte Paris’te Kuzey Afrika’nın kurtuluşu için bir hareket oluşturmaya çalıştı. 1944 yılında tutuklandı ve on ay kadar hapiste kaldı. Cezayir’de vuku bulan kanlı olaylardan sonra ikinci defa hapsedildi.</p>
<p>1956’da Fransa’dan ayrılan Mâlik Bin Nebî hac görevini ifa ettikten sonra Kahire’ye gitti. Burada Cemal Abdünnâsır’la görüştü. Çalışmalarını sürdürebilmesi için Mısır hükümeti kendisine maaş bağladı. Kahire’de Arapça’sını ilerletti. Bir kültür merkezi haline gelen evinde gençlere İslam dünyasının meseleleri ve bunların hal çareleriyle ilgili fikirlerini aktardı. Aynı amaçla Suriye, Lübnan, Suudi Arabistan ve Kuveyt’e giderek konferanslar verdi. Kahire’deki “İslam Konferansı”nın danışmanlığını yaptı. Bir taraftan telif çalışmalarını sürdürürken öbür taraftan daha önce Fransızca yazdığı eserleri Arapça’ya çevrildi. Böylece Arap dünyası onun fikirlerini tanımaya başladı. Cezayir’in istiklâlini kazanması üzerine 1963’te ülkesine dönen Mâlik Bin Nebî Cezayir Üniversitesi rektörlüğüne, ardından yüksek öğretim danışmanlığına atandı. 1967’de görevinden ayrılarak bütün vaktini ilmî ve fikrî çalışmalara ayıran büyük mütefekkir 31 Ekim 1973’te vefat etti (Murâd, 2003:513).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tökezlemenin Sebebini Kavrayıp Medeniyetimizi Yeniden Ayağa Kaldırabilmek</strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî, Cezayir’deki Fransız sömürgeciliğine karşı tavrı ve görüşleri sebebiyle Paris’te dışlanma ve hapis gibi çeşitli sıkıntılara maruz kalmıştır.</p></blockquote>
<p>Mâlik Bin Nebî üniversite öğrenciliği döneminden itibaren hayatını, İslam dünyasının sömürge durumuna düşmesinin temel sebeplerini ve kurtuluş çarelerini tespit etmeye ve yazmaya adamıştır. Onun asıl konusu medeniyettir. Müslümanların meselelerini bir medeniyet meselesi olarak gören Mâlik Bin Nebî bir milletin insanlık gerçeğini, medeniyeti kuran ve yıkan etkenleri doğru kavramadıkça kendi medeniyet problemini aşmasının da mümkün olmayacağını söyler. Medeniyet, bir topluma her ferdinin ilerlemesi için gerekli olan bütün unsurları sağlayan manevi ve maddi âmillerin tamamıdır (Müşkiletu’l-Efkâr, s.50). Diğer bir ifadeyle medeniyet bir topluma, fertlerinden her birinin çocukluğundan yaşlılığına kadar varlığının her aşamasında ilerlemesi için gerekli desteği sağlayan ahlâki ve maddi şartların toplamıdır (Âfâk Cezâiriyye, s.38). Böylece medeniyet, onu inşa etmek isteyen milletin her gün ortaya koyduğu gayretlerin neticesini oluşturur. Mâlik Bin Nebî, medeniyetler arasında demir perdeler bulunmadığını belirterek İslam ve Arap dünyasının kendi kimliğini korumak şartıyla Batı medeniyetine açılmasının ve ondan bazı şeyler almasının zaruri olduğunu ifade eder (Vichetu’l-Âlemi’l-İslâmî, s.57-58). Kültür kavramını medeniyetten farklı gören Mâlik Bin Nebî, kültürün bilgiden ziyade davranışla ilgili olduğunu ve ahlâk ilkesi, estetik zevk, pratik mantık, üretim (teknik yönelim) olmak üzere dört unsuru içerdiğini belirtir. Ona göre kültürle toplum arasında güçlü bir bağ vardır; o kadar ki kültürünü kaybeden millet tarihini de kaybeder (Muşkiletu’s-Sekâfe, s.76).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Yönetim Tarzını Belirleyenin Toplumsal Yapı Olduğunu Görebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî medeniyeti, bir topluma her ferdinin ilerlemesi için gerekli olan bütün unsurları sağlayan manevi ve maddi âmillerin tamamı olarak tanımlar.</p></blockquote>
<p>Siyasetin tarzını toplumun zihniyet ve yaşayışının bir ürünü olarak gören Mâlik Bin Nebî, toplumsal ortamın temiz ve özgür olması halinde yönetimin bu ortama yabancı unsurları topluma dayatamayacağını, ancak ortam sömürge olmaya elverişli ise yönetimin sömürgeci olmasının da kaçınılmaz olduğunu, dolayısıyla sömürgeciliği yerleştirenin siyasetçiler değil fertlerin bizzat kendileri olduğunu savunur (Şurûtu’n-Nahda, s.60). İslam dünyasındaki dikta yönetimlerini tarihten gelen bozuk mirasın bir sonucu olarak gören ve kişileri kutsallaştırmanın İslam ülkelerinde hâlâ devam ettiğini belirten Mâlik Bin Nebî, Cemâleddîn-i Efgânî’nin önerdiği şekilde gelenekte bir ayıklamaya gitmenin ve mevcut düzeni geleneğin yükünden kurtarmanın gerekli olduğunu söyler (Şurûtu’n-Nahda, s.57). Ayrıca dini de bütün ıslah ve uyanış faaliyetlerinin temeli olarak görür. Ona göre günümüz Müslümanları Kur’an’ı anlamada hem fıtrî hem ilmî zevki kaybettikleri için ondan gerektiği şekilde yararlanmaları mümkün değildir (Murâd, 2003:514).</p>
<p>Mâlik Bin Nebî, İntâcu’l-Müsteşrikîn ve Eseruhû fi’l-Fikri’l-İslâmî el-Hadîs adlı eserinde (s. 8-11 ve 186), İslam’a ve müslümanlara haksız eleştiriler yönelten kötü niyetli şarkiyatçılar yanında ilmî hakikatlere saygısı olan, İslam’ın ve Müslümanların bilime ve insanlığa katkısını ortaya koyan Joseph-Toussaint Reinaud, Reinhart P.A. Dozy, J.J. Sedillot, Miguel A. Palacios gibi müsteşriklerin de bulunduğunu belirterek Müslümanların Batı medeniyeti karşısındaki kompleksini yenme çabalarında bunların da müspet payı olduğunu ifade etmektedir (Murâd, 2003:514).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Mütefekkirlerin İzini Sürerek Fikrî Uyanışımızı Gerçekleştirebilmek</strong></p>
<blockquote><p>Bin Nebî’nin “Kur’an Fenomeni” isimli eseri, Kur’an’ı doğru anlamanın yöntemini ve bunun Müslümanlar için taşıdığı büyük önemi ortaya koymaktadır.</p></blockquote>
<p>Çağdaş müslüman düşüncesi içerisinde önemli bir yere sahip olan Mâlik Bin Nebî, Afgani ve Abduh çizgisine mensup bir düşünür olarak kabul edilebilir. Zira düşünür İslam dünyasındaki ‘uyanış’ olgusunu Cemalettin Afgani ile başlatmakta ve birçok yazısında Abduh, Afgani ve Reşid Rıza üçlüsünü hayırla yad etmektedir. Bu ekolün yaklaşımında ‘öze dönüş’ kavramı belirleyici bir konumdadır. Afgani ve Abduh’tan bu yana (Yusuf Akçura’dan Said Halim Paşa’ya, Mehmet Âkif’ten Muhammed İkbal’e varıncaya kadar) ‘uyanış’a taraftar olan tüm düşünürler ‘öz’e İslam’ın temel değerlerine dönmenin ehemmiyetine vurgu yapmaktadır. Bu düşünce akımının bir diğer vurgusunu da, İslam dünyasının Batı karşısında uğradığı yenilginin temel nedeninin İslam’dan uzaklaşmak olduğu yargısı oluşturmaktadır (Atalar, 2012:76).</p>
<p>Bin Nebî, sömürgecilere karşı verilecek mücadelenin ‘maddi’ alandan ziyade ‘fikir’ ve ‘ruh’ alanında olması gerektiğini düşünmektedir ve bu bağlamda ‘eğitim’in son derece önemli olduğuna inanmaktadır. Esasında Abduh’a ait bu öneride çözüm zamana yayılmıştır. Bin Nebi, günlük pratik çözümler yerine ‘fikrî uyanış’ı düşüncesinin merkezine oturtmuş ve bunun gerçekleşmesi yönünde uğraş vermiştir. Özetle, Bin Nebî düşüncesinde ‘fikir’ merkezdedir ve değişimi gerçekleştirecek olan da bu ‘fikrî uyanış’tır.</p>
<p>Düşüncesinde ‘eşya’yı değil ‘insan’ı merkeze alan Bin Nebî, medeniyeti ‘düşünce bakımından değişmiş insan’ın kurabileceğini söylemektedir. Ona göre, fikrî değişimi gerçekleştirememiş bir kişi, canlı bir sosyolojik varlığın dinamik bir üyesi olamaz. Zira, topluma ‘ruh’ veren, ona dinamizm katan şey, esas itibarıyla, kişinin yaşamış olduğu fikrî dönüşümdür. Bu değişimi yaşamamış birey ya da toplumlar, asla ‘medeni’ olamazlar. Nitekim, ilk Müslüman toplum olan Ashâb, maddi medeniyet kriterlerine vurulduğunda ‘gelişmemiş’ bir toplum olarak nitelenebilecek özelliklerine rağmen, <strong>fikren dönüşüm geçirdikleri için</strong> dinamik bir bünyeye sahip olmuş ve çok kısa sürede maddi başarıyı da yakalamışlardı. Dolayısıyla, Bin Nebî’ye göre, sömürgecilere karşı maddi başarılar kazanılmasına rağmen ‘sömürü olgusu’nun hâlâ devam ediyor olmasının ardında aynı neden yatmaktadır. Müslümanların ‘<strong>sömürülebilirlik</strong>’ vasfı devam ettiği için, sömürü de çeşitli yol ve yöntemlerle varlığını sürdürebilmektedir. Bu sorunun asli çözümü, ‘sömürüye yatkınlığın’ ortadan kaldırılmasıdır. Bu ise, tıpkı Ashâb- Kirâm örneğinde olduğu gibi, yeni bir ‘ruh’un inşası, yani yeni bir ‘düşünsel dönüşüm’ ile mümkündür (Atalar, 2012:76).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İsabetli Teşhis İçin Mâlik Bin Nebî’nin Eserlerinden Yararlanabilmek </strong></p>
<p>Mâlik Bin Nebî, Fransız sömürgesinin dayattığı ‘Batılılaşma’ olgusunun etkisiyle hayatının ilk dönemlerinde eserlerini Fransızca kaleme almış, ancak Kahire’de Arapça’sını ilerlettikten sonra çalışmalarını Arap diliyle yazmıştır. Sayısı otuzu bulan kitaplarından Türkçe’ye çevrilmiş olanlar -Türkiye’deki basım tarihi sırasına göre- şunlardır:</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><strong>İslâm Davası (İslam Dünyasına Bakış)</strong>. Çev. Ergun Göze, İstanbul 1967, 197 s. Keza, Muharrem Tan tarafından yeniden Türkçe’ye çevrilen eser 1992 yılında İstanbul’da Yöneliş Yayınları tarafından 200 s. halinde yayımlanmıştır.</li>
<li><strong>İslâm ve Demokrasi</strong>. Çev. Ergun Göze, Ötüken Yayınevi, İstanbul 1968, 64 s. Bu çeviri 1992 yılında Boğaziçi Yayınları tarafından 45 s. halinde yeniden yayımlanmıştır.</li>
<li><strong>Kur’ân-ı Kerîm Mucizesi</strong>. Çev. Ergun Göze, İstanbul 1969, Ankara 1991, 220 s. (Le Phénomène Coranique adıyla 1946 yılında Paris’te basılan bu eser, Kur’an’ı doğru anlamanın yöntemini ve bunun Müslümanlar için taşıdığı büyük önemi ortaya koymaktadır. Eserin Abdüssabûr Şâhin tarafından <strong>ez-Zâhiratu’l-Kurâniyye</strong> adıyla Arapça’ya tercüme edilen nüshasının ilk basımı 1986 yılında Şam’da gerçekleştirilmiştir. Düşünürün bu çok kıymetli eseri Yusuf Kaplan tarafından <strong>Kur’an Fenomeni</strong> adıyla Türkçe’ye yeniden çevrilerek 2008 yılında İstanbul’da Külliyat Yayınları tarafından 336 s. halinde yayımlanmıştır).</li>
<li><strong>Cezayir’de İslam’a Yeniden Doğuş</strong>. Çev. Ergun Göze, Yağmur Yayınları, İstanbul 1973. Bu eser 1992 yılında Boğaziçi Yayınları’nca yeniden yayımlanmıştır.</li>
<li><strong>İdeolojik Savaş Ajanları ve İslam Dünyası</strong>. Çev. Cemal Karaağaçlı, Fikir Yayınları, İstanbul 1975, 93 s. (Eserin Cemal Aydın tarafından yapılan ikinci çevirisi 95 s. halinde 1997 yılında İstanbul’da Timaş Yayınları’ndan çıkmıştır).</li>
<li><strong>Ekonomi Dünyasında Müslüman</strong>. Çev. Mehmet Keskin, İstanbul 1976.</li>
<li><strong>Sömürge Ülkelerde Fikir Savaşı</strong>. Çev. İlhan Kutluer, İstanbul 1984.</li>
<li><strong>Çağa Tanıklığım</strong>. Çev. İbrahim Aydın, İstanbul 1987. (Fransızcası 1965, Arapçası 1984 yılında yayımlanan eserin Türkçe’ye ikinci çevirisi “Asrın Şahidinin Hatıraları” adıyla Ergun Göze tarafından yapılmış ve 1991 yılında İstanbul’da yayımlanmıştır).</li>
<li><strong>İslam ve Demokrasi</strong>. Çev. Ergun Göze, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1992, 45 s.</li>
<li><strong>İslam Dünyasında Fikir ve Put</strong>. Çev. Cemal Aydın, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1992, 167 s.</li>
<li><strong>Oryantalistlerin Eserleri ve Çağımız İslam Dünyasına Etkisi</strong>. Çev. Cemal Aydın, İstanbul 1997.</li>
<li><strong>Savaş Esintisi; Sömürünün Gerçeği</strong>. Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 1997, 176 s.</li>
<li><strong>Kültür Sorunu ve Bir Toplumun Doğuşu</strong>. Çev. Salih Özer, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2000, 175 s.</li>
<li><strong>Yüzyılın Tanıklığı</strong>. Çev. Muharrem Tan, Lale Kitabevi, İstanbul 2005, 393 s. (Eserin İbrahim Aydın tarafından Türkçe’ye yapılan ilk çevirisi <strong>Çağa Tanıklığım</strong> adıyla İstanbul’da Bir Yayınları tarafından 1987 yılında 432 sayfa halinde yayımlanmıştı. Keza, Ergün Göze tarafından <strong>Asrın Şahidinin Hatıraları</strong> adıyla yapılan çevirisi Boğaziçi Yayınları tarafından 1991 yılında İstanbul’da 183 s. halinde yayımlanmıştı).</li>
<li><strong>Düşünceler</strong>. Çev. Muharrem Tan, Mana Yayınları, İstanbul 2008, 268 s.</li>
</ul>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<ul>
<li>Murâd, Saîd. (2003). “MÂLİK b. NEBÎ” maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2003, 27/513-514.</li>
<li>Atalar, M. Kürşad. (2012). “Malik Bin Nebi: Çağa Tanıklık Eden Bir ‘Fikir Mücahidi’”. Umran dergisi, İstanbul Ekim 2012, Sayı: 218, s.75-81.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/malik-bin-nebinin-fikri-uyanis-projesini-surdurebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>7</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AKİF’İN BİLGELİĞİNDEN  HAKKIYLA İSTİFADE EDEBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Mar 2016 10:40:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çağının Şahidi Olmak]]></category>
		<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[39:18]]></category>
		<category><![CDATA[Arapça]]></category>
		<category><![CDATA[asrın idraki]]></category>
		<category><![CDATA[çağının şahidi]]></category>
		<category><![CDATA[Celal Kırca]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[farsça]]></category>
		<category><![CDATA[Ferid Kam]]></category>
		<category><![CDATA[hafız]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Hüseyin]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İstiklal Marşı]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[Kur'an müfessiri]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet akif ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Önal Mengüşoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Shakespeare]]></category>
		<category><![CDATA[veteriner]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=280</guid>

					<description><![CDATA[“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18). &#160; Samimi Katkıları Değerlendirmek Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız. Son [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar: İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, akletme yetilerini kâmil manada kullananlardır..” (Zümer, 39:18).</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Samimi Katkıları Değerlendirmek</strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkmalı, kör taassuptan ve taklitten kurtulmalı, yeniliklere açık olmalı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayız.</p></blockquote>
<p>Son altı hafta boyunca Fikriyat sayfası yazılarımı merhum Âkif’in günümüz problemlerine ışık tutan fikirlerine ayırdım. Âkif yazılarını şimdilik, toplumun derdiyle dertlenmiş muhterem okurların pek kıymetli eleştiri ve değerlendirmeleriyle noktalamak istiyorum. Ancak, toplu değerlendirme yazısını tek sayfaya sığdıramadığım için bu hafta yazının ilk bölümünü sizlerle paylaşıyorum.</p>
<p>Nitelikli ve hakkaniyetli değerlendirmelerle Âkif’in daha iyi anlaşılmasına katkı yapan kıymetli hocalarım, dostlarım ve bazılarıyla henüz tanışma fırsatı bulamadığım okurlarım, merhum üstadın İslam âleminin sorunlarına çözüm öneren fikirlerine ilişkin kanaatlerini serdettiler. Zorunlu imla ve ibare tashihleriyle iktifa ederek, Âkif konulu yazılarıma gelen yorumları özetle takdirlerinize arz ediyorum:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Çağının Şahidi Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Şiir ve nesri yanında canlı hitabeleriyle bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p></blockquote>
<p>“Ahlâkı, veterinerliği, memurluğu, hafızlığı, edebiyatı, sporla uğraşması gibi çok yönlü vasıflarının tezat içermeyen vahdetini sağlayan üstad Âkif’in, ahiret odaklı yaşayan bir mümin oluşu ve sanatı davası için araç olarak kullanması çok muhterem bir hususiyettir. Zira o, sanatı sanat için değil, bilakis toplum ve inanç için dengede götüren bir şahsiyettir. Metin Önal Mengüşoğlu’nun ‘Müstesnâ Şair Mehmed Âkif’ isimli eserini gençlerimize hararetle tavsiye ediyorum.” (İlyas Kelek).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i niçin bu kadar sevdiğimizi, merhum Ferid Kam’ın ona yazdığı mektuptaki şu cümlesine bağladım: ‘Sen sanatta gaye aramıyorsun, lâkin gayede sanat arıyorsun.’” (Tûba Erdem).</p>
<p>“Bugün yaşananları bir asır öncesinden çözümleri ile tespit etmiş, bizlere yol göstermiş, asıl hataların nerelerden kaynaklandığını ve çözüm yollarını önümüze koymuş olan Âkif’i ne kadar az tanıdığımızı ve tanıtmak adına ne kadar az gayret gösterdiğimizi düşününce vicdanımız sızlıyor.” (Beyza Erkoç).</p>
<p>“Mehmet Âkif’i sadece şair olarak anıp hep bu yönüyle ondan bahsetmek çok büyük bir haksızlıktır. Zaten bu yaklaşım üzerinden Âkif’in gerçek değeri saklanmış, üzerine ambargo konulmuştur. Âkif, zamanının en kuvvetli Kur’an müfessiri ve mücahitlerinden birisidir. Âkif’in, tutarlı müslümanlığının ve bilge kişiliğinin kaynağı Kur’an’dır. Başka bir deyişle Mehmet Âkif’in ‘güç kaynağı’ Kur’an-ı Kerim’dir.” (Mustafa Demir).</p>
<p>“Âkif, Kur’an’ın ve Rahman’ın maksadını en iyi anlayanlardan birisi olarak o günün, bugünün, hattâ gelecek tüm insanlığın temel ve kadim hatalarını ve reçetelerini sunmuştur.</p>
<p>Âkif’ten iktibas ettiğiniz “Okur yazar gençlerimiz hâlâ nefsanî hevesler arkasında koşarken, düşünürlerimiz gençliğin bu sapkınlıklarını doğru yolda yürüme olarak göstermeye sıkılmazken; fen âlimlerimiz çalışma odalarını siyaset ocağına çevirirken&#8230;” cümlesini okurken, geçenlerde 1128 akademisyenin terör örgütüne destek veren ihanet belgesine imza atışını hatırladım. Âkif gerçekten hayatı doğru okumuş! Dün de, bugün de, yarın da ‘bilme’ hali kişiye ‘had’leri öğretmiyor, hatırlatmıyor, sınır koymuyorsa kişi hadsizce gizli gündem oluşturabiliyormuş! Ayrıca, Âkif’in şiirleri yanında vaazlarına, makalelerine ve düz yazılarına da yer vermeniz çok yararlı oldu.” (Nihal Kuzucu).</p>
<p>“Merhum Âkif’in bıraktığı eserler derslerde İngiltere ve ABD’de Shakespeare’in okutulduğu gibi hem dil hem kimlik açısından okutulursa eminim yaşadığımız travmalara iyi gelecektir. Fakat, Âkif’in şiirlerinden ve yazılarından -stratejik/felsefî bütüncül çalışmalar yapmadan- yol haritası çıkarılabileceğini düşünmüyorum. Yani; ilham verebilir, ama sosyolojik açıdan çok çalışma yapılması gerekir&#8230;” (Sezer Pal).</p>
<p>“İlmi, sanatı, ahlâkı ve aksiyonu ile zamanının rol modeli olan Âkif’i makalenizin konusu yapmakla günümüzde ona duyulan minnet borcunu ortaya koymak ve ayrıca hâlâ Müslümanların bu rol modele ihtiyacının olduğunu hatırlatmakla ona büyük bir hatırşinaslık göstermişsiniz. Âkif’i anlayalım ki; ihtiyacımız olan Âkifleri yetiştirebilelim.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Âkif ne kadar işlense, efkâr-ı umûmiyyeye ne kadar arz edilse o kadar iyidir.” (Murat Sülün).</p>
<p>“En küskün döneminde bile umudunu ve coşkusunu kaybetmeden sürekli üreten büyük şair Âkif, iyi ki İslâm âleminin bu günlerini görmedi&#8230; İnsanı insan yapan, toplumu huzurlu ve güvenli kılan güzel hasletlerin yerini para ve hırs almışsa; geleceğin o güzel hedeflerini gerçekleştirecek insanları kim, nasıl ve hangi periyotta yetiştirecek?” (Muhittin Ünal).</p>
<p>“Merhum Âkif’in dikkatimizi çektiği noktalar hâlâ güncelliğini korumakta. Her kes elindekiyle övünüp insanları ona sarılmaya davet etmeyi bir vazife olarak gördüğü müddetçe bu halimiz devam edecektir. Başkalarını düzeltmeyi bir kenara bırakıp kendimize çekidüzen vermedikçe, birbirimizle uğraşmaktan arta kalan zamanımız olmayacaktır. Dilerim ki, Âkif’i örnek aldıklarını söyleyenler Âkif’i hakkıyla anlar, çarpık yanlarını düzeltir, sözleriyle değil amelleriyle insanlara Âkif’in idealindeki hayatın kodlarını göstermiş olurlar.” (Hasan Polat).</p>
<blockquote><p>Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, bir aksiyon adamı olarak sanatında ve eserlerinde ümmetin dertlerini terennüm etti.</p></blockquote>
<p>“Bu tür ufuk açıcı ve uyandırıcı çalışmaların kapsamlı olarak ve bütün topluma ulaştırılarak sürmesi gerekiyor. Merhum Âkif, Müslümanların Batı karşısında deprem geçiren bir binanın çöküşü gibi çöktüğünü görünce kalbi ve dili ile avazı çıktığı kadar bağırmış, Müslümanları enkazın altından çıkarmak için gece gündüz uğraşmıştır. Ama binanın çok eskimiş olması ve düşmanın güçlü darbelerine karşı artık dayanamaz duruma düşmesi nedeniyle ne yazık ki bütün feryatlar onu ayağa kaldırmaya yetmemiştir. Çünkü sünnetullahı tersine çevirmek mümkün değildir&#8230;</p>
<p>Merhum Âkif, güçlü bir edebiyatçı olduğu için olağan olayları biraz abartarak yahut olumsuzlukları görmezden gelerek anlatmaya çalışır. Mesela “Müslümanlar bu mertebeye nasıl eriştiler? Hep birlik sayesinde… Doğunun en uzak bir köşesinde bir Müslüman’ın kalbi incinseydi, bütün dünyadaki Müslümanların vücudu sızlardı… Herkes elinden gelen iyiliği esirgemez, mal ile, can ile, kan ile İslâmiyet’in hesabına çalışırdı.” değerlendirmesi gerçekleri tam yansıtmadığı gibi, abartmalarla dolu bir değerlendirmedir. Çünkü Cemel ve Sıffin savaşlarından, Harra’da ve Kerbela’da yaşananlardan başlayarak, Seffah yönetiminde Abbasilerin Emevilere, Timur’un Yıldırım’a ve vatandaşlarına yaptığına, nihayet bugün adı Müslüman toplulukların yine adı Müslüman diğer topluluklara yaptıklarına kadar Müslümanın Müslümana yaptığını belki gâvur bile yapmamıştır…” (İbrahim Sarmış).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Âkif Gibi Sürekli Bir Islah Çabası İçinde Olabilmek </strong></p>
<blockquote><p>Âkif’in yüz yıl önce gündeme getirdiği ‘sorunlarımız, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar’ gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.</p></blockquote>
<p>“Âkif İslam’a inanmış ve inandığını yaşamış bir rol model idi. O, sanatını fildişi kulesinde lirik şiirler yazarak icra etmedi; bir aksiyon adamı olarak İslam’ı ve ümmetin dertlerini terennüm etti. Bu milletin Çanakkale’de kazandığı zaferin destanını ve kurtuluş savaşından sonra İstiklâl’in marşını Âkif yazdı. Esas mesleği veterinerlik olan Âkif, Arapça ve Farsça’yı bilen, İslam’a vakıf bir âlimi idi. O, ilkeli bir Müslümandı. En olumsuz anlarda bile ye’se kapılmadı, hayata ümitle bakarak ümmetin içine düştüğü bunalımlardan kurtuluşu için bilimle çare üretmeye çalıştı.</p>
<p>Âkif’in bir mütefekkir olarak ümmetin birliğini sağlamak maksadıyla yüz yıl önce gündeme getirdiği “İslâm dünyasının ve Müslümanların durumu, Batı’yla ilişkiler, ırkçılık, tefrika, kültür ve ahlâk yozlaşması, eğitim, hurafeler, özünden kopmuş aydınlar, dil ve edebiyat tartışmaları” gibi konular günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Şiir ve nesrin yanında bazen bir cami kürsüsünden, bazen bir meydanda halka hitap ederek bu ümmet için ‘değerler dünyası’ kurmaya çalışan Âkif’e milletçe çok yakın olmaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, duygu ve düşüncelerinde kitap ve sünnete dayanırdı. Safahat’a baktığımız zaman şiirlerini bazen bir ayet üzerine, bazen bir hadis üzerine inşa ettiğini görmekteyiz. Milletimizin bu güzel örnekten faydalanmaya ihtiyacı vardır. O, düşüncelerini bir meşrep zemininde değil, ümmet zemininde ortaya koyduğu için kapsam alanı daha geniştir. İşte bu yüzden, Âkif’i yeniden objektiflerimize yaklaştırarak okumaya ihtiyacımız vardır.</p>
<p>Âkif, bir meşrebin adamı olmayıp, yelpazesini geniş açıp ümmete kol kanat gerince, bir Süleyman Efendi gibi, bir Said Nursi gibi arkasından takipçi bir grubu olmayınca yeteri kadar anlaşılamadı. Şu gerçeğin altı çizilmelidir ki; bu milletin Âkif’i anlamaya çok büyük ihtiyacı vardır.” (Ethem Paksoy).</p>
<p>“Rahmetli Âkif çok güzel çözüm reçeteleri sunmuş: Önce azim sonra tevekkül. Hz. Hüseyin biraz sonra şehit edileceğini ve bir çok sahabinin de aynı kaderi paylaşacağını bildiği halde ‘çalı çırpı toplayıp çadırları ateşe verin’ diyordu. Müslümana yakışan tavır budur. Eldeki imkân dahilinde çözüm üretiyordu, ama asla isyan ve tükenmişlik yoktu! Bizler de bu olaylardan hikmet devşirmesini bilmeli, dimdik ve azimle kutlu yolculuğumuza devam etmeliyiz.” (Ayşe Karan).</p>
<p>“Keşke bu yakın geçmişimizin en önemli şairini gençlerimiz, hattâ büyüklerimiz sözlük kullanmak zorunda olmadan anlayabilselerdi.” (Ayla Kerimoğlu).</p>
<p>“Bu yazılar merhum Âkif’in Kur’an’ın mesajlarını ne kadar özümsediğini, onun penceresinden hayata ne kadar isabetli baktığını, vahyin öğretileri ışığında yol alacağı yerde atalar kültürünü yahut sapmaların yolunu izleyerek Batı karşısında perişan duruma düşmüş İslam âleminin hastalıklarını ne kadar isabetli teşhis ettiğini ve tedavi yolunu gösterdiğini güzelce ortaya koymaktadır. Yazılarınız inşallah geniş kitlelere ulaşır ve ümmetin uyanmasına vesile olur. Böylece merhum Âkif’in amacı kısmen de olsa gerçekleşmiş olacağı gibi, bizler/sizler de görevimizi yapmış oluruz. Ümmetin perişanlığını ve vahyin ayaklar altına alınmasını ancak bu şekilde duyurabilir ve ümmetin elinden tutmuş olabiliriz. Bu sorumluluk gerçeği bilen ve gören bütün müminlerin üzerindedir. Görevimizi yaptığımız zaman ancak insanlara karşı ve Allah’a karşı sorumluluktan kurtulabiliriz.” (İbrahim Sarmış).</p>
<p><em> </em>“Yürekten coşup gelen ifadelerle eskimeyen eskimiz Âkif’imizi dimağlarımıza misafir ettiğiniz için zatınıza müteşekkirim. Bu çileli insan, toplumu okumuş ve okutmuştur. Merhum Âkif’in hocalığı sadece devrinin insanlarına yönelik değildi. Onun bugünün ve yarının insanına da rehberlik ettiğini görmekteyiz. O, “Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslam’ı” derken, her bir İslam ferdinin yaşayan bir Kur’an olmasını arzulamaktadır. Bu da ancak İslam’a teslim olmakla mümkün olacaktır, İslam’ı teslim almakla değil! Âkif’in teşhisleri ve tedavi önerileri, bekasına yardımcı olmaya çalıştığı İslam ümmetini kıyamete kadar inşa etmeye devam edecektir. Fî emânillah&#8230;” (Naci Şengün).</p>
<p>Kendi ifadesiyle ‘mâhiyet-i rûhiye’mize sahip çıkarak, kör taassuptan ve taklitten kurtulmayı, yeniliklere açık olmayı ve millet adına fedakârlığa her daim hazır bulunmayı salık veren, ana kaynak olarak tasavvurunun odağına yerleştirdiği Kur’an’ı hayatın içinden yorumlamayı şiar edinen merhum Âkif’e milletçe, ümmetçe medyûn-ı şükranız, rûhu şâd, makâmı cennet olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Tavsiye Edilen Kaynaklar:</strong><strong style="line-height: 1.5;"> </strong></p>
<ol>
<li><strong> Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Sempozyumu</strong>, 19-21 Kasım 2008, Burdur: Mehmet Âkif Ersoy Üniversitesi Yayını, 2 c., 1184 s.</li>
<li><strong>Uluslararası Mehmet Âkif Ersoy Milli Birlik ve Bütünlük Sempozyumu</strong>, 12-14 Ekim 2011, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Yayın No: 3, 597 s.</li>
<li>Celal Kırca; &#8220;<strong>Mehmet Âkif’in Şiirlerine Konu Ettiği Ayetler ve Tahlili</strong>&#8220;, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4, s.257-271, Kayseri 1990.</li>
<li>Mustafa Demir; “<strong>Mehmet Âkif’in Güç Kaynağı</strong>”. Yeni Devir gazetesi, 28-30 Aralık 1982.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/akifin-bilgeliginden-hakkiyla-istifade-edebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜM ARAYIŞINI BİRLİKTE SÜRDÜREBİLMEK</title>
		<link>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/</link>
					<comments>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Fethi Güngör]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Oct 2015 10:06:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diriliş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Sorunlarımızla Yüzleşmek]]></category>
		<category><![CDATA[49:10]]></category>
		<category><![CDATA[adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika Dinî Liderler Zirvesi]]></category>
		<category><![CDATA[Âlem-i İslâm]]></category>
		<category><![CDATA[Asya-Pasifik]]></category>
		<category><![CDATA[Avrasya İslâm Şûrası]]></category>
		<category><![CDATA[barış]]></category>
		<category><![CDATA[çözüm]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[İDSB]]></category>
		<category><![CDATA[ihya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[islamofobia]]></category>
		<category><![CDATA[ıslah]]></category>
		<category><![CDATA[merhamet]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman Dinî Liderler]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[Prof.Dr. Mehmet Görmez]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[SDE]]></category>
		<category><![CDATA[Selefileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Şiileştirme]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Diyanet Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Aile Enstitüsü]]></category>
		<category><![CDATA[Vahdet]]></category>
		<category><![CDATA[YTB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fethigungor.net/?p=192</guid>

					<description><![CDATA[“Mü&#8217;minler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O&#8217;nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât 49:10). &#8220;Mü&#8217;minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66). Son bir ayın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Mü&#8217;minler sadece kardeştirler; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah&#8217;a karşı sorumlu davranın ki, O&#8217;nun merhametine mazhar olasınız!” (Hucurât 49:10).</p>
<p>&#8220;Mü&#8217;minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buharî, Edeb 27; Müslim, Birr 66).</p></blockquote>
<div>Son bir ayın içinde Türkiye’de Âlem-i İslam için umut vadeden üç mühim toplantı gerçekleşti. Sorunlarımızla yüzleşerek elbirliğiyle çözüm arayışına girmenin güzel numunelerini teşkil eden ve ilk ikisine gözlemci, sonuncusuna ise üye sıfatıyla katıldığım bu umut vadeden toplantılara, çözüm çabalarına örnek olmaları açısından dikkat çekmek istiyorum.</div>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Orta Doğu Düşünce Kuruluşları Buluşması </strong></p>
<p>Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) işbirliğiyle gerçekleştirdiği Orta Doğu Düşünce Kuruluşları Buluşması’na 17 ülkeden seçkin düşünce kuruluşlarının temsilcileri, 85 uzman ve düşünür katıldı. 15-16 Eylül 2015 tarihinde Ankara Meyra Palace Hotel’de gerçekleştirilen toplantıda, “<strong>Huzurlu ve İstikrarlı Bir Ortadoğu İçin Ortak Vizyon</strong>” başlığı altında; halen yaşadığımız ağır sorunlar, Türk-Arap ilişkilerinin geldiği nokta, terör, mültecilerin karşılaştığı zorluklar, İsrail’in Mescid-i Aksa’yı bölme planı ve Gazze ambargosu müzakere edilerek; bölgemizdeki krizlerinin çözümünde barışçıl yöntemlerin öncelenmesi, <strong>sorunların</strong> etnik ve mezhep temelinde değil, <strong>hak, adalet ve iyi komşuluk prensipleri çerçevesinde çözülmesi</strong> ve özellikle İran’ın komşu ülkelere müdahale anlayışından vazgeçmesi gerektiği vurgulandı.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi</strong></p>
<blockquote><p>Ulus devletçilik, etnik milliyetçilik, fakirlik ve cehalet, Âlem-i İslam’ın varlığına kasteden en büyük tehlikelerdir.</p></blockquote>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ev sahipliğinde 13-16 Ekim 2015 tarihlerinde İstanbul’da akdedilen I. Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’ne 37 Asya-Pasifik ülkesinden, içlerinde bakan seviyesinde katılımcıların da yer aldığı 125 Müslüman dinî lider ve temsilci iştirak etti.</p>
<p>13 Ekim 2015 salı günü İstanbul Conrad Otel’de yaptığı açılış konuşmasında Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez hocamız, kardeşlik ahlakının ve kardeşlik hukukunun icaplarını yerine getirme gayretiyle düzenledikleri toplantının en önemli gayesinin marifet alış verişinde bulunmak olduğunun altını çizdikten sonra; ulus devletçilik, etnik milliyetçilik, fakirlik ve cehaletin Âlem-i İslam’ın varlığına kasteden en büyük tehlikeler olduğuna; bir vücudun organları ve bir binanın tuğlaları gibi dayanışma, yardımlaşma ve her şeyden önce de iletişim içinde olmak; kaybettiğimiz hikmeti yeniden kazanarak barışı yeniden tesis etmek; ümmetin birer parçası olarak birliğimizi ve bütünlüğümüzü sağlamanın çabası içinde olmak; sadece din kardeşlerimizle değil, Müslüman olmayı fıtraten bekleyen milyarlarca kardeşimize karşı da paylaşım temelinde bir tutum sergilemek ödev ve sorumluluğumuzun farkında olmak gerektiğine vurgu yaptı.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></p>
<p>16 Ekim 2015 tarihinde ise muhterem <strong>Diyanet İşleri Başkanımız</strong>, misafirlerin cuma namazını kıldığı Sultanahmet Camii’nde irad ettiği ve hicri 1437. yılın İslam âlemine şefkat, merhamet, adalet ve hayırlar getirmesi duasıyla başladığı hutbesinde; hicretin alelade bir göç hareketi olmadığını, bilakis bir düşünce ve bir hayat tarzı olduğunu, her türlü kötülükten hakka, adalete, merhamete, iyiliğe, güzelliğe ve fazilete doğru yürümek anlamına gelen hicretin Efendimizin şahsında bütün müminlere emredildiğini izah etti.</p>
<p><strong>Cumhurbaşkanımız</strong> Sayın Recep Tayyip Erdoğan da zirveye nokta koyan hitabesinde; kime ve neye hizmet ettiği meçhul nevzuhur terör örgütleri üzerinden İslam âleminin töhmet altında bırakılmak istendiğine, Müslüman coğrafyanın fay hatlarıyla bilinçli bir şekilde oynandığına, İslam dünyasını kan ve ateş denizine çeviren sürecin arkasında hangi dinamiklerin ve hangi kirli hesapların olduğunun artık görülmesi gerektiğine, bizim medeniyetimizde insanın inanın kurdu değil, müminin müminin güven yurdu olduğuna vurgu yaparak ümmetin zedelenmiş hafızasını onarma, yaralanmış bilinçlere şifa olma ve Müslüman nesillere rehberlik etme sorumluluğunun en başta âlimlerde olduğunu ifade etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Müslüman Dinî Liderler Zirve Toplantıları</strong></p>
<ol>
<li>Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’nin kapanış oturumunda ilan edilen sonuç bildirgesinde de vurgulandığı üzere, son yıllarda küresel ölçekte hizmet sunmaya başlayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ihtiyaç, beklenti ve talepler doğrultusunda dünyanın çok farklı coğrafyalarında yerel dinî yapılarla iş birliği imkânlarını geliştirme çabası takdire şayan bir sorumluluk örneğidir. Son on yılda yoğunlaşan Avrasya İslâm Şûrası (I-VIII), Afrika Dinî Liderler Zirvesi (I-II), Balkan Müftüleri Toplantısı (I-VII), Avrupa Müslümanları Buluşması, Dünya İslâm Bilginleri Barış, Sağduyu ve İnisiyatif Girişimi, I. Latin Amerika ve Karayip Adaları Müslüman Dini Liderler Zirvesi gibi uluslararası toplantılara eklenen son zirve toplantısı son derece anlamlıdır. Zira, bugün <strong>Müslüman nüfusun</strong> <strong>üçte ikisi</strong>ni teşkil eden Asya-Pasifik coğrafyasındaki Müslümanların özellikle son iki asırda maruz kaldıkları işgal ve sömürgecilik sebebiyle yaşadıkları sorunlara birlikte çare aramak, öncelikle tanışıklığı tazelemekle başlar. Müslüman halkların bölgesel ölçekle yetinmeyip kıtalar arası düzeyde dinî, kültürel ve tarihî ilişkilerini yeniden kurmaya başlaması ümmetin bekası için kaçınılmaz bir görevdir. Zira, son birkaç yüzyılın muhataralı sayılabilecek geçmişi içinde <u>aidiyet, itibar ve ortak ufuk belirleme noktasında ciddi sarsıntılar yaşayan</u> bölgesel Müslüman varlığı, bugün bütün bu sorunların üstesinden gelebilecek bir zihin açıklığı ve tasavvur imkânına ihtiyaç duymaktadır.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Kesret İçinde Vahdet: Hikmet ve Barışı Yeniden Düşünmek”</strong> teması altında 4 gün boyunca 8 oturum halinde gerçekleştirilen zirvede, Asya-Pasifik Müslümanlarının bölgesel ölçekteki sorunları, çözüm önerileri ve işbirliği imkânları ortaya konmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye Diyanet Vakfı’nın Asya-Pasifik Müslümanlarına yapabileceği katkıların ve yeni ortak çalışma alanlarının müzakere edildiği dinî liderler zirve toplantısında, Asya-Pasifik Müslümanlarının bugün yaşamakta oldukları sorunlar, gelecek tasavvurlarına yön veren mevcut durum analizleri ve dünya Müslümanlarını ilgilendiren temel konularla ilgili hususlar 20 maddelik bir sonuç bildirgesiyle kamuoyuna duyurulmuştur.</p>
<blockquote><p>Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dünyanın çok farklı coğrafyalarında yerel dinî yapılarla iş birliği imkânlarını geliştirme çabası takdire şayan bir sorumluluk örneğidir.</p></blockquote>
<p><strong>Sonuç bildirgesi</strong>nde öne çıkan vurguları şu şekilde özetlemek mümkündür:<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></p>
<ol>
<li>Tüm mahlûkata karşı şefkat ve rahmetle muameleyi emreden Din-i Mübin-i <u>İslâm</u>, kimden gelirse gelsin, amacı ne olursa olsun <u>terörün her türlüsünü reddeder</u>. “Bir insanı katleden tüm insanlığı katletmiş gibidir.”</li>
<li>Bütün Müslümanlar, <u>makâsıdu’ş-şeria eksenli bir dindarlığı geliştirmek</u> için, kitle eğitim programları üzerinde çalışmalıdır. Hac organizasyonu bütün boyutlarıyla yeniden gözden geçirilmelidir.</li>
<li>Müslüman dünyanın içinden geçmekte olduğu bu zorlu süreci en az zararla atlatarak yeniden selam, eman ve güven ortamına kavuşturulması, Müslümanların <u>çokluk içinde birliği sağlama</u>larına, İslâm’ın insanlığa takdim ettiği ilim, hikmet ve marifet yolunu takip etmelerine, <u>barış, adalet ve merhamet</u>i yeniden tesis etmelerine ve kurumsallaştırmalarına bağlıdır.</li>
<li>Mescid-i Aksa, Müslümanların mabedi olma hüviyetinden, Harem Bölgesi de tarih boyunca var olan dinî ve manevî statüsünden çıkarılamaz.</li>
<li>Çokluk dünyasının gereklilikleri, ölçüt ve değerleri ne kadar çok çeşitlilik arz ederse etsin, Müslümanlar için gerekli ve geçerli olanı temel/ortak sabiteler etrafında birlik ve dayanışma içerisinde insanlara örnek bir ümmet olmayı başarmaktır. Müslümanlar, mezhepçiliğin ve aşırı-zorlama yorumlara dayalı din anlayışlarının beslediği çatışmalar dahil her türlü şiddet ve kaos ortamından ancak bu şekilde kurtulabileceklerdir.</li>
<li>İslâm dini, insanlığa barış, huzur, güven ve iki cihan saadeti sağlamak için gelmiştir.</li>
<li>Bir endüstri hâline getirilen <u>İslamofobia</u>, kültürel bir yanılsamadır ve haddizatında bir insanlık suçudur. İslâm başta olmak üzere dinlerin mukeddesatına yapılan hakaret, tezyif ve tahkir girişimleri uluslararası hukuk metinlerinde birer <u>nefret suçu olarak nitelenmeli</u>, bu hususta çatışmayı değil, barış ve çözümü esas alan çaba ve gayretler teşvik edilmelidir.</li>
<li><u>İslam düşmanlığı</u>, üzerinde çalışılmış mühendisliklerin bir ürünü olup hem Müslümanların hem de genel kamuoyunun algıları manipüle edilmekte, inceltilmiş yöntem ve tekniklerle adeta <u>kurumsallaştırılmaktadır</u>.</li>
<li>Bilhassa Şiileştirme ve Selefileştirme üzerinden tırmandırılmak istenen ve ümmetin birlik ve beraberliğini tehdit eden gerginlikler, <u>doğru bilgi ve sahih arayış içinde sürekli kendini yenileme gayreti</u>nde olan bir muhteviyat geleceğimizi aydınlatacaktır.</li>
<li>Bazı mezhepçi ve aşırı-zorlama yorumlara dayalı kimi dini akımların, Asya-Pasifik Coğrafyasındaki adalarda bin bir zorlukla varlıklarını devam ettirmeye çalışan Müslüman azınlıklardan yeni taraftarlar toplamak amacıyla oralara maddi imkânları seferber etmesi en hafif ifadeyle gayr-i ahlakiliktir.</li>
<li>Dini bilginin bilinen çerçevede işleyen yapısı, varlığımızı, güç ve irademizi besleyici karakterinden uzaklaşmış durumdadır. Bugün geleneğin müstakim takipçilerini izleyerek <u>ihya ve ıslaha ağırlık verip, müfredatımızı yeniden gözden geçirmek</u> suretiyle günün icapları içinde sağlıklı arayışlara fırsat tanınmalıdır.</li>
<li>Orta Doğu’da ortaya çıkan ve İslâm’ı tekeline alan, kendisi gibi inanmayanları tekfir eden, <u>ahlak ve hukuk tanımayan kirli savaşları cihat olarak telakki eden</u> bazı türedi anlayışların, Asya-Pasifik ülkelerindeki Müslümanlara sirayet etmemesi için bu coğrafyalardaki kadim dinî, kültürel ve tarihî dokunun korunması büyük önem arz etmektedir.</li>
<li>Asya-Pasifik ülkelerinde yaşayan yeni kuşaklara sağlıklı din eğitimi sunmak maksadıyla hazırlanacak müfredat ve programlar, <u>bilgiyi dinî ve gayr-i dinî diyerek bölmeyen</u>, insani ve toplumsal gerçeklikleri dikkate alan, geleneksel bilgi mirasıyla günümüz olgusunu birlikte değerlendiren, bilgi ve bilim üreten bir anlayışa sahip olmalıdır.</li>
<li>Dünyanın değişik bölgelerinde <u>azınlık statüsünde yaşayan Müslüman kardeşlerimizin dinî, sosyal ve kültürel varlıklarını koruma ve geliştirme</u> amacıyla başlatılan girişimleri sürdürmek ve çözüm önerileri için adımlar atmak öncelik arz etmektedir. Bu nedenle yakın zamanda gerçekleştirilmesi düşünülen “Dünya Müslüman Azınlıklar Kurultayı”na ilgili Asya-Pasifik ülkelerinin katılımları sağlanmalıdır.</li>
</ol>
<p>Diyanet İşleri Başkanlığınca daha önce kurulan altı platformun öncülerinin bir araya getirildiği “Dünya Müslüman Dini Liderler Zirvesi”nin 2016 yılında İstanbul’da gerçekleştirilmesi teklifi de dikkate alınması gereken önemli bir vurgu olmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uluslararası Aile Enstitüsü Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı</strong></p>
<p>Çatısı altında 6 kıtaya yayılmış 61 ülkeden üçyüzü aşkın gönüllü kuruluşu barındıran İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği’nin (<strong>İDSB</strong>) 17 Ekim 2015 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdiği toplantıda Uluslararası Aile Enstitüsü kuruluş çalışmalarının tamamlanması amaçlandı.</p>
<p>24-25 Ocak 2015 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen ve 30 ülkeden yaklaşık 500 STK temsilcisi, ilim adamı, akademisyen ve bürokratın katıldığı “Değişen Dünyada Bireyler Arası Etkileşim Ağı Olarak AİLE: Şefkat, Hürmet, Nezaket, Paylaşım” başlıklı İDSB II. Uluslararası Aile Konferansı’nda, İslam ümmeti adına aile sorunlarını araştırmak ve çözüm önerileri geliştirmek maksadıyla Uluslararası Aile Enstitüsü’nü (UAE) kurma kararı alınmıştı.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>17 Ekim 2015 Cumartesi günü İstanbul Berr Otel’de ilk toplantısını gerçekleştiren Yüksek İstişare Kurulu, Uluslararası Aile Enstitüsü’nün organizasyon yapısı, kapsamı, faaliyet tarzı, bütçesi gibi temel konular üzerinde müzakereler yürüttü. 17 ülkeden altmışa yakın temsilcinin katıldığı toplantıda, müzakere notlarını tasnif ederek tüzük, yönetim şeması, faaliyet takvimi ve bütçe gibi çalışmaları yapacak bir komisyon oluşturuldu&#8230;</p>
<p>Türkiye başta olmak üzere İslam dünyasının; sorunlarını farkettiğini, bu sorunları çözme iradesini ortaya koyduğunu, çözümü birlikte aramak ve bedel ödemek gerektiğini gayet iyi kavradığını gösteren bu her üç toplantıda emeği geçen sorumluluk bilinci yüksek zevata minnet ve şükranlarımı sunuyor, Rabbimizden bu fiili ve samimi duaları bereketlendirmesini niyaz ediyorum.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> http://sde.org.tr/tr/newsdetail/orta-dogu-dusunce-kuruluslari-bulusmasi-ankarada-gerceklestirildi/4395</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/‘i-asya-ve-pasifik-ulkeleri-musluman-dini-liderler-zirvesi’-istanbul’da-basladi…/29203</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Sonuç bildirisinin tam metni için bakınız: <a href="http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/i-asya-pasifik-ulkeleri-musluman-dinî-liderler-zirvesi-sonuc-bildirgesi-13-–-16-ekim-2015-istanbul/29210">http://diyanet.gov.tr/tr/icerik/i-asya-pasifik-ulkeleri-musluman-dinî-liderler-zirvesi-sonuc-bildirgesi-13-–-16-ekim-2015-istanbul/29210</a></p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> http://www.idsb.org/tr/?p=2028</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://fethigungor.net/dirilis-postasi/cozum-arayisini-birlikte-surdurebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
